"Deniz Zeyrek" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Deniz Zeyrek" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Deniz Zeyrek

‘En yakın halimiz’ böyleyse...

23 Eylül 2017

Görüşmenin gerçekleştiği 21 Eylül 2017 Perşembe gecesi bu açıklamaya bakıp, “Gerisinin bir önemi yok” dedim. Bırakın “hiç olmadığı kadar yakın” olmayı, ABD ile Türkiye arasındaki ilişkiler “normal” seyretse, Türkiye’nin Batı ile ilişkileri de normalleşir. Almanya’nın da, Fransa’nın da, İngiltere’nin de Ankara’ya bakışı değişir.

Sonra yaptığım görüşmelerin ardından Dışişleri Bakanlığı’nın hazırladığı “Türkiye-ABD İlişkileri” başlıklı dosyanın içeriğine bakınca da cümleye “En yakın halimiz bu ise...” diye başladım. Ben fazla yorum yapmayayım, siz karar verin:

- ABD’de sürmekte olan bir soruşturmada bir kamu bankamızın iki numaralı ismi ile bir Türk vatandaşı tutuklu. Soruşturmada, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başbakan olduğu AK Parti hükümetinde Ekonomi Bakanlığı yapmış bir isim “zanlılar listesi”nde ve ABD’ye giderse tutuklanabilir.

- Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bazı korumaları, kendisi oradayken Türkiye’nin Washington Büyükelçiliği rezidansı önünde gösteri yapanlara müdahale ettikleri gerekçesiyle Washington mahkemesinde yargılanıyor ve haklarında yakalama kararı var.

Amerikan Senatosu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın korumaları için ABD’li firmadan satın alınan silahlar için onay vermedi.

- Amerikan güvenlik kurumları, Türkiye’den ABD’ye giden kargo uçaklarına özel güvenlik tedbirleri uyguluyor.

- Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın korumalarına kişisel yakın koruma silahlarını parasıyla sattırmayan ABD Kongresi, Türkiye’nin “terör örgütü” ilan ettiği YPG’ye 2 bin TIR ağır silah sevkıyatı yapılmasını onayladı.

-

Yazının devamı...

Keçilerin boynuzu ‘Kürdistan’ın bağımsızlığı

22 Eylül 2017

- Bölgesel yönetimin başkenti Erbil’de gece gündüz “evet” coşkusu yaşanıyor ama bölgede, özellikle de Kerkük’te yaşayan Türkmenler diken üstünde.

- ABD yönetimi, bir taraftan referandumun Kürtleri birleştirdiğini, bölgesel parlamentoyu ayağa kaldırdığını kabul ediyor, diğer taraftan daha şimdiden IŞİD ile mücadele koordinasyonunu olumsuz etkilediğine dikkat çekiyor. Amerikan Dışişleri, bölgesel yönetimi “Referandumda ısrarın bedeli Kürtler dahil bütün Iraklılar için yüksek olacak” diye uyarıyor.

-Irak sınırında tatbikat yapan Türkiye, bugün de MGK toplantısından sonra Bölgesel Yönetim Başkanı Mesud Barzani’ye çok net ve sert bir mesaj vermeye hazırlanıyor.

- Rusya, sessizliğini sürdürüyor ama Rosneft isimli Rus doğalgaz şirketi, Kuzey Irak doğalgazını Türkiye üzerinden Batı’ya satmak için 1 milyar dolarlık yatırıma hazırlanıyor. Sadece İsrail’in açıktan desteklediği referanduma Rusya el altından destek veriyor.

- İngiltere ile Fransa da ABD gibi Bağdat ile Erbil’i masaya oturtmak için devrede. Onlar da referandumsuz bir çözüm arayışındalar.

- Mesud Barzani de, bölgesel yönetimin başbakanı Neçirvan Barzani de “Bağdat istediklerimizi yerine getirirse referandum yapmayız” diye özetlenebilecek açıklamalarıyla asıl niyetlerini ortaya koyuyor.

TÜRKİYE’YE REST

Dışişleri Bakanı

Yazının devamı...

Ne TEOG’lar gördük zaten yoktular!

20 Eylül 2017

İlk durağımız 4 Eylül 2013. Yer Milli Eğitim Bakanlığı.

Seviye Belirleme Sınavı’nın (SBS) kaldırıldığı açıklanmıştı. O gün Bakan koltuğunda kameraların karşısına geçen Nabi Avcı, yapılan değişikliği “ortaöğretime yerleştirme sisteminde yapılan güncelleme” olarak özetliyordu. Avcı, ilgili bütün tarafların katılımıyla 16 şehirde çalıştaylar düzenlenerek hazırlanan yeni sistemi (Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş Sistemi-TEOG’u) öğrencilere şöyle anlatıyordu:

"2013-2014 eğitim-öğretim yılından itibaren uygulanacak yerleştirme mantığı sayesinde okullara alternatif olarak ortaya çıkan kurumlara (dershanelere, etüt merkezlerine) artık ihtiyaç duymayacaksınız. Ailelerinizle, arkadaşlarınızla daha çok vakit geçireceksiniz. Senede bir kere yapılan, telafisi olmayan SBS yerine, yeni bir sınav getirmiyoruz. Sene içerisinde zaten yapılmakta olan yazılı sınavları, her dönemde birer tanesini, daha kontrollü bir biçimde yapmak. Sistemin özü, çocuklarımızı rahatlatmak."

TEOG’UN AVANTAJLARI SAYMAKLA BİTMİYORDU

Bakan Avcı yeni modelle artık “öğrenci başarısını anlık bir performansa dayalı olarak değil, geniş bir zaman dilimine yayarak belirleneceğini” vurguluyordu. Yeni modelin amaçları da şöyle sıralanıyordu:

-Öğrenci-öğretmen ve okul ilişkisini güncellemek, güçlendirmek

-Eğitim sürecinde öğretmenlerin ve okulun rolünü daha etkin kılmak

-Ülke çapında müfredatın eşzamanlı uygulanmasını sağlamak

Yazının devamı...

Barzani’nin ‘Reis’ sendromu

16 Eylül 2017

Gelişmelere ve açıklamalara bakınca İsrail’in referanduma açık destek verdiği anlaşılıyor. ABD yönetimi, İngiltere ve Avrupa “Bağımsız Kürdistan” fikrine çok karşı çıkmıyor ama zamanlamayı yanlış buluyor. Mossad ile CIA gibi bazı istihbarat örgütleri de Mesud Barzani’ye adeta danışmanlık yapıyor. Barzani, Batı’dan beklediği desteği bulamayınca Moskova’ya sinyal gönderiyor.

YA KAZANACAK, YA TÜKENECEK

Bu gelişmeleri izlerken, Barzani’nin neden bu kadar ısrarcı olduğunu araştırmaya başladım ve bölgede hızla değişen siyasi dengeler nedeniyle sıkıştığını gördüm. Suriye’deki Kürtlerin güçlenmesi, İran’ın ve Türkiye’nin tavır değişikliği, Bağdat’ın baskısı, ekonomik buhran Barzani’yi sürekli zayıflatıyor. O da çıkış için babası Molla Mustafa Barzani’nin “Bağımsız Kürdistan” vasiyetine sarılıyor. Öyle ki ya babasının vasiyetini gerçekleştirip kazanacak ya da Kürtlerin liderliğini kaybedecek.

13 Ocak 1946’da kurulan ve 11 ay yaşayan Mahabad Cumhuriyeti sona erince yüzlerce adamıyla Sovyetler’e kaçan Kürdistan Demokratik Partisi’nin lideri Molla Mustafa 33 yıl Bağımsız Kürdistan için mücadele etmişti.

‘REİS’ ÜZERİNDEN KGB-CIA SAVAŞI

Yakın zamanda açılan Sovyet arşivleri Barzani’nin vasiyetini Sovyetler’deki 13 yılında şekillendirdiği anlaşılıyor.

KGB özel operasyon birimi SMERSH’in başkanlarından (Troçki suikastını yöneten) Sudoplatov’un arşivlerinde Barzani ismi de sıkça geçiyordu. Barzani yüzlerce adamıyla Sovyetler’e sığındığında, kendisiyle ilgilenme görevi Sudoplatov’a verilir. Sudoplatov’a göre, Sovyetler 1952’de Barzani ve adamlarını fırsata çevirmeye karar verir ve Batı’nın Ortadoğu’daki istikrarını bozmak için silahlandırıp, eğitip Irak’a göndermeyi amaçlar. Ancak o yıl herhangi bir anlaşmaya varılmaz. Barzani 1953’te artık Irak’ta görev almaya hazırdır.

KGB ajanı

Yazının devamı...

Etle tırnaksak kanıtı o mezarlardır

15 Eylül 2017

Ülkenin en doğusundaki o masum ve yalnız kenti anlatmaya, tanıtmaya çaba gösteririm. Yoksulluk ve yoksunluk kaderi olmasın diye kentin kalkınması için atılan her adıma elimden gelen desteği vermeye çalışırım. Bunu yapan siyasetçilere hangi partiden olduklarına bakmaksızın minnet duygularımı sunarım. “En uzağa” gönderildikleri halde, Kars için canla başla çaba gösteren bürokratları da baş tacı ederim.

Ankara’daki Atatürk Kültür Merkezi alanında dün başlayan “Kars Ardahan ve Iğdır Günleri” etkinliğine bu anlayışla gittim. Ulaştırma Bakanı Ahmet Arslan her zaman olduğu gibi, sivil toplum örgütlerinin kısıtlı olanaklarla gerçekleştirdiği bu etkinlikte de hemşerilerinden desteğini esirgemiyordu.

BİR DİLİM ‘KETE’DEN SONRA

Açılan stantları gezerken, biri Kars’ta “kete” denilen çörekten ikram etti. Çok başarılıydı. Bir hemşerim, “Nasıl, Kars’ta yedikleriniz mi güzel, bu mu?” diye sordu.

Soru bende hiç beklenmedik bir çağrışım yaptı. Nenemin (babaannemin) yaptığı keteleri anımsadım. “Nenemin ketelerini tutmaz ama sizinki de çok iyi” dedim. AKM’de geçirdiğim bir saat içinde, Karslıların sergilediği ürünlerden, büyüdüğüm Kentin lehçesiyle konuşan insanlardan, etraftan gelen Kars ezgilerinden çok etkilendim.

Oradan ayrıldıktan sonra Karşıyaka Mezarlığı’na giderek nenemin mezarını ziyaret ettim. Ölmeden bir hafta önce hastaneye yatırmış ve son nefesini verene dek yanında kalmıştım. Son günlerini yaşadığının farkındaydı. Ben de farkındaydım.

Gazeteciler zor sorular sormaya alışıktır. Çeyrek asırlık gazetecilik hayatımdaki en zor soruyu sormak da bana düşmüştü. Nereye defnedilmek istediğini sormam gerekiyordu. Dedemin mezarı Kars’taydı, biz ise Ankara’da yaşıyorduk. Kıvranmamdan anladı ve ben soramadan o konuştu: 

“Siz harda (nerede) daha çok ziyaretime gelip dua edebilerseniz oraya basırın (defnedin)...”

Yazının devamı...

IŞİD'in dul kadınları ile yüzleşme zamanı

14 Eylül 2017

 

Kendisi Musul’un güneyinde yeri gizli tutulan, Irak ordusunun kontrolünde, BM denetiminde bir kampta. Kucağında üç aylık bebeği var. 27 yaşında, Cezayir kökenli bir Fransız. Adının gizli tutulmasını özellikle istiyor. Söylediğine göre, her şey eşinin elindeki biletleri göstererek, “Hadi Türkiye’de bir hafta tatil yapalım” demesiyle başlamış. Ancak Türkiye’ye geldikten sonra durum değişmiş. Suriye’ye oradan da Irak’ın Musul kentine geçip IŞİD’e katılmışlar. Durumu anlayınca kaçmaya karar vermiş. Dört ay sonra Musul’dan Tel Afer’e kaçmayı başarmış. Gözyaşlarına boğularak beş yaşındaki oğlunun, oynadığı sokağa düşen füze nedeniyle öldüğünü anlatıyor. “Bize neden bunu yaptı” diye sitem ettiği eşi de Musul’daki çatışmalarda ölmüş. Tek isteği Fransa’ya geri dönmek.

Rus Televizyonuna, Rusça konuşan  başka bir kadın, “Irak’a istemeden geldim. Eve dönmek istiyorum” diye yakarıyor. Birçok kadının, savaşmak ya da öldürmek için değil, eşleri birlikte yaşamak için Irak’a geldiğini savunuyor ve sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Annem benim için geldi ama onu da tuttular. IŞİD kimsenin gitmesine izin vermiyordu. Tıbbi tedaviye ihtiyaç duysak bile. Kim burada yaşamak ister ki?”

O iki kadından bir gün öncesinden, 10 Eylül’den, bir başka görüntü: Bir kadın, Irak askerleri arasında oturuyor. Diğer iki kadın çarşaflı ama bu kadının üzerinde askılı askeri kamuflaj kıyafeti var. Yani kolları ve başı açık. Bir bebek kucakta, üç çocuk etrafta dolanıyor. Irak Televizyonu’nun iddiasına göre Ninova’daki askeri birliğe intihar saldırısı düzenlemek isterken yakalanmıştı. Videonun üzerindeki ses Arapça ama kadının “Menim kişim öleli 3 il olmamış” sözleri duyuluyor. Haberin çevirisinden de kadının Azeri olduğu, üç yıl önce Türk(Azeri de olabilir) eşiyle Irak’a geldiği ve eşinin bir hava saldırısında öldüğü anlaşılıyor. Daha sonra başka bir IŞİD mensubu ile evlenmiş ve Irak ordusu Tel Afer’i de kuşatınca, bu saldırıya zorlanmış.

 

TARTIŞMA KONUSU: ÜLKELERİNE DÖNSÜNLER Mİ DÖNMESİNLER Mİ?

Yazının devamı...

İzmir Marşı Kocaoğlu’nun yalnızlığını giderir mi?

11 Eylül 2017

Nikahı Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen kıydı. CHP’den Kılıçdaroğlu’nun yanısıra İstanbul Milletvekilleri Gürsel Tekin, Barış Yarkadaş, İlhan Kesici, CHP Genel Başkan Yardımcısı Lale Karabıyık gibi isimler vardı. Protokol masasında Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal’ı da gördüm. Kılıçdaroğlu nikah sonrasında düğünden ayrıldı. Biz bir süre daha kalıp ayrıldık. Başka bir yere geçtik ve Parti Meclisi üyesi de olan bir CHP milletvekili ile karşılaştık. Sohbet sırasında söz döndü dolaştı o gün İzmir’in Selçuk ilçesinde yaşananlara geldi.

İKİ RAKİP AYNI KÜRSÜDE

Birçoğunuz ilgili haberleri görmüşsünüzdür ama ben görmeyenler için önce 8 Eylül’de Selçuk’ta yaşananları hatırlatayım:

İzmir Büyükşehir Belediyesi ile TCDD’nin ortak projesi olan İZBAN’ın Selçuk etabı 8 Eylül’de açıldı. Yapılan törene Başbakan Binali Yıldırım da katıldı. Konuşmalar başladı ve 2014 yerel seçimlerinde AK Parti’nin İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Binali Yıldırım’ı önemli bir farkla yenen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu kürsüye çıktı.

Konuşmasına Başbakan Yıldırım’ı, diğer bakanları, belediye başkanlarını, STK temsilcilerini, vatandaşları selamlayarak başladı. Tam konuya girecekti ki meydandaki vatandaşlar “Recep Tayyip Erdoğan” diye tempo tuttu. Kocaoğlu biraz duraksadı, her halde alandaki sesin sona ermesini bekledi. Slogan bitmeyince "Dinlerseniz sözümü kısa kesip ineceğim” diye  sitem etti. Ardından sesini yükselterek “Bu projenin anası da babası da İzmir Büyükşehir Belediyesi’dir. Ayıptır, ayıptır, bu yaptığınız kırkı geçti. Ben sizlerin oylarıyla, yüzde 56 oy almış belediye başkanınızım. Adam gibi durmaya çağırıyorum" dedi ve kürsüden ayrıldı.

Ben Yıldırım’ın, Kocaoğlu’nu eleştirmeden önce konuşma fırsatı vermeyen partilileri de eleştirmesini beklemiştim. Ancak o doğrudan Kocaoğlu’na yüklenmeyi seçti ve şöyle konuştu: “Başkan niye sinirlendi anladınız mı? Demek ki Recep Tayyip Erdoğan sevgisine hala tahammül edemeyenler var. Aziz Başkan’ın şekeri var. Birden şekeri çıktı vitesler attı. Ama öfke onun olsun, sevgi bizim olsun.”

Kocaoğlu daha sonra Twitter’dan kürsüye çıktığında kendisine hakaret edildiğini yazdı.

İZMİR MARŞI SÖYLEMEKLE OLMUYOR

Yazının devamı...

Avrupa ile kriz nasıl biter?

9 Eylül 2017

Bazı okuyucularım, “AB ile kriz olduğunu anladık ama kriz nasıl aşılır onu yazın” diye özetleyebileceğim mesajlar gönderdiler. Nasıl aşılacağı konusunda bir reçetem yok. Ancak 22 yıldır kesintisiz takip ettiğim Türkiye-AB ilişkilerinin yol haritasını hatırlatarak geçmişte krizlerin nasıl aşıldığını anlatabilirim.

22 YIL ÖNCE İLİŞKİLER KESİLMİŞTİ

1997’deki Lüksemburg zirvesini Radikal gazetesinin diplomasi muhabiri olarak takip etmiştim. Gündemde “10 eski Doğu Bloku ülkesi, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve Malta ile tam üyelik müzakerelerine başlanması” vardı. Türkiye’nin de AB genişleme sürecine dahil edilmesi bekleniyordu ama AB liderleri buna geçit vermedi. Türkiye’nin sert itirazına rağmen GKRY ile tam üyelik müzakerelerinin başlaması da kararlaştırıldı.

Mesut Yılmaz başbakan idi ve zirveyi takip eden bütün Avrupalı gazeteciler, bize “Yılmaz gelecek mi” diye soruyordu. Yılmaz zirveye katılmadı. Ancak, ABD’ye giderken uçağı Brüksel’e indi ve AB’nin başkentinden AB’ye şöyle seslendi: “AB ile siyasi diyaloğu kesiyoruz. GKRY ile müzakerelere başlarsanız KKTC ile bütünleşme sürecini başlatırız”.

O gün AB Konseyi, “siyasi ve ekonomik sebeplerle” Türkiye ile müzakerelere başlamayacağını açıklamıştı. Yani AB’ye göre Türkiye siyasi alanda Kopenhag, ekonomik alanda ise Maastricht kriterlerini karşılayamamıştı.

O günkü kriz, iki yıl sonra aşıldı. Finlandiya soğuğunda, 10-11 Aralık 1999 günleri Helsinki zirvesini izleyen biz gazeteciler, bir iyi iki kötü haberle döndük. Türkiye “aday” ilan edilmiş, ancak tam üyelik müzakereleri başlamamıştı. GKRY ile müzakereler de resmen başlamıştı.

AK PARTİ’NİN REFORM BAŞARISI

İlişkilerin kaderi, AB gündemine dört elle sarılan AK Parti iktidarı döneminde değişti. Aralık 2004’te Helsinki’de yapılan AB zirvesinde Türkiye’nin Kopenhag kriterlerine uyumu büyük ölçüde tamamladığı belirtildi ve Türkiye ile katılım müzakerelerinin gecikmeksizin başlayacağı ilan edildi. 2001 ekonomik krizinden sonra yapılan reformların AK Parti hükümetince harfiyen uygulanması da ülkenin ekonomik kriterlere ulaşılmasının yolunu açtı.

Yazının devamı...