"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Gökyüzüne balonlar bıraktık. Oğluma ulaştığına eminim

11 Ocak 2019

- Neler oldu o günden beri? Ne tür gelişmeler kaydedildi?

Artan acıdan ve özlemden başka hiçbir şey olmadı ne yazık ki! Bu acının üstüne bir de “hukuk mücadelesi” verebilmek adına ayrıca hırpalanır olduk. Çünkü olay hiç olmamış gibi davranıldı. 25 can unutuldu! Bilirkişi raporu açıklandı. Bu arada o “bilirkişiler”, Pamukova tren faciasından “tanıdık kişiler”. Özellikle de TCDD ve Ulaştırma Bakanlığı’yla ilişkisi olan kişiler! Olay yerine ambulansla geleceğine, gece yarısı helikopterle gelen bilirkişiler. Yetmezmiş gibi daha vagonların altında bedenler varken olay yerine getirilen vagon dolusu taşlar. Bu taşlar, boşalan ray altını doldurmak için getirilmiş! Verilen ifadelerden öyle anlaşılıyor...

- Dava açıldı mı? İddianame hazır mı?

Hayır. Açılmadı. Açılamıyor bir türlü. İddianame de hazır değil. 

- Hiç mi ilerleme yok peki?

Olmasını isterdim ama yok. Aksine gerileme oldu... Nasıl mı? 5 ay boyunca, bas bas konuştum her yerde. TCDD yönetiminde bir problem olduğunu söyledim. “Görev ihmalleri var!” dedim. “Eksikler var!” dedim. Kimse ciddiye almadı. Hatta söylemlerimden rahatsız olundu; dönemin Ulaştırma Bakanı olan Ahmet Arslan ve TCDD Genel Müdürü İsa Apaydın tarafından Twitter’dan engellendim. Oysa ciddi ve apaçık ortada olan eksikliklerden bahsediyordum ki Ankara tren faciası yaşandı. 9 kişi de orda can verdi...

- Nasıl olur peki? O kadar insan hayattan koparıldı! Oğlunuz Oğuz Arda’nın geleceği çalındı. Bütün bunlar normalmiş gibi “Üstüne soğuk su için” mi deniliyor?

Öyle yapmaya alışmışlar. “Oldu ve bitti... Öldü ve gömdük. Fıtrat meselesi. Kazadır, olur...” Ama şahsen ben, hayatıma devam edemiyorum. Etmekte zorlanıyorum. Benim gibi diğer aileler de aynı şekilde altüst olmuş durumda. Evladını kaybedenler, evlat acısıyla her gün ölenler; eşini kaybettiği için bir başına kalıp bebeğine mama alamaz hale gelenler var. Annesiz, babasız büyümek zorunda kalan çocuklar var. Sol kolunu kaybedip hayata devam etmek zorunda kalan var. Çünkü protezini karşılayan yok... Hayat bize devam edemiyor maalesef. Başkalarına ediyor.

Yazının devamı...

Kaç kadın öldürüldü bilmiyoruz Kaç çocuk istismara uğradı onu da bilmiyoruz...

10 Ocak 2019

Bir sınıf öğretmeninin 17 kız çocuğuna istismar vakası söz konusu. Yargıya da– yansıdı. Gün geçtikte bu tür haberler artıyor. Sizce bu rezaletin kaynağı ne?

Oooo çok şey sayabilirim. Mesela öğretmen yetiştiren üniversitelerden başlayabilirim. Bu işin eğitimini almış, atanamayan öğretmenler söz konusuyken ehil olmayan öğretmenlere görev verilmesini sayabilirim. Eğitim psikolojisinden ve pedagojiden haberdar olmayan öğretmenlerden, sık sık yönetmelik ve sistem değiştirilmesinden söz edebilirim. Rehber öğretmenlerin ders saatlerinin azaltılmasına değinebilirim. Dinsel öğelerle çocukların korkutulmaya açık beyinlerinin terbiye edilmesini anlatabilirim. Daha neler neler... Dolayısıyla eğitim konusundaki yanlışların vebalini çocuklar ödüyor. 

Son zamanlarda okul müdürleri, sınıf öğretmenleri, antrenörler, doktorlar arasından birtakım istismarcılar çıkıyor... Ülkede ne değişti de bu vakalarda artış gözleniyor?

Bu ülkede, ambulansta ölüye tecavüz eden kişilere rastladık! Böyle vahim bir durumdayız. Ama şunun altını çizelim: Bu sadece bizim ülkemizde olmuyor. Ancak “Başka ülkelerde de var!” diye rahat olmamamız lazım. Biz cinsellikten korkuyoruz. Konuşamıyoruz. Cinsel eğitim konusunu okullarımızda ders olarak veremiyoruz. Erken yaş evliliğine kızlarımızı kurban ediyoruz ama konuşmak ayıp. Çocuklarımızı yetiştirirken de bu yansıma oluyor. Düşünsenize, bir öğretim dönemi boyunca çocuklar tacize uğrayacak ama bunun taciz olduğunun farkında olmayacak... Neden? Öğretememişiz çünkü! Aile öğretemeyebilir ama eğitim veren okullar bu konuda ne yapıyor?

Peki sizce çözüm ne?

En önemlisi, siyasi iradenin konuya duyarlı olduğunu dile getirmesi. Kreşlerden itibaren, “özel bölge eğitimleri” ve bu tür konularda yaşanabilecek olaylar, çocukların anlayacağı şekliyle bakanlık tarafından müfredata sokulmalı. Eğitimcilere toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimleri verilmeli. Eğitimci yetiştiren okullar revize edilmeli. Önlemeye yoğunlaşmalıyız. “İdam edelim, hadım edelim!”, “Asmayalım da besleyelim mi?” sözleri yerine, bu tür olayların meydana gelmesini önleyici tedbirleri almalı ve bu konuda bilinç geliştirmeliyiz... 

Yazının devamı...

Son zamanların en felaket cinsel istismar vakası

9 Ocak 2019

17 KIZ ÇOCUĞUNA İSTİSMARDA BULUNAN SINIF ÖĞRETMENİ

Yine büyük boyutlu bir çocuk istismarı vakası çalındı kulağımıza...

Evet, ne yazık ki öyle!

Siz takip ediyorsunuzdur, nedir bu “17 çocuğa istismarda bulunan sınıf öğretmeni davası”?

Bir ilkokulda, 4. sınıf kız çocuklarına öğretmenleri tarafından sınıfta yapıldığı iddia edilen cinsel istismar. 2018 yılının felaketi açıkçası! Başka kelime bulamıyorum tarif etmeye...

Çok çok üzücü...

Evet. Biz Kadın Dernekleri Federasyonu olarak çok uzun zamandır biliyorsunuz istismar konusunda çalışıyoruz. Pek çok vaka dinledik, ama böylesini ne gördük ne işittik. Arkadaşlarımla buluşup bu istismarın ayrıntılarını öğrenmeye başladığımızda şahsen ben kanımın beynime doğru çekildiğini, başımın alev aldığını hissettim. Sonlara doğru anlatan arkadaşımın ağladığını fark ettim. “Dur” dedim, çünkü derin bir nefes almam gerekiyordu, insana tansiyon ilacı aldıracak kadar vahim bir olay iddiasıyla karşı karşıyayız.

ÇOCUKLARIN AİLELERİ ŞİKÂYETÇİ OLDU

Yazının devamı...

Onlar ‘Onaranlar Kulübü’! İyi niyetli şehir hacker’ları!

8 Ocak 2019

 

DOĞALGAZ KUTUSUNU ZEBRAYA DÖNÜŞTÜRDÜK.

YAĞMUR BORUSUNU UZAY ROKETİ YAPTIK.

TUĞLA BİNAYA GORİL YERLEŞTİRDİK.

- Siz kimsiniz?

Biz “Onaranlar Kulübü”yüz!

Yazının devamı...

Ertuğrul Özkök’ün son kitabı ‘Tanrıyı Gören Son İnsan’ sorularıyla birlikte gümbür gümbür geliyor: Allah’ı sevmek için ille de dindar olmak gerekmez!  

6 Ocak 2019

Çünkü o Ertuğrul Özkök!

Sinir uçları hep açık ve hayatı, bütün radarlarıyla takip ediyor. Seveni var, sevmeyeni var ama hakkını da teslim etmek gerekiyor.

Ben Özkök’ü ne zaman görsem, hep yeni bir şeyler anlatıyor. Yeni bir kitap, New York Times’da okuduğu ilginç bir makale, keşfettiği yeni bir şarkı,  Netflix’te yeni bir dizi, dünyada yeni bir moda ya da felsefe akımı, sanatta bir yenilik… O kadar geniş bir ilgi alanı ve bitmez tükenmez merakı var ki, insan şaşkına dönüyor.

O, bundan 9 yıl önce yayın yönetmenliğinden ayrıldı ve o günden bu yana ülkenin en çalışkan muhabirlerinden biri. Sizi bilmem ama ben onun iktidarının oturduğu koltukta değil, kişiliğinde gizli olduğunu şu geçen son 9 yılda çok daha iyi anladım. Özkök her yerde, her zaman var olur, sonsuza kadar çalışır, üretir ve fark yaratır. Yaşsızlığın, tutkunun ve deli merakın kanıtı gibidir.

O, sorulmayan soruları soran (Kimin aklına “Tanrı kaç yaşındadır?” diye bir soru gelir, onun geliyor), gidilmeyecek yerlere giden, sürekli kendini geliştirmenin yollarını arayan ve hayatın hakkını vererek yaşayan adam…

Evet anladınız, bu söyleşinin konusu Ertuğrul Özkök’ün yeni kitabı ‘Tanrıyı Gören Son İnsan’. 2017’de ayağını kırdığında yazmaya başladığı son kitabı... 2000’li yılların ortasında başlayan bir yolculuğun tamamlanması… Mutlaka okuyun. İnsana en çok şu duygu geçiyor: “Tanrıyı sevmek için inançlı olmak gerekmiyor. Tanrı kavramı, şu dünyada insanın yarattığı en güzel şey!”

Bence Özkök’ün iç yolculuğu hiç bitmeyecek. Bitmesin de zaten. Kimsenin bitmesin. Biz de hayatı onun gibi, dibine kadar yaşayalım. Ve bize sunduğu güzellikler için Tanrı’ya hep şükredelim…

Yazının devamı...

´Hadi buyurun yarışmaya... 13 yaşın altındaysanız... Müzikle ilgileniyorsanız... Genç yetenekseniz...

4 Ocak 2019

Yürünmeyen yollarda yürüyen kadınları yazdığım gün.

Onlardan biri de Dr. Benal Tanrısever Şimşek.

Müthiş bir kadın. Müthiş bir müzisyen. Konser piyanisti ama aynı zamanda şahane bir öğretmen. Sadece müzik değil, hayat öğretmeni. Efsane bir de okulu var 21 yıldır, ‘BT Müzikevi ve Sahne Sanatları’.

Türkiye’de onun gibi sıkı bir müzik eğitimi almış çok az insan vardır. Juilliard mezunu. Yıllarca piyano solistliği yapmış, dünyanın pek çok yerinde konser vermiş, Berlin Flarmoni’de bile çalmış, sonra Türkiye’ye dönmüş, Bilkent’te doktora yapmış, akademisyenliğe kaymış, derken kendi eğitim kurumunu açmış...

“Dünyanın en iyi okullarından birinden mezunum!” diye hava atmayan biri Benal. Evet, Juilliard’dan çok şey öğrenmiş ama “İlle de çocuklarınız orada okuyacak diye bir şey yok!” diyor. Bir okulun bir insan yarattığına inanmıyor. Yazları, gençleri Amerika’da müzik ve tiyatro kamplarına götürüyor. Onların yeteneklerinin ortaya çıkmasına yardımcı oluyor, hayal kurmaları için onları yüreklendiriyor, yaratıcılıklarını sergilemeleri için onları teşvik ediyor. Çok özel bir kadın. Birkaç senedir de Türkiye çapında düzenlediği bir yarışma var: ‘Uluslararası Genç Yetenekler Müzik Yarışması’. Şimdilerde Milli Eğitim Bakanlığı tarafından da onaylandı, bu da yarışmanın erişimini arttıracak.

Bence ülke sathında müzik seferberliği gibi bir şey. Eğer 13 yaşının altında, müzik konusunda yeteneği olduğuna inandığınız bir çocuğunuz varsa mutlaka katılsın. Ücretsiz. Herkese açık. Başvuru şartlarını röportajda okursunuz. Ayrıca bu yarışmanın, zihinsel veya bedensel farklı öğrenme ihtiyaçları bulunan gençler için de bir kategorisi var. Çünkü Benal’ın otizimli bir kardeşi var ve müziğin hepimize nasıl iyi geldiğini çok iyi biliyor. Son 4 yıldır Anadolu’dan yüzlerce genç müzisyen çıktı, bir kısmı uluslararası yarışmalara katıldı. Umarım ileride ‘Uluslararası Genç Yetenekler Müzik Yarışması’ bu ülkenin klasikleri arasında girer ve büyük kurumlar tarafından da desteklenir...

Seni tanıyalım...

Yazının devamı...

Bu dünyadan bir Gülriz Sururi geldi geçti...

3 Ocak 2019

Çok çok üzüldüm.

Sarsıldım da...

Hiç ölmeyecekmiş gibi gelen insanlardan biriydi.

Cumhuriyet kadınıydı, Atatürk âşığıydı...

Hep zamanının ilerisinde bir kadındı. Dik duruşu, kimseye eyvallahının olmayışı, sevdiği adamı sonuna kadar pamuklar içinde sarıp sarmalaması beni derinden etkiledi.

Defalarca röportaj yaptım onunla.

Gülriz Sururi için, “Kendi cenazesine bile yürüyerek gider bu kadın!” derlerdi. Doğru, o kadar güçlü, kimsenin acımasına, “ah vah”ına, merhametine ihtiyacı olmayan bir kadın.

Kendi kendine yeten bir kadın.

Yazının devamı...

Yeni yıl kararlarım

2 Ocak 2019

Ailenin öne çıktığı bir yıl olsun 2019. Benim için aileden önemli bir şey yok. Eskiden bunu sıkıcı bulurdum. Belki de yaşlandım, artık bundan daha önemli bir şey olmadığına inanıyorum.

Önce Mami’nin Noel’i için Adana’ya gittik, sonra yeni yıla Babaçi’yle girdik. “Büyük aile güzeldir” sloganımızdı. 2019’da kendi evimizde çekirdek aile olarak tombala oynadık. Fasulyelerle tombala kartlarının üzerinde çıkan sayıları kapattık, “Birinci çinko!” diye bağırdık. Ben bağıramadım. Çünkü kaybettim.

Sonra battaniyeler içinde bir Jim Carrey filmi izledik. Ayağımızda kocaman yün çoraplarla. Komedi filmi izlerken bile ağlamayı beceriyorum ben. Film izlerken sevdiklerime sarıldığım, gönül rahatlığıyla ağlayabildiğim bir yıl olsun. Alya bana bakıp bakıp gülsün.

Çok şanslıyız, yeni yılın ilk günü kızımız bizimle uyudu. Bu benim yeni yıl totemim. Çocuklar yaş ilerleyince yatağa gelmez oluyorlar, ben de kahroluyorum. Rahat uyuyamıyormuş filan. İyice kenara kaydım, küçüldüm, küçüldüm, kıpırdamadan uyudum ki Alya’ya ortada salon salamanje yer kalsın. Uyuyunca sıkı sıkı sarılıyorum. Elini tutuyorum. İnsanın çocuğuyla uyuması dünyanın en güzel şeyi. Yaşanabilecek en büyük mutluluk anı. Şükrettim, bol bol dua ettim. Voltran olduk yine!

Bu yazı annemle geçirmek istiyorum. Onu da çok özlüyorum. Yaşasın! Gürece’deki İyilik Kolyesi Atölyesi’nde Mami’yle birlikte olacağız.

Bu yıl Hindistan’daki son yılımız. Hayatımız yine değişiyor. Hazirandan itibaren Hindistan maceramız bitiyor. Alya da ortaokulu bitiriyor. Eylülde liseye İngiltere’de başlayacak. Bakalım nasıl bir macera bekliyor bizi.

Geçen sene aldığım yeni yıl kararlarının ilki, bu yılın benim için “sosyal fayda yılı” olmasıymış. Oldu valla. İyilik kolyeleri aldı başına yürüdü. Resmen iyilik bulaştı.

Geçen sene bu zamanlar sivil toplum kuruluşlarına 200 bin lira destek sağlamışım. Üstelik kendi elimle yaptığım kolyelerle. Şu geldiğimiz noktada, tam 26 sivil toplum örgütüne 850 bin lira destekte bulunmuşuz. Hedefimiz bir milyonmuş, o olamamış ama az kalmış.

Yazının devamı...