"Selim Türsen" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Selim Türsen" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Selim Türsen

Yeni başkan ve öncelikler

18 Mart 2019


Örneğin, Nihat Zeybekci seçilirse “9 ay sonra İzmir’i tanıyamayacaksınız” sözünü nasıl yerine getireceğini merakla bekleyeceğiz. Ya da Tunç Soyer’in refahı eşitlemek için hesaplı alış veriş imkanı yaratacak kooperatiflerini, ulaşımda yapacağı indirimleri sabırsızca gözleyeceğiz. Aslında kim seçilirse seçilsin her iki adayın projelerinden İzmir’in yararlanması şart. Zeybekci’nin “Bütün yollar İzmir’e çıkacak” dediği Ankara - İzmir, İzmir – Antalya hızlı tren ve otoyol gibi projeler mutlaka hayata geçirilmeli. Bunlar sadece İzmir’in değil, Türkiye’nin projeleri. Tunç Soyer’in çiftçilere nefes aldıracak yeni üretici kooperatifleri gibi modeller de sadece İzmir değil, tüm Türkiye’de uygulanabilecek projeler.
1 Nisan’dan itibaren daha önce yola çıkmış olan yeni metro, tramvay hatları, iskeleler gibi uzun vadeli planlar zaten devam edecek. Buna karşılık yeni seçilecek başkanın öncelik vereceği projeler ve kendi yönetim tarzı olması normal.
Bu yeni önceliklerin ve yönetim anlayışının İzmir ile ilçelerinde yaşam kalitesini nasıl etkileyeceğini hep birlikte göreceğiz.

 
İzmir’in sahibi var

İZMİR’in en beğendiğim yönlerinden biri kentine sahip çıkan, daha iyi bir İzmir için fikir üreten hemşerilerinin bulunması. Kimileri bireysel, kimileri mensup oldukları meslek kuruluşları ya da sivil toplum örgütleri aracılığıyla daha iyi bir İzmir için fikir üretip yerel yönetimlere bunları önerirler. Göç dalgaları altında boğulan İstanbul’da böyle kişiler ya da gruplar bulmak çok zor. 15 milyon nüfuslu İstanbul’da yaşadıkları şehiri İzmirliler gibi benimseyip sahip çıkanlar parmakla gösterilir.

Yazının devamı...

Seçim havası, bahar havası

11 Mart 2019

AK Parti adayı Nihat Zeybekci, tarım, tarımsal üretim, hayvancılık, bitki, peyzaj gibi alanlarda üreticiden son tüketiciye kadar bir üst şirket kurulup holding statüsünde hayata geçirilerek ‘Tarım Devrimi’ yapılacağını söyledi. Tunç Soyer’in ikinci cemresi ise tarım ve tarımsal kalkınma projeleri üzerine düştü. Önümüzdeki günlerde bunları daha detaylı inceleyeceğiz. Sıcaklıkların artmasıyla seçim havası ile bahar havası birbirine karışırken, İzmir aylardır özlediği görüntülerine kavuşmaya başladı. Parklar, bahçeler, deniz kıyıları cıvıl cıvıl olmaya başladı. Bu yıl uzun süren yağmurlu, soğuk günlerde kendilerini işlerinden, okullarından evlerine zor atan İzmirliler artık bir yerlerde oturup keyife başladı.
İşte böyle bir ortamda İzmir, 20 gün sonra seçimlere gidecek. Politika uzmanları seçimlere katılım oranının azlığı ya da çokluğunun sonuçlar üzerinde büyük etkisi olacağını söylüyor. Partilerinin politikalarını beğenmeyen bazı seçmenlerin oy kullanmayıp seçimleri protesto edeceği beklentisi yaygın. Üstüne üstlük havalar da güzel olunca zaten oy vermeyi düşünmeyen seçmenlerin bahanesi iyice artıyor. Katılım oranının düşük olması sürpriz sonuçlar getirebilir. O nedenle partiler seçimlere katılım seferberliği başlatmış durumda.

 
Gençler tarıma dönüyor

GEÇEN hafta zeytin ve zeytinyağı fuarını dolaştım. Öncelikle hemen her yıl yeni markalar görmek bu sektörün geleceğine olan umudumu artırıyor. Marka demek kalite demek, ürünü hak ettiği değere satmak demek. Yaptığım tadımlarda aldıkları ödülleri fazlasıyla hak eden lezzetli yağlar vardı. Seminerlerde zeytin ve zeytinyağı üzerine çok önemli bilgiler de edinmek mümkündü. Örneğin, tadım yaptıran bir gıda mühendisliği fakültesi öğrencisi, kansere karşı en etkin maddelerden biri olan polifenolün soğuk sıkma zeytinyağında bulunduğunu anlatıyordu. Zeytinyağı yüksek ısıyla sıkıldığı zaman polifenol maddesi özelliğini kaybediyormuş. Soğuk sıkım zeytinyağları bu nedenle tercih ediliyor ve fiyatı daha yüksekmiş.
Fuarda lüks ofislerdeki işlerini bırakıp tarıma dönen gençler de vardı. Bunlardan biri İstanbul’u terk edip Ayvalık’ta dedelerinden kalma zeytinliklerin başına geçen Onur ve Selin Karadayı idi. Onur, iki yıl öncesine kadar ortakçıya verdikleri zeytinliklerden marka yaratmaya karar vermiş. Artık dedesi Ali Kemal Bey’in adını markalaştırarak üretim yapıyor. Yakın akrabası Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Tanıtım Konseyi ikinci Başkanı, sektörün duayen isimlerinden Selim Kantarcı’nın işin inceliklerini öğretmesi ise en büyük şansı olmuş.
Onların yaşlarındaki gençler köyden, kasabadan İstanbul’a iş aramaya koşarken Selin ve Onur’un zeytin ağaçlarının arasına dönmesi radikal bir karar. Şimdi kararlarından çok memnun görünüyorlar. Sayıları giderek artan böyle örnekler sektörün geleceğine umut oluyor.

Yazının devamı...

Refahı eşitleme vaadi

4 Mart 2019

Refahı eşitleme projeleri, benim en fazla dikkatimi çekenler arasındaydı. Bu amaca ulaşmada kooperatiflerin önemli rol oynayacağı anlaşılıyor. Tire Süt, Bayındır Çiçek kooperatifleri gibi başarılı örneklerin geliştirilmesi öngörülüyor. Örneğin Halk Gıda Kooperatifi, Halk Süt, Halk Taşıt gibi yeni projeler programda var.
Domates, biberde tanzim satışlara gösterilen ilgi dikkate alınacak olursa, bunlar doğru projeler olabilir. Her ne kadar yerel ekonomi, ülke ekonomisinin genel gidişatından bağımsız olamasa da dar gelirliye nefes aldıran girişimler önemli. İnsanlar ulaşıma, süte daha az para harcadıkları zaman bütçelerinden başka ihtiyaçlarına kaynak ayırabilir.
Örneğin geçen hafta İzmir Büyükşehir Belediyesi, Ödemiş Bademli Kooperatifi’nden patates ve Polatlı Üreticiler Birliği’nden aldığı soğanları dar gelirli 35 bin aileye 10’ar kiloluk paketler halinde dağıttı. Nereden baksanız 50 - 60 liralık bir destek. Bu sayede 35 bin aile soğana, patatese harcayacağı parayı belki çocuğuna ayakkabı, belki evine battaniye gibi ertelediği ihtiyaçları için kullanabilecek.


KOOPERATİF DOĞRU ADRES
Kooperatif, üretici ile tüketiciyi aracısız buluşturmanın en kestirme yolu. Kooperatifleşen üretici traktörden, süt sağma makinesine ihtiyaç duyduğu araçları buradan kiralayabildiği için üretim maliyeti düşük oluyor. Ayrıca, kooperatif alım garantisi verdiği için üreticinin sütüne, yağına pazar arama derdi de olmuyor.
Başkan Aziz Kocaoğlu’nun Türkiye’de neden kooperatifleşme gerektiğini anlattığı, beğendiğim değerlendirmeleri vardır. Kısaca özetlersek:

Yazının devamı...

Vaatler gerçek olursa

25 Şubat 2019

Aralarında öylesine cazip olanlar var ki, değil onda biri yüzde 1’i bile gerçekleşse bambaşka bir İzmir’de yaşamaya başlayacağız. Örneğin İzmir’i, ABD San Fransisco’daki Silikon Vadisi gibi yeni buluş ve inovasyonlar merkezi yapma vaadi, hem Soyer hem de Zeybekci’nin programında var.
San Fransisco’yu bilenler bilir. İzmir gibi kendine özgü bir yaşam tarzı olan kıyı kentidir San Fransisco. Dünyanın dört bir yanından Silikon Vadisi’nde çalışmaya gelen eğitim ve entelektüel düzeyi yüksek beyinler, stresten uzak, özgür bir ortamda hem günlük yaşamlarını sürdürür hem de insanlığı uzay çağına taşıyan yepyeni buluşlara imzalar atarlar.
Ancak, iklim koşulları bakımından da İzmir’e benzeyen San Fransisco gibi olmanın şartları var. Öncelikle hem İzmir hem de Türkiye’den beyin göçünü tersine çevirmek şart. Bunun için de uygun ekonomik, sosyal, hukuki ortamın yaratılması gerekir.
Bundan 7-8 yıl önce ABD’de yaşayan Türkler arasında Türkiye’ye geri dönme fikri hayli yaygındı. Bu arzuyu taşıyan Türklerden bazıları İzmir’i bilim vadisi yapma projelerinin ilk adımlarından biri olan, 1. Küresel İnovİZ toplantısı için İzmir ESBAŞ’a gelmişti. O toplantıda Türk-Amerikan Bilim İnsanları ve Akademisyenleri Derneği eski Başkanı Prof. Dr. Onaral’la tanışmış, beni çok etkileyen bilgiler almıştım.


İZMİR’DE YAŞAMAK İSTİYORLAR
Daha önce de bu köşede dile getirmiştim. ABD’de yaklaşık 250 bin Türk yaşıyormuş. Bunların 80 bin kadarı bilim insanı, yönetici, mühendis, doktor gibi entelektüel düzeyi yüksek olan kişiler. Çoğu Türkiye’de aldıkları lise veya üniversite eğitiminden sonra ABD’ye gidip başarılı olmuştu. Bu Türklerde, bir gün geri dönüp yurtdışında edindikleri bilgi ve deneyimleri paylaşarak kendilerini yetiştiren ülkelerine borçlarını ödeme arzusu vardı. Prof. Onaral, “Bir düşünsenize, 80 bin kişinin yüzde 5’i yüzde 10’u bile orada sahip oldukları bilgi ve tecrübelerle katkıda bulunsa Türkiye bilimde patlama yapar” demişti.

Yazının devamı...

İki aday tek hedef

18 Şubat 2019

Neyse ki, sosyal medya var da ziyaretleri, toplantıları anında canlı yayınla bile izlemek mümkün. Bu yıl ulusal medyanın da İzmir’deki yarışa büyük bir ilgisi var. Gün geçmiyor ki, Nihat Zeybekci ve Tunç Soyer ile Hürriyet gibi ana akım gazetelerin ulusal baskılarında bir röportaj, bir yazı yer almasın ya da tüm Türkiye’ye ve dünyaya yayın yapan TV kanallarında canlı sohbet programları düzenlenmesin.
Hiç şüphesiz bu ilgide, iktidar partisinin şimdiye kadar İzmir’de hiç seçim kazanmamış olması ve aday olarak da Cumhurbaşkanı Erdoğan’la ailecek görüşecek kadar yakın Nihat Zeybekci’nin gösterilmesinin büyük payı var. Muhalefetin adayı Tunç Soyer ise parti içindeki tartışmalı bir süreç sonunda aday gösterildiği için dikkatle takip ediliyor.
Her iki adayın da pek çok vaadi var, ama ikisi ortak bir hedefte buluşuyor. İzmir’i dünya kenti yapmak bu hedef. Böylesine iddialı bir hedefin her iki aday tarafından da ortaya konması ise kim kazanırsa kazansın esas kazananın İzmir olacağını gösteriyor.


GEÇ BAŞLADI HIZLI KOŞUYOR
Biraz da her iki adayın geçen haftaki trafiğine bakalım. Tunç Soyer, adaylığının geç açıklamasını nedeniyle geç başladığı yarışta arayı kapamak için yoğun bir mesaideydi. Toplumun her kesimine ulaşmaya çalışan Soyer, geçen hafta benim izleyebildiğim kadarıyla sadece iki günde DİSK, KESK, Mimar Mühendis Odaları, Tabipler Odası, İzmir Barosu gibi emek ve meslek kuruluşlarının temsilcileri, Esnaf ve Sanatkarlar Odası, İzmir Ticaret Odası, Deniz Ticaret Odası ve İzmir Ticaret Borsası yöneticileri, Fakirlere Yardım, İzmir’i Sevenler Platformu gibi sosyal dernekler, Alevi Bektaş Federasyonu ve bağlı derneklerin başkanları, İYİ Parti İzmir İl Örgütü, Kemeraltı esnafı ile Kemeraltı’nı Geliştirme Derneği TARKEM, 19 derneği bünyesinde bulunduran Bosna Hersek Kültür Dernekleri Federasyonu ile Karşıyaka ve Altay kulüplerine kadar geniş bir yelpazede ziyaretlerde bulundu.


Yazının devamı...

Trilyon dolarlık teklif

11 Şubat 2019

Çin’e özel bir yönetimle bağlı olan Hong Kong ise bu yıl 34 Avrupa kentinde düzenleyeceği yeni yıl davetlerinin ilkini İzmir’de verdi. Bu vesile ile Türkiye’deki yerel seçim ve ekonomi gündemine birkaç saatliğine mola veren İzmir iş dünyası, yeni bir dünyanın kurulduğunu ve burada özellikle de İzmir’e önemli bir yer verildiğini gözledi.
Hong Kong Ekonomi ve Ticaret İşleri Avrupa Birliği özel temsilcisi Sam Hui, liman, lojistik ve ticari fuarlar kenti İzmir ile Hong Kong arasında büyük benzerlikler olduğuna dikkat çekerek işbirliği önerilerinde bulundu. Hui, İzmirlileri ‘Yeni İpek Yolu’ da denilen 21. Yüzyılın en büyüğü ‘Kuşak ve Yol Projesi’ için 11 - 12 Eylül 2019’de Hong Kong’da yapılacak zirveye davet etti.
Toplantıya katılanlardan Ege Sanayici ve İşadamları Derneği Başkanı Fadıl Sivri, “Yapay zeka, robot, sağlık gibi teknoloji kümelenmelerini incelemek ve işbirliği imkanları için zirvenin yapılacağı tarihlere denk getirerek Hong Kong’a gitme kararı aldık” dedi.
Kuşak ve Yol Projesi, dünya nüfusunun yüzde 60’ına denk gelen Asya, Avrupa ve Afrika’da yaşayan insanları etkileyecek. Dünya milli gelirinin yüzde 30’una ve dünya ticaretinin yüzde 35’ine hakim olacak. O nedenle bu projeye ve Çin’e giriş kapısı olan Hong Kong’un İzmir’e yaptığı işbirliği çağrısı önemli.


1 İLE 8 TRİLYON DOLARLIK YATIRIM
Aslında fırsatlar iyi değerlendirilirse pasta çok büyük. Çin’in resmi web sitesine göre; limanlar, demiryolları, otoyollar, enerji santralleri, yenilenebilir enerji kaynakları, dijital ipek yolu, yeni kentler gibi gelecek 30 yıla damgasını vuracak yatırımların tutarı 1 trilyon dolardan başlayacak 8 trilyon dolara kadar çıkabilecek.

Yazının devamı...

Kazanan İzmir

4 Şubat 2019

 

İktidar partisi adayı Nihat Zeybekci meslek kuruluşları, organize sanayi bölgeleri, esnaf ziyaretleriyle yarışa bir ay öncesinden zaten başlamıştı. Soyer ise adaylığının açıklandığı ilk haftayı İzmir, Ankara, Eskişehir, İstanbul arasında mekik dokuyarak eski başkanlar ve yeni adayları ziyaret ederek geçirdi.
Geçen hafta Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Bahçeli’nin yarattığı eski askeri savcı baba Nurettin Soyer polemikleri nedeniyle, Tunç Soyer ulusal basının gündeminden hiç inmedi. Sanki İzmir’e değil, Türkiye’ye başkan adayı olmuş gibiydi. Bir bakıma iyi de oldu. Açılan eski dosyalarla bir dönem hatırlandı. Bu tartışmalar her dönemin bir sonu olduğunu hatırlatıp yarınlar için de dersler çıkarma fırsatı yarattı.
Gelelim yerel gündeme...
Soyer ve ekibinin İzmir’de en az yüzde 60 - 65 hedefiyle yola çıktığı konuşuluyor. AK Parti’nin de Zeybekci gibi Cumhurbaşkanı’na çok yakın, iddialı bir isimle ve kesin kazanacağız hedefiyle yola çıktığını düşünürsek, çok çekişmeli bir seçim yaşanacağı anlaşılıyor.

 
Balıkçı köyünden marka yarattı

ÖNCE sonunda adaylığı ilan edilen Tunç Soyer’le başlayalım. Seferihisar, özellikle de Sığacık’ı yeniden yaratan Soyer, İzmirlilerin yakından tanıdığı bir isim. Sığacık bir zamanlar döküntü bakımsız evleri, yolu düşenin şöyle bir durduğu balıkçı köyüydü. Bugün ise hafta sonu İzmirlilerin, yaz aylarında yerli ve yabancı turistlerin akınına uğrayan çok sevimli bir yer. Evleri, sokakları eski halleri korunarak restorasyonla köy ziyaretçileri hayran bırakan bir yer haline geldi. Köy sakinleri ise yaptıkları gözlemeler, ayranlar, yetiştirdikleri domates, mandalina gibi ürünlerle geçmişte hiç akıllarına getirmedikleri ek gelirlere kavuştu.

Yazının devamı...

Dövizi, diziyi bırak dünyaya bak

29 Ocak 2019

 

Geçen haftanın konuğu ise uluslararası siyaset ve ekonomide dünyanın çok özel bir dönemden geçtiği şu günleri daha iyi anlayabilmemizi sağlayacak değerli bir isimdi. Eski OECD yöneticilerinden, diplomat, özellikle enerji konularında uluslararası bir uzman olan Mehmet Öğütçü’ydü konuşmacı. Öğütçü, son kitabı “Küresel Düzende ve Türkiye’de Önümüzdeki 10 Yılın Yeni Ekonomik ve Jeopoliktik Beklentileri” ışığında olup bitecekleri İzmir iş dünyasına sergiledi. Çok umutlar da vardı, bölgede büyük oyuncu olabilmek için yapılması gerekenler de... “Dünya çok hızlı değişiyor. Türkiye içine kapanıp dizilerle, futbolla, dövizle uğraşmamalı” diyen Öğütçü’den bu köşenin sınırları içinde verebileceğim bazı notlar şunlar:
Gayri safi milli hasılası 80 trilyon dolar olan dünyada Türkiye’nin payı yüzde 1. Dünya ticaretindeki payı yüzde 1. Dünya nüfusundaki payı yüzde 1. Yüzde 1’lik bir ülkeyiz. Yüzde 1’i küçümsemeyelim. Rusya’dan Suudi Arabistan’a, Almanya’dan Hindistan ve Çin’e büyük bir bölgesel güç. Ama küresel güç değil. Yüzde 5 – 10 gibi hareket ederse yanlış olur. Türkiye, sessiz ve derin politikayla bölgesinde kararlı, yumuşak güç olmalı...


GELECEKTE BAZI MESLEKLER YOK OLACAK
Gelecek 10 yılda temel stratejinin bir ayağı Rusya, diğeri Amerika. ABD’nin Rusya, İran konusunda Türkiye’ye çok ihtiyacı var. Ama Türkiye’nin hassasiyetlerini ikinci plana atıyor. Türkiye kazan kazan politikası uygulamalı.
Yenilenebilir enerji beklemediğimiz hızla gelişiyor. Türkiye gibi güneşi bol bir ülkede bu enerjinin payı yüzde 40 - 50 olmalı.

Yazının devamı...