"Hakan Gence" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Hakan Gence" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Hakan Gence

İkinci hayatımda yunus olmayı isterdim

29 Nisan 2012

EVİNDE 200’E YAKIN TARİHİ DALIŞ MALZEMESİ BULUNAN JEFF HAKKO

Vakko Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Jeff Hakko tam bir dalış tutkunu. Aynı zamanda tarihi dalgıç kıyafetleri ve malzemeleri koleksiyoneri. Dalgıç başlıklarından 70 tane var ve hepsi de evinde... Hakko koleksiyonunun içeriğiyle dünyada ilk beşe girdiğini söylüyor
İşadamı Jeff Hakko dalış meraklısı. Hatta kendi tabiriyle bu işin hastası ve bu hastalığın hiçbir ilacı yok. Ailesinin yapabileceği tek şeyse onun bu ‘fazla yer tutan’ hobisine anlayışla yaklaşmak. Çünkü Hakko’nun sualtı merakı taa çocukluk yaşlarına dayanıyor.
Sualtıyla ilk kez İstanbul’da, Büyükada’da 8 yaşında tanıştı. İlk dalış aletleriyse eczaneden satın aldığı turuncu paleti ve maskesiydi. Böylece annesinden azar işitse bile gününün büyük bölümünü suda geçirmeye başladı.
Yaşı ilerledikçe aletli dalışı öğrendi ve 25 yıl önce de ilk dalgıçlık brövesini aldı. Binin üzerinde kayıtlı dalış yaptı. Hakko şimdi üç yıldızlı bir balık adam. “Vaktim olsa bu işin eğitmenliğini yapmak isterdim. Dalış yapmanın en çok sessizliğini ve dinginliğini seviyorum. Sualtı tabiatı başka bir gezegen. Suyun altında yaşamak ve ikinci hayatımda bir yunus olmak isterdim. Tatil planlarımda da nerede su varsa ben oradayım. Eşime, oğluma ve kızıma da dalmayı öğrettim. Beni üzmemek için onlar da dalıyor.”

TÜRKİYE’DE BULDUĞUM TÜM BAŞLIKLARI TOPLADIM 

Zaten tarihe meraklı Jeff Hakko’nun dalışa olan bu ilgisi bir süre sonra koleksiyonerliği beraberinde getirdi. Önce eski balık adamlar nasıl dalış yapardı diye sorgulamaya başladı ve kitapları karıştırdı. Özellikle 1827’de üretilmeye başlanan ve astronot kostümlerini andıran en az 20 kiloluk dalgıç başlıklarını ve ağır ayakkabıları hayretle karşıladı.
Koleksiyonun ilk parçasını 1990’da Fransa’da bulduğunu anlatıyor: “Fransa’ya bir sempozyuma gittim ve eski dalış başlıklarından birine rastladım. Konferanstan sonra başlığın yanında nereden kiralandığını söyleyen bir ilan gördüm. İstanbul’a döndükten sonra Brest şehrinde yaşayan adamı aradım. Birkaç tane daha olduğunu söyleyince uçağa atlayıp gittim. Orada gördüklerime inanamadım. 1942’ye ait bir başlık, bir çift ayakkabı ve bıçağı alıp döndüm. Sonrasında Türkiye’de bulabildiğim bütün başlıkları topladım.”
Hakko’nun koleksiyonunda şimdi 70 başlık, 20 çift ayakkabı, 10 tulumba, 30 bıçak, 20 fener ve dalgıçların suya inmesine yardımcı malzemeler var.

BU HASTALIK İLAÇLA GEÇMİYOR
Koleksiyon merakınıza karşı eşiniz “Evi ne hale getiriyorsun” demiyor mu?
- Diyor ama anlayışlı bir eşim var, hastalığımı biliyor. Bu hastalığın tedavisi yok, ilaçla geçmiyor. Evin ikinci katındaki iki oda koleksiyonuma ayrıldı. “İkinci kat bu kadar ağır eşyayı taşır mı?” diyerek mimarı çağırdık ve statik hesaplama yaptırdık. Ama tulumbalarımın her biri 300 kilo olduğu için onlar giriş katında kaldı.
Bu başlıklar çok ürkütücü değil mi? Ben bir gece bile sizin bu üst katta kalamam!
- Ben mışıl mışıl uyurum. Balık adam formaları ve başlıklarını bir süre önce balkona asmıştım. Gece aşağıdan görenler güvenliği arıyormuş. Telefonlar geliyordu “Misafirler ve komşular korkuyor” diye.
Bu koleksiyon kadınların ilgisini çekiyor mu?
- Hayır, hiç çekmiyor çünkü çok erkeksi bir merak. Hiçbir seksi tarafı yok. Bir erkek koleksiyonu gördüğü zaman bir yere kadar anlarken kadınların hiç ilgisini çekmiyor.
Koleksiyonu neyle değiş tokuş edersiniz?
- Çok zor, onlara fazlasıyla bağlandım. Adeta her biri çocuğum gibi. Şimdi benim gibi koleksiyoner arkadaşım Mustafa Aydemir ile ‘deniz, su altı ve amfora müzesi’ oluşumu içindeyiz.
Vakko Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısısınız. Sizden modayla ilgili bir koleksiyon beklerdim…
- Vakko’nun yaratıcı tarafında değil, işletme, strateji, hukuk ve finans tarafında faalim. Özel bir moda merakım da yok. Bana bir kot, tişört verin bütün gün öyle dolaşırım. Dolabımda iki üç ceket, bir smokin, iki kostüm, üç pantolon var. Sandığınız gibi büyük bir gardırobum da yok.

DENEDİM AZ KALSIN ÖLÜYORDUM
Geçmişte dalış yapan balık adamlar ne hissediyor diye merak ettim. İngiltere’de bu ağır tarihi dalış aletleriyle nehre daldım. Az kalsın ölüyordum. Hepsi çok ağır. Bundan eşimin bile haberi yoktu. Geniş ailemdeki tek koleksiyonerim. Bana ailede ‘Jeff ve başlıkları’ diyorlar. “Daha bitmedi mi?” diye soruyorlar.
“Kendimi bildim bileli fitim. Haftada en az iki gün basketbol oynuyorum. Ardından evime yakın bir spor salonuna gidip her gün iki saat spor yapıyorum. Yaz aylarında her hafta sonu dalışa gidiyorum. Dalmadığım zaman da uzun mesafe yüzüyorum”
Hakko’nun koleksiyonunda 70 başlık, 20 çift ayakkabı, 10 tulumba, 30 bıçak, 20 fener ve dalgıçların suya inmesine yardımcı malzemeler var.

Yazının devamı...

Evcimenlere özel aydınlatmalar

9 Temmuz 2011

- Homing nedir?
- Yaşamdan daha çok keyif almak için yeni ve yaratıcı yollar arıyoruz. Pek çok kişi evlerinde aile ve arkadaşlarıyla hoşça vakit geçirmeyi tercih ediyor. Bu yüzden kendilerini daha iyi hissetmek için uygun ortamı yaratıyorlar. Homing trendini izleyenler evlerinde zaman geçirmeyi tercih ederken; restoran ve barlarda daha az zaman ve para harcama eğilimine giriyor.
- Bu terim ilk olarak nerede ortaya çıktı ve nasıl yayıldı?
- İlk kez 90’lı yıllarda Amerikalı trend yazarı Faith Popcorn tarafından ‘Cocooning’ (Kozaya Çekilme) terimi ortaya atıldı. Bu trend daha çok ekonomik krizler, salgın hastalıklar ve terör korkusu gibi nedenlerle insanların güvenlik ve korunma içgüdüsüyle evlerine çekilmelerini ifade ediyordu. Özellikle 2000’lerdeki küresel krizden sonra, teknolojinin de sağladığı imkanlar sayesinde artık kozalarına çekilirken bunu hem evde işlerini halledebilecekleri hem de eğlenceli zaman geçirebilecekleri bir yaşam tarzına dönüştürmeye
başladılar. Böylelikle asosyal ve izole bir yaşam tarzını ifade eden ‘cocooning’, yerini daha sosyal bir trend olan ‘homing’e bırakmaya başladı.
- Peki bu trendi takip ediyorsak evlerde nelere dikkat etmememiz lazım?
- Evlerimiz hepimizin kişiliklerini yansıtıyor. Bu aşamada dekoratif hassasiyet kadar, teknolojiyi ne kadar verimli ve etkin
kullandığımız da çok önemli.
Çünkü teknolojinin etkin kullanımıyla evimizde kendimiz ve misafirlerimiz için daha kaliteli ve eğlenceli bir yaşam tarzı oluşturabiliriz.
- Aydınlatma bu trendin neresinde duruyor?
- Aydınlatma da bir dönüşüm içinde. Artık basit bir ışık vermenin çok daha ötesinde olduğu yeni bir döneme girdik. Aydınlatmayla ruh halini değiştirerek, ortamdan daha büyük keyif almayı sağlamak mümkün. Kullanılan ışığın etkisiyle insanlar sakin bir ruh haline girebildikleri gibi daha enerjik de olabiliyorlar.

ÇOCUKLAR İÇİN GÖZE DOĞRUDAN GELMEYEN IŞIKLAR

Salonlarımız genellikle evin en çok zaman geçirilen bölümü olduğundan ve farklı amaçlar için kullanılabildiği için, her ihtiyaca uygun farklı aydınlatma çözümlerini de barındırıyor. Bu şekilde ışık kaynaklarını ayrı ayrı kontrol ederek, ihtiyacınıza en uygun atmosferi yaratabilirsiniz. Gerektiğinde birinden diğerine hızlı geçiş yapabilirsiniz. Çocuk odalarında da, doğrudan gelen ışık kaynakları göz sağlığı açısından bir tehdit. Bu nedenle ışığın gözle doğrudan temas etmediği aydınlatma ürünleri önemli. Ayrıca çocukların temas etme ihtimali nedeniyle, sivri kenarlı tasarımlardan kaçınılmalı ve aşırı derecede ısınmayacak şekilde ürünler kullanılmalı. Çocukların yutma olasılığı olabilecek küçük parçalar da içermemeli. Banyolarda da güvenlik tedbirleri öne çıkıyor. Gelişen LED teknolojisiyle artık banyoda LED’li aydınlatma ürünleri de kullanmak mümkün.
Daha konforlu bir ortam için yatak odası aydınlatmalarının uzaktan kumandalı olması tercih edilebilir. Havaların da ısınmasıyla, bahçe veya balkonlarda uzun zaman geçiriyoruz. LED’li aydınlatma ürünleri alışıla gelmiş ışık kaynaklarına göre çok daha uzun ömürlü ve az enerji sarf ediyor. 

TEK TUŞLA RUH HALİNE GÖRE IŞIK

Ortamı renklendirerek kişiselleştirmek, ışığı parmak uçlarıyla tek bir kumandayla kontrol etmek ve gereksiz enerji tüketimini önlemek için; hareket algılayan aydınlatma ürünleri kullanmak en yeni trend. LivingColors LED teknolojisi sayesinde, tek bir dokunuşla ruh haline uygun ortamı yaratıp duyguları ifade etmek mümkün. İki kişilik romantik bir akşam yemeği veya arkadaşlarla hareketli bir gece ya da stresli bir günün ardından sakin bir akşam... Bunun bir adım ötesi, LivingAmbiance teknolojisiyle tüm aydınlatma çözümlerini uzaktan kumandayla bir arada kontrol etme lüksü.

DEKO-ÖNERİ

Akrilik aynalar cam gibi görünüyor. Kırıldığında cam ve kristal gibi el kesmediği için, özellikle çocuk odaları için ideal. Yeni teknolojiyle üretilenleri buharlanmayı önlediği için, banyolarda rahatlıkla kullanılabiliyor.

O’NUN EVİNİN VAZGEÇİLMEZLERİ

Selami ŞAHİN

- Oğlumun tasarladığı çok yönlü oyun masası. Hem tavla hem satranç oynayabiliyorsunuz.
- Yamaha yarı akustik piyanom.
- Yine oğlumun tasarladığı, arşivimin bulunduğu plak dolabım.
- Dinlendiğim ve notalarımı yazdığım koltuğum.

ÇIKIYOR-İNİYOR

İNİYOR: Beyaz su ısıtıcılar

ÇIKIYOR: Kırmızı su ısıtıcılar

Yazının devamı...

Ev tasarlamak kulüpten daha zor

2 Temmuz 2011
Mimarlık hikayeniz nasıl başladı?
- Çocukluğumdan beri dekorasyona merakım vardı. ODTÜ’de Endüstriyel Tasarım okuduktan sonra Mahmut Anlar’la çalışmaya başladım. Aydınlatma, mobilya ve obje tasarımlarına da merakım oldu. İki sene öncede ofisimi kurdum. Şimdi tasarladığım mekanlarda da her şeyi yapıyorum. Dışarıdan bir şey almıyor, A’dan Z’ye her şeyi kendim tasarlıyorum.

Ev dekore etmek mi, kulüp dekore etmek mi daha zor?
- Ev daha zor. Her şey kusursuz olmalı, çünkü içinde uzun yıllar yaşanacak. Ama mekanlarda hatalar olsa bile gece ışığında daha güzel görünüyor.

Bir kulüp tasarımında önce neye dikkat ediliyor?
- Çok kalabalıklarda mekan zaten fazla algılanmıyor. Gördüğün şey omuz seviyenin üstü. Tavan, aydınlatma ve duvarlar... İşin sırrı görünen yerlere para harcamak. Çünkü tıklım tıklım bir yerde zemin görünmüyor bile.

Kulüp tasarlarken neler ilham veriyor?
- Restoranlarda huzurlu olmak ve sizi rahatsız etmemesi önemli. Servis akışı da doğru planlanmalı. Gece hayatında insanların tüketimleri ve algıları farklı. Önemli olan ışık, ambiyans ve insanların iletişim kurması.

Peki bir gece kulübünde insanları güzel göstermenin sırrı ne?
- Bunu ışıkla sağlayabilirsiniz. Sarı, turuncu ve güneş rengi ışıkları seçiyorum ki kadınlar daha bronz görünsün. Mavi ve beyaz ışık tende kötü duruyor.

İnsanların bakışmalarını sağlamak için tüyolar var mı?
- Sortie gibi büyük mekanlarda görüş alanlarını bölmeden birbirini görmeyi sağlamak gerekiyor. Koridor gibi dar ve küçük alanlarda da ayna kullanmak mantıklı.

CAMİ TASARIMI YAPMAK İSTİYORUM

Yemek yerken kesişme sağlayan ince noktalar var mı?

- Yemek yeme ergonomisini bozmamak lazım. Kadının göğsü görünsün diye masayı kısaltırsan rahat yiyemez ve olmaz.

Mekanlarda sizin imzanız var mı?
- Eskitilmiş bronz, sıva ve masif ahşaplar...

Yaptığınız mekanlara eğlenmeye gidiyor musunuz?
- Nadiren gidiyorum. Zaten eğlenmeye ayda bir giderim.

“Müziği sevmiyorum” diyen şarkıcı gibi oldu...
- Yaptığım mekanlara gündüzleri gidiyorum. Eksikleri görürsem toparlıyorum.

Kulüplerde yeni trendler ne?
- Sigara yasağıyla öne çıkan açık mekanlar hava durumundan etkileniyor. Üstü kapanan sistemler yaz yağmurlarından koruyor. Ses uyarılarına karşı perde uygulaması var.

Mekanlarda lavabo olduysa tamamdır, derler. Katılıyor musunuz?
- Öyle bir şey mi varmış? Genelde tuvaleti en son düşünüyorum. Bence kapıyı açtığınızda size verdiği his önemli.

Bundan sonra ne tasarlamak istiyorsunuz?
- Cami yapmayı istiyorum. Renk, malzeme ve ışıklarla oynayıp daha bizim kuşağa yönelik bir cami yapmak isterim.

DEKO-ÖNERİ

Evinizi yenilemek istiyorsanız beğendiğiniz ressamların tablolarını asarak işe başlayabilirsiniz. Yeni ve modern tasarımlı aydınlatmalar da odanıza yeni bir görünüm ve farklı bir hava katabilir. Fazla eşyaların istenmeyen bir görüntü oluşturduğunu düşünüyorsanız da saklama alanları yaratın.

ÇIKIYOR
* Beyaz fotoğraf çerçeveleri

İNİYOR
* Kahve fotoğraf çerçeveleri

O’NUN EVİNİN VAZGEÇİLMEZLERİ
Mercan (Şarkıcı)

* İçine her şeyi tepiştirdiğim ve dağınıklığı anında yok eden çekmecelerim
* Kenarları açılıp yemek masası haline gelebilen, dergilerimi de koyabildiğim salonun ortasındaki alçak büyük sehpam
* Hem yatıp hem de televizyon izleyebildiğim geniş enli, altı bazalı büyük koltuğum
* Boyları ayarlanabilir mutfak sandalyelerim
* Mırıldanırken tüm stresimi attığım jakuzim
Yazının devamı...

Önüm arkam sağım solum müzik

25 Haziran 2011
Türkiye’nin en ünlü starlarını şirketinde toplayan müzik adamının evini merak ettim; Caddebostan’ın yolunu tuttum. Evi de mesaisi gibi müzik dolu... Röportaj sırasında bir yandan Ajda Pekkan’ın yeni kartonetleri geldi, bir yandan Ozan Doğulu’nun ve Burcu Güneş’in yeni şarkıları mail’ine düştü ve ilk kez dinlendi

Samsun Demir, Caddebostan’da Barlar Sokağı üzerinde oturuyor. Yani eğlencenin kalbinin attığı yerde. Gece 23.00’de buluştuk ama sokağı hala hareketliydi. Tam da onun istediği gibi. 135 metrekarelik evinde 12 yıldır oturuyor: “Avrupa yakası iş yeri havası veriyor. Anadolu yakası daha sayfiye yeri gibi. Şehirden uzakta yaşamayı tercih etmiyorum. Uzak mesafelerin, şehir hayatından ve şehirli kafa yapısından kopardığını düşünüyorum. Bir besteci de, söz yazarı da, yapımcı da her zaman insanlarla iç içe olmalı. Evimin bulunduğu nokta beni işimden koparmıyor. Suadiye’ye kadar esnafı tanıyorum. Şarkılar hakkındaki yorumlarını dinliyorum. Bu sayede hayatım sürekli interaktif kalıyor” diyor.
Apartman hayatını seçmesinin nedeni de sıcak insan ilişkileri: “Herkes birbirini tanıyor. Benim işimde sosyal olmak önemli. Eğer esnafla, komşularınızla iyi olursanız sanatçılarınızla iyi geçiniyorsunuz. Empati yeteneğiniz kuvvetleniyor”.

MÜZİK KUTUSU 20 CD ÇALABİLİYOR

Eşiyle birlikte yaşadığı bu evin dekorasyonunda ağırlıklı beyazda. Nedeni, iş stresinden sonra evde geçirdiği saatlerde rahatlamak. Evin girişinde boydan boya tüm duvarı kaplayan bir ayna var. Bu sayede genişlik hissi verilmiş. Girişten sağa döndüğünüzde salona geçiyorsunuz. Büyük beyaz deri bir L koltuk takımı sizi karşılıyor. Serinliği çok sevdiği için salondaki klima 7/24 durmadan çalışıyor. Koltuk takımının karşısında dev bir LCD televizyon var. Onun altındaysa müzik yapımcısının evine yakışır şekilde çok güçlü bir müzik ve ses sistemi bulunuyor. 5.1 ses sistemi bütün salonu sarıyor. Ayrıca bir kasetçalar, CDçalar, plak ve Dr Dre’nin iPhone ve bilgisayara bağlanan ve güçlü müzik veren bir cihazı var.
Salondaki en ilginç parça şüphesiz üç sene önce aldığı müzik kutusu. Işıklarıyla eve renk katıyor. Bu kutu aslında bir radyo ve CDçalar. 20 CD alan cihaz, uzaktan kumandayla yönetiliyor. Diğer odalardaki sandıklarda binlerce CD var ama en çok dinlenenler, el altında olması gerekenler salondaki CD’likte. Demir her sene buradaki CD’leri en gözde müziklerine göre düzenliyor. Duvarda kendisinin başladığı ve bir ressam arkadaşının tamamladığı bir tablo duruyor. Tepe Home’dan aldığı örümcek şeklindeki avize ve Mudo Concept aydınlatmaları da dekoru bütünlüyor.
Mutfakta ankastre ürünler var. Dekorda ahşap kullanılmış. Mutfak masasında insan kulağı şeklinde tasarlanmış bir cihaz dikkatimi çekiyor. Ozan Doğulu’nun hediyesiymiş. iPhone’la çalışıyor. Hiçbir elektrik bağlantısı gerektirmeden alete telefonunuzu koyuyorsunuz ve çok güçlü ses veriyor. Demir mutfak masasında bu aletten müzik dinliyor. Balkonuysa saksıda yetiştirdiği mandalina ağacıyla küçük bir bahçeyi andırıyor. Bir de masaj koltuğu göze çarpıyor. Bu koltukta tabii iPhone bağlantılı. Telefonunuzu taktığınızda masaj koltuğu yanından müzik geliyor.

ŞAHAN KAZANAN KADAR GİTMEDİ

Evde giyinme odası da var. Kışlıklar, yazlıklar ve ayakkabılar burada. Çalışma odasıysa en çok vakit geçirilen alan. Geniş koltuk iş sonrası dinlenmek için. Bu odada yine büyük ekran televizyon, 5.1 ses sistemi ve PlayStation 3 var. Favori oyunu Guitar Hero. Demir, oyunu o kadar seviyor ki konsolu taşımamak için bir tane de yatak odasına koymuş. “Kenan Doğulu, Burak Kut, Gökhan Özen, Sinan Akçıl, Ferhat Göçer gibi isimlerle maçlar yaptım. Bir sene önceye kadar çok iyiydim. İnsanlar PES’te yenilmediğimi duyup gelirdi. Şahan Gökbakar geldi bir gün. Dört saat yenene kadar gitmedi. O kadar hırslı. Guitar Hero’da da müzisyenlerden daha iyiyim, çünkü müzik parçası gibi değil bir oyun gibi görüyorum” diye anlatıyor.
Hemen yan odaya da Ottoman ismini vermiş. Buradaki sehpa 1950’lerden kalma Horhor’dan aldığı antika bir kapıdan yapılmış. Berjerler 17. yüzyıl Fransız. Tanesi bin doların üzerinde. Antika Kuran okuma sehpası da var. “Bir aralar antikaya meraklıyım. Sonra moderne sardım. Şimdi ikisini harmanlıyorum. Salon fazla modern. Eğer o modernlikten sıkılırsam buraya geliyorum” diyor. Bu odada Nazan Öncel’in ‘El Kaldırmadan’ isimli tablosu da dikkat çekiyor. Bu tablonun iki anlamı var. Bir tanesi şiddete karşı duruşu, diğeri tabloyu Öncel’in elini hiç kaldırmadan çizmesi.
Tamamen beyaz ve modern döşenmiş yatak odasındaysa dev ekran televizyon ve 1910’dan kalan antika bir konsol dikkat çekiyor.

ZOR ANLARA BİLGİSAYAR DEPOLUYOR

Samsun Demir’in hayatının vazgeçilmezi teknoloji. iPhone’u sürekli elinde, hatta beş iPhone’u demek daha doğru. Birinden müzik dinliyor, diğerinden klip izliyor. Öbürüyle de konuşuyor. Evde iMac, Sony ve Toshiba laptopların yanında iPad ve iPad 2 de var. Eğer bunlardan birine bir şey olursa diye, bir de kapalı kutuda yedek iMac bulunduruyor. Bu bilgisayarlara sürekli mail akıyor ve herkesin sabırsızlıkla beklediği hitler ilk kez düşüyor.

O’NUN EVİNİN VAZGEÇİLMEZLERİ
Samsun Demir

* Büyük dinlenme koltuğu
* Müzik kutusu
* PlayStation
* Ses sistemi
* iPadler

DEKO-ÖNERİ

Eşyalardaki çay lekesi için temiz bir bulaşık süngerine şampuan dökerek lekenin olduğu bölgeyi köpürterek ovmanız gerek. Koltuğunuza kahve dökülürse onu da şampuanla temizleyebilirsiniz. Halılara ayakkabıyla buluşan çim lekesine karşı pamuğa ispirto dökün ve lekeli bölgeyi silin.

ÇIKIYOR
* Kağıt avizeler

İNİYOR
* Şatafatlı avizeler
Yazının devamı...

Bundan önceki evim mosmordu bu kez bembeyaz olsun istedim

18 Haziran 2011
Ziynet Sali Gayrettepe’de bir apartman dairesinde yaşıyor. Ama 200 metrekarelik eve girdiğinizde apartman dairesinden çok başka bir atmosferle karşılıyorsunuz. Kendinizi ferah bir yazlıkta gibi hissediyorsunuz. Çünkü üç oda ve bir salon evin bütün camları Boğaz manzaralı. Limon ağacı ve cemile çiçeğiyle süslü balkon, şehrin merkezinde ama çok dışında yaşıyormuş hissi veriyor. Sali okul yıllarından beri merkezi konumundan dolayı bu semti tercih ettiğini anlatıyor: “Burayı çok seviyorum. Bu eve taşınmadan önce Gayrettepe’de böyle bir manzara göreceğimi tahmin edemezdim. Rezidansları çok tercih etmiyorum. Apartman yaşamı ve kültürünü, insanların birbirlerine ‘günaydın’ diyerek güne başlamalarını seviyorum.”
Evin dekorasyonu için üç farklı iç mimarla görüşen Sali hiçbirinden memnun olmayınca evini eskiden inşaat işiyle uğraşan menajeri Gökay Özkan’a teslim etti. Ana renk olarak beyazı seçti: “Bundan önceki evim mosmordu. Renkten çok sıkılmıştım. Hem bembeyaz hem de soğuk görünmeyen bir ev hayal ettim. Bu yüzden hem sıcak hem soğuk tonları içinde barındıran taş beyazını seçtim. Ama yine mor rengi de aksesuvarlarla evin içine serpiştirdim. Mora ilgimin sebebini araştırmaya başladım. Bilgelik içeren bir renk olduğu için herhalde beni çekti. Gösterişi seven bir yanım olduğu halde evde bunu göze sokmak istemiyorum. Bu yüzden altın varaklardan uzak durdum. Sadece çay içilen bölümde gümüş varak kullandım” diyor Sali.

MÜZE GİBİ EVLERİ SEVMİYORUM

Mobilyaların seçimi sırasında bol bol dekorasyon dergileri karıştırdı. Hayalini kurduğu bütün modelleri kendi marangozuna özel olarak yaptırdı. Markadan çok şık görünmesi önemli diyor: “Müze gibi evleri sevmiyorum. Misafirlerim kendi evlerinde hissetsin istedim. Önemli olan da bu duyguyu vermekti”.
Evin girişinde sizi beyaz bir sedir karşılıyor. Giriş ve hemen karşıdaki mutfağın yerleri İtalyan granit seramik. Daire desenli granitler ışıkta müzik CD’si hissi yaratıyor. Mutfak Vanucci tasarımı ve beyaz. Türk kahvesi fincanları ve bardakların üstünde nota desenleri var. Salonda, dekorasyona uysun diye uzun süre beyazını beklediği Yamaha marka piyano bulunuyor. Çok önem verdiğini avizeleri kristalli. ‘Beş Çayı’ şarkısına gönderme yapan bir çay köşesi var. Burası da Boğaz manzaralı. Mor kumaşlı gri varaklı iki tekli koltuğun olduğu köşe Sali’nin yalnız kalmayı tercih ettiği nokta. Salonda televizyon karşısında loca şeklinde bir koltuk bulunuyor. Salonun baş köşesinde babasının memur maaşıyla aldığı ve üniversitede eğitimini gördüğü kanun dikkat çekiyor. Bir de dumansız yanan şömine bulunuyor.

BANYO AYNASI MOZAİK

Siyah-beyaz tonlardaki banyo en dikkat çeken alanlarından. Aynası mozaik ve tamamen el yapımı. “Bu alanın şıklığına özen gösterdim. Kristalli aplikler kullandım. Çünkü banyoda vakit geçirmeyi de seviyorum” diyor. Yatak odasında lila ve beyazla karşılaşıyoruz. Bu renkleri odanın romantik görünmesi için seçmiş. Yatak odası balkonunda büyük bir koşu bandı ve müzik sistemi var. Boğaz’a karşı müzik dinleyerek spor yapıyor. Hemen yan taraftaki giyinme odası oldukça geniş. Toplam yedi büyük kapılı büyük dolabın karşısında boydan boya ışıklı bir makyaj aynası var. Önü parfüm ve cilt bakım malzemeleriyle dolu. Burayı pilates odası olarak kullanıyor. Sali melekleri de çok sevdiği için bol bol melek biblosu var. Çoğunu Yunanistan’dan almış. Salonda yerde duran yastıkları ve bereket getirdiğini düşündüğü filleri de Hindistan’dan gelmiş.

DEKO-ÖNERİ

Spor salonuna gidecek vaktiniz yoksa evinizde bir spor odası yapabilirsiniz. Özellikle spor aletlerinin kurduğunuz yere sabit kalmasına özen göstererek işe başlamalısınız. Eğer amacınız kilo vermekse spor odanızı aynalarla donatabilirsiniz. Bu sayede her spor sonrası kendinizdeki farkı gözlemleyip daha büyük bir zevkle sonraki aşamaya geçebilirsiniz. Yürüyüş bandının karşısına televizyon koymak sıkılmanızı önler. Bu odadaki canlı renkler de sizi harekete geçirebilir.

ÇIKIYOR
* Yazın aklımıza ferahlık geliyor. Deniz mavisi ve beyaz eve huzur katıyor

İNİYOR
* Koyu renkler ve varaklar yaz aylarında insanı boğuyor
Yazının devamı...

Şirin bir çalışma masası

28 Mayıs 2011
Koleksiyon Mobilya’nın kurucusu Faruk Malhan babanız. Mimari ve tasarımla iç içe bir ortamda mı büyüdünüz?
- Anne ve babamın arkadaşları arasında büyüdüm. Geniş bir mimari camiaydı.

Baba mesleği çocukluk hayaliniz miydi?
- Bu işi çok severek büyüdüm, çocukluğum da bu mesleğin renkleri, derinlikleri arasında geçti. Dolayısıyla başka bir işi düşünmedim bile.

Evinizde sürekli tasarım mı konuşulurdu?
- Hayır ama çok geniş ilgi alanları olan bir ailede büyüdüm. Farklı konulara karşı duyduğum merak ve sevgi de bu yaşlarda gelişti. Müzik, tiyatro, sinema, edebiyat, sosyoloji, özellikle politika gibi bir sürü farklı konu hep ailenin ve aile dostlarının ilgi alanlarına giriyordu.

Peki büyük bir tasarımcının oğlu olmanın artıları dışında nasıl negatif etkileri oluyor?
- Negatif yönünü pek hissettiğimi söyleyemem, bir tek büyük bir sorumluluk hissi veriyor. Size çok büyük bir şans verildiği hissiyle yaşıyorsunuz ve elinizdekilerle en iyi sonuca ulaşmak için bitmez bir heyecan duyuyorsunuz.

ŞEKLE BAĞLI OLMADIM

Tasarım tarzınızı nasıl tanımlarsınız?

- Hiçbir zaman şekle bağlı olmadım. Her zaman bir fikirle başlamak isterim, yeni bir tasarım yapılacaksa bunun gerçekten bir ihtiyaç olup olmadığı ve kimin ne işine yarayacağı, insanlara yeni bir şey sunup sunmadığı başlangıç noktam oluyor. Sonunda çıkan tasarımlar da şekilsel olarak birbirine bağlı olmayabiliyor.

Hangi malzemeleri kullanmayı tercih ediyorsunuz?
- Genelde doğal malzemeleri en doğal yüzey uygulamalarıyla kullanmayı tercih ediyorum. Malzemeyi boyayarak doğasını örtmeyi pek tercih etmiyorum. Bir de duruma ve kullanımına göre değişiyor malzeme tercihleri. Metalin, camın, ahşabın veya plastiğin kullanılması gereken farklı yerler olabiliyor. En önemlisi tüm malzemeleri dönüştürülebilecek şekilde kullanabilmek.

Sizin objeleriniz heykelsi ürünler mi yoksa daha kullanılabilir ürünler mi?
- Tasarladıklarım her zaman kullanılabilir objeler ve öncelikli çıkış noktası da kullanışlı olmaları. Bazen formunun özellikleri o objeyi heykelsi yapabiliyor, bu ikisi bir arada olabilen özellikler.

Genel olarak bu yaz tasarımlarda neler ön plana çıkıyor?
- Mobilyadaki gelişimleri moda aralıklarında çok görmemeye çalışıyorum, daha uzun anlamları aramaya gayret ediyorum.

Ev tekstil ürünleri de satıyorsunuz. Ev tekstilinde trendler ne?
- Keten öne çıkıyor, doğal renkler ve kök boyalar... Aynısını halı ve kilim çalışmalarımız için de söyleyebilirim, hepsi doğal yün ve ipliklerle el üretimi ve kök boya kullanılıyor.

Bu yaz sizce evlerimizde olması gereken 10 obje mobilya-obje nedir?
- Açık hava kullanımı, bir de evde çalışma masası. Birçok kişi keyifle işini yapmak ve bunu evinin sıcaklığında olmasını istiyor. Ofisten gelmiş gibi görünmeyen şirin bir ev çalışma masası, uyumlu bir çalışma sandalyesi, belki ufak bir kitaplık, bunlarla bir arada kullanılabilecek bir müzik sistemi düşünülebilir.

LONDRA MAĞAZASI AÇILDI

Koleksiyon yurtdışında 14 noktada temsil ediliyor. Londra’daki mağazanın özelliği sadece bize ait olması ve tümünü kendi yaklaşımımız ve tema bütünlüğümüzle kurgulamamız. Bu haliyle Londra’da sektörün en güçlü mağazalarından biri olarak başlıyoruz. 1000 metrekarelik alanıyla bölgenin en büyük mağazalarından. İç yapısını da uzun bir şantiye süreci kullanarak hazırladık. Girişinde devasa bir düşey bahçe var, hazırlığı beş ay sürdü.

DEKO-ÖNERİ

Ahşap zeminleri korumak özen gerektiriyor. Çelik kapınızın yer döşemenizi çizmemesi için iç kısmına da paspas yerleştirebilirsiniz. Zemininizi asla ıslak bırakmayın. Ayakkabıyla gezinmek zemine zarar verebilir. Ağır mobilyalarınızı hareket ettirirken zeminin çizilmemesi için dikkat etmenizde fayda var. Cilalı ahşap zemini deterjanlı suyla temizleyebilirsiniz. Ama bunu yaparken ahşap temizleyici kullanmayı unutmayın. Çiçeklerinizin saksılarına fazla su döküp suyun saksı altlığından taşmasını da engellemelisiniz.

ÇIKIYOR
* Duvar kağıtlarında çiçek desenleri

İNİYOR
* Evin bir duvarını farklı renge boyamak

O’NUN EVİNİN VAZGEÇİLMEZLERİ
Suzan Kardeş (Şarkıcı)

* Çay ısıtıcım
* Televizyonum
* Bilgisayarım
* Yatağım
* Cam bardağım
Yazının devamı...

Ofisim ofisim güzel ofisim

21 Mayıs 2011
Ofis mobilyalarının ev mobilyalarından temel farkları neler?
- Ev mobilyası konfor sağlama ve kişisel ihtiyaçları gidermeye yeterken, ofis mobilyalarında şirket ve çalışanların ihtiyaçları değerlendiriliyor. Günümüzde artık ofislerde masanın sahibi tek kişi değil. Paylaşım alanları yaratılıyor, bundan dolayı ürünler de çoklu kullanım özelliklerine uyum sağlayabilecek şekilde tasarlanıyor. Ev tekstilinde kullanılan sünger ve kauçuk gibi malzemeler ofis mobilyalarında farklı kullanılıyor. Aynı şekilde ev mobilyalarında sürtünme ve yanmaya karşı dayanıklılık ön planda değilken, ofis mobilyaları seçiminde önemli rol oynuyor.

Ofis mobilyalarının da modası var mı?
- Beyaz her zamanki gibi kurtarıcı bir renk olması özelliğiyle de sıkça kullanılıyor. Ofis ortamı eskiye göre daha stresli, teknoloji ve ihtiyaçların hızlı değişimiyle beraber sürekli olarak da bu değişimden etkileniyor. Çalışanların iş yerine bağlılığı ve aidiyet duygusu son derece önemli. Duygusal tasarımlar sayesinde kendilerini rahat hissettiği, evi hatırlatan, kuralcılık yerine benimseme, sahip çıkma duygusunu ortaya çıkaran ve insanları takım çalışmasına yöneltecek tasarımlar yaratılıyor. Ahşabın sıcak tonları, bej ve kahvenin uyumu, acı kahvenin beyaz ve yeşil renklerle, metal ayaklarla kombinasyonu, mor-lacivert ve orman renkleri, yosun yeşili, vizon, kestane tonları gibi doğal renklerle çalışanlar evin sıcak rahatlığını ve aidiyet duygusunu hissedebiliyor.

ORTAK ALANLAR ÖNE ÇIKIYOR

Ofislerde çalışan değişimleri sık olur. Buna karşı nasıl mobilyalar üretiyorsunuz?
- Yeni çalışma konsepti share-desking, yani birine ait olmayıp paylaşılan çalışma alanları önem kazanıyor. Çalışan sayılarındaki ya da organizasyondaki değişikliklere göre mekan ve ürünlerde değişiklik yapılmasına imkan veren, pratik çözümler sunan ofis mobilyaları tercih ediliyor.

Ev-ofis fikrine nasıl bakıyorsunuz? Ev ofisler için nasıl ürünler önerirsiniz?
- Bu kavram 2000’lerde çıktı. Teknolojinin ve kablosuz iletişimin gelişmesiyle evdeki her yer çalışılabilen bir alan duruma geldi. Görsel iletişimin ilerlemesiyle, sanal toplantı odaları gibi kavramlar çalışma yapılarını değiştirdi. Buna rağmen yine de insanın karşılıklı iletişime ihtiyacı var. Ben iş yerlerini yaşam alanlarına dönüştürmekten yanayım.

Ürünlerinizin çoğu aynı zamanda ev mobilyalarını da anımsatıyor. Bu mobilyaları beğenenler evlerinde de kullanabilir mi?
- Giyimdeki unisex kavramı gibi; mobilyada da hem evde hem ofiste kullanılabilen ürünler var. Örneğin çalışma koltukları sıkça tercih edilirken, koltuk takımları evde de kullanılabiliyor.

İş hayatını kolaylaştırmak için çalışma masaları ve koltuklarda nasıl detaylar var?
- Hem dergilik hem sehpa olarak kullanılan bir sehpa, çalışma masalarına aksesuvar rayıyla eklenebilen kalemlik, kağıtlık, monitör kolu gibi multifonksiyonel ürünler iş hayatını kolaylaştırıyor. Çalışma masasının üstüne dosya kağıdı, kartvizit ve ataçları koyabileceğiniz evrak sepetleri eklenebiliyor. Erkekler için sedir ağacından yapılmış sigara ve puro bölmeleri, kadınlar için aynalı makyaj kutuları var.

Ofis sandalyeleri de önemli. Sandalye seçiminde nelere dikkat etmeli?
- İyi bir ofis sandalyesinin hem belinizi hem sırtınızı desteklemesi lazım. Bunu ilk başta sağlayan kolun yükseklik ayarı. Sırt eğimi de son derece önemli. Koltuğun sadece beli değil, sırt ve omuzları da kavraması gerekli. Koltuğun sırtında kullanılan file; ofiste hava sirkülasyonunu sağlayan, akıllı tekstil olarak adlandırdığımız bir malzeme. Bütün bu özellikleri sunan Me Too adlı ofis sandalyesi en önemli tasarım ödüllerinden dördünü aldı.

DEKO-ÖNERİ

Çocuk odasında, gelecek yıllar hesaplanarak hareket edilmeli. Dekoru basit tutmak çocuğunuz büyüdüğünde de yarar sağlayacak. Ayrıca odasına konacak renkli sandıklar, odanın dağınıklığına çözüm olabileceği gibi, ruh da katar.

ÇIKIYOR
* Banyo duvarlarında ahşap

İNİYOR
* Banyolarda fayans

O’NUN EVİNİN VAZGEÇİLMEZLERİ
Ziynet Sali (Şarkıcı)

* Spor odam
* Kahve içme köşem
* Şöminem
* Piyanom
* Balkonum
Yazının devamı...

İyi uykular, tatlı rüyalar

14 Mayıs 2011
Sağlıklı bir uyku için sürekli araştırmalar yapılıyor, yeni ürünler geliştiriliyor. Araştırmalar toplumun yüzde 25’inden fazlasının uykusuzluk yaşadığını gösteriyor. Uykusuzluk, beraberinde başka sorunları da getiriyor. Örneğin Amerikan Uyku Vakfı’nın 2010’da yaptığı bir araştırma uyku sorunu yaşayan yetişkinlerin yüzde 60’ının uykulu araba kullandıklarını ve yüzde 37 gibi büyük bir bölümününse araba sürerken uykuya daldıklarını ortaya çıkardı. Başka bir araştırma 100 milyondan fazla Amerikalının uyku bozukluğuyla karşı karşıya kaldığı gerçeğini ortaya çıkardı. Uyku problemi kadınların yüzde 40’ını, erkeklerinse yüzde 20’sini etkiliyor. Uzmanlar uyku sorunu için bazı önerilerde bulunuyor.

KİMİ SERT SEVİYOR KİMİ YUMUŞAK

Günümüzde teknolojiyle doğallığı buluşturup sıcak havalarda terletmeyen ya da horlamaya engel olan çok çeşitli ürünler mevcut. Boyun, bel ve diz altı bölgesini tam destekleyen yastıklardan klimalı yorganlara kadar pek çok ürün hayatı kolaylaştırıyor. Antistres ürünlerle uyuyarak güne stressiz başlayabiliyorsunuz. Doğallığa önem veriyorsanız da; kaz tüyü yastık ve yorganları unutmamak gerek. En hafif dolgu maddesi olarak kabul edilen kaz tüyü, insanları gece boyunca üst üste yorgan ve battaniyelerin altında ezilmekten kurtarıyor.
Maya Tekstil Genel Müdür Yardımcısı Murat Aydoğan, uykunun dengeli bir diyet gibi düşünülmesi gerektiğini söylüyor: “Uykunun sadece basit bir dinlenme olarak algılanmaması lazım. Uyku, yetişkinler kadar çocukları da etkiliyor. Çoğu insan günde sekiz veya 10 saat uyumasına rağmen hala kendimizi halsiz ve yorgun hissedebiliyoruz. Bunu tetikleyen, rahatsız yatak ve yastık seçimleri. Her gün uyuduğumuz yastıkların yılda en az bir kez değiştirilmesi, yorganların düzenli aralıklarla havalandırılması ve kullanım süresine dikkat edilmesi gerekiyor. Ayrıca kişinin anatomi ve fizyolojisine uygun yastık ve yorganı kullanması da önemli. Zira pek çok insan alçak yastık tercih ederken, bazıları yüksek; kimisi yumuşak yastık severken kimisi sert yastıkta uyumayı seviyor.”

En iyinin iyisi olmak kolay değil

60 senedir verilen IF Product Design ve Red Dot ödülleri dünyanın en önemli tasarım ödülleri arasında gösteriliyor. Kütahya Seramik, tasarımcı Yiğit Özer’in imzasını taşıyan Versatile koleksiyonuyla bu sene ‘Red Dot Design Award Best Of The Best 2011’in yani ‘En İyinin İyisi’ ödülünün sahibi oldu. Tasarımcı Yiğit Özer çalışmasını anlattı

Versatile koleksiyonun çıkış noktası kişiselleştirilebilen bir ürün olması. Mekanlar artık daha özgün ve insanların kendini tanımlayabildikleri yerler olmaya başladı. Kullanıcılarının yorumlayarak mekanlarını ifade edebilecekleri bir ürün fikri, Versatile’ı ortaya çıkardı. Koleksiyondaki üç boyutlu Arc ve Axis serileri özgün ‘V’ ve ‘S’ formlarına sahip. Ürünü en iyi tanımlayan ismin Latince’de ‘çokyönlü ve değişken veya tersi’ anlamlarında kullanılan ‘versa’ kelimesinden türeyen ‘versatile’ olduğunu düşündüm.
Projeye başladığımda günümüzün seramik karolarının uygulanış şekline ve oluşturduğu kurgulara odaklandım. Versatile başka hiçbir yan öğeye hatta renge veya desene gerek duymadan, onlarca farklı şekilde dizilebiliyor. Bir mekanın duvarlarında aynı renk ve tek çeşit karo kullanarak birbirinden tamamen farklı dört duvar algısı yaratabiliyorsunuz. Farklı renk uygulamalarıyla bambaşka sonuçlar yaratmanız da mümkün.

DEKO-ÖNERİ

Dekorasyon yapılırken, renkler mekanın büyüklüğüne ve ışık alıp almadığına göre belirlenmeli. Küçük mekanlarda, yer ve duvar renklerinin mümkün olduğunca birbirine yakın olması, mekanı büyük gösterir. Dekorasyon için genel olarak açık renkler tercih edilmeli. Ayna kullanarak da mekanları daha geniş gösterebilirsiniz.

ÇIKIYOR
* Cam ürünler

İNİYOR
* Plastik objeler

O’NUN EVİNİN VAZGEÇİLMEZLERİ
MURAT ŞEKER (Yönetmen)


* Müzik sistemim, hala plak dinlerim.
* Moskova’dan aldığım yağlıboya tablo.
* Dedemden yadigar tespih.
* Filmlerimin büyük boy afişleri.
* Büyük çalışma masam.
Yazının devamı...