"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Türk kadınının ideal erkek tipi Sadettin Saran ve Mehmet Aslantuğ

26 Eylül 2018

Bilgili, eğitimli, eğlenceli...

Ve bence şahane bir girişimci.

Ailesinin tersine ben yaptığı işin çok mühim olduğunu düşünüyorum.

Hayattaki en önemli seçim bence de eş seçimi.

O, Tenkap diye bir eş bulma şirketi kurmuş. Algoritma yoluyla size kriterlerinize uygun eş buluyor. Kadın-erkek ilişkileri üzerine çok da isabetli tespitleri var.

Ortalıkta “düzgün erkek olmadığı” klişesinin doğru olmadığını, kadınların gereğinden fazla seçici olduğunu örneklerle anlatıyor. Daha pek çok şey anlatıyor. Bu röportaj iki gün devam edecek. Bana bu konudaki görüşlerinizi yazabilirsiniz...

- Seni tanıyalım...

Yazının devamı...

Bu nasıl vicdansızlık! Okullar 7 yaşındaki Serabral Palsili Can’ı almıyor

25 Eylül 2018

Gazeteci. İki ay önce çok sevdiği eşini pankreas kanserinden kaybetti. Müthiş dirayetli bir kadın. Üç çocuğu var. Kızları Cansu ve Cansel onun hayattaki en büyük yardımcısı. Bu iki şahane abla da 7 yaşındaki Serebral Palsili kardeşleri Can’a en büyük destek. Hatta arkadaşlarıyla birlikte “Bir Can Bin Umut Serebral Palsili Çocuklar Derneği” kurmuşlar. Ve bugüne kadar 100’ün üzerinde Serebral Palsili çocuğa kas ve kemik ameliyatı yaptırmışlar! Avuçlarım patlayıncaya kadar alkışlıyorum onları.

BİZ NE ZAMAN BU KADAR ACIMASIZ OLDUK!

Ama Kırman Ailesi, aynı zamanda büyük bir problemle daha boğuşuyor.

İnanılır gibi değil ama okul çağına gelen Can’ı yazdıracak okul bulamıyorlar!

8 okula başvurmuşlar. Ama hiçbiri almak istemiyor. Çünkü velilerin tepkilerinden çekiniyorlar. Biz ne zaman bu kadar acımasız ve vicdansız olduk?! Can, sadece bedensel engelli ve elleri titriyor ama zihninde bir sorun yok; kafası zehir gibi çalışıyor. Ve eğitim alma hakkını kullanmak istiyor. Bundan daha doğal ne olabilir? Ama ne yazık ki ülkemizde hâlâ bu konuda derin bir anlayışsızlık hâkim...

- Can’ın durumu sosyal medyaya yansıdı ve olay yarattı. Herhangi bir zihinsel engeli olmamasına rağmen hiçbir okul kabul etmiyor. Nasıl bir rezalet bu!

Sormayın! Tam 8 okula başvurduk. Almadılar. Oysa zihinsel bir engeli yok, sadece bedensel engeli var...

-

Yazının devamı...

Murat Menteş’ten doludizgin, felsefi bir polisiye: ‘Antika Titanik’ Keriz gibi, ölen son nesil olacağız!

23 Eylül 2018

O, ilginç ve çarpıcı romanların yazarı. ‘Dublörün Dilemması’, ‘Korkma Ben Varım’ ve ‘Ruhi Mücerret’ gibi kült romanlara imza atmış nevi şahsına münhasır yazar. Bu sefer de jet hızıyla akan, insanın başını döndüren felsefi bir polisiye yazdı. Hızlı ama edebi. Bilgi dolu ama rahat okunuyor. Merak uyandırıcı ve şaşırtıcı...
Bir de komik, çok güldürüyor ama sık sık derin düşüncelere sevk ediyor. Modern bireyi yakından ilgilendiren meseleleri kurcalıyor. Murat Menteş yine edebiyatın sınırlarını zorlamış yani. Zaten onu en çok uğraştıran romanı olmuş. Ve dikkat, bu roman 100 bin basıldı! Bu dönemde cesaret ister. Ama sadece Menteş meraklılarının değil, iyi roman seven herkesin bayılacağı bir kitap. Huzurlarınızda
Murat Menteş...Fotoğraflar: Emre YUNUSOĞLU* Son romanın ‘Antika Titanik’ gümbür gümbür geliyor. Tarantino’nun Türkiye şubesi gibi edebiyat yapmışsın!

- Teşekkür ederim.

Roman görkemli bir katliamla başlıyor ve sen, bu katliamı inanılmaz şiirsel anlatıyorsun. 2019’da inşa edilen yeni Titanik’teki tamamı yaşlı yolcular, birbirlerini kılıç, balta gibi ilkel silahlarla öldürüyor. İnsan “Hoop n’oluyor?!” diyor...

- (Gülüyor) İlk sayfada “Ne oluyor?” dediysen, harika. Zaten yapmaya çalıştığım da bu. Okuru daha başta yakalayıp doludizgin koşturuyorum. Tabii gücüm yettiğince... İyi bir romanın en önemli özelliği bence, okuyanda yoğun bir duygu uyandırması. Meraklandırması, neşelendirmesi, germesi, yani bir şekilde heyecanlandırması...

Bunu başardığın kesin. Peki ya şiddet?

Yazının devamı...

Türkiye’de yerli telefon fabrikası kuran ilk kadın

21 Eylül 2018

Kadın girişimcileri size iftiharla tanıttığım gün. Kaç aydır yazıyorum bilmiyorum ama bu köşe sayesinde birbirinden parlak kadın girişimcilerle tanıştım. Bu da bana gelecek için müthiş umut veriyor. Bu donanımlı ve yaratıcı kadınları bünyesinde toplayan KAGİDER’e de bir alkış

Bugünkü konuğum Sezen Sungur Saral.

O, Türkiye’de yerli telefon işine girip fabrika kuran ilk kadın. İzmir Bornova Anadolu Lisesi’nden birincilikle, Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası Ticaret Bölümü’nden de yüksek onur derecesiyle mezun oluyor. Her yerde hep bir numara olmuş ama aynı zamanda Mille Kayak Takımı’na da seçilmiş. Sordum tabii, “Zorunuz neydi?” Şahane bir cevap verdi.

İngilizcede ‘be’er ve ‘do’er diye iki kavram var. “Olan” ve “yapan” insanlar anlamında. Ben annem ve babamdan başlayarak, “yapan” insanlarla çevrili oldum hep. Bu da benim karakterimi oluşturdu. Hayatı full kapasite yaşamaktan ve boşlukları, anlamlı işlerle doldurmaktan keyif alıyorum...”

Küçükken babasına “Ben büyüyünce ne olacağım?” diye sorarmış. O da, “Bu kaygıyı içinde taşıyorsan illa ki bir şey olursun, korkma!” diye yanıtlarmış...

Cesaretine, hareketli hayatına ve hiç bitmeyen enerjisine bayıldım...

Gerisini kendisinden dinleyelim...

 

Yazının devamı...

Hafta sonu kaçamağı

20 Eylül 2018

Sevgilinizle el ele, göz göz olmak, dünyanın en şahane bahçelerinde gezinmek, birlikte maharacaların yatağına uzanmak, saçma sapan şeylere gülmek, hayal kurmak, hayatın karmaşasından uzaklaşıp ‘durmak’ istersiniz...

Udaipur’daki Taj Lake Palace’i tavsiye ederim.

Geçtiğimiz hafta sonu ordaydık. Benzersiz bir deneyimdi, sizinle de paylaşmadan edemedim.

*

Udaipur, Hindistan’ın kuzeyinde ufacık
bir şehir.

500 bin nüfuslu şehirler Hindistan’da minik sayılıyor. Buraya “Doğu’nun Venedik’i” de deniyor. Çünkü şehir suyun içinde. O su da yapay bir göl. Udaipur, Rajasthan bölgesinde. Bence Hindistan’ın en güzel yeri.

Bana hep

Yazının devamı...

Bu deli emek mutlaka görülmeli!

18 Eylül 2018

Bu deli emek mutlaka görülmeli. Bir yıl boyunca 22 bin parça boynuz ve kurukafa dökümü yapıldı. 35 ton alüminyum kullanıldı. 130’a yakın farklı meslekten insanın emeği geçti. Maliyeti şu anda 1 milyon doların üzerinde. Sanatseverlere bir sürprizi daha var. “Ölümsüzlük Odası” eserinin tüm yapım aşamalarını anlattığı kitabını Contemporary’de isteyen herkese imzalayacak...

Yirmili, otuzlu yıllarınız kendinizi eğitmekle geçiyor. 18 yıl boyunca Türkiye’yi dolaşıyorsunuz. Bu yolculuğu yalnız mı yaptınız?

Veysi Amca adında yaşlı bir şoförüm vardı, onunla dolaştım. Sonrasında Coşkun Aral’la birlikte “Haberci” belgeselini çekmeye başladık. Artık Türkiye’yi avucumun içi gibi biliyordum. 2005’te ise kendi belgeselim “Güneşin İzinde”yi çekmeye başladım...

- Sizin içinizde, “Bir gün çok ünlü olacağım, benzersiz işler yapacağım!” duygusu var mıydı?

Evet, hep. Ama hiçbir şey havadan gelmiyor. Önce kendimi eğittim. İlk sergimi açtığımda 36 yaşındaydım. Şöyle bir manifesto yazdım: “Keşfedilmeyi beklemek ölümü beklemektir!”

- İyi de siz 36 yaşına kadar keşfedilmeyi beklemediniz mi?

Hayır, olur mu? Ben kendimi yetiştirdim. Sonunda da öyle güçlü bir sanat yarattım ki...

Yazının devamı...

Buyurun ‘Ölümsüzlük Odası’na

16 Eylül 2018

Yaşayan en pahalı Türk ressamlarından Ahmet Güneştekin’in yeni eseri.

Kesinlikle görmeye değer! Hatta kaçmaz! Contemporary İstanbul 2018 kapsamında, 20-23 Eylül tarihlerinde, İstanbul Kongre Merkezi’nin açık alanında ücretsiz ziyaret edilebilecek.

2014’te altyapısı kurgulanan eser, 2016’da Contemporary’de ilk teaser’ı olan ‘Ölümsüzlüğe Yolculuk Zülkarneyn’ işiyle büyük ses getiriyor. Sonra Güneştekin bu son eserinin yapımına başlıyor.

İnanılmaz bir emek! Düşünün, 13 ayda, 6 döküm atölyesinde, 22 bin parça boynuz ve kurukafa dökümü yapılıyor. 35 ton alüminyum kullanılıyor. Eyfel Kulesi’nde kullanılan, her türlü hava şartlarına dayanıklı boya ile renklendiriliyor. 130’a yakın farklı meslekten insanın çalıştığı eserin maliyeti, şu an 1 milyon doların üzerinde!

Bütün parçaları tamamen el işçiliğiyle Türkiye’de yapılan ‘Ölümsüzlük Odası’nın tasarımını, parçaların kaynaklarını ve bir araya getirilmesini Ahmet Güneştekin bizzat yaptı! Güneştekin ilginç bir sanatçı. Doğu’dan yükselen ama daha çok Batı’nın benimsediği bir yaratıcı. Seveni çok, nefret edeni de... Ama onun kimseyi iplediği yok. İşine, sanatına bakıyor. Kendi kendini yetiştirmiş. Derdi hep kendiyle. Bence eserleri kadar hikâyesi de ilginç. Bu röportaj salı günü de devam edecek...

Batman’da bir işçi kampında doğup da, yaşayan en pahalı Türk ressamlarından biri haline gelmek müthiş bir hikâye. Egonuzun olmaması mümkün mü?

- Ego hastalıklı bir gömlek gibidir! Benim bedenime uymuyor. Ama ego dediğiniz şey, yarattıklarınız olabilir. Yaptığınız sanat güçlüyse, ego işte o sanatın içinde vardır. Ben gayet sıradan bir insanım ama eserlerim değil. Benim sanatımın egosu var!

Yazının devamı...

Sinem & Aylin nefis bir ürün geliştirdiler: Çocuklar için emniyet kemeri düzenleyicisi

14 Eylül 2018

Yürünmemiş yollarda yürüyen kadınları yazdığım gün.

Şahane iki girişimci kadınla huzurlarınızdayım: Sinem Bozoklar ve Aylin Güvenal Doğu.

Kurumsal hayattan ayrılıp kendi markalarını kuruyorlar.

Sinem, İzmir Amerikan Koleji ve Boğaziçi Ekonomi mezunu. Uzun yıllar Nestle ve Coca Cola gibi kurumsal şirketlerde yönetici pozisyonunda çalışıyor. Türkiye’nin yanı sıra Ortadoğu’dan Afrika’ya kadar pek çok farklı pazarı da içeren projelerde sorumluluk alıyor.

Aylin de Mimar Sinan Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama bölümü mezunu. Eğitimini aldığı mesleği yapmıyor, uzun yıllar reklamcılık yapıyor. Türkiye’nin en iyi reklam ajanslarında iletişim stratejisi, reklam ve pazarlama projelerinde çalışıyor. İkisi de işlerini severek yapıyorlar ama bir taraftan da kendi markalarını yaratmanın hayalini kuruyorlar. Derken anne oluyorlar ve “çocuklu hayat dertleri”, onlar için Ar-Ge gibi olmaya başlıyor. Zaten arkadaşlar. Yola birlikte girişimci olarak devam ediyorlar ve bence çok önemli bir ürün geliştiriyorlar:

Emniyet kemeri düzenleyici aparat.

Buyurun, sizi röportaja alayım...

-

Yazının devamı...