"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Profesör Sevil Atasoy, yeni kitabı ve televizyon programıyla huzurlarınızda... Dikkat! Mutfaktan katil çıkabilir! Canı isterse sizi baştan çıkarır, isterse başka bir âleme yolcu eder!

13 Ekim 2019

Fotoğraflar: Emre YUNUSOĞLU

Sizdeki enerji kimsede yok! Bir taraftan dünyanın dört bir yanına yaptığınız mesleki seyahatler, bir taraftan üniversitede hocalık, bir taraftan yeni kitap, bir taraftan da TLC’deki yeni program... Pek çok program yaptınız bugüne kadar, yakında başlayacak bu programın diğerlerinden farkı ne?

- ABD’de çözümü yıllar, hatta on yıllar almış, gazetelerde defalarca manşet olmuş, TV programlarında tartışılmış, kimi yakın zamanda sonuca ulaşmış, kimi hâlâ tartışılan vakalarla ilgili bir program bu. Cinayetler, intiharlar, kazalar... Her bir bölümün içine girerek yorum yapmamı istediler.

Delil avcısı, haksız mahkûmiyetleri önler

Sizi nasıl buldular?

- Sanırım dünyada, Türkiye’de olduğumdan daha meşhurum! Hele Amerikan ve Avrupa kriminalcileri arasında... Birçoğunu şahsen tanırım. 1980’lerden başlayarak profesyonel derneklere de üyeyim.

Siz, bir ‘delil avcısı’sınız. Bu tam olarak ne demek?

- ‘Delil Avcısı’, “Ben yaptım!”, “Ben gördüm” ya da “O yaptı” diyenlere itibar etmeyen, yani gördüğüne, duyduğuna inanmayan; bir suçu mutlaka delillendirmeye çalışan, haksız mahkûmiyetlerin ancak böyle önlenebileceğine inananları tanımlayan bir kavram. 2005-2010 arasındaki Hürriyet Pazar ekinde yazdığım sayfanın da adıydı bu. Kanat Atkaya’yla Ertuğrul Özkök’ün birlikte buldukları bir isim.

Yazının devamı...

Olmaz olsun böyle babalar!

10 Ekim 2019

Sosyal medyaya yansımasaydı, kimsenin ruhu bile duymayacaktı...

Babası tarafından şiddete uğrayan Tuğba...

“Yardım edin!” çığlıkları hâlâ hepimizin kulağında.

Bu babası kızın ya... Öz babası!

Var mı dünya üzerinde böyle bir adilik!

Resmen işkence ediyor kıza...

Ve biz bu görüntülere tesadüfen ulaşabildik. Engelli -belki de engelli dememek gerekiyor, yüzde 87- ve özel durumda olan annesi tarafından çekilen bu görüntülere...

Bunun üzerine Aile ve Sosyal Çalışma Bakanlığı,

Yazının devamı...

Cinsellik eğitimi aslında ‘Bedenin senindir!’ eğitimi... Seksolog Rayka Kumru’dan kapsamlı cinsellik eğitimi kitabı: ‘Hoş Geldim'

9 Ekim 2019

O şahane bir seksolog, danışman ve eğitmen. İnsan “seksolog” lafını duyunca önce bir “Bu ne ya!” oluyor di mi? Ben olmuştum. Karşımda inanılmaz donanımlı birini görünce de şaşırmıştım. Sıkı bir eğitimi var. Önce The University of British Columbia’da sosyoloji ve cinsellik bilimlerinde lisans eğitimi, ardından Curtin Üniversitesi’nde seksoloji yüksek lisansı ve İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde pazarlama iletişimi yüksek lisansı. tabukamu.com ve reglhikayeleri.com web sitelerinin de kurucusu. Dünyayı takip eden, açık beyinli biri. Avrupa Seksoloji Federasyonu Genç Komitesi üyesi ve araştırmacısı, Dünya Cinsel Sağlık Derneği, Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği ve Amerikan Cinsel Eğitmenler, Danışmanlar ve Terapistler derneklerinin de üyesi.

Çok faydalı bir kitaba imza attı. Çocukları olduğu kadar yetişkinleri de aydınlatacak bir kitap: ‘Hoş Geldim’. Sadece bilgilendirici değil, eğlenceli de...

Ben Alya’dan biliyorum, sorduğu milyonlarca soru arasında en üst sıralarda yer alan soru, “Ben dünyaya nasıl geldim?”di. Ben hiç “Yavrum, seni leylekler getirdi!” demedim. Ama zorlandım, çünkü çok ayrıntıya girmek de istemedim. O zaman tabii Rayka’nın kitabı da yoktu. ‘Hoş Geldim’, benim gibi bocalamak istemeyen ebeveynlerin hayatını kolaylaştıracaktır. Rayka’yı yakaladım, sordum...

- Nerden çıktı bu kitap? Hangi amaca hizmet etmek için yazıldı?

Çocukların en sık sorduğu, ebeveynlerde da en çok panik yaratan soru: “Ben nereden geldim?”. Bu sorunun temelinde varoluşçu bir yaklaşım olsa da ebeveynler tamamen cinsellikten ibaret olduğunu ve çocuklarının yaşlarına uygun olmayan bir şey merak ettiğini düşünebiliyor. Yalan söylemekle kafa karıştırıcı bilgi vermek arasında gidip gelebiliyor. İşte bu kitabı, bu süreçte çocukların “Ben nereden geldim?” sorusunu cevaplamak isteyen tüm anne-babalar ve yetişkinler için hazırladık.

Piyasadakilerden farkı ne?

Hem dili hem de çizimleri farklı. Kitap, “Ben nereden geldim?” sorusunun cevabı arayan, kendine bugüne kadar anlatılan hikâyeleri sorgulayan bir çocuğun ağzından yazıldı.

- N’apıyor bu çocuk?

Yazının devamı...

Haklılar, sesim bir süre sonra kulak tırmalıyor. Ameliyat gerekiyor NODÜL VARMIŞ

8 Ekim 2019

‘Deliha’ları çok sevdim ben. Sen o seriyle erkek komedi dünyasına kafa mı tuttun?

Deliha’nın ilk filmi çok yadırgandı başta. Afişte tek başına bir kadın karakter o kadar az ki! Türkiye’de de dünyada da. Erkeğin kadın komedisine bilet alması zor. Hâlâ da zor. Bütün dünya kadınları olarak bu önyargıyı kırmaya çalışıyoruz. O yüzden, erkek komedi dünyasına değil de seyircinin önyargısına kafa tuttum diyelim. 

Seni Recep İvedik mizahı yapmakla eleştirdiler, buna vereceğin cevap nedir?

Şahan’ın çok üstüne gidiyorlar, gittiler. Komedinin amacı güldürmek. Ve mizahın farklı çeşitleri var. Biri İngiliz komedisi sever, diğeri Amerikan. Biri diyalogdan hoşlanır, diğeri beden komedisinden. Benim o noktada eleştirildiğim için üzüldüğüm şey şuydu: Başka bir filmi taklit etmişim gibi lanse edildi. Oysa kendi küçüklüğümde de olduğu gibi, erkekler tarafından kabul görmek veya kendini savunmak ve korumak amacıyla hafif erkeksi hale girmek zorunda kalmış, sevimli ama kaba saba bir kız çocuğu hikâyesiydi o. Yeri gelmişken kendimi de eleştireyim...

Evet, dinliyorum...

İlk filmde cinsiyetçi birkaç şakam vardı. Uyardılar. O yüzden sonraki filmde hepsini yok ettim! Çünkü haklılardı. Artık Deliha’yı kıyafet alışverişi, kuaför, makyaj ve zayıflama çabaları olan “müzikli bir güzelleştirme fırtınası” içinde göremeyecekler. 

‘ELTİLERİN SAVAŞI’ GELİYOR

Yazının devamı...

Şuh ve biri ölmüş gibi bakıp aynı anda seksi olması gereken bir poz veremem ben!

6 Ekim 2019

Sen benim için bu ülkedeki en yetenekli kadınlardan birisin. Yazıyorsun, çiziyorsun, düşünüyorsun, gerçekleştiriyorsun... Hayal ettiğin rol için manyak kilolar alıp sağlığını tehlikeye atıyorsun. Senaryoyu yazıyor, oynuyor, bir de üstüne filmi yönetiyorsun...

- Çok teşekkür ederim. İnsanın hayran olduğu bir kadından övgü duyması çok güzel.

ÜRETMEK TÜM KADINLARA ÇOK YAKIŞIYOR

Şimdi de çok farklı iki çocuk kitabı yazdın. Harbi yaratıcı kitaplar. Bütün bunları niye yapıyorsun?

- Ya ben boş duramıyorum, üretmeyi seviyorum. Denemeyi seviyorum, denemekten de korkmuyorum. Neyi sevip neye dokunmam gerektiğini iyi biliyorum galiba. İlkokulda tahtaya çıkıp kendi yazdığım skeçleri oynayıp bütün sınıfı güldürürdüm. Bayramlarda da evde yapardım. Yani özünde insanları güldürmeyi ve ortamı yumuşatmayı seviyorum. Bu da seçtiğim alanlarda proje üretmemi sağlıyor. Üretmek insana iyi geliyor.

Sence insanlar seni anlıyorlar mı? Çabanı, kendini ne kadar paraladığını...

- Anlayan da oluyor, gıcık olan da! Ben anlayıp ilham alsınlar istiyorum. Özellikle kadınlar. Çünkü durmadan üretmek ve çabalamak hepimize çok yakışıyor.

Yazının devamı...

Dezavantajlı gruplara can suyu veren sosyal girişim: ‘JOON’

4 Ekim 2019

Seni tanıyalım...

Ben Duygu. 26 yaşındayım. ODTÜ İşletme mezunuyum. Okurken bölüme bir türlü ısınamadım, kendimi çok ait hissetmiyordum. Yaratıcılığıma engel olan, zihnimi baskılayan bir tarafı vardı. Bir şirketin hayallerinin peşinde koşturmak tüm topluma, en çok da kendime haksızlık etmek gibi geliyordu. Ben insana dokunan bir iş yapmak istiyordum. Yan dal olarak ürün tasarımı okumaya karar verdim. Bir ürünün tasarımı süreci insanlığa dair o kadar çok şey söylüyordu ki. Ben de hayatımın direksiyonunu buraya kırdım, yüksek lisansımı da gene bu bölümde, sosyal inovasyon için tasarım alanında geçtiğimiz ay tamamladım. Eşzamanlı olarak da hayatıma Azra ve “Joon” girdi.

‘Joon’ neyin nesidir? Kimin sesidir?

“Joon”, eşitsizlikleri ortadan kaldıran bir dünya yaratmak isteyen ve tüm gücünü kuvvetini buna vakfetmeye hazır iki kadının hayali aslında. Benim ve Azra’nın. Sonra İrem ve Cansu da eklendi bize. Dezavantajlı üreticilerin ekonomik olarak güçlenmelerini sağlayan, bunu da bunu tasarımın sihirli değneğiyle gerçekleştiren bir köprü kurmaya çalışıyoruz...

‘Joon’un anlamı ne? Uydurduğunuz bir kelime mi, bir anlamı var mı?

Farsça “Can, yaşam” demek.

Yanlış anlamıyorum dimi? Siz dezavantajlı grupların -kadınlar, engelliler ve mülteciler gibi- üretmesi için çabalıyorsunuz... Neden?

Yazının devamı...

25 yaşındaki Can’ın otizmliler için buluşu

3 Ekim 2019

Yine umut doluyorum. Ben hep söylüyorum, bu ülkede en çok kadınlara ve gençlere inanıyorum. Can Yıldız da onlardan biri. 25 yaşında bir mühendis. Aynı zamanda sosyal girişimci. Ve müthiş bir şey yaptı! Otizmli kuzeni için geliştirdiği konuşma kartlarını bir iletişim kitine çevirdi. Ve ‘Tolkido’ doğdu! Şu anda özel eğitim merkezlerinde otizmli çocuklar Tolkido’yla konuşmayı öğreniyor, başkalarına bağımlı olmadan kendilerini geliştiriyor. Yani Can, tüm otizmli çocuklar için bir umut oldu. Kutluyorum, hikâyesini sizinle paylaşıyorum...

Küçükken ne olacağım diyordun?

Kendimi bildim bileli bilgisayarlara merakım vardı. 11-12 yaşlarında, mahalledeki komşuların evlerine format atmak için çağırılan çocuktum. Hep bilgisayarla yeni icatlar yapabilen bir insan olmak isterdim. Kurcalamayı, bozmayı ve eğer hâlâ mümkünse tamir etmeyi çok severim. En büyük hobim, mevcut imkânlarla yeni şeyler yaratmak ve nesneleri amacı dışında kullanmak. Tolkido da tam olarak bunların sonucunda ortaya çıktı diyebiliriz...

Hadi bize anlat Tolkido neyin nesi, nasıl doğdu?

4 sene önce, kuzenim Umut’u ziyarete gittiğimde, amcamın Umut için yüzlerce görsel eğitim kartı aldığını gördüm. Amcam, Umut’a bu kartlarla yeni kelimeler söylemeyi öğretmişti ve çok mutluydu. Umut’un konuştuğunu bana göstermek için bu kartları Umut’a göstermeye ve ardından ne olduğunu söyletmeye çalışıyordu. Fakat kuzenim, amcamla iletişim kurmuyor ve sürekli kartlardan kaçıyordu. Uzun bir uğraşın sonunda Umut, o kartlardan öğrendiği kelimeleri söyledi ve hepimiz çok mutlu olduk. Sonra amcamla Umut’un eğitimi üzerine sohbet etmeye başladık. Umut, yüz binlerce çocuk gibi çok az ve özel eğitim alabiliyor. Bu sebeple ailesi, eğitimi evde kendi imkânlarıyla vermeye çalışıyor. Fakat otizmli çocukların her birinin kendine has özellikleri olmasına rağmen kullandıkları eğitim materyalleri tek tipti...

Yani çocuğun ihtiyaçlarına göre kişiselleştirilemiyordu...

Aynen öyle! Amcam piyasadaki kartlarla çalışırken Umut’un dikkatini çekemediği için çok zorlanıyordu. Sohbet ederken “Bu kartları daha dikkat çekici hale nasıl getirebiliriz?” diye beyin fırtınası yapmaya başladık. Öncelikle kartların çocuğa özel ve kişiselleştirilebilmesi konusunda anlaştık. Ardından kuzenimin ses çıkartan nesnelere karşı olan ilgisini de işin içine kattık ve sonuç olarak bu kartların hem konuşan hem de kişiselleştirilebilen bir hale gelmesinde hemfikir olduk. Aynı akşam, telefonumdan gerekli elektronik malzemeleri sipariş ettim ve ilerleyen haftalarda Umut için ilk Tolkido’nun en basit prototipini geliştirdim.

Yazının devamı...

Berfin’den rapor veriyorum

2 Ekim 2019

Aşağı yukarı üç aya yakın bir süre babasıyla Bodrum’daydı. Tam 3 ameliyat gerçekleşti. Ben de yazın Bodrum’da olduğum için sık sık onu ve hocayı ziyaret etme fırsatı buldum. Ameliyatlarına bizzat tanıklık ettim...

KENDİ DOKULARIYLA YENİ BİR YÜZ YAPILDI

Üç ameliyatın sonucunda... Kendi dokularıyla 19 yaşındaki genç kıza yeni bir yüz yapıldı. Hayata yeniden merhaba dedi ve geçtiğimiz günlerde evine döndü.

Bitti mi tedavisi? Hayır. Devam. Ama şimdilik bir ara verildi. Maalesef asit yanığı sonucu görme yetisini kaybetmiş sağ gözü için kornea nakli gerekiyor. Sonrasında da yüz yapımının tamamlanması için iki ameliyat daha lazım. Yine Mutaf Hoca tarafından gerçekleştirilecek.

Tanıdığım en cesur kızlardan biri Berfin. Müthiş bir enerjisi var bir kere. Onu tanıyan herkes aynı şeyi söylüyor. Başına böyle bir felaket gelmiş ama yine de umutlu, yaşına göre çok daha olgun ve dirayetli. O zorlu süreci son derece yürekli bir şekilde atlattı. Sabırlıydı. Sakindi. Çünkü sürekli hastanede olmak çok da sevimli bir durum değil ama hiç şikâyet etmedi. Tek şikâyeti hastanenin yemeklerinin fazla sağlıklı olmasıydı. O kendi memleketine özgü baharatlı, yağlı yemekleri özledi. Espri yapmayı da ihmal etmedi yani! O kadar tatlıydı, tüm hastanenin sevgilisi oldu.

Müthişti gerçekten. Son ameliyatına annesi ve kardeşi de geldi. Aynı zamanda yaz boyu iyilik kolyeleri yaptı, hatta Gürece’deki atölyede yaptığı iyilik kolyeleri satışa çıkarıldı. Çok ilgi oldu, pek çok kişi satın aldı, en çok kolyeyi de Turizm Bakanı’nın eşi Pervin Ersoy aldı.

ÜÇ AMELİYAT OLDU İKİ TANE DAHA VAR

Yazının devamı...