"Deniz Zeyrek" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Deniz Zeyrek" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Deniz Zeyrek

Kılıçdaroğlu: ‘Zeytin Dalı’ milli bir operasyondur

10 Şubat 2018

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nu harekât üzerinden eleştirmeyi sürdürüyor. Son olarak Kılıçdaroğlu’na “‘YPG/PYD terör örgütüdür, DHKP/C terör örgütüdür’ diyebiliyor musun?” diye seslendi. Kılıçdaroğlu ile dünkü telefon görüşmemizde aynı soruyu sorarak başladım. Kılıçdaroğlu, önce gülümsedi ve şunları söyledi:

“Cumhurbaşkanı beni yeterince dinlemiyor. Bunu defalarca söyledim, TBMM kürsüsünden bile kaç kez söyledim. Tekrarlıyorum: Evet DHKP/C de, PKK da, YPG/PYD de, El Nusra da, IŞİD de terör örgütüdür. Peki şimdi ben kendisine sorduğum soruyu tekrarlayayım: Mardin mahkemesi ve Yargıtay, YPG/PYD’ye açıkça terör örgütü dedikten sonra siz bu örgütün liderini Salih Müslim’i Türkiye’ye niye getirdiniz, önüne kırmızı halı serdiniz? Hâlâ yanıt yok. Madem yargımız terör örgütü diye adlandırılmış, Türkiye’ye geldiğinde niye güvenlik güçlerine, yargıya teslim etmediler. Bu nasıl terörle mücadele?”

BU MİLLİ BİR OPERASYONDUR

Kılıçdaroğlu, ‘Zeytin Dalı’ harekâtının siyasetin alanında bir tartışma konusu olarak gündemde tutulmasından rahatsız olduğunu vurgulayarak şunları söyledi: “Bu konudaki polemiklerden uzak durmak istiyorum. Şehitlerin kanı üzerinden siyaset yapmak doğru değil. Ancak beni suçluyor, benimle özel bir polemik yaratmaya çalışıyor. Çünkü operasyona verdiğimiz destek onları rahatsız ediyor. Bu operasyon Türkiye’nin güvenliğini sağlamak için TSK’nın gerçekleştirdiği milli bir operasyondur. Bu operasyona destek vermek, terörden bıkan herkesin ortak görevidir ki terörden en büyük acı çeken ülke biziz.”

SURİYELİLERİ EĞİTİP GÖNDEREMEMEK DE BAŞARISIZLIK

Kılıçdaroğlu’na 6 Şubat 2018 Salı günü bir grup gazeteciye “Türkiye Afrin’e girmemeli” derken neyi kastettiğini de sordum ve şu yanıtı aldım:

“Ülkemizin sınırlarına terör örgütünün yerleşmesi, yanlış bir dış politikanın sonucudur ama şimdi Türkiye kendi güvenliğini sağlamak zorundadır. Fırat Kalkanı’na da, Zeytin Dalı’na da bu nedenle destek veriyoruz. Terörün sınırlarımızdan ne kadar uzaklaştırılması, bunun için Suriye’ye ne kadar girilmesi gerektiğine ordu karar verir. Ben Fırat Kalkanı’nda da Suriye’de çok derine inmenin doğru olmadığını söylemiştim. Şimdi de aynı şeyi söylüyorum. ‘300-400 bin nüfuslu bir şehre TSK’yı sokmak doğru değil’ diyorum. ‘Ne kadar az kayıp verirsek bu operasyon o kadar başarılı olur’ diyorum. ‘Bu ülkenin çocukları ölmesin’ diyorum. Neticede oraya kalmak için gitmiyoruz. Ayrıca ülkemizde 3 buçuk milyon Suriyeli var. Uygun olanları eğitin, gitsin ülkeleri için savaşsınlar. Eğitemiyorsan, bu da senin başarısızlığındır.”

ESAD TERÖRİSTSE SOÇİ’YE GİTME

Yazının devamı...

General Funk ne demek istedi

9 Şubat 2018

Amerikan Özel Kuvvetler Komutanlığı’na bağlı bir askeri konvoy, kırsalda ilerliyor. Vardıkları yer, PKK’nın Suriye kolu YPG’liler ile Amerikan özel kuvvetlerinden askerlerin 24 saat nöbet tuttukları siperlerin olduğu bir üs bölgesi ya da genel anlamda bir ileri karakol.

Zırhlı araçlardan üç yıldızlı bir general iniyor. Etrafındaki koruma çemberi Hollywood filmlerini andırıyor.

Generalin yakasında soyadı var. “FUNK” yazıyor.

General Paul Funk. IŞİD Karşıtı Koalisyon’un komutanı. Yani, Irak ve Suriye’de ABD’nin IŞİD’e karşı sürdürdüğü operasyonların en üst düzey sorumlusu.

Yazının devamı...

3. yarış İnce’nin olabilir

5 Şubat 2018

DARBECİLER tarafından iki kez gözaltına alınan Deniz Baykal da SHP’ye katıldıktan sonra merhum Erdal İnönü’nün karşısına 3 kez genel başkan adayı olarak çıkmış, ancak başarılı olamamıştı. Baykal, 1992’de CHP’yi yeniden canlandırıp genel başkan olmuş, 1995’te de SHP ile CHP’yi CHP çatısında birleştirip (8 aylık geçiş sürecini saymazsak) 18 yıl boyunca sosyal demokratların lideri olmuştu.

Kılıçdaroğlu da 4 ay sonra 2010’da devraldığı genel başkanlık koltuğundaki 8 yılını doldurmuş olacak.

KÜSKÜNÜ ARTAN CHP

Hafta sonu yapılan 36. Olağan Kurultay’ın resmi sonucu Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlık yarışını kazanmasıydı. Ancak, kurultayın resmi olmayan ama aleni bir şekilde görünen bazı fiili sonuçları da vardı:

- Küskünler arttı: İl kongreleri yeni yapıldığı ve delege listelerinin büyük bölümü Genel Merkez’in kontrolünde oluştuğu halde 480 delege Kılıçdaroğlu’nu tercih etmedi. İnce’ye giden 447 oyun yanı sıra 33 delege de “oy kullanmamayı” ya da “boş/geçersiz” oy kullanmayı tercih etti. Bu durum, söz konusu delegelerin Genel Merkez’e rağmen taban desteği ile büyük kurultaya geldiğini ve Kılıçdaroğlu’nun 8 yılda kendi partisini kurmak için fazlaca “küskün” ya da “mutsuz” partili yarattığını gösteriyor.

- Kılıçdaroğlu’nun tercihi: Kılıçdaroğlu, 2014’ten itibaren parti tabanında sevilen/sivrilen isimleri yanına alıp güçlü bir yönetim yaratmak yerine onları rakip olarak görüp saf dışı bırakmayı seçti. Parti yönetimi için, çoğunlukla tabanı olmayan ama sözünden çıkmayacak isimleri tercih etti.

- Tabanı olanlar dışarıda: Deniz Baykal ve Muharrem İnce gibi, Gürsel Tekin de CHP tabanında karşılık buluyordu. Tekin ve yakınındaki isimler de Kılıçdaroğlu istemedi diye parti yönetimine aday olmadı. Geçmişteki CHP kurultaylarında “Genel Başkan’ın Anahtar Listesi”ne bakan gazeteciler listedeki isimleri bilir, dengeleri hemen anlardı. Kılıçdaroğlu’nun pazar günü dağıtılan listesine bakan birçok gazetecinin isimlerin neredeyse yarısını “Google”ladığı (Kim olduğunu internette aradığı) gözlerden kaçmıyordu.

- Doğu, Güneydoğu yine yok:

Yazının devamı...

Kurultay illerde bitmişti

4 Şubat 2018

Birçok CHP’li “Ne olur, İnce zorlar mı” diye soruyordu. Anlaşılan İnce’nin medyadaki ve salonun çevresindeki pankartlardaki görünürlüğü, partide ‘acaba’ sorusunu yaratmıştı. Partililerdeki bu merak, salonun orta yerindeki delegelerde pek yok gibiydi. İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük illerden gelen delegeler Kılıçdaroğlu’nu açıktan destekliyor görünüyordu. Belli ki kurultay,  İstanbul başta olmak üzere büyük illerin kongrelerinde bitmişti. Salona ilk Muharrem İnce geldi. Kılıçdaroğlu’nun tribünleri selamlaması için hazırlanan yüksek yoldan eşiyle yürüyerek partilileri selamladı. Beş on dakika sonra aynı yolda Kılıçdaroğlu ve eşi Selvi Hanım karanfiller atarak yürürken, yan tribünlerin bir tarafında başlayıp diğer tarafında biten bir pankart açıldı. Pankartta Kılıçdaroğlu’nun fotoğrafı ve “İstanbul İl Örgütü” yazısı vardı. İnce geçerken pek heyecan yapmayan delegeler, Kılıçdaroğlu girince rengini belli etmişti.

Kılıçdaroğlu’nun konuşması, genel başkan olduğu 2010’dan beri yaptığı konuşmalardan çok farklı değildi. Kendisini “Camdan konuşmam” diye bağladığı için kağıda yazılı notlar üzerinden konuşuyordu. Halkın temel sorunlarına değinerek geleceğe dair vaatlerini sıralıyordu. Rakibi İnce ise yine her zaman olduğu gibi iyi ‘eleştiri cümleleri’ kuruyordu. Hem CHP’yi hem AK Parti’yi hedef alıyordu. ‘Kılıçdaroğlu ile İnce’nin konuşmalarındaki temel fark neydi’ diye sorarsanız, tereddüt etmeden ‘derinlik’ derdim. Kılıçdaroğlu’nun bazı cümlelerini anlamak için filozof olmak gerekirken, İnce ‘popüler’ bir dili tercih ediyordu.

Yazının devamı...

‘Kurultay CHP’nin değil Türkiye’nin meselesi’

3 Şubat 2018

Berberoğlu tutuklu olduğu için bugün Ankara’da yapılacak 36. Büyük Kurultay’a katılamayacak. Maltepe Cezaevi’nde tek başına kaldığı koğuştaki televizyondan izleyecek. 

CHP, 2012’deki iki kurultayda tutuklu milletvekili sorununu yaşamıştı. Ancak arada şöyle bir fark vardı: Ergenekon kumpasının sanıkları Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal cezaevindeyken milletvekili adayı yapılmış ve seçilmişti. Berberoğlu ise CHP milletvekili olarak gittiği bir duruşmanın sonunda tutuklanarak cezaevine götürülmüştü.

Berberoğlu’nun partisinin kurultayına katılamadığı için neler hissettiğini, bir siyasetçi ama aynı zamanda duayen bir gazeteci olarak “Zeytin Dalı” harekâtına nasıl baktığını öğrenmek istiyordum. Adalet Bakanlığı gazetecilere görüş izni vermediği için avukat kızı Dilara Berberoğlu’ndan sorularımı iletmesini rica ettim. Kırmadı ve önceki akşam babasının yanıtlarını bana ulaştırdı. Önce soru ve yanıtları aktarayım:

- Sekiz ayınız nasıl geçti?

Açıkçası dört duvar arasında tek başımayım, dolayısıyla kendimle kavgalı olmadığım günlerde mutluluğa yakın hisler bile yaşıyorum. Tek bir gün bile aksatmadan günde kırk dakika koşuyorum. Bir yazarı seçince bütün kitaplarını okuyabilecek zamana sahip olmak önemli bir lüks. Anlayacağınız beklentileri biraz düşürünce şikâyet konusu azalıyor. 

- CHP kurultayına katılamıyorsunuz. Beklentileriniz nelerdir?

Şimdi ne söylesem hariçten, daha doğrusu hapisten gazel okumak gibi olacak. Siyasette bir gün bile uzun bir zaman, bense sekiz aydır son derece sınırlı imkânlar ile dünyamı, ülkemi ve partimi takip etmeye çalışıyorum. Ancak şurası kesin ki, önümüzdeki kurultay sadece CHP’nin değil, Türkiye’deki tüm muhaliflerin konusu haline geldi. CHP artık Türkiye’de tek adam rejimine karşı duran herkesin ortak adresi oldu. CHP’nin, geçen seçimde aldığı oyun iki katına varan seçmen kitlesinin taleplerini toplama, sözcülüğünü üstlenme sorumluluğunu yüklenmesi gerekiyor. Dolayısıyla ittifak tavanda değil tabanda kurulmalıdır. CHP yönetiminin melezleşmesi değil, kendi dışındaki seçmeni de ortak demokrasi hedefi için seferber edebilecek ciddiyette bir duruş sergilemesi asıl hedeftir. 

-

Yazının devamı...

Rusya’ya neden toz kondurmuyoruz?

2 Şubat 2018

Sınır aşan sular, Filistin davası, Körfez Savaşı, Kuzey Irak/Çekiç Güç ve İran hep sıcak konulardı.

Gazeteye geldiğimde güne merhum Mehmet Ali Birand’ı ve Cengiz Çandar’ı satır satır okuyarak başlardım güne. Faik Bulut’un Filistin analizlerini akıcı bir roman gibi okurdum. Cümlelerin altını çizer, bazen de yazıları keser saklardım. O yazılardan, analizlerinden çok fazla ipucu yakalayıp araştırmışlığım vardır.

Daha sonra Sedat Ergin, Murat Yetkin, Soli Özel ve Semih İdiz girdi okuma listeme. Bilgi dolu yazıları, aydınlatan analizleri, farklı açıları sunmaları sadece biz genç gazeteciler için değil, ülkenin diplomasisini yönlendirenler için de ders niteliğindeydi.

Sedat Ergin’in çarşamba günü yayınlanan “Rusya neden Suriye’de Türkiye’ye yardım ediyor” yazısını (http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/sedat-ergin/rusya-neden-suriyede-turkiyeye-yardim-ediyor-40726602) okuduktan sonra, diplomasi yazarlığında bu ekolün hâlâ sürüyor olmasından dolayı kendimi mutlu hissettim ve bu girizgâhı yapma ihtiyacı duydum.

PUTİN, MENBİÇ OPERASYONUNU DA İSTİYOR

Yazıdaki 7 madde, Suriye denkleminde Türkiye’yi yerleştirdiği konum ve Türkiye’nin büyük askeri gücünü sahaya sürmesi sayesinde Rusya’nın adeta bir taşla 7 kuş vurduğunu çok net bir şekilde gösteriyor.

“ABD’ye karşı güç kazanma”, “Türkiye’yi ABD’den uzaklaştırıp yanına çekme”, “ABD’nin en büyük kozu YPG’yi bir ayağı eksik bırakma”, “Bütün dünya Afrin’e odaklanmışken, güneyde muhaliflerin son kalesi İdlib’in Esad’ın eline geçmesini sağlama”, “Muhaliflerden sonra YPG/PKK’yı da güçsüzleştirerek müttefiki Esad’ı Suriye’deki tek otorite haline getirme” ve “Türkiye ile Esad’ı yeniden yakınlaştırma” Rusya’nın kazandığı avantajlardan sadece birkaçı..

Hal böyle olunca, ‘Zeytin Dalı’ harekâtından en üst düzeyde yararlanan Rusya’nın Türkiye’nin Menbiç’e operasyon yapmasını da desteklemesi kaçınılmaz görünüyor.

Yazının devamı...

‘115 hamile çocuk’ olayındaki ürperten detaylar

27 Ocak 2018

- Kız çocuklarının bu çağda hâlâ “evlenmek ve anne olmak zorunda bırakılması” durumunun ülkemizdeki yaygınlığını...

- Medeni Kanun’un alanına giren konularda ve eğitim sisteminde son dönemde yapılan mevzuat değişikliklerinin, kız çocuklarını okulda tutacak devlet denetimini zayıflattığını...

- Bu durumu bir sorun olarak görüp engellemesi ve sorumluları cezalandırması gereken kurumların olayı “görmezden geldiğini”, hatta daha da kötüsü “meşrulaştırmaya çalıştığını”...

- Kamuoyuna yansımayan olayları alttan ve ağırdan alan yargımızın, düğmeye bastığında “İyi ki bu ülkede savcılar ve hâkimler var” hissi yarattığını...

- Medyanın “denetim” görevinin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha açık ve net bir şekilde gösterdi.

5 TUTUKLAMA VAR

“Fikri takip” bizim mesleğimizde önemlidir. Hürriyet muhabiri Dinçer Gökçe’nin ortaya çıkardığı olayı takip etmek boynumuzun borcu. O nedenle bugün biraz kafamızı ‘Zeytin Dalı’ harekâtı haberlerinden kaldırıp bu konuya yoğunlaşmak istedim.

Küçükçekmece Adliyesi’nde bir başsavcıvekili ile iki savcı harıl harıl bu konu üzerinde çalışıyor. Bir taraftan küçük yaşta hamilelik mağdurlarının ve zanlıların ifadelerini alıyorlar, diğer taraftan da memur suçları açısından olayı ilgili birimlere bildirmeyen kamu görevlileriyle ilgili soruşturma yürütüyorlar. Elde edilen şu verileri sizinle de paylaşmak isterim:

Yazının devamı...

‘Operation Olive Grove’ nasıl ‘Fırat Kalkanı’ oldu

26 Ocak 2018

ABD Başkanı Barack Obama, Erdoğan’ın deyişiyle Türkiye’yi aldatmasaymış, Türk ve ABD askerleri Suriye’de IŞİD’e karşı ortak operasyon yapacakmış ve adı “Zeytinlik harekâtı” olacakmış. Tabiri caizse “Obama yan çizdiği için” gerçekleşmeyen o harekâtın yerine Türkiye, “Fırat Kalkanı”nı başlatmıştı.

Erdoğan’ın açıkladığı bu kritik bilgi, “Zeytin Dalı” harekâtı nedeniyle arada kaynadı ama ben yine de izini sürdüm. Yoğun askeri ve diplomatik trafiği ve zamana karşı yarışıyla Hollywood filmlerini aratmayan şu ayrıntılarla karşılaştım:

Mart 2015: Türkiye’nin PKK’nın devamı gördüğü ve terör örgütü ilan ettiği YPG, Kobani’yi IŞİD’den aldı. Türkiye YPG’nin Fırat’ın batısına geçmesine karşı çıkarken YPG’yi destekleyen ABD Cerablus-Mare hattındaki IŞİD yapılanmasını bitirmek istiyordu. TSK ve Pentagon’dan generaller, bölgenin IŞİD’den temizlenmesini konuşmaya başladı. Ankara’da siyasi onay alan plana göre TSK’nın karadan ve havadan destekleyeceği Özgür Suriye Ordusu mensupları Cerablus’tan başlayıp IŞİD’i temizleye temizleye batıda Azez/Mare’ye, güneyde Rakka’ya kadar ilerleyecekti. ABD komandoları ile hava kuvvetleri de operasyona aktif destek verecekti. Ardından ÖSO bölgenin kontrolünü sağlayacaktı.

Kasım 2015: Fırat’ın doğusunda ABD’nin desteğini alan YPG, batıda Afrin’de de Rusya’nın desteğini alıyordu.

Yazının devamı...