"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

TKDF Baskanı Canan Güllü: Tecavüzcüler idam edilmemeli, ağırlaştırılmış müebbetle cezalarını bu dünyada çekmeli!!!

21 Şubat 2018

Bu vakalarının konuşuluyor olması, o çocuklara ulaşmamız, onlara maddi-manevi destek olmamız, Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu gibi sivil toplum örgütleri sayesinde...

En son Manavgat’taki 4.5 yaşındaki çocuğun cinsel istismar haberine TKDF sayesinde ulaştım. Saadet Öğretmen’e de onlar sayesinde ulaşmıştım. Bence TKDF, bu konuda en iyi çalışan sivil toplum örgütlerinden biri. İyi ki var. Mağdurlar, federasyonun Acil Yardım Hattı’na başvurabiliyor, hukuki yardım alabiliyorlar ve her konuda destek görüyorlar. TKDF’nin koordinasyonunu çok önemsiyorum. Olay, onlara intikal ettiği andan itibaren müthiş koordineli çalışıyorlar. Kamuyla, ilgili bakanlıklarla, barolarla, sivil toplum kuruluşlarıyla, üniversitelerle ve medyayla...

Bugün TKDF Başkanı Canan Güllü’ye teybimi, Adana ve Manavgat’taki çocuk istismarları hakkındaki görüşlerini öğrenmek için uzattım.

İDAM TOPLUMSAL ÇÖZÜM DEĞİL

Özellikle de şu son Adana ve Manavgat vakalarından sonra idam çığlıkları yükseliyor. Çocuk tecavüzcülerinin, hak ettiği cezanın idam olması gerektiği düşünülüyor. Hem de toplumun her kesiminde... Sizin düşünceniz nedir?

Baştan anlaşalım, ben idama karşıyım. Ama isyan edenleri anlıyorum. Fakat popülist bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum. En önemlisi de idam, meseleyi, kişiselleştiren bir önlem, toplumsal çözümün önünde bir engel. Resmin özü örtülmeye çalışılıyor. Sorgulanması gereken ana konudan uzaklaşılıyor...

Nasıl yani?

Bizim sorunumuz, bu tecavüzleri, cinsel istismarları, şiddeti önlemek. Daha bu konuda henüz önleyici bir tek adım dahi atılmamışken, çare diye idama sarılmak çözüm değil.

Yazının devamı...

Yeteeeeeeeeerrrrrrrr!

20 Şubat 2018

Diğer tüm bakanlara...

Yasa koyuculara...

Uygulayıcılara...

Barolara...

Savcılara, hâkimlere...

Sesleniyorum.

Bizim çığlımızı duyun!

Ve bir şey yapın!

Yazının devamı...

Almanya için oynuyorum Türkiye’yi kalbimde taşıyorum

18 Şubat 2018

Bırakamadım elimden...
Futbol kitabı değil, hayat kitabı. Türk mü Alman mı olduğunu sürekli tartıştığımız, Alman Milli Takımı’nı seçtiği için meseleyi ‘kişisel’ algıladığımız, hatta kimilerinin sırf bu yüzden gönül koyduğu efsane oyuncu Mesut Özil, kendi macerasını anlatan çok sıkı bir kitap yazmış. Kesinlikle tavsiye ediyorum.
Adı ‘Futbolun Büyüsü’.
Biz, starların kendi öykülerini bu kadar şeffaf yazmalarına alışık değiliz.
O bozulur, bu bozulur. Ama Mesut Özil öyle yapmamış, meseleyi “dan” diye Alman direktliğiyle ortaya koymuş.
Yaşadığı tüm zorlukları, yoklukları anlatmış. Çok çok komplekssiz yazmış. Ağzın açık okuyorsun.
Özil, Almanya’da beş defa yılın futbolcusu seçildi. 20 yaşındayken milli takımda oynamaya başladı. Dünyanın en iyi futbolcuları ve teknik adamlarıyla çalıştı. José Mourinho ile çalıştı, daha ne olsun! Real Madrid’de oynadı. Sayısız şampiyonluk kazandı. 2013’te rekor bir transferle Arsenal’e geçti. Aldığı para (42.5 milyon Euro) çenemizi yordu!

Yazının devamı...

Hadi gel vazgeçme

16 Şubat 2018

Bugün yine o gün.

Parlak, çılgın, yürünmeyen yollarda yürüyen kadınları yazma günüm...

Onlardan biri de Tansel Baybara.

O, Güzel Sanatlar Fakültesi grafik mezunu komple bir sanatçı. Yıllarca sanat yönetmeni olarak çalıştı, dergiler tasarladı, kitaplar tasarladı, takı tasarladı, müzik albümleri ve sergi prodüksiyonları yaptı.

Şimdi de çok çarpıcı bir kitap hazırladı!

İlk defa kendine bir kitap yaptı:

“Hadi Gel Vazgeçme...”

Tasarımı, kapağı, içi, dışı, ruhu, kurgusu, hikâyesi her şeyi ona ait.

Yazının devamı...

Allah belanı versin! Böyle baba olmaz olsun!!! Manavgat'ta öz baba 4.5 yaşındaki öz kızına

15 Şubat 2018

Duyduğum en iğrenç, en korkunç vakalardan biri bugün okuyacağınız. Türkiye’nin her yerindeki kadın örgütlerinden cinsel istismar davaları geliyor bana. Avukatlar, sivil toplum örgütleri arayıp haberdar ediyorlar. Bu sefer ki Manavgat’tan. Duyunca karnıma kramplar girdi. Bu seferki, aile içi cinsel istismar. Böyle babalar olmaz olsun! Gebersinler! Aşağılık mahluk, eşine yıllarca zaten eziyet ediyor. Sapık cinsel isteklerini kabul etmezse, zorla yapıyor. O kadar ki kadın sonunda hastalanıyor. Kolon kanseri tedavisi görürken de onu bir takım iğrenç şeylere zorlaması hastalığını tetikliyor. Zaten daha önceden de başka bir kadına, ırza tasaddi suçundan 2 yıl 10 ay mahkumiyeti var.

Bitmedi!

Son bir buçuk yıldır da, eşi kemoterapi görürken, kadın hastanedeyken ya da baygın halde evde yatarken, 4.5 yaşındaki kızına cinsel istismarda bulunuyor. Allah boylarını devirsin böyle adamların! Yemin ediyorum yazacak bir şey bulamıyorum. Çocuk, tuvaletini tutamaz hale geliyor, çocuğun kuyruksokumunda basit tıbbi müdahaleyle giderilmeyecek derece bir ekimoz olduğu tespit edilmiş durumda. Ve bu iğrenç, pespaye, aşağılık sapık hâlâ serbest! El birliğiyle bu adamın hak ettiği cezayı alması için uğraşalım. Bugün bu meseleyi Avukat Umut Çiftçi’yle konuştuk...


Yazının devamı...

Bu klibe dikkat! 34 yıllık aşk kalp nakli bekliyor

14 Şubat 2018

Gerçi o kadar acılı, kasvetli günler yaşıyoruz ki halimiz yok. Ama yine aşk, hayatı devam ettiren şey. Bize güç veren, umut veren şey. Beyhan Tekün ve Cemal Tekün’ün hikâyesinde olduğu gibi.

34 yıldır evliler. İyi günde, kötü günde birlikteler. Cemal Tekün, prostat kanseri, Beyhan Tekün ise kalp nakli bekliyor. Daha iyi durumda olan Cemal Bey, 100 gündür hastanede yatan karısını bir an bile yalnız bırakmıyor, ona yemek pişiriyor, onun yanında uyuyor ve ona hayata sarılma ve devam gücü veriyor. Ben onları, şarkıcı Deniz Tuzcuoğlu’nun “Kadınım” klibi sayesinde tanıdım. Organ nakline dikkat çekmek için bu klipte rol almışlar, çok duygusal bir klip, bugün gösterime girecek. Sevgililer Günü’nde organ naklinin ne kadar hayat kurtaran bir şey olduğunu vurgulayacaklar. İzlemeniz dileğiyle...

Beyhan Hanım, 34 yıllık eşiniz Cemal Tekün’le, “Kadınım” klibinde oynadınız. Bayıldım ben! Çok duygulandım...

Teşekkür ederim.

Neden yaptınız peki? Gerekçeniz neydi?

Bize bu teklif geldiğinde önce bir tereddüt ettik, “Yapabilir miyiz?” dedik. Çünkü biz kamerayla, filmle işi olan insanlar değiliz. Kendi hâlinde bir çiftiz. Ama doğru, bu şarkıya uyuyoruz. Hem gerçekten sağlığımızla mücadele ediyoruz hem de gerçek aşk hikâyemizle gençlere örnek olabilecek bir çiftiz. Bir de esas olarak benim gibi organ bekleyen insanlara umut olabileceğimizi düşündük. Temel amacımız organ nakline dikkat çekmekti. O yüzden kabul ettik...

Çok iyi yapmışsınız!

Yazının devamı...

7 yıl Google’da çalıştı, şimdi Türkiye’de... Silikon Vadisi’ni Türkiye’ye taşımak istiyorum

13 Şubat 2018

Sizi tanıyalım?

Ben Hale Dönertaşlı. İstanbul’da doğdum. Aslen Konyalıyım. Son 15 yıldır Amerika’da, Google’da mühendislik yapıyordum. Artık tecrübelerimi ve bilgi birimimi ülkeme taşımak istiyorum...

Harikaymış... Eğitim?

Doktoradan önce 2 üniversite (Bilgisayar Mühendisliği ve MIS) ve 3 Master (Bilgisayar Mühendisliği
Matematik Mühendisliği ve Teknoloji Kalitesi) bitirdim.

Zorunuz neydi? Neden bu kadar çok okudunuz?

Özel bir üniversitede Matematik-Bilgisayar bölümünde burslu okurken, paraya ihtiyacım vardı. Arkadaşlarımın ödevlerini yaparak para kazandığımı MIS Bölüm başkanı (Eski başbakanımız Ahmet Davutoğlu) duyunca, disipline verildim. Tüm bursum iptal edilecek ve okuldan atılacaktım. Kendi bölümümdeki hocalarım beni yalvar yakar kurtarmaya çalışırken, af için şart koşuldu. Bana aylık harçlık verilecek ama ben de karşılığında 2 bölüm bitirecektim ve bir daha başkalarının ödevlerini yaparak para kazanmayacaktım! İkişer üçer bitirmeye alışınca master’da da böyle devam etti...

Müthişsiniz! Peki sonra ne yaptınız?

Yazının devamı...

Bu iş yerinde uyku odası var

11 Şubat 2018

Vayyy! Nedir burası? Türkiye’nin Google’ı mı?

- Google’ı ya da Facebook’u örnek almışlığımız yok. Ama evet, o kafa! Burası, insanların daha rahat bir ortamda çalışabildikleri, birbirleriyle daha rahat iletişim kurdukları, bir ev ortamı gibi. Her şeyin son derece şeffaf şekilde gözler önünde olduğu bir ofis. Daha bir kolej havasında, start-up havasında... Gerçi 510 kişinin çalıştığı bir yeri ‘start-up’ diye nitelendirmek mümkün değil ama olabildiğince heyecanımızı, dinamizmimizi yansıttığımız bir yer yaratmaya çalıştık.
Sizin bir önceki yeriniz de ilginçti.

- Burası benim ‘ustalık’ dönemim oluyor biraz. Orayı ‘kampüs’ diye adlandırıyorduk. Oradan mezun olduk, buraya geldik. Buranın adı Yemeksepeti Park. İki tarafta ortak olan ne var? Şeffaflık ve iletişim. Burada öne çıkan iki konsept daha var. Takım ruhu ve dinamizm. Takım çalışmasına odaklı bir yapı. Bu arada toplantı kültürüne inanan insanlar değiliz.

Yazının devamı...