"Kenan Başaran" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Kenan Başaran" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Kenan Başaran

Nerede başkan adayları, nerede projeler?

9 Ekim 2019

Beşiktaş semtinde bir mahallede muhtarlık seçimi olsa aylar öncesinden adaylar çıkar. Türkiye’nin ‘ilk spor kulübü’ unvanını taşıyan Beşiktaş’ın 11 gün sonra seçimi var ama daha imzalarını toplayıp divana vermiş resmi bir aday yok! Yarın süre doluyor. Son dakika iki-üç aday çıksa bile bu Beşiktaş muhalefetinin içine düşdüğü çaresizliği örtmüyor. 10 gün kala adaylığını açıklayacak olan isimler, bu kadar kısa sürede hangi plan ve projeyi anlatacaklar ve kamuoyunu nasıl ikna edecekler? Bu şekilde ortaya çıkarsanız aslında Beşiktaş’a, geleceği kurtaracak bir yönetimi değil, ‘mecburiyeti’ oylatacak olursunuz. O zaman bahara yeni bir seçim kaçınılmaz olur! Kulisler kaynıyor. Sıklıkla Serdal Adalı, Ahmet
Nur Çebi, İsmail Ünal’ın aday olacağı konuşuluyor. Bugüne kadar neyi beklediler? Hesap kitap ortada oysa. Bakın şayet Beşiktaş’ın mali durumuna göre aday olup olmamayı düşünüyorsanız, akıl mantık size evinizde oturmayı önerir. Öyle ya, gelecek ay 150 milyon lira, Aralık sonu kadar 200 milyon ve sonrasında Mayıs 2019’a kadar da bir 300 milyon lira daha ödenmesi gerekiyor. Hasılı 8 ayda bulunması gereken asgari para 700 milyon lira. Hesap net, siz niye net değilsiniz? Neyin hesabını kitabını yapıyorsunuz daha? Para bulmak için çeşitli çevreler mi görüşüyorsunuz? Bir takım sözler mi almaya çalışıyorsunuz? Unutmayın ki ‘Beşiktaş Başkanı’ unvanıyla bu sözleri almak çok daha kolay. Yani önce bu koltuğa talip misiniz, değil misiniz, bunun kararını verin.

Avrupa’dan menin eşiğindeki G.Saray’da bile birçok aday çıktı

Beşiktaş’ın mali vaziyeti iyi olsa zaten Fikret Orman yönetimi bırakmazdı. Tribünden gelen tepkiler midir sizce Orman’ın bırakma nedeni? Orman, onların tepkisine göre hareket etmeyi seçseydi ilk günden itibaren, tribüne oynardı! Ama Orman, yeni statta Çarşı için özel bir yer tahsis etmedi. Orman, açık açık Beşiktaş taraftar profilini değiştirmeyi kendisine amaç edindi ve bunu da açıkça dile getirdi. Galatasaray’a bakın! Avrupa’dan menin eşiğindeyken bile yapılan olağan-olağanüstü her türlü seçimde en az iki aday yarıştı. Günler öncesinden adaylıklarını açıklayıp projelerini anlattı. Fenerbahçe’de Ali Koç, “5-6 bin oyu kesin cebinde” denilen ve efsaneleşmiş Aziz Yıldırım’a karşı aylar öncesinden
adaylığını ilan etti. Ama Beşiktaş’ta yıllar önce ‘aday olacağım’ diyenler nedense son dakikayı bekliyor. Burası bakkal dükkânı değil, koca Beşiktaş! Ona talip olmanın da bir adabı olsa gerek. Kamuoyunun da Beşiktaş camiasının da çoktan adaylarla tanışması ve onların Beşiktaş için ne düşündüklerini bilmesi gerekiyordu. · 700 milyonu kısa vadeli olmak üzere, 3 milyar liraya dayanan borcu nasıl eriteceksiniz? · Beşiktaş için hayaliniz ve modeliniz nedir? · Abdullah Avcı ile devam edecek misiniz? · Bu sezon hedefiniz ne? · Devre arasında transfer yapmayı düşünüyor musunuz? Çıkın bize anlatın.

Ortaya çıkmazsanız bir daha Beşiktaş’ın adını anmayın!

Evet, bu bir ‘baskın seçim’ oldu. Kabul, bunu kabul ediyorum. Fakat, yıllardır başkanlık hayali kuranlar için bu mazereti kabul etmiyorum. Zira sizin zaten yıllardır hayalini kurduğunuz koltuk için plan proje de yapmış olmanız lazımdı. Bu hazırlığı yapmışsanız, bu tür baskın seçimler aksine size büyük bir fırsat verir. Siyasette de bu tür seçimler büyük değişimlere yol açmıştır. Bu planlar şimdiye kadar çekmecenizde yoksa, seçim 1 yıl sonra da yapılsa, sonuç değişmez. Beşiktaş’ın da Türkiye futbolunun da temel sorunları ayan beyan ortada. Sürdürülebilir bir kulüp yönetim modeli lazım. Yönetimler değişse de takımların bundan etkilenmeyeceği bir yapıya geçilmeli. Şampiyonlar Ligi’ne

Yazının devamı...

Çırak ustasına kopya verdi!

7 Ekim 2019

Oyuncular değişiyor, oyuncuların pozisyonları değişiyor, oyuncuların dizilişleri değişiyor, statlar değişiyor, ligler değişiyor ama Abdullah Avcı’nın değiştirmek istediği Beşiktaş’ta değişen bir şey olmuyordu. Dünkü maçın ilk 45 dakikasında olan biten de buydu yine. Topa yine en çok sahip olan, en çok pası yapan ama ceza sahasına topla hiç giremeyen de yine Beşiktaş’tı. Aslında ilk çeyrekteki manzara Avcı’ya ipucu veriyordu. Bu bölümde Alanya topa daha çok sahip görünürken, Beşiktaş bir iki kontra da gol bulacağı duygusu verdi. Ama ne zaman ki Beşiktaş yeniden topa el koydu, ben de esnemeye başladım! Yoğun pasa trafiğine dönünce Beşiktaş merkezde Ljajic’in ayağına bakar oluyor. Ancak onun bu taraklarda hiç bezi olmuyor! Avcı, ona kızıp 2. yarıya çıkarmadıysa, çok haklı bir davranış. Zira haftalardır oyun sistemine karşı gizli bir direniş içinde sanki. Boş alan bulunca bu takımın da etkili olabileceğini 38’de N’Koudou gösterdi. Hızlı çıktı ve ceza sahasına giren Atiba’ya topu çok çabuk atarak pozisyon yarattı. Yoğun pasa dönünce ne mi oluyor? Şu: İlk yarının ısı haritasına göre Beşiktaş rakip ceza sahasına pek uğramamış.

TOPU BİRAZ DA RAKİBE VER 

2. devrenin başlarında N’Koudou ceza sahasını zorladığı ilk ciddi pozisyonda penaltıyı aldı. 1-0 öne geçince bu kadronun neyi daha iyi oynayıp oynayacağı da netleşti: Kalitesini yetersiz bulduğumuz kadro, topa daha az sahip olsa da geniş alan bulduğunda daha etkili olabiliyormuş. 69’daki 2. gol de, 86’daki N’Kooudou karşı karşıya pozisyonu da çabuk oyun ve boş alanın sonucu belirlediği görüldü. 1-0’dan sonra Alanya, Beşiktaş’ın haftalardır üstlendiği role büründü. 2. devre topa Akdenizliler daha fazla sahip oldu. Gol atamadılar ama en azından pozisyon buldular. Malum Beşiktaş, bunu da başaramıyordu. Gelecek için bu maçı doğru okumalı. Beşiktaş, öne geçtiğinde neden pas oyunuyla tempoyu ve kontrolü eline almadı? Bu meziyeti sadece 0-0 giden veya geriye düşmesine mi bağlı? Ha, Alanya’ya bilinçli olarak topu verdiyse, o zaman rakibi ceza sahasına sokmamayı da başarmalıydı. Kendisine rağmen topa sahiplik oranı düştüyse, o zaman da demek ki bugüne kadar rakipler topu Beşiktaş’a bilerek bırakmış çünkü bu onun en büyük zaafıymış. Sonuç: Topa yüksek oranlı sahiplik Beşiktaş’ı öne geçiremiyor, önde olduğu bir maçta da kullanabileceği bir araç olmaktan çıkıyor. Erol Bulut, bence ustası Abdullah Avcı’ya dün başarının kopyasını verdi.

BU GALİBİYET AVCI İÇİN BÜYÜK FIRSAT TAŞIYOR

Beşiktaş dün kazandı. İçinden geçtiği süreçte mühim olan buydu çünkü Avcı stres attı. Ancak bence daha da mühim olan maçın, eldeki kadronun hangi oyunla bundan sonra da kazanabileceğini somut olarak göstermesiydi. Alanya çok iyi bir test oldu, Avcı’nın sistemini gözden geçirmesi için. Milli ara ona bunu düşünmesi için bol da zaman tanıyacaktır...

 

Yazının devamı...

Beşiktaş'tan 'Yan Paslar' izlediniz!

4 Ekim 2019

Kazanma kültürünü kaybeden Beşiktaş, her 90 dakikaya ‘çıkış maçı’ olarak çıkıyor, bu da işler ters giderken ekstra bir baskı oluşturuyor. Baskı, risk almayı azaltıyor. Risk alamayınca da rakip kaleye yeterince ‘dikine paslı hücum’ edemiyor. Burak’ın yanı sıra N’Koudou ve Diaby de son dakika kadrodan çıkartıldı. Güven de sakatlanıp ilk devre çıktı. Maç öncesi planlar haliyle sekteye uğramıştır ama sahaya yansıması hiç de kötü değildi. Caner mecburen sol açık oynadı; bundan önceki maçlarda içe kat eden sol bekin aksine. Wolverhampton’un maçı çok önemsemediği söylense de bu sezon en çok süre alan oyuncular sahadaydı. Bu Beşiktaş için doğru bir test için iyiydi esasen. İlk devre Avcı döneminin en bütünlüklü devresiydi.

LJAJIC SAZI ELE ALMALI

Douglas’ın bireysek hataları hariç savunmada göze batan bir durum olmadı. Rakibe çok fazla geniş alanda yakalanılmadı. Top daha iyi dolaştırıldı. Bunlar takımın iyi taraflarıydı. Ama temel sorun devam etti ilk devre. Üçüncü bölgede final pası sıkıntısı aşılamadı. Savunma arkasına ince toplar atılamadı. Haliyle biz yine ağırlıkla ‘Beşiktaş’tan yan paslar’ izledik! Problemin izini sürünce karşımıza Ljajic çıkıyor. Üçüncü bölgede sazı eline alması gereken kişi o... Topu daha çok yönetmeli. İkinci devreye Avcı’nın Douglas-Gönül değişikliğiyle çıkacağını düşünüyordum ama öyle olmadı.

EN DERLİ TOPLU MAÇ AMA

İngiliz ekibi bu bölümde hücumlara daha kalabalık çıkarken duran toplarda da etkili olmaya çalıştılar. Wolves’ın daha açık oynamasına rağmen Beşiktaş, ceza sahasına derin toplar atamadı. Tehlike tonu taşıyan ataklar uzun kenar toplardı daha çok. Beşiktaş’ta forvete giden damarlar yok. Toplam 5 şut, kaleyi bulanların sayısı ise 2! Her şeye karşın, son dakika gelen yenilgiye karşın Avcı döneminin en derli toplu takımını izledik. Dün o yerden yere vurduğum Lens, N’Koudou ve Diaby’den daha işe yarar göründü.

Abdullah Avcı yapayalnız kaldı!

Abdullah Avcı, Beşiktaş’ta bir oyun kültürü oluşturmaya geldiğini söyledi. Türkiye futbolunun en büyük ihtiyacıdır bu. Ama bu sadece saha içi uğraşıyla mümkün değil. Bu kültürü destekleyecek bir yönetim ve ona inanan bir tribün lazım. Avcı’yı getiren başkan gitti. Üçlü saç ayağının biri yok yani. Tribün ise dün dolmasa da yüksek bir coşkuyla takımı destekledi. Ama son dakika golü sonrası protestoyla onlar da Avcı’yı terk etti.

Abdullah Avcı maçın ardından eleştirilere yanıt verdi!

Yazının devamı...

Avcı hâlâ güler mi?

30 Eylül 2019

Puan kayıplarından sonra Abdullah Avcı’nın G.Saray ve F.Bahçe’yi kast ederek, “Çok para harcayanlarla aramızda bir galibiyet farkı var” diyerek, kendi gerçeğini görmezden gelmesi en büyük tehlikeydi. Çünkü bu söylemi geçen sezondan net hatırlıyorum. Avcı, ligin son düzlüğünde 8 puan öndeyken puan kaybetmeye başlayan Başakşehir’in gol sorununu göremiyor veya çözemiyordu. Ama ısrarla “Biz oyun gücümüze inanıyoruz” diyordu... Sonuç malum...

Hazırlık kampı maçlarına dair temel eleştirim, takımın kazanamaması değildi. Eleştirim, takımın pozisyona girememesiydi. Lig başladı aynı sıkıntı sürdü. Çünkü, Avcı’nın pasa dayalı hücum prensibine uygun bir kadro kurulamadı. Avcı’nın bunu kabullenip mevcut kadroya göre bir anlayışa geçmesi gerekirdi. Ama o bildiğinde ısrar etti. Bratislava’daki basın toplantısında “Başakşehir ve Trabzon maçları kaybedilirse geleceğinizin tartışmaya açılacağı konuşuluyor. Ne diyorsunuz” diye sorduğumda Avcı’nın yanıtı şu oldu: “Sadece gülüyorum...” Ne yazık ki gülünecek bir durum kalmadı. Aksine, ağlanacak bir tablo var.

BÖYLE DEVAM EDEMEZ

Yarın Fikret Orman, yeniden aday olup seçilse bile bu takımın ve teknik heyetinin fazla uzağa gitme şansı yok.

Trabzonspor maçı üzerine mi konuşalım? Tek kelimeyle Beşiktaş için hüzünlü... Avcı döneminde, ilk beş haftaya bakılınca, nispeten Beşiktaş oyuna iyi başladı. İstekle her noktada rakibe basıyordu siyah beyazlılar. Muhtemelen Avcı da buna dikkat çekecektir. Ne var ki olmayan iki pozisyonda Beşiktaş kendi kendisine 2 gol attı. Trabzonspor’un skor rahatlığı siyah beyazlılara daha çok boş alanlar yarattı. 4-1 yenilen Beşiktaş, sanırım bu sezon rakip ceza sahasına en çok girdiği maçı oynadı. Esasen ikinci devresi büyük oranda Gazişehir maçının tekrarına dönüştü. İki tarafta da taktiksel disiplin kayboldu ama atan yine Trabzonspor’du.

Oyunun genelinde çok iyi motive olmuş Sosa’nın liderliğinde Trabzonspor, hücum yönünde su gibi akan bir futbol oynadı. Nwakaeme de adeta “N’Koudou, Boyd ve Diaby kanatsa ben neyim” dedi. Sörloth, attığı golün dışında savunma arkasına her fırsatta sızdı. Ünal Karaman ve ekibi hakkıyla net bir galibiyet aldı ve Beşiktaş’ın uçuruma yuvarlandığını bir kez daha yüzüne vurdu. Merak ediyorum, Avcı puan tablosundaki durumu yine G.Saray ve F.Bahçe ile aradaki farka göre mi tarif edecek? Aşı tutmadı. Gülünecek hal kalmadı, Beşiktaş düşme hattında!

FİKRET ORMAN NEREDE TRABZON’A NİYE GİTMEDİ?

FİKRET Orman, dün neredeydi? Kritik Trabzonspor maçında Beşiktaş’ı neden yalnız bıraktı? Seçim kararı alarak takımın ve teknik heyetin konsantrasyonunu zaten iyice bozdu. Seçim kararı aldı ama istifa etmedi! İstifa etseydi çok aramazdım ama görevinin başında hâlâ. O ve bazı yöneticiler dün neredeydi? Avrupa’da kupa dediniz, takım düşme hattında!

Yazının devamı...

Evet, Böyle Ayrılık Olmaz Sayın Orman

28 Eylül 2019

BİR-iki gün değil, bir-iki yıldır konuşulan bir senaryoydu: “Fikret Orman, tribün tepkisini bahane edip gidecek. Tıpkı Serdar Bilgili gibi. Çünkü bu borçla devam etmesi zor...”

Salı günü Orman, “Beşiktaş’taki sürecimi tamamladım” dedi. Zımnen ‘istifa’, siyaseten ‘blöf’e benziyordu. Muhtemelen son ana kadar bekleyip, kar toplayacak. Muhalefeti köşe sıkıştırma hamlesi. Aday çok olursa girmeyebilir, aday çıkmazsa “Gördünüz mü?” diyebilecek. Muhalefet, “Orman süresini tamamlasın çünkü borcu eritmek onun sorumluluğu” dese, çok aykırı olmaz. Ama bu kez de kimseyi ‘Beşiktaş sevdalısı’ olduklarına ikna edemezler. Muhalefet seçimden kaçamaz. Orman’ın iyi bir ‘siyasetçi’ olduğu söylenebilir. Aslında son 1 yılda iki seçim yapan Orman’ın gitmesine izin verilmemeli! Stat önünde kendisine sarılıp ağlayanların açtığı pankarttaki gibi: “Böyle ayrılık olmaz”! Zira Orman, borç konusundaki sözlerini tutmadan gitmemeli. Giderse, icralık noktadan aldığını söylediği kulübü yine aynı noktada bırakmış olacak! Orman, “2 şampiyonluk yaşattım, stat yaptım ama bana hakaret edildi” diyerek değil, “2 şampiyonluk yaşattım, stat yaptım ve 3 milyarlık borcu erittim” diyerek gitmelidir...

ORMAN’IN ‘PEKiYi’LERi VE ‘ZAYIF’LARI

7 yıllık Fikret Orman döneminin bir özeti:

Önce ‘Pekiyi’ler:

1- Stadı zor bir konjonktürde aynı yerde tekrar yapması çok kıymetli.

2- Üst üste iki şampiyonluk...

3- Avrupa’da kupa sözü gerçekleşmese de Şampiyonlar Ligi’nde tarihi başarılar aldı.

Yazının devamı...

Ha Güven ha Umut ha Burak

24 Eylül 2019

 

İLK 45 dakikalar teknik direktörlerin genelde ideal oyun planlarını sahaya yansıttıkları bölümlerdir. Ama dün ‘beklenen adam’ Burak Yılmaz ilk 11 başlasa da Beşiktaş’ın görüntüsünde değişen bir bir şey yoktu ilk devre. Ha Güven, ha Umut, ha Burak... Topu santrforunla buluşturmayı beceremedikten sonra, ne pozisyon buluyorsun ne de gol. Evet, Caner sürekli orta alana kayarak, bir oyun kurucu gibi oynuyor ama bu Ljajic’in topu ondan daha az kullanırsa Beşiktaş, rakip ceza sahasına nasıl sızacak?

Dün Beşiktaş’ın stoperleri yoktu ama bence onların yokluğu oyunu etkilemedi. Hatta Gönül ve Necip, ideal stoperlerden de daha iyi bir maç çıkardı.

İlk devre bittiğinde bazı oyunculara dair zihnimden geçenler de şöyle:

Lens’ten daha kötü bir topçu olur mu? Olurmuş: Adı Diaby... Beşiktaş’ta 1 dakika bile durmaması gerektiğini düşündüğüm Lens, şu Diaby’den iyi. N’Koudou, çabalıyor ama ayağı ayarsız... Sivas’ta yılın 11’lerine yazdığımız Douglas bu mu? Çok dağınık ve kritik yerlerde top kayıpları bir hayli fazla...

Beşiktaş pas yapıyor ama yüzde 60’ı kendi savunma bloğunda yan pas şeklinde. Dikine pas kullanılmıyor, kaleye şut çekilmiyor. Dün akşam Abdullah Avcı’nın Başakşehir’i olsaydı, Abdullah Avcı’nın Beşiktaş’ını ilk 45’te bitirirdi. 

ALDIRMA GÖNÜL ALDIRMA!

Avcı, 2. devreye neden Diaby ile çıktı, Oğuzhan’ı neden daha erken almadı bilemiyorum. Yine de Başakşehir biraz açılınca nispeten geniş alanlar oluştu ve Beşiktaş, ceza sahası gördü. Ne var ki 1-0 geriye düşen de oydu. Sonrası çok hazin bir tablo. Siyah beyazlılar yaklaşık 20 dakika oyunu resmen bıraktı. Oysa Beşiktaş, çok daha iyi Başakşehir’lere karşı maçı hiç bırakmıyordu; yenilse de. Beşiktaş, Başakşehir’i yense, gelecek haftaki derbi de düşünüldüğünde, matematiksel olarak lige yeniden başlayabilirdi. Bakın ‘matematiksel’ diyorum. Zira, bugünkü ‘zihinsel’ haliyle bu takımın maratonu sürdümesi güç. Hele ki tribünlerde de Sabahattin Ali’nin ‘Aldırma Gönül’ü dillendiriliyorsa...

Yazının devamı...

Geçen seneki Fenerbahçe'den kötü olur

20 Eylül 2019

Sezon öncesi basın toplantısında “Ben zaman değil destek istiyorum” diyen Abdullah Avcı, Bratislava’daki basın toplantısındaysa “Zamana ihtiyacımız var” dedi. Zaman istemesini yadırgamıyorum. Ben, sezon başında zaman istememesini yadırgamıştım. Bir diğer nokta pas oyunu... Avcı, pas oyunu oynadıkları için eleştirilmelerini eleştirdi. Kendi namıma pas oyununu değil, oyunun son raddede pozisyon üretemesini eleştiriyorum. Kaldı ki bu takımın topa sahiplik oranı ve yaptığı pas sayısı geçen sezonların çok ötesinde değil. Takımın idmanlarda yeni sisteme verdiği olumlu cevabı Avcı, henüz sahada alabilmiş değil. Dün de soyunma odasına 2-1 galip gidilirken bile oyun tatmin edici değildi. Savunmayı ikinci bölgeye kadar çıkartan Beşiktaş, topu kendi arasında uzun uzun çeviriyor ama bir türlü ceza sahasına bir final pası olarak gönderemiyor. Aksine kritik top kayıpları yaşayarak, kendi kalesinde tehlikeler yaşıyor. Nitekim rakip eşitlik golü bunun sonucuydu. Savunmacılar hazırlık pası yapıyor ama orta alanda yaratıcılık eksik olduğu için hücum organizasyonlar oluşamıyor bile. Kanatlardaki oyuncular da çoğunlukla unutuluyor. Misal, Diaby kaç kez elini kaldırdı top almak için. Herkes bu Beşiktaş ile oynamak ister. Çünkü tüm rakipleri çok rahat gol pozisyonuna giriyor. Buna karşın Beşiktaşlı futbolcular, yüzde 70 topa sahip olup 700 küsur pas yapsa da golcüsü net bir pozisyona giremiyor. “Dün akşam atılan 2 gol var” diyeceksiniz ama söyleyin bana idealize edilen oyun sisteminin sonucunda mı atıldılar? Hayır. Avcı’nın ligde çok kritik maçlar oynayacak ama kısa zamanda çözülecek gibi görünmeyen yapısal sorunları var. Bunları çözemezse F.Bahçe’nin geçen sezon düştüğü durumdan daha kötüsünü yaşayabilir. Avcı ne yapmalı?

1- Öncelikle 6 ve 8 numarasını netleştirmeli. îHücumdayken basit top kayıplarını çözmeli.

2- Rakiplere bu çok kadar net pozisyon vermemeli. ñTamam gereksiz şut çekiltirmesin ama kaleyi daha çok düşündürtmeli.

3- Karius ile konuşup, kaledeki bu ‘emanetçi’ duruşunu değiştirmesini istemeli.

4- Burak Yılmaz’ın hemen dönmesi ve asla sakatlanmaması için dua etmeli!

6- Final pası üretimini mutlak surette artırmalı.

7- Bir de yönetimin ‘ev ödevi’ var. Pardon ortada gerçekten bir ‘yönetim’ var mı?

Çocuklar hep olsun

Yazının devamı...

Avcı kulübede miydi?

15 Eylül 2019

Gazişehir, sanki 11 kişiymiş gibi topu vermeyen ve yeni sistemin gereği olarak pasla çıkmaya çalışan Beşiktaş karşısında rüyasında göremeyeceği derin boşluklar buldu. 2 top direkten döndü, 3 net pozisyonda da mutlak goller kaçtı.

Vida atılınca Avcı, Elneny’yi savunmaya çekti. 4-4-1’in son adamı Güven, etkisiz futboluyla takımı 9 kişi gösterdi. Avcı’nın devreyi beklemeden onu çıkartıp orta alanı güçlendirmesi lazımdı. ‘4-5-0’ ile Gazişehir’e daha az şans verirdi.

Avcı, ikinci devreye de Güven ile başladı. Demek ki saha kenarından oyun başka görünüyor. Ama şurası muhakkak ki hocalar değişse de oyuncular değişse de Beşiktaşlı futbolcuların taç atışlarındaki davranışları değişmiyor! Sanki top denize düşmüş gibi ağır davranıyor, çoraplarını falan düzeltiyorlar.

2 TAÇ, 2 GOL VE 1 KIRMIZI

Birinci gol de (bu arada taç hatalı kullanıldı), ikincisi de taç atışından başlayan pozisyonlarla oluştu. Bir de kırmızıya neden oldu.

Avcı’nın 66’daki Atiba-Boyd hamlesi gecikmiş hamlelerdi. Hele ki Atiba... Avcı, rakibe ve oyuna göre sistemde revizyonlar yapacağını söylemişti. Dün koşullar bunu şart koşsa da ortaya stratejik bir akıl koyduğu söylenemez. İlk devre takımının düştüğü perişan hale rağmen ikinci devreye değişim yapmadan başlaması anlaşılır değildi.

Beşiktaş, 10 kişi kaldığı için yenilebilir ama bu kadar sefil hallere düşemez. Bu takımın mazisinde Kadıköy’de kalecisiz Fenerbahçe’yi 4-3 yendiği yazıyor. Oysa dün köksüz; ilk kez Süper Lig görmüş bir takıma karşı 10 kişi kaldı ve tarihi bir hezimetten kurtuldu. Çünkü Avcı’nın B planı yoktu. Oysa değil A, B planı, C ve D planlarına da sahip olmalı Beşiktaş’ı başarıya taşımak istiyorsa...

Ben 3-0’dan sonra atılan iki gole bakmıyorum. Ben, 80 dakika boyunca gözümü her açtığımda Beşiktaş kalesinde gördüğüm pozisyonlara bakıyorum. Dün asıl eksiklik sahada değil, kulübedeydi. Zira ben orada gerçek manada Avcı’yı göremedim...

Yazının devamı...