"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Koca yürekli melek adam: Gökçer Korkmaz

23 Temmuz 2017

Babaeski’de yaşıyor. Çöplükteki sokak hayvanlarına sahip çıkıyor. Eski bir mobileti var, atlıyor gidiyor, kimsesiz, aç, susuz köpeklere mama taşıyor, onlara kulübe yapıyor, hepsine tek tek isim veriyor, hasta olanları tedavi ettiriyor.

Ve bütün bu eylemleri küçük videolar halinde yayımlıyor.

Müthiş bir merhamet. Akıl alır gibi değil. İzleyin, ne demek istediğimi anlayacaksınız. Takipçileri, “Samimiyetin vücuda bürünmüş hali... Koca yürekli, melek adam... Kötü insanlar dokunamasın diye yüreciğini bir fanusa koyup korumak istediğim insan... Aşmış insan... ‘Hiç’e erişmiş bir ‘çok’” diye yazıp duruyorlar.

Gökçer’in hangi yaralı hayvanı hangi hastaneye götürdüğünü biliyor, imece usulü tedavi ettiriyorlar. Ya da mama gönderiyorlar.

Bir de çok yakışıklı Gökçer.  Gerçi bunun farkında bile değil, ilgilenmiyor da.

Gerçekten az rastlanabilecek güzel ruhlardan. Hikâyesinin içinizi ısıtması dileğiyle...

Nasıl bu kadar ‘gerçek’, bu kadar ‘şefkatli’ olabiliyorsun? Videoların, paylaştıkların, gerçekten insanı darmaduman ediyor...

Yazının devamı...

Bir kadın değişirse bir aile, bir aile değişirse toplum değişir

21 Temmuz 2017

 

Mardinli bir ailenin kızı. İstanbul’da eğitim alıyor ama şehri Mardin’e dönüyor. O kendi değerleri ve yetenekleriyle hayatlarını değiştirip ayakta kalmaya çalışan kadınlara öncülük ediyor.

Aslında Ebru, hepimiz için bir rol model!!!

Mardin için müthiş şeyler yaptı, mutfaktaki başarıyı, toplumsal faydaya dönüştürdü. Bir sürü kadına iş olanağı ve maddi gelir sağladı.

Ve dünyanın en prestijli gastronomi ödülü “Basque Culinary World Prize” ödülüne Türkiye’den aday oldu ve ilk 10’a kaldı. Dün yarışma sonuçlandı, Kolombiya’dan başka bir kadın şef, 1’incilik Ödülü kazandı. Ama Ebru Baykara Demir’in ilk 10’a kalması bile bizim, bu ülkenin kadınları için bir gurur kaynağıydı.

Gastronomi sektörünün Nobel’i sayılan “Bask Dünya Aşçılık Ödülleri”nde ilk 10’a kaldın. Bunu başaran ilk Türk’sün ve ilk kadınsın...

- Çok çok teşekkür ediyorum. Adaylık sürecinden itibaren heyecanım hep tavandı. Öyle anlar oldu ki aşırı heyecandan hastanelik bile oldum! Ödül dün Kolombiyalı başka bir kadın şefe gitti. Olsun, mutlu ve gururluyum...

Türkiye’nin tanıtımı için ne kadar önemli?

Yazının devamı...

Bu yazın en önemli keşiflerinden: 'Bodrum’un Mezecisi'

20 Temmuz 2017

Bodrum Bitez’de minicik bir dükkân. Süssüz püssüz. Öyle minimalist, havalı filan değil ama tertemiz. Girdiğinde meze görüyorsun. Sadece meze! Sıra sıra, 40’a yakın meze cam tezgâh arkasında duruyor. Ama ne mezeler!... İnsan çıldırıyor. “O da olsun, bu da olsun, şundan da biraz, ay şu da varmış...” diyorsun ve kendinden geçiyorsun. Üç boy kap var, ne kadar istiyorsan o kadar veriyorlar.

Daha alırken, rakı ve şahane bir sohbetle onları bir güzel mideye indirdiğini hayal ediyorsun, öyle de oluyor.

Ben bu yaz defalarca aldım ve fonda caz çalan bu mezeciyi çok sevdim. Ve sonra öğrendim ki yine kadınlar! Ne varsa kadınlarda var! Yaşasın kadınlar! Gururla, küçük esnaf Çağlan Tütüncüoğlu’nu sizinle tanıştıyorum...

Yedi düvele nam salmış durumdasınız! Millet sizin mezelerle eş-dost ağırlıyor... Hatta “kendim yaptım” diye yutturanlar var. Ne diyorsunuz?

- Çok hoşuma gidiyor. Gelenler bir şekilde annesinin, anneannesinin lezzetini bulduğunu söylüyor. Bu da beni çok mutlu ediyor. Çünkü meze, söylemesi kolay ama yapması zor bir şey. Çünkü usulü olan bir şey...

Peki siz anneanne usulü meze yapmaya nasıl başladınız? Nedir sizin hikâyenizi?

- Ben aslında içmimarım. Ama hayatta ne yaparsam yapayım, yaptığım işi iyi yapmaya çalışan biriyim çünkü ailemden öyle öğrendim.

Anne-baba neci?

Yazının devamı...

Sapık müdür 82 yıl ceza aldı: Suç yarına kalmadı, yanına da!

19 Temmuz 2017

İzmir-Menderes’teki 6 çocuğa cinsel istismarda bulunan o sapık müdür için 82 yıl ceza çıktı. Bütün pedofili vakalarına emsal olabilecek bir sonuç. Saadet Öğretmen’e de mahkeme heyetine de TKDF’ye de İzmir Barosu avukatlarına da cesur yürek çocuklara ve ailelere de sonsuz teşekkürler...

Bizim güzel Saadet Öğretmenimiz... Canımız Saadet Öğretmenimiz... Senin öğretmenlik yaptığın İzmir Menderes’teki okulda cinsel istismara uğrayan 6 küçüğün davası sonuçlandı. Müdür, 82 yıl gibi rekor bir ceza aldı! Hepimizin yüzü güldü. Bu defa adalet yerini bulunca sevindirik olduk. Evet, pek çok insanın payı var, Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu’nun, İzmir Barosu avukatlarının, ailelerin ve küçüklerin ama en çok senin!!! Sen bizim bi’tanemizsin. Hiç yılmadın, sonuna kadar bu işin üzerine gittin...

- Beni mahcup ediyorsunuz, çok çok teşekkür ederim.

Karar açıklandığında ne hissettin?

- Karar açıklanırken nefesimi tutmuş, elimle hâkimin verdiği cezaları hesaplıyordum. Parmak hesabı yapmayalı yıllar olmuştu. Bir baktım, 82 yıl 6 ayı bulmuş! Önce inanamadım, doğru mu diye... Sonra teyit edildi. Ayaklarım birden yerden kesildi sanki. Ve gözyaşlarım akmaya başladı. Mutluluktan hıçkıra hıçkıra, sarsıla sarsıla ağladım. Bir anda bunca zamanın gerginliği boşalıverdi...

Sonra?

- Sonra bağrışlar, çağrışlar, “Adalet yerini buldu! Kamu toplum vicdanı yerini buldu!” çığlıkları. Biz bu davada 4’üncü seneye girdik. Uzun ve çok zorlu bir mücadeleydi. Sanki bir çocuk doğurmuşum ve 4’üncü yaşına girmişti. Yanlış anlaşılmasın, bizimki sadece o çocuk için mücadele eden kadınların zaferi değildi, başka çocuklar için de atacağımız adımlardı. Her çocuk için bir adalet ışığı var ve biz adaleti sağlayabiliriz. Bunu bu davada gördük...

O sırada çocuklar da orada mıydı?

Yazının devamı...

Yazar, ressam, psikoterapist, ‘Can Manay’ sanılan Cem Mumcu: Gerçeklik kadar seksi hiçbir şey yoktur

16 Temmuz 2017

Kadınlar bu sofistike ve ‘ruh hastası’ psikiyatra bayıldı.

Taa en başından beri de Can Manay karakterinin, psikiyatr Cem Mumcu olduğu söylendi.

İş, isim benzerliğiyle sınırlı kalmıyordu. İkisi de psikoterapi yapıyordu, ikisi de televizyon programı yapıyordu, ikisi de ders veriyordu, Nişantaşı’nda yaşıyordu, ikisinin de gelişmiş estetik zevkleri vardı, filan falan.

Ben aslında bu geyiği konuşmaya gittim ama Cem Mumcu gerçekten etkileyici, bilgili ve katmanlı biri. İnsana heyecan veren, yeni kapılar açan biri, kafanda şimşekler çakıyor onunla konuşunca. Bu yeni dönemin kodlarını da konuştuk, sosyal medyanın hayatımızdaki yerini, birbirimize karşı ne kadar hoyrat olduğumuzu, nasıl kırdığımızı, siyasi iklimi, kaygılarımızı, korkularımızı, korktukça nasıl bencilleştiğimizi ve kırıcılaştığımızı... Sıfır empati, hoyratlık tavan yani...

Sen nevi şahsına münhasır bir psikiyatrsın. Sana ‘psikiyatr’ denmesinden bile hoşlanmıyorsun...

- Evet. Medyaya psikiyatr olarak çıkmam. Altıma doktor yazdırmam, psikiyatr yazdırmam...

Aynı zamanda sanatçısın, ressamsın, yazarsın, yayınevin var ve fazlasıyla özgür bir ruhsun... Sen tam olarak nesin? Ne yapıyorsun? İnsanlığın iyiliği için mi uğraşıyorsun? Onları tedavi ederken kendini mi tedavi ediyorsun?

- Mutlaka! Ben ilk 10 yıl, Bakırköy Akıl Hastanesi’nde çalıştım. 21.5 yaşındaydım. Bütün değer yargılarım orada çöp oldu. O zamana kadar o kadar kolay yargılıyordum ki her şeyi. Oranın bir kokusu vardı. O kokunun içinde kan, ten, sperm, sidik, ilaç, toz, kedi, eski kitaplar ve acının kokusu vardı. Ve çok ağır bir kokuydu. Önce çok rahatsız oldum. Rahatsız olduğum için de kendimden utandım. Derken o kokuyu kanıksadım. Ve sonra “Sakın kanıksama!” dedim. “Kanıksarsan bu sefer acıyı göremezsin!” Sürekli kendini tırpanladığın bir yerdir terapi odası. Kendini sürekli tırpanlar ve küçülürsün ve hiçbir şeyi yargılayamaz hale gelirsin...

Yazının devamı...

Adriana, bir müzik kutusu ve şiirle bana vuruldu

14 Temmuz 2017

Nasıl olur da çok da varlıklı ve yakışıklı olmayan Metin Hara gibi bir Türk çocuğu, Adriana Lima gibi bir Victorio Secret baş mankeniyle aşk yaşar?

Olamazdı!

Bunda bir iş vardı, çünkü imkânsızdı, kurguydu, reklamdı, işin içinde Acun vardı, o da bu plana dahildi, yoksa daha büyük bir Amerika planı mıydı, birileri bize yine bir şey kakalamaya çalışıyordu, acaba Adriana’ya kim ne kadar para vermişti Metin’le uluorta aşk yaşıyor gibi görünsün diye!

Paparazziler dağlara çıktı, biraz daha öpüşme fotoğrafı alabilmek için, bir kısım magazin gazetecisi de köşesinde, “Ben bu yola baş koydum, kurgu değilse, ben ben değilim!” türünden yazılar yazdı.

Bu kadar tantana üstüne yapılması gereken tek şey Metin Hara’yı aramaktı, ben de onu yaptım…

HAMİŞ: Bu arada hatırlatayım, o son derece küçümsenen Metin Hara, Üsküdar Amerikan mezunu, binlerce insana eğitim vermiş biri. Ama siz okuyun, kendiniz karar verin...

Metin Hara, bütün Türkiye seni konuşuyor…

- Olur böyle şeyler n’apalım Ayşecim…

Yazının devamı...

Ölmek için değil haksızlığı düzeltmek için açlık grevindeyiz!

13 Temmuz 2017

Tabibler Birliği kontrol için sürekli başvurmakta, bütün başvuruları reddedilmekte. “Semih ile Nuriye”nin durumu günden güne vahimleşmekte. Semih’in eşi Esra Özkan Özakça ile yaptığım röportajın ikinci kısmını bugün okuyacaksınız. Esra, kocasına çok âşık, ona her konuda destek veren güçlü bir kadın. Bir gün bu kâbusun biteceğine inanıyor. Bakın neler anlatıyor...

“Semih ile Nuriye” 127 gündür açlık grevinde... Cezaevi koşulları nasıl?

- Nuriye Hoca ve Semih, cezaevine girdiğinde, onlarla bir heyet görüşmüş ve demişler ki, “Bilinciniz kapandığında biz size müdahale edeceğiz!” Onlar da cezaevinin onlara tayin ettiği doktorları reddetmişler ve demişler ki, “Bizim ilk günden bu yana takip eden doktorlarımız var Ankara Tabipler Odası’ndan, onlar bizi takip etsin!” Ama Adalet Bakanlığı buna izin vermedi.

Peki şimdi durum ne?

- İçeceklerini ya kendileri hazırlıyor ya da koğuş arkadaşları. Tabipler Odası takip edebilmek için sürekli başvuruda bulunuyor, sürekli reddediliyor. Avukatları her gün onları görüyor, hem sağlıklarını kontrol etmek hem de varsa şikâyetleri öğrenmek için. Onların ilettiklerini, biz buradaki doktorlara soruyoruz. Bu, çok sağlıklı bir yöntem değil ama şu an, bir doktor kontrolü söz konusu değil...

Peki onlara, “Şu kadar tuz, şu kadar şeker, şu vitamini almalısınız!” diyen kim...

- Biri yok, kendileri. Bir de öncesinde yaşadıkları 120 günün tecrübesine göre davranıyorlar. Mesela tuzu çok mu aldılar? Diyor ki, “Ödemim oluştu tuzu azaltmalıyım!” Çok da seçenekleri yok. Dediğim gibi, biz belli şikâyetlerini doktorlara aktarıyoruz ama tabii doktorların görmeden karar verebileceği şeyler değil, haliyle onlar da genel tavsiyelerde bulunuyorlar...

Organlarından ne kayıplar verdiler şimdiye kadar?

Yazının devamı...