"Selim Türsen" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Selim Türsen" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Selim Türsen

Kararsızların kararı

20 Şubat 2017

Değişik kesimlerle sohbetlerimde hayli şaşırtcı bilgiler alıyorum. Örneğin her seçimde muhalefete oy verdiklerini bildiğim 40’lı yaşlarda doktor bir karı, koca ‘Evet’ verebileceklerini söylediler.  Çift “Temmuz darbe girişiminde Cumhurbaşkanının liderliği olmasaydı belki şimdi iç savaştaydık” diyordu. Ayrıca dünyada ulusallaşma eğilimnini arttığı, Ortadoğu’da barut fıçılarının patladığı şu günlerde özellikle güçlü bir liderliğe ihtiyaç olduğunu vurguluyorlardı.

 

İç Egenin köylerinden birinden İzmir’e göç etmiş bahçe, inşaat işlerinde çalışan bir vatandaş ise  başta sağlık hizmetleri olmak üzere kazandıklarını kaybetme endişesi taşıyordu. O referandumu iktidar partisine ‘ Evet’  ya da ‘Hayır’ olarak görüyordu. Parlamenter sistemde Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir değişikliğe gidileceği, yetkilerin tek bir kişinin elinde toplanması onu pek ilgilendirmiyordu.

 

Eski bir siyasetçi ise şu anda Hayır oylarının olabileceği en yüksek noktaya geldiğini, artık artmayacağını düşünüyordu.  ‘Hayır’ verecek bu kişi, Cumhuriyet rejiminin kaderinin oylanacağı böylesine tarihi bir seçim öncesi ana muhalefet partisinin  çok yumuşak kalmasından şikayetçiydi. “Bu kadar kritik bir dönemde, ana muhalefetin sokaklara dökülüp çok sert muhalefet yapması gerekir. Bu gidişle iki ay sonra demokratik, laik cumhuriyetten hiçbir şey kalmayacak.” görüşünü savunuyordu.

 

Ana muhalefet partisinin  ise gözünü kararsız oylarına diktiği görülüyor, Sayıları 5 milyon civarındaki kararsız oyları sert değil, ikna edici bir üslupla kazanma politikası izleyeceği  anlaşılıyor.

 

Görüldüğü gibi yukarıdaki seçmen profillerinden en zor kararı, ‘güçlü liderlik’  ile ‘tek adam’ endişesi arasında bocalayanlar verecek.  Seçim sonuçlarını ‘kararsızların kararı’ belirleyecek.

 

Elektrikli otobüsle küresel ısınma mücadelesi

Şu anda dünyanın karşı, karşıya olduğu en büyük tehlike küresel ısınma.  İklim değişikliklerine yol açan küresel ısınma bu hızla devam ederse çok uzak olmayan bir zamanda dünya susuzluk ve açlık tehlikesiyle karşı, karşıya kalacak. Geçtiğimiz haftalarda İzmir’e gelen tarihçi Prof. İlber Ortaylı yakında suyun , petrolden daha değerli bir ürün olacağını söylerken çok haklıydı.

 

İşte küresel ısınmanın böyle  büyük tehlike yarattığı bir dönemde  İzmir Büyükşehir Belediyesi Türkiye’nin ilk elektrikli otobüs filosunu hizmeti soktu.  Avrupa Birliği’ne 2020 yılına kadar İzmir’de  karbondioksit salınımını yüzde 20 düşürme sözü veren İzmir Büyükşehir’in bu çabası gerçekten alkışlanmaya değer.

 

Sadece Türkiye’ye değil, küresel ısınmayı ‘aldatmaca’ olarak gören yeni ABD yönetimine bile İzmir’in elektrikli otobüsleri örnek olsun.

 

Yazının devamı...

Kaçılacak şehir olmasın

13 Şubat 2017

Ama yaşayınca sıkıntıyı çok daha iyi anladım. Geçen hafta içi bir sabah saat 08’e doğru Bostancı’dan yola çıktım. Trafiğin az olacağını düşünerek çevreyoluna sapmama rağmen, Bornova’ya ulaştığımda 1 saatten fazla bir süreyi yolda kaybetmiştim. Halbuki trafiğin olmadığı saatlerde ben aynı yolu en fazla 20 dakikada alıyordum.

Çevre yolundaki görüntü, trafikten yaşanamaz hale gelen ve bir yolunu bulanların ilk fırsatta kaçtıkları İstanbul’daki Boğaz köprülerinin trafiğinden hiç farklı değildi. Araçlar santim, santim ilerliyordu. Zaten yetkililerin saatleri geri almama inadı yüzünden kapkara bir yüzle karanlıkta yollara düşen Karşıyakalılar, üstüne bir de trafik stresi gelince, güzel İzmir’in güzelliğine gölge düşürecek mutsuz çehrelerle araçlarının camlarından bakıyorlardı. Trafiği rahatlatmak için açılacak yeni yollar, kavşaklar çare olabilecek mi, bilemiyorum ama şu anda trafikte mutsuzluk dorukta.


TRAFİK KRİZİ AŞILMALI
Eminim pek çok Karşıyakalı istemeden özel araçlarıyla yola çıkıyor. Bunun nedeni deniz yoluyla karşıya geçmek kolaylaşsa bile sonrasında yaşanan sıkıntılar. Sanayi siteleri, gıda çarşısı gibi pek çok iş merkezinin yakınına kadar giden metro ile otobüsler o saatlerde çok kalabalık olduklarından ya da istasyonlardan iş yerlerine kadar biraz yürümek gerektiğinden toplu ulaşım araçları tercih edilmiyor olabilir.
Bakalım önce Karşıyaka, ardından yıl sonuna doğru Konak tramvay hatları devreye girdiğinde İzmir – Karşıyaka arası trafiğin hafiflemesine ne kadar katkıda bulunacak. Eğer bugünlerde yaşanan trafik krizi aşılamazsa, İzmir bırakın yaşanacak şehir olmayı, ilk fırsatta kaçılacak şehirlerden biri olmaya aday.


Urlalılar vapur bekliyor

URLA’ya yeni yapılan iskeleye deniz otobüsünün ilk yanaşacağı günü bölge halkı büyük bir merakla bekliyor. Sadece Urlalılar değil Çeşme, Mordoğan gibi Yarımada’nın dört bir yanındaki pek çok yerleşim yeri de dört gözle deniz otobüslerini bekliyor.



İzmir’e kadar direksiyon sallama yorgunluğu bir yana, trafik, otopark dertleriyle uğraşılmayacak olması da herkese cazip geliyor. O nedenle araçlarını Urla’ya bırakıp keyif içinde deniz yolculuğu yapmanın hayallerini kuranlar bir hayli fazla...
Kentin içine girmeyecek o araçların trafiği rahatlatma ve hava kirliliğinin azalmasına katkıları da İzmir’in en önemli kazancı olacak.
Ancak bütün bu artılarına rağmen deniz otobüsü seferlerinin ne zaman başlayacağı hala anlaşılamadı. Çıkan bazı haberlere göre Bakanlık’tan izin bekleniyor. İskele yapımında çalışanlara göre ise ilk hareket 1 Nisan’da... Ama hepsi fısıltı gazetesi. Resmi bir açıklama henüz yok. Tabii, sefer saatleri ve bilet ücretlerinin ne olacağı da ayrı merakla konusu.
Sanırım, iskeleyi 2 ay gibi kısa bir sürede yapmayı başaran İzmir Büyükşehir Belediyesi, deniz yolculuğundan yararlanmak isteyen Adalıları, en azından sefer sayıları, saatleri ve bilet fiyatları konusunda daha fazla merakta bırakmayacaktır. Bakarsınız kamuoyu bu ön bilgileri tartışarak vakit geçirirken, Bakanlık’tan seferlere başlama izni gelir.

Yazının devamı...

İzmir’e ‘Pekiyi’ kaliteli yaşama pekiyi

6 Şubat 2017

Kredi derecelendirme kuruluşlarının verdiği notlara kızanlar olabilir. Ama Türkiye gibi ekonomisini dış kaynakla büyüten ülkeler için bu notlar önemli. Bir ülkeye fabrika kurmayı, para götürmeyi düşünen yabancı yatırımcı önce onun karnesine bakar. Fitch, Moody’s, S&P gibi dünya çapında güven kazanmış kuruluşların notları bunun için önemlidir.

Not iyi ise o ülkeye yapılacak yatırımların önü açılır. Kötü ise karnedeki zayıflar kurtarılıncaya kadar yatırımlar askıya alınır, riskler arttığı için borçlar yüksek faizle verilir. İşte bu nedenle İzmir Büyükşehir Belediyesi’ni denetleyen Fitch’in, 2016’daki siyasi ve ekonomik dalgalanmalara rağmen notunu koruması önemlidir.


BÜYÜK PROJELERE DEVAM
Büyükşehir daha önce aldığı yüksek notlar sayesinde deniz otobüsleri, yeni tramvay hatları, metro gibi devasa alt yapı projelerine finansman bulabilmişti. Son ‘Pekiyi’ notu o nedenle İzmir’in gelecekteki projeler için büyük önem taşıyor.
Zaten Fitch de raporunda bu konuya dikkat çekmiş. Kentin 2014-2019 arası toplu ulaşım ağının genişlemesi planı için gerekli finansmanı sağladığı belirtilmiş. Ayrıca döviz borçları için fon biriktirildiğinden Türk Lirası’nın değer kaybının sıkıntı yaratmayacağına dikkat çekilmiş.
İnsanların yaşam kalitesinin artmasında kolay ve konforlu ulaşım, spor ve kültürel etkinlikler, park ve yeşil alanlar, su, temizlik, enerji gibi hizmetler önemli rol oynar. İzmir’de yaşayan 4 milyon 230 bin kişiye bu hizmetler çok pahalı altyapı yatırımları ile götürülüyor. Tramvay hatlarının yapıldığı şu günlerde İzmirliler bunu çok yakından görüyor. İZBAN’ın ve deniz otobüslerinin yaşam kalitemize yaptığı katkıyı, tramvay seferleri de başladıktan sonra fazlasıyla hissedeceğiz.
Başkan Aziz Kocaoğlu, baştan beri bütçe yönetimine büyük hassasiyet gösterip ayağını yorganına göre uzattı. Karşılığında belediyenin karnesi ‘Pekiyi’ geldi. Eğer, Büyükşehir maaşlarını ödeyemeyen, grevler nedeniyle çöplerini toplayamayan bir belediye olsaydı, sanırım bugün İzmir’de siyasi dengeler de çok farklı olurdu.

Yazının devamı...

Onlar ışığı konuşuyor biz ise Ortadoğu’yu

30 Ocak 2017

50 yıllık arkadaşımız Engin, değişen bir dünyayı anlatıyordu. Örneğin 5 – 10 yıl içinde sürücüsüz otomobillerin dünyayı sarıp özel otomobil sahipliğinin bitmesi bekleniyor. Bir yere giderken sürücüsüz otomobili telefonla kapınıza çağıracaksınız. Bindiğinizde tek yapacağınız gideceğiniz adresi bilgisayara yazmak olacak. Sonra oturup keyfinize bakın. Şoförsüz araç sizi istediğiniz yere bırakacak. Ödemeyi de kredi kartıyla yapacaksınız.

Bilgisayarların yöneteceği bu otomobillerle, kazalar ve trafik probleminin de sona ermesi bekleniyor.
Geçen yıl Engin Arık’ın başkanı olduğu Luminiti şirketini yazmıştım. Işığa şekil vermeyi başaran şirketin teknolojisini General Motors, Ford gibi şirketler almış, Eyfel bu teknolojiyle aydınlatılmaya başlanmıştı. Bu yıl Avrupa’da BMW gibi ünlü markalar da müşteri listesine girmiş.
Yeni buluşlarında ise iki ve üç boyutlu sinema filmlerinde ışığın çok daha parlak ve görüntü kalitesinin çok yüksek olmasını sağlayan bir teknoloji var. Amerikan sinema sanayine el atan Çinliler bu teknolojiyi hemen satın almış.


YENİ PROJE ÜRETİMDE
Bir başka büyük projeleri ise Virtual Reality (VR) ve Augmented Reality (AR) denilen teknoloji harikaları için hologram üretmek. Luminiti ABD’de ilk kez VR ve AR teknolojileri için seri hologram üretimine başlayan şirket olmuş. Örneğin, AR teknolojisi olan bir gözlük takıp İzmir’de dolaşırsanız, gördüğünüz bir binanın tarihi özellikleri hemen gözünüzün önüne yansıyacak. Ya da otomobil arızalandığında takılan kask veya gözlük AR teknolojisi ile sizi “Tornavidayı şöyle tut. Şuradaki vidayı çıkar” gibi uyarılarla yönlendirecek. Böylece otomobille ilgili bütün bilgileri verip tamiratı yapmanızı sağlıyor. ABD’de yüzlerce firma bu hizmetlere başlamış bile.


Luminit Şirketinin sahibi Engin Arık (ortada açık renk ceketli) çalışma arkadaşlarıyla.

-----


İlber hocadan önemli notlar


DÜNYANIN öbür yarısı teknolojik sıçramalarla alıp başını giderken, bizim dünyamızı karartan Ortadoğu’da acaba neler olacak. ESİAD toplantısında Prof. İlber Ortaylı’nın bilgi dolu konuşmasında çok şeyler öğrendik.
Ama önce ESİAD Başkanı Mustafa Güçlü’nün “En etkili teşvik parasal değil, geleceğine güvenle bakılabilen bir ülkedir” sözünün altını çizeyim.
Bunlar da Prof. Ortaylı’dan satır başları:
* Türkiye’nin Suriye sınırında Kürt devleti kurulamaz. Orada Kürt nüfus yok... Militanlarla yapılacak her girişim sonunda başarısızlığa uğrar.
* Trump’ın gelmesi hiçbir şeyi değiştirmez. Trump’ın danışmanlarında problem var.
* Sınırda toprak satılmaz. Özellikle Suriye sınırı çok tehlikeli.
* Türkiye yılda 900 bin turist gönderirken Suriye ekonomisi bize bağlıydı ve çok büyük bir fırsat kaçırıldı. Bugün Kuzey Irak’taki Kürtlerin ekonomisi Türkiye’ye çok bağlı ve Kürtler, Türkleri çok seviyor. Bu fırsat kaçmasın.
* Donanmasını Karadeniz’e ve Akdeniz’e indiren Rusya ne Kırım’ı, ne de Suriye’yi bırakır.
* Su, petrolden çok daha önemli hale geldi.
* Türkiye’nin Ortadoğu’daki tek ticari ortağı İsrail olabilir.

Yazının devamı...

Türk tarımı ‘eşek sırtında’ sanılıyor

24 Ocak 2017

Fuar nedeniyle İzmir’e gelen Türkiye’nin en büyük üreticisi Türk Traktör Genel Müdürü Marco Votta ile sohbet ettik. Koç Grubu’nca kurulan, dünya traktör devi Amerikan CNHI ve New Holland ortaklığıyla daha da büyüyen Türk Traktör’ün İtalyan genel müdürü, 20 yıldır Türkiye’de. Eşi de Türk olduğu için o da yarı Türk.

Sohbete yakınarak başlayan genel müdür “Çiftçi destek politikaları neredeyse her dört ayda bir yönetmeliklerle değişiyor. Halbuki en az 1 yıl uygulanmalı ki çiftçi de, sanayici de plan yapabilsin. Dört ay sonra ne olacağı bilinmeyince üretim ve yatırım politikasını belirlemekte zorlanıyoruz” dedi.
Sohbet terörden, dünyanın dördüncü büyük traktör pazarı Türkiye’de tarımın geleceğine kadar çok geniş bir yelpazede devam etti. Ancak öncelikle Votta’nın çok haklı bir uyarısına dikkat çekmek istiyorum. Avrupa’nın en büyük traktör fabrikasının Türkiye’de olduğunu ve çok modern metotlarla tarım yapıldığını belirten Votta, buna rağmen yurtdışında Türk tarımı için hala ‘eşek sırtında çiftçi’ imajı olduğunu söylüyor.
“Moldovya’nın tarım ürünlerinin kalitesi ile Türk ürünlerinin ki bir olabilir mi? Bu imajın mutlaka değişmesi gerek. Bu da ancak devlet politikalarıyla başarılır” diyen Votta çok haklı. Aslında iç siyasette algı yönetimi konusunda müthiş başarılı olan iktidar partisi, dış imaj sıkıntısı çözümüne ciddi eğilse bence pek çok şeyi değiştirebilir.


Yaklaşık 400 milyon nüfusu ile Türk tarımı için müthiş bir pazar olan Avrupa Birliği’nde algı yönetimi konusu sadece tarım ürünleri değil, turizm için de hayati önem taşıyor. Terör nedeniyle batılı turistler Türkiye’den ayaklarını çekti. Ama Fransa’da yaşanan katliamlar, Belçika hava limanındaki patlama, Almanya’da noel pazarına TIR’la giren teröristlere rağmen hiç kimse bu ülkelere gitmekten vazgeçmedi. O zaman Türkiye’ye gelmekten neden vazgeçiliyor. İşte bütün bunlar Türkiye’nin algı yönetimine, dış imajını düzeltmeye ne kadar çok ihtiyacı olduğunu gösteriyor.

Kar yılı, var yılı
Sohbetten bir iki kısa not ise şöyle:
* “Kar yılı, var yılı” derler. Türk Traktör Genel Müdürü’ne göre bu yıl ki olumlu hava koşulları nedeniyle Türk çiftçisi iyi bir yıl geçirecek.
* Türk Traktör ihracatının yarısından fazlasını ABD ile yapıyor. ABD’nin yeni Başkanı Trump, Türk traktörlerine de vergi getirebilir. Ancak biraz başı ağrıyabilir, çünkü Amerikan malı traktörler çok büyük. Türk Traktör’ün ABD’ye satılan ürünleri ise orada üretilmeyen, bahçe gibi küçük alanlarda kullanılan modeller. Eğer Trump Türk malı traktöre vergi getirirse kendi çiftçisini cezalandırmış olacak.
* Dünyanın dördüncü büyük traktör pazarı olan Türkiye’de Çinlisinden Hintlisine tam 45 değişik marka traktör satılıyor.

Yazının devamı...

Döviz huzur ister

16 Ocak 2017

Hiç beklemediğim bazı büyük mağaza ve kafe türü yerlerin kapandığını gördüm. Hatırladığım kadarıyla her zaman kalabalık ve iyi iş yapan yerlerdi. Aslında son zamanlarda vitrinleri boş mağazalar İzmir’in her yerinde daha fazla karşımıza çıkmaya başladı.

Bir alışveriş merkezindeki mağazalarda ise her zaman mal dolu rafların yarı yarıya azalmaları dikkatimi çekti. Özellikle ithal mallar ortadan kaybolmuştu. Dövizde belirsizlik demek, fiyatların yukarı yuvarlanması demek. Bir gün 3.94’e fırlayıp, ertesi gün 3.76 düşerek çok sert hareketler yapan doları gören esnaf, özellikle ithal malları satmak istemiyor. Ya da fahiş fiyat istiyor. Yarın öbür gün elindeki mal bittiğinde yerine yenisini hangi fiyattan koyacağını bilemediğinden bunu yapıyor.


İZMİR İÇİN ÖNEMLİ
Dövizdeki hareket, ekonomisinde dış ticaretin büyük payı olan İzmir için ayrı bir önem taşıyor. Tekstilden üzüme, ihracatçılar yurt dışına sattıkları malların fiyatını belirlemede zorlanıyor. Zaten dışarıdaki alıcılar da Türkiye’de dövizin halini bildikleri için daha fazla indirim istiyor. Yurt dışından ithalat yaparak hammadde, ara mal getirmek zorunda olanların durumu ise iyice kötü. Siparişini vereceği malın maliyetini 3.90’dan mı, 3.70’ten mi hesaplasın, içeriye ne fiyat versin bilemiyor. Ama bir gerçek var. Ekim ayı ortasından ocak ortasına kadar TL dolara karşı yüzde 25 civarında değer kaybetti.
Dövizdeki son durumun güven ortamı ve belirsizlikten kaynaklandığında işin uzmanları hem fikir. Anayasa gerilimi ve Suriye’den bulaşan terör belalarının yarattığı güven bunalımı, ekonominin çarklarının dönmesi için gerekli dış kaynakları giderek daha pahalı hale getiriyor. İçeride ve dışarıda huzuru bulmadan dövizin her an sürpriz yapması bizler için sürpriz olmayacak.


Teröre karşı birlik eylemleri sürmeli

İZMİR Adliyesi’nde önceki hafta patlayan bombaların ilk sarsıcı etkisi geçmeye başladı. Ama terörizme karşı sivil toplum hareketleri durmadı. İzmir Barosu öncülüğünde hakim, savcı ve avukatların el ele zincir oluşturarak şehit polis Fethi Sekin ile mübaşir Musa Can’ı öldüren terörü protesto etmeleri önemli bir adımdı. Hemen ardından aynı yerde DİSK üyesi işçilerin terörü protesto eylemleri de çok önemliydi.
Geçen hafta da yazdığım gibi teröre karşı ancak birlik olan toplumlar başarılı oldular. O nedenle İzmir Barosu ve sendikaların terörü protestoları gibi eylemler meslek örgütleri ve sivil toplum kuruluşları tarafından sürekli yapılırsa bu toplumun sinmeyeceği mesajı giderek güçlenir.
Unutmayalım, uykuya yatan terör hücreleri hiç beklenmedik anlarda toplumları derinden sarsıyor. İzmirliler teröre karşı uyanık olduklarını ne kadar çok gösterirlerse teröristlerin işi o kadar zorlaşacak.

Yazının devamı...

Terörün esiri olmayalım

9 Ocak 2017

Rakamdan çok öte, her biri birer hayat olan bu kayıplara korucular, darbe girişimi ve Fırat Kalkanı’nda yaşamını kaybedenler de eklendiğinde toplam sayı 1.798’e ulaşıyor. Bütün bunlar din ya da özgürlük maskesi altında yürütülen terör denilen kalleş bir savaşın sonuçları. Bırakın İstanbul’daki orman kanunlarını, insanların çevrelerine rahatsızlık vermemek için yüksek sesle bile konuşmaya çekindikleri İzmir’e de terör sonunda bulaştı. Çocukları artık İzmirlilere emanet, kahraman polis Fethi Sekin sayesinde büyük bir facia önlendi. Ama şimdi yeni bir dönemin eşiğindeyiz. Artık Türkiye’nin doğusu, batısı, kuzeyi, güneyi yok. Terör her an herhangi birimizi vurabilir.

Ben kendi payıma Bayraklı’daki çatışmadan bir saat kadar önce Adliye’nin çok yakınından geçmiştim. Patlamadan bir saat sonra ise benzin istasyonunda bir kadın heyecan içinde, “Arabamla çatışmanın tam ortasında kaldım. Adliye’nin önündeydim, önce bir patlama oldu. Sonra silah sesleri gelmeye başladı. Oradan nasıl uzaklaştığımı hatırlamıyorum” diye anlatıyordu.
Görüldüğü gibi artık tesadüfen yaşadığımız bir dönemden geçiyoruz. Yarın PKK’ya da IŞİD terörünün kimi vuracağı belli değil.


YENİ BİR ŞEYLER LAZIM
Peki, böyle yaşamaya mecbur muyuz? Dört bir koldan ve değişik örgütlerden gelen terör saldırılarını bataklıkları kurutmadan durdurmak mümkün mü? Bataklıkları sadece topla tüfekle kurutmak mümkün mü? Türkiye Suriye gibi olur mu?
Bu ve benzer soruların daha fazla artmaması gerek. Artık her şehit cenazesinin ardından yapılan birbirine benzer açıklamalar toplumu tatmin etmiyor. Teröre ilaç olacak yeni bir şeyler lazım.
Aslında geçmişte büyük bir terör dalgası altında inleyen İngiltere, Kuzey İrlanda örgütü IRA, İspanya ise bağımsız bir devlet için terör estiren ETA örgütünün üstesinden gelmeyi başarmıştı.


İspanya’da yüzbinler sokağa dökülmüştü

İspanya’da ETA, 43 yıllık kavga sonunda 2011’de silahlara veda etti. Dönüm noktası ise Bask bölgesinin bağımsızlığı için şiddet uygulayan terör örgütünü, Bilbao ve Sebastian kentlerinde yaşayan yüzbinlerce Basklı’nın sokaklara dökülüp lanetlemesi olmuştu. Tabandan desteğini kaybeden örgütün sonu kolay geldi.
İngiltere’de ise dönemin Başbakanı Tony Blair’in masaya oturma kararlılığı IRA’nın sonunu getiren etkenlerden oldu. Şiddetle sonuç alınamayacağı anlayan IRA üyelerinin bir bölümü siyasi mücadeleye girdi. Kendi içlerindeki şiddet yanlılarına karşı direndiler ve sonunda İngiltere de terör belasından kurtuldu.
İzmir, şehit polisin cenazesinde, sokaktaki vatandaştan sivil toplum örgütlerine, her kesimin büyük bir kitlesel katılımıyla teröre karşı çok önemli bir birlik mesajı verdi. Şiddet yanlıları yalnız bırakılınca sonlarının gelmesi çok daha kolay oluyor.

Yazının devamı...

Çok heyecanlı bir yıl olacak

4 Ocak 2017

İş, okul demek trafik demek. Geçen yıl İzmirliler trafikten çok çekti. Bu yıl tramvay, deniz otobüsü gibi toplum ulaşım araçlarının devreye girmesi, yeni yol ve tünellerin açılmasıyla nefes almaya başlayacağız. İşte Karşıyaka tramvayı deneme seferlerine başladı bile. Konak hattı Ekim’de devreye girecek. 

Geçen hafta Urla’da deniz otobüsü için iskele inşaatının başladığını gördüm. Bir, iki ayda bitecekmiş. Hele bir seferler başlasın bundan sonra İzmir’e beni arabayla zor getirirler. Yol yorgunluğu, İzmir’in içinde otopark bulma derdi hepsi bitecek. Açarım kitabımı sallana, sallana gelirim. Yeter ki sefer saatleri ve sayıları makul olsun. .

Bir de Alsancak’taki düğümü çözecek  alt geçit çalışmaları hızlanır, Homeros Bulvarı ,Buca tüneli gibi çalışmalar tamamlanırsa 2017 ulaşımda çağ atlanan bir yıl olabilir.

Ciddi bir depremde yüzbinlerce kişinin yaşamına mal olacak gecekondu furyasından kalma 320 bin konut var İzmir’de . Kentsel dönüşüm için yılda ortalama 15- 20 bin bin konutun yıkılıp sağlamlarının yapılması gerek. İlk temelleri 2016 ‘da atılan projeler bu yıl bitip örnek olacak.  Sonrası çorap söküğü gibi gelecek. İlk günlerine merhaba dediğimiz 2017 yılı İzmir’in gecekondu şehir görünümünden kurtulmaya başlaması için yeni bir milat olacak.

Bölümler halinde açıldıkça  İzmir- İstanbul Otoyolu  2017 yılı boyunca adım adım bizi Balıkesir’e, Bursa’ya, İstanbul’a daha çok yaklaştıracak. Bir yıl sonra ise 3.5 saatte ver elini İstanbul.

İzmir’in siluetini değiştirmeye başlayan yeni kent merkezi Bayraklı’daki gökdelenler bunun için yükseliyor. Otoyol İzmir’e,  ticari canlılığın yanı sıra kültür -sanattan, eğitim ve sağlığa kadar her alanda yeni fırsatları 2017’den itibaren taşımaya başlayacak.

 

Süper Lig heyecanı

Bu yıl İzmir için beklediğim en iyi haberlerden birisi de spordan olacak. İlk yarıyı lider bitiren Göztepe Süper Lig’e çıkmayı başarırsa futbolda yıllardır süren hasret bitecek. Artık gelsin Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray gibi devler. Biz de Süper Lig’in unuttuğumuz heyecanını yaşayalım. Bayrakları kapıp sokaklara dökülelim.

 

Endişeler de çok

Keşke 2017’nin İzmir’i için hep güzel şeyler söyleyebilseydik. Ama 15 temmuz darbe girişiminden bu yana Cumhuriyet  tarihinin en karanlık, en belirsiz dönemini yaşıyoruz. Daha geçen hafta Suriye’de şehit düşen İzmirli Furkan’ı toprağa verdik. Muhalefet partisi liderine göre Ortadoğu bataklığından çıkış  9-10 yılı bulacak.

İç ve dış siyasetteki sıkıntı ekonomiye yansıyor. Türk ekonomisinin çarklarının dönebilmesi için bir yıl içerisinde 200 milyar dolar dış kaynağa ihtiyaç olacak. Bunun 160 milyar doları vadesi dolacak dış borç 40 milyar doları da cari açık için.

 Bir ülkede siyasi ortama güven azaldığında dışarıdan kaynak temini zorlaşır. Türkiye 2001 krizini bunun için yaşamıştı. Aynı filmin tekrarlanmaması için, içeride ve dışarıda barış ortamının sağlanıp uluslararası piyasalara güven verilmesi şart.

Gerçekten de 2017 bazen sevinçleri, bazen endişeleri, bazen de bıçak sırtı durumlarıyla çok heyecanlı bir yıl olacak.

 

 

 

 

Yazının devamı...