Tan Sağtürk

Uygarlık doruğunun merdiveni

8 Nisan 2018
Bir lider düşünün; yıkılmış bir imparatorluğun, savaştan çıkmış bir ulusun küllerinden hepimiz için yeni bir hayat inşa ediyor…

Bunu yaparken bir an olsun sanatı unutmuyor, ikinci plana atmıyor. Amaç; özgür bir ülkede, sanatın ilham verici gücüyle çocuklar yetiştirmek. Ve bu öyle bir etki yaratmış ki sanat sevgisi ve inancı nesilden nesile ulaşmış…

“Bir millet sanattan ve sanatkârdan mahrumsa tam bir hayata malik olamaz. Böyle bir millet bir ayağı topal, bir kolu çolak, sakat ve alil bir kimse gibidir. Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş olur” sözlerinin her zaman altını doldurmuş Mustafa Kemal.

Verilen kayıplar, fakirlik içindeki yaralı bir ulusun ihtiyaçları, kurulmaya çalışılan düzen ve istikrar… Bu kadar mücadele içinde o, sanatı asla es geçmemiş. Hatta “Uygarlık doruğunun merdiveni sanattır” diyerek medeniyet yolunda bu yüceltici gücün ne derece önemli olduğunu sıkça vurgulamış.

Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren sanat iklimini destekleyen adımlar atan Mustafa Kemal, 1924’te öğretmen, orkestra elemanı ve askeri bando elemanı yetiştirmek amacıyla “Musikî Muallim Mektebi”ni kurarak icraatlarına başlıyor. Bu kurum ileride Ankara Devlet Konservatuvarı adını alarak sanatın akademik hayata girişinin önemli bir sembolü oluyor.

Ülkede çocuklara sanatı aşılayacak eğitimci yetiştirmek için bir adım daha atılıyor. 1925’te geleceğin sanatçı ve öğretmenleri olacak çocuklarımız yurt dışına eğitime gönderiliyor.

Günümüzde hâlâ önemini koruyan tiyatro ve opera salonlarının temellerinin atılması da bu tarihlere denk geliyor. Osmanlı döneminden kalan bazı okul ve salonlar düzenleniyor ve isimleri değiştirilerek sanata vakfediliyor. Bunlardan en önemlisi, “İstanbul Şehir Tiyatroları” adıyla bildiğimiz “Dârü'l Bedâyi”...

Mustafa Kemal’in girişimleri bu kadarla kalmıyor; yalnızca müzik ve tiyatroyla değil, her alanla alakalı bir çalışması ve hayali olduğunu görüyoruz.

1929’da kurulan “Müstakil Ressam ve Heykeltıraşlar Birliği” ve 1930’da kurulan “İstanbul Opera Cemiyeti” bunun en güzel örneklerinden… Sanata o kadar hayranlık duyuyor ki daha düzenin bile oturmadığı ülkede böyle birliklerin kurulmasına ve gelişmesine destek oluyor.

Yazının Devamını Oku

O benim oyunum

1 Nisan 2018
Yıllar önce Coşkun Aral ile buluştum.

“Haberci” yapım ekibinin çalıştığı İstinye’deki merkezinde halk danslarımızın detaylarını araştırmak, televizyon için bir belgesel çalışması yapabilmek üzere heyecanlı sohbetlerimiz oldu.

 

Ancak ikimizin de yoğun çalışmalarından dolayı bu özel belgeseli hazırlamaya bir türlü zaman bulamamıştık.

 

Aradan geçen yıllar sonra sevgili Coşkun Aral ve değerli dostum Vedat Atasoy ile nihayet tekrar bir araya geldik.

 

İz TV’nin “Tan Sağtürk’le Anadolu Dansı” belgeseli için bu sefer kolları sıvadık ve çalışmalara başladık.

 

Yazının Devamını Oku

Yalnız mı hissediyorsun?

25 Mart 2018
Birbirinden değerli iki dostumla oturduk, sohbet ediyoruz.

Biri Serşat Erbilgin, diğeri Hakan Meriçliler.

 

Serşat bir mühendis. Hakan ise tiyatro oyucusu.

 

Yanımda bir sanatçı olunca konu ister istemez dönüyor dolaşıyor sahne sanatlarına geliyor.

 

İçine girmeye çalıştığımız rollerin hazırlığını nasıl yapıyoruz...

 

Yazının Devamını Oku

Marius Petipa 200 Yaşında

18 Mart 2018
Gelmiş geçmiş en iyi bale ustalarından Marius Petipa 200 yaşında... Bu isim bale sanatı için son derece önemli çünkü başarılı bir bale sanatçısı olmasının yanı sıra Fındıkkıran, Uyuyan Güzel, Kuğu Gölü, Giselle, Don Kişot gibi birçok bale başyapıtının koreografilerine imza atan bir sanatçı.

Bıraktığı miras o denli önemli ki Petipa balenin olduğu her sanat alanında mutlaka anılır. Bu yıl da 200. doğum günü, St. Petersburg'daki Mariinsky Tiyatrosu'nda gerçekleştirilen muhteşem bir gala ile geçtiğimiz hafta kutlandı. Sadece bu önemli tiyatro binasında değil, dünyanın hemen hemen birçok önemli sahnesinde Petipa, eserleri sergilenerek anıldı.

Petipa ne denli unutulmaz bir sanatçı olduğunu adına düzenlenen bu etkinliklerle kanıtlıyor ve 19. yüzyılda saçtığı ışık günümüze kadar ulaşıyor.

 

Bir bale sanatçısı olarak ben de bu ışığa kapılıyorum ve zaman zaman onun en üretken olduğu o altın çağda yaşamak istiyorum doğrusu.

 

Aradan 100 yılın üzerinde zaman geçmesine rağmen, bugün bile biletleri satışa sunulduğu anda tükenen, önünde kuyruklar oluşturan o eşsiz eserlerin hazırlık sürecine tanıklık etmek, sanatsal doğumlara şahit olmak ne müthiş olurdu…

 

Yazının Devamını Oku

Mesleğini Severek Yapıyor Musun?

11 Mart 2018
Ben mesleğini 10’lu yaşlarda tesadüfen seçmiş ve çok sevmiş bir sanatçıyım. Ancak ülkemizde büyük çoğunluğun kendi mesleklerini bilinçli olarak seçtiklerini ve severek yaptıklarını düşünmüyorum. 

Bunun en önemli sebebi, kişilerin eğitim yaşamlarında kendi yetenekleri doğrultusunda yönlendirilip teşvik edilmemeleri. Nitekim küçük yaşlarda meslekler hakkında onların anlayabilecekleri düzeyde bilgi aktarıldığına pek şahit olmadım.

 

80’li yıllarda çocuklarımıza sorulduğunda doktor ya da öğretmen olmak istediklerini hatırlıyorum. Öte yandan, Fransa’da yaşadığım dönemde yapılan bir ankette çocukların ilk sırada Jacques Cousteau’nun ekibinde çalışmak, ikinci sırada palyaço olmak istediklerini de hatırlıyorum.

 

Şimdilerde ise şarkıcı, dizi oyuncusu, futbolcu olmak istediklerini tahmin ediyorum. Elbette bunlar da saygın meslekler ancak yelpaze bu kadar darsa ve asıl motivasyon maddi kazanç, ün gibi unsurlarsa durup biraz düşünmek gerekiyor.

 

Tam da bu noktada bahsini etmek istediğim sosyal bir akım ya da modaist bir süreç değil, devamlılığını sağlamamız gereken güçlü bir akademik yapı.

 

Yazının Devamını Oku

Eşit bir gelecek

4 Mart 2018
Erkek ve kız çocuk daha doğduğu andan itibaren toplumda farklı anlayışlarla değerlendirilir.

Çoğu ailede doğum öncesi erkek çocuk beklentisi babanın heyecanını arttırır.

Annenin gururlanmasını sağlar.

Kız çocuk ise yeni doğmuş bir bebeğe karşı hüzünlü bir sevinci getirir.

Anadolu’da çoğu evde yaşanan ruh hali budur.

Çocuk gelişip büyürken kız çocuğun gösterdiği sevgi ve tatlı dili zamanla aileyi kendisine bağlar.

Erkek çocuk daha baştan itibaren doğruları ve yanlışlarıyla her zaman evin övünç kaynağı olmaya devam eder.

Ailenin neslini sürdürecek odur. Böyle düşünülür.

Erkek çocuğa, kız çocuğa ailenin ve toplumun bakışı farklıdır.

Yazının Devamını Oku

Sicimoğlu ailesinden müthiş bir ses daha

25 Şubat 2018
Ayşe Sicimoğlu… Sizlerin de dinlemesini arzu ettiğim rengârenk bir ses.

Ayhan Sicimoğlu’nun kızı. Kimi zaman beraber sahneye çıkarlar.

Ben Ayşe’yle tanışmadan önce Ayhan Sicimoğlu’nun “Friends & Family” CD’sini arabamda dinlerken kızım Ada, Ayşe’nin seslendirdiği “İstanbul Pas Constantinople” parçasına takıldı.

Ada o zaman henüz üç yaşındaydı ve sekiz saatlik yol boyunca bize hep aynı müziği dinlettirdi.

Sonra Ayşe Sicimoğlu ile Fransız Sarayı’nda verilen bir davette tanıştık.

Ayşe’nin konserlerine daha sık gider hale geldik.

Ayşe’nin gerçekten özel bir sesi var. Doğru seçilmiş bir repertuarla kendisini dinleyenleri etkisi altına alabiliyor.

Onu biraz daha yakından tanımanızı arzu ettiğim için kısa bir röportaj ve videolar ile karşınızda Ayşe Sicimoğlu…

Müzik eğitimini nerede aldın?

Yazının Devamını Oku

Ülkemizde yeni sanat okullarının açılması

18 Şubat 2018
Özellikle ülkemizde, sanatçıların kendi sanatlarını icra etmelerinin yanı sıra mesleklerini tanıtmak gibi bir görev üstlendiklerine tanıklık ediyorum. Sanatçı olarak her birimiz müziğimizi, tiyatromuzu, opera veya balemizi tanıtıyoruz. Gerek sahne üzerinde bir role bürünerek gerekse söyleşilerle insanlarla buluşarak...

Geçtiğimiz hafta Alanya Belediyesi Tiyatro Müdürlüğü'nün davetlisi olarak şehirde ilk kez düzenlenen “Ustalarla Söyleşi” programının ilk konuğu oldum. Program icra ettiğim sanat eserlerinin yer aldığı video gösterimiyle başladı. Katılımın yüksek olduğu söyleşi soru-cevap olarak gelişti.

Ülkemizdeki sanat eğitimi ve politikalarına odaklanan ve can alıcı birçok konuya değinilmesini gerektiren sorular birbiri ardına geldikçe orada bulunmamın ne kadar önemli olduğunu hissettim. Halkımızın aydın yüzünü temsil eden bir salon dolusu insan, ülkemizdeki sanat ruhunun canlanmasına katkıda bulunmak istercesine zaman kavramını unutup sorularına vereceğim cevapları bekliyorlardı.

Alanya'nın özellikle son dönemlerde sanatsal faaliyetlerin yoğun olarak düzenlendiği bir şehir olduğunu biliyorum. Daha bundan birkaç ay önce Sayın Rahmi Koç'un onur konuğu olduğu bir Vural Gökçaylı defilesi yine Alanya'da yapılmıştı. Aynı zamanda şehrin birçok noktasındaki büyük afişlerde henüz bitmiş Caz Müzik Festivalinin tanıtımları bulunuyordu.

Katıldığım söyleşide, böylesine geniş bir yelpazedeki sanatsal faaliyetlere katılma şansı bulan, kalite ve çeşitliliğin artmasını arzu eden bir kitleye hitap ediyordum. Ve bu insanlar, daha önce de birçok sanatseverden gelen haklı bir talep ile karşıma çıktılar: “Bale ve dans alanında Alanya'da bir girişim başlatılması görevini siz üstlenir misiniz?”

Yaklaşık 300 bin nüfusu ve sanatsever dinamikleriyle birçok ilçemizi geride bırakan Alanya’nın kurs programı dahilinde sanat eğitimi veren okulları çoktan hak ettiğini ben de düşünüyorum.

Ancak bu noktada genel bir durum tespiti yaparak, önemli olduğunu düşündüğüm öncelikli iki önerimi yineledim dinleyenlere…

Öncelik Konservatuvar mı Kurs Programı mı

Yazının Devamını Oku