"Tan Sağtürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Tan Sağtürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Tan Sağtürk

Doğduğum memlekette zeytin kokar tanrıların ağzı

19 Nisan 2017

Doğan güneşle, elmasa dönüşür çakıl taşları. Turunçlar ve portakalların rengini aldığı, denizden esen serin imbatın içinizi ürperttiği o mevsimde dünyaya gelmişim.

 

İzmir’de güneş, dağların arkasına çekilir. Çocuklar su birikintilerinde kâğıttan gemilerini yüzdürür. Anneleri sevinçle evlerine çağırır onları ve sokaklardan çekilir insanlar. Melisaların, yaseminlerin koku baloncukları havada birbiri ardına patlar. Gökyüzü her şeyi görmek istercesine aydınlanır bir an. Sonra gözlerinin rengiyle gelir, gökyüzüne tül bir örtüyle serilir. Çocukların göz kapakları ağırlaşır. O canım kokulardan, uzaklardan gelen seslerden uzak, iç çekerek uyur bebekler. Anneleri dudaklarıyla çocuklarını gösterirler eşlerine: “Yine yemeğini yemeden uyudu.” İşte senin gözlerin böyle oyun oynar çocuklara, benim doğduğum memlekette.

 

Hiçbir annenin çocuklarına anlatmadığı bir masal anlatacağım. Yıllar sonra hatırlarsanız eğer, belki çocuklarınıza anlatırsınız. Aslında birkaç fırça darbesi bu… Sesleri, renkleri, dokunuşları hatırlayın lütfen.

 

Bir kale vardır İzmir’de. Oraya çıkarsanız bütün şehir ve körfez ayaklarınıza serilir. Taştan yapılmıştır ama ona Kadifekale der İzmirliler. Orada doğanların, yaşayanların taşa yakıştırdıkları sıfattır kadife. “Kadifenin dokunuşu ya da kadifeye dokunmak...” Unutmayın bunu.

 

Yazının devamı...

Aysun Aslan'dan sihirli bir dokunuş 'Jizel'

12 Nisan 2017

İstanbul Devlet Opera ve Balesinde sahneye koyduğu ‘Emrivaki’ isimli eserde başrolü üstlenmiştim. Beraber çalışma şansına sahip olduğum Aysun Aslan’ın bir koreografta olması gereken meziyetlerin hepsine fazlasıyla sahip olduğunu her koreografisinde gözlemliyorum.

Şimdi Beyhan Murphy’nin Proje Yönetmenliğini yaptığı İstanbul Devlet Opera ve Balesi Modern Dans topluluğunda ‘Giselle’ balesinin modern düzenlemesi olan ‘Jizel’i sahneye koydu.

Topluluğun dansçılarından Nil Batırbaygil, Emre Karaca, Mert Öztekin, Seçil Yenigün, Huri Murphy ve Yasin Anar esere gerçekten büyük katkı sağlamışlar. Beşiktaş Belediyesi Fulya Sanat’ta 26 Nisan, 2 ve 10 Mayıs’ta gösterilerinin tekrarları olacak. Kaçırmayın derim.

Bu başarılı eser ekseninde, kültür sanat üzerine hoş bir sohbet gerçekleştirdik Aysun Aslan’la…

Benim de izleme şansına sahip olduğum ‘Jizel’i İstanbul Devlet Opera ve Balesi Modern Dans Topluluğu ile sahneye koydun. Bir dünya klasiği olan ‘Giselle’ balesini özel modern dans ve drama adaptasyonu ile bambaşka bir esere dönüştürdün. Bu fikir nasıl ortaya çıktı?

Sekiz yaşımda girdiğim Cebeci Ankara Devlet Konservatuarında ilk kez sahneye adım attığımda on iki yaşımdaydım ve ilk oyunum, bale hocalarım Molly Lake ve Travis Kemp’in gözdesi ‘Giselle’ idi. Kesintisiz her hafta yaptığımız okul temsillerimizin, repertuarımızın demirbaşıydı Giselle… Uzun lafın kısası Giselle ve Adolphe Adam’ın muhteşem müziği çocukluk ve gençliğimin taze belleğine sabit kalemlerle kazılıdır.

MDTİst Sanat Yönetmeni sevgili Beyhan Murphy bana teklif getirdiğinde, bir süredir aklımda nadasa bıraktığım Giselle, ‘Jizel’ olarak sandıktan başını uzatıverdi. Teklifimin kabul görmesiyle birlikte de dramaturji çalışmam başladı.

Yazının devamı...

Rusya'da baleye Putin etkisi

5 Nisan 2017

Rusya’da balenin tarihi bir hayli eskiye dayanıyor. İlk bale okulu, 1740 yılında St. Petersburg’da ‘İmparatorluk Bale Okulu’ olarak kuruldu. Çarlık Rusya’sından Sovyetler Birliği’ne geçiş döneminde, ihtilallerin negatif etkisini olağanüstü devlet çalışmalarıyla aşıp, yeni sistemin içinde varlığını sürdürdü. Çarlık döneminden kalan değerlerin ortadan kaldırılmasını gündeme getirenlere karşı duranların başındaysa Lenin vardı.

Dünya savaşları sırasında kısıtlı imkânlarla eserler sahnelenmeye devam etti ve cephelerde askerlere moral turneleri düzenlendi.

İkinci Dünya Savaşı’nın bitmesi Bolşoy’da iki prömiyer ile kutlandı. Prokofiev’in bestelediği ‘Külkedisi’ ve ‘Romeo ve Juliet’ baleleri 1945 ve 1946 yıllarında seyirciyle buluştu.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla başlayan ‘perestroyka’ süreci hem Bolşoy Operasını hem de Mariinsky Tiyatrosunu vurmuştu. Gerek Boris Yeltsin gerekse Mihail Gorbaçov bu olağanüstü değişimi yeteri kadar kontrol edemediler. Rus balesi, tarihinin en zayıf dönemini yaşadı. Ancak unutmamak gerekir ki, sanat gruplarındaki geleneksel güçlü yapı kendini dik tutabilmek için büyük bir mücadele verdi. O dönemdeki karışıklıktan etkilenmemek için özellikle bale okullarıyla bale toplulukları arasındaki toplantılar sıklaştı, sorunlar tartışıldı, çözüm önerileri hayata geçirildi. Yurt dışındaki yarışmalara genç yeteneklerin gidebilmesi için seferberlik başlatıldı. Geleneksel bale tekniği yapısı bu dönemde tekrar gündeme alındı. Yine bu dönemde diğer ülkelerdeki çalıştırma tekniği yapıları, her zaman olduğundan daha fazla incelenir hale getirildi. Ve bütün bu süreç en az yarayla atlatılmaya çalışıldı.

RUS BALESİ KENDİNİ YENİDEN VAR EDİYOR

2000 yılında Sovyet dönemini öven, “Sovyetler Birliği’nin dağılması 20. yüzyılın en büyük trajedisidir” diyen Vladimir Putin başa geçti. Devletin tüm sanat temsilcileriyle hiç vakit kaybetmeden görüşen Putin, çalışmaların içinde bizzat bulundu.

Politik nedenlerle de olsa yurt dışında bulunan sanatçıları bizzat arayarak ülkeye davet etti. Hatta balenin büyük divası Maya Plisetskaya’nın 75. doğum günü için görkemli bir jübile yapılmasını sağladı. Onunla beraber büyük salonda yerini aldı. Heyecanını saklama çabası olmadan övgü dolu sözlerle Plisetskaya’nın önünde yerlere kadar eğilerek onu selamladı. Yerli ve yabancı yayın organları sayesinde dünya bu ana tanıklık etti. Aslında Putin’in tavrı bir ülkede sanatın var olabilmesi adına verilmesi gereken değeri ortaya koyuyordu.

İcraatlar bununla da bitmedi. Bolşoy, 34,5 milyar ruble (800 milyon dolar) harcanarak baştan aşağı yenilendi. Yenileme için antik eser uzmanlarıyla çalışıldı. Onarım çalışmalarının başındaki isim Mikhail Sidorov önemli kültür ve sanat uzmanlarıyla bir araya gelerek görüş alışverişinde bulundu. Salondaki koltuklar, localar altın kaplamalarla donatıldı. 6,5 yıl süren çalışmalardan sonra Bolşoy artık Çarlık Rusya’sındaki gibi yenilenmiş ve eserlerini bu muhteşem yapısında sürdürür hale gelmişti.

Yazının devamı...

Yurt dışında neler oluyor?

29 Mart 2017

İstiyoruz ki politikacılarımız ve halkımız, yaptığımız işi anlasınlar ve değer versinler. Ancak biz, kendi ülkemizdeki eksikleri konuştuğumuz gibi dünyanın değişik ülkelerinde gerçekleşen sorunları da görüp, doğru tahlil etmek zorundayız.

 

Bu aralar ülke dışında işlerin çok iyi gittiği söylenemez. Örneğin sanatın beşiği sayılan Fransa’da 14. Louis ile altın çağını yaşayan bale sanatı için bugün ciddi tartışmalar yaşanıyor.

 

Bale konusunda en az Rusya’daki Bolşoy Operası kadar geleneği olan Paris Operası (Opera Garnier) gerek bünyesinde barındırdığı üstün sanatçı kadrosuyla, gerekse de ‘Opera Fareleri (Les petit rats de l’opera)’ adını koydukları bale öğrencilerini yetiştiren Paris-Nanterre’deki okuluyla dünyanın en önemli sanat lokomotifi olma özelliği taşıyor. Üstelik bence dünyanın en ihtişamlı binası da Paris Operası.

 

1875 yılında, Napolyon zamanında inşa edilen ‘Opera Garnier’ adını mimarı Charles Garnier’den aldı. Binanın heybetli salonunun tavanındaki resimler göz alıcıydı. Bu resimlerin yapımından neredeyse 100 yıl sonra bir yenilenmeye ihtiyaç duyuldu. 1963 yılında gerçekleşen bu yenileme çalışmaları için büyük usta Marc Chagall ile çalışıldı. Bu bina en önemli bale eserlerinin sergilendiği yerdi.

 

Yazının devamı...

Beni herkes eleştirsin...

23 Mart 2017

Bugün benim ciddi anlamda gazetecilik yolundaki ikinci adımım.  Daha önce radikal’ de pazar günleri güzel söyleşiler düzenlemiştim. Şimdiki gazetem Hürriyet’ te de  küçük denemelerim olmuştu; Bazen doğduğum yer İzmiri'i, bir defa Mardini-bazen bir dans çalışmasının kritiğini ve bolca operalarda koyulan eserlerin yorumlarını..

Şimdi durum farklı.Bu meslek beni heyecanlandırıyor. Anlatacağım çok şey olmasından mı, babamla annemin bu mesleği yapmalarından mı, nereden başlayacağımın zenginliği içinde kendimi hissetmekten mi bilmiyorum, başım dönüyor.Arsız bir çocuk gibi gözlerim yuvalarından çıkarak dört bir yana bakıyor duruyorum.

Konservatuvar dahil 37 yıllık bale mesleği yaşantımda biz sanatçıların arzu ettiği tek şey seyircinin enerjisini sahnede hissetmek olmuştur.Aslında iyi çalışmışlığın, ustalığın, disiplinin ve  virtiözitenin bir geri döngüsüdür o seyirciden gelen enerji.

Ama artık dansçılık bitti. Ne kadar formunda durmaya çalışırsak çalışalım olmuyor. Biz onu bırakmak istemesek bile o vücudumuza, vücudumuzda bize acımasızca söylüyor bu işin bittiğini. İşte bu acı veren zaman diliminde en özlenecek an seyirciyle buluşma anı. Uzak doğuda ,tarihte, kullanılan paylaşımı enerjiye dönüştüren  duygu paylaşımına "ÖDÜNÇ ALINAN KUVVET"derler. SEYİRCİDEN BİZE--BİZDEN SEYİRCİYE.

Aynı paylaşımı şimdi yazılarımdan bekleyeceğim. Söz, üstünde çok çalışacağım. Mutlaka bişeyler gelişecek.Bir ihtimal tekniğim de ilerleyecek.Belki bazen geri saracak. Yazabilmek için Dansçılık hayatımdaki sahip olmaya çalıştığım 4 kudret; çalışmak-disiplin-ustalık ve virtiözite'nin en azından ilk ikisine sahibim. Çalışmak ve disiplin. Bu da başlamak için hiç fena değil.

Dünyanın en önemli sanat kurumlarında gerek baş bale sanatçısı gerek koreograf ya da kimi önemli sanat çalışmalarında sanat yönetmeni olarak bulunmam nedeni ile kurumların sanatsal ve idari işleyişleri ile ilgili bir çok konuyu tecrübe etme imkanına sahip oldum. Not aldığım çalışmaların değeri çok fazla. Sizlerle bazen bir köşe yazısı bazen bir röportaj olarak bu değer verdiğim fikirleri paylaşacağım.

Hem ülkemizde hem de yurt dışında eser koyarken ya da yaratım aşamasında olduğum sürelerde sizlerden bazen izin isteyeceğim.

Şimdi herkes beni eleştirsin istiyorum.Hem olumsuz hem olumlu. kendimi bu konuda da geliştirebilmem adına çocukluğumdaki disiplinli Rus hocaların kurdukları cümlelere şimdi bir kez daha ihtiyacım var.Genelde 'Ploha'(kötü)  beğendiklerinde ise 'ni ploha'(fena değil).

Yazının devamı...
Tan Sağtürk Kimdir?

Tan Sağtürk