"Kenan Başaran" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Kenan Başaran" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Kenan Başaran

3 golcü, sıfır pozisyon!

8 Aralık 2018

Bu iyi bir şey değildi zira derbide iyi bir futbol sergilenmemişti. O 3 puan, mücadeleyle kazanılmıştı. Beşiktaş, maça 25. dakikadan sonra dahil oldu. Evvelinde topa daha çok hükmeden taraf ev sahibiydi. Durgun Beşiktaş için duran toplar bir çözüm olabilirdi ancak Quaresma’nın kullandığı kornerlerin hiçbirinde ortaya taktiksel zekâ konulamadı. Ezbere ortalarla harcandı, köşe atışları.
Ofsayt olsa da Güven’in ağlara giden gol vuruşu şahaneydi. Yaşını başını aşan büyük bir olgunluk göstergesiydi bu vuruş. Devre sona erdiğinde Necip’in kritik ‘son anda’ müdahaleleri, siyah beyazlıların forvet hattının yaptığı işlerden daha çok öne çıktı. Oyunu yönlendirmede Ljajic çok fazla devreye giremezken, derbide hücum presiyle öne çıkan Pektemek de çok görünmedi.

LARIN İLE ‘YA KISMET’!
47’deki Alanya karambolü siyah beyazlılar için uyarıcı bir etki yarattı. Ljajic’in de hareketlenip, merkezden kanatlara da sarkması, Güneş’in ekibini rakip sahaya daha rahat taşıdı. Lakin, tüm bu gürültüden net pozisyon çıkmadı. Çünkü forvetlerle bir türlü irtibat kurulamadı. Güneş’in etkisiz Pektemek’i kenara alıp Love’ı sahaya sürmesi doğru bir hamle olsa da değişen bir şey olmazdı.Karius, her geldiğinde tehlike yaratan Alanya ataklarında tek başına ayakta kaldı. Güneş’in kurtarıcı olarak gördüğü bir diğer koz Oğuzhan, kâğıt üzerinde şık dursa da sahada aynı tesiri yapmadı. Güneş’in Larin’i de oyuna almasıysa “Ya kısmet” deyip, evliyalara sığınmasından başka bir şey değildi!

26 YAŞINDAKİ VETERAN OĞUZHAN!
ALANYA, her atakta pozisyon üretirken Beşiktaş’ın 90 dakikada saç baş yolduran tek pozisyon üretemedi. Esasen bu uyarı G.Saray maçında açıkça verilmişti. Derbide pozisyonsuz 3 puan aldı, bu kez 1... O da Karius sayesinde. Güneş, sırasıyla Güven, Love ve Larin’i kullandığı halde gol bulamadı. Çünkü ‘Sosa-Oğuzhan Üretim Santralı’ artık yok. Telaş içinde her yere yetişmeye ve bir şeyler yapmaya çalışan Ljajic, tek başına kalınca görüntüsü saman alevinden öteye geçemiyor. 26 yaşındaki Oğuzhan ise veteranlar gibi oynamaya devam ediyor. Beşiktaş derbiyi aldıktan sonra “Kalan 3 maçı da kazanırsa, 2. devre ligi yeniden başlatır” dedim. Fakat dememe kalmadan 2 puan daha kaybedildi. Bu puan ortalamasıyla şampiyon olamazsınız. Gelecek haftaki rakip de Trabzonspor...

Yazının devamı...

Adalet mi, 1 puan mı istiyoruz?

7 Aralık 2018

Ama kurallar gereği F.Bahçe de tekrarı isteyebilir. Ne var ki ikisi de “Neme lazım, bu 1 puan iyidir” dedi. İyi ama Kasımpaşa şampiyonluktan söz ediyor! Mustafa Denizli, açıkça dile getiriyor. Şampiyonluğa oynayan bir takım için 2 puan kayıptır. O gün oynanan futbola göre alınmış 1 puan kazanç gibi gözükse de uzun vadede büyük kayıp olabilir.

Kasımpaşa, sezon sonunda şampiyonluğu 2 puanla kaybederse ne olacak? Veya F.Bahçe, 2 puanla Avrupa biletini kaçırırsa? Tersine, bu 1 puan sezon sonunda işlerine de yarayabilir. Elbette.

Asıl mesele samimiyet. Biri kaybetseydi mutlaka başvuracaktı. Bizde adalet arayışı kaybedince akla geliyor. Esas olansa her şartta kuralların uygulanmasını talep etmektir. Ve şunu da biliyoruz ki bu maç 33. haftada olsaydı kulüplerin davranışı yine bambaşka olacaktı...

Alın size bir samimiyet testi daha... Galatasaray-Konyaspor maçındaki penaltı kararı büyük tartışma yarattı, hatta iki hakemin süresiz dinlendirilmesine ve bu yüzden de Kulüpler Birliği ile Galatasaray’ın arasının açılmasına neden oldu.

Rizespor-Ankaragücü maçında benzer pozisyon oldu. Orada da Fırat Aydınus, şüpheli penaltı pozisyonunda VAR’a başvurmadı. Bu pozisyonun Galatasaray maçındakinden daha vahim olduğunu iddia edenler bile var. Ancak maçın sonlarındaki bu penaltı kaçtığı için Ankaragücü, çok fazla dert etmedi. Gol olsaydı, eminim ki onlar da bugün Aydınus’un dinlendirilmesini isteyecekti. Hasılı, Türkiye futbolunda istenen adalet, puanın alınıp alınmamasına bağlı. O puan alınsın da, nasıl olursa olsun!

GÜNEŞ NASIL KARTAL POZU VERİR!

Güneş'e, Necip’e bir şeyler anlatırken deklanşöre basılmış ve ortaya ‘Kartal pozu’ çıkmış. Karadeniz Gazetesi Güneş’in adının stattan silinmesini istedi. Müzesindeki tüm kupaları kaldıran kaptanına böyle bir manşet... Sunay Akın’ın “Trabzon alzheimer olmuş” tespiti çok yerinde.

ALTINORDU ALTYAPISI NEREDE?

Yazının devamı...

Derbi idmanda kazanılmaz

3 Aralık 2018

Günlerdir yönetici demeçlerinin meşgul ettiği futbol kamuoyunda derbiye ancak derbi günü odaklanabildik. Açıkçası ben, maçın ilk 45 dakikasında derbiye de konsantre olmakta zorlandım. Çünkü futbol namına ortada pek bir şey yoktu. İki takımın kadrolarını toplamda düşününce ‘düşük profilli’ oyuncu sayısı epey fazlaydı. Evet, mücadele vardı fakat kalite düşüktü. 5’li orta sahayla başlayan G.Saray’a karşı Beşiktaş’ın mukavemet edip etmeyeceği merak konusuydu.

Penaltıdan öne geçinceye kadar siyah beyazlılar maçı rahat bir şekilde götürdü. Hem topu çok iyi dolaştırarak rakibine göstermedi. Ancak sonrasında Beşiktaş, hep karşılayan pozisyonunda kaldı. Ozan Kabak’ın direkte patlayan şutu, ilk devrenin kırılma anıydı. Quaresma etkisiz kalırken genç Güven’in de çok fazla beslendiği söylenemez. Pektemek ise presiyle ve top dağıtıcılığıyla karnesine iyiler yazdırdı. Güneş, ikinci devreye Güven’i çıkarıp Atiba ile başladı. Pektemek kanatta ucak geçerken Ljajic’i sola çekti. Oyun kurucu bölgesiyse Dorukhan’a kaldı. Tüm bunlar orta alanı güçlendirmek içindi. Ancak bu hamleler bu kez ofansi bölgeyi zayıflattı. Hatta Quresma, top alamadığı için Güneş’e şikâyette bile bulundu. 60’tan sonra Pektemek yeniden sol kanada geçti ve bu da forvetsiz diziliş demekti. 70’te Lens girene kadar Beşiktaş bir diziliş kaosu yaşadı. Diğer yandan Sarpsborg maçının bakiyesi olsa gerek, Beşiktaş fiziksel olarak dün çok zorlandı. Diyeceksiniz ki Medel, Quaresma ve Atiba takviyesi yapıldı. Ne var ki Quaresma maçın 2. yarısında da toparlanamadı, sonradan giren Atiba’nın da o eski halinden eser yok şimdi! Gol için giren Love bile savunmadan 3 top çıkardı. Beşiktaş, Vodafone’daki en kötü derbisini oynadı ama kazandı.

İŞTE GİTTİK VAR'A

Fikret Orman “Bize VAR yok mu” diye sordu. Akabinde oynanan maçta hakem VAR’la penaltı verdi ama siyah beyazlılar kaçırdı. Konya maçında VAR’a gidilmediği için kıyameti kopartan G.Saray için dün hakem iki kez VAR’a gitti. Cüneyt Çakır birincisinde “Penaltı yok” dedi, ikincisinde verdiği penaltıyı iptal etti. Varın gerisini siz düşünün!

LİGİ YENİDEN BAŞLATIR

Sivas’a 2-1 kaybettikten sonra Şenol Güneş’e “Radikal bir değişim düşünüyor musunuz” diye sormuştum. Güneş, uzun uzun cevap verse de “Evet” demedi. Ancak Güneş benden esirgediği cevabı sahada uygulamalı olarak verdi. Kadroda yaptığı revizyon sonrası üç maçı da kazandı. Artık çeşitli bahanelerle oynamayan bazı aslar da şimdi oynamak için Güneş’ini gözünün içine bakacak. Bu da bir nevi ara transfer gibi olacak. Derbi Beşiktaş için final niteliğindeydi. İdmana giden 40 bin taraftarın motivasyonuyla gelen G.Saray’ı dün kötü oynasa da yendi çünkü tribünde onun 40 bin taraftarı vardı. Dün en kırılgan anlarında tribün takıma el verdi. Siyah beyazlılar devre arasına kayıpsız girerse, ligi ikinci devre yeniden başlatır.

Yazının devamı...

Oğlum, 3-2 kazandık!

30 Kasım 2018

Başından beri Beşiktaş’ın Avrupa Ligi’ne konsantre olmadığını yazdım, çizdim. Başlangıçta bunu iki sezon üst üste oynanan Şampiyonlar Ligi’ne bağlamıştı. Öyle ya, sen iki sezon boyunca tüyleri diken diken eden Şampiyonlar Ligi müziğiyle her maça başla, sonra git Torshavn’da kuzuların otladığı stadımsı bir yerde maç oyna! Lakin sonrasında öğrendik ki para pul ve takım ruhundaki zedelenmeymiş asıl nedenleri..
Dün de suni zemine ve buz kesen havaya daha alışamadan 6 dakika içinde kalesinde 2 gol gördü. İlkinde Vida, ikincisinde Karius’un fahiş hataları vardı. 90 dakikayı yazmak için oturduğum maç hepimiz için 6. dakikada bitmiş gibiydi! Belki de bir çok kişi ekranların başından kalktı veya başka bir kanala geçti. Pepe, Babel, Quaresma ve Medel gibi aslar sakat oldukları için İstanbul’da kalınca Güneş, gençlere verdi. En tecrübelileri Vagner Love’dı. Haliyle, ne yapacaksa sahaya çıkan ilk 11 yapacaktı. Onlar da malum, daha 1 dakika dolmadan yedikleri golle, “Eyvah” dedirtti.

Artık hedef devreye en az 1 gol atarak girmekti. Ancak Adriano ve Pektemek’in şutlarında rakip kaleci Vasyutin, Karius kadar tedbirsiz değildi.

Larin’in vuruşunu Horn, son anda önledi. Tabii Beşiktaş namına bu pozisyonları söylerken, Sarpsborg’un pozisyonlarını saysam yerim yetmez. Beşiktaş, 6 dakikada 2 gol yemekle ne kadar talihsizdiyse, gol olmayan onca pozisyonda da çok şanslıydı. Sadece ilk devrede bile fark 4-5 olabilirdi.

Rakip, her aldığı topu iki pasta kaleye taşıdı çünkü Beşiktaş’ın direnç gösteren bir orta sahası yoktu. İl devredeki Oğuzhan, 26 yaşında bir veteran gibiydi!

Devre arası Şenol Güneş’in söyleyeceği tek şey şuydu: “Erken bir gol bulursak, çevirebiliriz.” Nitekim 2. yarı siyah beyazlılar bu maksatla daha derli topluydu.

‘NE GÜZEL KALECİMİZDİN SEN FABRI ABİ’

Beşiktaşlılar şu sıralar Drans ile verkaç girip, “Ne güzel kalecimizdin sen Fabri abi” diyordur. Kartal, son 35-40 yılda istisnalar hariç kaleciden yana hep ızdırap çekti. En az 3-4 şampiyonluğu kaleci yüzünden kaybetmiştir. Ben başkan olsam Fabri’yi ne pahasına olursa olsun, satmazdım. Dünya çapında değildi ama Beşiktaş’ta işe çok yaradı.

Yazının devamı...

Bu yeni kadro 'Come To'ların sonu mu?

25 Kasım 2018

Fikret Orman yönetimi bütün transferlere imzaları, “Burada imzalar kalplere atılır” yazılı panonun önünde attırdı. Ne var ki endüstriyel futbolda imzalar, milyon Euro’lara atılıyor. Ekonomik sıkıntılarda o kalplere imza attığı söylenenlerin neler yaptığı bugün ortada...

Beşiktaş’tan yeni kontrat isteyen bazı ‘Come to’lar (Babel, Adriano ve Pepe) Kayseri’de yoktu. Sakatlarmış! Elbette futbolcuların paralarını istemeleri hakları, lakin ne olursa olsun önce ‘oyun’ demelerini de yeğlerim... Şenol Güneş için dünkü maç bir yol ayrımıydı. Artık bir karar vermesi gerekiyordu:

Ne olursa olsun oynamak isteyen ve kendisine inananlarla sezonun bundan sonrasını planlamak zorundaydı. Necip, Pektemek, Güven, Dorukhan, sadece sakatlıklardan ötürü şans bulmuş değildi. Güneş, bu değişimi şampiyonluğu kaybetse de -ki büyük oranda zora girmiş durumda zaten- sürdürmeli. En azından sezon sonunda yenilenmiş bir takım bırakır. Ha bu arada diğer ‘as’lar da belki yeniden ‘oyun’a döner... Ankaragücü maçını çözen adam Adem Ljajic’ti. Çünkü durarak oynamıyor. Topu çıkarmakta zorlanan savunmaya da destek veriyor, en uçta al verler de yapıyor. Nitekim skora da doğrudan etki etti. Dorukhan, Genk maçında formayı hak ettiğini göstermişti. Güven Yalçın’a dair
ben kararımı ta Altınordu ile oynanan hazırlık maçında vermiştim. Her şey bir yana; enerjisi yeter... Dün görüldüğü gibi, son vuruşta da son derece özgüvenli ve serinkanlı... Pektemek, hem iyi bir uç santral, hem de özverili. Golünü de attı... Fatih Aksoy’un, Roco’dan eksiği olmadığını da gördük.

MiLiMLiK OFSAYTLARA RAZI MISINIZ?

VAR’dan önce ofsaytlarda 10 santimin, 20 santimin lafının edilmemesi gerektiğini savunurdum. Gözün yanılma payına hürmet edilmesini savunurdum. Şimdi VAR geldi, goller ‘milimlik ofsayt’larla iptal ediliyor. Ve taraftarlar şimdi de buna isyan ediyor. VAR, CAR, HAR... Tüm bunlardan önce insanların
birbirine güvenmesi lazım...

DERBi SEZON FiNALi OLUR

Yazının devamı...

Başarının sırrı 'ağa primi'

23 Kasım 2018

Futbolda başarı için altyapıdan kurumsallaşma ve düzgün bir ekonomiye kadar, bir çok kriter sayıyoruz. Ama futbol öyle bir oyun ki, aslında normal şirketler için geçerli olan bir çok doğru hareket, bu oyunda hiçbir işe yaramayabiliyor.

Bakın Ali Koç, uzun vadeli bir planlama için Phillip Cocu ile yola çıktı ancak yolu yarılamadan ayrılmak zorunda kaldılar. Hiç hesapta olmayan Erwin Koeman ile ise işler şimdilik yoluna girmiş görünüyor. Belki Koeman da, Stefan Zweig’in tayin ettiği ‘yıldızının parladığı an’a Fenerbahçe’de denk gelecek.

İthaki Yayınları’ndan çıkan ‘Rakamların Oyunu’ kitabının tezine göre futbolda başarılı olmanın yüzde 50’si iyi bir takım, teknik direktör, doğru oyun, yönetim vs. ise yüzde 50’si de şansa bağlı! Kitap bunu atılan goller üzerinden iddia ediyor ama saha dışında da tesadüflerin önemli bir yeri olduğunu görüyoruz.

Futbolda aslında ‘sürekli doğru’ yoktur. Başarı için belli bir dönem için geçerli olan doğrular vardır. Bu nedenle kendinizi sürekli yenilemek zorundasınız. İki sene üst üste şampiyon olan Beşiktaş’ı yere göğe sığdıramazken, bugün aynı ekibin yanlışlarını tartışıyoruz. Şurası muhakkak ki, futbolda en önemli eşik, zirvedeyken attığınız veya atmadığınız kararlarla yapıyorsunuz. Başarıyı elde ederken, kendinizi sert bir eleştiriden geçirmek zorundasınız. “Biz şampiyon olduk ama aslında çok doğru işler yaptığımız söylenemez” diyorsanız, kupaya rağmen değişim düğmesine basmalısınız. Bunun tersi de geçerli. Bazen ikincilik veya üçüncülükler, uzun süreli şampiyonlukların müjdecisidir.

YABANCILAR DA ‘EN BÜYÜK BAŞKAN BİZİM BAŞKAN’ DİYOR!

Özellikle Türkiye’de futbolda başarıya dair öne sürülen tüm önermeler, gerçeklerle kıyaslandığında anlamsız kalabiliyor. Türkiye’de başarının en önemli anahtarlarından biri ‘prim’dir! Bunu fiilen işin içinde olan insanlardan bizatihi duyduğum için söylüyorum.

Son yıllarda kulüpler prim sistemini değiştirdi. Artık ‘puan başı’na prim veriliyor. Ve bu primler de sezon sonunda hesaplara yatırılıyor. Ancak bunun oyuncuların haftalık performanslarına çok fazla olumlu etkisi yok. Futbolcu milletini en çok motive eden prim, başkanın soyunma odasına inip “Bu maçı alın, size helalinden 10’ar bin lira” dediği primler. Bu para onlar için ‘çerez’ olsa da büyük bir haz veriyor ve maça daha iyi motive oluyorlar.

O primi maçtan sonra gidip bir günde alışveriş merkezinde harcamaktan çocuksu bir keyif alıyorlar. Buna ‘paracı’ olmaktan ziyade ‘iddialaşma’yı sevmek diyebiliriz. Ben bu tür primlere ‘ağa primi’ diyorum. Ülkemize gelen yabancı futbolcular da başlangıçta şaştıkları bu primin tadına vardıktan sonra “En büyük başkan bizim başkan” tezahüratına katılıyor... Medyadaki haberlere göre Beşiktaş yönetimi önümüzdeki 3 maç için özel prim verecekmiş. Bakalım, sonuçlar nasıl olacak?

Yazının devamı...

Önce karar ver Türkiye

21 Kasım 2018

Eğitimde de, sağlıkta da futbolda da sıkıntı aynı. Sürekli değişen sistemlerin yarattığı istikrarsızlık. A Milli Takım'ın esas sorunu teknik direktör değil. Mesele önceliklerimizin ne olduğudur? Yabancı kontenjanında kulüpler mi gözetilecek, Milli Takım mı? Önce bunda anlaşalım. Bakın, yarın yerli ağırlıklı bir kontenjana geçilse ama kulüpler Avrupa'da tökezlese, yine şikâyet edeceğiz.

Gelelim bugünlere: Lucescu, Uluslar Ligi'ni bir hazırlık aşaması gibi kullandı. Oluşturduğu takım bir nevi 'Milli Takım Akademisi' havası veriyor. Motivasyonla değil, taktiksel disiplinle oynayabilecek bir ekip. Sabredersek gerçek test yeni yıldaki Euro 2020 elemeleri olacak. Şu konuda da karar verelim: Biz 'adam gibi adam'lardan mı, yoksa bu çocuklar gibi futbolculardan oluşan bir Milli Takım mı istiyoruz?

Maça gelince... Üç pasta hızlıca kalemize akan Ukrayna karşısında ilk devre ağırlıkla savunmada kaldık. Ofansif bölgede çok zayıf kaldık. Kaleyi bulan bir şutumuz dahi olmadı. Oğuzhan'ın durumu malum ama Cengiz Ünder'in de milli performansı tatminkâr değil.

TOPÇU DEĞiL, ÇiMCi ALIN!

DÜNKÜ maçta iki takımın da top kayıpları bir hayli fazlaydı. Özellikle bizim takımımızın pas başarı oranı da düşüktü. Bunun temel nedeni Antalya Stadı'nın zemini. Futbol turizminin başkentliğine oynayan Antalya kendini böyle bir zeminle mi tanıtıyor dünyaya?

İyi futbol için iyi topçudan önce sanırım iyi çimci lazım bu ülkeye! 

DiSiPLiNE OLMUŞ 'MOR COŞKUSU' LAZIM

İKİNCİ

Yazının devamı...

Güneş'in arzusu da adaleti de kayboldu

16 Kasım 2018

na Rıza Çalımbay’ı özetleyen bir cümle kur derseniz şu olur: “Basit goller yedik...” Çalışkanlığıyla futbolculuğunda ‘Atom Karınca’ lakabını alan Rıza hoca, teknik direktörlüğünde de çok çalışmasına rağmen ‘basit goller’e bir türlü mani olamadı.

Son zamanlarda Şenol Güneş de kaybedilen puanları açıklarken, Çalımbay gibi bir ezber oluşturmaya başladı: “O golü atsaydık, eleştirmeyecektiniz...” Sivas yenilgisi sonrası “Radikal bir değişim yapacak mısınız” diye sorduğum soruya çok uzun bir cevap verse de aslında cevap vermedi. Verdiği
cevap, kabaca kaybettikleri maçları aslında kazanabilecekleri maçlar olduğuydu... Benim için Güneş’e dair bu sezon oluşan en büyük kuşku işte bu kaybedilen maçları açıklama biçimi. “O gol olsaydı...” Buna karşın verilecek cevap da; “Ama olmadı.” Güneş, geçen sezondan beri birikerek oluşan sorunları
da görmezden gelerek, “Şimdi kalkıp ‘Negredo niye gitti’yi mi konuşacağız” diyor. Elbette... Negredo mevzusu bu sezonun özetidir. Çünkü bu takımın bugün en büyük sorunu gol. Ve ‘vurduğu gol olan’ bir golcünün alınamaması Negredo satışının doğru zamanda yapılamamasından kaynaklandı. Diğer yandan Güneş’e kulak verip bugün sahada olan takıma bakalım.

1 - Vida-Pepe ikilisi, şöhretlerine karşın savunmanın kalitesini yükseltmedi. Tosic-Marcelo mumla aranıyor.

2 - Oğuzhan dökülüyor, kabul. Peki Babel, Atiba, Love, Larin, Lens, Caner? Bu oyuncular da dökülmüyor mu?

3- Yedek kulübesinden yapılan müdahalelerle bu sezon kaç puan alındı? Güneş’in ilk iki sezondaki skoru korumak için Necip’i sahaya sürdüğü veya gol atmak için Töre’yi, Kerim’i soktuğu o basit ama sonuç alan dokunuşlarını görüyor musunuz?

4 - Rakip analizleri iyi yapılıyor mu? Geçen sezon sadece Şampiyonlar Ligi rakipleri analiz ediliyordu. Bu sezonsa Başakşehir ve Genk maçına çalışıldığı anlaşılıyor.

Yazının devamı...