"Kenan Başaran" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Kenan Başaran" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Kenan Başaran

Tebrikler Beşiktaş! Bu tarihin devamı var

22 Kasım 2017

İki stoperinin arasından oyunu başlatan Tolgay’ın kaleye uzak mesafede kalması ve uzun top tercihleri Beşiktaş’ın olgun atak sayısını sekteye uğrattı. Porto’daysa Brahimi orta alanda buluştuğu her topla ceza alanına yüklendi veya topu aktardı. Beşiktaş’ın şeklen bu pozisyondaki adamı Talisca ise ‘Aylak Adam’ gibi gezdi tozdu. Şeytan tüyü taşıdığı için de golü atan isim oldu. Ama gol gönüllerde pozisyonu yoktan var eden Cenk Tosun’undur.

İkinci yarıya Güneş, Tosic-Medel değişikliğiyle girdi. Bu esasen şaşırtıcı bir hamle değildi. Zira Sırp futbolcu pozisyon hatalarının dışında iki üç pozisyonda topu çok riskli kullandı.

45-60 arası Beşiktaş, çılgın şekilde Porto’yu resmen kalesine hapsetti. Savunmasını orta alana kadar çıkardı Güneş. Beraberliğin yettiği Beşiktaş’ın bu riski alması Güneş’in kendisini
hâlâ korkak görenlere verdiği bir cevaptı sanki.

KIRILMA ANI

Babel’in direkten dönen topu kırılma anlarındandı. Porto’nun baskıyı kırıp Ricardo ile inanılmaz bir golü kaçırması da müthiş bir kırılma anıydı.

Son 20 dakikada taraflar beraberliğin iyi sonuç olduğuna kanaat getiren bir dikkatle oynadı.

2012’den itibaren ekilen tohumların dün ikinci hasadı yapıldı. Son iki yılda ligde alınan şampiyonluk ve geçen sezon acı da olsa bu ligde elde edilen büyük tecrübe dünkü tarihi başarıyı getirdi Beşiktaş için. Türkiye için de elbet.

Yazının devamı...

Beşiktaş’ın kredisi kalmadı

18 Kasım 2017

Dün ilk 45 bittiğinde sahadaki Beşiktaş, “Babel, Babel, Babel” diye bağırıyordu.

Onun yerine sahne alan Lens, ataklarda yoktu ama 2 gollük pozisyonu harcayan isimdi.

Lens modu’ diye bir şey var; dünya yıkılsa umurunda olmaz!

Akhisar, kendi yarı sahasında çift duvar örüp cepheden geçişleri kapattı. Duvara karşı gedikleri Tolgay aradı ama çok başarılı olamadı. Siyah beyazlılar topu çok yavaş ve ağırlıkla da yana doğru çevirdi.

Her şeye karşın biri penaltı olmak üzere, Beşiktaş, 4 pozisyon buldu.

Güneş, ikinci 45’e beklendiği gibi Lens’i çıkarmadı. Ancak Babel’i değil de oyuna Cenk’i alması benim için sürprizdi.

Güneş’in ekibi topu dolaşıma daha hızlı sokmaya başlayınca baskıyı artırdı. Akhisar, faullerde ‘ölü numarası’ yaparak, oyunu soğuttu. Hakem, bu tür hareketleri önleyeceğine maçın sonuna 7 dakika ekleyerek günah savuşturdu. Oysa Lukac’a o sarıyı daha ilk devre gösterebilirdi. 

HİÇ HESAPTA YOKTU

Yazının devamı...

Yerli oyuncu sınırlansın!

17 Kasım 2017

Türk futbol tarihinin en büyük başarılarının temeli yabancıların bu ülkeye ayak basmasıyla atıldı. Jupp Derwall kulüp, Sepp Piontek de milli takım düzeyinde devrim ateşini yakan isimlerdi. İki Alman giderken de iki yerli; Mustafa Denizli ve Fatih Terim’i yadigar bıraktı.

Galatasaray’ın UEFA Kupası şampiyonluğunda aslan payını Taffarel-Hagi-Popescu-Capone’ye biçmedik mi? Biçtik.

Yabancı sayısının 2’yi geçmediği 90’lara kadar milli takım destan mı yazıyordu? Hayır!

Milli takım atılım yaparken liglerdeki yabancı sayısı da artmaya başlamıştı. Sonuçta kulüpler de milli takım da en büyük başarılarını yabancı oyuncu sayısı arttıktan sonra yakaladı.

EMRE MOR VE ARDA NEREDE?

Yabancı oyuncunun değil sınırlanması, bence tamamen sınırsız olmalı. “14 çok” diyenler yerli oyuncu lobisidir. Çünkü yabancıyla hem ekonomik hem de sportif rekabette zorlanıyor. Oysa kendi takımında yabancıyı alt edebilen yerli, bu başarısını zaten milli takıma da yansıtacaktır. Bizim sorunumuz yerli futbolcudur, yabancı değil!

‘Üstün yetenek’ dediğimiz Emre Mor, niye gittiği yerin bankosu olmuyor? Arda Turan, zirveye çıktı ama orada gördüğünüz gibi kalamadı. Mesele yetenekten ziyade, sahip olunan yeteneği sürdürülebilir bir sporcu kimliğine dönüştürememektir. Yılmaz Vural geçenlerde “Ben yabancıya yaptığım yüklemeyi yerliye yapamıyorum çünkü vücudu kaldırmıyor” dedi.

Yerli, 24 saat sporcu gibi yaşamıyor. Bu yüzden de yabancının yedeği oluyor.

Yazının devamı...

Peki ODTÜ’lü ve Boğaziçili hoca görecek miyiz?

10 Kasım 2017

Wilson’ın en ünlü kitabı Inverting The Pyramid, yani Piramidi Ters Çevirmek’tir.

Aslında Özkök de Wilson’ın sözlerini ters çevirdi. Wilson, “İngiliz ligi, Premier Lig olarak yeniden yapılandı ve kalite arttı. Bu taraftar profilini de değiştirdi. Sonuçta daha iyi yazar talebi oluştu” diyor.

Oysa bizim ne ligimiz ne de tribünümüz Premier Lig kalitesinde. Taraftarlarımız, ‘pre-Premier Lig’ dönemindeki İngilizler gibi, hâlâ sahaya bıçak-çakmak atıyor ve hakem de bıçağı dünya aleme gösterdikten sonra maça devam ediyor!

 Herkesten daha zeki oldukları öngörülen(!) ODTÜ’lü ve Boğaziçililer, zamanlarını böyle bir lige harcayacak kadar aptal olabilir mi?

2002 DESTANININ YANG’I VE YiNG’i

- Wilson, kitabında futbol taktiklerinin tarihini anlatırken onlarca futbol adamının biyografisinden yararlanır. Asıl tartışmamız gereken nokta budur.

Bizim futbol adamlarımızın dobra dobra yazılmış 3 tane biyografi kitabı yoktur.

Futbolumuza damga vuran futbolcu ve hocaların başarılarının veya başarısızlıklarının arka planında neler olup bittiğini bilmiyoruz. Ancak dost sohbetlerinde ‘

Yazının devamı...

Güneş’in Necip çaresizliği

6 Kasım 2017

Bunun sebebi büyük takım tecrübesi ve klas ayak farkıydı: Babel’den ciğerine pas, Talisca’dan da filelere gol...

Göztepe, Monaco gibi Beşiktaş’a önde baskı uyguladı ve bu da siyah beyazlı savunmaya çok sayıda hatalı pas yaptırdı. İlk 45’te Tosic-Pepe ikilisinin hatalı pas sayısı 12! Net pozisyonlar bulan İzmirlilerin engeli ne Atiba ne Tosic ne de Pepe’ydi. Tek engel Fabri’ydi.

Rakiplere çok pozisyon vermek bu sezonki Beşiktaş’ın temel hastalığı. Diğer hastalığı da esas golcüsünü yeterince besleyememesi. Tosun, ancak 45’te ceza alanında topla buluşabildi. Neyse ki dün akşam kaleyi gören her Beşiktaşlı şut attı. Bu da övülecek yanıydı.

2. devrenin ilk 8 dakikasında Beşiktaş maçı bitirecek skoru yakaladı. “Babel sağına çekerse gol olur” der Beşiktaş taraftarı. 47’de de bunu yaptı. Cenk de 2. devrenin hemen başında ceza alanında iki kez topla buluştu ve ikincisinde golü attı.

CANER’SİZ DAHA İYİ

Haftalardır söylediğim şu: Ceza sahasına yerden de gir. Caner Erkin’li oyunda Beşiktaş daha çok bir ‘hava topu takımı’ydı. Ta orta sahadan şişirilen toplara tanıklık ediyorduk.

Beşiktaş, havadan gol ararken yer topunu geri plana atmıştı. Caner’in yokluğu hava ve yer topunda bir denge sağlayacak ve Beşiktaş daha etkili olacak.

3-1

Yazının devamı...

Trabzonspor’un ligle işi yok

5 Kasım 2017

Kayseri’deki maça 90 dakikasını harcayan insanlar, eminim ki pişman olmuşlardır. Elle tutulur doğru düzgün pozisyonun olmadığı; kaybetmemenin öncelikli olduğu bir oyun planını izlemek zorunda kaldı izleyiciler. Ama kaybetmemeyi daha çok isteyen taraf Trabzonspor’du. İsabetli şutu dahi yok! Golü daha çok koklayansa ev sahibiydi.

Trabzonspor’un dün iki temel sorun vardı:

1- Takım boyu çok uzundu.

2- Yaratıcılık sıfıra yakındı.

Trabzon’un mücadele gücü ve takım savunma terbiyesinde bir iyiye gidiş var ancak gol yollarında kısırlık çekiyor. Bunu sadece Burak ve Rodellaga’nın yokluğuyla açıklayamayız. Kanatlar ve merkezden yaratıcı işler çıkmadı dün. Yaratıcılık denince gözlerin çevrildiği iki isim var: Yusuf ve Sosa.

Sosa, Beşiktaş’taki gibi kendine bir eş bulmakta güçlük çekiyor. Olcay ve Burak sahada olsa daha verimli olabilirdi.

HAMLEDE GEÇ KALDI

Bu

Yazının devamı...

6-0 kaybettiği gece kazanmıştı

2 Kasım 2017

Bu Monaco, Beşiktaş’ın deplasmanda hiç zorlanmadan yendiği Monaco olamazdı! O gün havlu atmış Monaco, dün akşam adeta şampiyonluk maçına çıkmış gibiydi. Üstelik en büyük silahı Falcao da yoktu. Ama Jardim’in, ilk maçta yanında oturttuğu için sevindiğim Jorge ve Lopes’i bu kez ilk 11’de başlatması önemliydi.

Güneş de dün Talisca’yı kenarda tuttu. Monaco, ısırgan bir görüntü verince bu karar bana daha doğru göründü. Oğuzhan-Tolgay ikilisiyle rakip kaleye daha çok göbekten paslarla gidildi ama orada da sorun şuydu: Şut! Altı pasın içinde bile şut çeken olmadı.

Monaco, ilk 10 dakikadaki baskıyı önde 6 kişiyle basıp Beşiktaş’ı ortadan ikiye bölerek kırdı. Golde de Adriano’nun tecrübesine yakışmayan dikkatsizliği kadar, kırılamayan presin de etkisi vardı.

ACIMASIZ 30 DAKİKA

Beşiktaş, bu kez oyunu domine ettiği 10 dakikalık periyottan golü çıkardı. Sonrasındaysa taktiksel disiplinin pek kalmadığı bir acımasız 30 dakika izledik. Beşiktaş, bu sezon Şampiyonlar Ligi’nde hiç bu kadar terlemedi ve hırpalanmadı.

Buna rağmen Quaresma ve Babel, doğru tercihlerde bulunsaydı her şeyi riske eden Monaco’ya karşı en az 2 gol daha bulunabilirdi. Talisca, oyuna girdiğinde Monaco artık arkasını kollamayı bırakmıştı çünkü.

1 PUAN DEĞİL 3 PUAN

90

Yazının devamı...

Alanya’da tedavi

29 Ekim 2017

AYTEMİZ Alanya, ligde buhranlı günler geçiren Beşiktaş için hem bir şans hem de şansızlıktı. Alanya’ya gol atmak sorun değil, ondan gol yememek sorun.

Beşiktaş’ın Alanya maçına Şampiyonlar Ligi ciddiyeti vermeliydi. “Öne geçtim, maçı kazandım” dediğinizde Alanya’ya puan kaybediyorsunuz.

Güneş’in öndeki ikili; Oğuzhan ile Tolgay arasındaki kararsızlığı dün de sürdü. Başarı bu bölgedeki ikilinin istikrarından geçer. Kenarda beklemesi gereken biri varsa, şu sıralar Talisca’dır.

Oğuzhan-Cenk işbirliğiyle gelen estetik gol, eski Beşiktaş’ı, akabinde Alanya’dan yediği baskı da yeni Beşiktaş’ı tarif ediyor. İlk 45’in yıldızı kaleci Fabri’ydi. Yediği golde günahsızdı, marifet Welinton’undu.  Beşiktaş’ın takım savunması sorunlu; iki ayrı parça halinde oynuyor.

ERGEN MİSİN?

Hakem Uğurlu, Quaresma’ya yapılan penaltıyı, artistik düştü diye vermedi. Emre’nin aynı şekilde düşüşüneyse faul verdi! Bizim hakemlerin sorunu şu: Kafalar ceza sahasında başka, dışında başka çalışıyor! Niye?

Beşiktaş’ta temel sorun devam ediyor. Tüm hatlarıyla yüklenip atak yapıyor ama net pozisyon üretemiyor. 2. devre ilk ciddi tehlike Babel’in şutu.Golcülerini ceza sahasında topla doğru düzgün iki kez buluşturdu ve ikisi de gol oldu.

Güneş

Yazının devamı...