"Deniz Zeyrek" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Deniz Zeyrek" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Deniz Zeyrek

Musk’ın mesajı, Atatürk’ün kırık kaburgası

10 Kasım 2017

Bu yıl, anma törenleri öncesinde iki haber öne çıktı.

İlki, bazı AK Parti teşkilatlarının “10 Kasım’da Anıtkabir’deyiz” yazan pankartlarıydı.

Haber merkezlerine ülkenin değişik yerlerinden, özellikle de İstanbul’dan, vatandaşları 10 Kasım’da Anıtkabir’e davet eden AK Parti pankartlarının fotoğrafları düştü.

Konuyu CNN Türk’te ‘Parametre’ programında Ebru Baki ile konuşurken, Atatürk gibi bir ortak değerin muhafazakâr camia ve AK Parti tarafından da sahiplenilmesinden memnuniyet duyduğumu söyledim. Bu sözlerime sosyal medya üzerinden çok sayıda eleştiri geldi. Çoğu, AK Parti’ye muhalif olduğunu tahmin ettiğim izleyicilerden geliyordu. AK Parti’nin kamuoyunda artan Atatürk ilgisi ve sevgisini görüp, bu adımı attığını, samimi olmadığını savunuyorlardı. Bazı izleyiciler, AK Partililerin düne kadar ‘Atatürk’ sözcüğünü bile kullanmadığını hatırlatıp bu yıl gösterilen sevginin 2019 seçimleri öncesinde ihtiyaç duyulan geçici, konjonktürel bir sevgi olduğunu savunuyorlardı.

Twitter üzerinden gelen mesajlardan birini özellikle burada aktarmak istiyorum. Çünkü, son zamanlarda Atatürk’e, annesi Zübeyde Hanım’a yönelik hakarete varan açıklamaların muhafazakâr camiada yarattığı tepkiyi özetliyordu. Aynen şöyle diyordu ‘Parametre’ izleyicisi:

“Muhafazakâr düşünen, yaşamaya çalışan biri olarak, bu kadar hunharca eleştirilmesine canımız sıkılıyor. Artısıyla eksisiyle Atatürk bizim liderimiz.”

MUSK’IN ANITKABİR MESAJI

İkinci önemli haber, Amerikalı sansasyonel milyarder

Yazının devamı...

Gül iki seçimi karşılaştırıp "görüntümüz bozuldu" dedi

9 Kasım 2017

Yaygın medyada çok ilgi görmeyen konuşmanın metni, dün elektronik mesajlarla yayıldı ama Milli Gazete ve bazı internet siteleri dışında yine ilgi görmedi. Baştan sona okudum. 19. yüzyıl sonlarından günümüze uzanan küresel gelişmelerin, savaşlarının ve diplomasinin dönüm noktalarını büyük bir ustalıkla özetleyen Gül, konuşmanın metnini akademik bir üslupla oluşturmuştu. Ancak bir gazeteci gözüyle bakınca güncel konularda doğrudan AK Parti hükümetine mesajlar verdiğini düşünmeden edemedim. Neden mi? Başlık başlık sıralamak isterim.

EVİN İÇİ DÜZENLİYSE GÜÇLÜ DIŞ POLİTİKA OLUR

Türkiye son zamanlarda dış politikada özellikle de ABD ve Avrupa Birliği ile ciddi sorunlar yaşıyor ve sorunlarının kaynağını söz konusu ülkelerde görüyor. Gül’ün bu konudaki tespitleri biraz farklı:

"Eğer bir ülkede güçlü demokrasi, güçlü ekonomi ve sağlam bir dış politika söz konusu değilse o ülkede karışıklıklar olur, bir ileri gidersiniz bir geri gelirsiniz...

“Dış politikasının güçlü olabilmesi için bir ülkenin önce evinin içinin düzenli olması lazım... ‘Evin içi’ dediğimde sağlam bir siyasi yapı, kuvvetler ayrılığına bağlı demokratik bir sistem, hukukun evrensel şekilde eşit uygulandığı bir hukuk düzeni, güven veren, ayrım yapmadan sadece haklı ve haksız ayrımı yapan temel hak ve özgürlüklerin evrensel anlamda garanti altına alındığı bir ülke kastediyorum.”

“Temel insan hakları, bütün bunların garanti altına alınması bir ülkedeki huzurun birinci şartıdır.”

ETKİ ALANI YUMUŞAK GÜÇLE SÜRDÜRÜLEBİLİR

Türkiye, son dönemde dış politikada hep askeri söylemlerle gündeme geliyor. Cumhurbaşkanı’nın bazen Suriye, bazen Irak’la ilgili konularda kullandığı “Bir gece ansızın gelebiliriz” sözü, Batı’da Türk dış politikasının yeni mottosu olarak görülüyor. Konuşma metnindeki bazı ifadeler, Gül’ün bu yaklaşımı doğru bulmadığını gösteriyor:

Yazının devamı...

ABD ile hangi konuda anlaşıldı?

7 Kasım 2017

Nitekim, dün öğleden sonra ABD’nin Ankara Büyükelçiliği, daha önce konsolosluklarına göçmen olmayan vize başvurusu yapmış Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına mesaj gönderip, başvuruları yenilemelerini istedi. Türkiye’deki konsolosluklara “her kategoride vize başvurusu alabilirsiniz” talimatı verilirken, günlük randevulara sayı kısıtlaması getirildi. Kriz öncesinde 8 saat çalışan ABD Konsoloslukları bir süre sadece 2 saat hizmet verecek.

CİDDİ ENDİŞELERİ GİDERME KOMİTESİ

Türk ve ABD’li  diplomatlarla dün yayınlanan yazıyı yazmadan önce yaptığım görüşmelerde, şu bilgilere ulaşmıştım:

18 Ekim 2017’de Türkiye’den ve ABD’den heyetler bir araya gelmişti. Heyetlerde Dışişleri, İçişleri ve Adalet Bakanlıklarının temsilcileri yer alıyordu. Görüşmelerde taraflar karşılıklı olarak dosyaları masaya koyarak kendi tutumlarını savundu. ABD tarafı başta papaz Andrew Grieg olmak üzere tutuklu ABD vatandaşları ile üç konsolosluk çalışanı hakkındaki davalarındaki gidişata dair “ciddi endişelerini” dile getirdi. ABD’li temsilciler ayrıca Türkiye’deki temsilciliklerinin güvenliği konusunda kaygılı olduklarını anlattılar. Türk tarafı ise ABD’deki İran asıllı Türk işadamı Rıza Zarrab soruşturması ile “korumalar davası” için duyulan “ciddi endişeleri” ortaya koydu.

VİZE KRİZİ ZİYARETİ GÖLGELEMESİN

Türk tarafı, komite kurup tarafların endişe duyduğu adli/hukuki dosyalar ile ABD temsilciliklerinin güvenlik sorununu masaya yatırmayı teklif etti. ABD heyeti bu teklifi kabul etti. Ankara, Washington’a ayrıca “Komite çalışırken vize kısıtlamasını sonlandıralım, Sayın Başbakan’ın ABD ziyareti vize sorununun gölgesinde kalmasın” teklifinde bulundu.

Bu teklif ABD tarafından kabul edildi.

“MISINTERPRETATION” MU SAPTIRMA MI?

Yazının devamı...

ABD dosyası kurşun gibi ağır

6 Kasım 2017

Önce program hakkında biraz bilgi vereyim:

Yıldırım, 7 Kasım 2017 akşamı Washington’a varacak. O gece dinlenecek ve 8 Kasım 2017 günü ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence ile görüşecek.

PENCE, HEM VEKİL HEM YALNIZ

Yıldırım’ın ABD ziyaretinin en önemli ve tek siyasi randevusu Pence ile. Başkan Yardımcısı, Yıldırım ile Başkan Trump’ın vekili olarak görüşecek, çünkü Yıldırım Washington’dayken Trump ABD dışında olacak.

Yıldırım’ın gitmişken dosyasındaki konuları görüşmek isteyebileceği ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson da Başkan Trump’a eşlik edeceği için Washington dışında.  Bir diğer önemli isim, ABD Savunma Bakanı James Mattis ise NATO toplantısı için Brüksel’e gidecek.

Yıldırım, Washington’da ayrıca Türk ve akraba topluluklar ile ABD’deki Müslüman toplumunun liderleriyle buluşacak.

Washington’dan ayrılmadan önce basın toplantısı yapacak olan Yıldırım, toplantıya Washington’ın en önemli gazetecilerinin davet edilmesi için talimat vermiş.

YAHUDİ LOBİSİNE VARLIK FONU TANITIMI

Yazının devamı...

‘Şeytan’la, kul hakkı yiyerek mücadele!

4 Kasım 2017

İlanı okuduğumda ilk anda Peter Blatty’nin “The Exorcist–Şeytan” romanındaki başkahraman Peder Joseph Dyer gibi birini aradıklarını düşündüm. Peder Dyer’in 12 yaşındaki Regan adlı kızın içindeki şeytanı çıkarmaya çalıştığı sahne aklıma gelince de tüylerim diken diken oldu.

Haberlerde, çağrışımı nedeniyle ürkütücü de bulduğum ilanın “Kur’an ve Sünnet ışığında Şeytanla mücadele edecek insan eğitimi” başlıklı doktora tezini yazan akademisyen için adrese teslim verildiği iddia edilmişti.

Akademik makalelerin toplandığı internet siteleri ile YÖK’ün internetten erişilebilen “tez merkezi”ne baktım. Gerçekten de bu başlıkta çok fazla akademik çalışma bulamadım. “Hadislere göre şeytan”, “Ayet ve hadislerde şeytan” gibi makaleler çoktu ama ilandaki başlığa uyan tek bir doktora tezi vardı.

137 sayfalık tezi açıp okudum. Özetle söylemek gerekirse şeytanın, insanı doğru yoldan çıkaracak, harama, günaha sevk edecek, ibadetini engelleyecek faaliyetlerine dikkat çekiyor ve insanın şeytanla en iyi mücadele şeklinin “dini ve ahlaki açıdan doğru yerde (haramdan ve günahtan uzakta) durmak” olduğunu anlatıyordu.

SARAÇ: KUL HAKKI BOYUTU VAR

Bazı akademisyenler, üniversite yönetimlerinin kendi istedikleri kadrolarla çalışma arzusunu özerk üniversite açısından bir hak olarak niteleyebiliyor. Ancak, bu şekilde adrese teslim kadrolar da bir eşitsizlik ve haksızlık yaratıyor.

Dün sabah, ilk iş YÖK Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç’ı aradım ve “Hocam, kim haklı? ‘Birlikte çalıştığımız kadroları alma hakkımız var’ diyenler mi? Bunun bir adaletsizlik olduğunu düşünenler mi” sorusunu yönelttim. Yanıtını aynen aktarıyorum:

“Yönetim ve idari işler söz konusu olduğunda üst yöneticiler kriterleri yerine getirmeleri şartıyla kendi ekipleriyle çalışmak isteyebilir. Ancak burada ‘akademik liyakat’ söz konusu ve daha nesnel davranılması gerekiyor. Alt uzmanlık arayabilirsiniz ama burada kamuoyunu yaralayan şey, Türkiye’de, hatta tez başlığı verilmek suretiyle yeryüzünde sadece bir kişiye uyan ilanlar verilmesidir. Bu tür ilanlar akademiye zarar vermektedir. Olayın başka bir boyutu da var. O da ‘kul hakkı’dır. Burada devletin bir kadrosu, yani eve götürülecek ekmek, rızık söz konusudur. Hak eden biri dururken hak etmeyen biri o kadroyu alırsa kul hakkı yenmiş olmuyor mu? O nedenle basına yansıdığında, öğrendiğimizde bu tür ilanları hemen iptal ediyoruz.”

Yazının devamı...

Edip Uğur niye gitti?

3 Kasım 2017

İstifa açıklamasında, Türkiye’de günlerce konuşulacak bir tavır sergiledi. Tartışmalı iddialar ortaya attı. Mesela, kendisine, hatta ailesine ulaşan ve “katlanılmaz hale gelen” bir baskı ve tehdit ortamından söz etti. Sonra şu soruyu sordu:

“Ortaya çıkan manzarada bürokrasi devletin önüne, devlet milletin önüne ve en önemlisi sadakat liyakatin önüne geçmiş gibi görünmüyor mu?”

Ardından da hem siyaset, hem tıp ve biyoloji literatürüne geçecek şu değerlendirmeyi yaptı:

“Metal yorgunluğu adı altında bu değişim ve yenilenme süreci AK Parti’de bir otofajiye dönüşmüştür.”

AK Parti, Uğur’un açıklamalarından sadece “tehditler” kısmını ciddiye alıp yanıt verdi. Oysa Uğur baskıdan da söz etmiş, baskının partiden geldiğini ima etmişti.

Uğur’un açıklamalarını tekrar hatırla(t)mamın nedeni şu:

Ankara’da konu hakkında bilgi sahibi olan kime “Edip Uğur neden bıraktı(rıldı)” diye sorsam aynı yanıtı aldım.

İddiaya göre

Yazının devamı...

“Avcı” huzur getirebilecek mi?

31 Ekim 2017

ABD ve Britanya, Barzani’nin “devlet adamlığını” ve “IŞİD’e karşı direnişini” övmekle beraber, görevi bırakmasını memnuniyetle karşıladı.

Anglosakson ittifakı, yıllarca Mesud Barzani ile Celal Talabani’nin damga vurduğu Kuzey Irak siyasetinde, yeni dönemin önderleri olarak Neçirvan Barzani ile Kubat Talabani’yi işaret etti.

Almanya ve Fransa da, Bağdat’taki büyükelçilerini Neçirvan Barzani ile görüşmek üzere Erbil’e gönderdi. Bağdat ile Erbil arasında arabuluculuk da öneren iki ülke, bu vesile ile ABD ve Britanya gibi bölgede artık Neçirvan Barzani-Kubat Talabani dönemini tanıdıklarını gösterdiler.

Bu arada en ilginç çıkış, İran Genelkurmay Başkanı General Muhammed Hüseyin Bakıri’den geldi. Bakıri, Barzani’nin istifasının bölgedeki ateşi söndürebileceğini söyledi ve yeni yöneticilere reform çağrısı yaptı.

Türkiye ise Kuzey Irak’ın geleceği konusunda şimdilik açıktan adımlar atmıyor, Barzani’ye nasihat vermekle yetiniyor.

Şimdi gelin, Batılılar ile İran’ın işaret ettiği Kuzey Irak’taki Kürt bölgesinin yeni yöneticilerine mercek tutalım:

 

KUZEY IRAK’IN YENİ NESİL LİDERİ

Yazının devamı...

‘Uçurumun kenarındaki yıkık ülke’

28 Ekim 2017

Türkiye için çok önemli bir günün 94. yıldönümü.

25 Ekim 1923’te TBMM’de yaşanan kabine krizi, 27 Ekim 1923 günü Ali Fethi Bey başkanlığındaki hükümetin istifasıyla sonuçlanmıştı. Dünyada örneği görülmemiş olan “TBMM hükümeti” yöntemi krizler nedeniyle sürdürülemiyordu.

Bir gün sonra, yani 28 Ekim 1922’de TBMM içinden yeni bir hükümet çıksın diye çok uğraşıldı ama olmadı. Yeni hükümet kurulamayınca Atatürk, çalışma arkadaşlarını akşam Çankaya Köşkü’ne davet etti. İsmet İnönü ile uzun uzun yeni yönetim şeklini konuştular ve “cumhuriyet” kararını kesinleştirdiler.

Atatürk, 94 yıl önce bugün, akşam yemek masasındaki misafirlerine dönüp, “Arkadaşlar, yarın Cumhuriyeti kuruyoruz” dedi.

Yarın da 29 Ekim 2017.

Anayasa’nın ilk maddesinin sonuna “Yönetim şekli cumhuriyettir” ifadesinin eklenmesinin, yani Cumhuriyet’in kuruluşunun, aynı zamanda Ulu Önder Atatürk’ün oybirliğiyle Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı seçilmesinin 94 yılı. 

NEREDEN NEREYE...

Yıldönümlerinde insan elinde olmadan muhasebe yapar ya 29 Ekimlerde de Cumhuriyet’in muhasebesini yapıyor insan.

Yazının devamı...