"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

TOBB’un fotoğrafına bir bakın sadece erkeklerin olduğu böyle fotoğraflar istemiyoruz!

23 Mayıs 2018

Manzaraya baktığımızda yine sırf erkek...“Bu ülkede kadınlar yok mu yahu” dedirtiyor!

Bugünkü konuğum Türkiye İş Kadınları Derneği Başkanı Nilüfer Bulut’un da söylediği gibi, madem hayatın yarısını kadınlar oluşturuyor, karar mercilerinin yarısında da kadınlar olmalı.

Ama Meclis’in hali ortada.

Listeler de açıklandı biliyorsunuz. AK Parti’nin kadın aday oranı yüzde 28, CHP’nin yüzde 23 olduğu söyleniyor. Biz bu oranları yüzde 50’lilerde görmek istiyoruz. Ama bunda sadece erkeklerin suçu yok, biz kadınlar da cezalıyız. Daha fazla gayret etmeliyiz, daha fazla yönetimin kademeleri için mücadele etmeliyiz...

Geçtiğimiz günlerde TOBB’un içler acısı bir fotoğrafı yayınladı. 15 erkek yan yana dizilmiş vaziyette, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’ni temsil ediyor. Kadınları yok sayan bir fotoğraf. Ertesi gün de Türkiye İş Kadınları Derneği tam sayfa ilan verdi, ‘mecliste ve yönetim kademelerinde eşit temsil hakkı istiyoruz’ dedi. Ben de bunun üzerine teybimi TİKAD Başkanı Nilüfer Bulut’a tuttum...

- Sizi tanıyalım...

Ben Nilüfer Bulut. Ekonomi eğitimi aldım. Çalışma hayatına finans sektöründe başladım. Sonra girişimci olarak devam ettim. Pek çok marka ve siyasi kampanya yönettim. Şu anda da, Bulut Holding Yönetim Kurulu Başkanıyım. Aynı zamanda Türkiye İş Kadınları Derneği Başkanlığı’nı yürütüyorum. En çok inandığım şey, iş hayatında kadınların güçlenmesi ve örgütlenmesi. O yüzden de 2004’te sermaye sahibi başarılı bir grup iş kadınını bir araya getirerek, TİKAD’ı kurduk.

Yazının devamı...

Ter kokusuyla mücadele benim için sosyal görev

23 Mayıs 2018

Araştırma sorusu: “Kim size dostane bir biçimde ter kokuyorsun dese alınmazsınız?”                                                                                                              Cevap: Orhan Gencebay!     

O, hepimizin Orhan Babası... Yıllar geçiyor, o hiç değişmiyor. Nasıl oluyor bilmiyorum ama öyle. Kilosu da değişmiyor, hali, tavrı da. Hep aynı zariflikte, hep aynı tatlılıkta...
Orhan Gencebay’ın varlığı bana güven veriyor. “Her şey yolunda hissi” veriyor. Kendisi bu ülkenin demirbaşlarından. Aynı zamanda bana deli hallerimi hatırlatıyor, içip içip, “Batsın bu dünya!” diye bağırdığımız yılları... Ki eminim pek çok insan için geçerlidir bu. Tüm zamanların sanatçısı o, zamana meydan okuyan bir müzisyen o, bir kült...
Bu aralar Rexona reklamıyla gündemde. “Daha güzel, daha mutlu, daha adil, sevgi dolu bir dünya için, barış için, insanlık için, burunların selameti için, hiçbirimizin ter kokmaması gerekiyor!” diyor...
Önce bir şoke oluyor insan. Sonra gülümsüyor. Kabul edelim böyle bir sorun var. “Temiziz” diye geçiniyoruz ama ter kokuyoruz, sadece toplu taşımada değil, asansörlerde de burunların selameti için duş almalı ve deodorant kullanmalı! Ben faydalı buldum reklamı. Gerisini Orhan Baba’nın ağzından dinleyelim...

Fotoğraflar: Emre YUNUSOĞLU

AŞKIN DA BİR KOKUSU VAR  

Yazının devamı...

Uzayda en zoru ayakkabı giymek!

22 Mayıs 2018

Ben çözdüm işi, “emekli astronot” diye bir şey yok; bir astronot her zaman astronot! Chris Hadfield aynı zamanda savaş pilotu, test pilotu. Üstüne çocuklar için yazdığı olağanüstü bir hikâye kitabı da var. Çok yönlü biri. Arkeolojiyle de ilgili, tarihle de ilgili... Uzaya gitarını götürüyor ve David Bowie’nin en zor parçalarından birini söyleyebiliyor, sesi gayet iyi ve 40 milyon insan onu nefessiz izliyor. Arkadaş şahane yani! İlk önce fit fiziği dikkatimi çekti, hayatı boyunca spor yapmış. Astronotlar hımbıl ve göbekli olamıyormuş!

Hadfield tam 166 gün uzayda kaldı. Dünyanın yörüngesinde 2 bin 650 tur attı. Çok renkli bir adam. Stand up’çı gibi. Bazı astronotlar bildiklerini kendine saklarmış, uzaydaki deneyimlerini paylaşmaktan hoşlanmazmış. Ama Chris müthiş anlatıyor. Türkiye’de iki etkinlik yaptı, gidemediyseniz üzülmeyin, National Geographic kanalında “Sıra dışı bir kaya” belgeselinde Hadfield’ın deneyimlerini izleyebilirsiniz. Mutlaka TED konuşmasını da izleyin, çocuğunuza da izletin. Tanımaktan büyük keyif aldığım biriydi...

- Uzayda ne yiyordunuz?

Buzdolabı, dondurucu, mikrodalga fırın, ocak gibi şeyler yok. Çok basit yiyecekler var, kamp yiyecekleri gibi... Daha çok paketli gıda... Sağlıklı bir diyet olduğu için de kas kazandım, yağ kaybettim...

- Uzayda çok zor olan şey nedir?

Hiç ayakkabı giymiyorsunuz, çünkü egzersiz yapmanın dışında ayakta durmuyorsunuz. Egzersiz malzemesi kullanacağımız zaman da, koşu ayakkabısı giyiyorduk. İşte en zor şey! Yerçekimi olmadan o ayakkabıları giymek çok zor! Tek ayakkabımı giyebildiğim zaman ters dönmüş ve diğer ayakkabının tekini kaybetmiş oluyordum. Ama birçok şey yer çekimsiz daha kolay. Süzülüyorsunuz, uçuyorsunuz, müthiş bir his...

-

Yazının devamı...

Dünyanın etrafında 2650 kere döndüm

20 Mayıs 2018

Ağzım açık dinledim. Gerçekten olağanüstü. Yok yani böyle bir şey. Dört üniversite bitirmiş, hem savaş pilotu, hem test pilotu. Uçan her şeyi kullanabiliyor. Acayip bilgili. Rusça biliyor. Her şeye hâkim, duruma hâkim. Fit. Fit olmayan uzaya gidemiyormuş bu arada. Çakı gibi bir adam. Leb demeden leblebiyi anlıyor. Hızlı. Pratik. Esprili. Sarkastik. Derin. Gittiği her okulu birincilikle bitirmiş. Hem okyanusun dibinde yaşamış, hem üç kere uzaya gitmiş, uzay yürüyüşü gerçekleştirmiş. Yetmezmiş gibi uzayda, yerçekimsiz ortamda David Bowie şarkısı seslendirmiş, 40 milyon kişi tarafından izlenmiş. Şimdi de gençlere, çocuklara bilimi, uzayı sevdirmeye ve bu konuda ilham vermeye çalışıyor. Ve aslında tüm dünyaya, “Korkmayın!” mesajı veriyor. Ve nasıl mütevazılık... Ben galiba âşık oldum!

Dünyanın en ünlü astronotlarından Chris Hadfield, 166 günlük uzay macerasını anlattığı, ‘National Geographic Live: Uzaydan Dünyamız’ etkinliği için Türkiye’deydi. Bosch’un katkılarıyla, çocuklar ve yetişkinler için düzenlenen iki ayrı oturuma katıldı. Sahneye de çok hâkim. Stand-up’çı gibi. Bayıldım. Mutlaka TED konuşmasını da izleyin. Ben onunla röportaj yapabilen şanslı gazeteciydim. O kadar çok soru sordum ki sığmadı tabii, bu röportaj salı günü devam edecek...

Bu benim için bir ilk! Hayatımda ilk defa bir astronotla röportaj yapıyorum. Üstelik siz, herhangi bir astronot değilsiniz, Neil Armstrong, Buzz Aldrin’le birlikte adı anılan müthiş birisiniz...

- Teşekkür ederim.

 166 gün uzayda kaldınız, uzayda yürüyen ilk Kanadalı astronotsunuz. Başınıza gelmeyen kalmadı, inanılmaz maceralar yaşadınız... Sonra altı kitap yazdınız, şimdi dünyanın her tarafında konferanslar veriyorsunuz, gençlere ve çocuklara ilham oluyorsunuz... Başlıyorum sormaya: Küçükken kafayı uzaya takmanızın özel bir sebebi var mıydı?

- Bir çiftlikte büyüdüm ben. Toronto’ya bir saat uzaklıkta bir çiftlikte. Etrafımda beni besleyen büyük bir şehir yoktu. Bilimkurgu kitaplarından, çizgi romanlardan ilham aldım. Edgar Rice Burroughs, Arthur C. Clarke ve Jules Verne favori yazarlarımdı. Onların kitaplarını okuyarak büyüdüm. Ve Jules Verne’nin ‘Esrarlı Ada’ kitabının başkahramanı Cyrus Smith rol modelimdi. “Çocukken en çok ne yaptın” diye sorarsanız, okudum ve hayal kurdum derim!

 

Yazının devamı...

Bir günde mekân yenileyen iki şahane kadın

18 Mayıs 2018

Yürünmeyen yollarda yürüyen kadınlar günü...

Bugün çok yaratıcı iki kadınla tanıştıracağım sizi...

Elmon Pekmez ve Nükhet Boz.

İki şahane mimar. Hızlı, pratik ve çok tatlılar. Çok genç görünüyorlar ama meslekte 17’nci yılları. Son derece tecrübeliler yani. Ayrıca Nükhet’in üç, Elmon’un iki çocuğu var. Herkese, her yere, her şeye yetişen kadınlar onlar.

Yazının devamı...

Oy ve Ötesi Yönetim Kurulu Başkanı Gözde Elif Soytürk: Oyuna sahip çıkmak isteyen herkes... Oy ve Ötesi gönüllüsü olsun!

17 Mayıs 2018

Bu sütunda defalarca Oy ve Ötesi’ni yazdım, yazmaya da devam edeceğim. Sadece yazmakla kalmadım, görev de aldım, gittim gönüllü oldum. Adil ve şeffaf bir seçim için çabaladıklarını düşünüyorum. Onlara bütün kalbimle inanıyorum. Bence hepimiz destek vermeliyiz. Gönüllü müşahitlik kayıtları yarın başlıyor...

- Sizi tanıyalım...

Ben Gözde Elif Soytürk. Bilgi Üniversitesi Ekonomi bölümünü bitirdim. Marmara Üniversitesi Uluslararası İşletme bölümünde yüksek lisans yaptım. 2005’ten beri de aile şirketimizde çalışıyorum. Hayvanseverim. Tam bir doğa aşığıyım, aynı zamanda yelkenciyim. Gerçek bir deniz tutkunuyum. Ama en büyük hayalimi sorarsanız, lavanta yetiştirmek...

- Şahaneymiş! Oy ve Ötesi sizi için ne ifade ediyor?

En az lavanta kadar büyük bir tutku benim için. Vatandaşlık görevi.

- Ne zaman tanıştınız Oy ve Ötesi’yle...

2014’te. 2016 yılından bu yana da Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürütüyorum. 

BÜTÜN SANDIKLARI OLMASA DA... 81 İLİ HEDEFLİYORUZ

Yazının devamı...

Evrim Kuran’ın kitabı ‘Telgraftan Tablete’ çıktı... Bir kuşağın diktiği ağacın gölgesinde öteki kuşak serinler...

16 Mayıs 2018

“Bir kuşağı anlamak, bir dönemi anlamaktır” diyor ve ekliyor: “Bir dönemi anlayınca da kimseyi kendi değerlerinle yargılamıyorsun. O jenerasyonun gerçeği neyse meseleye o şekilde bakıyorsun.”

Evrim’le biz Gezi döneminde tanıştık.

O zaman Gezi’nin kahramanları olan Y kuşağını anlatmıştı, sonra birkaç defa daha röportaj yaptım. Pırıl pırıl bir zekâ ve müthiş bir birikim!

O, benim kızımı da daha iyi anlamama sebep oldu...

En sevdiğim tanımı da, -o, bir Çin atasözü olduğu söylüyor- “Bir kuşağın diktiği ağacın gölgesinde öteki kuşak serinler.”

Evrim ilk kitabını yazdı: ‘Telgraftan Tablete’

Türkiye’nin 5 kuşağını anlatıyor. Üstelik kendi aile hikâyesi üzerinden anlatıyor. Halk ozanı dedesi Ali’den başlıyor, oğlu Ali’ye kadar geliyor. O kadar sıcak ve güzel yazmış ki hem çok sıkı sosyolojik tespitler ve araştırmalar var hem de kişisel hikâyeler de olduğu için bize kendi ailemizle paralellik kurma imkânı tanıyor.

Bravo Evrim!

Yazının devamı...

İkisi de çok değerli: Bazı çocuklar annelerin karnından doğar bazıları da kalbinden...

15 Mayıs 2018

Etiyopya’dan evlat edinen Esra, bunu bir iyilik ya da cesaret örneği olarak görmüyor. “Belki de iyiliği yapan oğlumdur” diyor. Esra, farklı ve çok tatlı bir kadın. Aynı zamanda eğitimci, seminerler veriyor. Mutlaka verdiği seminerlerden birini izleyin, insana ilham veren şeyler anlatıyor. Dün başlayan Esra Akkaya ve Can’ın macerası bugün de devam ediyor...

- Niye Etiyopya?

Özellikle seçilmiş bir yer değil. Bakanlığı aradığımızda, “Bir aile Etiyopya’dan evlat ediniyor. İsterseniz onlarla irtibata geçin” dedikleri için; tamamen tesadüf yani. Bazı yollar, hayatta kendiliğinden açılıyor. Sebebini bilmiyorsun. Belki de “kader” denilen şey budur. Etiyopya’ya gittik ve oğlumuza orada kavuştuk...

- Nasıl cesur bir şey yaptığının farkında mısın?

Bu bana cesaret gibi gelmiyor. Belki bir macera ama hayatta her şey macera. Çatır çatır doğurmak da macera, sezaryen de bir macera, çocuk yetiştirmek de öyle. Hepsinin bir yolculuğu, bir çilesi var. Ama tüm bunlar bizi anne yapıyor. Macerasız annelik olur mu? Olmaz. Anne olmak için mutlaka bir maceran olacak ve o maceraya atılacak cesaretin olacak ama bu bana özgü bir şey değil. Cesaretse bütün anneler cesur...

- Öyle bir anlatıyorsun ki sanki dünyanın en normal şeyi gibi...

Benim için öyle. Biz oğlumla kavuşmayı bekleyen iki ruhtuk, kavuştuk...

-

Yazının devamı...