"Selim Türsen" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Selim Türsen" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Selim Türsen

Sosyal yalan

15 Ekim 2018

 

Artık sadece eş, dost değil, şehirde, ülkede olup bitenler de sosyal medyadan takip edilir oldu. Sosyal medyada takip ettiğiniz bir dostunuz ya da beğendiniz bir yazarın, sanatçının paylaştığı bir haber, bir anda size, sizden kendi takipçilerinize giderek geometrik bir hızla yüzlerce, binlerce, on binlerce kişiye ulaşabiliyor.
Eğer haber ‘doğru’ ise ışık hızıyla yayılması güzel bir şey. Geçen hafta yakın bir arkadaşımın sosyal medya grubumuzda paylaştığı bir haberde televizyonda reklamları yapılan rezidans ve AVM projelerinin Kültürpark’a yapılacağı gibi saçma bir yazı vardı. Gülüp geçtim.
Ama daha sonra bu paylaşımın çok sayıda kişiye ulaştığını ve bayağı da ciddiye alındığını fark ettim. Daha sonra haberin, bazı platformların bilgileri dışında adları kullanılarak sosyal medyada yayıldığı anlaşıldı. Ama bu arada yalan haber çok sayıda kişiye ulaştırılıp kafalar karıştırılmış oldu.
YALAN HABERDE TÜRKİYE BİRİNCİ
Aslında bu çok da şaşırtıcı bir durum değil. Oxford Üniversitesi Reuters Enstitüsü’nün hazırlattığı 2018 Digital Haber Medya Raporuna göre, Türkiye sosyal medyada yalan haberde dünya birincisi. Araştırma 37 ülkeden tam 74 bin kişi ile görüşülerek yapılmış. Ne yazık ki Türkiye, haberlerdeki dezenformasyon oranı yüzde 49 olan bir ülke olarak birinci sırada. Yanıltıcı haber konusunda Türkiye’yi yüzde 44 ile Yunanistan ve Malezya takip ediyor. Yalan haberlerin en az görüldüğü ülkeler ise Almanya, Danimarka ve Hollanda.
Bu araştırmaların ortaya koyduğu gerçek Türkiye’de sosyal medyada yer alan haberlere büyük bir şüpheyle yaklaşmak gerektiği. Ancak, yıllardır kendini ispat etmiş güvenilir kuruluş ve kaynakların haberlerini ciddiye almak gerek. Yoksa, çamur at izi kalsın misali, kafalarda soru işareti yaratacak haberlerle kime, neye güveneceğimizi, inanacağımızı bilemez hale geliriz.

 

Yazının devamı...

Başkanın seçimi

8 Ekim 2018

 

 


İzmir’e başkan seçilecek yeni isim hayli yükseltilmiş bir çıta ile karşılaşacak. Kendi payıma Aziz Kocaoğlu dönemindeki en önemli başarıyı, akılcı bütçe yönetimiyle finans kuruluşları gözünde İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin kazandığı itibarda görüyorum. İşçilerinin maaşını bile ödeyemez duruma düşen pek çok belediyenin aksine, uluslararası derecelendirme kuruluşları AAA gibi yatırım seviyesi en yüksek seviyede Türkiye’de görülmemiş notları İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne verdi.


KARNE İYİ OLMASAYDI
Fitch gibi bir derecelendirme kuruluşundan AAA gibi notlar alınmasıydı, İzmir’de bugün ne araba vapuru, deniz otobüsü olurdu ne de tramvay, metro gibi toplu ulaşım araçları. Salkım, saçak eski model otobüslerde egzoz gazlarının zehirlerini soluyarak işe, okula gidip gelmeye çalışırdık.

Yazının devamı...

Fırtına öncesi ve sonrası

1 Ekim 2018

 

Bazı meteoroloji uzmanlarına göre ‘mini tayfun’, bazı haberlere göre ise saatteki hızı 180 kilometreye kadar ulaşabilecek bir kasırga geliyordu. İzmir’in ve Ege Bölgesi’nin tarihin en sert doğal afetlerinden birinden ne derece etkileneceği henüz belli değildi.
Aslında ilk olarak çarşamba günü sosyal medyada “Kasırga geliyor” haberleri yayılmaya başladı. Ancak, resmi kurumlardan herhangi bir açıklama olmadığı için haberin güvenilirliği konusunda şüpheler oluştu. Bir gün sonra perşembe öğle saatlerinden itibaren ise sosyal medyadaki haberlerin uyarısıyla gerekli araştırmayı yapan Hürriyet gibi güvenilir haber sitelerinde “İzmir için kırmızı alarm” haberleri yer almaya başladı. İzmir Büyükşehir Belediyesi ise İZSU, itfaiye gibi acil durum ekiplerini 24 saat alarma geçirdiğini açıklamıştı.


UYARI İKİ GÜN ARKADAN GELDİ
Ama perşembe günü Meteoroloji, çok kısa bir açıklama yaparak çeşitli senaryolara göre gelişmelerin takip edildiği haberini veriyor, ama alarm vermiyordu. Ulusal televizyonların hava durumu raporlarında da önemli bir uyarı yoktu. Bir yanda internet ve sosyal medyada kasırga alarmları, diğer yanda işi asıl bilmesi gereken kurumlarda ise aşırı sakinlik vardı.
Eğer bu şiddette bir fırtınanın bölgeyi vurma olasılığı yüzde bir bile olsa mutlaka erken uyarı gelmeliydi. İnsanlar evinde, çiftçi bağında, bahçesinde, serasında, iş sahipleri fabrikalarında, balık çiftliklerinde önlem almak için zaman kazanmış olurdu. Sosyal medyada bile çarşamba günü yer alan bu olay ne yazık ki, esas uyarıyı yapması gereken kurumlar tarafından ancak cuma günü dile getirildi. Hem de nasıl önlemler alınması gerektiğini anlatan çok detaylı şekilde. Vatandaşın çarşamba gününden beri beklediği buydu. Herkes kolları sıvadı ve kendi çapında önlemlerini almaya başladı.

Yazının devamı...

YEP’den İzmir’e düşen lokma

24 Eylül 2018


Biri entegre petrokimya sanayi bölgesinin kurulması. Diğeri yüksek teknoloji ürünlerinin üretileceği büyük ölçekli endüstri sanayi ve teknoloji bölgeleri kurulması.
Petrokimya denince akla ilk gelen tabii ki, Aliağa’daki PETKİM yarımadası. Tekstilden, buzdolabına, otomobilden, mutfak eşyasına pek çok sektörde üretim yapılabilmesi için PETKİM gibi petrokimya kuruluşlarının ürünlerine ihtiyaç var. Ancak PETKİM’in kapasitesi Türkiye’nin ihtiyacının çok altında. Türkiye her yıl petrokimya ürünleri ithalatı için yurtdışına yaklaşık 11 milyar dolar ödüyor. Dışarı giden bu dövizler ekonominin nefes borusunu tıkayan en önemli kalemlerden biri olan 50 milyar dolarlık cari açığın yüzde 20’sine denk. Türkiye’nin en az 4 PETKİM’e daha ihtiyacı olduğu geçen yıl Sanayi ve Ticaret Bakanı tarafından açıklanmıştı.


YENİ PETKİM YOLDA
Neyse ki, bu konuda hemen başlamaya hazır somut projeler var ve kaynak hazır. PETKİM’i özelleştirmeden satın alan ve bir süre sonra faaliyete geçecek Star Rafinerisi’ni yapan Azerbaycan devlet şirketi SOCAR’ın projesi bu. SOCAR Başkanı geçtiğimiz aylarda Yeni Ekonomi Programı’nda tarif edilen entegre petrokimya tesisleri kurarak projelerini duyurmuştu. Hatta bütün hazırlıkların tamam olduğunu, bazı şartlar oluştuğunda 3 milyar dolara mal olacak projenin 2019 Nisan ayında başlayacağını söylemişti. Ancak, projenin bürokratik tıkanma gibi gecikmeye yol açacak nedenlerden etkilenmemesi için bölgeye özel bir statü tanınması istenmişti. YEP’te net şekilde ifade edildiğine göre, sanırım bu şartlar oluştu.
İzmir Aliağa’ya yeni bir PETKİM ve onunla bağlantılı çalışacak tesisler kurulması inşaat ve sonrasında binlerce işçiye, mühendise, idari personele iş imkanı demek. Halen PETKİM’de 4 bin 300 kişi çalışıyor. Yarattığı ürünler ve yan sanayilerle, ülke çapında yaklaşık 150 bin kişinin istihdamına katkıda bulunduğu hesap ediliyor. Sadece bu rakamlar bile YEP’ten İzmir’e düşen lokmanın büyüklüğünü gösteriyor.


Yazının devamı...

1 milyon öğrenci yollara çıkıyor

17 Eylül 2018

 

İzmir’de bu yıl 786 binden fazla öğrenci 2 bin 500 civarında okulda ilk, orta ve lise eğitimi alacak. Önümüzdeki haftalarda ise 8 üniversitede yaklaşık 200 bin öğrenci yüksek öğrenime başlayacak. Bu, her gün 1 milyon öğrencinin okul ve evlerine gidip gelirken yollara dökülmesi demek. Metrolar, tramvaylar, otobüsler dolacak, okul servisleriyle trafik artacak.
Ders verdiğim üniversitede geçen yıl sabah ve akşam saatlerindeki aşırı yoğunluktan İZBAN’a binme sıkıntısından şikayetçiydi. Sefer sayılarının azlığı nedeniyle sınav bile kaçırabiliyorlardı.
Bu sıkıntıya Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu da geçen hafta ben TV’de yayımlanan söyleşisinde yine değindi. Kocaoğlu halen raylı sistemle günde 800 bin kişi taşındığını belirterek, “İZBAN’da sinyalizasyon çok ilkel. Bu sorun aşılıp sefer sıklığı 4-5 dakikaya inse, fazladan 300 - 400 bin yolcu daha taşırız” diyor.


İZBAN’IN SİNYALİ NEDEN HIZLANMIYOR
İşte tam bu noktada kafalar karışıyor. İZBAN’ın sinyalizasyon sisteminin çok eski olduğu bu nedenle seferlerin yeterli sıklıkla yapılamadığı yıllardan beri dile getirilen bir konu. Konu Devlet Demiryolları’nın sorumluluğunda. Ancak, TCDD web sitesinde yatırım projeleri, ihaleler gibi bölümlere bakıldığında bu yönde bir çalışma görülmüyor. O zaman akla şu soru geliyor. Yüksek hızlı trenler dahil, milyonlarca dolarlık yatırımlara imza atan TCDD, İzmir’de her gün 300 ile 400 bin fazla yolcu taşınmasını sağlayacak sinyalizasyon yatırımını neden hala yapmıyor.

Yazının devamı...

Fuarda Hint vizyonu

10 Eylül 2018

Yaşı yetenler, 70’li yıllarda Türkiye’de assolist olmak için önce Fuar’daki gazinolardan birinde sahneye çıkmayı başarmış olmanın gerektiğini hatırlar. O zamanlar Fuar’a Türkiye’nin dört bir yanından akın olur, hem eğlence, hem de ticaretle İzmir bol kazançlı rüya gibi bir ay geçirirdi.
80’li yıllarda serbest piyasa ekonomisine geçildikten sonra, ithalatta İzmir Fuarı’na tanınan ayrıcalıkların anlamı kalmadı ve geri sayım başladı.
Bugün ise yeni bir yükseliş devrinden söz edebiliriz. Hem kültür sanat ve eğlencede giderek yükselen kalite, hem de fuar için teknoloji ağırlıklı temalar seçilmesi dikkat çekiyor. Örneğin, bu yıl Hindistan yeniden Fuar’a katılıyor. Ama renkli dünyasından çok, teknoloji ağırlıklı ürünleri olan 50 kadar şirketiyle boy gösteriyor.


111 MİLYAR DOLAR KAZANIYOR
Söz teknolojiden açılmışken, Hindistan’ın bilgi teknolojileri ve yazılım sektöründe dünyaya parmak ısırtan girişimlerinden söz etmemek olmaz. Hindistan’ın sadece yazılım ihracatından yılda 111 milyar dolardan fazla döviz geliri var. Çok kısa sürede bu rakam 130 – 140 milyar dolara ulaşacak. Türkiye’nin tekstilden, makineye, incirden, otomobile tüm ihracatının aşağı yukarı Hindistan’ın sadece yazılım ihracatına denk geldiğini düşünürsek olayın büyüklüğü daha iyi anlaşılır.
Bilgi teknolojileri sektörü, 1.3 milyar nüfusuyla Çin’den sonra dünyanın en kalabalık ülkesi olan Hindistan’da işsizliğe de ilaç oluyor. Halen 4 milyon kadar Hintli yazılım sektöründe çalışıyor. Kısa süre içerisinde 3 - 4 milyon kişi için daha iş kapısı olacak. Dünyanın hızla dijitalleştiği çağımızda inşaat gibi vasıfsız sektörler yerine bu alana yatırım, Hindistan’ın uluslararası rekabet gücünü de hızla artırıyor.

YAZILIM İZMİR’E ÖRNEK OLSUN

Yazının devamı...

İstatistiklerin efendisi

27 Ağustos 2018

Hattın öbür ucunda o güne kadar adını çok duyduğum ama hiç tanışmadığım Güngör Uras vardı. Bir gazetenin yeni kurulmakta olan ekonomi servisinde görev alıp alamayacağımı soruyordu. Sonra bizim kuşağın ekonomi gazetecileri gibi benim de Güngör abim oldu.
İzmir’e çok sık gelen Güngör Uras, Ayvalık Zeytin Hasat Günleri’nin de müdavimlerinden biriydi. Ama herkes zeytin toplamada en son geliştirilen makineleri incelerken, ben onu zeytin işçileriyle sohbet ederken görürdüm. Uzun zamandır gidemediğim bu hasatlardan birinde İvrindi’den gelen işçi kadınlar, Güngör abiye yevmiyelerinin günlük 25 TL olduğunu, bir bölümünü de onları Ayvalık’a getiren tayfa başına verdiklerini anlatmışlardı. Daha sonra elinden hiç düşmeyen defterine aldığı notlarla işçilik ücretleri ve zeytinyağı fiyatlarını analiz eden güzel bir yazı kaleme almıştı.
Ben Güngör abiye ‘istatistiklerin efendisi’ derdim. Devlet Planlama Teşkilatı’nda çalıştığı yıllarda haşır neşir olduğu sektörel üretim, tüketim rakamlarının Ayşe Hanım teyzenin günlük hayatına etkisi yazılarında görülürdü. Hiç akla gelmeyecek veriler, örneğin Türkiye’nin yıllık polietilen üretimi ve bunun hazır giyim fiyatlarını ne yönde etkileyebileceği gibi analizleri Güngör Uras’ın gazetedeki sütunlarında yakalamak mümkündü. Ya da arabanızda giderken bir radyo programında yıllık çimento üretim rakamlarını vererek inşaat sektörünü yorumlarken karşınıza çıkması mümkündü.


AYŞE HANIM TEYZENİN DOLARI
Mesela, uzun tatilin ardından gerçek hayata döndüğümüz bugün gözler ekonomiye çevrilmişken, “Ayağını yorganına göre uzatacaksın. Kazandığından fazla harcamayacaksın” diye olan biteni özetleyebilirdi. Ayşe Hanım teyzenin cebinde dolar olmasa bile dövizdeki dalgalanmaların mutfağını nasıl yaktığını da sokak diliyle çok güzel anlatırdı.
Ekonomi gazeteciliğine rehber olmuş, hep üreten hayat dolu bir insanı kaybettik.

Yazının devamı...

Bayram fiyatlarına dikkat

20 Ağustos 2018


Bodrum’un, Çeşme’nin tatilcilerle birlikte gelen İstanbul trafiği ise hala çözüm bekleyen bir konu. Gelecek yıl İzmir - İstanbul otoyolu açıldıktan sonra gelen ziyaretçi sayısı birkaç kat arttığında neler olacak çok merak ediyorum.


DOLARDAN BİLE HIZLI
Ve tabii, bir de doların bile yetişemediği Çeşme’nin fiyatları meselesi var. Bu bayram bir milyon turist bekleyen Çeşme ve Alaçatı, son aylarda adisyonlara müzik dinleme parası ekleme gibi garip uygulamalarla atılan kazıklarla ulusal basının diline düşmüş durumda.
Eğer bir pizza 500 TL’ye satılıyorsa ve bu parayı ödeyenler de varsa, buna hiç itirazım yok. Bu bir arz ve talep meselesi. Satıcı “Benim pizzam 500 TL isteyen alır, isteyen almaz” der iş biter. Belki restoranına sadece bir pizzaya 500 TL ödeyebilenlerin gelmesini istiyordur. İsteyen gider, isteyen gitmez.
Asıl endişe verici olan müzik dinleme parası gibi hesap pusulalarına sonradan eklenen uygulamalarla turist kazıklayan esnaf türü. Bu kazıklardan yiyen birinden dinledim. Bir öğle sıcağında soluklanmak için eşiyle birlikte Çeşme’nin merkezinde, belediyenin tam karşısında deniz kenarındaki sıradan kahvelerden birine oturmuşlar. Dondurma istemişler. Sonra da içinde sadece üçer top olan iki külah dondurma için tam 53 TL ödemek zorunda kalmışlar. Kabadayı bir edayla hesap pusulasını uzatanlar fiş filan da vermemişler. Her türlü masrafıyla ben diyeyim “5” siz deyin “10” liraya satılabilecek bir ürünü beş kat kârla satanların ne kadar vergi ödediklerini gerçekten çok merak ediyorum.


Yazının devamı...