"İrfan Bayar" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "İrfan Bayar" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

İrfan Bayar

Düşünelim, gülelim

26 Haziran 2008
Kadın zekası

Şehirlerarası yolda seyreden araçlardan ikisi, dikkatsizlik sonucu çarpışmışlardı. Araçların sürücüleri olan bir kadın ve bir erkek, yarılı olarak araçlarından çıkarak, yol kenarındaki bir ağacın altında oturup, karşılıklı olarak geçmiş olsun dileklerini ilettiler. Araçlarının çarpışmanın etkisiyle uğradıkları hasarı gözlemleyen sürücülerden kadın olanı, aracının bagajını açarak, bir şişe şarabı alıp, tekrar ağacın altına döndü. Kadın, erkek sürücüye, "Araçlarımız hasar gördü ama çok şükür bizlere bir şey olmadı. Bunu bu şarabı içerek kutlayalım" diyerek, şarap şişesini adama uzattı. Adam, şişenin mantarını zor da olsa açarak, şarabın yarısına kadar içip, kadına uzattı. Kadın, şişenin mantarını kapatarak adama tekrar uzattı. Adam, doğal olarak kadına "Sen içmeyecek misin?" diye sorduğunda, kadın hınzırca bir gülümseme ile yanıtladı:

"Hayır, ben trafik ekibinin gelmesini bekleyeceğim."

Güven duygusu

Gerçekleştirdikleri büyük bir banka soygunundan sonra, çalıntı arabayla epeyce yol olan üç soyguncu, gecenin ilerleyen saatlerinde uygun buldukları ıssız bir tarla kenarına bitkin bir şekilde oturmuşlardı. Biraz soluklandıktan sonra, içlerinden birisi, "İşin en eğlenceli kısmına geçelim, hadi şu paraları sayalım artık" teklifini getirmişti. Diğeri, "Kim uğraşacak şimdi para saymayla, yarın gazetelere bakıp, ne kadar çaldığımızı öğreniriz" dedi. Bunun üzerine üçüncü soyguncu ayağa kalkarak kendi görüşünü patlattı:

"Hayır arkadaş, yarın her gazete değişik değişik rakamlar verir, biz de birbirimize gireriz, en iyisi mi şimdi sayalım paraları."

Ögrenmenin sınırı yok

İş seyahatinden o gün dönen adam, karısından, bir gece önce evlerinin soyulduğunu, ancak hırsızın polis tarafından yakalandığını ve halen karakolda olduğunu öğrenmişti. Doğruca karakola giden adam, komiserin odasına girerek teşekkür ettikten sonra, hırsıza bir şey sormak istediğini söylemişti. Komiser adamdan neyi sormak istediğini öğrenmek isteyince, adam biraz da sıkılarak nedenini açıkladı. "Hırsız, dün gece yatak odasından geçtiği halde, karım uyanmamış. Bunu nasıl becerdiğini öğretmesini rica edeceğim."

Şikayetçi misin?

Trafik komiseri, yoldan karşıdan karşıya geçmekte olan ineklerine çarpan sürücüden şikayetçi olup olmadığını öğrenmek için yaşlı kadına sorar:

- Şikayetçi misin teyze?

Yaşlı kadın cevap verir.

- Yok oğlum, ben sütçüyüm. O dediğin ne ki?
Yazının devamı...

Kan, tüy ve Bekir

19 Haziran 2008
Geçmiş yıllarda Ankara’da bir ilkbahar gecesi yaşanmaktadır. Karakoldaki polisler, demlemiş oldukları çayı yudumlarken, semt sakinlerinden biri karakola gelerek, biraz ilerideki ara sokakta bir şahsın duvara dibinde kıvrılmış vaziyette yattığını ihbar etmişti. Hemen belirtilen yere giden karakol ekibi, yerde yatmakta olan şahsın aşırı alkollü olduğunu anlamışlardı ve doğruca bir sağlık kuruluşuna götürerek gerekli müdahalelerden sonra, şahsın ayılmasını takiben tekrar karakola getirmişlerdi. Polisler, karakolda misafir ettikleri ve Ulus’ta küçük bir dükkanı olduğunu belirten kibar bir tavırlı Bekir’e, kendi yemeklerini ve elleriyle hazırladıkları çayı ikram etmişlerdi. Sabah olunca da iyiden iyiye kendisine gelen Bekir’i evine göndermişlerdi.

Vatandaşın kibarlığı

Aradan 10 gün kadar geçmişti. Bir öğlen vakti Bekir karakola gelerek, polislerin sergilemiş oldukları görev anlayışından ötürü duyduğu memnuniyetini ifade etmiş ve beraberinde getirdiği közde pişirilmiş üç adet tavuğun kabul edilmesi ricasında bulunmuştu.

Günler geçiyor, Polis üstlenmiş olduğu görevi bir hakkın yerine getirme uğraşı içerisinde oradan oraya koşturuyordu. Bir gün, karakola gelen bir kişi, elindeki paketlerde kızarmış piliçlerin olduğunu ve bunları yine Bekir bey’in gönderdiğini söylüyordu. Karakol amiri, Bekir’i arayarak bu tür davranışını sürdürmesine gerek olmadığını, polis olarak görevlerini yaptığını belirtip, teşekkür ederek geri göndermişti.

Bu arada, semt sakinlerinden karakola gelen bazı vatandaşlar, son zamanlarda tavuklara yönelik olarak hırsızlık olaylarının meydana geldiğini, geceleyin bazı evlerin kümeslerine girilerek tavukların çalındığını söylemişlerdi. Ev ve iş yerlerine yönelik hırsızlık olaylarının olmaması için gerekli çalışmaları yapan karakol ekibi, bu kez tavukları hedef alan "Kümes Hırsızlığı"nı önlemek için kolları sıvamıştı.

İhbar ve tavuk tüyleri

Karakol ekibi, semt sakinleri ile yardımlaşma içerisinde kendilerine gelen ihbarları değerlendirmeye ve tavuk hırsızlarını suçüstü yapma gayreti içerisine girmişlerdi. Bazen hırsızları kıl payı kaçırıyorlardı, bazen de takip ettikleri izler, devamlılıklarını yitirdiğinden sonuca ulaşamıyorlardı. Çalınan tavukların bağırmalarını önlemek için kümes önünde koparılan veya kesilerek atılan başlarından, boyunlarından akan kan izleri de done olarak değerlendirmeye alınıyordu.

Bir gece, tavuk hırsızlığına yönelik olarak yine bir ihbarı alan karakol devriye ekibi, hızla belirtilen adrese intikal etmişti. Hırsızlığa maruz kalan kümes, adeta hallaç pamuğu gibi atılmıştı. Çok miktarda çalındığı tahmin edilen tavuk adedine paralel olarak, boğazlanan tavuklardan akan kan izleri de bir o kadar fazlaydı. Bu izleri dikkatlice takip eden ekip elemanları, kendilerini bahçeli bir evin önünde bulmuşlardı. Bahçede de devam eden kan izleri, polisleri bahçe içerisindeki evin kapısına kadar getirmişti.

Polisler gerekli önlemleri alarak kapıyı çaldılar. Kapıyı açan evin kadınına gerekli açıklamayı yapan polisler, evde inceleme yapacaklarını söylemişlerdi. Kadın önce buna karşı çıktıysa da, evin içerisinde uçuşan yolunmuş tavuk tüyleri ekibin dikkatini çekmişti. Birazdan her şey ortaya çıkacaktı. Eve giren polisler, evin odalarında yolunmuş ve de halen yolunmakta olan tavuklarla karşılaşmışlardı. Esas kendilerini şaşırtan olay ise, iç odaların birinde üstü başı tavuk tüyleri ile kaplanmış olan Bekir ile karşılaşmaları olmuştuÖ

Yapılan soruşturmalar sonunda, Bekir’in tavuk hırsızları çetesinin lideri olduğu ortaya çıkmıştı. Bekir yakın ve uzak semtlerden çalınan tavukları evinde topluyor, yoluyor, hazır hale getiriyor ve Ulus’taki dükkanında satıyordu.
Yazının devamı...

Para ve ölüm

12 Haziran 2008
Ekipler yerleşim birimi olmayan, tepelik bir mekan olan adrese geldiklerinde, 16-17 yaşlarındaki sırt üstü yatmakta olan bir erkek cesedinin kafa kısmında 35-40 kğ. ağırlığındaki bir taşın da yaslanmış vaziyette olduğunu görmüşlerdi. İlk izlenimler, kişinin ezilmek suretiyle ölmüş olabileceği konusunda yoğunlaşmış, incelemeler bu doğrultuda yapılmıştı. Ancak, otopsi sonucu kişinin boğularak öldürülmüş olduğunun ortaya çıkması, soruşturmanın yönünü bir anda değiştirmişti.

Ekipler, çevrede yaptıkları araştırmalarda, görgüye ve duyuma dayalı herhangi bir done elde edememişlerdi. Sadece üst araması sırasında cebinden çıkan nüfus cüzdanından kimliği net olarak öğrenilmişti. Bu arada bazı telefon numaralarını içeren bir defter de incelemeye alınmıştı. Bu defterden yola çıkan ekipler, görüştükleri kişiler yardımıyla, ölü olarak bulunan Nuri’nin, öz amacı Salim’in dükkanında çalıştığını öğrenirler. Amca Salim’in dükkanına giden ekip elemanları, Salim’e ilk planda acı gerçekten bahsetmeksizin, Nuri’nin nerede olabileceğini, bir konu hakkında bilgisine başvuracaklarını söylemişlerdi. Bir anda telaşa kapılan Salim, para çekmesi için Nuri’yi bankaya gönderdiğini, çekmiş olduğu 7 milyar TL.yı, borçlu olduğu Haşim isimli kişiye vermesi için de Nuri ile köye gönderdiğini ve şu an için köye varmış olabileceğini ifade etmişti. Ekip elemanlarından Nuri’nin ölü olarak bulunduğunu öğrenen Salim, kendini yerden yere atmaya, feryat figana başlamıştı. Çok sevdiği yeğenini öldürenleri de kendi eliyle öldüreceğini söylüyordu.

Bilgiler çatışıyor

Soruşturmacı ekip, cesedi almaya gelen aile yakınlarıyla görüşerek, olayın netleşmesini sağlayacak bilginin peşine düşmüşlerdi. İlk görüşme Nuri’nin yakınları ve tespit ettikleri Haşim ile yapıldı. Yakınlarının ve Haşim’in söyledikleri elemanların kafasını karıştırmıştı. Çünkü, Nuri ne köye gelmişti ne de Salim’in söylemiş olduğu paradan haberleri vardı. Ortaya farklı bir durum çıkmıştı. Oluşan bu tablo karşısında yeniden durum değerlendirmesi yapan soruşturmacı ekip, amca Salim’in dükkanında inceleme yapılmasına karar vermişti. Salim’e ertesi gün dükkanında olması söylendi. O gün dükkana gelen Salim, kendisinden önce gelen ekip elemanlarına anahtarın yanında olmadığını, Nuri’nin ölümünden duyduğu acı nedeniyle, apar topar evden ayrıldığı için anahtarı yanına almayı unuttuğunu söylemişti. Bu arada Salim’in, Nuri’nin öldürüldüğü gün dükkanından hiç ayrılmadığını belirttiği ifadesinden yola çıkan ve bu bilgiyi not eden ekip elemanları, esnaf komşularından bu konunun teyidine yönelik bilgi toplarken, karşı dükkan komşusu, Salim’in cinayetin işlendiği gün, saat 14.00- 15.00 arası acilen bir yere gitmesi gerektiğini belirterek, bu süre zarfında kendisinden dükkanına göz kulak olmasını istediğini belirtmişti. Bu saatler arası çevre bankalar nezdinde yapılan araştırmalar sonucunda, söz konusu paranın, Nuri tarafından değil, Salim tarafından bankadan çekildiğinin belirlenmesi, tüm şüphelerin Salim’in üzerinde toplanmasına neden olmuştu.

Cani amca

Soruşturmanın derinleştirilmesi için Salim Şube Müdürlüğüne getirilirken, çilingir yardımıyla açılan dükkanda incelemeler yapan ekip, arka rafların birinde katlanmış vaziyette bulunan bir pantolonun cebinde yedi milyar TL.sını bulmuşlardı. Şubede kendisine bu paranın kaynağı sorulduğunda, Salim daha fazla direnmeden cinayeti kendisinin işlediğini itiraf etmişti.

Kumar tutkunu olan bu yüzden borçlanan Salim, canice hazırladığı planı uygulamaya koyarak, yeğeni Nuri’yi gezdirmek amacıyla arabasına bindirdiğini, ıssız bölgeye geldiklerinde, rahat oturmak ve sohbet etmeyi bahane ederek arabanın arka koltuğuna geçtiğini ve daha sonra da bir fırsatını bularak, ön koltukta oturmakta olan Nuri’yi kemeriyle boğduğunu, olaya farklı bir boyut kazandırmak amacıyla da, dışarıya taşıdığı cesedin başına, yuvarlayarak getirdiği taşı yasladığını söylüyordu. Böylece Nuri’nin (sözde) üzerinde bulunduğu paraya yönelik olarak gasp edildiği ve buna bağlı olarak cinayete kurban gitmiş olduğu senaryosunu yazıp oynamıştı. Cani amca, kumar borcunun bir kısmından kurtulmak için, öz yeğenini öldürmüştü.
Yazının devamı...

İyi ki varsın DNA

5 Haziran 2008
Çevrede yapılan incelemeler sırasında, cesedin yaklaşık 10 metre ilerisinde ayaklığı üzerine bırakılmış bisiklet ve bu bisikletin yan tarafında da kılıf şekline getirilmiş ve üzeri iple sarılmış bir gazete kağıdının varlığı ekiplerin dikkatini çekmişti. Bisikletin, öldürülen Ömer ismindeki şahsa ait olduğu belirlenmişti. Gazete kağıdının bir bıçağı saklamak için o hale getirilmiş olabileceği düşünülmüş ise de, tüm aramalara rağmen suç aleti bıçak bulunamamıştı. Ömer’in karnına aldığı bıçak darbeleri ve buna bağlı olarak kan kaybından öldüğü, yapılan otopsi sonucu kesinlik kazanmıştı.

Soruşturma genişletiliyor

Yapılan soruşturmalar sonucunda, Ömer’in işlemiş olduğu bir suçtan dolayı cezaevine girdiği, cezasını çektikten sonra bir müddet değişik şehirlerde dolaştıktan sonra tekrar Ankara’ya döndüğü öğrenilmişti.

Olay gecesi 23.30 sıralarında Ömer’in sigara aldığı büfenin sahibi, Ömer’in kendisine kardeşi İsmet’i görüp görmediğini sorduğunu, kendisinin de İsmet’in kısa bir süre önce büfeye gelip sigara aldığını ve arkadaşlarıyla buluşmaya gideceğini söylediğini polise anlatmıştı. Bu durum Ömer’in, kardeşi İsmet’i aramak için tren yolu kenarına yalnız gittiğinin bir göstergesiydi. Gelişmeler ve soruşturmalar Ömer’in gece 24.00-01.00 arası bıçaklanarak öldürüldüğünü işaret ediyordu. Peki kim veya kimler, neden?

Soruşturmacı ekip, akraba, arkadaş ve çevre halkı ve esnafıyla yine sıcak diyaloglar kurarak olayı aydınlatmaya çalışıyorlardı. Elde edilen tüm bilgiler not ediliyor ve tüm ihtimaller değerlendiriliyordu.

Aradan üç gün geçmişti. Akşamüstü bir şahıs olayla ilgili faydalı olabileceğine inandığı bazı bilgileri aktarmak isteğini ve ekip amiri ile görüşmek istediğini bildirdi. Şahıs, ekibin amirine, olaydan birkaç gün önce Ömer’in akrabası Cahit ile beraber kahvede otururken, Tekin adındaki bir şahsın kendisi ile ilgili küfür ve hakaret içerikli konuştuğunu, ulu orta yaptığı bu konuşmaların kulağına geldiğini ve yakında kendisiyle bu konuyu konuşacağını, laftan anlamazsa da döveceğini söylediğini duyduğunu ifade etti. Bunun üzerine Ömer’in yakını Cahit bulunarak, daha detaylı bilgi edinme yoluna gidilmişti. Cahit’in ifadesi de aynı doğrultudaydı. Bunun üzerine ekiplerin Tekin’i bulmaları uzun sürmedi. Tespit olunan ev adresine giden Polis ekibi, gerekli açıklamayı yapıp, Tekin’i Polis Merkezine getirip ifadesine başvurdular.

İnkar ve DNA gerçeği

Tekin, öldürülen Ömer’i tanıdığını, aralarında geçmiş zamanda bazı sorunlar yaşandığını ancak bu sorunların öldürmesini gerektirecek kadar büyük olmadığını söylüyordu. Hareketlerindeki panik ve heyecanlı tavırlar polislerin dikkatinden kaçmamakla beraber, olayın aydınlatılmasına yarayacak somut herhangi bir delilin olmaması soruşturmacı ekibin elini kolunu bağlıyordu. Mevcut bilgilerle bir yerlere varmak imkansızdı. Fakat Tekin’in de masum olmadığı tüm ekibin ortak görüşüydü. İşte tam o sırada Ekip amirinin gözü Tekin’in ayağındaki süet ayakkabının ucuna takılmıştı. Leke görünümündeki birkaç parça koyuluğun ne olduğu sorulduğunda, Tekin, tek ayakkabısın bu olduğunu ve doğal olarak da hep bu ayakkabıyı giydiğini, yürürken yolda herhangi bir yerden leke olmuş olabileceğini söylemişti. Bu söylemden ikna olmayan ekip amiri, Tekin’in ayakkabılarını Kriminal laboratuvara göndermişti. Laboratuarda yapılan incelemeler, lekenin "Kan" olduğunu ve bu kanın "İnsan kanı" olduğunu ve dahası Ömer’in defnedilmeden önce alınan kanıyla genetik olarak tam bir uyum gösterdiğini ortaya koymuştu. Kriminal Laboratuvar yine görevini yapmış ve delil-sanık bağlantısını net olarak ortaya koymuştu.Ömer’in katili Tekin’di.

Tekin, sapık takıntılarından dolayı, yakın evleri röntgenlerken Ömer tarafından birkaç kez yakalanmıştı. Ömer’in tüm uyarılarına rağmen röntgenleme huyundan vazgeçmeyen Tekin, sonunda Ömer’in kendini tüm mahalleliye ve de polise söyleyeceğini öğrenince hain planını yapmış ve Ömer’i öldürmüştü.
Yazının devamı...

Polis halk işbirliği

29 Mayıs 2008
Belirtilen yere gelen ekipler, yaptıkları araştırmalar ve bilgi alışverişleri sonrası, söz konusu cesedin bir müddet önce okuldan çıktıktan sonra eve gelmeyen ve kendisinden bir daha haber alınamayan 16 yaşlarındaki Ayşe’ye ait olduğunu belirlemişlerdi. Kızları kaybolan ancak umutlarını kaybetmeyen ailesi, kızlarının cesedini görünce kahrolmuşlardı. Morgda yapılan incelemeler sonucu, Ayşe’nin tecavüze de uğramış olduğunun anlaşılması, ailesini bir kez daha yıkmıştı.

Polis çok yönlü araştırmaya başlamıştı. Ortada sapık bir katil vardı ve mutlaka adalet önünde hesap vermeliydi. Ortada elle tutulacak somut bir donenin de olmaması ekiplerin işini zorlaştırıyordu. Okul çevresinde, arkadaş gruplarında ve çevredeki esnaf bağlamında zincirleme yapılan görüşmeler neticesinde; şahsın eşgali konusunda kısmi bilgilere ulaşılmıştı. Okuldan yaklaşık 100 metre ilerideki bir esnaf, polis tarafından kendisine gösterilen fotoğraftaki kızı tanıdığını, ara sıra sahibi olduğu kırtasiye dükkanından bir şeyler aldığı için yüzüne aşina olduğunu, en son dükkandan çıktıktan sonra Ayşe’nin yanına yaklaşan bir kişinin O’na bir şeyler anlatmaya çalıştığını, Ayşe’nin de dinlemek istemez şekilde yoluna devam ettiğini, bu kişinin uzun boylu esmer bir kişi olmasının yanı sıra, yüzünde de belirgin şekilde jilet izinin bulunduğunu gördüğünü polise söylemişti. Bu bilgi ve içeriğindeki ayrıntı önemliydi. Hemen harekete geçildi. Tüm birimler eşkal ile ilgili olarak bilgilendirildi.

Zaman akıyor

Günler geçiyor ama aranan şahıs ile ilgili olarak olumlu bir gelişme kaydedilemiyordu. Bu durum hem Ayşe’nin ailesinin hem de Polisin moralini oldukça bozuyordu.

Aradan yaklaşık iki yıl geçmişti. Bu süre zarfında, her fırsatta ele alınan bu dosya, şüpheli şahsın yakalanamamış olmasından dolayı tüm ekiplerce ezberlenmişti. O gün, polis karakoluna bu kez bir tecavüz ihbarı yapıldı. Arayan bir anneydi ve kızına tanımadığı bir kişinin tecavüz ettiğini öğrendiğini, kızının şimdi okuldan eve geldiğini ve acı gerçeği söylediğini ifade ediyordu. Bu durum, iki yıl önceki Ayşe’nin durumunun tekrar tazelenmesine neden olmuştu ve polis açısından "Aynı kişi olabilir mi?" sorusunu gündeme getirmişti. Bu kez tecavüze uğrayan Semra’nın vermiş olduğu eşkal, iki yıldır aranan kişiye genel olarak uyum sağlıyordu. Diğer tanımlamalar bir yana, jilet izinin mevcut olması polisi tam anlamıyla harekete geçirmişti. Ekipler bu kez tekrar ortaya çıkan sapık ruhlu katili mutlaka ele geçirmeliydi. Motorize ve yaya devriyeler artırılmıştı.

Vatandaşın ihbarı

Polis tarafından yapılan çalışmalar devam ederken, bu süreç zarfında bilgilendirilen ve sıcak diyaloglar kurulan çevre sakinleri ve esnafın da yardımlarına ihtiyaç duyulduğu sıkça ifade ediliyordu. Nitekim, bir akşam üzeri, polis merkezini telefonla arayan bir kadın, bir kişinin yolda yürümekte olan üç öğrenci kızı taciz etmekte olduğunu ihbar ediyordu. Belirtilen adrese yönlendirilen ekipler, fazla uzaklaşmadan söz konusu şahsı yakalayıp, karakola getirdiler. Zeynel ismindeki şahıs ifadesinde, şehrin yabancısı olduğunu, ilk kez geldiğini ve kimseye de sarkıntılık yapmadığını belirtiyordu. Bu kendi savunmasıydı ama yüzündeki jilet izi "ayna" gibi duruyordu.

Vakit geçirilmeden Semra ve ailesine haber verilerek, yakalanan şahsın teşhis işlemlerine başlandı. Semra gelmeden, çevreden temin edilen 10 kişinin arasına sokulan Zeynel, Semra tarafından daha ilk görüşte bu kişiler arasından teşhis edilmişti. Tecavüz olayını sanığı olduğu kesinleşen Zeynel’e itiraftan başka bir seçenek kalmamıştı.

İki yıl önce okuldan çıkan Ayşe’yi bir süre takip ettikten sonra, tehditle bağırmamasını sağlayarak önceden belirlediği yerde tecavüz edip öldürdüğünü belirten Zeynel, daha sonra askere gittiğini ve iki yıl boyunca bu yüzden ortada görünmediğini, asker ocağında da doğru durmaması sonucu ceza aldığından askerliğinin uzadığını, kısa bir süre önce terhis olup tekrar Ankara’ya döndüğünü ve en son Semra adındaki öğrenciyi yine takip ederek uygun bir anda da tehditle tecavüz ettiğini anlatıyordu.
Yazının devamı...

Makas’ın parmak izi

22 Mayıs 2008
Mıntıka karakoluna sabah erken saatlerinde gelen bir iş yeri sahibi, dükkanında hırsızlık olduğunu, sabah iş yerine geldiğinde kepengin kesilerek kaldırılmış ve kapının da yarı açık vaziyette olduğu ihbarında bulunuyordu. Karakol ekibiyle belirtilen adrese gidildiğinde bu iş yerinde geceleyin hırsızlık eyleminin gerçekleşmiş olduğu anlaşılmıştı. İlk ekibin çevrede yaptığı araştırmada, kepengin kilitlenmesinde kullanılan halka, yarısından kesilmiş vaziyette yan tarafa atılmış olarak bulundu ve delil torbasına konularak Kriminal Laboratuvara gönderildi.

Yaya ve motorize ekipler, mıntıkalarında devriye görevlerini yerine getirirlerken bir gece, kuytu bir yere park etmiş bir arabadaki siluetler yaya devriye ekibinin dikkatini çekmişti. Haberdar edilen hırsızlık şubesi ekiplerinin de katılımıyla takibe alınan arabadan inen bir kişi, caddenin bir ucundan diğer ucuna giderek gerekli kontrol yaptıktan sonra, arabada bekleyen diğer kişi de inerek, park ettikleri yerin biraz ilerisindeki iş yerine doğru yönelmişlerdi. Ellerindeki çuval benzeri bir nesne ekibin dikkatinden kaçmamıştı. Çok geçmeden, bu çuvalın işlevi anlaşılacaktı çünkü, içerisinden "demir makası" olarak adlandırılan makas çıkartılacak ve bir önceki hırsızlıkta olduğu gibi, bu gece hırsızlık için hedef seçilen iş yerinin kepenginin kesilmesinde kullanılacaktı. Ekipler, dikkatlerinin ve de sabırlarının semeresini almanın keyfini yaşıyorlardı. Birazdan iki hırsız, suç aletleriyle birlikte polis arasında, polis merkezine doğru yola çıkmışlardı.

Hırsızlar, alışılagelmiş şekilde, "iş"e ilk kez bu gece çıktıklarını, daha önce hiç hırsızlık yapmadıklarını, bu şehrin yabancısı olduklarını, tesadüfen bu iş yerini seçtiklerini vb. senaryoyu okumaya devam ediyorlardı. Verdikleri ifadeler kayıtlara geçirilmeye devam ederken, kişilerden ele geçirilen suç aleti "demir makası" da Kriminal Laboratuvara gönderilmişti. İz İncelemeleri Şubesi’ndeki uzman personel tarafından incelemeye alınan bu makastan elde edilen "mukayese izler", daha önce intikal etmiş olayların delil niteliğindeki metalleri üzerinde bulunan "kesik izleri" ile optik aletler altında karşılaştırılmaya başlanmıştı. Sonuç çok netti. Ele geçirilen makas, bir hafta önce hırsızlık yapılan iş yerindeki kepengin kilitleme halkasını kesen makastı.

Kriminal Laboratuarca ortaya konulan "Makas’ın Parmak izi", işyeri farelerinin foyalarının gün ışığına çıkmasına yetmişti...





DİKKAT!
Yazının devamı...

Bankamatik fareleri

15 Mayıs 2008
Teknoloji takibinin sadece sokaktaki vatandaş ve legal güçler tarafından takip edilmediği, aynı zamanda illegal güçler ve de çalışmadan, didinmeden kısa yoldan zengin olma hayali kuranlar tarafından da yakinen takip edildiği bilinen bir gerçektir.

Nitekim, kolay para kazanmanın, hatta zengin olmanın en kolay yollarından birisi, "Bankamatik Sabotaj"dır. Durum o kadar ileriye taşınmıştır ki, bu eylemler için yurtdışından ortaklıklar aranmakta, "profesyonel" gruplar uluslararası "deplasmanlara" bile çıkmaktadır.

Kart kopyalanması

Kart kopyalanması revaçta olan bir yöntemdir. Yapılan sistemde, kart sokulan soket ile şifre girilen ana panel arasında bir bağlantı kurulmaktadır. Sistemin çalışması için iki adet telefon bataryası yeterlidir. Yani maliyet az, kazanım çuvalla paradır.

Vatandaş ihtiyacı olan parayı çekmek için, kartını bankamatikteki kart yuvasına yerleştirdiğinde, kartının kopyalandığından habersizdir. Ancak, kopyalanan kart tek başına yeterli olmayıp, şifreye de ihtiyaç vardır. Onun için de gereken düşünülmüştür, şifre panelinin altına yerleştirilen sistem aracılığı ile, şifre de kaydedilmiştir. İşlem tamamdır. Sıra, kopyalanan ve kaydedilen bilgileri içeren kartı üretmeye gelmiştir. O da yapılır ve hesaplar boşaltılır.

Akla, bu sistemlerin nasıl ve hangi yolla bankamatiklere yerleştirildikleri sorusu gelebilir. İşin gerçek yanı, en kolay olanı da budur. Bir başka bankamatikten sökülen ana panel, yapıştırıcılar yoluyla, belirlenen bankamatikteki orijinal panelin üstüne oturtulmaktadır. Diğer bir deyimle, sistemin kurulumu oldukça basittir ve zahmetsizdir. Bu işlem için, beş saniye yetip de artmaktadır bile.

Başka yöntemler de var

Bu suç şebekeleri tarafından uygulamaya konulan diğer yöntemler ise, kart yuvalarına sıkıştırılan kağıt vb. ve bankaların bilgilendirmeye yönelik telefon hatlarını kullanmalarıdır. Kartı sıkışan vatandaş, müşteri hizmetleri numarasını aradığında, istenilen bilgileri şebeke elemanına verdiğinden habersizdir.

Bir diğer yöntem de, bankamatiklerde seçtiği kurbanın arkasında sırasını bekleyen bir kişi konumunda gözüken şebeke üyesi, (uygulanan yöntemle) banka kartı sıkışan ve panikleyen vatandaşa, sırf yardım kaygısıyla hareket ettiğini ifade ederek, kendi telefonundan ilgili bankayı aradığını ve "buyurun telefonu, ortalık dolandırıcı kaynıyor, kartınızı hemen iptal ettirin" şeklinde yardım ediyor tablosu yaratarak, gerekli tüm bilgilerin, hattın öbür ucundaki suç ortağına aktarılmasını sağlamasıdır.

Yazımın başında da belirttiğim gibi, gelişen teknolojinin sınırı bulunmamakta, uygulama örneklerini çoğaltabileceğimiz bankamatik sabotajlarında da ne yazık ki kullanım alanı bulabilmektedir.

Önlem için ne yapmalı?

Kimsenin yardım teklifini kabul etmeyin.

İnternet aracılığı ile yapılan alıverişlerde, sitenin güvenilir olduğundan emin olunuz.

Kredi kartı ile yaptığınız alışverişlerde, kartınızın POS cihazının dışında, başka bir cihazdan geçirilmemesine dikkat ediniz.

Turistik bölgeler bu uygulamalar için en ideal yerlerdir. Bu yörelerde daha dikkatli olunuz.

Aylık ekstrelerin geleceği adresin güvenliğinden emin olunuz.
Yazının devamı...

Hunharca işlenen bir cinayet

8 Mayıs 2008
Boğazı bıçak veya benzeri bir cisimle kesilmiş olan kadının, ağzı siyah bir bantla kapatılmıştı. Kafatası kırılmıştı ve içeriye çökmüş vaziyetteydi. Çene kemiği ve burnu da kırık ve ezilmiş durumdaydı. Yüzünün tamamına yakınını kaplayan kandan kısmen açık kalmış gözleri fark edilebiliyordu. Elleri sımsıkı yumruk vaziyetinde kapalıydı.

İlk iş kimlik tespiti

Soruşturmada görevli ekiplerin işleri yine zordu. Çevreden yapılan ilk araştırmalarda, kadını tanıyan kişilere veya soruşturmaya yardımcı olabilecek bilgilere ulaşılamamıştı. Cesedin durumu, eşkal bakımından tanımayı zorlaştırmakla beraber, mutlaka ihtiyaç duyulan bilgilere ulaşılmalı ve bu cinayeti hunharca işleyen kişi veya kişiler mutlaka ele geçirilmeliydi. "Güven" açısından da bir an önce sonuca ulaşmak önem arzediyordu. Polis ekipleri bir araya gelerek, bilgi paylaşımı ve strateji üzerinde çalışıyorlardı. Bu çalışmalar sırasında, binalara girip çıkanların görülmeleri, en azından göze çarpmaları açısından yakın ve uzak çevredeki apartman kapıcılarının yardımlarına müracaat etme fikri ortaya atılmıştı. Yapılan değerlendirmelerden sonra benimsenen bu fikir paralelinde, muhtarlarla yapılan iş birliği sonucu, öldürülen kadının kendi apartmanlarına girerken veya çıkarken görüp görmedikleri konusunda, yakın ve uzak çevredeki apartmanların kapıcılarının bilgilerine başvurulmaya başlanmıştı. Gelen kapıcıların cesede bakarken sergiledikleri tablo, korkularını ve bir an önce o yerden ayrılmak istediklerini açıkça gösteriyordu.

Umuda yolculuk

Kapıcıların bilgilerine başvurmalar devam ederken, soruşturmacı polislerin beklediği an sanki geliyor gibiydi. Uzak bir yerde ve çok daireli bir apartmanın kapıcısı olan Saim, kadını hatırladığını, giysilerinin hatırlamasında yardımcı olduğunu, öldürülen kadını dün gece çalıştığı apartmana girerken gördüğünü, son zamanlarda da bu gelişlerinin olduğunu, bir gün apartman sakinlerinin siparişlerini almak üzere katları dolaşırken de, bu kadının yine geldiğini ve zilini çaldığı bir daireye girdiğini söylemişti. Bu bilgi ekiplerce hemen değerlendirildi. Yapılan plan doğrultusunda harekete geçen ekipler, çok geçmeden belirtilen adrese ve de belirlenen daireye intikal etmişlerdi. Kapıyı açan şahıs, son derece sakin bir şekilde polisleri karşılayıp, nasıl yardımcı olabileceğini soruyordu. Gerekli açıklama ve bilgilendirmeden sonra, daha önceden tamamlanan prosedür doğrultusunda eve girilmişti ve konu burada detaylandırılmaya başlanmıştı. Yakup, kaldığı evi hemşehrisi Okan ile paylaştığını, gerek kendisinin ve gerekse Okan’ın farklı iki özel şirkette çalıştıklarını, Okan’ın da henüz eve gelmediğini, öldürülen kadını tanımadığını Okan ile de ilişkisi hakkında bir bilgi sahibi olmadığını, kendisi evdeyken bu kadının hiç gelmediğini söylüyordu.

Polis ekibi bu bilgiler ışığında, evde Okan’ın gelişini beklemeye başlamıştı. Her ihtimali değerlendiren Polis, temin ettiği adres doğrultusunda da Okan’ın memleketindeki polis birimlerini de bilgilendirmişti. Gecenin ilerleyen saatlerinde dışarıda görev alan ekip, apartmana belirlenen eşkale uygun bir şahsın girdiğini, evde bekleyen ekiplere bildiriyordu. Birazdan anahtarıyla kapıyı açan Okan, içerdeki polislerle yüz yüze gelecekti. Burada da yapılan gerekli bilgilendirmelerden sonra, Yakup ve Okan’ın Uzmanlar nezaretinde alına DNA örnekleri Kriminal laboratuara gönderilmişti. Okan da tıpkı Yakup gibi cinayetle bir ilişkisinin olmadığını ısrarla vurguluyordu.

Kriminal devrede

Alınan DNA örnekleri, öldürülen kadının sımsıkı kapattığı avuçlarında bulunan birkaç saç teliyle laboratuarda Uzman Biyologlar tarafından karşılaştırıldı. Sonuç çok netti. Saçlar Okan’a aitti. Okan, refleks sonucu ilk planda kabullenmediği suçlamayı, delilin ortaya koyduğu gerçek ışığında kabul etmek zorunda kalmıştı.

Okan, belli bir süredir beraber yaşadığı ve ciddi bir gelecek düşlediği Tülay’ı kendisini aldattığı için, aldığı alkolün tesiriyle de işkence ederek öldürdüğünü ve bundan da pişmanlık duymadığını söylüyordu.
Yazının devamı...