"Ayşen Gür" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşen Gür" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Ayşen Gür

Kemal Diyarbekir

15 Şubat 2001

Ayşen GÜR

Önceki gün öğleden sonraydı. Gazete koridorlarında insanlar birbirlerine rastladıkça duruyor, birkaç saat önce aramızdan ayrılan Kemal Diyarbekir'i konuşuyordu.

Sonra birden, nasıl oldu bilmiyorum, o kahrolası mesleki refleks olsa gerek, İstihbarat Servisi'ndeki arkadaşlarımızla konuşurken akşam Beyoğlu Belediyesi'nde yapılacak olan toplantıyı hatırladık: Peki şimdi kim gidecek toplantıya, kim haberini yazacak, kim fotoğraflarını çekecek?

Bu bana o kadar kötü geldi ki...

Aramızdan birinin, omuzunda fotoğraf makinesiyle geçen yarım asırlık bir ömre o koşturmanın tam ortasında böyle aniden nokta koyması.

Gazetecilerin (diğer herkes gibi) kolaylıkla baştan çıktıkları bir ortamda neredeyse aykırı kaçan, katıksız dürüstlüğü.

Tesadüfen o son nefesini verdiği dakikalarda sayfaya yerleştirdiğimiz Ceneviz Kalesi'yle ilgili son haberi.

İşte bütün bunlar bana o kadar kötü geldi ki...

Allah rahmet eylesin. Allah, eşine, ikisi de henüz eğitimlerini sürdüren oğluyla kızına sabır, cesaret ve hayata devam etme gücü versin.

İstanbul gibi İstanbul

Geçen sonbaharda İçişleri Bakanlığı ile Marmara ve Boğazları Belediyeler Birliği bir protokol imzaladı. Bilim adamlarının ağırlıkta olduğu bir yönlendirme grubu, İstanbul için yeni bir yönetim modeli oluşturulması için harekete geçti.

O sıralarda medyada ‘‘Tantan'ın İstanbul projesi’’ olarak çok sözü edilen çalışma, aradan geçen aylar içinde ilerledi. İsmi ‘‘İstanbul Gibi İstanbul’’ oldu.

Yönlendirme Kurulu, bir yandan kendisi çalışarak, bir yandan da çeşitli kuruluşların, meslek gruplarının görüşlerini alarak belli bir aşamaya geldi. Yarın İTÜ'nün Ayazağa'daki kampüsünde geniş bir toplantı yaparak vardığı noktayı anlatacak ve katılanlara ilginç bir anket uygulayacak.

Toplantıya İstanbul milletvekilleri, siyasi partilerin il başkanları, belediye başkanları, çevre il valileri, kaymakamlar, emniyet ve jandarma yetkilileri, belediye meclisi ve il genel meclisi üyeleri, ilgili sivil toplum kuruluşları ve meslek odaları, 960 muhtar, üniversite temsilcileri, eski belediye başkanları, Büyükşehir belediyesi yöneticileri ve teknik yöneticileri, İMKB ve SPK gibi kuruluşların temsilcileri davetli.

Bütün bu insanların tek bir ortak noktası var: Hiçbiri, karar verici ve uygulayıcı olarak içinde yer aldıkları bugünkü sistemden memnun değiller! Aralarından birinin bile çıkıp ‘‘şu anda İstanbul çok iyi yönetiliyor, hiçbir şey değiştirilmesin’’ diyeceğini sanmam.

Bu ortak noktanın, böyle bir proje için önemli bir başlangıç olduğunu düşünüyorum. İstanbul'u yaşamamızı zorlaştıran değil kolaylaştıran, önümüzü tıkayan değil açan bir yönetim biçimine kavuşturmak da bize düşüyor.

Yoksa İstanbul gibi bir İstanbul'a hiç kavuşamayız.

Yazının devamı...

Emniyet'in istatistikleri

14 Şubat 2001

Ayşen GÜR

Af Yasası, toplumun büyük bir bölümünün isyan etmesine rağmen çıktı. Gerçekten de adalet anlayışından, hukuk standartlarından bu kadar uzak, sadece politik (birilerini memnun etmek) ve ekonomik (ödenek ayrılmayan cezaevlerini boşaltmak) amaçlar güden böyle kötü bir yasa olamazdı.

Üstelik, salıverilen hükümlülerin topluma yeniden kazandırılması üzerinde hiç düşünülmemişti. Bu insanların çoğunun hapisten çıktıklarında, yeniden suça dönmekten başka yapacakları hiçbir şey yoktu.

Hemen ardından, daha tahliyelerin üzerinden bir ay bile geçmeden, polis yetkilileri demeçler vererek, polis memurları da vatandaşlarla sohbetleri arasında, hırsızlık, oto hırsızlığı, gasp gibi suçlarda yüzde 70'lik, yüzde 100'lük, yüzde 300'lük artışlar görüldüğünü söylemeye başladılar.

Tahliyelerin üçüncü haftasında Emniyet Müdürlüğü'nden resmi suç istatistiklerini istedik. Tahliyelerden önce ve sonra iki haftanın suç rakamlarını, bir de karşılaştırma yapabilmek için geçen yılın aynı döneminin rakamlarını.

Geçen yılın aynı döneminin rakamlarını Emniyet henüz aktaramadı. Ama tahliyelerden iki hafta önce ve sonrasının İstanbul rakamlarını verdiler. Bu rakamlarda hırsızlık, gasp, oto hırsızlığı gibi suçlarda yüzde 100'lük, 300'lük artışlar gözükmüyor. Cinayet ve yaralamalardaki artış da yüzde 100'ün altında. Polisin elinde bize açıklamadıkları başka rakamlar mı var? Sanmıyorum, niye gizli tutsunlar ki?

Aslında Af Yasası'nın suça yansımasını net olarak görmek için, biraz daha zaman geçmesi, daha ayrıntılı rakamların ortaya çıkması, biraz daha derin analiz yapılması gerekiyor. Polisin de bu sabrı göstermesi gerekirdi. Kaldı ki Af Yasası'ndan herkes şikayetçi. Polisin bunun kötülüğünü ispatlamak için ayrıca uğraşması gerekmiyor.

Fiziksel Engelliler Vakfı ve Sedat Peker

Sedat Peker'in avukatı, bana yolladığı bir tekzipte, müvekkilinin çete reisi olmadığını, Maltepe'de çok hayırlı işler yaptığını, hatta burada Fiziksel Engelliler Vakfı benzeri birçok hayır kuruluşunun yapılanması için maddi yardımlarda bulunduğunu yazmış, ben de bu açıklamayı yayınlamıştım.

Fiziksel Engelliler Vakfı'ndan bir açıklama geldi: Kendi vakıflarının Sedat Peker'le bir ilişkisi olmadığını, zaten Vakfın Maltepe'de bulunmadığını yazıyorlar. Herhalde Peker'in avukatı vakıfları karıştırdı.

Yazının devamı...

Şişli Kart

13 Şubat 2001

Ayşen GÜR

Şişli Belediyesi'nin uyguladığı Şişli Kart'la ilgili şikayetleri aktarmıştım. Belediye bir açıklama yolladı:

‘‘Yalnızca Şişli'de oturanların sahip olabilecekleri Şişli Kart (Gold Kart), bölgemizdeki 200'e aykın işyerinden indirimli alışveriş yapma imkanının yanı sıra, kart sahibine kendi oturduğu sokakta (parkomat uygulaması var ise) ücretsiz park olanağı da sağlamaktadır. Dolayısıyla Gold Kart sahibi olan ilçemiz sakinleri, ikamet ettikleri sokakta parkomat uygulamasından etkilenmemekte ve araçlarını ücretsiz olarak park edebilmektedirler.’’

Şimdi de Şişlili okurlarımızdan Jale Tantekin'in şikayetini okuyalım:

‘‘Ben Şişli'de oturan ve çalışan bir kişiyim. Geçtiğimiz yıl Şişli Kart'tan 11 milyon 500 bin lira vererek bir adet kendim için ve bir adet de eşim için satın aldım, ancak hiçbir zaman kullanamadım. Arabanızı park ettiğiniz zaman, oradaki görevli size nerede oturduğunuzu soruyor, halbuki kartların üzerinde adres yazmıyor. Teoride bütün Şişli bölgesine park edebiliyorsunuz. Otoparkçılar ise o bölgeyi parayla satın aldıklarını ve park satmak zorunda olduklarını söylüyorlar ve anlamsız tartışmalara giriyorsunuz. Açıkçası bu kartı satın alarak dolandırıldığımı düşünüyorum. Bu sene başım otoparkçılarla belaya girmesin diye kartı satın almadım.’’

Şimdi burada aydınlatılması gereken birkaç soru var:

1. Şişli Kart'la bedava park olanağı sadece oturduğunuz sokak için mi geçerli? Öyleyse orada oturup oturmadığınızı kim kontrol edecek? Kim olduğu belli olmayan bir parkomat görevlisine evinizin adresini bildirmeniz mi gerekiyor? Neye güvenerek bu bilgiyi vereceksiniz?

2. Bedava park olanağı sadece oturduğunuz sokak için geçerliyse, biraz pahalı değil mi? İlla oturduğunuz sokağa park etmek zorundaysanız, işiniz iş! Dolanın durun bakalım, park yeri bulabilir misiniz?

3. Belediyenin açıklamasından anladığım kadarıyla, Şişli Kart sadece oturduğunuz sokak için (o da eğer parkomatlıysa!) geçerli. O halde, bu uygulamayı ‘‘yerel yönetimler tarihinde örneğine rastlanmayan uygulama’’, ‘‘ayrıcalıklı hizmet’’, ‘‘yaşamı kolaylaştırmaya yönelik bir jest’’ olarak yorumlayan belediyeyi kutlarım! Şişirmek diye buna denir.

Yazının devamı...

Kendi elemanlarını şikayet ediyor!

12 Şubat 2001

Ayşen GÜR

Şişli'de belediye bazı sokakların park işini ihale yoluyla Tolga Savacı'nın şirketine devretti. Şirket buralara parkomatlar kurdu. Şirketin elemanları sokaklarda dolaşmaya, park eden araçlardan para alıp, fiş kesip gereken ücreti parkomatlara atmakla görevlendirildi.

Ancak bu düzende çeşitli aksaklıklar çıktı. Parkomat görevlilerinin topladıkları parayı cebe attıkları, parkomatın çalışma saati akşam 19.30'da bittiği halde para toplamaya devam ettikleri gibi şikayetler çoğaldı.

Son yaptığımız haber üzerine Tolga Savacı bir mektup yolladı. Uzun uzun Nişantaşı'ndaki trafik sıkışıklığından, kaldırımların işgalinden, bu durumun çeteleşmeye yol açtığından söz ediyor. Bunları aktarmıyorum, çünkü gazetemize arada bir göz atan okuyucular bile bu sözleri okumuştur.

Beni şaşırtan, Tolga Savacı'nın yaptığı bir ikaz oldu. Şöyle diyor:

‘‘Sizler gibi bilinçli insanlardan ricam bu tür uygulama alanlarında park ettiğiniz zaman bedelini ödediğiniz bileti muhakkak alıp aracınızın sileceğine değil, ön iç camına okunabilir bir şekilde yerleştirmenizdir. Bu yolla bazı görevlilerin bu paraları cebine atarak veya kullanılıp süresi geçmiş biletleri kayıt dışı tekrar satarak sistemi ve resmi gelirleri engellemesinin önüne geçebiliriz.’’

Çok şaşırdım, çünkü Tolga Savacı bu satırlarda, kendi parkomat görevlilerini denetleme görevini bize veriyor!

Bir gün Hürriyet'in Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök bir yazı yazar da ‘‘Gazetemizdeki haberlere diğer gazetelerle karşılaştırıp kontrol etmeden önce sakın inanmayın. Böylece yanlış haberciliğin önüne geçebiliriz’’ diye yazsa, okuyucu olarak ne hissedersiniz?

İşte ben de Tolga Savacı'nın yazısı karşısında kendimi öyle hissettim. Otomobillerin sileceklerinden fişleri toplayıp başkalarına veren, parayı da ceplerine indiren onun parkomat görevlileri değil mi?

Sedat Peker

Geçen hafta Maltepe'deki çeteleşme konusunda yazdığım bir yazıya, Sedat Peker'in avukatlarından Muhittin Beyaz bir açıklama gönderdi. Avukatı, Sedat Peker'in sabıkası bulunmadığını, bir çete reisi olduğuna dair herhangi bir kesinleşmiş yargı kararı olmadığını, Maltepe'de Fiziksel Engelliler Vakfı adlı bir hayır kuruluşu yaptırdığını söylüyor.

Yazının devamı...

Bir başka hazirede ilginç mezarlar

9 Şubat 2001

Ayşen GÜR

Hazire (bir türbenin bahçesindeki mezarlık) kelimesi, dilimize iyice yerleşti. Tartışma, Süleymaniye Külliyesi'ndeki Kanuni'nin türbesinin haziresine kimler gömülebilir, kimler gömülemez diye sürüp gidiyor.

Bildiğim kadarıyla, padişah türbelerinin hazirelerinde yıllar boyu öyle biriyle ilgisiz insanlar gömülmüş ki! Bugün Ersin Kalkan'ın Süleymaniye haziresiyle ilgili haberini okuyun.

Ben ise, II. Mahmud Türbesi'nden söz etmek istiyorum. Cağaloğlu'nda, Divanyolu'nun üzerindedir bu türbe. Türbede II. Mahmud, oğlu Abdülaziz ve torunu II. Abdülhamid yatıyor (başka hanedan üyeleriyle birlikte toplam 18 sanduka var).

Ama bahçede dolaştığınızda birbirinden ilginç isimler görüyorsunuz. Yaklaşık 140 mezar var. En ünlüsü, Ziya Gökalp'inki. Cumhuriyet döneminde ölmüş bol bol sultan, hanım sultan ve sultanzadenin yanısıra Tophane Müşiri Ahmed Fethi Paşa'nın çok güzel yapılmış bir mezarı bulunuyor. Niye oraya gömüldüğü tam anlaşılamayan bir sürü insanın mezarı daha var.

Asıl ilginci, türbenin kapısının hemen yanında yer alan Şeyh Bedreddin'in mezarı. Simavne Kadısıoğlu Şeyh Bedreddin'i herkes 15. yüzyıl başında Osmanlı devletine karşı başlattığı, hüsranla biten isyanıyla tanır. Peki, padişaha karşı ayaklanmanın sembolü haline gelmiş bu din bilgini niçin padişahların türbesinin bahçesinde yatıyor?

Şeyh Bedreddin Serez'de gömülmüş. 1924'te mübadele olunca Türkiye'ye göç etmek zorunda kalan Türkler onun kalıntılarını da bir sandukayla İstanbul'a getirmişler. Ama Simavne Kadısı'nın oğlunu padişahların yanına gömmek fikri, 27 Mayıs'tan sonra doğuyor. Çünkü Bedreddin'in mezarı buraya 1961 yılında taşınmış. Sanki padişahlara ‘‘atanıza ve iktidarınıza isyan etmiş olan şeyhle yanyana yatın bakalım!’’ diye nispet yaparcasına...

II. Mahmud Türbesi'nin haziresinde bir İş Bankası müdürünün mezarını da gördüm ben. Çok şaşırdım. Şu anda bakıyorum, notlarımdaki ölüm tarihi, bankanın kuruluşundan önceki bir tarih. Araştıracağım.

Aylar önce II. Mahmud Türbesi'ne yaptığım bu ziyareti, Süleymaniye tartışması başlayınca hatırladım. Orada ya da başka bir padişah türbesi haziresinde hissedecekleriniz aynıdır: Bir hanedan tarihi değil, toplumsal bir tarih, rastgele diyebileceğiniz bir düzenle yanyana gelmiş insanlar!

Kesinlikle korunması gereken bir tarih: Mezar taşları bize çok şey anlatır.

Yazının devamı...

Şişli'de otopark

8 Şubat 2001

Ayşen GÜR

Şişli ilçesindeki otopark sorununa pazartesi günkü sayımızda değinmiştik. Nişantaşı'ndaki parkomatların akşam 19.30'dan sonra çalışmadığını, bu saatten sonra arabalarını parkedenlerin para vermek zorunda olmadıklarını belirtmiştik. Çünkü özellikle Nişantaşı'nda yuvalanmış bir ya da birkaç çete, geceleri burayı haraca kesiyordu.

Şişli Belediyesi de böyle bir taleple karşılaşan seçmenlerini belediyeye şikayette bulunmaları için uyarmıştı.

Ama Şişli'deki park sorunu bundan ibaret değil. Bir Şişlili şunları yazıyor:

‘‘Parkomatçılar için uyarınızı okudum. Eminim bu tamamen belediye sorumluluğunda olan bir gelişmedir. Daha kötüleri de olabilir. Defalarca belediyeye yazdım ama hiç bir gelişme yok. Bir de siz dinleyin.

Bence şikayet edilen sadece Nişantaşı'ndaki parkomatlar olmamalı. Nedenine gelince: Şişli Belediyesi ne işe yaradığı belli olmayan kartlar verdi. Altınkart alıyorsunuz, eğer Şişli'de oturuyorsanız. Ben, babam, halamlar, teyzemler, ablamlar, kuzenlerim, kayınvalidem, kayınbiraderlerim, bütün sülale Teşvikiye ve Nişantaşı'nda oturuyoruz. Birer arabamız var. Ancak hem bu kişilerle mücadele ediyorsunuz, hem de esnafla. Esnaf dükkanının önünü işgal ediyor, hatta kaldırımı da. Saatlerce boş duruyor bu yerler, ama siz dönüp dolaşıyorsunuz park yeri için. Bir bedel karşılığında verilen Şişlikart (bu karta sahip kişiler otomobillerini parkomat parası ödemeden parkedebiliyor) hiçbir işe yaramıyor. Acaba Sayın Sarıgül gelip bir park yeri aramış mıdır arabasıyla?????? Bir esnaftan dükkanının önündeki 'park yapılmaz' levhalarını kaldırmaya cesaret edebilir mi????? Nasıl izin almışlarsa, şehir içindeki marketlere, kurye firmalarına gelen araçların (özellikle kaldırıma parketmesini) engelleyebilmiş mi?????’’

Okuyucumuz, Şişli Belediyesi'nin otopark yapması gerektiğini de sözlerine ekliyor.

Yasal düzenlemeyi hatırlatayım:

Aslında her apartman, daire sayısına göre otomobil alacak büyüklükte garaj yapmak zorundadır. Ancak bu zorunluluk yine yasal olarak küçük bir cümleyle ortadan kaldırılmıştır: Garaj yapmak istemeyenler, belediyeye bir para vererek bu zorunluluktan kurtulmakta, belediye de bu paralarla herkes için otopark yapmakla görevlendirilmektedir.

Ama tabii bu düzenleme hiç çalışmamıştır. Şişli'de apartmanın bodrumuna garaj yapmış mülk sahibi ya da müteahhit pek yoktur. Daire yapmayı, garaja tercih etmişlerdir. Çünkü dairenin değeri, belediyeye ödemek zorunda kalacağı paradan daha fazladır.

Belediye de (parayı toplayan ve otopark yapmak zorunda olan belediye, büyükşehir belediyesidir) topladığı paralarla otopark yapmamaktadır.

Hiç değilse yeni yapılacak binalarda (İstanbul'da bina sirkülasyonu çok hızlı, sık sık eskiler yıkılıp yenileri yapılıyor) şu garaj zorunluluğu uygulanabilse!

Ama tabii bunu beklemek saflık olur.

Yazının devamı...

İşiniz Cumhurbaşkanı'na kalmışsa...

7 Şubat 2001

Ayşen GÜR

Ülkemizin idari sistemi hakkında çok fazla bilgi sahibi bir toplum sayılmayız ama, hepimiz iki dereceli seçimle işbaşına gelen Cumhurbaşkanı'nın fazla yetki sahibi olmadığını biliriz.

Ama böyle bir makamda oturan insan, kendisine kanunlarla tanınmış yetkiler kadar, kişisel ağırlığıyla da toplumu etkileyebilir.

Bundan önceki iki Cumhurbaşkanı Özal ve Demirel, başka ülkelerin yöneticileriyle dostluk ilişkileri içinde olduklarını söyleyerek övünürlerdi. Dolayısıyla işadamları bir başka ülkede başları sıkışsa onlara başvurur, onlar da sağa sola telefon edip (Özal), mektup yazıp (Demirel), Türkmenbaşı benim, Kırgızbaşı senin, bu sorunları halletmeye çalışırlardı.

Şimdiki cumhurbaşkanı ise daha ‘‘halkçı’’ bir görüntüye sahip. İşadamlarının ona mektup yazıp şu ya da bu yurtdışı ihale için yardım istediklerini sanmam.

Şimdi bakıyorsunuz, Cumhurbaşkanı'na başvuranlar, komşu koruya bina yapılmasını istemeyen bir mahalle halkından tutun da, polis baskısına uğrayan turistik belgeli meyhane sahiplerine kadar çok geniş bir yelpaze oluşturmuş.

Cumhurbaşkanı bu talepleri nasıl karşılayabilir? Hükümete durumu iletip araştırılmasını istemekten başka bir şey yapamaz. Yani talebi haklı bulsa bile manevi bir baskı uygulayabilir, o kadar.

Meşruti bir kraldan daha fazla yetki sahibi olmayan Cumhurbaşkanı, bütün diğer kapılar denendikten sonra başvurulacak en son mercidir. Bu nedenle, Cumhurbaşkanı'na gelen bu tür talepler ne kadar fazlaysa, insanlar o kadar sıkışmış demektir. Bu sosyal bir istatistik bile olabilir.

Yazının devamı...

Sultan Cafe'den yine şikayet

6 Şubat 2001

Ayşen GÜR

Geçen hafta Sultanahmet Meydanı'nda insanın kendini yabancı gibi hissettiğini anlatan bir yazı yazmıştım. Bir okuyucumuz da, buradaki Sultan Cafe'de turist olmayanlara ne kadar kaba davranıldığını, başından geçen bir olayla aktarmıştı.

Bir başka okuyucumuz, yine Sultan Cafe'de karşılaştığı davranışı anlatıyor bugün de:

‘‘Sultanahmet Meydanı'nı severim ve sık sık giderim. Doğal ve tarihi olarak kendimi rahat hissettiğim bir yer. Ancak, sizin de belirttiğiniz gibi kim zaman kendimi yabancı hissediyorum orada.

Geçen ay, yani ocak ayında bir arkadaşımızla Sultan Cafe'de buluşmak üzere sözleştik. Daha önce oraya hiç gitmemiştim ve ortam hoşuma gitti. Fakat, arkadaşımızın gelip gelmediğine bakmak için içer girdiğimizde bize hiç de kibarca davranılmadı. Hatta kardeşim, yukarıdaki kısma bakmak istediğinde izin verilmedi ve ‘yukarıda hiç Türk yok, bakamazsınız’ dendi. Yine de kardeşim kızdı ve yukarı çıktı. Arkadaşımızın gelmediğini öğrendik. Bir yere oturmak istedik, her yerin dolu olduğu söylendi ve boş masalar olduğu halde yer gösterilmedi. Biz dışarı çıkmak zorunda bırakıldık.

Sultanahmet Meydanı'nda ‘Türk’ olmak kötü bir şey. Onu öğrendim ve oldukça da üzüldüm.’’

Hizmet sektöründe müşteriler arasında turist-yerli ayırımı yapılması, en geri ülkelere mahsus bir özelliktir. Örneğin İspanyollar size Franco döneminde ülke turizm gelirlerine son derece muhtaçken, Akdeniz kıyılarındaki otellerde daracık yemek salonlarına tıkıldıklarını, buna karşılık yabancı turistlerin denize bakan geniş salonlarda ağırlandığını, hálá öfkeyle anlatabilirler. Döviz serbestisi olmayan ülkelerdeki ‘‘turistlere mahsus mağazalar’’ da sadece ülke halkının tüketim hakkını kısıtlamakla kalmaz, onurunu da zedeler.

Turizm ne kadar ‘‘iyi’’ bir şey olursa olsun, turist dövizi dilenmek ve bu döviz uğruna kendi vatandaşlarını kovalamak aşağılık bir davranıştır.

Böyle davranan oteller ve lokantalar hiçbir ülkeye yakışmaz. Bize de!

Parkomatçılar için uyarı

Dünkü gazetemizde yer alan bir haberde Nişantaşı'nda parkomatların kapanma saati olan 19.30'dan sonra otopark çetesinin arabalarını parkeden insanlardan para almaya devam ettikleri anlatılıyordu.

Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, bir açıklama yaparak bunun yasal olmadığını ve şikayetlerin belediyeye bildirilmesi gerektiğini söyledi (açıklama ve telefon numaraları 2. sayfada).

Parkomatlı sokaklara otomobillerini parkeden araç sürücüleri şikayetlerini belediyeye mutlaka bildirmeli. Aksi takdirde gerek parkomatçıların gerek çetelerin küstahlığı her geçen gün daha da artacaktır.

Yazının devamı...