"Noyan Doğan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Noyan Doğan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Noyan Doğan

Vatandaşın devlet katkısındaki birikimi neden eriyor?

19 Ekim 2018

Zararım 345 TL. Firmayı aradım devlet katkısı fonunu değiştiremiyoruz dediler. Buna bir çözüm lütfen.” Hadi, bir tane daha paylaşayım: “Son bir yılda şirketlerin devlet katkısı fonları yüzde 2 ila yüzde 6 arasında zarar etti. Bu konuyu ele almak ister misiniz?” Okuyuculardan gelen böyle onlarca şikayet var. Özetle, BES katılımcıları, ‘devlet katkısındaki birikimlerimiz eriyor’ diye feryat ediyor.

DEVLET KARAR VERİYOR

Öncelikle şunu belirteyim, devlet katkısının nerelerde ve nasıl değerlendirileceğinin sınırları Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından yasayla belirlenmiştir. BES katılımcıları, kendi birikimlerini kendi seçtikleri fonlarda değerlendirebilir, hatta senede 6 kere bu fonlarını değiştirebilir de ama devletin yatırdığı yüzde 25’lik katkının hangi yatırım araçlarında değerlendirileceğine sadece devlet karar verir. Buna göre de devlet katkısı fonlarının asgari yüzde 75’i Hazine tarafından ihraç edilen TL cinsinden borçlanma araçlarında, gelir ortaklığı senetlerinde ve kira sertifikalarında değerlendirilebiliyor... Azami yüzde 25’i de TL cinsinden mevduatta, katılma hesabında, borsada işlem görmesi kaydıyla bankalar tarafından çıkarılan borçlanma araçlarında ve BİST 100 endeksindeki veya BİST katılım endeksindeki hisse senetlerinde değerlendirilebiliyor. Okuyucumun belirttiği gibi, emeklilik şirketine telefon açıp, ‘kardeşim benim devlet katkısındaki birikimim eriyor şu fonu değiştirin’ deseniz de şirketin yapabileceği bir şey yok, sizin de yapacağınız bir şey yok.

YÜZDE 13’LÜK KAYIP VAR

Gelelim, devlet katkısı fonlarının getirilerinin düşüklüğüne. Doğrudur, bu yılın başından itibaren devlet katkısı fonlarında getiriden söz edilemez; hatta bırakın getiriyi, yüzde 13’e yakın değer kaybı var. Daha açık bir anlatımla, devlet katkısındaki birikimler bu yılın başından itibaren yüzde 13 eridi. Peki, neden böyle? En basit haliyle anlatayım. Aslında en basit hali özetle şu: Faizlerin yüksek olduğu dönemde, devlet katkısının getirisi düşer. Eminim, bu satırları okuyunca, ‘daha iyi ya faizler yüksek, getirinin de yüksek olması lazım’ diyeceksiniz. Öyle değil işte. Katkı fonları yapısı itibariyle tahvil içerikli fonlar ve bunların getirisinde ana rolü de devlet iç borçlanma senetleri oynuyor. Bunların da faizle aralarında ters bir ilişki var. Faizlerin yüksek seyrettiği dönemlerde borçlanma senetlerinin getirileri düşüyor, faizlerin düştüğü dönemde getiri artıyor. Bu sene başından itibaren de faizler yüksek seyrettiğinden devlet katkısının getirisi de düşük oldu.

KATILIMCILARA ÖNERİM

İşin teknik ve finansal anlatımı böyle ama ben size şunu söyleyeyim. Dikkat edin, baştan beri sürekli olarak, ‘sene başından itibaren’ diyorum. Evet, bu sene devlet katkısının getirisi yüzde 13 düşük oldu, okuyucunun tabiri ile yüzde 13 zarar ettirdi; ama 2017 senesinde devlet katkısının getirisi yüzde 10,5 oldu, yine okuyucunun söylemi ile yüzde 10,5 kazandırdı. Bir bilgi daha vereyim, yüzde 25’lik devlet katkısının başladığı 2013 yılından 2017’nin sonuna kadarki beş yılda devlet katkısı fonlarının getirisi yüzde 35’in üzerinde oldu. Beş yıldır BES’te olan bir kişinin sadece devlet katkısındaki getirisi yüzde 35’in üzerinde.

Diyeceğim o ki, altı aylık, bir yıllık getiriye bakıp da hemen tepki göstermeyin; uzun vadeli düşünün. Kaldı ki, devlet bu katkıları sizin adınıza yapıyor ama bu birikim sizin değil. İstediğiniz zaman ayrıldığınızda kendi birikiminizi alabilirsiniz ama iş devlet katkısına gelince şartları var. Üç yıl sonra çıkarsanız devlet katkısındaki birikiminizin yüzde 15’ini, 6 yıl sonra yüzde 35’ini, 10 yıl sonra yüzde 60’ını alabiliyorsunuz. Tamamını haketmeniz için de şartları yerine getirip, emekli olmanız gerekiyor.

Yazının devamı...

43 yaşında emeklilik hayal oldu

17 Ekim 2018

Günlerdir, hatta aylardır, emeklilikte yaşa takılanlar, ‘sesimizi duyurun’ diye destek istiyor. Kimi okuyucular, ‘milyonlarca kişiyi ilgilendiren bu kadar önemli konuyu neden gündeme almıyorsun, neden yazmıyorsun’ diye de eleştiriyor. Değinmiyorum, çünkü ortada kesinleşmiş, somut bir durum yoktu; sadece partilerin vermiş oldukları yasa teklifleri vardı. Özellikle, 1 Ekim’de Meclis’in açılması ile birlikte partiler de harekete geçti ve birer birer kanun teklifi vermeye başladı. Hatta Meclis açılmadan önce de teklifler verildi. Bu konuda MHP, CHP, İyi Parti ve HDP’nin teklifleri bulunuyor. Ancak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dünkü AK Parti Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmayla bu konuya son noktayı koydu ve gündemde erken emeklilik olmadığını açıkladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, açıklamasında, dünyanın hiçbir yerinde 38 yaşında emeklilik diye bir uygulama olmadığını, 20 yıl çalışıp 38 yaşında emekli olacak bir kişinin 40 yıl çalışmadan devletten maaş ve sağlık sigortası hizmeti alacağına dikkat çekerek, “Böyle şey olur mu? Ortalama insan ömrünün 60 yaşı dahi bulmadığı dönemlerde 40’lı yaşlarda emekli olmanın belki bir izahı vardı. Bugün ülkemizde ortalama insan ömrü 78’i geride bıraktı. Bırakınız 38’i, 48 yaşında emekli olan bir kişi dahi yaklaşık 30 yıl sistemde kalacak demektir” dedi. 

Bu açıklamayla emeklilikte yaşa takılanlar konusu da kapanmış oldu. Peki, bugüne nasıl gelindi? 1 Ekim’de Meclis’in açılması ile birlikte partiler de harekete geçti ve emeklilikte yaşa takılanlar için kanun teklifleri vermeye başladı. Tüm teklifleri inceledim. Hepsinin ortak noktası; 8 Eylül 1999 tarihi öncesi sigortalı olan ve emeklilik için gereken sigortalılık süresi, hizmet süresi, prim gün sayısı koşulunu sağlayıp da yaş koşulunu sağlayamayanlara emeklilik aylığı ödenmesini öngörmesi. Yani, kanun tasarılarının tamamı yaş koşulunu kaldırıyor. Buna göre de, 8 Eylül 1999 öncesi sigortalı olmuş kadınlar 18 yaşından sonra 20 yıl, 5000 gün; erkekler ise 25 yıl 5000 gün prim ödeme gününü tamamlamaları halinde yaş şartı olmaksızın emekli olabilecekler ve emekli aylığı alabileceklerdi.

Bu hesaba göre de 18 yaşında çalışmaya başlamış kadın sigortalı, 14 yıla yakın prim ödeyip, 38 yaşında emekli olabilecekti. Aynı şekilde, 18 yaşında çalışmaya başlamış erkek sigortalı da 14 yıla yakın prim ödeyip, 43 yaşında emekliliğe hak kazanabilecekti.

NASIL EMEKLİLİKTE YAŞA TAKILDILAR?
8 Eylül 1999 tarihinden önce sigortalı olan çalışanların emekli olabilmesi için yaş şartı aranmıyordu. Bu tarihten önce kadınlar için 20 yıllık sigortalılık süresi ve 5 bin gün prim ödenmiş olması; erkekler için de 25 yıllık sigortalılık süresi ve 5 bin gün prim ödenmiş olması emeklilik için yeterliydi. Böylece erken emekli olunabiliyordu. Ancak 1999 yılında yapılan yasal düzenleme ile emeklilik konusunda değişikliğe gidildi ve emeklilik yaşı kademeli olarak kadınlarda 58’e, erkeklerde de 60’a çıkarıldı. İşte bu durum emeklilikte yaşa takılanlar diye bir kitle ortaya çıkardı. Tabii, başlarda bu durumdan etkilenenlerin sayısı azdı; zamanla prim gün sayısını doldurup da emekli olamayanların sayısı artınca kamuoyunun gündemine geldi.

Yazının devamı...

Enflasyonla mücadeleye destek geldi, indirim yüzde 40’ları buldu

15 Ekim 2018

Enflasyonla Topyekün Mücadele Programı’nın açıklandığı gün, hem ekonomi yönetimi hem de sigortacılarla konuştum. Sigortacılara kampanyaya katılıp katılmayacaklarını sordum. Konuştuklarımın tamamı programı desteklerini söyledi. Nitekim sigorta şirketleri de birer birer kampanyaya katılmaya başladı. Merak edenler, enflasyonla mücadelenin takibi amacıyla açılan ‘enflasyonlamucadele.org.tr’ internet sitesinden takip edebilirler. Şirketler bu kapsamda kasko, konut, ferdi kaza sigortalarında -kimileri de sağlık sigortalarında- değişen oranlarda indirim uyguluyor.

KASKO DA VAR

Açıkça söyleyeyim, sigortada uygulanacak yüzde 10 indirim öyle bir indirim ki, gıdacının salam, sucukta; beyaz eşyacının da buzdolabı, çamaşır makinesinde yaptığı indirime benzemiyor. Sigortada indirim oranı yüzde 40, hatta yüzde 50’yi buluyor. Nasıl mı? Kasko sigortasından örnek vereyim ki, enflasyonla mücadele kapsamında uygulanacak indirim kampanyaları arasında tahmin ediyorum vatandaşı en çok ilgilendirecek olanı, kaskodur. Gerek kurlardaki gerekse de enflasyondaki artış nedeniyle sigortacıların, özellikle kasko sigortalarında maliyetleri de ciddi arttı. Diğer sigorta branşlarında da arttı ama kurdaki artış, kaskoyu daha çok vurdu.

YÜZDE 10+YÜZDE 30

Hesaplamalara göre de yedek parça maliyeti bu yılın ortasından itibaren minimum yüzde 20, işçilik maliyeti de minimum yüzde 10 arttı. Ortalamaya vurduğunuzda ise maliyetteki artış yüzde 30’u buldu ki, kimi araç gruplarında bu yüzde 40’a kadar çıkmış durumdu. En basit şöyle anlatayım. Sene başında 10 lira prim alıp, 100 liraya sigortaladıkları bir araç için sigortacılar bugün 130 lira ödemek durumundalar. Ve bu maliyet artışını da bugüne kadar vatandaşa yansıtmadılar ve yansıtmayacaklardı da. Şimdi de enflasyonla mücadeleyi desteklemek için sigortacılar bir yüzde 10 indirim daha yapmış oldular ve böylece kaskoda indirim tutarı; tüketiciye yansıtılmayan yüzde 30 maliyet artışının üzerine yüzde 10’u da eklediğinizde, yüzde 40’ı bulmuş olacak.

Şunu da belirteyim, sigortacılar yüzde 10 indirimi yapıyor ama otomobilcilerin de yedek parça ve işçilikte aynı indirimi, yani yüzde 10’u yapmaları gerekiyor. Gerekiyor ki, sigortada indirim kalıcı ve sürdürülebilir olsun.

 

Yazının devamı...

İş sözleşmeleri TL’ye çevrilecek

10 Ekim 2018

TÜRK Lirası’nın değerinin korunması için döviz üzerinden yapılan sözleşmelerin 30 gün içinde TL’ye dönüşmesine yönelik, 13 Eylül’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararnamesi sonrası okuyuculardan, iş sözleşmelerinin de TL’ye dönüşüp dönüşmeyeceği konusunda çokça soru aldım. Kararnamenin uygulama esasları ve bazı istisnaların tanınıp tanınmayacağı netleşmediği için de bugüne kadar bu konuya değinmedim. Ama şimdi netleşti. Resmi Gazetede yayımlana Hazine ve Maliye Bakanlığı tebliğ ile TL ile yapılması zorunlu sözleşmeler ve istisnalar netleşti. Hangi iş sözleşmeler TL’ye çevrilecek, hangileri çevrilmeyecek anlatayım.

YÖNETİCİLERİ ETKİLEYECEK

Ama önce şunu belirteyim; İş Kanunu’na göre maaş, prim, ikramiye gibi her türlü ödemeler TL ile ya işyeri tarafından ya da işyerinin açacağı banka hesabına ödenir. İşveren ile çalışan arasındaki iş sözleşmesi ister dolar ister Euro olsun, döviz üzerinden yapılabilir ancak ödeme o günkü kur üzerinden TL ile yapılmak zorunda. Kanunda yazan bu, ancak uygulamada farklı olduğu herkesçe malum. Daha açık bir anlatımla iş sözleşmelerinin de döviz ile yapıldığı, maaşların da döviz üzerinden ödendiği durumlar var.

Gelelim, yeni düzenlemenin çalışma hayatında neleri değiştireceğine. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın yayımladığı tebliğe göre, Türkiye’de yerleşik kişiler, kendi aralarında yapacakları iş sözleşmelerinde, sözleşme bedelini ve bu sözleşmeden kaynaklanan ödemelerini döviz cinsinden ya da dövize endeksli yapamayacaklar. Yani, bundan sonra işveren ile çalışan arasında iş sözleşmeleri döviz üzerinden yapılamayacak, maaşlar da dövize endeksli olmayacak. Ancak bu iş sözleşmesi yurtdışını kapsıyorsa döviz ile yapılabilecek.

KİMLER İSTİSNA TUTULDU?

Yeni uygulamaya göre, Türkiye’de yerleşik olup da Türk vatandaşı olmayan kişiler iş sözleşmelerini döviz üzerinden yapabilecek, ödemelerini de döviz cinsinden ya da dövize endeksli alabilecek. Bu da şu anlama geliyor, Türkiye’de çalışan ve oturan yabancı bir kişi çalıştığı şirketle iş sözleşmesini döviz cinsinden yapabilecek ve ödemesini de döviz üzerinden ya da dövize endeksli TL ile alabilecek. İstisna bu kadar da değil. Yine tebliği göre dışarıda yerleşik kişiler, Türkiye’de bulunan şube, temsilcilik, ofis, irtibat bürosu, doğrudan veya dolaylı olarak yüzde 50 ve üzerinde pay sahipliklerinin bulunduğu şirketler ile serbest bölgedeki faaliyetleri kapsamında serbest bölgelerdeki şirketlerin taraf olduğu iş sözleşmeleri de döviz üzerinden yapılabilecek ve ödemeler döviz veya dövize endeksli olabilecek.

Yazının devamı...

Sigortalılar tehlikenin farkında mı?

8 Ekim 2018

Kimileri dövizli poliçelerin, TL’ye çevrilip çevrilmeyeceğini soruyor, kimileri dövizdeki artışın sigorta değerinde değişiklik yaratıp yaratmayacağını merak ediyor. Tek tek değineyim. Öncelikle belirteyim, aldığım bilgiye göre dövizle yapılan sözleşmelerin TL’ye çevrilmesine yönelik uygulama sigorta sözleşmelerini kapsamıyor. Yani dövizli sigorta poliçeleri TL’ye çevrilmeyecek.

Gelelim, dövizdeki artışın sigorta bedellerini etkileyip etkilemeyeceğine. Etkileyecek, hem de ciddi etkileyecek, hatta etkiledi bile. Hangi sigortaları? İşletmelerin yaptırdığı; makine, mal (emtia), yangın ve elektronik cihaz sigortalarını ki, bu sigortalar şirketler için hayati sigortalar. Nasıl mı etkiledi? Anlatayım. Bir kere dövizle yapılan sigorta poliçelerinde hiçbir sorun yok. Ama TL ile yapılan poliçelerde sorun büyük.

EKSİK SİGORTA OLUŞTU

Örnekle anlatayım: Bu yılın Ocak ayında işletmenize ister banka kredisiyle, ister leasingle, isterseniz de cebinizden ödeyerek, 200 bin dolar değerinde makine aldınız. Ocak ayında dolar 3,78 seviyelerindeydi ve makinenizin değeri 756 bin liraydı. 756 bin lira değer üzerinden de sigorta yaptırdınız, karşılığında da 3 bin lira prim ödediniz. Bugün ise dolar 6,14 lira ve artık makinenizin değeri 1,2 milyon lira. Eğer bugün o makineniz zarar görürse sigorta şirketi size en fazla 756 bin lira öder. Dikkatinizi çekerim, en fazla diyorum; müşterek sigorta, yıpranma payı falan dediniz mi, rakam daha da düşebilir. Oysa 756 bin lira ile makinenin yerine yenisini koyamazsınız. Aradaki fark ne? 472 bin lira. İşte buna dövizdeki artıştan dolayı eksik sigorta deniyor.

Bu makine değil, emtia yani mal da olabilir. Sene başında 100 bin dolarlık mal almışsınızdır ve deponuzda duruyordur. O tarihteki değeri 378 bin lira ve bu değer üzerinde sigortalattınız. Bugün o malın değeri 614 bin lira. Malınız zarar görürse sigorta şirketi size 378 bin lira öder. Aynı malı bugün almaya kalkarsanız cebinizden 236 bin lira koymanız lazım. Maalesef, bugün KOBİ’sinden büyük sanayi tesislerine birçok işletme eksik sigorta ile karşı karşıya ve daha da kötüsü bu durumun da farkında değil.

YENİLENMESİ LAZIM

Peki, ne yapmak lazım? Hemen sigorta şirketi ile masaya oturup, malın ya da makinenin, artık her ne ise; değerinin arttığının beyan edip, ekstra prim ödeyerek ayarlama yapılması, bir anlamda sigortanın revize edilmesi gerekiyor. Hem de acil tarafından.

Yeri gelmişken, şu bilgiyi de vereyim. Kimi okuyucular dövizdeki artışın kasko sigortasına etkisini de soruyor. Hiçbir etkisi olmaz, çünkü kasko için artık aracın sigorta değeri değil piyasa değeri önemli. Araç, zarar gördüğünde sigorta şirketi aracın piyasa değeri üzerinden hasarı ödüyor. Dövizdeki artış nedeniyle araç değerleri de arttığından burada bir sorun yaşanmaz.

Yazının devamı...

Üst finansal regülasyon otoritesine neden ihtiyaç var?

5 Ekim 2018

Bugün finansal piyasalar dediğinizde, pazarın yüzde 80’e yakını bankacılıktan oluşuyor. Katılım bankalarını da katarsanız bu oran daha da artıyor. Banka dışı finans kesiminin payı ise yüzde 10’larda. Bunun yüzde 5’ini sigorta ve emeklilik pazarı alıyor; kalanı da faktoring, leasing, finansman şirketleri gibi diğer finans kurumlarından oluşuyor.

FİNANSAL ENSTRÜMANLAR

Özetle, tüm yükü bankacılık üstleniyor. Hal böyle olunca da ekonomide kısa süreli dalgalanmalarda piyasalar tıkanıyor. Neden? Çünkü reel sektörün elini rahatlatacak banka dışı finans kesimi istenilen büyüklükte değil de ondan.

Nitekim Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, Yeni Ekonomi Programını paylaşırken, özetle şu açıklamayı da yaptı: “Finansal sektör diyoruz; nerede finansal sektör? Finansal sektör eşittir bankacılık. Güçlü bir finansal ekonominin mimarisi içinde güçlü bir eko sistem oluşturmamız lazım. Adım adım bunları nakış gibi işleyeceğiz.

Maalesef, banka dışı finans kesiminin durumu bu. Finans piyasası deyince sadece bankacılıktan oluşuyor. Oysa sistem içinde ticaretin finansmanını sağlayan, ihracatçıya finansal destek veren, hatta KOBİ’lere garantili ihracat imkanı sunan faktoring sektörü var. Hemen hemen tüm bankaların da birer faktoring şirketi var. Yine aynı şekilde yatırımı, özellikle de KOBİ’lerin yatırımlarını finanse eden finansal kiralama sektörü var. Hemen hemen her bankanın leasing şirketi de var. Keza, gerek bireylerin gerekse de işletmelerin başta otomobil olmak üzere her türlü mal alımına finansamn sağlayan finansman şirketleri var. Her üç sektör de bankaların üzerindeki yükü alabilecek, reel sektörün elini rahatlatacak sektörler. Bu da şu anlama geliyor ki, pazarda finansal enstrüman açısından eksikliğimiz yok. Peki, yasal eksiklik var mı? Ufak tefek sıkıntıların dışında –ki, bunlarda ufak tefek dokunuşlarla düzelecek sorunlardır- genelinde büyük bir yasal eksiklik de yok.

ZAMANI GELMİŞTİ!

Temel sorun, finans piyasası içinde yeterli büyüklüğe ulaşamamaları. Bunda bu sektörlerdeki şirketlerin kendini anlatamama payı olduğu gibi; reel sektörün de geleneksel yapıyı sürdürme estiğinin ve finansal enstrüman çeşitliliğini kullanma isteksizliğinin de etkisi var. Bugün finansal piyasa içinde faktoring, finansal kiralama ve finansman şirketlerinin yüzde 35’lerde, sigortanın da yüzde 15’lerde payının olduğunu düşünün; ekonomideki ufak dalgalanmalardan piyasalar ve reel sektör etkilenir mi?

İşte bu nedenle, adına ne derseniz deyin, ister finansal üst kurul, ister üst finansal regülasyon otoritesi deyin; böyle bir otoriteye ya da üst kurula ihtiyaç var. Var; çünkü tüm finansal sektörleri bir çatı altında toplayacak, sinerji yaratacak, ihtiyaç varsa da yasal düzenlemeler yapacak. Gerekiyorsa sektörleri birleştirecek, ‘küçük olsun benim olsun’ ya da ‘küçük olsun ben de olayım’ anlayışına set çekecek.

Yazının devamı...

Doğum yapan kadın işçiye müjde

3 Ekim 2018

Yarım çalışma ödeneği kamuoyunda bilinmiyor; bilinmediği için de sigortalı çalışanlar tarafından, özellikle de kadın çalışanlar tarafından yararlanılmıyor. Bu nedenle de ekonominin yol haritasını oluşturacak Yeni Ekonomi Programı’nda da yarım çalışma ödeneğine yer verildi. Programa göre, yarım çalışma ödeneğinin etkin şekilde uygulanması sağlanacak.

Peki, yarım çalışma ödeneği nedir ve kimler yararlanabilir. Doğum yapan kadınlar belirli şartlar çerçevesinde bu ödenekten yararlanabiliyor. Doğum sonrası analık izninin bitiminden itibaren çocuğunun bakımı ve yetiştirilmesi amacıyla kadın çalışanlara yarım çalışma ödeneği ödeniyor. Ödeme, doğum parasından sonra yapılıyor. Sadece doğum yapan kadınlar değil, üç yaşını doldurmamış çocuğu evlat edinen kadın ve erkek çalışanlar da yarım çalışma ödeneği alabiliyor.

ŞARTLARI NELER?

Bu ödenekten yararlanabilmek için de temel şart, Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) kayıtlı işçi olmak. Kayıtlı işçi olmak da yetmiyor, yarım çalışma ödeneği alabilmek için yerine getirilmesi gereken başka şartlar da var:

- Doğumdan öncesi 3 yıl içinde çalışılmış olması ve SGK’ya en az 600 gün süre ile işsizlik sigortası primi yatırılmış olması gerekiyor.
- Çocuğun sağ olarak doğması ve yarım çalışma ödeneği alındığı sırada da hayatta olması gerekiyor.
- Haftalık çalışma süresinin yarısı kadar –ki, bu da 45 saatin yarısı yani 22,.5 saat ediyor- fiilen çalışılması şart.

Yazının devamı...

47 bin şirkete 200 milyon TL ceza

1 Ekim 2018

ÇALIŞANLARINI, Bireysel Emeklilik Sistemine (BES) dahil etmeyen 47 bine yakın işletmeye, 200 milyon TL’nin üzerinde ceza kesilecek.

2017’de, 45 yaş altı tüm çalışanların işverenleri tarafından BES’e alınmasını öngören otomatik katılım uygulaması kapsamında; önce 2017’nin ocak ayında 1000 ve üzeri çalışanı olan şirketler, nisan ayında 250 ila 1000 çalışanı olan işletmeler ile kamuda çalışan memurlar ve temmuzda da 100-250 arası çalışanı olan işverenler sisteme giriş yaptı. 2018’in ocak ayında ise 50-100 arası çalışanı olan şirketler ile belediyeler ve KİT’lerdeki 45 yaş altı çalışanlar BES’e alındı. Böylece 2017 başından, bu yılın şubat ayına kadar toplam 10 milyon 594 bin çalışan, işverenleri tarafından hemen hemen hiç fire vermeden sisteme dahil edildi.

Bu yılın temmuz ayında ise kanun gereği 10-49 arası çalışanı olan –ki, bunların tamamı KOBİ- 131 bin 446 işyerinde 45 yaş altı 4.5 milyon kişinin işverenleri tarafından sisteme girişinin yapılması gerekiyordu. Ancak beklenen olmadı ve sadece 84 bin 519 şirkette çalışan 1.6 milyon kişi sisteme dahil oldu. 47 bine yakın şirkette çalışan 2 milyon kişinin ise işverenleri tarafından otomatik BES’e alınmadığı tespit edildi. Oysa otomatik BES, işverenler açısından zorunlu bir uygulama. Yani, kanun gereği tüm işverenler, 45 yaş altı çalışanlarını zorunlu olarak sisteme dahil etmek ve çalışanların maaşından bireysel emeklilik katkı payını kesip, anlaştığı emeklilik şirketine aktarmak zorunda.

ÇALIŞAN BAŞINA 100 LİRA

İşveren bu yükümlülüğünü yerine getirmezse ne olacak? Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu işverene ciddi bir cezai yaptırım öngörüyor. Kanundaki maddeyi sizlerle de paylaşayım ki, yükümlülüklerini yerine getirmeyen işverenler neyle karşılaşacaklarını bilsinler. Kanunda, ‘Çalışanın BES katkı payı, işçi alacağı niteliğinde imtiyazlı bir alacaktır. İşverenler yükümlülükleri bakımından Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından denetlenir. İşverenin yükümlülüklerine ve yürürlüğe konulan düzenlemelere uymaması halinde, her bir ihlal için Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından 100 TL idari para cezası uygulanır” yazıyor.

Peki, bu ne anlama geliyor? Kanun gereği çalışanlarını otomatik BES’e dahil etmeyen işverenlere, dahil etmediği her bir çalışan için 100 lira para cezası kesilecek. Kim kesecek? Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı. İşte temmuz ayında 47 bine yakın işveren, çalışanlarının BES’e girişini yapmadı. Bu şekilde 2 milyondan fazla çalışanının otomatik BES’e dahil edilmediği tespit edildi. Şimdi bu 47 bine yakın şirket, Bakanlığın keseceği yüklü ceza ile karşı karşıya. Yapılan hesaplara göre de çalışan başına 100 liradan, 47 bin şirkete kesilecek ceza tutarı 200 milyon lirayı buluyor.

Yazının devamı...