"Erkan Çelebi" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Erkan Çelebi" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Erkan Çelebi

‘Yıldız’ savaşları

1 Ocak 2016

Tüketicilerin yanıltılmasına yol açtığı iddia edilen bu yöntemle pansiyonların otel, üç yıldız kategorisine giremeyecek otellerin de 4-5 yıldızlı diye pazarlanabildiği ifade ediliyor. Ancak yasalar gereği ister tatil isterse iş amaçlı olsun tüketicilerin tercih ettiği söz konusu otellerin uluslararası kıstaslara göre pazarlanması zorunlu kılınıyor. 

4 yıldız kategorisine giren otellerde, yüzme havuzu, 100 kişinin aynı anda yemek yiyebileceği lokanta, spor, dinlenme ve toplantı yapabilen salonlar, kahve ya da içki içebileceği barların bulunması gerekiyor. Odalarda mini bar ve kıymetli eşyaların konulabileceği kasaların olması da şartlar arasında bulunuyor. Kurallar, 5 yıldızlı işletmelerde daha da üst seviyelere çıkıyor. Yatak boyutlarından havuzların açık ve kapalı olmasına kadar bir çok unsur, zorunlu standart olarak yer alması gerekiyor.

 

BAKANLIK DEVREDE

 

İnternet üzerinden tesislerin pazarlanmasını sağlayan yerli ve yabancı sitelerin, listelerine dahil ettikleri otelleri yeterince araştırmadığı, sadece işletmelerin beyanlarıyla yetinme yoluna gittiği iddialar arasında yer alıyor. Yeterince araştırılmayan otellerin de bu sayede ‘yıldız oyunlarını’ yapabildği öne sürülüyor. Otellerinde ki bir kaç oda ve bölümü 4 ya da 5 yıldız özelliğinde dizayn edip, sadece bu bölümlerin resimlerini internete koyan bu oteller, internete yükledikleri bu resimleri, sahte konuk yorum ve değerlendirme notlarıyla da pekiştirme yoluna gidebiliyor.

 

TESİSLER İNCELENİYOR

 

Bu durumu önlemek de, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğü ile Reklam Kurulu’na düşüyor. Bakanlık, tüketicilerin zarar görmesini önlemek amacıyla, yapılan tüm şikayetleri tek tek değerlendirerek, bu sitelerin portföylerinde yer alan Türkiye’deki tesisleri incelemeye tabii tutuyor. Bunun sonucunda da internet üzerinden pazarlanırken yıldız oyununa başvurduğu belirlenen otellere, ceza uygulamasına gidiliyor.

 


Bakanlığın tespit ettiği oteller

 

İşte, Bakanlığın son dönemlerde internet üzerinden yapılan pazarlamalarında yıldız oyununa başvurduğunu tespit ettiği Türkiye’de ki otellerden bazıları:


İKİ YILDIZA 3 YILDIZ: Turkuaz Beach Otel adlı turizm işletmesinin Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 2 yıldızlı otel ve kısmi turizm işletmesi belgesi olmasına karşın, booking.com internet sitesinde 3 yıldızlı otel olarak tanıtım ve reklamları yapılarak, tüketicilerin yanıltıldığı ve aldatıldığı tespit edildi. Bunun sonucunda Sinan Yalçın Turizm, Sanayi ve Ticaret adlı kuruluşa, anılan reklamları durdurma cezası verildi.


BELGESİZE 4 YILDIZ: Bayır adlı turizm işletmesine ait Atlas Otel adlı tesisin Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından verilen herhangi bir işletme belgesi olmamasına karşın tripadvisor.com.tr ve trivago.com.tr adresli internet sitelerinde yayınlanan tanıtımlarda 4 yıldızlı otel olarak reklamının yapıldığı tespit edildi. Bu nedenle de anılan reklamların durdurma cezası verilmesine karar verildi.


5 YILDIZLI TATİL: Ulu Otel adlı turizm işletmesinin de Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından “3 Yıldızlı Otel Turizm Yatırımı Belgesi” ile belgelendirilmiş olduğu tarihlerde, tripadvisor.com.tr adresli internet sitesinin resmi açıklama kısmında, “Akdeniz’in saklı koylarında 5 yıldız standartlarında mükemmel bir tatil cenneti” ifadelerine yer verilerek, tüketicilerin aldatılmasına yol açıldığı belirlendi. Bunun sonucunda işletmeci firmaya, reklamı durdurma cezası verilmesi kararına varıldı.


PANSİYONA OTEL REKLAMI: Mehmet Selçuk Apaydın adlı şahsa ait olan Araucaria Pansiyon’a ilişkin olarak Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan “Pansiyon Turizm İşletmesi Belgesi” talebinde bulunulmasına ve ilgili belediye tarafından düzenlenen İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatı’nda faaliyet konusunun pansiyon işletmeciliği olmasına karşın, booking.com ve tripadvisor.com.tr adresli internet sitelerinde “otel” diye tanıtımı yapılarak, tüketicilerin yanıltılarak, aldatıldığı, bu nedenle de işletmeci Mehmet Selçuk Apaydın’a anılan reklamları durdurma cezası verilmesine karar verildiği yer alıyor.

 

Yazının devamı...

Valiz kilidini kırma bedelini kim ödeyecek?

12 Aralık 2015

Uluslararası Havayolları Birliği’nin yaptığı araştırmalara göre, bir yılda kaybolan ya da hasar gören valiz sayısı, 30 milyon adedin altına düşmüyor. Sadece bu tip valizler yüzünden havayolu şirketlerinin uğradığı zarar, 2 milyar doları buluyor. Bu 2 milyar doları da, yolculara ödenen tazminatlar, valizlerin bulunması için oluşturulan takip sistemleri ve bulunan valizlerin yeniden sahiplerine ulaştırması için yapılan harcamalar oluşturuyor. Şimdi bu sorunlara bir yenisi daha eklendi. Bu da, geçtiğimiz haziran ayında Milli Sivil Havacılık Güvenlik Toplantısı’nda kilitli valizlerle ilgili alınan karardan kaynaklanıyor. Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’nün geçtiğimiz kasım ayından itibaren uygulamaya konulduğunu açıkladığı bu karar uyarınca, güvenlik birimleri bundan böyle gerek duyduğu taktirde uçak altı bagaja verilen yolcu valizlerinin kilitlerini kırıp, açacak ve içinde yer alan eşyaları yolcu gözetiminde olmadan inceleyebilecek.  


AMERİKA’DA KIRMADAN YAPILIYOR


Oysa, daha önce valiz uçağa yüklenmeden önce yolcu anons edilerek, valizinin başına getiriliyor, kilidi açtırılıp, yolcunun gözü önünde gerekli kontroller yapılarak, işlem gerçekleştiriliyordu. Şimdi bu işlemden zaman kaybına yol açtığı gerekçesiyle vaz geçiliyor ve şüpheli bagajlar yetkililer tarafından sadece kameraların önünde zorlanarak kilidi kırılıp, açılabiliyor. Hasarlı valizi teslim alan yolcu, bu işlemden ancak kontrolü yapan yetkilinin valizin içine koyduğu notu okuyunca haberdar olabiliyor. Bu işlem, Amerika’da TSA diye adlandırılan Transpotation Security Administration yani Ulaştırma Güvenlik İdaresi tarafından yapılıyor. Ancak, bu da Amerika’da bagajlarda tek bir kilit sisteminin uygulanması ve şifre çözücü kilit anahtarının sadece TSA’da bulunması sayesinde oluyor. TSA kilitleri denilen bu sistemde yolcu valizini istediği şifreyi koyarak kilitleyip, bagaja veriyor. Şayet bagaja verilen bu valizden şüphelenilmişse yetkililerin elinde bulunan şifre çözücü anahtarla valiz açılıp, hiç bir zarar vermeden inceleme yapılabiliyor. Türkiye’de ise böyle bir şifre çözen anahtar uygulaması yok. Şüphelenilen çantaların kilitleri zorla kırılıp, açılıyor. 


YASAYA GÖRE SORUMLU BELLİ


Peki, Türkiye’de uygulanacak bu işlem sırasında valizlerde oluşacak hasar ve bu hasar yüzünden oluşacak zararların sorumluluğunu kim üstlenecek?  İşte o zaman havayolu şirketleri ile düzenlemeler devreye girecek. Bu da, Türkiye’de Türk Sivil Havacılık Kanunu’yla belirleniyor. Yasanın 121’nci maddesine göre, tescil ettirilmiş bagaj ve ya yükün kaybı ya da zarara uğraması halinde, zarara sebebiyet veren olay, havayolu ile taşıma sırasında meydana gelmiş ise zarardan taşıyıcı sorumlu tutuluyor. Varşova Anlaşması’na göre de, hasarlı valiz ve kayıp eşya için kilo başına 20 dolar ödeme yapan havayolu şirketlerinin valiz başına üstlendiği tazminat bedeli en fazla 400 dolar oluyor. Ancak, bu bedel, dava açıldığı taktirde, mahkemeler tarafından maddi zararın yanı sıra manevi zararlar da göz önüne alındığı için 6 bin TL’ye kadar çıkabiliyor.   


ŞAHSİ MALA ZARAR VERME


Kendinden kaynaklanan hasar ve zararları bile tazmin etmemek için her türlü yola başvurmaktan çekinmeyen havayolu şirketleri, kendilerinden kaynaklanmayan bu zararları üstlenmeye yanaşacak mı? Kilidi kırılmış, hasarlı valizi teslim edilen yabancı yolculara bu durum, nasıl açıklanacak? Uygulamadan nasibini alacak yabancı hava yolu şirketlerinin tutumu ne olacak? Yolcuların şahsi mallarına zarar verme sorumluluğundan sadece “Şüpelendik” diyerek, sıyrılmak mümkün olacak mı?Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, “Valizinizi kilitlemeyin, kırarım” demek yerine, Amerika’da ki gibi uygulamaları inceleyip, benzer çözümler geliştirmesi ya da tercihi yolculara bırakması gerekmez mi? Tüm bu yanıt arayan sorular, mağduriyetlerin başlamasıyla birlikte sadece hava yolu şirketlerinin değil, aynı zamanda kararı alan Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’nün ve yetkili emniyet birimlerinin de başını ağrıtacağa benziyor. 

Yazının devamı...

Gayrimenkulde metrekare aldatmacası

7 Kasım 2015

Ancak bu zorunluluk, özellikle satışa çıkardığı konutun metrekare fiyatını cazip göstermek isteyen firmalar tarafından suistimal edilerek, mağduriyetlere yol açabiliyor. Projelerini cazip hale getirerek, rekabette ön plana çıkmak isteyen firmalar, tanıtımını yaptıkları konutların reklam ve ilanlarında konutların gerçek brüt ve net alanlarına yer vermek yerine, metrekarelerini yüksek tutularak tüketicilerin yanıltılmasına neden oluyor. Denetimlerin ve cezai uygulamaların caydırıcı nitelikte olmaması, uygulamanın art niyetli firmalar arasında yaygınlaşmasını da kaçınılmaz kılıyor.

 

TAPUDA ANLAŞILIYOR

Bu da, tüketici taleplerinin metrekare fiyatı cazip olan konutlarda yoğunlaşmasından kaynaklanıyor. Tüketicilerin metrekare fiyatı düşük, uygun fiyatlı konut arayışına girmesi, satışa sunulan dairelerin reklam ve tanıtımlarında brüt ve net alanların abartılarak, gerçeği yansıtmayan şekilde kullanılmasına yol açabiliyor. Böyle olunca da net alanı 45 metrekare olan stüdyo daireler, 56 metrekare, brüt alanı 100 metrekare olan daireler de 120 metrekare diye pazarlanabiliyor. İşin rengi ise ancak, tüm işlemler tamamlanıp, tapu alındıktan sonra anlaşılabiliyor. O zaman da iş işten geçmiş oluyor. 


YAPANIN YANINA KALIYOR

 Yasa ve yönetmeliklere aykırı bu durum, ortaya çıkıp şikayet konusu olsa dahi, cezai yaptırımların yetersizliği yüzünden, yapanın yanına kâr kalıyor. Buna da tüketicilerin yanıltılmasına ve mağdur olmasına yol açan bu uygulama yüzünden firmalara verilen cezaların sadece, reklamı ve tanıtımı durdurmayla sınırlı tutulması yol açıyor. Bu ceza kararının alınması bile aylarca sürdüğü göz önüne alındığında, zaten firmalar tanıtımlarını ve reklamlarını tamamlamış, satacaklarını çoktan satmış oluyor. 
Bunun son örneği, FSM Gayrimenkul adlı firma tarafından Bursa, Nilüfer’de pazarlanan Altınşehir Luxury Batışehir projesinde yaşandı. Reklam Kurulu, proje tanıtım ve reklamlarında, 120 metrekare olan brüt alanı 150 metrekare,102 metrekare olan net alanını ise 125 metrekare diye yer verip 265 bin lira karşılığında pazarlayan firmayı, Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği’nin “Diğer hususlar” başlıklı 27’ nci maddesine uymadığı gerekçesiyle cezalandırılmasına karar verdi. Kararda, “Yönetmelik hükmüne rağmen, reklam ve tanıtımlarında satışa sunulan konutların gerçeği yansıtmayan net ve brüt alan bilgilerine yer verilerek, tüketicilerin yanıltıldığı değerlendirilmiş olup, FSM isimli firma hakkında, 6502 sayılı Kanun uyarınca anılan reklamları durdurma cezasının uygulanmasına karar verilmiştir” deniliyor. 

Yazının devamı...

Tüketiciye ‘tacir’ oyunu

1 Kasım 2015

Bunun nedeni ise şirketlerin “Şikâyeti yapan tüketici değil tacir, ondan mesaj gönderdik” şeklindeki savunması.


İNTERNET ve cep telefonu kullanıcılarının onayı olmadan reklam mesajı gönderimini yasaklayan Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun geçtiğimiz mayıs ayı başından itibaren uygulamaya girdi. Bunun sonucunda firmalara, reklam içerikli SMS ya da e-posta göndermeden önce müşterilerinden onay alma zorunluluğu geldi. Yasa, izin vermeyen müşteriye reklam mesajı göndermekte ısrar edenlere de idari para cezalarının uygulanmasının kapısını araladı. Böyle olunca da, ceza yaptırımıyla karşı karşıya kalmak istemeyen firmalar, potansiyel müşterilerinin e-posta adresleri ile cep telefonlarına mesaj göndererek, hepsinden tek tek onay almak zorunda kalıyor. Yüklü para cezalarını ödemek istemeyen firmalar, reklam mesajlarının gönderilmesini istemeyen müşterileri, anında listelerinden çıkarıyor. Ancak, onay vermediği halde reklam mesajı göndermeyi kesmeyen firmalar da yok değil. Bunların sayısı da hiç azımsanmayacak kadar fazla. TİCARİ YAZIŞMA BAHANESİBunun da nedeni, onay verilmediği halde ısrarla reklam mesajı gönderen firmaların üzerine ciddi olarak yeterince  gidilmemesinden kaynaklanıyor. Yapılan başvuruların bir çoğu aylarca karara bağlanmayıp, sürüncemede bırakılırken, tüketicilerin lehine karara bağlananların oranı da oldukça düşük seviyede kalıyor. Tüketicilerin lehine sonuçlanan başvuruların parmakla sayılacak kadar az olmasının nedeni ise gönderilen reklam mesajlarının “Ticari yazışma” olarak değerlendirilmesinden kaynaklanıyor. Hakem heyetleri ve Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğü’nün web sitesi üzerinden yapılan izinsiz reklam başvurularının karar gerekçeleri incelendiğinde, aşırı yoğunluk nedeniyle genellikle sadece firmaların savunmalarına bakıldığı, firmaların yaptığı savunmaların ise doğru olup, olmadığının yeterince araştırılmadığı açıkça görülüyor. Firmaların lehine sonuçlanan bu kararlarda şikayette bulunanlar, genellikle “ticari unvan sahibi kişi” olarak değerlendirildiği ve “tüketici olmadıkları” gerekçesiyle, başvurularının aleyhlerinde sonuçlandığı ortaya çıkıyor. Bu da, şikayette bulunan tüketicilere gönderilen karar yazılarında açıkça görülüyor. Bu karar yazılarında, “Şikayette bulunduğunuz firmanın tarafımıza gönderdiği savunmada, sizin tacir olduğunuzdan dolayı onay alınmadan SMS gönderildiği belirtilmektedir. Yapılan incelemede 6563 Sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında kanunun 6. Maddesi 2. Fıkrası uyarınca suç oluşmadığı düşünüldüğünden şikayetiniz işlemden kaldırılmıştır” deniliyor.



Araştırılmadan karara bağlanıyor


ŞikÂyette bulunanların mesleki durumları incelendiğinde büyük çoğunluğunun özel ya da kamu kurumlarda çalıştığı, bugüne kadar ticaretle hiç uğraşmadıkları ve tacir olmadıkları açıkça görülebiliyor. Buna rağmen, tüketici aleyhine karara varılması, şikayette bulunanlardan alınan savunmaların doğru kabul edilip şikayetçiye sorulmadığını, araştırılmadığını gösteriyor. Yaşadıkları sorunu Hürriyet Gazetesi’nin Tüketici Köşesi’ne aktaranlar, “Bugüne kadar ticaretle hiç uğraşmadım. Bakanlığın ya da Bakanlığa bağlı il müdürlüğünün beni nasıl tacir ilan ettiğini hiç anlamış değilim. Konuyla ilgili şikayet edilen tarafla görüşülmesine rağmen, savlarının doğru olup olmadığı yönünde benim görüşüm alınmadan ticari unvan sahibiymişim gibi olay kapatılmış.Anladığım kadarıyla bakanlık bu tür şikayetleri araştırma soruşturma gereği duymadan kapatma yoluna gidiyor” diye özetliyor.

Yazının devamı...

‘Kart aidatı’ aldatmacasına ceza yağdı

17 Ekim 2015

HAKEM Heyetleri ve Tüketici Mahkemeleri’ne yapılan başvuruların tüketiciler lehine sonuçlanmasının ardından bir anda türeyen, kredi masraf ve kredi kartı aidatları bedellerini garantili geri alma taahüdünde bulunan fırsatçılar, bu kez engele takıldı. Reklam Kurulu, asıl faaliyet alanları otomotiv, iş makinesi, yedek parça, elektrik gibi farklı iş grupları olmasına karşın, tüketici haklarıyla ilgili faaliyet gösteriyormuş gibi siteler oluşturup, tüketicilerin bilgi ve tecrübesizliğinden yararlanan bazı internet sitelerine ceza yağdırdı. Reklam Kurulu, bu bedelleri yüzde 100 garanti vererek, geri alacakları taahhüdünde bulunan fırsatçılara, reklam durdurma ve 55 bin 55 lira para cezası verdi.


YÜZDE 100 GARANTİ YALANI

Bu siteler, yaptıkları reklam ve tanıtımlarda, tüketicilerin internet üzerinden bedavaya temin edilen dilekçelerle mahkeme ve hakem heyetlerine yaptıkları bireysel başvurularda, netice alamayarak, ceza ödemek durumunda kalabildiğine vurgu yapıyor. Sitelerde yer alan bilgilerde, “Konusunda profesyonel avukat ve danışmanlarımız ise hakem heyetlerine yapılacak başvuralar dahil tüm işlemleri gerçekleştiriyor ve bankalardan çektiğiniz kredilerin dosya masraflarını yüzde 100 geri alacağımızı taahhüt ediyoruz” deniliyor.
Bu reklam ve tanıtımlarda ayrıca, açılacak olan davalarda 890 lira olan avukatlık ücretinin talep edilmeyeceği, bu bedelin dava sonunda mahkeme tarafından bankadan alınıp, kendilerine ödeneceği de savunularak, “Kazanılan dava sonrasında tüketicilerden herhangi bir komisyon ücreti almıyoruz. Hakem heyetlerine yaptığımız başvuru sonrasında, hakem heyetinin verdiği karara rağmen bankalar ödeme yapmayabilir. Bu durumda avukatlarımız hemen devreye girerek, yasal süreç sonunda icra takibi başlatıyor. Bu yolla, ödemelerinizi icra yoluyla bankadan tahsil ediyoruz. Bu işlem içinde tüketiciden hiçbir avukatlık ücreti ve komisyon talep etmiyoruz” deniliyor.


BİREYSEL BAŞVURMA ALDATMACASI

Fırsatçıların, bireysel başvurularda “sonuç alamayıp, ceza ödemek durumunda kalırsınız” diyerek, tüketicilerin bilgi ve tecrübe eksikliğinden yararlanmaya çalıştığı bu davalar, genellikle tüketiciler lehinde sonuçlanıyor. Hakem heyetleri ve mahkemeler, son dönemlerde kredi kartı aidatlarının iadesiyle ilgili olarak yapılan başvuruları ağırlıklı olarak tüketicilerin lehinde sonuca bağlıyor. Bunu da Yargıtay kararına ve Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 5’inci ve 84’üncü maddelerine dayanılarak hazırlanan Tüketici Sözleşmelerinde ki Haksız Şartlar Hakkında Yönetmelik’e dayandırarak gerçekleştiriyor. Bu kriter, hakem heyetlerinin aldığı ve alacağı kararların da gerekçesini oluşturuyor. Kredi kartları için aidat, tüketici kredileri için de masraf ödeyen tüketicilerin bu bedelleri geriye dönük olarak alırken, fırsatçı aracılara para kaptırmalarına gerek bulunmuyor. Bankadan bugüne kadar ödedikleri tüm aidat ya da masraf bedellerinin dökümünü alıp, bir dilekçeyle hakem heyetine başvuruda bulunmaları yeterli oluyor. Ayrıca yeni yasa, isteyen tüketicilere bankalarından aidatsız kredi kartı talep etme hakkı da tanıyor.

HAKSIZ ŞART KRİTERİ

Yasa’da ki “Haksız şart” kriteri, tüketicilerle müzakere edilmeden imzalanan sözleşmelerde yer alan ve tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülükler de dürüstlük kuralına uymayan, tüketicilerin aleyhine maddeler içeren sözleşmeleri kapsıyor.
Tüm kredi kartı sözleşmelerinin “haksız şart kriteri içerir” diye bir kural da bulunmuyor. Bu nedenle Tüketici mahkemelerinde dava açan ya da hakem heyetlerine baş vuruda bulunan tüm kredi kartı sahiplerinin “ödedikleri bu bedelleri geri alabilecekler” diye de bir durum söz konusu değil. Şayet, ister hakem heyetlerine isterse mahkemelere olsun yapılacak başvurularda, sözleşme haksız şart maddesi içeriyorsa, tüketici ödediği bu kart bedellerini eskiden olduğu gibi bugün de alabiliyor. Ancak, sözleşme bu kriteri içermiyorsa, alamayabiliyor. Bu nedenle “her başvuran ya da dava açan yüzde 100 alır” diye bir durum ya da garantide bulunmak tüketicileri yanıltmaktan başka bir anlam taşımıyor.
Gerek kredi kartı aidatı, gerekse tüketici kredisi masraflarıyla ilgili hazırlanacak tüm dilekçeler ve emsal kararlara internet ortamında ulaşmak mümkün. Ayrıca, tüketicilerden ücret talep etmeden hukuki destek sağlayan tüketici dernekleri de bulunuyor. Bu derneklerin internet sitelerine ya da bürolarına başvuruda bulunulduğu taktirde tüm bu dilekçe örneklerine kolayca ulaşılabiliyor. Bu bedelleri geri alabilmek için avukat tutmaya da gerek bulunmuyor. Tüketiciler, tüm başvurularını kaymakamlıklarda yer alan hakem heyetlerine ücretsiz olarak yapabiliyor.

Yazının devamı...

Hediye forma aldatmacası

11 Ekim 2015

Kredi kartı ve GSM operatörü kuruluşların mobil ödeme sistemleri üzerinden gerçekleştirilen bu vurgunlara şimdi de, “Hediye forma kazandınız” diye cep telefonlarına gönderilen mesajlar eklendi. Bu SMS mesajlarına kanıp geri arama gafletinde bulunanlar, piyasa değeri 25- 30 TL olan minyatür elektrik tasarruf cihazları için 270 TL ödemek zorunda kalabiliyor.


TEBRİKLER KAZANDINIZ!


Bunu da, ‘Tebrikler, 4 büyük takımın taraftar formasından birini hediye olarak kazandınız. Hediye formanızı almak için hemen arayın’ diye gönderilen mesajlarla yapıyorlar. Bedava forma kazandığını düşünerek, geri arama yapanlara ‘Enerji Tasarrufu Genel Merkezi’ diye yanıt veriliyor. Görüşmelerin kalite standartları gereği kayıt altına alındığı gibi uyarılarda bulunularak da, arayanlar üzerinde resmi bir kurumla görüşüldüğü imajı yaratılmak isteniyor. Geri aramalara yanıt verenler, aranan servisin devlet ve TEDAŞ’la yaptığı işbirliği sonucunda ayda 30 TL üzerinde elektrik faturası ödeyen abonelere forma hediye edildiğini söylüyor. Hediye formaların kargoyla gönderileceği ve forma, kargo bedeli gibi adlar altında hiç bir ücret ödenmeyeceği, ancak kampanyadan sadece kredi kartı kullanıcılarının yararlanabildiği söyleniyor.


GÜVEN DUYGUSU


Hangi takımı tuttuğu, hangi beden forma istediği sorulup, ad, soyad ve telefon numarası öğreniliyor. Adres bilgileri alındıktan sonra da konu, can alıcı noktaya getiriliyor. Hangi bankanın kredi kartı müşterisi olduğu öğrenildikten sonra, kredi kartı bilgileri alınmaya başlanıyor. Bunu yaparken de anne kızlık soyadı, kart şifre ve kartın ilk 4 numarası gibi kişisel bilgilerin kendileriyle paylaşılmaması için uyarı yapılarak, aralarında güven ilişkisi kurmak isteniyor. Bunu da kredi kartı numarasının banka kodu olan ilk 4 rakamının kapatıp, geri kalan son 12 rakamı öğrenmekle perçinlemeyi hedefliyor. Kart numarasının ardından son kullanma tarihi ve güvenlik kodunu öğrenilerek, görüşme, devam ediyor.


30 TL’LİK CİHAZA 270 TL


Sıra, piyasa fiyatı 25-30 lira olan mini elektrik tasarruf cihazını pazarlamaya gelir. Düzenlenen kampanyanın devlet teşvikli olduğuna vurgu yapılarak, ürün hakkında bilgi verilmeye başlanıyor. Dağıtım şirketlerinin özelleştirilmesinden yapılan yüksek oranlarda ki elektrik zamlarına, kayıp kaçak bedelinden faturalarda yer alan TRT payına kadar oluşan ek bedeller sırayla anlatılıyor. Devlet teşvikli bu kampanyayla faturalarda indirim yapılacağı, yapılacak indirimlerin yıllık toplamının da 350 ile 500 TL arasında olacağı, devletin kompanzasyon adı verilen tasarruf sistemlerini hediye ettiğini, bu cihazları prize takarak aktif hale getirebileceklerini, böylece yılda 500 TL olmak üzere, 10 yılda 6 bin TL tasarruf sağlayabilecekleri aktarılıyor. Bunun net karının 5 bin 730 TL olduğu ve geri kalan 270 TL’nin ise indirgenmiş vergi oluşturduğu vurgulanıyor. Bunun da bir sonra ki ekstreye yansıtılacağı açıkça söyleniyor. Görüşmenin sonunda yapılan işlem, arayana onaylatılarak, bir de teyit alınıyor. Ayrıca, işlemle ilgili bir de referans numarasının cep telefonuna göndereceği aktarılıyor. Bu yolla, mağdur olanların hak talep etmeleri de zorlaştırılmaya çalışılıyor.

Ay-yıldızlı klozet tartışması


TAKSİM- Gezi olaylarında Kabataş ve Cami yalanlarıyla başlayan, protestolara destek veren bazı kuruluşlarla yaygınlaştırılan itibarsızlaştırma kampanyaları, terör olaylarının tırmanması ve 1 Kasım seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte yeniden devreye sokuldu. Gezi’nin ardından Türkiye’nin önde gelen gruplarından birini yıpratmak amacıyla gruba bağlı yapı market zincirlerinde satılan ay ve irili ufaklı bir çok yıldızın oluşturduğu gökyüzü desenli klozet kapağıyla ilgili Türk bayrağının simgesi kullanılmış gibi algı oluşturup, “Ay - yıldızlı klozet kapağı satıyor” diye başlatılan kampanya, milliyetçi duyguların yoğunlaşmasıyla 2 yıl aradan sonra yeniden uygulamaya konuldu.
Zincir, yeniden “Mağazalarımızda, sosyal medyada tasvir edildiği gibi desende klozet kapağı satılmamaktadır” açıklaması yaptı. Açıklamada ayrıca, “Türk bayrağının değeri her tüketicimiz gibi bizim için de tartışmasızdır. Tamamen yanlış yorum ve değerlendirmeden kaynaklanan durum, herkes gibi bizi de üzmüştür. Kurumumuzun, hem müşteri hizmetleri, hem de gelen müşteri şikayetleri konusunda çok hassas olduğunu ve tüm geri bildirimlerin de özenle incelendiğini özellikle vurgulamak isteriz” denildi.

Yazının devamı...

Para iadesi yok hediye çeki var

6 Eylül 2015

TÜKETİCİ Yasası ve Borçlar Kanunu, ayıplı mal ve hizmetten ötürü zarara uğrayan tüketicilere tanıdığı haklar, kuruluşlar tarafından kolayca göz ardı edilebiliyor. Yasalar, ayıplı mal ve hizmetten ötürü zarar gören tüketicilere, ürün ve hizmeti almaktan vazgeçip, ödediği bedeli geri talep etmenin yanı sıra, ürünün tamirini ya da başka bir ürünle değiştirilmesini ya da ayıp oranında indirim yapılmasını talep etme hakkı tanıyor. Yasalar, ayıplı mal ve hizmetten ötürü tüketicilere sağladığı bu haklara ek olarak, görülen zarardan ötürü tazminat talep etme hakkı da tanıyor. Haklar arasında yapılacak seçimi de, tüketicilere bırakıyor.
Ancak, bazı kuruluşlar, yasal zorunluluk olmasına rağmen, ayıbın giderilmesi konusunda seçimi, tüketicilere bırakmak yerine, istediği gibi kendisi belirleme yoluna gidiyor. Böyle olunca da ayıplı mal ve hizmete para iadesinin yerini, hediye bilet ya da alışveriş çekleri alıyor.


HIZLA YAYILIYOR


Market ve mağazalarla başlayan bu uygulama, tüketicilerin sanki para iadesi talep etme hakkı yokmuş gibi 5 yıldızlı otellerden kafeteryalara, sinemalardan kuru temizlemecilere, lostra salonlarından tur operatörlerine kadar yaygınlaşmış durumda.
Ayıplı mal ve hizmetten ötürü para iadesi talebinde bulunan müşterisine daha sonra kullanmak üzere alışveriş çeki ya da hediye bilet verme diretmesi yapan kuruluşlara yolcusunu almayı unutup, yolda bırakan şehirlerarası otobüs işletmeleri de katıldı.
Şoför ve muavinin unutkanlığı yüzünden bayram tatili için İstanbul’dan Küçükkuyu’ya gitmek için Kavacık Köprüsü’nün altında gece yarısından itibaren eşi ve küçük çocuğuyla birlikte saatlerce otobüsün kendilerini almasını bekleyen Ahmet Ayhan Al’ın Varan Turizm’e yaptığı bilet bedelinin iadesiyle ilgili tüm başvurular, “para iadesi yapmıyoruz, misafir bileti verelim” gerekçesiyle sonuçsuz kaldı.


BİLET YA DA MAHKEME


Arkadaşımız Birol Öner, Ahmet Ayhan Al’ın başvurusuyla ilgili olarak Varan Turizm yetkilileriyle görüştü. Varan Turizm yetkilileri, Yasa’nın ayıplı hizmetten ötürü tüketicilere, sağladığı para iade talep hakkını müşterilerine tanımamalarının gerekçesi olarak, e-fatura uygulamasını gösterdi. Yetkililer, “E-fatura uygulamasının başlamasından sonra, kestiğimiz biletlerin bedelini, araç sahiplerinden geri almakta zorlanıyoruz. Bilet bedelinin geri iade edilebilmesi için düzenlendiği tarihteki faturanın tekrar açılması gerekiyor. Bu da, aracın faturası düzenlendikten sonra oldukça uğraştıran bir işlem. Biz de bu tip durumlarda, sizin de takdir edeceğiniz gibi bilet bedelini iade etmek yerine, daha sonraki seyahatlerinde kullanabilecekleri misafir biletlerimizden teklif ediyoruz. Bu teklifimizi kabul etmeyen müşterilerimize de Bakanlığa müracaat edip, haklarını yasal yollardan aramalarını öneriyoruz” diyor.

Yazının devamı...

Yağda ezber bozuluyor

30 Ağustos 2015

BİLİM dünyasında son 1.5 yılda gerçekleşen çalışmalar, doymuş yağlar konusunda ezber bozan bulguların ortaya çıkmasına yol açtı. Buna da, toplam 650 bin tüketiciyi kapsayan, 77 farklı araştırmadan elde edilen sonuçlar yol açtı. Bu analizlerden elde edilen ortak sonuçlarda, doymuş yağların insan sağlığı üzerinde herhangi bir olumsuz etki yaratmadığı, aynı zamanda doymamış yağların da olumlu etki oluşturmadığı ortaya çıktı.
Bu sonuçlara bir de Amerikan Kalp Cemiyeti (AHA) ile Avrupa Kardiyoloji Birliği’nin (ECU) yaptığı son değerlendirmeler eklenince, tüm dünyada “yağlarda yaşanan savaşlar artık bitiyor mu?” sorusu tartışılmaya başlandı. Bir anda trans yağ içermeyen margarinler, tüm yağ çeşitleri arasında önemli bir alternatif haline dönüştü.

DOYMUŞ YAĞ AKLANDI MI


Bu tartışmaları da geçtiğimiz aylarda Time Dergisi’nin konuyu “Yağ üzerinde yapılan savaşa son” başlığıyla kapağına taşımasının ardından, geçtiğimiz 12 Ağustos günkü baskısında British Medicine Journal’in de (The BMJ) doymuş yağların kalp hastalıkları ile ilgisinin olmadığını vurgulayan bir araştırmayı yayınlaması ve Kanada McMaster Üniversitesi’nin son yaptığı meta analizlerin sonucunda, asıl riskin sadeci trans yağ asitlerinden kaynaklandığını ortaya koyması, iyice alevlendirdi.
Bilim dünyasında yaşanan tüm bu gelişmeler, üretim tesislerinin teknolojisini tamamen yenileyerek, 2006 yılından itibaren ürünlerini trans yağlardan arındırmayı başaran Türkiye’de ki margarincileri de harekete geçirdi.
Türk Gıda Kodeksi Etiketleme Yönetmeliği uyarınca, 2007 yılından itibaren her 100 gram yağda 1 gramdan az trans yağ içeren ürünlerin ambalajlarında “Trans yağ içermez” ibaresini koyan Türkiye’deki margarin sanayicilerini bünyesinde toplayan MÜMSAD Yönetim Kurulu Başkanı Metin Yurdagül, Türkiye’de genellikle katı görünümde olan yağların doymuş, sıvı görünümünde ki yağların da doymamış yağ olduğu gibi yanlış bir kanının oluştuğuna değinerek, “Oysa doğada bulunan bütün yağlar, hem doymuş hem de doymamış yağ asitlerini içeriyor. Bu ayçiçeği yağında yüzde 11, mısır yağında yüzde 13, soya yağında yüzde 16, zeytinyağında ise yüzde 15-17 doymuş yağ bulunuyor. Bitkisel yağların bir karışımı olan margarinde ise oran kasede yüzde 15, paket margarinde de yüzde 25-30 oranındadır” diyor.
Yurdagül, “Zeytinyağından başka yağ kullanmayın’’ önerilerine de karşı çıkarak, “Bu iddia ne kadar gerçekçi olabilir?” diye soruyor. Yurdagül, “İki gerçeği bilmeli ve ona göre bir değerlendirme yapmalıyız. Türk halkının tamamen zeytinyağı kullanabilmesi için yılda 1 milyon 600 bin ton ürün gerekiyor. Oysa, Türkiye’nin üretimin 150 -200 bin ton seviyesinde. Sızma zeytinyağı ise ayçiçeği yağı ve margarinin en az dört kat daha pahalı bir fiyattan satılıyor. Ayrıca, bir yandan ‘Trans yağ yemeyin, doymuş yağdan kaçının’ denilirken, diğer taraftan da tereyağ, kuyruk ve iç yağ gibi hayvansal yağları öneren uzmanlar da bulunuyor. Son bilimsel araştırmalar da gösteriyor ki artık yağ üzerinden yapılan tartışmalara bir son verilmesi ve seçim kararının tüketiciye bırakılması gerekiyor” açıklmasını yapıyor.

Yazının devamı...