"Esat Pala" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Esat Pala" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Esat Pala

Temizel: Her hırsızlığın devlette kaydı var

11 Haziran 2003

Tüm yolsuzlukların Devlette kaydının bulunduğunu vurgulayan Temizel,

"Devletten kayıtsız para çalamazsınız. Belgesiz hırsızlık olmaz. yolsuzlukların da devlette mutlaka kaydı vardır" dedi. 

Yaklaşık üç saat meclis yolsuzlukları Araştırma Komisyonuna bilgi veren Zekeriya Temizel, 2000 Kasım, 2001 Şubat krizleri, el konan bankalar ve yolsuzluk iddialarına ilişkin soruları yanıtladı.

Temizel, sorular sırasında ağırlıklı olarak, ekonomik suçun

tanımlanması, yolsuzluklarla elde edilen haksız kazançlar ve yolsuzlukların önlenmesi için yapılması gereken yapısal ve yasal önlemler üzerinde durdu.

Temizel, Kasım ve Şubat krizlerinin nedenini "kamu borçlanmasına" dayandırdı.

LİDERLERE SÖYLEDİM 'HAKLISIN' DEDİLER

"Ekonomik olarak baktığınızda Kasım 2000 ve Şubat 2001 krizlerinin yanısıra 94 krizini göz önünde bulundurmak gerekir. Türkiye'nin son 20 yılda yaptığı kamu borçlanmasına ödediği faiz tutarı 226 milyar doları buluyor. Faize ödenen miktara baktığınızda Türkiye'nin bir krize girilebileceği açık şekilde görülüyor. 2000 yılında plan ve bütçe komisyonunda borçlanmaların böyle gitmesi halinde  krizin kaçınılmaz olduğu konusunda uyardım. Liderleri tek tek dolaşarak sıkıntıları anlattım. haklısın dediler ama değişen bir şey olmadı"

MALİ MİLAT UYGULANMALI

Eski Maliye Bakanı Temizel, yolsuzlukların nasıl yapıldığına yönelik sorulara ise çarpıcı yanıtlar verdi. Temizel, "devlette belgesiz hırsızlık olmaz" dedi.

"Devletten kayıtsız para çalamazsınız. Belgesiz hırsızlık, yolsuzluk olamaz. Devlette mutlaka kaydı vardır. Baktığınız zaman belgelerin altında 10-15 tane imza görürsünüz."

Temizel, milletvekillerinin sorularına yanıt verirken yolsuzlukların nasıl önlenmesi gerektiğini ilişkin düşünceleini de anlattı. Mali Milat uygulamasını savunan Temizel, yolsuzlukla elde edilen haksız kazancın yeniden kamuya döndürülmesi gerektiğini

savundu.

"Yolsuzlukla çalınan paralar yine yasal önlemlerle devlete yani kamuyu geri kazandırılmalıdır. Çölde bir başkasının atını çalan kovboyu neden asarlar? Çöl ortamında bir başkasının hayatını tehlikeye attığı için... Ben yolsuzluk yapanları asalım demiyorum ama bir daha yapmamalarını sağlayacak yaptırımları uygulayalım. yolsuzluk yapanlar türkiye'nin geleceğini çalıyorlar."

Yazının devamı...

Fransa Türkiye'de destek arıyor

21 Nisan 2003

Irak'ta savaşın sona ermesinden sonra bölgeye yönelik ilk ziyaretini gerçekleştiricek olan Fransız Dışişleri Bakanı ile başta Irak'ta yaşanan gelişmeler ile ikili ilişkiler ve Türkiye'nin AB üyeliği ele alınacak.

Edinilen bilgiye göre Abdullah Gül'le görüşme talebi Fransa Dışişleri Bakanı de Villepin tarafından geldi. Dominique de Villepin, Nisan ayı başında Brüksel'de gerçekleştirilen NATO toplantısı sırasında Gül ile yaptığı görüşmede, en kısa zamanda Ankara'yı ziyaret etme arzusunu dile getirmişti.

IRAK'IN YENİDEN YAPILANDIRILMASI

De Villepin ile Gül, bir çalışma yemeğinde, Irak'ın idari yapılanması, imarı ve bu ülkeye yapılacak insani yardımlar konusunda görüş alışverişinde bulunacaklar.

ABD'nin askeri müdahalesine karşı çıkan Fransa, Almanya ve Rusya ile birlikte, Irak'ın yeniden yapılanmasında BM'nin merkezi rol oynamasını ısrarla savunuyor.
   
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de, Irak'a komşu ülkelerin Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da 18 Nisan'da yapılan istişare toplantısı öncesi yaptığı açıklamada, Türkiye'nin Irak'ta yeniden yapılanmasının BM şemsiyesi altında gerçekleştirmlesini istediğini söylemişti.

ERMENİ SOYKIRIMI İDDİASI

De Villepin'in ziyareti iki ülke arasındaki ilişkilerin normalleşmesi açısından da büyük önem taşıyor.

Çünkü, iki yıl önce Fransız Parlamentosu'nun 1914 olaylarını Ermeni soykırımı olarak niteleyen yasayı kabul etmesi, iki ülke arasındaki ilişkilere büyük darbe vurmuştu.

Türkiye, Fransa'nın bu yasayı kabul etmesini protesto amacıyla, dönemin Paris Büyükelçisi Sönmez Köksal'ı bir süre Ankara'ya çağırmıştı.

De Villepin'in ziyareti, Ermeni Soykırım yasasının çıkmasının ardından Ankara'ya Dışişleri Bakanı düzeyinde gerçekleşen ilk ziyaret niteliği de taşıyor. De Vilepen, Şükrü Sina Gürel'in Dışişleri Bakanlığı döneminde Paris'e yaptığı ziyaret sırasında yasanın uygulamada sonuç vermeyeceği sözünü vermişti.

Yarın Ankara'da yapılacak görüşmede Türk tarafı, Fransa'da Ermeni soykırım anıtı dikilmesi gibi bu ülkedeki bazı girişimlerden duyduğu rahatsızlığı dile getirecek.

TÜRKİYE - AB İLİŞKİLERİ

Görüşmede, Irak dışında Türkiye-AB ilişkileri ve Kıbrıs konusuyla birlikte ikili ilişkiler de gündeme gelecek.

İkili ilişkilerin siyasi ve ekonomik alanlarda geliştirilmesi olanakları gözden geçirilecek.

Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyelik süreci için Kopenhag zirvesi öncesinde Recep Tayyip Erdoğan'ın Fransa'yı ziyareti, ilişkilerin normalleşmesinde ilk önemli adım olmuştu. Fransa Cumhurbaşkanı Chirac ile Erdoğan arasındaki görüşme hayli olumlu geçmiş, AKP lideri Paris'ten memmun ayrılmıştı.

ABD KONGRE HEYETİ TÜRKİYE'YE GELECEK
    
Bu arada ABD Temsilciler Meclisi üyesi ve Türkiye Dostluk Grubu Eş Başkanı Robert Wexler'in, Türkiye'ye gelmesi bekleniyor.
   
Programında değişiklik olmaması durumunda, ABD Kongresi'nden bir heyetle birlikte hafta sonunda İstanbul'a gelecek olan Wexler, burada özel sektör temsilcileriyle biraraya gelecek.
   
Wexler ve beraberindeki heyet, 28 Nisan Pazartesi günü Ankara'da temaslarda bulunacak.
   
Son olarak Mart ayında Ankara'yı ziyaret eden Demokrat Parti Florida Milletvekili Wexler'in, temasları çerçevesinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Mehmet Dülger ile biraraya gelmesi öngörülüyor.

Yazının devamı...

Pearson: Saddam'ın yaratılmasında sorumluluğumuz var

17 Ocak 2003

SORU: ABD neden bu kadar savaş ve böyle bir güç kullanma arzusu içinde?

PEARSON: : Irak'taki rejim ve kitle imha silahları hem bölgeyi hem de ABD’yi tehdit ediyor. Bunların ortadan kaldırılması gerekiyor.

SORU: başbakan Abdullah Gül'ün barışın temini yönünde çabaları var. Türkiye, Arap ülkeleriyle ortak bir deklarasyon hazırlığı içinde. Bunu nasıl karşılıyorsunuz?

PEARSON: Biz ABD olarak bu görüşmeleri ciddiye alıyoruz. Umarız, barışa katkı sağlayacak bir sonuç çıkabilir.

SORU: BM silah denetçilerinin Irak'a ilişkin raporu temiz çıkarsa, "savaşı gerektirecek bir bulgu yok" denirse, hala savaş için diretecek misiniz?

PEARSON: Meşruiyeti biz de arıyoruz. BM Güvenlik Konseyi’nin ikinci kararının beklenmesi gerektiğini biz de söyledik. Ancak, ABD’nin kendisine doğrudan tehdit oluşturan ülke ve terör odaklarına karşı kendisini savunma hakkı vardır.

SORU: Peki, bu barış istediğini söyleyen ABD için bir çelişki değil mi?

PEARSON: Biz 11 Eylül'de büyük bir teröre maruz kaldık. Ve bu terörün kaynağı da ABD’nin dışındadır. Bu nedenle ABD’nin her şeye rağmen teröre karşı kendisini savunma hakkı vardır.

SORU: Peki, Saddam Hüseyin bırakıp giderse, yönetimden çekilirse sorun çözülür mü?

PEARSON: Evet... Irak'ta bir yönetim değişikliği olursa, Saddam çekip giderse şu anki savaş koşuları da ortadan kalkar.

SORU: ABD’nin taleplerinin karşılanması için alınacak kararların TBMM’den çıkması gerekiyor. Savaşa katılma, asker konuşlandırma, geçişler ve diğer istekler için Türkiye'nin çok zor karar verebileceğini biliyor musunuz. Çünkü Türkiye'nin neredeyse tamamı savaşa karşı.

PEARSON: Evet, ABD’nin taleplerine ilişkin kararların TBMM’den çıkmasının zor olduğunun biliyoruz. Bu yüzden de Türkiye'nin Anayasal sürecine saygılıyız. Ancak, ABD olarak biz Türkiye'nin zararlarının karşılanması için elimizden geleni yapacağız.

SORU: 90'daki Körfez Savaşı’nda da aynı şeyi söylediniz. Ve Körfez Savaşı’nın zararını en çok Irak ve Türkiye çekti. Bugünkü ekonomik krizin nedeni de buraya dayanıyor.

PEARSON: ABD, Türkiye'nin ekonomik durumunu biliyor. Size, gerekli desteği de vermeye çalışıyor. Ancak, şunu da söylemem gerekir ki, ABD ve Başkan Bush henüz savaş konusunda böyle bir karar vermiş değil. Bu yüzden Türkiye'den de savaşa ilişkin bir destek bekliyoruz diyemeyiz.

SORU: Konuşmalarınızda sık sık barış diyorsunuz. Ama bir yandan da bölgeye asker ve güç yığıyorsunuz. Bu ABD’nin savaş istediği anlamına gelmiyor mu?

PEARSON: Biz gücümüzü göstererek Saddam'ı "acaba caydırabilirmiyiz" diyoruz. Bu yüzden bölgeye yığınak yapıyoruz.

SORU: 80'li yıllarda İran- Irak savaşında ABD Irak'ı destekledi. Kitle imha silahları da bu dönemde ortaya çıktı. Bunda ABD’nin de sorumluluğu yok mu. Yani, "bu canavarı biz yarattık" diyor musunuz?

PEARSON: Evet... Belki 80'li yılların koşullarıyla sonuçların bugüne böyle yansıyacağını bilemiyorduk. Bunda bizim de biraz sorumluluğumuz olabilir.

SORU: BM kararlarına uymayan sadece Irak değil. Başka ülkeler de var. Onlara da aynı kararlılığı gösterecek misiniz?

PEARSON: İsraliden mi bahsediyorsunuz?

SORU: İsrail veya bir başka ülke bu çok önemli değil...

PEARSON: ABD olarak biz Ortadoğu'da İsrail ile Filistin arasında kalıcı barışın sağlanmasından yanayız. İsrail'in de işgal ettiği topraklardan çekilmesini istiyoruz. Bunu da bir çok kez dile getirdik.

SORU: Peki, ABD’nin Irak'a operasyon düzenlemesinde petrolün rolü nedir?

PEARSON: Petrol bu işin gerekçesi değildir. ABD öncelikle tehdit unsurunun ortadan kalkmasını istiyor. Bunun için çaba harcıyoruz. Asıl amacımız bu. Yoksa, petrol çok küçük bir ayrıntıdır.

Yazının devamı...

Erdoğan: Kıbrıs politikası değişmeli

5 Ocak 2003

AK Parti Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) toplantısının sona ermesinin ardından, parti il başkanları, Genel Başkan Erdoğan'ın başkanlığında toplandı. Erdoğan, toplantının açılışında yaptığı konuşmada, iç ve dış siyasi gelişmelere ilişkin görüşlerini dile getirdi.

Kıbrıs ile ilgili gelişmelere değinen Erdoğan, Kıbrıs meselesinin ''el zayıflatan bir mesele olmaktan çıkarılması gerektiğini, bunun için de müzakereye açık olduklarını ifade ettiğini'' anımsattı.

Kıbrıs konusunda statükonun yerleşik dilini kullanmaktan yana olmadıklarını ifade eden Erdoğan, bu çerçeveden bakıldığında 40 yıldır devam eden Kıbrıs problemine bir çözüm bulmak gerektiğini söyledi. 

Her iki tarafın da çözümsüzlüğü bir siyaset biçimi olarak benimsememesi gerektiğini belirten Erdoğan, şöyle konuştu:     

''Bize göre Annan planı, müzakere edilebilir bir tasarımdır. Kimi çevrelerce iddia edildiği gibi bu plan tartışılmaz ve değiştirilmez bir metin değildir. Kimse Kıbrıs meselesini gözden çıkaramaz ve Kıbrıs'ın önemini küçültemez. Bizim söylediğimiz görüşme, müzakere sürecine katılarak hem Kıbrıs Türk halkının, hem de Türkiye'nin geleceğini düşünerek akılcı davranmaktır. Bu meseleyi çözebiliriz ve çözmeliyiz diyoruz. Kimse bu iyi niyetimizi ve problem çözme irademiziçözümsüzlüğe dayalı, sonuçta bir öneri getirmeyen eski argümanlarına malzeme yapmasın. Bu hiçbir siyasetçiye yakışmaz. Çözümsüzlük siyasetiyle Kıbrıs Türk halkının refahından, mutluluğundan ve uluslararası itibarından taviz veren bu kişiler ne bizim söylemlerimizi, ne de Sayın Denktaş'ı istismar etmeye kalkmasınlar.      Biz, Kıbrıs'ta asla (ver kurtul) politikasından yana değiliz ama bu saatten sonra 40 yıldır sürdürülen politikalarla bir yere varılamayacağını da söylüyoruz.'' 

IRAK’TA SAVAŞTAN YANA DEĞİLİZ

 

Konuşmasında Irak konusuna da değinen Erdoğan kesinlikle savaştan yana olmadıklarını söyledi ve “biz dünyanın hiç bir bölgesinde ve özellikle kendi bölgemizde savaş, kan ve gözyaşı istemiyoruz” dedi.

 

Erdoğan Irak konusunda “Bir tek kişinin bile burnunun kanamasını istemiyoruz. Hiç bir ocak sönmesin istiyouz. Biz BM kararını kendimiz için bağlıyıcı sayıyoruz. BM kararı nasıl şekillenirse biz o yönde hareket ederiz. Halklarına acı çektiren otoriter rejimler istemediğimiz gibi gücün uluslararası ilişkilerde de bir baskı unsuru olmasını da istemiyoruz. Irak sorununa barışçıl bir çözüm bulması açından Başbakan Gül’ün ziyaretlerini son derece olumlu ve yararlı buluyoruz.” diye konuştu.

 

İL BAŞKANLARINA UYARI

 

İl başkanlarına kesinlikle partizanlık yapmamaları gerektiğini vurgulayan Erdoğan, "Şunu bilin ki biz sadece Türkiye için çalışıyoruz" uyarısında bulundu.

 

Erdoğan uyarılarını şöyle sıraladı: “Bizim nihai hedefimiz hükümet kurmak değil, halkımıza hizmet etmek ve taleplerini yerine getirmektir. Kimse iktidar sarhoşluğuna ve gurura kapılmasın. Durduğumuz adalet ve hakkaniyet zeminini kaybetmemiz gerekiyor. Kimse güç bende ve bizde diye büyüklenmesin, tarih bizi 'bir kereliğine iktidara geldiler ve gittiler' diye yazsın istemiyorum. Bizler yaptıklarımızla kalıcı olmalıyız.”

 

Erdoğan MKYK’da acil eylem planının görüşüldüğünü de vurguladı. Erdoğan partisinin önceliğinin yoksullukla mücadele olduğunun altını çizdi.

Yazının devamı...

AKP'den AB'ye özel dosya

3 Aralık 2002

Ak Parti lideri Erdoğan'ın Avrupa Birliği çıkarması çok tartışıldı, tartışılmaya da devam ediyor. 14 ülkenin yanısıra Avrupa Birliği Parlamentosu'nu da ziyaret eden Erdoğan, Türkiye'nin 12 Aralık Kopenhag Zirvesi'nden müzakere tarihi alması gerektiğini dile getirdi.

Erdoğan, bunun için gerekçelerini de iki önemli başlıkta topladı. İlki, Türkiye'nin yapması gerekenler. Diğeri ise, AB ile müzakerelere başlayan ya da adaylığı kabul edilen 6 ülkenin gözle görülür eksiklikleriydi.

AKP lideri, temasları sırasında önce Türkiye'nin yapması gerekenleri anlattı. Demokratik hak ve özgürlüklerin genişletilmesi için Anayasa ve yasalarda yapılması gerekli değişiklikleri sıraladı. İşkenceden, yabancı vakıflara, CMUK'tan, DGM yasasına kadar hazırlanan çalışmaları ayrıntılarıyla dile getirdi.

Ancak, Erdoğan'ın sunduğu asıl dosya AB ile müzakerelere başlayan ya da adaylığı kabul edilen ülkelerin ne gibi eksikliklerinin bulunduğu çarpıcı bir şekilde ortaya konuyordu.
Erdoğan'ın "çifte standardı ortaya koymak için" sunduğu özel dosyada 6 ülkenin eksiklikleri şöyle sıralanıyor.

BULGARİSTAN:

- Polis tarafından uygulanan şiddet ve kötü muamele devam ediyor. Azınlıklar ve özellikle de Romanlar ciddi şekilde etkileniyor.

- İnsan ticaretinde önemli bir transit ülke konumunda.

- Yargılama öncesi sorunlar, kötü cezaevi koşulları ve sanıkların avukatlara erişebilme olanağındaki güçlükler sürüyor.

- Türk azınlığın yönetime katılabilmeleri konusunda sıkıntılar yaşanıyor.

LETONYA:

- Azınlıkların korunmasına ilişkin uluslararası sözleşmeler halen imzalanmadı.

- Yabancıların toprak sahibi olmalarına ilişkin engeller devam ediyor.

- Yolsuzlukla mücadelede başarı sağlanamadı.

- Vatandaş olmayan kişilerin meslek edinmeleri engelleniyor.

LİTVANYA:

- Polisin kötü muamelesi ve kötü cezaevi koşulları iyileştirilemedi.

- Azınlıklarla ilgili sorunlar, giderilemedi.

ROMANYA:

- Bakıma muhtaç çocukların durumu ciddi sorun oluşturuyor.

- Polis teşkilatı ve İçişleri Bakanlığı'na bağlı kuvvetlerin askeri unsurlardan arındırılması gerekiyor.

- Polisin kötü muamelesinin önlenmesine ilişkin somut adım atılmadı.

- Roman azınlık, zaman zaman insanlık dışı ve aşağılayıcı davranışlara maruz kalıyor.

- Yolsuzluk halen önlenemedi.

- Cezaevlerindeki olumsuz koşullar devam ediyor.

SLOVAKYA:

- Azınlıkların korunması ve azınlık dillerinin korunmasına ilişkin ilerleme sağlanamadı.

- Yolsuzluk önlemedi. Ülke, kadın ticaretinde merkez ve transit ülke konumunda.

MACARİSTAN:

- İnsan hakları uygulamalarına yönelik önemli eksiklikler var. Azınlıklar parlamentoda temsil edilemiyor.

- Kadın, çocuk, zihinsel özürlü çocuklar ve evsizler gibi toplumun korunmaya muhtaç kesimlerine ayrımcı muamele yapılıyor.

- Hapishaneler aşırı dolu, koşullar kötü. Yargılama öncesi ve sonrası ciddi hukuksal sıkıntılar yaşanıyor.

- Azınlıklara mecliste temsil hakkı tam olarak tanınmıyor.

Yazının devamı...

AKP'den AB'ye özel dosya

3 Aralık 2002

Ak Parti lideri Erdoğan'ın Avrupa Birliği çıkarması çok tartışıldı, tartışılmaya da devam ediyor. 14 ülkenin yanısıra Avrupa Birliği Parlamentosu'nu da ziyaret eden Erdoğan, Türkiye'nin 12 Aralık Kopenhag Zirvesi'nden müzakere tarihi alması gerektiğini dile getirdi.

Erdoğan, bunun için gerekçelerini de iki önemli başlıkta topladı. İlki, Türkiye'nin yapması gerekenler. Diğeri ise, AB ile müzakerelere başlayan ya da adaylığı kabul edilen 6 ülkenin gözle görülür eksiklikleriydi.

AKP lideri, temasları sırasında önce Türkiye'nin yapması gerekenleri anlattı. Demokratik hak ve özgürlüklerin genişletilmesi için Anayasa ve yasalarda yapılması gerekli değişiklikleri sıraladı. İşkenceden, yabancı vakıflara, CMUK'tan, DGM yasasına kadar hazırlanan çalışmaları ayrıntılarıyla dile getirdi.

Ancak, Erdoğan'ın sunduğu asıl dosya AB ile müzakerelere başlayan ya da adaylığı kabul edilen ülkelerin ne gibi eksikliklerinin bulunduğu çarpıcı bir şekilde ortaya konuyordu.
Erdoğan'ın "çifte standardı ortaya koymak için" sunduğu özel dosyada 6 ülkenin eksiklikleri şöyle sıralanıyor.

BULGARİSTAN:

- Polis tarafından uygulanan şiddet ve kötü muamele devam ediyor. Azınlıklar ve özellikle de Romanlar ciddi şekilde etkileniyor.

- İnsan ticaretinde önemli bir transit ülke konumunda.

- Yargılama öncesi sorunlar, kötü cezaevi koşulları ve sanıkların avukatlara erişebilme olanağındaki güçlükler sürüyor.

- Türk azınlığın yönetime katılabilmeleri konusunda sıkıntılar yaşanıyor.

LETONYA:

- Azınlıkların korunmasına ilişkin uluslararası sözleşmeler halen imzalanmadı.

- Yabancıların toprak sahibi olmalarına ilişkin engeller devam ediyor.

- Yolsuzlukla mücadelede başarı sağlanamadı.

- Vatandaş olmayan kişilerin meslek edinmeleri engelleniyor.

LİTVANYA:

- Polisin kötü muamelesi ve kötü cezaevi koşulları iyileştirilemedi.

- Azınlıklarla ilgili sorunlar, giderilemedi.

ROMANYA:

- Bakıma muhtaç çocukların durumu ciddi sorun oluşturuyor.

- Polis teşkilatı ve İçişleri Bakanlığı'na bağlı kuvvetlerin askeri unsurlardan arındırılması gerekiyor.

- Polisin kötü muamelesinin önlenmesine ilişkin somut adım atılmadı.

- Roman azınlık, zaman zaman insanlık dışı ve aşağılayıcı davranışlara maruz kalıyor.

- Yolsuzluk halen önlenemedi.

- Cezaevlerindeki olumsuz koşullar devam ediyor.

SLOVAKYA:

- Azınlıkların korunması ve azınlık dillerinin korunmasına ilişkin ilerleme sağlanamadı.

- Yolsuzluk önlemedi. Ülke, kadın ticaretinde merkez ve transit ülke konumunda.

MACARİSTAN:

- İnsan hakları uygulamalarına yönelik önemli eksiklikler var. Azınlıklar parlamentoda temsil edilemiyor.

- Kadın, çocuk, zihinsel özürlü çocuklar ve evsizler gibi toplumun korunmaya muhtaç kesimlerine ayrımcı muamele yapılıyor.

- Hapishaneler aşırı dolu, koşullar kötü. Yargılama öncesi ve sonrası ciddi hukuksal sıkıntılar yaşanıyor.

- Azınlıklara mecliste temsil hakkı tam olarak tanınmıyor.

Yazının devamı...

Atina izlenimleri: Temaslar sıcak, açıklamalar soğuk

18 Kasım 2002

Esat PALA / ATİNA

AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan Yunanistan'ın başkenti Atina'da başbakan gibi ağırlandı. Erdoğan, Atina Venizelos Havalimanı'nda Yunan Hava Kuvvetleri şeref kıtası tarafından karşılandı.

Atina'daki temasları boyuca Erdoğan ve beraberindeki heyet başbakakan protokolü muamelesi gördü. Temaslar sıcak geçti ancak bu sıcaklık açıklamalara yansımadı Yunan Başbakanı Simitis "Türkiye'nin AB'ye üyeliğini destekliyoruz ama Kıbrıs sorunu muhakkak çözülmeli" dedi. Üstelik Simitis Türkiye'yi uluslararası hukuk kurallarına uymayan bir ülke gibi gösterdi. Ege kıta sahanlığı ve diğer tarihi sorunlar Simitis'in açıklamalarında sık sık yer aldı.

Temaslar sıcak geçse de Türk heyeti Atina caddelerinden geçerken bazı Yunanlılar aynı sıcaklığı göstermedi. Bazı Yunanlılar'ın Türk basın otobüsüne küfürlü el kol hareketi yapması dikkati çekti.

Bu gezinin belki de unutulmayacak tek fotoğrafı Erdoğan ile Simitis'in başbakanlık binasından Aigli restorana birlikte yürüyerek gitmeleri oldu. İki lider samimi pozlar verdiler. Öğle yemeğinde kırmızı şarap ikram edildi ancak Erdoğan şarabı kibarca geri çevirdi.

Yazının devamı...