"Deniz Zeyrek" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Deniz Zeyrek" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Deniz Zeyrek

“Felsefe”nin Baltık zaferi ve Türkiye’ye mesajı

20 Kasım 2017

Çünkü, umudumu kaybetmiştim.

Kendimi, “Biz ne yazarsak yazalım, uzmanlar ne söylerse söylesin, birileri kendi yol haritalarını hayata geçirmekte kararlı ve çocukları da gelen eleştirileri de umursamıyorlar” diye ikna etmiştim.

Ancak dün tesadüfen öğrendiğim bir yarışmanın sonucunu görünce, kaçamadım, “bunu yazmalıyım” dedim.

 

ZİRVEDEKİ ÜLKELERİ GERİDE BIRAKTILAR

Yarışmanın adı, Baltık Denizi Felsefe Denemesi Etkinliği (BSPEE).

BM bünyesindeki UNESCO’nun Kardeş Okullar Ağı’nın Finlandiya şubesi, Finlandiya Felsefe Öğretmenleri Derneği ve Finlandiya Felsefe Topluluğu tarafından, Norveç Lise Felsefe Derneği’nin desteği ile düzenlemiş. Finlandiya, Norveç, İsveç başta olmak üzere Kuzey Avrupa ülkeleri ile Balkanlar’dan okullara çağrı yapılmış. Katılmak isteyen okulların felsefe öğretmenleri iki en iyi makaleyi seçerek jüriye göndermiş. Jüri her makaleyi 2’şer puanlık şu 5 başlıkta değerlendirmiş:

- Konu ile ilgililik

Yazının devamı...

Siyasi yol haritası ve yeni nesil belediyecilik

18 Kasım 2017

Kendisine Milli Görüş Hareketi’nden söz ettim. Yıllarca seçim barajlarını aşamayan bir hareketin yerelden yükseldiğini Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan örneği ile anlattım. Sosyal demokratların 1989’da ele geçirdikleri yerel yönetim avantajını iyi kullanamayıp 1994 yerel ve 1995 genel seçimlerini nasıl kaybettiklerini izah ettim. Özetle, “Belediye deyip geçme, olay birkaç belediye başkanının değiştirilmesinden ibaret değil” dedim.

BÜTÜNŞEHİR YASASI KİME YARIYOR

Bu aralar Ankara’da hükümetin, yeni “bütünşehirler”, yani idari sınırları ile belediye sınırları aynı olan iller ilan etme arayışında olduğu konuşuluyor. Bütünşehir sayısı 50’yi geçebilir. Ordu gibi bazı illerde, kent merkezinde (metropolde) alamadığı oyları küçük ve uzak ilçelerden alan ve büyükşehiri kazanan AK Parti, şimdi de Bilecik ve Giresun gibi illeri aynı yöntemle almak istiyor.

Bütünşehir düzenlemesi AK Parti’nin işine yarıyor ama vatandaş ve belediyeler açısından üç önemli olumsuzluğu ortaya çıkarıyor:

Büyükşehir belediye meclislerinde “temsilde adalet” bozuldu. Örneğin CHP Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı kıl payı kaybetmeyip kazansaydı da 146 sandalyeli belediye meclisinde sadece 23 üye ile azınlıkta kalacaktı. Çünkü söz konusu mecliste 1 milyon nüfuslu Çankaya’nın 10, sadece 2 bin 750 nüfuslu Evren’in 2 üyesi var. Yani Çankaya’dan gelen bir üye 100 bin Çankayalıyı temsil ederken, Evren’den gelen bir kişi sadece 1375 Evrenliyi temsil ediyor.

Yazının devamı...

‘Hukuk yaşayan bir şey, yolunu bulur’

17 Kasım 2017

İlk örneğini, CHP milletvekili Enis Berberoğlu’nun tutuklu sanık olduğu davada görmüştük. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi (İstinaf Mahkemesi), İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Berberoğlu’nu 25 yıl hapis cezasına çarptıran kararını bozmuştu. Ancak kararı veren 14. Ağır Ceza Mahkemesi, ilgili yasal düzenlemeyi gerekçe göstererek dosyayı İstinaf Mahkemesi’ne iade etmişti.

İkinci gelişme dün yaşandı. Bir grup gazeteci ile sohbet eden Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Yüksel Kocaman, Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin “Sempatizan olmak örgüt üyeliği suçlaması için yeterli değildir” mealindeki kararını doğru bulmadığını açıkladı. Başsavcı Yüksel Kocaman, mevcut soruşturmaların bu karardan etkilenmeyeceğini gösterdi.

Hukuk camiasının tartıştığı bu meseleyi konuşmak için Hâkimler Savcılar Kurulu (HSK) Başkanvekili Mehmet Yılmaz’ı aradım. Zaman zaman kendisiyle hukuk devleti üzerine sohbetlerimiz olur ve o sohbetlerden çok yararlanırım.

“Yargı kurumları arasındaki görüş ayrılıkları konusunda ne diyorsunuz” dedim.

İlk yanıtı “Hukuk da yaşayan bir şey” oldu. Her davayı dosyası ve delilleri üzerinden ele almak gerektiğini vurguladı ve şunları söyledi:

“Şunu hiç unutmamak lazım: Bir eylemin suç sayılması için  kanunda tarif edilmesi lazım. Suç olduğu tespit edilirse failler kimler ona bakılır. Hukukçular her aşamada Anayasa’nın 38. maddesi çerçevesinde ‘uygun elde edilmiş’, ‘kanaat verici’ ve ‘inandırıcı’ deliller ile buna bakar. Ancak bazen bir mahkemenin delil saydığını İstinaf Mahkemesi saymayabilir. O zaman Yargıtay’a gider. Görüş ayrılığı Yargıtay ile ilk derece mahkemesinde olursa Genel Kurul’a gider. Yani yargı kendi içinde tartışır ve kararını verir.”

İstinaf mahkemeleriyle ilgili yetki sorununun, uygulamaya hızlı bir şekilde geçilmesinden kaynaklandığını anlatan Mehmet Yılmaz, tartışmanın Berberoğlu davasından önce, 2016’da bazı ilk derece mahkemelerinin HSK ve Adalet Bakanlığı’na yaptığı başvurularla başladığını anımsattı. Sorunun giderilmesi için harekete geçtiklerini, İstinaf yargıçlarına eğitim verildiğini, seminerler düzenlendiğini belirten Yılmaz, şöyle devam etti:

“Berberoğlu davasında İstinaf Mahkemesi, İstinaf Başsavcılığının talebini yerinde gördü ve dosyayı görüştükten sonra duruşma yapma kararı aldı. Artık dava İstinaf Mahkemesi’nde görülecek. Sonra da gerekirse temyizde... Hukuk böyle bir şey, kendi çözümünü ve yolunu buluyor.”

Yazının devamı...

Erdoğan risk aldı... Değişim sürecek

16 Kasım 2017

Mücahit Arslan, önceki gün Ankara’da bir taksi durağını ziyaret etti. Taksiciler kendisine haliyle belediye başkanlarının istifa sürecinin anlamını sordu. Uzun uzun yanıtlar verdi. Kendisine, söylediklerini yazmak istediğimi söyledim. Kabul etti.

YOZLAŞMA ESİR ALMASIN

Geçmişte partilerin en büyük zaafının ‘yozlaşma’ ve ‘hantallaşma’ olduğunu söyleyen Arslan, Erdoğan’ın bu durumun AK Parti’yi esir almasını istemediğini söyledi. Arslan’ın taksicilerle sohbetinde öne çıkan mesajlar şöyleydi: “Geçmişte hiçbir lider, hiçbir parti söz konusu olguyla mücadele cesaretini gösteremedi. Tayyip Bey, diğer liderlerin yapmadığı bir işe girişti. Başka biri olsa büyük ihtimalle beklemeyi, iş içinden çıkılmaz bir hal alınca çekip gitmeyi ya da kenara çekilmeyi tercih eder.



CESUR VE RİSKLİ HAMLELERDİ

Yazının devamı...

Kimin dediği olacak: Yıldırım'ın mı Kahraman’ın mı?

14 Kasım 2017

CHP Milletvekili Mehmet Bekaroğlu’nun TBMM yerleşkesinde bulunan 30 yıllık mimari ödülü almış Çinici Camisi’ne ilişkin soru önergesiydi. Bekaroğlu, TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın söz konusu caminin ihtiyacı karşılayamadığı için yıkılacağına dair sözlerini hatırlatarak, “Hem mimari hem de manevi açıdan önemli bir kültürel miras ve milli varlık haline gelen bir eserin yıkılma gerekçesi nedir?” sorusunu yöneltmişti.

Ben de soru önergesinden yola çıkarak şu soruları yöneltmiştim:

‘Yetersiz kalması’ söz konusu değilse bir caminin, hem de tescil edilmiş, mimari ödülü almış güzel bir caminin yıkılması için başka ne gerekçe olabilir? Başbakan Binali Yıldırım’ın kamuya ‘israf’ uyarısı yaptığı bir dönemde TBMM Camisi’nin yıkılması ve yerine yeniden cami yapılması ‘israf’ olmayacak mı?”

Aynı gün, Başbakan Binali Yıldırım’a çok yakın bir yetkili aradı ve “yazını okudum, o cami yıkılmayacak” dedi. Ben, TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın ısrarcı olduğunu söyleyince de kurduğu cümlenin arkasında durdu ve Başbakan Yıldırım’ın TBMM Camisi’nin yıkılmasını istemediğini aktardı.

Sonuçta parayı veren hükümetti ve Başbakan razı gelmezse Kahraman’ın amacına ulaşması zordu. O nedenle nerede bu konunun konuşulduğuna denk gelsem, “Cami yıkılmayacak” demeye başladım.

“YIKMAYALIM TAŞIYALIM” FORMÜLÜ

Çok iddialı konuşmuş olmalıyım ki TBMM Başkanı İsmail Kahraman, tam 11 gün sonra TBMM Bütçe Komisyonu’nda bir muhalefet milletvekilinin “Camiyi yıkacak mısınız” sorusuna şu yanıtı verdi:

"Camiyi herkes soruyor. Giden de soruyor, gitmeyen de soruyor, içini görmeyen de soruyor, gören de soruyor. Cami yıkılmaz. Cami niye yıkılsın? Eğer ihtiyaca cevap vermiyorsa, bulunduğu arsa lüzumluysa taşınabilir, yıkılmaz. Cami hakkında spekülasyona lüzum yok, endişe etmeye mahal yok. Bizler cami yıkmayız, cami yaparız."

Yazının devamı...

Van’ın dünyaya mesajı

13 Kasım 2017

Van’a gitme nedenim, AK Parti Van Milletvekili Burhan Kayatürk’ün çabasıyla yapılan Helsinki Politika Forumu toplantısıydı.

 

İRANLILAR VAN’IN ÇEHRESİNİ DEĞİŞİYOR

Önce Van ile ilgili birkaç gözlememi paylaşmak isterim.

Hafta sonuna, dolayısıyla İranlı ziyaretçilerin yoğun olduğu bir güne denk gelmiştik. Hatay’da nasıl Suriyeliler varsa, Van’daki lokantalarda, alışveriş ortamlarında, otellerde de hissedilir bir İranlı nüfus vardı.

Kendi ülkelerinde kapalı kıyafetler giymek zorunda olan İranlı kadınların, Van’da son derece iddialı kıyafetlerle dolaşması, gözümden kaçmadı.

Alkol kullanımının yasak olduğu İran’dan gelen kadınlı erkekli genç nüfusun oluşturduğu talep, Van’da İstanbul, Ankara, İzmir ayarında barların ve eğlence mekanlarının açılmasına neden olmuş.

Sohbet ettiğim Vanlılar, İranlıların varlığından hem memnun, hem de rahatsız. Memnuniyetin nedeni, bir yılda Van’a gelen 500 bine yakın İranlının kentin ekonomisini ayağa kaldırması.

Yazının devamı...

Hangisi olmak istersiniz: Şuppiluliuma mı İdrimi mi?

11 Kasım 2017

İstikametimiz Hatay. Gölbaşı’nı geçip Şereflikoçhisar üzerinden Aksaray’a varmıştık ki güneş doğudan yükselmeye başladı. Güneşin kızıllığı, Hasan Dağı’nın karla beyaza bürünmüş zirvesini, yükseltiler arasındaki ton farkını ve sis içinde belli belirsiz evleri de ortaya çıkarıyordu. Bu muhteşem manzarayı geride bırakıp bir süre daha alacakaranlıkta ilerledik ve Pozantı yakınlarındaki Şekerpınarı’nda mola verdik. Adana’ya, Mersin’e Hatay’a ne zaman karayoluyla geçsem orada dururum.

1. Dünya Savaşı öncesinde Berlin-Hicaz demiryolu projesi için yapılan taş köprü, dağı yarıp gün yüzüne çıkan o muhteşem su, masaları kuşatan yeşillikler ile sadece yemek değil “doğa molası” da vermiş olurum. Otoban (neredeyse üzerinden geçecek şekilde) inşa edildikten sonra eski havası kalmasa da hâlâ favori mola yerimdir.

BU SAYGI HİÇ BİTMEZ

Tam molayı bitirip yola çıkacaktık ki TIR’ların yol kenarında durması dikkatimizi çekti. Bazılarının şoförleri araçların yanında saygı duruşundaydı. Gayriihtiyari saate baktım. 9’u 5 geçiyordu. Günlerden 10 Kasım’dı. Ulu Önder Atatürk’ün 79’ncu ölüm yıldönümüydü. “Onları, bu ıssız yerde bunu yapmaya zorlayan mı var? Yapmasalar başlarına kötü bir şey mi gelir?” diye düşündüm. Elbette hayır...

Bir kez daha ülkedeki Atatürk sevgisinin büyüklüğünü ve samimiyetini hissettim.

Hatay’da ilk iş Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Hüseyin Yayman ile günlük planımızı yaptık. İlk ziyaret yerim Hatay Arkeoloji Müzesi oldu. İlk etabı açılmış. Hatay çevresindeki onlarca höyükte yapılan kazılardan getirilen arkeolojik buluntular başarılı bir kurgu ile sergilenmeye başlanmış.

Müzenin orta yerinde Şuppiluliuma heykeli duruyordu. Koca gözleriyle ziyaretçileri karşılıyordu. Aklıma Londra’da British Museum’da sergilenen İdrimi heykeli geldi. O da Hatay çevresindeki höyüklerde bulunup dünyanın en popüler müzesinde orta yerde sergileniyordu ve önünde kalabalık hiç eksik olmuyordu.

Yazının devamı...

Musk’ın mesajı, Atatürk’ün kırık kaburgası

10 Kasım 2017

Bu yıl, anma törenleri öncesinde iki haber öne çıktı.

İlki, bazı AK Parti teşkilatlarının “10 Kasım’da Anıtkabir’deyiz” yazan pankartlarıydı.

Haber merkezlerine ülkenin değişik yerlerinden, özellikle de İstanbul’dan, vatandaşları 10 Kasım’da Anıtkabir’e davet eden AK Parti pankartlarının fotoğrafları düştü.

Konuyu CNN Türk’te ‘Parametre’ programında Ebru Baki ile konuşurken, Atatürk gibi bir ortak değerin muhafazakâr camia ve AK Parti tarafından da sahiplenilmesinden memnuniyet duyduğumu söyledim. Bu sözlerime sosyal medya üzerinden çok sayıda eleştiri geldi. Çoğu, AK Parti’ye muhalif olduğunu tahmin ettiğim izleyicilerden geliyordu. AK Parti’nin kamuoyunda artan Atatürk ilgisi ve sevgisini görüp, bu adımı attığını, samimi olmadığını savunuyorlardı. Bazı izleyiciler, AK Partililerin düne kadar ‘Atatürk’ sözcüğünü bile kullanmadığını hatırlatıp bu yıl gösterilen sevginin 2019 seçimleri öncesinde ihtiyaç duyulan geçici, konjonktürel bir sevgi olduğunu savunuyorlardı.

Twitter üzerinden gelen mesajlardan birini özellikle burada aktarmak istiyorum. Çünkü, son zamanlarda Atatürk’e, annesi Zübeyde Hanım’a yönelik hakarete varan açıklamaların muhafazakâr camiada yarattığı tepkiyi özetliyordu. Aynen şöyle diyordu ‘Parametre’ izleyicisi:

“Muhafazakâr düşünen, yaşamaya çalışan biri olarak, bu kadar hunharca eleştirilmesine canımız sıkılıyor. Artısıyla eksisiyle Atatürk bizim liderimiz.”

MUSK’IN ANITKABİR MESAJI

İkinci önemli haber, Amerikalı sansasyonel milyarder

Yazının devamı...