"Prof.Dr. Mikdat Kadıoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Prof.Dr. Mikdat Kadıoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Prof.Dr. Mikdat Kadıoğlu

Veda zamanı

29 Ekim 2012

Hürriyet Ailesi’ne veda ediyorum. Bu benim bu köşedeki 473’üncü yazım. Seyahat İlavesi’ndeki maceram 26 Haziran 2003’te başladı. Havadan Sudan Temel Fıkraları hariç hiçbir önemsiz konuda yazmadım! Tüm yazılarım havadan sudan çok önemli konular üzerineydi. O kadar önemli yazılar yazdım ki biri 500, diğeri 10, bir diğeri ise 5 bin TL’lik tazminat talebine konu oldu! Yalan yanlış bir şey yazmadığım için açılan davaların hiçbiri aleyhime sonuçlanmadı...

GÖREVİMİ YAPTIM

Sonuç olarak bir akedemisyen olarak “doğayı korumak insanı korumaktır” ilkesiyle insanımıza doğayı tanıtmak ve halkımızı aydınlatmak benim görevim. Herkes bir şekilde havadan-sudan konuşuyor ama genellikle en temel bilgiden yoksun ve bazen de yanlış oluyor. Yani, ülkemizde düşük olan meteorolojik-iklim okur yazarlığını iyileştirmemiz gerekiyor.
Bu nedenle, halkımızı bilgilendirmek ve aydınlatmak için bana bu fırsatı veren gazete yönetiminden, editörününe, okuruna, yani tüm Hürriyet Ailesi’ne çok teşekkür ederim.
Hoşçakalın!
Cumhuriyet Bayramı’nız kutlu olsun!

Yazının devamı...

Atalarımıza göre tatil ve hava durumu

22 Ekim 2012

Şinasi’ye göre “Atasözleri ki avam (halk) hikmetleridir, halk felsefesidir; dilinden çıktıkları milletin nasıl düşündüğünü, yani fikirlerinin ne mahiyette olduğunu anlatırlar. Osmanlı – Türk atasözlerinin ise hepsi manalıdır.” Oğuzname’de ise “Atalar sözü tutmayan yabana atılır” diyor! Hem yabana atılmamak için, hem de Şinasi’ye inanarak 10 bin 730 Türk atasözü ve deyimini tarayıp havamıza bir baktım.

ASLAN GİBİ YATMA TİLKİ GİBİ GEZ

Önce seyahat konusunu inceleyelim: “Gezen ayağa taş düşer” şeklinde bir uyarı var! Bununla birlikte “Yatan aslandan, gezen tilki iyidir” diyerek, tilki gibi gezmemizi teşvik ediyorlar. “Kışın ocak başı, yazın dağlar başı” sözünden ise atalarımızın kayak ve plajdan pek hoşlanmadığı anlaşılıyor. Atalarımız “Rüzgarlı havanın kuytusu, yağmurlu havanın uykusu” diyerek yağmurlu havada uyuma ile rüzgarlı havada kuytuya gitmeyi tavsiye ediyor. Yağmurlu havada uyuma fikrini çok tuttum doğrusu. Bir sözlerinde “Yazın azıksız, kışın yağmurluksuz yola çıkılmaz” diyorlarsa da başka bir sözlerinde “Gezen kurt aç kalmaz” buyuruyorlar. “Gezenin karnı işler, oturanın başı” sözünden de bir şey anlamadım. Gezmek ve yemekle ilgili en hoşuma giden sözleri ise “Sizde yiyelim içelim, bizde konalım göçelim”...

ÖNGÖRÜNÜN BÖYLESİ

Bu tespit ve tavsiyelerden sonra “Yaz yağmurudur geçer, geçer ama gömleğe” ve “Yaz gününün yağışı, iki sevgilinin dövüşüne benzer; şimdi gelir şimdi geçer” sözlerinin ne kadar doğru ve hoş söylenmiş sözler olduğuna şaşırdım doğrusu. Bildiğiniz gibi yazın, yağış genellikle kısa süreli sağanak şeklinde oluyor. Bunu iki sevgilinin kavgasına benzetmek bir meteoroloji profesörünün bile hiç aklına gelmediğini itiraf etmeliyim.
Atalarımızın kış hakkındaki gözlemleri çok ilginç: ¬ Kış günü kırk türlü.
¬ Kış, kış gerek; yaz, yaz. ¬ Kıştan sonra bahar olur. ¬ Kışın soba al, yazın aba al. ¬ Kış güneşi gibi ayda bir defa doğar. ¬ Padişahım, yazı yaz olsun, kışın kış. ¬ Kışın ekmeksiz, yazın gömleksiz yola çıkma.
Buradaki “.. yazın gömleksiz yola çıkma” sözü bizi güneşin morötesi ışınlarından ve dolayısıyla cilt kanseri gibi bir tehlikeden korumak için çok iyi bir tavsiye doğrusu!
Atalarımızın hava tahmini için söyledikleri arasında bulunan “Sabahın kızartısı akşamı kış eder, akşamın kızartısı sabahı güz eder” sözü çok doğru bir gözlem doğrusu. Derslerimde şimdiye kadar bu gözlem için kullandığım “Sabahın kızartısı, denizcileri korkutur; akşamın kızartısı, denizcileri memnun eder” şeklindeki Amerikan sözünden bahsetmeyeceğim artık.

TECRÜBEYE GÜVENİN

Unutmayın havayla ilgili atasözleri, süper bilgisayarlar, sayısal hava tahmin modelleri, meteoroloji uyduları, radarları, balonları, barometre, termometre, anamometre, higrometre, meteoroloji genel, bölge, sinoptik ve büyük klima istasyonu müdürlükleri, küçük klima ve yağış istasyonları, meteoroloji profesörleri, doçentleri, doktorları, araştırma görevlileri, yüksek mühendisler, mühendisleri, teknisyenleri, binlerce meteoroloji ve atmosferik bilimler araştırması, kitabı ve makalelerinden çok önceleri geliştirilmiş ve kullanılmıştır...

Yazının devamı...

Türkiye’de afet turizmi ne alemde

15 Ekim 2012

Meraktan afet bölgesine seyahat, afet turizmi olarak adlandırılıyor. Belki geçekliği tatmak, belki de bazı şeyleri birinci elden yaşamak için afet bölgesine gitmek isteniyor. Aşırı meraklılık, insanları sıra dışı ve tehlikeli şeylere çekebiliyor. Belki de bir trafik kazasını görmek için trafik çok yavaşlıyor ve ne olduğu görebilmek için birbirinin üstüne çıkan, sağdan soldan kafasını uzatanlar da “iyi ki ben değilim” diyerek şükrediyordur. Sorduğunuzda bunu hemen inkar etseler de temel duygu bu!
Ne 17 Ağustos 1999 Kocaeli Depremi’nde, ne de en 2011 Van Depremi’ndeki karmaşada kimin turist olduğu; kimin yardıma geldiği belli değildi. Bununla beraber, dünyada turizm literatürüne giren bazı örnekler var. ABD’deki Katrina tayfunu ve İzlanda’daki Eyjafjallajökull volkan patlaması bunların en önemli örnekleri. Aslında büyük savaşların gerçekleştiği bölgelere gelen tarafların yakınları için de afet turisti diyenler var. Örneğin, Anzakların her sene Çanakkale’ye gelmesi gibi…  Ayrıca geçmişin Pompei felaketi bugünün önemli bir turizm mekanı!
İster inanın ister inanmayın Katriana Tayfunu’ndan sonra New Orleans’da büyük bir afet profesyonel turizm firmaları tarafından turizm hareketi başlatıldı. Büyük hasar gören mahallelere, patlayan sel setlerine ve duvarlarına rehber eşliğinde otobüs turları düzenlendi. Yerel halktan birçok insan, toplumlarının ve ailelerinin içine düştükleri bu kötü durumdan para kazanmaya çalışan tur firmalarını etik davranmadıkları için eleştirmekteydi. Ayrıca tur otobüsleri, enkaz kaldırma ve temizlikte çalışan kamyonların hareketlerini engelledi veya zorlaştırdı. Aynı zamanda, alt yapının hasar gördüğü ve yollardaki trafik işaretlerinin olmadığı bir afet bölgesinde dolaşmak tehlikeliydi. Bu nedenlerden dolayı, afet tur organizasyonları bazı bölgelerde yasaklanmıştı... Bununla beraber, New Orlèans’ın Gentilly, Lakeview ilçelerinde halk organize turist gruplarını kamuoyu yaratarak daha fazla yardım almak için desteklemişti.
2010 yılında Eyjafjallajökull Volkanı patladığında halk bölgeden tahliye edilirken bölgeye afet turisti getirilmesi turizmi patlattı! Tur firmaları patlayan volkanı göstermek için turlar satmaya başlatı ama volkan külleri yüzünden etrafdaki ülkelerin hava alanları kapandı ve hava trafiği aksatı.
İster merak, ister şükür etmek için olsun afet turizmi bir gerçek. Afet turizmini, birilerinin acıları üzerinden para kazanmak yerine, başkalarının acılarından ders almak ve yerel ekonominin yarasını sarmak için iyi bir fırsat diye düşünmek lazım. Yani temel soru şu olmalı: “Afet turizmi için doğru zaman nedir?” Afetzedelerin yas tutmasını ve acil müdahale çalışmalarının tamamlanmasını beklemek gerekir. Yani en az 3 gün...

Yazının devamı...

Tek ve yeni yol iklim risk yönetimi

8 Ekim 2012

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ve T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın birlikte yürüttüğü İkinci Ulusal Bildirim hazırlık faaliyetlerini desteklemek için yazdığım “Türkiye’de İklim Risk Yönetimi” adlı rapor geçen hafta Ankara’da tanıtıldı. Türkiye’de 12 afetin iklim değişikliğiyle birlikte nasıl değiştiği ve dünyanın kabul ettiği en son çözüm yönteminin ne olduğu ilk defa gözlemlere ve somut önerilere dayalı olarak ortaya konuldu.

RİSK SIRALAMASINDA TÜRKİYE ÜÇÜNCÜ

Bilindiği gibi Türkiye’de iklim değişikliğine bağlı olarak meydana gelen sel hasarlarının neden olduğu maddi kayıplar, depreme yaklaştı. Sadece yıldırımların yol açtığı can kaybı ise son iki yılda yüzlerce kişiye ulaştı. Dolu hasarı ise tarım sigortası ödemelerinde birinci sıraya yerleşti...
Böylece, sosyo-ekonomik yapısı kadar, ekolojik yapısı da çok hassas ve kırılgan olan Türkiye, içinde bulunduğumuz yüzyılın sonlarına doğru Avrupa ve Orta Asya Bölgesi’nde aşırı hava olaylarına en çok maruz kalacak ülkeler listesinde üçüncü sırada gösteriliyor. İklim değişikliği senaryolarına göre ortalama hava sıcaklığında görülebilecek 1-2 derecelik artış, aşırı hava sıcaklıkları ve şiddetli yağışlarda bir kaç kat artış anlamına geliyor. Türkiye de son zamanlarda hızla artan hidro-meteorolojik afetlere ait bir çok somut örnek bulunuyor.

ÇÖLLEŞME VE SELLER EL ELE

İklim değişikliği nedeniyle Türkiye’de çöle benzer bir iklim hâkim olmaya başladı. Bunun en önemli nedenlerinden biri, Sahra Çölü gibi bölgelerdeki yüksek basınç kuşağının kuzeye Türkiye’ye doğru kayması. Değişen iklimle birlikte yaşadığımız düzensiz, ani ve şiddetli yağışlar ve seller; heyelanları, erozyonu ve çölleşmeyi artırıyor. Kuraklıkla birlikte kıtlık, orman yangınları, sıcak hava dalgaları, çekirge istilası, kene, sivrisinek gibi haşereler ve bunlara bağlı olarak yaşanan uzun mesafeli göçler artıyor. Artan rüzgar fırtınaları ise şiddetli yağmur, dolu, hortum, yıldırım, ani sel, şehir selleri gibi afetlerin daha sık ve daha uzun süreli etkili olmasına neden oluyor.
Farkındaysanız bugünler şehirlerimizde yaşanan sel felaketlerine daha birinin bıraktığı izler temizlenemeden her gün yeni bir sel felaketi ekleniyor. Bu nedenle, Türkiye’de de afet risk yönetimi stratejisiyle birlikte iklim değişimine uyum, artık tüm politika, plan ve programlarda “iklim risk yönetimi” adı altında bütünleşik bir şekilde düşünülerek ele alınmalıdır.

BİRLİKTE ÇÖZÜM ARANMALI

Ayrıca giderek acayipleşen hava olaylarının çözümü ile depremle mücadele arasında da çok yakın ilişki var. Örneğin afet riski altındaki alanların dönüştürülmesi sırasında sel yatağındaki çürük bir bina yıkılıp depreme dirençli bir şekilde yapılırken aynı zamanda selden korunabilecek şekilde de önlemlerin alınması iklim değişikliğine de uyum için de çok doğru bir adım olur. Deprem için yıkılan bina yapılırken “sıfır karbon ev” ilkesine göre inşa edilirse Türkiye’nin sera gazı emisyonlarını azaltma konusunda da büyük bir adım atılmış olur. Diğer bir deyişle, eğer olaya “iklim risk yönetimi” üzerinden bir bütün olarak bakılabilirse bir konuda yapılan yatırım küçük ilavelerle diğer konularda da ülkemizde çok büyük faydalar sağlayabilir.
Özetle, kıt kaynaklarıyla kalkınmakta olan ülkemizde “İklim Risk Yönetimi”,
-İklim uyum ve afet risk yönetimi çalışmalarına bütünleşik bakabilmemiz
-Halkın güvenliği ve refahı için yaptığımız çalışmalardan daha yüksek katma değerler üretebilmemiz
-Kaynaklarımızı, enerji ve zamanımızı daha etkin bir şekilde kalkınma için kullanabilmemiz
-Benimsediğimiz uluslararası belgelerdeki hedeflere daha kolay ulaşabilmemiz
-Uluslararası finans kaynaklarından daha etkin bir şekilde yararlanabilmemiz için yararlı ve gereklidir.
Sonuç olarak iklime uyum ve afet risk yönetimine artık herkes sadece kendi kurumu ve uzmanlığından bakmaktan vazgeçip “iklim risk yönetimi” üzerinden bütünleşik olarak bakmak zorunda.

Yazının devamı...

Yangın değil, seyahatte en büyük tehlike terördür

1 Ekim 2012

Artık her gün nerede patlayacağı belli olmayan bomba, silahlı saldırı gibi terör olaylarıyla karşı karşıyayız. Oteller ve bazı duyarlı iş yerleri kendilerine göre acil durum planı yapıyor ama çok yetersiz ve yanlışlarla dolular. Terör ve benzeri afetlerden korunmak için en azından 4 temel davranış şekli doğru uygulanmalı: 1) Çök-kapan-tutun, 2) Yerinde-Sığınak, 3) Kilitlen-Yat 4) İç ve Dış Tahliye... Acil durum planlarında bunları adı bile yok...

PATLAMA SONRASI PENCEREYE KOŞMAYIN

Örnek olarak ve kısaca bina içinde veya dışında patlama meydana gelince yapılması gerekenlerden bahsetmek gerekirse:
* Silah sesi ve patlama duyanlar insan doğası gereği, ilk iş pencereye koşup çevreye bakmak ister. Ancak dikkat: Patlama sesi patlamanın şok dalgasından daha önce size ulaşır.
* Patlamanın olduğu yerde, ses ile şok dalgasının size ulaşması arasında önemli zaman farkı olmasa da patlamayı duyar duymaz sırtınızı pencereye dönük olarak bir masa altına girip başınızı ve boynunuzu düşen şeylerden (çök-kapan-tutun ile) korumalısınız. Masaya sıkıca tutunun, yüzünüzü ve gözlerinizi kollarınıza kapatıp uçuşan cam parçalarından koruyun. Etrafta altına saklanacak bir şey yoksa derhal yere çöküp veya yatıp, başınızı ellerinizin arasına alarak hedef küçültün.
* Patlamadan sonra binada hasar meydana gelmiş ve enkaz altında tozlu bir alanda sıkışmışsanız ayağa kalkmaya, çırpınmaya ve bağırmaya çalışmayın. Ağzınızı ve burnunuzu bir parça kumaş parçasıyla kapatın. Bağırmayı son çare olarak deneyin.
* Dışarısı için başka bir bomba veya terörist tehdit varsa, aksi söylenene kadar içeride “yerinde sığınak” veya “kilitlen-yat” prosedürü uygulanmalı. Tehlike binadaysa, herkes tahliye edilmeli. Bunlar için verilen eğitimde ve planlarda “yapma” değil; “yap” şeklinde talimatlar verilmeli. Örneğin, “dışarı çıkmayın” yerine, “binada önceden belirlenmiş güvenli yerlerde toplanarak bekleyen” demek gibi...

ARKADAŞINIZI HATIRLAYIN
 
* Tahliyede mutlaka “eş sistemi” uygulanmalı. “Binayı terk edin” demeden önce “Patlamadan sonra önce kendinizi, sonra arkadaşınızı kontrol edin” denmeli. Kimse tek başına kaçmamalı; herkes önceden belirlenmiş eş mekanı kontrol etmeli, mümkünse oradakilere yardımcı olmalı; olamazsa da onlar hakkında bilgi sahibi olarak binayı terk edip yardım getirmeli. Kat görevlisi ile eş sistemi, aynı şeyler değildir.
* “Bina dışına çıkar çıkmaz güvenli bölgeye” gidin denirse, eksik arkadaşlarınızı kontrol edemezsiniz. Her kurumun “Acil Durum Planı”nda toplanma alanları da belirlenmiş olmalı. Herkes kendine göre “güvenli yer” tespit edip oraya kaçarsa, yoklama yapılamaz ve kimin eksik olduğu da tespit edilemez.

TAHLİYE PLANLARI YETERSİZ

Birçok büyük işletme ve otelin kapı arkalarına, duvarlarına koydukları tahliye planları uluslararası standartlarda değil. Binanın tahliyesi için her odadan iki ayrı tahliye yolu belirlenmemiş. Tahliye yolu üzerindeki acil müdahale araç ve gereçleri de plan üzerinde işaretlememiş. Daha da önemlisi tahliye planları üzerinde gerektiğinde “yerinde sığınak” ve “kilitlen-yat“ prosedürleri için hiçbir bahis yok.
Özetle tehlikenin sadece yangın olmadığını anlamalı, artan terör nedeniyle artık bu olaya ezberden değil; daha bütüncül ve bilimsel olarak bakabilmeliyiz...

Yazının devamı...

Sabahın köründe iş yerine gitmek zorunda mısınız

24 Eylül 2012

Her sabahın köründe sıkışmış trafikte zorla ilerlemeye çalışıyoruz. Bütün bu uğraşımız sadece ve sadece işyerimize belli bir saatte varmak için. Bir metal kutunun içinde jokey gibi oturup burnumuzdan soluyarak bin bir zorlukla işimizi yapmak için her gün gidip bir ofiste oturmamız gerektiğine inandırılmışız bir kere! Artık bu ezberimizi de bozmalıyız...
Büyük şehirlerimizde özellikle de sabah ve akşam işe gidiş ve dönüş saatlerinde trafik sıkışıyor; hatta felç olup duruyor. Trafikteki durumu gösteren elektronik boardlardaki yazılar da hep aynı: “Yoğun”. Özelliklede okullar açıldıktan sonra “akıcı” kelimesini göremezsiniz. Otomobil sayısı her gün artarken dünyanın her yerinde büyük şehirlerin trafik problemi içinden çıkılmaz hal alıyor. Tekerleği yeniden keşfetmemiz gerekmiyor; bu konuda da dünyada edinilen tecrübelerden yararlanmalıyız.

25 MİLYON ABD’Lİ AYDA 1 GÜN EVDEN ÇALIŞIYOR

Şartlanmışız bir kere, her gün trafik meydan muhaberesi yapmadan rahat edemiyoruz. İşinizi nerede yaptığınızın bir önemi yoksa oturun evinizde; hem işinizi yapın, sinirlerinizi bozmayın, havayı kirletmeyin, hem de trafiği aksatmayın... Kişisel bilgisayarlar ve internet ile evden çalışmak artık çok kolay. Bu nedenle gelişmiş ülkelerdekiler evlerinde yapabileceği iş için artık her gün yollara dökülmüyor. Örneğin ABD’de ayda en az bir gün evden çalışanların sayısı 25 milyondan fazla.
Bunun için ilk adım olarak hangi işlerde çalışanların evden çalışmaya uygun olduğu belirlenmesi gerekiyor. Sonra bu tür işlerde çalışanların en az ayda bir günden en fazla haftada dört güne kadar evden çalışabilmesi programlanmalı. Evden çalışmanın yaygınlaştırılabilmesi için öncelikle özel sektörde işverenlerin ikna edilmesi ve kamuda kanun ve yönetmeliklerin yeniden düzenlemesi gerekiyor.

METEOROLOJİYE GÖRE MESAİ AYARI YAPILABİLİR

İşveren için evden çalışanların getirdiği avantajlar çok açık. Değerli elemanları elde tutar, yeni eleman bulma ve onları eğitme derdi olmaz, park yerinden tasarruf eder, işe almada daha fazla avantajlı olur, verimi artar ve büyümenin önündeki engeller kalkar. Çalışanlar için evde çalışmak, ofisteki dikkat dağıtıcı ve rahatsızlık verici şeylerden uzak kalmak, yol masraflarından tasarruf, daha iyi bir iş ve yaşam dengesi ve motivasyon anlamına geliyor. Daha geniş ölçekte ise evden çalışma daha az tıkalı yol, daha az egzoz kirliliği ve daha fazla rekabet gücü anlamına gelir.
Sabahları işyerinde kart basmak, imza atmak ya da birilerine gözüne gözükmek gibi şekilci yaklaşımlardan çok kimin neyi, hangi kalitede ürettiği daha önemli olmalı. Gözlemlerime göre, “Burada hiç durmuyorsun”, “Yüzünü gören cennetlik” gibi şikayet ve kinayeleri yapanların genellikle iş yerinde sadece nöbet tutan, ama yeterince üretemeyenlerdir. İnanmazsanız etrafınıza bir daha bakın!
Evden çalışmak ve hava tahminlerine göre mesai saatlerini ayarlamak, kalabalık şehirlerdeki trafik sıkışıklığına tek başına bir çare değildir, fakat kesinlikle çözümün bir parçasıdır. Bir düşünün bakalım, ille de her gün iş yerinize gitmeniz gerekiyor mu?..

Yazının devamı...

Hem havalı hem de bilgili olsun

17 Eylül 2012

Gelişmiş toplumlar, birkaç dakika, saat, gün, hafta ve hatta mevsim sonraki hava, iklim, su şartlarını, mümkün olduğu kadar önceden, doğru bir şekilde öğrenmek ister.
İlk teneffüs ettiğimiz havayı ciğerlerimize çektikten sonra çığlık atıp ağlayarak hayata başlayıp, yine son nefesimizde ciğerlerimizdeki havayı vererek hayata sessizce veda ediyoruz. Biz havayla ilgilensek de, ilgilenmesek de; doğum ile ölüm arasındaki bu süreçte hava şartları bizimle sürekli ilgileniyor. Bu nedenle tüm dünyada medya mensupları, hava durumu programlarının herkesi ilgilendirdiği konusunda hemfikirdir.
1879 yılından beri İngiltere’de basın havayla ilgili bilgileri veriyor. 14 Kasım 1922’de BBC, radyodaki hava durumu programlarında Meteoroloji Servisi’nin hazırladığı raporları okudu. 11 Kasım 1936’da dünyada ilk defa BBC, meteoroloji haritalarını TV’de göstermeye başladı. 1953 yılında ise BBC “kişiselleştirilmiş hava durumu programı” için bir meteorolojistin meteoroloji haritaları üzerinden hava durumunu yorumlayıp anlatması uygulamasına geçti. ABD’de de medya, 1950 yılından beri meteorolojist çalıştırıyor. Reyting raporları da, meteorolojistler tarafından sunum yapılan haber programlarının tercih edildiğini gösteriyor. Artık Amerikan Meteoroloji Odası (AMS) ve Avrupa Meteoroloji Örgütü (ECOMET) hava durumu programları için standartlar geliştirip uyguluyor.
Çağdaş ülkelerde hava durumu sunucuları, meteorolojiden satın aldıkları tahminlere kendi yorumlarını katarak sunuyorlar. Aslında hava durumu sunucuları, meteorolojinin kamuya açılan yüzüdür. Bu nedenle meteoroloji teşkilatları, büyük masraf ve emeklerle ürettikleri bilgileri, palyaço, artist, manken vb. yerine meteorolojistler tarafından halka sunulmasını isterler. Meteorolojist sunucular, kapalı ortamlarda çalışanların yanı sıra çiftçi, yolcu, balıkçıya da hitap ettiklerini unutmazlar. Örneğin şiddetli bir yağmurun, sellerin, hasat sonrası tarlada bekleyen ürünün heba olması, ya da otobüs seferlerinin ertelenmesi anlamına geldiğini de uygun bir şekilde hissettirirler. Aksi takdirde orada bulunmalarının hiçbir anlamı olmazdı.

BUGÜN NASIL GİYİNELİM

Ülkemizde de Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nden satın alınan bilginin uzmanları tarafından televizyonda yorumlanarak sunulması, şüphesiz yararlı oluyor ve ilgi çekiyor. Örneğin, önümüzdeki kış günlerinde düşük hava sıcaklıkları kuvvetli rüzgarlar ile birleşince “rüzgar soğuğu” denen üşüme ortaya çıkacak. Sıcaklık ve rüzgar verileri kullanılarak insanların rüzgar nedeniyle hissedeceği sıcaklıklar belirlenip halka “Bugün Nasıl Giyinelim” şeklinde bildirilebilir. Böylece veliler de, çocuklarını okula göndermeden önce “rüzgar ısırığına” maruz kalacak el ve yüz gibi yerleri korumak için tedbirler alabilirler.
Bir hava durumu sunucusu için, tüm ülke hakkında, 30-40 kelimelik bir metin yazmak zordur. Ülkemizdeki ciddi TV kanallarında meteorolog çalıştırılmaya başlandığından beri hava durumu programlarında önemli gelişmeler oldu fakat hâlâ bilgiler “konserve” olarak sunuluyor. Aslında basit bir meteoroloji radarı, yıldırım detektörü, w ebcam, desteği, vb. ile havayla ilgili bilgiler canlı ve daha ilginç olarak verilebilir...

Yazının devamı...

Dünya Ozon ve Arabasızlık Günleriniz şimdiden kutlu olsun!

10 Eylül 2012

Takvime göre 16 Eylül’de “Dünya Ozon Günü” var, ama bundan henüz Türkiye’de pek çok kimsenin haberi yok. Ne yapmalı? Yetkililerimize bu önemli gün için bir çağrıda bulunsak mı? Ya da bu günün tüm dünya ile birlikte ülkemizde de halkı bilinçlendirmek için daha yaygın bir şekilde nasıl kullanılabileceğini anlatsak bir işe yarar mı? Yetkili ve ilgililerimizi buna ikna etmek için atmosferin üst seviyelerinde bulunan dost ozonun yararları ya da yazları büyük şehirlerimizi gri bir perde gibi saran yer seviyesindeki (“yaz sisi” de denilen) ozonun zararlarından mı biraz daha bahsetsek?..
16 Eylül 1987’de yaşamın dostu olan atmosferdeki ozon tabakasını kemiren kimyasal maddelerin azaltılmasını öngören Montreal Protokolü imzalandı. Bu nedenle 19 Aralık 1994 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Eylül’ü “Uluslararası Ozon Tabakasının Koruması Günü” olarak ilan etti. Böylece yıllardır Türkiye dahil Avrupa’yla birlikte birçok ülkede bu gün kutlanıyor. 2012 yılı Ozon Günü’nde ise Montreal Protokolü’nün 25. yılı kutlanacak. (Keşke Montreal Protokolü’nün bir benzeri küresel iklim değişikliği için de imzalanabilse de her sene imzalandığı günü “Dünya İklim Günü” olarak kutlayabilsek!)

OTOMOBİLİNİZİ BİR GÜN KULLANMAYIN

Belediyelerimiz de bu kampanyaya katılsa, şehir içinde çeşitli noktalara elektronik panolar koyarak ozon değerlerini halka gösterseler. Ya da Meteoroloji Genel Müdürlüğü yaptığı ozon sondajlarından elde ettiği değerleri ölçtükçe web sayfasına koyup halkımızı bilgilendirse. Bu tür bilgilendirme bir işe yarar mı? İnsanlarımız ölçülen ve tahmin edilen ozon miktarına giyim kuşamına ve yaşam tarzına dikkat eder mi? ABD’de trafikteki otomobillerin yerde neden olduğu ozon gazını soluyup akciğer kanserinden ölen insan sayısı, trafik kazalarından çok daha fazlaymış. Bu nedenle, yer seviyesinde giderek artan kötü ozonla birlikte diğer hava kirleticilerinin etkisine dikkat çekmek için 22 Eylül günü yıllardır Avrupa’yla birlikte birçok ülkede “Dünya Arabasızlık Günü” (carfree day) olarak kutlanıyor. Bundan bahsetsek birileri özenir de 22 Eylül özel araç kullanımı yerine sadece alternatif ulaşım araçları kullanılır mı? Hiç sanmam ama gördüğünüz gibi şansımı deniyorum yine de! Bazı ülkelerde arabasızlık günlerinde polis dahil olmak üzere herkes işine, alışverişine arabasız gider gelir. Şehirde hiç motor, korna ve lastik sesi olmadığını bir düşünün! Örneğin Üsküdar meydanında sanki Maçka yaylasındaymışsınız gibi bir huzur ve dinginlik olur! Böylece bir gün de olsa bütün şehirlerimize otomobillerin gürültüsü yerine kuşlar ve rüzgarın sesi hakim olurdu! Böylece çok fazla sayıda özel araç kullanımı nedeniyle oluşan yer seviyesindeki ozon ve benzeri hava kirleticilerinin sağlık ve çevre üzerindeki kötü etkileri konusunda bilinç artardı. Şehirlerdeki yaşam kalitesini geliştirmek gibi amaçlar etrafında düzenlenmiş olan huzurlu, keyifli ve yararlı bir kampanyaya katılmış olurduk. Sonuç olarak, 16 Eylül Ozon Gününüz kutlu olsun!.. Ve unutmayalım 22 Eylül günü özel araçları asla kullanmıyoruz.

Yazının devamı...