"Obengül Ejder" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Obengül Ejder" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Obengül Ejder

Obengül Ejder

AYNI EVDE YAŞAYAN İKİ OTELCİ

24 Nisan 2017

 22 yıllık evliyiz, evlendiğimiz günden beri önce aile, sonra iş, sonra maddi sorunlar derken hep problem yaşıyorduk. Bazen küser haftalarca konuşmazdık. En son 12 yıl önce büyük bir kavga ettik ve ben yatak odasını terk ettim. Ne eşim ne de ben ilk adımı bir daha atmadık. Önce özür dilemesini bekledim, sonra beni ikna etmesini istedim. Ama ne o benden özür diledi, ne de ben onu affettim.

Bu evliliği kızım için yürüttüğümüze karar verdik, önce yatakları, sonra hesapları , sonra da sosyal ortamımızı ayırdık. Kızımızın yanında ona hissettirmemeye çalışıyorduk ama galiba başarılı olamadık. O üniversiteye gidince boşanırız dedik, ama bu sefer de kim evden ayrılacak konusunda anlaşamadık. Son 2 yıldır evde hiç konuşmuyoruz. Kızım tatile gelirse ortak bir konumuz oluyor, onun dışında ikimiz de ayrı ayrı hayatlar yaşıyoruz.

Bir arkadaşım siz niye evlilik terapistine gitmediniz dedi, bizi yönlendirdi. Sizce bunca olaydan sonra bir şeyleri toparlayabilir miyiz? Yoksa boşanmalı mıyız?

Bu örnekte olduğu gibi sorun yaşayan çiftlerde zorunlu olmadıkça hiçbir iletişime girmediklerini, ama yalnız yaşamaktan korktukları için de birbirlerini baston olarak görerek hayata tutunduklarını sıkça görüyoruz. Çiftler ‘ sanki aynı evde yaşayan iki otelci gibiyiz ‘ diye tanımlamaktalar kendilerini.

Peki neler oluyor da çiftler birbirlerinden bu kadar uzaklaşmayı başarabiliyorlar? İletişimlerini Neler Azaltıyor?

Bu saydığım sebepler çiftin yaşadığı sorunların bir süre sonra kronik bir hal almasına sebep olmakta, birbirlerinden uzaklaşmalarına , kavga etmektense hiç konuşmamalarına neden olmaktadır. Doğal olarak gözden ve gönülden uzak olan TEN ‘ den de uzaklaşacaktır.

 

Yazının devamı...

ÇİFT TERAPİSİNDE ÇOCUKLUK ÇAĞI TRAVMALARI 

17 Nisan 2017

14 yıllık evliyiz, 10 yaşında kızımız , 4 yaşında oğlumuz var. Çocuklar olana kadar eşim benimle ve evle daha ilgiliydi. Cinsel hiçbir sorunumuz yoktu. “Bir an önce  şu iş bitse de eve gitsek “ diye düşünüyorduk. Hamile kaldığımı öğrendiğimiz gün heyecandan ölecektik  neredeyse, ancak ne zaman ki oğlumuz doğdu, annesi ve babası bizim eve çok sık gelmeye başladılar, eşimin keyfi kaçtı. Bir süre sonra işlerim uzadı, toplantım var bahanesi ile eve gelmemeye , küçük şeylere çabuk sinirlenmeye, yerli yersiz benimle kavga etmeye başladı. Önceleri uykusuzluk, çocuk derken pek alttan alamıyordum ama sonraları alttan almaya hatta boş vermeye başladım. Ben çocuğa yoğunlaştıkça onun öfkesi daha da arttı.

Ara sıra dalgın ve mutsuz olduğunu fark ediyordum ama bu kadar kötüleşeceğini eşimin depresyona gireceğini, kendini bizden, işten , arkadaşlarından soyutlayacak kadar geri çekileceğini hiç düşünmemiştim. Bir türlü konuşmayı başaramıyoruz, çocuklar babalarını özlüyorlar, oyun oynamak , sinemaya , parka gitmek istiyorlar. Bense aşık olup evlendiğim adamı kaybetmenin şaşkınlığı ve derin bir yalnızlık içindeyim . Ne yapacağımı şaşırdım, bize neler oldu doktor hanım?

BUZ DAĞININ ALTI “ TERK DEPRESYONU “

Bu örnekte olduğu gibi evlilik hayatı aslında kendi doğumumuzla birlikte geldiğimiz aileye psikolojik geri dönüşün bir yansımasıdır. Eğer çiftlerden biri veya her ikisi büyüdükleri aile içinde duygusal ihmal edilmiş , anne ve babalarına güvenlerini yitirmiş, onlardan koşulsuz sevgiyi alamamış, hatta anne veya babası tarafından terk edilmiş ise, yıllar sonra bütün bu yaşanılanlar danışanların öfke duygularını ‘ İÇE YA DA DIŞA YANSITMASINA ‘ neden olur.

Çift terapisinin ilk aşamalarında bireysel öykü almaya başladığımda; Ahmet beyin 4 çocuklu bir ailenin tek erkek çocuğu olduğunu, kendisi 2 yaşındayken ticari yaşamında alacak verecek davasından babasının bir kavgaya karıştığını ve daha sonra yaklaşık 7 yıl hapis yattığını, bu süreç içinde annesinin tek başına çocuklara bakmakta zorlandığı için Ahmet ‘i başka bir şehirde yaşayan halasına bıraktığını, zaten maddi durumları kötü olan halasının yanında kendini bir yük, işe yaramaz bir sığıntı gibi hissettiğini, babası hapisten çıktıktan sonra da 9 yaşında tekrar ailesinin yanına döndüğünü öğreniyorum.

2-9 yaş arasındaki bu süreçte her ne kadar halası ona ikinci annelik yapsa da aklı erdikçe; “ Neden kardeşlerimi değil de beni bıraktı annem” sorusunu kendine sıkça sorduğunu ve hem annesi hem de babası tarafından terk edilmişliğin acısı içinde gün geçtikçe büyüttüğünü öğreniyorum.  

Babası döndükten sonra aile bir arada yaşamaya başlamış, maddi durumları düzelmiş, daha iyi bir evde oturuyor, daha iyi arabalara biniyorlardı. Hatta ortaokul ve liseyi özel bir kolejde okumuştu, ama aksi, sinirli , sürekli bağıran babasına nerdeyse hiç karşılık vermeyen alttan alan annesine bir yandan acıyor, bir yandan da onu terk edip gittiği için içten içe öfke duyuyordu.

Ahmet bey yıllar sonra çok başarılı bir okul hayatı geçirmiş, Mimar olmuştu. Hiç kimseye muhtaç olmamak için çok çalıştığını ve “ Olur da benim başıma bir şey gelirse çocuklarım rahat etsin” diyerek bankada yüklü miktarda para biriktirdiğini söylüyordu.

Yazının devamı...

BU GÜN ŞEHRİMDE KARNAVAL VAR !

10 Nisan 2017

Yine portakal çiçeği kokuyor şehrim, hep mi bu kadar güzel kokardı yoksa son beş yıldır daha mı bir güzel kokuyor?

Hani bir anne bebeğinin ya da  bir aşık sevgilisinin kokusuyla mest olur ya işte bu şehir de her Nisan kokusuyla insanları mest ediyor, baş döndürüyor. İnsanın birkaç günlüğüne de olsa dertten kederden uzaklaşıp,  korktuğu her ne varsa kaçıp portakal çiçeği kokan şehrin kollarına saklanası geliyor.

Bir gün yaşadığımız şehrin kokusuna sahip çıkacağımız hiç aklıma gelmezdi. “ Ne Adana mı? Karnaval mı? Hadi canım kim gelir ? Adanalıyı bozar ! Kesin bir arıza çıkar ! “  gibi onlarca olumsuz cümleye  aldırmadan canla başla çalışılacağı ve tüm Adana sevdalılarının Karnavalına sahip çıkacağı aklıma gelmezdi.

İşte Oldu! Karnaval hazırlıklarımız tamamlandı. Mangallar yakıldı, yöresel tüm yiyecekler hazır. Portakal rengi tütüler, rengarenk kıyafetler,  taçlar, takılar …. Sokaklarda müzik var, dans var, coşku var!

Bu rüyanın gerçekleşmesinde başta Ali Haydar Bozkurt ve Ayşe Arman olmak üzere emeği geçen herkese gönül dolusu teşekkürlerimizi sunuyoruz.  Dünyanın dört bir yanından gelen konuklarımıza “ Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz”  diyoruz. 

Uzun süredir yaşadığımız karabulutların ardından artık gönlümüzce  gülmek , eğlenmek istiyoruz.    “ Başkaları ne der ?”  demeden en süslü  şapkamızı, tacımızı  takmak , en yaratıcı kostümlerimizle sanki bir podyumda yürür gibi yürümek istiyoruz.

 Sokaklarda saatlerce elimizi kolumuzu sallayarak gezinmek, çoluk çocuk şarkı söylemek, KORKMADAN  tanıdık tanımadık herkesle selamlaşmak, gözlerimizin içi gülerek “ MERHABA”  demek istiyoruz..

Adana’dan tüm dünyaya BARIŞ ve SEVGİ mesajı vermek ,  kardeşçe ve dostça bir arada yaşamak nasıl olurmuş görsünler istiyoruz.

Yazının devamı...

MUTLU VE UYUMLU BİR İLİŞKİ İÇİN 

3 Nisan 2017

Ancak görüyoruz ki ülkemizde de evlilik kurumuna olan güvensizlik giderek artmakta, çiftler evlilik bağlarını sürdürmekte zorlanarak en ufak problemlerde önce yastıklarını, sonra yataklarını , sonra odalarını, en sonunda da yollarını ayırmayı seçmekte ve boşanma oranları hızla artmakta.

Oysa ki mutlu ve uyumlu bir ilişki içinde yaşamak sanıldığı kadar  zor değil,

ÇİFTLER İŞİN CİDDİYETİNDE DEĞİL

“Evlilik, ‘BEN, SEN ile, BEN’i koruyarak ve SEN’i yok etmeden BİZ olmak istiyorum’ demektir, Çiftler birlikte mutlu olacaklarını düşündükleri biriyle yeni bir hayata adım atarken işin kolayına kaçmadan  birbirlerini anlamaya ve aralarındaki uyumu korumaya çalışmalı, birbirlerini kafalarındaki kadın / erkek rollerine sokmaya zorlamamalıdır. 

Mutlu bir evliliğin sırrı iletişimden geçer. Gerçekten konuşabilmeli, birbirinizi suçlamadan, eski defterleri açmadan, birbirinizin ailesini işin içine karıştırmadan duygu ve düşüncelerinizi BEN diliyle aktarabilmeli, birbirinize kızdığınızda küçük bir sakinleşme arası verdikten sonra problemi çözmek adına sürekli adımlar atmalısınız.

Ne göz temasını, ne gönül temasını ne de ten temasını koparmamalı ,karşılıklı saygı sınırını asla aşmamalısınız. 

EVLİLİKTE MUTLULUK VE UYUM İÇİN…

 “1- Sevginizi açıkça gösterin.

Yazının devamı...