"Deniz Zeyrek" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Deniz Zeyrek" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Deniz Zeyrek

O Mehmetçik’in komutanları ne düşündü?

11 Mayıs 2018

Anladım ki o Mehmetçik, elleriyle sadece toz altında kalan Atatürk siluetine değil, hepimizin yüreğine dokundu. Son derece içten, son derece doğal ve sevgiyle yaptı bu işi. Hele tozlu zeminde Atatürk siluetinin iki yanına çizdiği kalpler yok mu? İzleyenlerin aklını başından aldı. Bütün siyasi tartışmalara, lehte ve aleyhte bütün polemiklere rağmen toplumdaki Atatürk sevgisinin büyüklüğünü, doğallığını ve gücünü bir kez daha görmemizi sağladı.

Dün 8 saati yollarda geçirince, üşenmeyip görüntüye yapılan bütün yorumları okudum. Tamamına yakını Mehmetçik’i alkışlıyor, onun için dua ediyordu. Bazıları ise “İnşallah başına bir şey gelmez” gibi kaygı cümleleri kuruyordu. O kaygılı cümleleri okurken “Niye gelsin ki? Jandarma teşkilatı milyonlar harcasa, dünyanın en iyi halkla ilişkiler uzmanları ile imaj çalışması yapsa böyle bir sonuç alamazdı” diye düşündüm. Ancak o kaygılı cümlelerin aklımda yarattığı “Acaba komutanlarının tepkisi nasıl olmuştur. Arayıp tebrik etmişler midir? Kızmışlar mıdır?” sorularından kurtulamadım.

Bazı somut bilgiler ışığında, hiç şüphesiz söyleyebilirim ki o görüntüler başta Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Arif Çetin olmak üzere bütün komutanlarının göğsünü kabarttı. Ancak bu seçim atmosferinde o Mehmetçik’in de, bizim de bunu öğrenme şansımız olmayacak. Çünkü, Org. Çetin teşkilatını siyasetten uzak bir yere konumlandırmaya kararlı görünüyor ve bazı meslektaşlarımız ile siyasetçiler, bütün partilerin seçmenlerinin bamteline dokunmayı başaran o Mehmetçik’in görüntülerini siyasi propaganda malzemesine dönüştürmekte gecikmedi. (Bu vesile ile konuyu dün birinci sayfasında “Ata’sına toz kondurmadı” başlığı ile duyuran Vatan gazetesindeki meslektaşlarımı da tebrik ediyorum. Bu haber daha güzel anlatılamazdı.)

VATANDAŞIN GERÇEK GÜNDEMİ VE KARS ÖRNEĞİ

BU aralar hep yollardayım. Günlerdir Hatay, Antalya, İzmir, İstanbul, Şırnak, Cizre, Ordu, Balıkesir ve Kars gibi kentlerde kanaat önderlerini ve vatandaşları dinliyorum. Ordu’da, muhteşem manzarasıyla Boztepe’de yapılan Kültür Turizm ve Medya Kurultayı’nda Anadolu’nun değişik kentlerinden gelen ve şehirlerinin nabzını çok iyi tutan meslektaşlarımla da uzun uzun sohbet ettim. Balıkesir’de Güney Marmara Kalkınma Ajansı ile Büyükşehir Belediyesi’nin ortaklaşa düzenlediği “Yatırım Günleri” etkinliğinde şehrin büyük ekonomik potansiyelini ortaya çıkarmaya çalışan gayretkeş insanların samimiyetlerini ve karşılaştıkları sorunları gözlemledim. Hepsinde dikkatimi çeken ortak şey şu oldu: Sürpriz seçim kararına rağmen vatandaş kendi gerçek gündemi ile uğraşıyor. Sokaklarda seçim atmosferi henüz tam anlamıyla oluşmamış.

Çok örnek verebilirim ama bu köşeye sığmaz. Kars’taki bir duruma dikkatinizi çekmekle yetineyim: Şehirde iki güzel hastane var. Kafkas Üniversitesi’nde modern binasıyla, son teknoloji araç gereçleriyle Avrupa standartlarında bir hastane yapılmış. Ancak hastanedeki bir panoda, “cildiye”, “göğüs hastalıkları”, “kulak burun boğaz”, “ortopedi”, “fizik tedavi” ve “nöroloji” polikliniklerinin doktor olmadığından kapalı olduğu duyurulmuş. Eksiklik öyle hissediliyor ki AK Parti’nin hekim kökenli Kars milletvekili Selahattin Beyribey, açığın giderilmesine bir nebze olsun katkı vermek için hasta muayene edip ameliyatlar yapıyor. Hastaların çoğu Erzurum’un yolunu tutmak zorunda kalıyor. İmkânı olanlar Ankara’ya, İstanbul’a gidiyor. Kentin bir an önce bu sorundan kurtulması lazım. Hastanelerin kadrosu yetersizse bakanlık kadro vermeli, atama yapmalı. Ya kadro var da hekimler gitmiyorsa?

“Ey Hipokrat” diyorum başka bir şey demiyorum!

Yazının devamı...

Kılıçdaroğlu o iki eleştiriye ne yanıt verdi?

9 Mayıs 2018

Yani, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, İYİ Parti lideri Meral Akşener ve Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, seçim kampanyası boyunca mitinglere, kürsülere hem “genel başkan” hem “cumhurbaşkanı adayı” olarak çıkacaklar. Hem partiye hem kendilerine oy isteyecekler.

HDP’de Selahattin Demirtaş cezaevinde olduğundan, propaganda faaliyetlerini HDP eş başkanları sürdürecek.

CHP’de ise hem Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu hem Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce meydanlara inecek. Kılıçdaroğlu ağırlığı Parlamento seçimlerine verecek, aynı zamanda İnce için çalışacak. İnce ise daha çok adaylık çalışmalarına yoğunlaşacak.

Her ne kadar AK Parti’lilerce “iki başlılık” olarak yorumlansa da (seçimlere çok kısa bir süre kaldığı dikkate alınırsa) CHP’deki bu tablo daha fazla şehre ve insana ulaşma açısından avantaja dönüşebilir. CHP lideri Kılıçdaroğlu da İnce’nin ismi açıklandıktan sonra ortaya çıkan bu ihtimalden memnun görünüyor.  TBMM’de dün yaptığımız görüşmede, İnce’nin adaylığının yansımalarını şu ifadeyle anlattı:

“Muharrem Bey, toplumda bir umut dalgası oluşturdu. Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturacak ve Türkiye’yi yönetecek. Çağdaş ülkelerin standardında güçlü, demokratik bir parlamenter sistemi Türkiye’ye getirecek.”

TWİTİN HİÇBİR ÖNEMİ YOK

Kılıçdaroğlu’na İnce’yi aday olarak açıkladıktan sonra iki önemli eleştiri yöneltilmişti. İlki, İnce’nin adaylığına ilişkin bir Twit bile atmamasıydı. Kendisine “Neden bir twit atarak kişisel görüşlerinizi paylaşmadınız” diye sordum. Şu yanıtı verdi:

“Muharrem İnce bizim güvendiğimiz güçlü siyasal gelenekleri olan bir arkadaşımız. Toplantı yapıp açıkladık. Twit mesajı atmanın hiçbir önemi yok. Çok daha güçlü bir şekilde açıklayarak aday gösterdik.”

Yazının devamı...

‘Adalet işte’ dedirten iki mahkeme kararı

5 Mayıs 2018

“Hani ‘Özge’nin gözlerine bakıp vicdan terazinizle tartın ve karar verin’ diye yazmıştın ya... Duruşmadan geliyorum. Karar verdiler. Cezayı, sanığın geleceği üzerindeki olası etkileri de gerekçe göstererek indirdiler. Ya Özge’nin geleceği?”

Derin bir sessizlik oldu.

Cümlesini tamamlayamadı.

O güzel gözlü Özge yeğeniymiş. Ne diyeceğimi bilemedim. Ben de sustum. “Yakında çıkar, aramızda dolaşır” diyebildi ve hüngür hüngür ağlamaya başladı.

Ne diyeceğimi bilemedim, “Üzme kendini” diyecek oldum, diyemedim.

Kelimeler kifayetsizdi.

ÖLENİN GELECEĞİ YOK, SANIĞIN GELECEĞİ ETKİLENMESİN!

13 Ocak 2018 günü Hürriyet’te yazdığım yazıyı tekrar okuyup, olay görüntülerini yeniden izledim. 7 Ekim 2016 günü, Kadıköy Moda’da bir hafriyat kamyonu, kaldırımda yürüyen

Yazının devamı...

Kılıçdaroğlu neden İnce'yi seçti?

4 Mayıs 2018

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, bugün önce Türkiye Barolar Birliği’nin misafirhanesinde milletvekilleriyle basına kapalı bir grup toplantısı yapacak, ardından da Ahmet Taner Kışlalı Spor Salonu’na geçip partisinin cumhurbaşkanı adayını açıklayacak. Aday, Muharrem İnce olarak belirlendi. Kesin bilgi...


İPUCU KILIÇDAROĞLU’NDAN
Nereden mi biliyorum. Dün Habertürk yazarı Muharrem Sarıkaya ile birlikteydik. TBMM yemekhanesinden kulislerin olduğu tarafa yürürken Kılıçdaroğlu ve ekibiyle karşılaştık. Hal hatır sorduktan sonra doğrudan “Adayı siz biliyor musunuz” diye sordum. Sorunun gazeteci hilesi olduğunu anlayıp gülümsedi, bunun üzerine “Yarın açıklayacağınız isim şu anda net mi?” diye sordum. “Evet” dedi. Muharrem Sarıkaya, “Sadece siz mi biliyorsunuz? Yoksa başka kimseye söylediniz mi” diye takılınca, Kılıçdaroğlu “Evet söyledim ama size söylemem, onlara yüklenirsiniz” karşılığını verdi. Kılıçdaroğlu, “Bugün görüşüp kendisine tebliğ edecek misiniz?” sorum üzerine de “Hayır, yarın yapacağız” dedi.

Kılıçdaroğlu’nun ismi başkalarıyla paylaşmış olduğunu bilmek önemli bir ipucuydu. Bu nedenle hemen Kemal Bey’in ismi söylediğini düşündüğüm bir ismi aradım. Açar açmaz “Adayınız hayırlı olsun, Muharrem Bey olmuş, Kemal Bey size söylemiş” dedim. Sorumun “tuzak” olduğunu ima edip isim konusunda bilgi veremeyeceğini söyledi. Malum, dün “3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü” idi. Günün anlam ve önemine binaen bilgiye ulaşmak için ısrarcı oldum ve sonunda şu yanıtı aldım:

Yazının devamı...

Kılıçdaroğlu’nun aklındaki aday

2 Mayıs 2018

Bugüne dek hep Muharrem İnce, Yılmaz Büyükerşen ve İlhan Kesici isimlerini duyuyordum. Son 2-3 günde de en çok “Rüzgar döndü, Muharrem İnce aday olacak, tebrikleri kabul ediyor” cümlesini duydum.

Cuma günü adayın açıklanacağı Ahmet Taner Kışlalı Spor Salonu’na asılacak posterlerin hazırlanması, Kılıçdaroğlu’nun Perşembe gecesi tebligat yapması ve Cuma günü salona birlikte gitmesi için adayın bugün itibariyle netleşmesi gerekiyordu.

Sabah CNN Türk’teki Parametre programına çıkmadan önce CHP’li kaynaklarımı aradığımda, beklentim Muharrem İnce’nin ismini duymaktı. Ancak bir kaynağım, “Üçü de değil” dedi.

Doğrusu şaşırdım. Üçü de değilse kim? Prof. Özgür Demirtaş’ın ismi söylenmişti.

“O olabilir mi?” soruma verilen yanıt “Hayır” oldu. “Peki kim” diye sordum.

Cevap şöyleydi:

“Dün gece yoğun bir trafik yaşandı. Genel Başkan, kurmaylarıyla ismi netleştirdi. Kılıçdaroğlu’nun ‘Ekonomist, başarı hikayesi var, sakin, polemiği sevmiyor, bütün kesimleri kucaklayacak’ tarifine de uyuyor. CHP tabanının Halk TV ekranlarından tanıdığı bir isim. Başta tereddüt etseler de oy verebilirler.”

Aklıma gelen ismi başka bir CHP’li kaynağıma sordum. “Olabilir, Genel Başkan geçenlerde bir toplantıda ‘parti içinden olması şart değil’ demişti” diye konuştu.

Yazının devamı...

Dedelerimiz boşuna mı öldü?

28 Nisan 2018

Amacım, 1980’li yıllara bizimle neredeyse eşit koşullarla başlayan ülkenin, 21. yüzyılda nasıl dünyanın en büyük ekonomileri arasına girdiğini araştırmaktı. Bir hafta boyunca edindiğim izlenimleri üç gün boyunca Hürriyet’te aktardım.

Yazı dizisine şu satırlar ile başlamıştım:

“Incheon Adası’ndaki havaalanından Güney Kore’nin başkenti Seul’e geçerken, sol tarafımda Kuzey Kore dağlarını görüyordum. Kulağımda Ahmet Kaya’nın söylediği ‘Meri kekliğim’ şarkısı vardı. Ünlü şair Enver Gökçe’nin şiirindeki ‘Kore dağlarında tabakam kaldı’ dizesi nakarat halinde tekrarlanırken, gerçek adını hiç öğrenmediğimi o an fark ettiğim ‘Koreli’ dedenin savaş anılarını düşünüyordum. Çinlilerle birbirlerini adeta elleriyle boğazladıkları savaştan geriye dibe vurmuş bir ülke ve tam bir sefalet bırakıp dönmüşlerdi.

Güney Kore, 1980’lerden itibaren otomotiv ve elektronik başta olmak üzere birçok sektörde atılım gerçekleştirmiş, dipten zirveye çıkmıştı. Devasa şirketlerin Ar-Ge merkezlerini ziyaret ettikçe hayranlığım artıyordu.

Programı yaparken Kuzey Kore’yi de merak ettiğimi söylediğimden “Göç işleri Dairesi” “Birleşme Bakanlığı” ve sınırdaki ateşkes bölgesi de ziyaret ettiğim yerler oldu.

Doğu Almanya ile Batı Almanya’nın birleşmesi sırasında yaşanan gelişmeleri çok iyi analiz etmişlerdi. Bu nedenle olası bir “Kuzey-Güney Kore birleşmesi” halinde neler yapılması gerektiği üzerinde harıl harıl çalışıyorlardı. Görüştüğüm yetkili durumu “Bizim yıllık gelirimiz 36 bin dolar, Kuzey’de bu rakam 800 dolar. Tedbir almazsak birleşme bizi de aşağı çeker” sözleriyle anlatmıştı.

“Ne tür tedbirler” diye sorduğumda hayretler içinde kaldığım yanıtlar almıştım. Örneğin tam sınırda bir fabrika kurulmuştu. Hammadde güneyden, işçiler kuzeyden geliyordu. Kuzeyden gelen her işçiye 400 dolar veriliyordu. Kuzey Kore yönetimi her işçiye 7 dolar civarında bir ödeme yapıp gerisini hazinesine koyuyordu.

Güney Kore’de başlayan bazı otoyollar, Kuzey Kore’de devam edecek gibi tasarlanıyordu. Hatta Kuzey Kore topraklarında yol inşaatları sürüyordu.

Yazının devamı...

Gül'ü 'adaylıktan vazgeçirme' trafiği

27 Nisan 2018

Saadet Partisi üyelerinin ve CHP’li bazı isimlerin yürüttüğü “arka kapı diplomasisi”, Saadet Partisi Lideri Temel Karamollaoğlu’nun açıktan yaptığı ziyaret, Gül’ün katıldığı Saadet Partisi etkinlikleri...

Bunların hepsi, Gül’ün cumhurbaşkanı adayı olması için yaşanan “ikna trafiği”nin bir parçasıydı.

Çok gündeme gelmedi ama Gül, geride bırakmak üzere olduğumuz bu hafta boyunca, aynı zamanda “Aday olma” telkinlerinin yapıldığı bir trafiğin de uğrak noktası oldu. AK Parti kanadı, aday olmaması için Gül’le bir ‘arka kapı diplomasisi’ yürüttü. Bu çerçevede birçok görüşme olabilir ama üç tanesi dikkat çekiciydi.

İlki, eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Gül ile yaptığı bir görüşmeydi. Hafta başında gerçekleşti ve Davutoğlu salı günü Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın konuştuğu AK Parti grup toplantısına katılmayınca TBMM koridorlarında ve AK Parti kulislerinde “Gül’le mi hareket edecek” sorusu konuşuldu. Davutoğlu’na yakın isimler, kendisinin biraz rahatsız olduğu için grup toplantısına katılamadığını söylediler. Bir süre sonra Davutoğlu kanadından bilgi alan bazı meslektaşlarımız, Gül’ün Davutoğlu’nu çağırıp “birlikte hareket etmeyi” teklif ettiğini, Davutoğlu’nun da “Benim yerim belli” diyerek bu teklifi geri çevirdiğini yazıp söylediler. Davutoğlu da dünkü basın toplantısında görüşmenin Gül’ün davetiyle gerçekleştiğini söyledi ve sadece Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı desteklediğini açıkladı.

Yazının devamı...

Gül’ün zor kararı

21 Nisan 2018

Şunu söylemeliyim ki hem burada sohbet ettiğim insanların, hem CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile yaptığımız görüşmeyi aktardığım dünkü yazım nedeniyle arayanların aklındaki soru aynıydı:

“Kemal Kılıçdaroğlu aday olmayacaksa CHP kimi aday gösterir? Abdullah Gül aday olur mu?”

KILIÇDAROĞLU’NUN AKLINDAKİ İSİMLER CHP’DEN

Sorunun ilk bölümünü Kılıçdaroğlu’na sorduğumda, “Aklımızda netleşmiş isimler var, 3’ü 5’i geçmez” demişti.

Kılıçdaroğlu’nun sözünü ettiği arka kapı diplomasisini yürüten önemli bir isimle dün konuştum. Kılıçdaroğlu’nun kastettiği Cumhurbaşkanı aday adayı isimlerin tamamının halihazırda CHP’de olduğunu söyledi.

Eğer ittifak görüşmelerinden başka bir formül çıkmazsa, CHP kendi içinden muhafazakâr, milliyetçi ve Kürt seçmenlerin oyunu da alabilecek bir ismi aday gösterecek.

GÜL’LE GÖRÜŞMELER NE DURUMDA?

Arka kapı diplomasi ekibi hem parti içi adaylar konusunda rapor hazırlamış, hem

Yazının devamı...