"Noyan Doğan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Noyan Doğan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Noyan Doğan

Otomatik BES’te çok şey değişecek

5 Şubat 2018

2017’nin Ocak ayında uygulamaya giren ve 45 yaş altı tüm çalışanların Bireysel Emeklilik Sistemi’ne (BES) katılmasını öngören otomatik katılım, bir başka adıyla da otomatik BES’te, değişikliğe gidiliyor. Önce, nelerin değişeceğini anlatayım, sonra revizyona neden ihtiyaç duyulduğuna değineyim. Değişikliklerden bir kısmı, geçtiğimiz hafta Meclis’e sevk edilen, torba tasarı olarak da adlandırılan, Vergi Kanunları İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile olacak. Yapılacak revizyonlardan en önemlisi, otomatik katılımdaki 2 aylık cayma süresinin 6 aya kadar uzatılacak olması. Torba yasa ile getirilen bir başka düzenleme ise bin liralık ek devlet katkısının nemalandırılması ile ilgili. Mevcut durumda, maaşlardan BES için kesilen tutarlara devletin verdiği yüzde 25’lik katkının dışında, cayma hakkını kullanmayarak, sistemde kalanlara, ikinci ayın sonunda ödenen bin liralık ek devlet katkısı yatırım araçlarında değerlendirilmiyor; bin lira olarak kalıyordu. Yasa Meclis’ten geçtikten sonra artık o bin liralar da Hazine’nin öngördüğü yatırım araçlarında değerlendirilecek. Ayrıca, yasayla, bin liralık devlet katkısında bir değişiklik daha yapılacak ve yıllar itibariyle yeniden değerlenmesine imkân tanınacak. Yani, bin liralık katkıya enflasyon ayarlaması yapılacak; bir yıl sonra devlet, belki de 1.100 lira katkı yapacak.

ÇIKANA YENİDEN GİRİŞ HAKKI

Torba yasa ile yapılacak değişiklikler bunlar. Bir de önümüzdeki haftalarda yasaya gerek olmadan, Hazine’nin çıkaracağı yönetmeliklerle yapılacak düzenlemeler var. Bunlardan biri; sistemden ayrılanlar, istedikleri zaman yeniden otomatik BES’e girebilecekler. Bugünkü uygulamada, sistemden ayrılanlara, istedikleri zaman geri dönüş hakkı verilmiyor. Ne zaman ayrıldılarsa, ancak o tarihten iki yıl sonra sisteme alınıyorlar. Hal böyle olunca, bin liralık ek devlet katkısını da 2 yıl sonra alabiliyorlar. Düzenleme ile ayrılanlar, istedikleri zaman yeniden BES’e girebilecekler, girdikleri zaman da bin liralık devlet katkısına hak kazanacaklar.

Gelelim, bu değişikliklere neden ihtiyaç duyulduğuna. Otomatik BES, 2017 yılında başladı ve ilk yılın sonunda 8,7 milyon kişi sisteme dahil edildi, ancak bunların sadece 3.5 milyonu sistemde kaldı, geri kalanı ayrıldı. 2018 yılında ise 4 milyon kişi daha sisteme dahil edilecek. Değişiklik yapılmasının nedeni hem çıkışları azaltmak hem de emeklilik şirketlerine, sisteme girenlere, otomatik BES’in avantajlarını anlatabilecekleri süreyi yaratabilmek.

 

NELER DEĞİŞECEK?

- 2 aylık cayma süresi 6 aya çıkartılıyor.

- İkinci ayın sonunda sistemde kalanlara ödenen 1.000 liralık ek devlet katkısı yatırım araçlarında değerlendirilecek.

Yazının devamı...

Dövizle borçlanma yasağı kimi, nasıl etkileyecek?

2 Şubat 2018

Hak veriyorum, çünkü düzenleme, 23 bin küçük ve orta boy işletmeyi yakından ilgilendiriyor. En basit haliyle, yeni düzenlemenin ne getirdiğini, kimi, nasıl etkileyeceğini madde madde anlatayım.

- Döviz geliri olmayanlar yurtiçinden de yurtdışından da artık döviz ile borçlanamayacak.

- Döviz geliri olup da 15 milyon doların altında kredi kullananlar, bundan sonra kullanacakları döviz kredisi tutarı ile mevcut kredi bakiyesinin toplamı, son 3 yıldaki döviz gelirlerinin toplamını aşamayacak.

- Kredi bakiyesi 15 milyon doların üzerinde olanlar açısında bir sorun yok bundan sonra da döviz kredisi kullanmaya devam edecek.

- Yeni düzenleme 2 Mayıs’ta uygulamaya girecek ve bu tarihte 15 milyon doların altında döviz borcu olanlar bundan sonra dövizle borçlanamayacak. Tabi, yukarıda saydığımız durumlar dışında.

LEASING KAPSAM DIŞINDA

Gelelim, düzenlemenin istisna kısımlarına ki, bence en önemli tarafı burası. Öncelikle şunu belirteyim; nasıl ki, bireylerin dövizle borçlanmasını engellemek doğru bir kararsa; döviz geliri olmayan şirketlerin de dövizle borçlanmasına engel getirmek doğru bir düzenleme. İşin iyi tarafı ise, finansal kiralama ile yapılan yatırımların bu düzenlemeden muaf tutulması. Nasıl mı? Anlatayım, çünkü burada da kafa karışıklığı var.

Şirketler, döviz geliri olsun olmasın, KDV’si yüzde 1 olan tüm makine ve teçhizat yatırımlarını leasing yoluyla yapabilecek. Daha açık şöyle anlatayım. KOBİ’siniz ve döviz geliriniz yok. İşinizi büyütmek için de makine alımı yapmanız gerekiyor. İki alternatifiniz var, ya bankaya gideceksiniz, kredi kullanacaksınız ya da leasingle alacaksınız. Yeni düzenleme kapsamında dövizle borçlanamayacağınızdan bankaya gittiğinizde artık TL ile kredi kullanmak zorundasınız ki, malum, maliyet yüksek olacaktır.

Yazının devamı...

Merkez Bankası’nın enflasyon hedefi

1 Şubat 2018

Merkez Bankası’nın 2018 için beklentisi, enflasyonun ocak ayında geriledikten sonra yılın ilk yarısı genelinde yatay bir seyir izlemesi, yılın son çeyreğinde ise belirgin biçimde gerilemesi. 2018’de enflasyona düşüş yönünde katkı yapacak başlıca unsurlar ise; iktisadi faaliyet ve kredi büyümesinin daha ılımlı bir seyir izleyecek olması, para ve maliye politikaları arasında güçlü bir şekilde devam edecek eşgüdüm dâhilinde vergi ve fiyat ayarlamalarının Orta Vadeli Program ile uyumlu seyretmesi.

Bu çerçevede de 2018 yılsonunda enflasyonun yüzde 7.9 olarak gerçekleşeceği öngörülüyor. Bunu gerçekleştirmek için de Merkez Bankası, enflasyonu düşürmeye odaklı ve para politikasındaki sıkı duruşunu kararlılıkla sürdürecek.

BÜYÜME Mİ, ENFLASYON MU?

Şunu kabul edelim, son dönemde, özellikle de geçen sene, verilen teşvik ve desteklerle enflasyonu düşürmek yerine ekonomide büyümeyi artırmaya yönelik bir politika izlendi. Bu sayede de piyasalar hareketlendi,  ekonomik krize girilmesine izin verilmedi ve yüksek büyüme yakalandı. Bunun üzerine dış etkenlerle birlikte yüksek olan enflasyon daha da arttı. Altını bir kere daha çizeyim, ekonomide izlenen bu politika sayesinde 2017, büyük sıkıntı yaşanmadan atlatıldı ve ciddi bir büyüme trendi yakalandı.

Merkez Bankası’nın enflasyon raporuna göre, 2018’de teşviklerin geçen seneki gibi olmaması ve iktisadi faaliyetin de ılımlı seyir izlemesi demek; büyüme beklentisinin de yüksek olmayacağı anlamına geliyor. O zaman kritik soru şu: Büyümeyi belli noktada tutamayacaksak, enflasyonu da tek haneye indiremeyeceksek; 2018’de yüksek büyümeyi mi yoksa düşük enflasyonu mu tercih edeceğiz. Rapordan anlaşılacağı üzere Merkez Bankası, düşük enflasyona odaklanacak. Oysa hükümetin hedefi, yüksek büyüme.

HEDEF NE KADAR GERÇEKÇİ?

Bu işin bir boyutu, gelelim diğer boyutuna. Merkez Bankası’nın 2018 enflasyon hedefi, yüzde 7.9 ve uygulayacağı para politikası da bu hedefe yönelik. Son iki yıla baktığımızda; Merkez Bankası’nın 2016’da TÜFE’deki hedefi yüzde 5’di, gerçekleşen yüzde 8.53 oldu. 2017’de ise hedef yine yüzde 5’di, gerçekleşen yüzde 11.92 oldu.

Sadece son iki yılda hedef, 3.53 ve 6.92 sapmış. Hafızam beni yanıltmıyorsa son 7 yıldır da Merkez Bankası hedefi bir türlü tutturamıyor ama koyduğu hedeflere göre de para politikası uyguluyor. Bunun nasıl okunması gerektiğinin yorumunu artık size bırakıyorum.

Yazının devamı...

Kıdem tazminatı arttı

31 Ocak 2018

KIDEM tazminatı çalışanların en çok merak ettiği konular arasında geliyor. Okuyuculardan da hemen hemen her gün kıdem tazminatı hakkında sorular alıyorum. Kimileri, tazminata nasıl hak kazanacağını soruyor, kimileri de tazminat miktarını merak ediyor. Şunu belirteyim, yeni yılla birlikte kıdem tazminatının tavanı da arttı. Yani, 2018’de çalışanlar daha yüksek tazminat alacak. Önce kıdem tazminatı hakkında merak edilenlere kısaca değineyim.

Kıdem tazminatı alabilmek için işyerinde en az bir yıl çalışmış ve işveren tarafından işten çıkarılmış olmak gerekiyor. Kendi isteğiyle işten ayrılanlar kıdem tazminatı alamıyor. Ancak, erkekler askerlik hizmeti için ve kadınlar da evlilik nedeniyle işten ayrılmak zorunda kalırsa, tazminata hak kazanıyor. Ayrıca, emeklilik için gerekli süreyi ve prim ödeme gün sayısını dolduranlar da kendi istekleri ile işten ayrılırsa kıdem tazminatı alabiliyor.

YÜZDE 5.6 ZAMLANDI

Gelelim, kıdem tazminatının hesaplamasına. Çalışana; her bir yıl için, 30 günlük (aylık brüt ücret) tazminat ödeniyor. Toplam tazminat tutarı da, çalışanın son aldığı aylık brüt ücretin, o işyerinde çalıştığı yıl süresi ile çarpılması ile bulunuyor. Örneğin, son aldığınız brüt ücret 2 bin 500 liraysa, aynı işyerinde 7 yıldır çalışıyorsanız ve işvereniniz sizi işten çıkarttıysa; kıdeminiz 17.500 bin lira tutuyor. Ücretin içinde yer alan; yol yardımı, yemek, ikramiye, prim gibi tüm ödemeler de tazminat hesabına katılıyor.

Peki, kıdem tazminatının bir limiti yok mu? Var; buna da tavan deniyor ve devlet memuruna bir hizmet yılı için ödenecek azami emeklilik ikramiyesini geçemiyor. İşte, bu tutar, 2018 ile birlikte arttı ve 5.001,76 lira oldu. Geçen sene ise bu rakam, 4.732,48 liraydı. Yani bu sene emekli olanlar, geçen seneye oranla tazminatını yüzde 5,6 zamlı alacak. Bu rakam, 1 Ocak-30 Haziran arası için geçerli. Hazirandan sonra kıdem tazminatının tavanı daha da artacak.

YANLIŞ HESAP YAPMAYIN

Yeri gelmişken, çalışanların kıdem tazminatı hesaplamasında sıkça yaptıkları bir yanlışa da değineyim. Özellikle yüksek ücretle çalışanlar, aylık ücret ile çalıştıkları yılı çarparak, çıkan rakamı tazminat olarak alacaklarını zannediyor. Oysa tazminata konu olacak tavan aylık bu yıl için 5.001,76 liradır ve bunun üzerinde ne kadar maaş alınırsa alınsın tazminat hesabı 5.001,76 lira üzerinden yapılır. Örneğin, brüt ücretiniz 6 bin lira olsun, işyerinde de 5 yıldır çalışıyor olun. 6 bin liranın 5 yıl ile çarpılması sonucu çıkan 30 bin liralık kıdem tazminatı yanlış hesaptır. Doğrusu, 5.001,76 liranın, 5 yıl ile çarpılması sonucu çıkan 25.008,8 liradır.

Yazının devamı...

Umut’un acı hikâyesi

29 Ocak 2018

UMUT’un hikâyesini ilk olarak 2013 yılında duydum. O dönem, tüm gazete ve televizyonlar Antalya’da geçirdiği trafik kazasında felç olan Rus gençten ve bakımını üstlenen Gülsüm Ana’dan bahsediyordu. Konuyla yakından ilgilenmeme sebep olan ise, o tarihte bir kamu görevlisinden aldığım elektronik posta oldu. Umut’un başından geçenlerin anlatıp, “Ülkemizde trafik kazası geçiren yabancıların sigortadan yararlanma hakkı var mıdır? Bu konuda yol gösterebilir misiniz?” diye soruyordu.

KAZA NASIL OLDU?

İşte, Umut’un hikâyesiyle böyle tanıştım. Araştırdım, soruşturdum. 2008 yılının Ağustos ayında, Antalya-Serik karayolunda, plakası tespit edilemeyen bir aracın çarpıp kaçması sonucu felç olan, hafızasını da kaybeden genç, 110 gün boyunca Akdeniz Üniversitesi’nde yoğun bakımda kalmıştı. Kimliği tespit edilemediğinden, hastane çalışanları; ‘O’na, ‘Umut bebek’ adını vermişti. Antalyalı Gülsüm Kabadayı da, Umut’u, yoğun bakımdayken tanımış, önce hastanede ilgilenmiş, sonrasında da bakımını üstlenmişti.

Hastane sonrası, ağır beden ve beyin travması geçiren, konuşamayan genci, Antalya Valiliği Aile Danışma Merkezi Müdürlüğü koruma altına alarak, Mustafa Öz adıyla da kimlik çıkartmış; Gülsüm Kabadayı’yı da koruyucu anne olarak atamıştı. Yatağa bağımlı yaşayan gencin tüm ihtiyaçlarını karşılayan Kabadayı, Antalya’da da yılın annesi seçilmişti.

HÜRRİYET DUYURDU

O tarihte işin sigorta boyutunu araştırdım. Olay, vurup kaçmaydı ve kaçan aracın plakası da tespit edilememişti. Konu, Güvence Hesabı’nın alanına giriyordu. Güvence Hesabı Müdürü Kadir Küçük, Türkiye sınırları içinde olduğu müddetçe uyruğu ne olursa olsun herkesin Güvence Hesabı’ndan tazminat alabileceğini belirterek, Umut’un kazasını inceleyeceklerini söyledi. Tüm bu gelişmeleri de 11 Şubat 2013 tarihinde, yine bu köşeden, “Rus gence sigorta umudu” başlıklı bir yazıyla duyurdum. Yazı üzerine de Antalya Valiliği Aile Danışma Merkezi Müdürlüğü, sigortadan tazminat alabilmek için 26 Şubat 2013’de Güvence Hesabı’na müracaat etti.

Yazının devamı...

Koca bir finans sektörü nasıl yok sayıldı?

25 Ocak 2018

Ertem, özetle, faktoring sektörünün, çek-senet kırma mekanizması görünümünden çıkması, sistemin yeniden düzenlenmesi gerektiğini söyledi ve 2018’de bu konuda düzenlemelerin yapılabileceğine değindi. Çok doğru bir tespit; artık kamunun faktoring sektörüne el atması gerekiyor. Hazır konu gündeme gelmişken, Cemil Ertem’in bıraktığı yerden devam edeyim ve son dönemde yaşanan, gözlerden de kaçan gelişmeyi paylaşayım.

Hatırlayacaksınız, geçen senenin sonunda, birçok alanda değişiklik yapan Torba Yasa, Meclis’ten geçti ve bu yılın başında da uygulamaya girdi. Yasa ile özellikle, küçük ve orta boy işletmelerin daha çok desteklenmesi adına banka dışı finans kesimine yönelik de önemli düzenlemeler de yapıldı ki, başta vergisel anlamda banka dışı finans kesiminin haksızlığa uğradığı, yıllardır çözüm bekleyen sorunları vardı. Neydi, bunlar? Özetle, bankı dışı finans şirketleri, ayırmak zorunda oldukları özel karşılıkları kurumlar vergisinde gider olarak gösteremiyorlardı. İkincisi, zora düşen kredi borçlarının tasfiyesinde, bu şirketlere geçen gayrimenkuller yine kurumlar vergisi muafiyetine konu olamıyordu. İşte, bu sorunlar, yasa ile çözüldü. Çözüldü de nasıl çözüldü?

PLAN VE BÜTÇE’DE NELER OLDU?

Şimdi, sıkı durun. Yasa taslağında, banka dışı finans kesiminin en büyük oyuncularından olan faktoring şirketleri de vardı. Ancak, yasa, Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülürken, biranda faktoringciler taslaktan çıkarıldı. Gerekçe ne? Algılarının bozuk olması. Tahmin edeceğiniz gibi yasa çıktı, ama faktoring şirketleri dışarıda bırakıldı. Bugün gelinen noktada, bankalar ve banka dışı finans şirketleri vergisel desteklerden yararlanıyor; bir tek faktoring şirketleri yararlanamıyor.

Daha bitmedi. Gözlerden kaçtı, Torba Yasanın dışında kimlik paylaşım sisteminde de bir kanun değişikliği yapıldı. Konu teknik olduğundan detaya girmeyeceğim ama orada da finans şirketlerine adres paylaşım sistemine ulaşım imkanı tanınırken, bir tek faktoring şirketleri dışarıda bırakıldı. Gerekçe yine aynı; sektörün, algısının bozuk olması.

Peki, kim bu şirketler? Büyük çoğunluğu, anlı şanlı, koca koca bankaların kurduğu, yani bankaların iştiraki olan şirketler ki, bunların çoğunluğu da malumunuz yabancı sermayeli. Bugün hemen hemen her bankanın bir faktoring şirketi var ve pazarda ağırlığı olan da bu şirketler. Söylememe gerek yok ama ben yine de söyleyeyim, finans şirketi olmalarından dolayı da Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) gözetimi ve denetimi altındalar; hem de sıkı denetimi altındalar. Tahmin ediyorum algı bozukluğuna neden olan bir durum tespit edilmiş olsa, BDDK bugüne kadar gereğini yapardı.

ALGI BOZUKSA GEREĞİNİ YAPIN

Peki, bu şirketler ne yaparlar? En basit haliyle, çoğunluğu KOBİ olan 500 bin işletmeye hizmet verip, vadeli ticari alacaklarını nakde çeviriyor, finansman temin ediyor, ihracatçıların da yurtdışındaki teminatsız alacaklarını garanti altına alıyorlar. Yani, ticareti finanse ediyorlar. Toplam işlem hacmi ise 150 milyar liraya yakın.

Yazının devamı...

Emekliden SGK’ya enflasyon farkı davası

24 Ocak 2018

GEÇEN ‘27 Ocak son gün, kaçırmayın’ başlıklı yazımda, 30 yıldan fazla çalışan memur emeklilerinin her bir hizmet yılı için ek ikramiye alabilmesi için başvuru süresinin 27 Ocak’ta dolduğuna ve kaçıranların ikramiye haklarının yanacağına değindim. Bir haftadır okuyuculardan onlarca soru alıyorum.

Kimileri, ikramiye hakkından habersiz ve nereye, nasıl başvuracağını soruyor; kimileri, başvurmalarına rağmen bir yıldır cevap alamadıklarından yakınıyor, kimileri de ikramiye ödemelerinin devam edip etmeyeceğini, edecekse de yeniden başvurmak gerekip gerekmediğini merak ediyor. Gelen okuyucu yorumlarında dikkatimi çeken bir nokta daha oldu; o da, ikramiye farklarında enflasyon farkı dikkate alınmadığından dolayı emeklilerin dava açmaya başladıkları. Biraz araştırdım, dava açan ve açmak isteyenlerin sayısı bir hayli fazla.

HER EMEKLİ FAİZ ALAMAYACAK

Öncelikle şunu belirteyim, ek ikramiyede enflasyon farkı uygulanmayacağı gibi her emekliye de faiz farkı ödenmeyecek. Peki, neden böyle? 2015 yılında, Anayasa Mahkemesi, ‘emekli ikramiyesinin hesabında 30 hizmet yılından fazla süreler dikkate alınmaz’ maddesini iptal etti ve bu tarihten sonra emekli olanlar, çalıştıkları süre üzerinden ikramiyelerini aldı. 2015 öncesi emekli olanlar ise Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) ikramiye talebi için başvurdu, ancak geri çevrilince dava açtı. 2017’nin başında ise düzenleme yapılarak, 30 yıldan fazla hizmeti olan memur emeklilerine çalıştıkları her fazla yıl için ek ikramiye ödenmesine karar verildi. Geçen seneni Ocak ayından itibaren de ikramiye talebi için başvurular başladı. Bundan sonrasını madde madde anlatayım ki, daha net anlaşılsın.

KİMLER HAKSIZLIĞA UĞRADI?

- 2017 Ocak ayından önce dava açıp da davası sonuçlanmayan emeklilere, eğer vefat etmişse varislerine; ikramiyeleri, kanuni faizi ile birlikte ödendi, ödenmeye de devam ediyor.

- Aynı tarihten önce dava açmayıp, sadece SGK’ya müracaat edenlere ise sadece ek ikramiyelerini alacaklar, kanuni faiz alamayacaklar.

- 2017 Ocak’tan önce hem dava açmayıp hem de hiçbir başvuru yapmayanlar bu tarihten itibaren SGK’ya müracaat ettiler, etmeyenler için de son gün 29 Ocak ve bu kişiler de sadece ek ikramiye alacaklar, kanuni faiz alamayacaklar.

Yazının devamı...

Bina sigortası neden gündeme geldi?

22 Ocak 2018

Bakanlık, ön ödemeli konut ve devre tatil satışlarında, tüketici ödemelerini teminat altına alan bina tamamlama sigortasının düzenlenmeye başlandığını duyurdu. Bu açıklama da haliyle kamuoyuna, ‘maketten satışta bina tamamlama sigortası devrede’, ‘Bakanlıktan yeni uygulama’ şeklinde yansıdı. Diyeceksiniz ki, ‘tüketicinin yararına uygulama başlatmışlar, nesine şaşırıyorsun?’. Sorun da burada. Bu konu, 4 sene; hatta 6 sene öncesinin konusu. Açıklama sonrası ben mi bir şey kaçırdım diye, araştırdım; hayır, kaçırmamışım. Anlatayım.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANLIĞI

2012 yılında, dönemin büyük inşaat şirketlerinden biri iflas edip, binlerce kişi mağdur olunca Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, maketten konut alanların mağduriyetini, zorunlu sigortayla önleme kararı aldı. Sigortanın adını bina tamamlama sigortası koydu; içeriğini kimseye sormadan Bakanlık kendi hazırladı ve o dönem hazırlıkları süren Tüketici Kanunu Taslağına da koydurdu. Tabii, sigortacılar ayağa kalktı. İtiraz ettikleri konu ise, Bakanlığın hazırladığı sigorta şartları içinde iflas riskinin de olmasıydı. Yani, inşaat şirketi batarsa, tüm sorumluluk sigorta şirketine aitti. Üstelik bakanlık, sigortayı da zorunlu hale getirmeye çalışıyordu.

2014 yılında, yeni Tüketici Kanunu ile bina tamamlama sigortası da uygulamaya girdi. Buna göre, inşaat şirketi, konut satışına başlamadan önce projesi için sigorta yaptıracak, inşaat süresi içinde şirket iflas eder, konutları sahiplerine teslim edemezse; devreye sigortacı girecek, konut için o tarihe kadar ödenen tüm bedeli tüketiciye ödeyecek ya da sigorta şirketi, inşaatın tamamlanmasını sağlayacak ve tüketiciye konutu teslim edecekti. Anlaşılacağı üzere Bakanlık, sigortanın içeriğine yönelik itirazları dikkate almadı ama uygulamayı da zorunlu yapmadı. Şöyle ki; inşaat şirketine, sigorta yaptırmak istemezse banka teminat mektubu, hakediş sistemi gibi sigortanın yerine geçecek güvenceleri sağlama zorunluluğu getirdi, sigortacılara da inşaat şirketini riskli görürse, sigorta yapmama hakkı tanıdı.

4 YILDIR VAR UYGULANMIYOR

Uzatmayayım, son bir haftadır yeni bir uygulamaymış gibi gündeme getirilen bina tamamlama sigortası üç yıldır var ama uygulanmıyor. Neden? Bakanlığın, sigorta teminatını, iflası da içine alacak şekilde geniş tuttuğundan. Hal böyle olunca da sigorta şirketleri bu kadar büyük bir riskin altına girmek istemiyor; girseler bile talep edecekleri fiyatı inşaat şirketleri ödeyemiyor. Peki, her şey aynıysa; bugün, bina tamamlama sigortasını neden tartışıyoruz? İşte, bunu bilen yok ama tahminler var. Öğrendiğime göre de bankalarla çalışmakta zorlanan kimi inşaat şirketleri, sigortanın devreye girmesi için Gümrük ve Ticaret Bakanlığını sıkıştırıyormuş. Bu sigorta uygulanamaz mı? Eğer ihtiyaç varsa, tüm tarafların yararına olacak ve yine tüm tarafların ortak karar vereceği bir modelle uygulanabilir.

 

Yazının devamı...