"Deniz Zeyrek" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Deniz Zeyrek" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Deniz Zeyrek

Anıt nasıl özgürleşti?

28 Temmuz 2018

Biraz daha paralı arkadaşlarımız Mülkiyeliler Birliği’nin lokantasına giderdi. 1990’a dek Kızılay Postanesi (Gima’nın önü) olan buluşma yerimiz, o yıldan itibaren Yüksel Caddesi ile Konur Sokak arasında inşa edilen İnsan Hakları Anıtı olmuştu. Ankara’da öğrenci olup da o anıtın önünde beklememiş insan yoktur desem yeridir.

Kaidenin üzerine yüzü Güvenpark’a dönük bir şekilde oturmuş, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi okuyan kadın heykelinden söz ediyorum. O heykel, protesto eylemleri yapılmasın diye 14 aydır bariyerlerle çevrilmişti. Arka tarafına da bir portatif karakol kurulmuştu.

Her akşam aynı şey yaşanıyordu. Aynı eylemciler (genelde 6 kişi), aynı saatte ortaya çıkıyor, aynı polisler onları aynı sert yöntemlerle derdest edip aynı beyaz camsız minibüse bindiriyor, o minibüs aynı güzergâhtan geçerken içindekiler aynı ritimle minibüse vuruyor. Duruma alışık çevre sakinleri “Ne oluyor” diye bakmıyor bile...

Geçen hafta Türkiye’nin ombudsmanı Şeref Malkoç’u ziyarete gitmiştim. CHP milletvekili Mahmut Tanal, heykelin etrafındaki bariyerlerin kaldırılması için kendilerine dilekçe vermiş. Kurum da hemen harekete geçmiş. Görevli kamu denetçisi, konuyu yerinde görmek için heykeli ziyaret etmiş. Ziyaret bölgenin güvenliğinden sorumlu Emniyet yetkililerini ve Ankara’nın yöneticilerini biraz üzmüş.

Neticede denetçi, vatandaşın şikâyeti ve idarenin tutumuyla ilgili bir rapor hazırlamış ve heykelin trajikomik durumunu yansıtmış. Yasa gereği idare (yani Ankara Valiliği) ombudsmanın verdiği bir kararı uygulamak zorunda değil. Ancak ombudsman uygulanmayan kararları nedeniyle idareciyi teşhir edebiliyor. Bundan olsa gerek, idare ombudsman bir karar açıklamadan o heykelin etrafındaki bariyerleri kaldırdı. Ağır aksak da olsa ombudsmanlık gibi kurumların trajikomik durumlardan kurtulmakta işe yaradığını bir kez daha görmüş olduk.

Bu arada Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen de geçici karakolun olduğu yerde bir trafo inşaatı yapılacağını gerekçe göstererek Ankara Valiliği’ne başvurmuş. Yakında o geçici karakol da kalkabilir.

DİPLOMASİ KISKACINDAKİ YARGI

HABERLERİ

Yazının devamı...

‘Topuklu Efe’ ile ‘Yılmaz Hoca’nın kurultay tepkisi

27 Temmuz 2018

Örneğin, nüfus açısından Türkiye’nin ilk 30 yerleşim yeri arasında yer alan bir belediyenin başkanı, kurultaycı ekibin kendisini arayıp “İmzalar toplandıktan sonra trene binmenin bir faydası olmayacak” dediğini aktardı.

Güneydoğu’da bir il başkanı, bir hemşerisini batıda bir belediyeye yerleştirmek için 4 yıldır uğraşıyormuş. Batıdaki belediyenin başkanı geçen hafta aramış ve “10 kadron hazır. Kurultay için imza verin yeter” demiş.

Daha neler neler...

Biliyorsunuz, bazı başkanlar da saflarını açıkladı. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu “Kurultay”, Kadıköy Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu “Değişim” dedi. Buna karşın Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen ile Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı, namı diğer “Topuklu Efe” Özlem Çerçioğlu “Kurultay istemiyoruz” diyen başkanlar oldu.

Ben CHP içinde sağduyunun sesi olarak gördüğüm Yılmaz Büyükerşen’in, yani “Yılmaz Hoca”nın tavrını merak ediyordum. Arayıp sordum: “Hocam siz nerede duruyorsunuz?”

Her zamanki sakinliği ile bir yanıt vermesini beklerken, çok üst perdeden girdi:

“Saçma, zamansız bir çıkış”.

Neden böyle düşündüğünü sorunca da çok teknik bir yanıt verdi:

Yazının devamı...

Kadıköy için Türkiye’yi kaybetmek

21 Temmuz 2018

Biri doğrudan sordu: “Muharrem İnce yeterli imzayı toplayabilir mi?”

Ben daha yanıt vermeden başka biri atıldı: “En yakın adamı açıkladı, 500 imzayı aşmışlar...”

Başka biri “Hepsi doğru değildir. Delege Genel Merkez’in markajında. Biraz zor toplarlar” dedi.

Aralarındaki hararetli tartışmadan fikrimi dahi söyleyemedim.

Bir süre sonra benden yanıt beklediklerini anımsadılar.

İlk soruyu soran, “Hele durun Deniz Bey ne diyor” diye susturdu hepsini.

Sorularına soruyla karşılık verdim: “Velev ki buldular. Ne olacak?”

Biri

Yazının devamı...

O taş hepimize

20 Temmuz 2018

Çeyrek asırdır bu tür haberlerle karşılaşıyorum. Meslektaşlarımız başta olmak üzere kamuoyunun, yetkililerin bu konuda tam bir çıkmaz içinde olduğunu düşünüyorum.

Başlamadan önce çuvaldızı biz gazetecilere batırmak niyetindeyim.

Konuyla ilgili çıkan haberlerin çoğunda kullanılan şu başlığa bakar mısınız?

“Şanlıurfa’da doktorun başında kaldırım taşı kırdılar” (Cumhuriyet gazetesi).

Yazının devamı...

Korkak bir darbecinin gerçek portresi

15 Temmuz 2018

Duruşmada “Kandırıldım” diyerek mağdur rolüne bürünmüşken, o gece önlerinde terör estirdiği gazetecilerin ülkenin aynı zamanda hafızası olduğunu da unutmuştu. Güç gitmiş, geride sadece kıytırık bir yalan kalmıştı.

Darbeci askerler Hürriyet ve CNN Türk binalarına girdiklerinde tarih 16 Temmuz 2016, saat 03.29’du.

15 Temmuz 2016 Cuma günü, Ankara’dan İstanbul’a gelmiştim. Ebru Baki ve ekonomi müdürümüz Sefer Levent ile Boğaziçi’nde, Avrupa Yakası’nda bir balık lokantasında buluşmuştuk. Hava muhteşem, Boğaziçi ve İstanbul inanılmazdı. Tam balıklarımız gelmişti ki yan masalardan “Bir şeyler oluyor, askerler köprüyü kapatmış” sesleri gelmeye başladı. Sonra Kuleli Askeri Lisesi’nin önünde askeri bir hareketlilikten söz ettiler. Derken Ankara’dan telefonlar gelmeye başladı. Herkes aynı şeyi söylüyordu: “Jetler çok alçaktan uçuyor, büyük patlama sesleri geliyor.”

Uçakların ses hızını aşarak gerçekleştirdiği patlamalara sonik patlamalar denildiğini o gece öğrenmiş olduk. Birçok kişi gibi biz de “Terör alarmı ya da tatbikattır” demeye başlamıştık. Ancak Boğaz’dan bir askeri gemi, ardından da bir denizaltı geçince iyice tedirgin olduk.

Ankara’daki kaynaklarımı aramaya başladım. ‘Jandarma ve Hava Kuvvetleri’nde yoğunlaşmış Fetullahçı bir kalkışma’ tanımını işittiğimde saat 21.40 olmuştu. Sefer Levent ile gazete binasına gitmeye karar verdik. Boğaziçi Köprüsü ve E-5 kapalıydı. İkinci köprünün ayağından TEM’e çıktık. Bir süre ilerledik ve trafik tamamen durdu. Arabadan inip yürümeye başladığımızda saat 23.00’tü. İnsanlar, radyolardan neler olup bittiğini anlamaya çalışıyordu. Yaklaşık bir saat olmuştu yürümeye başlayalı. Radyolardan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın sesi geliyordu. Nihayet en öndeki aracı geçip barikata ulaştık.

Barikatı askerler kurmuşsa gözaltına alınma, karşıya geçirilmeme riski olabilirdi. Ancak biraz daha yaklaşınca barikatları polisin kurduğunu gördük. Yolları tanklara kapatmak için atılmış çok zekice bir adımdı. Yan yollardan TEM’e çıkan araçlara otostop yapmaya başladık. Gazeteye vardığımızda 01.00 olmak üzereydi. Başbakan, komutanlar, bakanlar, siyasetçiler televizyonların canlı yayınlarına bağlanıp darbe karşıtı mesajlar veriyordu.

CNN TÜRK’Ü VE HÜRRİYET’İ SUSTURMA BASKINICumhurbaşkanı’nın CNN Türk’te yayımlanan çağrısı, hurriyet.com.tr’nin son dakika haberleri, darbecilere karşı çok etkili olmaya başlamıştı. Tam gazetenin 1. sayfasına son haberler ekleniyordu ki bir helikopter sesi duyduk. Bir helikopter gazetenin ortasındaki boşluğun hemen üstünü kapatan alana inecek gibi oldu ama altının boşluk olduğunu fark edince yeniden havalandı. Çatıya inemeyince garajdaki boş alana yöneldi. Sonradan öğrendik ki helikopter, Hürriyet binasına gelmek üzere havalanmadan önce askerlere ‘kama düzeni’ ile ‘birerli avcı düzeni’ öğretilmiş. Eğer helikopter çatıya inebilseydi, askerler Hürriyet ve CNN Türk’ün olduğu binaya kama düzeni ile inecekti. Bu olmadığı için birerli avcı düzeni ile girdiler.

VUR EMRİYLE GELDİ, SERT KAYAYA ÇARPTI

Yazının devamı...

Uçum’un yeni kitabı çok konuşulacak

14 Temmuz 2018

Star yazarı Ardan Zentürk de 25 Haziran 2018 Pazartesi günü gazetedeki köşesinde “Milletin bilge kimliği, izlenen antiemperyalist rotadan taviz vermedi, vesayet güçlerini püskürterek ‘milli demokratik devrimin’ büyük bir cephe kazanmasına yol açtı” yorumunu yapmıştı. Dün bu kavramla bir kez daha karşılaştım. Nerede mi?

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın başdanışmanı Mehmet Uçum’un yazdığı “15-16 TEMMUZ’DAN CUMHURBAŞKANLIĞI SİSTEMİNE TÜRKİYE’NİN DEMOKRATİK BİRLİĞİ MÜCADELESİNDE YENİ AŞAMA: 16 NİSAN” isimli kitapta.

16 Nisan’da kabul edilen Anayasa değişiklik metninin, yeni sisteme geçildikten sonra yayınlanan ilk Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin arkasındaki en önemli isimlerden biri olan Uçum, Alfa Yayınları’ndan çıkacak ve 15 Temmuz günü kitapçılarda yerini alacak kitabında bu kavrama çok geniş yer ayırmış.

Kurtuluş Savaşı’nı ve Cumhuriyet’in kuruluşunu “Kurtuluş ve kuruluş” olarak tanımlayan Uçum, Türkiye’nin Anadolu kapsayıcılığıyla verdiği kurtuluş mücadelesinin emperyalizmin hem klasik hem yeni sömürgeci yaklaşımlarına karşı tüm mazlum milletleri etkileyen 20. yüzyılın büyük başkaldırısı olduğunu vurgulamış.

Uçum’a göre 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan kalkışmaya halkın gösterdiği tepki de 21. yüzyılın “Milli Demokratik Halk Devrimi” olarak tarihe geçti ve dünyada benzer bir etki bıraktı. Uçum’un bu konudaki değerlendirmesi şöyle:

“Bu devrim, dünya tarihinin gördüğü en barışçı ve en geniş katılımlı halk devrimi olmuştur. Türkiye bu devrimle, İkinci Kurtuluş Savaşı’nı kazanmış ve ikinci kuruluşa yani Cumhuriyet’le başlayan birinci kuruluşu tamamlama aşamasına geçmiştir. 15-16 Temmuz Devrimi, antidemokratik iç iktidarları parçalamıştır. Yine gerici faşist çetenin (FETÖ’yü kastediyor) devlet içinden tasfiye sürecini başlatmıştır.”

Uçum

Yazının devamı...

Sistem değişse de değişmeyecek gerçekler

13 Temmuz 2018

Başlangıçta (halkta karşılık bulmadığından olsa gerek) “başkanlık” demekten imtina ediliyordu ve yerine “Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” gibi bir isim tamlaması kullanılıyordu. Ancak, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan yemin ettikten hemen sonra kendisine artık “başkan” denilebileceğini açıklayarak, geçilen sistemin adının “başkanlık” olduğunu da ortaya koymuş oldu.

Peki bu muhalefetin “Rejim değişti” propagandasını haklı çıkarıyor mu?

“Rejim” ile “hükümet sistemi” kavramları arasındaki farkları hesaba katarsak, çıkarmadığını söyleyebiliriz.

Anayasamızın ilk maddesinde “Türkiye devleti bir cumhuriyettir” yazdıkça, ikinci maddesinde “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir” denildikçe, serbest seçimler yapıldıkça rejimimizin “cumhuriyet” olarak kalacağını düşünenlerdenim. İkinci madde içeriğinin, başta Cumhurbaşkanı olmak üzere, yeni sistemle göreve gelen bakanların ve milletvekillerin ettiği yeminin de omurgasını oluşturduğunu hatırlatmak isterim.

Sistem değişse de şu anayasal kavramlar Cumhuriyet rejiminin teminatı olmayı sürdürecek:

“İnsan hakları”, “demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti” ve “adalet anlayışı”...

“İnsan hakları” kavramının altında da yine Anayasa ile güvence altına alınmış, sistem değişse de değişmeyecek haklar olduğunu unutmayın. Türkiye’nin taraf olup kendi yasalarının üzerinde kabul ettiği Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde sıralanan o haklar arasında “yaşam hakkı”, “özgürlük ve güvenlik hakkı”, “mülkiyet hakkı”, “adil yargılanma hakkı” gibi temel hak ve özgürlükler de var.

Yeni sistemde hükümet nasıl oluşursa oluşsun, kritik koltuklarda kim oturursa otursun, bu kavramların ve hakların hiçbirinden ödün verilmemesi gerekiyor.

Yazının devamı...

1 numaralı kararnamedeki yeni ‘devlet’

7 Temmuz 2018

Bugün size yeni sistemin ilk gününde ve sonrasında yaşanacaklara dair önemli detayları yazmak istiyorum.

İLK ÖNCE TBMM GÖREVE BAŞLAYACAK

TBMM üyeleri bugün 14.00’ten itibaren yemin etmeye başlayacak. Törenin pazar gününün ilk saatlerinde bitmesi bekleniyor. 550 üyeli TBMM bundan sonra 600 üyeli olacak. Geçmişte başbakan TBMM üyesi olmak zorundaydı ve hükümetin büyük çoğunluğunu TBMM’den atardı. Şimdiki sistemde hükümeti Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, TBMM dışından isimlerle kuracak. Geçmişte Bakanlar Kurulu için TBMM’den güvenoyu alınırdı, artık böyle bir gereklilik yok.

CUMHURBAŞKANI YEMİNİ VE 1 NO’LU KARARNAME

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, pazartesi günü 16.30’da yeni TBMM Genel Kurulu’nun önünde yemin edecek ve hemen ardından “1 numaralı Cumhurbaşkanlığı kararnamesi” yayınlanacak. Hukukçu kurmayları yaklaşık bir aydır o kararnamenin üzerinde çalışıyor. Yeni sistemin ilk kararnamesi, devletin yeni yapılanmasına dair detayları içerecek. Bir nevi devletin yeni teşkilat şeması olacak.

İLK KABİNE GEÇİŞ TÖRENİNDE AÇIKLANACAK

O şemada en tepede Cumhurbaşkanı, yanında ise yardımcıları olacak. İlk etapta iki cumhurbaşkanı yardımcısı ataması bekleniyor. Ancak başkan yardımcılıkları sayısı konusunda sınırlama yok. Bütün başkan yardımcıları hemen ve hep bir arada atanmak durumunda da değil. O nedenle iki yardımcı ile başlanıp bir yıl içine toplamda 5 başkan yardımcısı atanabilir. Bu arada, başkan yardımcıları arasında bir kadın başkan yardımcısı olacağına dair güçlü duyumlar aldım.

Cumhurbaşkanı ve yardımcılarının bulunduğu halkanın dışında 16 kişilik Bakanlar Kurulu yer alacak. Bakanlıklar, halihazırdaki yerlerinde olacaklar. Bakan yardımcılarının sayısı da artacak. Başkan yardımcıları ve bakanlara ilişkin atama kararnamesi de 1 numaralı kararnameden sonra, akşam Beştepe’de yapılacak yeni sisteme geçiş töreni sırasında yayınlanacak ve kamuoyuna açıklanacak. Muhtemelen gün içinde isimler sızacaktır ama biz yeni sistemin ilk Bakanlar Kurulu’nda bulunacak isimleri Beştepe’deki tören sırasında resmen öğreneceğiz.

Yazının devamı...