"Deniz Zeyrek" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Deniz Zeyrek" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Deniz Zeyrek

40 yıllık bir röportaj ve ABD-Türkiye ilişkileri

11 Ağustos 2018

Son dönemde, yakın tarih ile ilgili detaylar için sık sık TRT’nin ve BBC’nin arşivlerine bakar oldum.

Dün de merhum başbakanlarımızdan Bülent Ecevit’in 1978’de İngiliz kamu yayıncısı BBC’ye verdiği röportajı izledim.

Röportaj şöyle bir ortamda yapılmış:

1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan sonra ABD yönetimleri ve ABD Kongresi Türkiye’ye ambargo uyguluyor. Türkiye bazı Amerikan üslerini kapatmış, bazılarının faaliyetlerini geçici olarak durdurmuş. Türkiye’nin NATO’dan ayrılacağı, Demir Perde ittifakına katılacağı konuşuluyor. Bu arada Başbakan Ecevit komünist Bulgaristan’ı, Kızıl Ordu Genelkurmay Başkanı Türkiye’yi ziyaret etmiş. Ankara’da “yeni savunma konsepti” kavramı dillerden düşmemeye başlamış.

İngiliz gazeteci doğrudan Türkiye’nin NATO’dan ya da CENTO’dan ayrılıp ayrılmayacağını soruyor. Ecevit çok net yanıt veriyor: “Hayır, böyle bir niyetimiz yok”.

İkinci soru Amerikan üslerinin ne olacağı yönünde. Ecevit, önce “Biz üs değil tesis diyoruz” diye düzeltiyor. Peşi sıra da mevcut durumu anlatıp faaliyetlerinin kalıcı olarak kapalı kalmasının söz konusu olmadığını vurgulayarak kapıyı pazarlıklara açık bırakıyor.

Soruları hep “Türkiye NATO’dan uzaklaşıp komünist bloka mı yaklaşıyor” sorusu etrafında dolaşan BBC yorumcusu bir de Türkiye’nin “yeni savunma konsepti”ni soruyor. Ecevit uzun uzun yanıtlarken şu can alıcı ifadeleri kullanıyor:

“Müttefikimiz olmayan komşularımızın bize yaklaşımı son yıllarda olumlu bir şekilde değişti. Bölgedeki tek NATO müttefikimizin yaklaşımı ise olumsuz anlamda değişti. Bunu hesaba katmamız gerekiyor. Türkiye müttefikleri tarafından yalnız bırakıldı. Bütün bunların dikkate alınması gerekiyor.

Yazının devamı...

Kur şokuna Hızır gibi yetişen Osmanlı köftesi

10 Ağustos 2018

İş için defalarca geldiğim şehirleri ailemle turist olarak ziyaret ettiğimde, ilk kez geliyormuşum gibi heyecanlanırım. Bu sefer de öyle oldu.

Turist olarak dolaşmak, müzelerde resimlerin, heykellerin arasında kaybolmak, kentlerin tarihi ve doğal güzelliklerini fotoğraflamak gerçekten başka bir duygu.

Biletleri millerle alıp oteli Kopenhag pahalı olduğu için daha ucuz olan Malmö’de tutmuştuk. Böylece yedi günlük seyahatimiz, yüksek kurlara rağmen Asos’ta yapmayı düşündüğümüz yedi günlük “indirimli” tatilden daha ekonomik olacaktı.


Yazının devamı...

ABD’nin Brunson mottosu: ‘Geride adam bırakma’

4 Ağustos 2018

Politik psikanalist değilim ama liderlerin ruh durumlarının ülkelerin siyasi kararlarına nasıl yansıdığını gözlemleyebilecek kadar diplomasi gazeteciliği yaptım. Sadece ABD yönetimlerini inceleseniz, baba ve oğul Bush’ların ya da Obama ile Clinton’ın karakterleriyle başkanlık dönemlerinde ABD’nin izlediği politikalara baksanız, ne demek istediğimi kolaylıkla anlarsınız.

Amerikan devletinin omurgasını oluşturan ve “establishment” denen kurulu yapı, ana rotasından çıkmasa da başkanların ve yönetimlerin eğilimlerine göre esneyebiliyor. Başkanların ve değişen yönetimlerin Amerikan politikalarına etkisini, devasa bir uçak gemisinin hedefinde değil ama rotasında yapılan değişikliklere benzetebiliriz.

Şu anda kurulu yapının bütün direncine rağmen Trump ve Pence ikilisi, “ABD değerler sisteminin” ya da örnek verdiğim o uçak gemisinin hedefinin sorgulanmasına neden olan değişikliklere imza atıyorlar ya da atmaya yelteniyorlar. O nedenle onların döneminde ABD’nin klasik kurulu yapısına bakıp atacağı adımlar konusunda standart öngörülerde bulunmak zorlaşıyor.

“ABD bir papaz için en yakın müttefikini nasıl İran’ın yanına iter” sorusuna yanıt ararken de bu bakış açısıyla hareket etmemiz gerekiyor.

Bakın, babası Kore gazisi olan Pence, Kore savaşında ölen ABD askerlerinden 55’inin kalıntılarının iade edilmesi konusunda Amerika’da yayın yapan Fox TV’ye verdiği söyleşide neler diyor:

“Babam bir savaş gazisi. Orada bir söz verilir, ‘Geride adam bırakma’ diye. Büyük ulusların yaptığı şeydir bu. Bugün Amerikan halkı, hatta dünya, ABD’nin ‘Aradan 70 yıl geçse de bu sözü tutacağız’ dediğini gördü.”

Pence’in gözünde uzak coğrafyalarda görev yapan bir Amerikan askeri ile misyoner bir papaz arasında çok büyük bir fark olmadığını gözlemlemek zor değil. Papaz Brunson için de “Geride adam bırakma” mottosuyla hareket eden Pence’in bu düşünceyi, seçim sloganı “Yeniden büyük Amerika” olan Trump’a kabul ettirdiği de açık.

Türkiye’de de

Yazının devamı...

Rus muhasebeciden Brunson’a Türkiye-ABD krizi

3 Ağustos 2018

Firması adına Hermitage Capital Management adlı (HCM) Amerikan yatırım fonuna danışmanlık yapıyordu. HCM’nin kurucu ortağı Bill Browder ile doğrudan temastaydı ve Rusya’da bürokratların ve polisin dahil olduğu büyük çaplı yolsuzlukları aktarıyordu. Bir süre sonra Browder, yolsuzlukları ifşa etmeye başladı. Rusya İçişleri Bakanlığı misilleme yaparak HCM’yi vergi kaçırmak ve vergi dolandırıcılığıyla suçladı ve şirketin Rusya’daki ofislerine baskın düzenledi.

Bu soruşturma çerçevesinde Magnitsky de tutuklanmıştı. Butyrka Cezaevi’nde 358 gün kaldı. Cezaevindeyken safrakesesinden düşen bir taşın kanalları kapatması sonucu pankreatit olan Magnitsky ihtiyacı olan tedaviye erişemediği gibi, o halde dayak yemişti. Magnitsky 16 Kasım 2009’da tutukluyken yaşamını yitirmişti.

Olaydan çok etkilenen Browder Washington’da lobi yaptı ve Başkan Obama da ikna edilince 2012’de Magnitsky’nin başına gelenlerden sorumlu Rus yetkililere yaptırım uygulanmasına dair o yasa ortaya çıktı. İnsan hakları ihlallerini gerekçe yapan yasa “Küresel Magnitsky Yasası” olarak anılmaya başlandı.

Bu detayları vermemin nedeni, ABD yönetiminin, Adalet Bakanı Abdulhamit Gül ile Süleyman Soylu’ya yaptırım kararını “Küresel Magnitsky Yasası”na dayandırmasıydı.

Belli ki ABD’liler, İzmir’de uzun bir tutukluluğun ardından ev hapsine alınan papaz Andrew Craig Brunson’ın durumunu aynı kategoride değerlendirmiş ve Türkiye’de soruşturma, gözaltı, tutukluluk, yargılama gibi süreçlerde en yetkili olan isimleri yaptırım kapsamına almışlar.

Kararı alanların gerek Soylu’nun gerek Gül’ün ABD’de hiçbir varlığı olmadığını, bu kararın pratikte hiçbir işe yaramadığını bilmemeleri mümkün değil.

Peki bile bile neden bu karara başvuruldu?

İki nedenden dolayı:

Yazının devamı...

Anıt nasıl özgürleşti?

28 Temmuz 2018

Biraz daha paralı arkadaşlarımız Mülkiyeliler Birliği’nin lokantasına giderdi. 1990’a dek Kızılay Postanesi (Gima’nın önü) olan buluşma yerimiz, o yıldan itibaren Yüksel Caddesi ile Konur Sokak arasında inşa edilen İnsan Hakları Anıtı olmuştu. Ankara’da öğrenci olup da o anıtın önünde beklememiş insan yoktur desem yeridir.

Kaidenin üzerine yüzü Güvenpark’a dönük bir şekilde oturmuş, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi okuyan kadın heykelinden söz ediyorum. O heykel, protesto eylemleri yapılmasın diye 14 aydır bariyerlerle çevrilmişti. Arka tarafına da bir portatif karakol kurulmuştu.

Her akşam aynı şey yaşanıyordu. Aynı eylemciler (genelde 6 kişi), aynı saatte ortaya çıkıyor, aynı polisler onları aynı sert yöntemlerle derdest edip aynı beyaz camsız minibüse bindiriyor, o minibüs aynı güzergâhtan geçerken içindekiler aynı ritimle minibüse vuruyor. Duruma alışık çevre sakinleri “Ne oluyor” diye bakmıyor bile...

Geçen hafta Türkiye’nin ombudsmanı Şeref Malkoç’u ziyarete gitmiştim. CHP milletvekili Mahmut Tanal, heykelin etrafındaki bariyerlerin kaldırılması için kendilerine dilekçe vermiş. Kurum da hemen harekete geçmiş. Görevli kamu denetçisi, konuyu yerinde görmek için heykeli ziyaret etmiş. Ziyaret bölgenin güvenliğinden sorumlu Emniyet yetkililerini ve Ankara’nın yöneticilerini biraz üzmüş.

Neticede denetçi, vatandaşın şikâyeti ve idarenin tutumuyla ilgili bir rapor hazırlamış ve heykelin trajikomik durumunu yansıtmış. Yasa gereği idare (yani Ankara Valiliği) ombudsmanın verdiği bir kararı uygulamak zorunda değil. Ancak ombudsman uygulanmayan kararları nedeniyle idareciyi teşhir edebiliyor. Bundan olsa gerek, idare ombudsman bir karar açıklamadan o heykelin etrafındaki bariyerleri kaldırdı. Ağır aksak da olsa ombudsmanlık gibi kurumların trajikomik durumlardan kurtulmakta işe yaradığını bir kez daha görmüş olduk.

Bu arada Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen de geçici karakolun olduğu yerde bir trafo inşaatı yapılacağını gerekçe göstererek Ankara Valiliği’ne başvurmuş. Yakında o geçici karakol da kalkabilir.

DİPLOMASİ KISKACINDAKİ YARGI

HABERLERİ

Yazının devamı...

‘Topuklu Efe’ ile ‘Yılmaz Hoca’nın kurultay tepkisi

27 Temmuz 2018

Örneğin, nüfus açısından Türkiye’nin ilk 30 yerleşim yeri arasında yer alan bir belediyenin başkanı, kurultaycı ekibin kendisini arayıp “İmzalar toplandıktan sonra trene binmenin bir faydası olmayacak” dediğini aktardı.

Güneydoğu’da bir il başkanı, bir hemşerisini batıda bir belediyeye yerleştirmek için 4 yıldır uğraşıyormuş. Batıdaki belediyenin başkanı geçen hafta aramış ve “10 kadron hazır. Kurultay için imza verin yeter” demiş.

Daha neler neler...

Biliyorsunuz, bazı başkanlar da saflarını açıkladı. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu “Kurultay”, Kadıköy Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu “Değişim” dedi. Buna karşın Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen ile Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı, namı diğer “Topuklu Efe” Özlem Çerçioğlu “Kurultay istemiyoruz” diyen başkanlar oldu.

Ben CHP içinde sağduyunun sesi olarak gördüğüm Yılmaz Büyükerşen’in, yani “Yılmaz Hoca”nın tavrını merak ediyordum. Arayıp sordum: “Hocam siz nerede duruyorsunuz?”

Her zamanki sakinliği ile bir yanıt vermesini beklerken, çok üst perdeden girdi:

“Saçma, zamansız bir çıkış”.

Neden böyle düşündüğünü sorunca da çok teknik bir yanıt verdi:

Yazının devamı...

Kadıköy için Türkiye’yi kaybetmek

21 Temmuz 2018

Biri doğrudan sordu: “Muharrem İnce yeterli imzayı toplayabilir mi?”

Ben daha yanıt vermeden başka biri atıldı: “En yakın adamı açıkladı, 500 imzayı aşmışlar...”

Başka biri “Hepsi doğru değildir. Delege Genel Merkez’in markajında. Biraz zor toplarlar” dedi.

Aralarındaki hararetli tartışmadan fikrimi dahi söyleyemedim.

Bir süre sonra benden yanıt beklediklerini anımsadılar.

İlk soruyu soran, “Hele durun Deniz Bey ne diyor” diye susturdu hepsini.

Sorularına soruyla karşılık verdim: “Velev ki buldular. Ne olacak?”

Biri

Yazının devamı...

O taş hepimize

20 Temmuz 2018

Çeyrek asırdır bu tür haberlerle karşılaşıyorum. Meslektaşlarımız başta olmak üzere kamuoyunun, yetkililerin bu konuda tam bir çıkmaz içinde olduğunu düşünüyorum.

Başlamadan önce çuvaldızı biz gazetecilere batırmak niyetindeyim.

Konuyla ilgili çıkan haberlerin çoğunda kullanılan şu başlığa bakar mısınız?

“Şanlıurfa’da doktorun başında kaldırım taşı kırdılar” (Cumhuriyet gazetesi).

Yazının devamı...