"Müge Akgün" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Müge Akgün" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Müge Akgün

Müge Akgün

Umut ve heyecan veren restoranlar

18 Şubat 2017

TOİ: İsmet’e güven

İsmet Saz’ın bir yıl kadar önce Akaretler’de açtığı TOİ’ye ilk kez Kuruçeşme’deki yeni yerine taşındıktan sonra gitme fırsatı buldum. TOİ kapısından adım attığınız andan itibaren merdivenlerinde mikro baharatları, üst katta açık mutfağı, uzun şef masası ve restoranın ortasındaki zeytin ağacıyla insanı sımsıcak karşılıyor.
TOİ, ‘Trust of İsmet/ İsmet’e güven’ kısaltılmışıymış. Biz de öyle yaptık, ‘Şefin Masası’na’ konuk olup, seçimi ona bıraktık.
Yemeğimiz yer elması çorbasıyla başladı. Ardından ahtapot salatası, ördek proşütto ve farklı bir yöntemle sunduğu kaz ciğeri geldi. Her bir tabak sunum ve lezzette gerçekten kusursuzdu.
Ancak gecenin unutamadığım yemeği, en sevdiğim makarna çeşidini sorduktan sonra 15 dakika içinde durum buğdayıyla yoğurup, kesip pişirip sunduğu tagliatelle oldu.
Ardından da ızgara levrek, imza yemeklerinden biri olan ‘beef wellington’ ve ‘cheese cake’ geldi. Beef wellington tutkunu değilimdir ama o da bugüne dek yediğim en iyiler arasındaydı.
İsmet Saz’ın mutfağı Fransız teknikleriyle ve şef dokunuşuyla Akdeniz tarzı diye tanımlanabilir. Saz da işini aşkla yapanlardan.
Yeteneğini iyi bir eğitim ve güçlü şeflerle birlikte çalışarak geliştirmiş. Turizm ve meslek Lisesi, Yeditepe Üniversitesi Mutfak Sanatları ve Gastronomi Bölümü’nü bitirmiş.
İlk mutfak deneyimi Four Seasons Hotel’den sonra yolu Carlo Bernardini ile kesişmiş. Birlikte çalışmışlar.
Daha sonra 29 gibi birçok ünlü restoranda şef olarak çalıştıktan sonra Amerika’ya gitmiş. Dean&DeLuca Commissary’de ‘Bakery’ eğitimleri almış.
New York’ta Gordon Ramsay, Markus Glocker gibi ünlü şeflerle çalışmış. İstanbul’a Dean&DeLuca’yı kurmuş.
Ardından farklı kurumlarda ve restoranlarda şeflik yapmış. Halen devam eden bir televizyon programı var ve üniversitede ders veriyor. 2018 de New York’ta bir şube açmak da planları arasında.
TOİ’de tam bir şef restoranında olması gerektiği gibi genç, dinamik mutfak ve servis ekibi var.

Kanyon’un lezzet durakları

Escale

Fast food’dan uzak durmaya çalıştığım için alışveriş merkezlerinde yemek yemeği tercih ettiğimi söyleyemem.
Ama son yıllarda bu önyargım birbiri ardına açılan çok başarılı örneklerle kırılmaya başladı.
Tesadüfen son dönemde üst üste gittiğim Kanyon’daki farklı konseptteki üç lokanta benim gün içindeki tüm beklentilerimi karşılayacak özende ve lezzette.
Bunlardan ilki ve en eskisi Konyalı’nın yerine açılan Escale.
AVM’lerin kaosunu, kalabalığını hissetmeden oturup sakin ve huzurla yemeklerinizi yiyorsunuz.
Yeme içme sektöründe kaliteyi yükselten iki isim Gülin ve Yücel Özalp günün her saatine uygun çok dengeli bir menü kurguladılar daha yola koyulurken.
İlk açıldıkları günden beri de kaliteyi bozmadılar, lezzet çıtasını da her geçen gün yükseltiyorlar.
Genç şef de çok yetenekli. Füme antrikotlu Escale gurme burgeri ve mühürlenmiş ördek budu favorilerim arasında...

Miyabi 

Üç yıl kadar önce Akatlar’da açılan Miyabi Sushi Japanese Grill Bar’a da yeni gidebildim.
Çin, Japon ve Thai mutfaklarından örnekler sunan Miyabi’de hafta arası olmasına karşın tek bir boş masa bile yoktu.
Sanıyorum bu ilgi ve beğeninin sırrı yemeklerin kalitesi kadar mekanın sahibi üç ortak Yüksel Akkök, Nuri Kültür ve Mehmet Yüce’nin uzun yıllar İstanbul’un en önemli restoranlarında mutfaktan servise, servisten şefliğe uzanan işletmecilik deneyimleri.
Sonra da bir araya gelerek kendi mekanlarını açmaya karar vermişler.
Miyabi, tam bir mahalle restoranı havasında.
Susam yağı soslu dumpling, sebze ve deniz ürünlü Çin böreği, acılı sarımsak soslu jumbo karides, tempura, sashimi, sushi ve noodle çeşitleri, tepenyaki gibi Miyabi’nin mönüsü oldukça zengin.
Klasik Japon mutfağının yanı sıra Türk damak tadına uygun dokunuşlar, şef yorumları da var.
Ama her ne olursa olsun önünüze gelen her şey çok lezzetli. En önemlisi de malzemeler kaliteli.
Mekanın ortaklarından Yüksel Akkök son derece zarif bir insan. Tüm konuklarıyla kontak içinde.
Fiyatları da benzer yerlere oranla çok daha makul. Zaten işin sırrı da bu değil mi? Kalite-lezzet-fiyat dengesi...

Suvla Bistro/Wine Bar

Geçen yıl bu günlerde açılan Suvla Bistro Kanyon’un kısa sürede müdavimleri oluştu, İstanbul’un cazibe merkezi mekanlarından birine dönüştü.
Yalın dekorasyonu, şarap eşleşmesine uygun menüleriyle İstanbul’da büyük bir eksikliği giderdi.
Suvla, sadece kendi şaraplarını sunmuyor, neredeyse Türkiye’deki tüm üreticilerin şaraplarına yer veriyor. Fiyatları da çok makul.
Hem istediğiniz her şarabı kadehte tadabiliyor hem de market satış fiyatları üstüne 60 lira mantar ücreti ödeyerek şişe açtırabiliyorsunuz.
Pınar ve Selim Ellialtı ilk şubeyi Eceabat’ta üretim tesislerinin içinde açmıştı.
Orası da yoluna başarıyla devam ediyor. Siyez buğday unuyla yaptıkları pizzaları muhteşem.

Gram

Kanyon’un en yenisi Gram. Yaratıcılığına ve yakaladığı yalın lezzetlere her zaman hayran olduğum Didem Şenol, Karaköy Maya’yı kapattığında çok üzülmüştüm. Orjin Plaza’nın içinde açtığı Gram Lokantası yokluğunu belki hiç aratmadı ama benim sıklıkla gidebileceğim bir yer değildi. Gram, Kanyon’da büyük bir eksikliği giderdi.
Modern bir esnaf lokantası halini ve her biri birbirinden lezzetli yemeklerini çok seviyorum.
Kanyon yönetimi tabelalar konusunda gereksiz hassas galiba.
Restoran katında Gram’ı nerede olduğunu sorarak bile bulmak çok zor oluyor.
Ama yemekler o kadar lezzetli ki sora sora bulmaya önünden iki kez geçip gitmeye bile değiyor.
Terbiyeli pazı dolması, kış mücveri, ekşili köftesi bağımlılık yapacak lezzette...

Liman sergisi

12 yıl önce açılan İstanbul Modern’de bir dönem sona eriyor. Bölgenin dönüşümü kapsamında yer aldığı 4 no’lu antrepo yıl sonuna doğru yıkılacak ve yerine uluslararası standartlarda yeni bir bina yapılacak. İstanbul Modern’in taşınmadan önce açtığı son sergi Liman başlığını taşıyor. Liman, İstanbul kentinin deniz ve limanlarla ilişkisine odaklanıyor. Sergi alanı tam bir liman ve limana demirlemiş gemi gibi düzenlenmiş. Venedik Bienali 15. Uluslararası Mimarlık Sergisi Türkiye Pavyonu’nda yer alan bienal sonrası İstanbul’a getirilen ve İstanbul Modern’in bahçesinde yeniden inşa edilen Darzanà gemisi de başlı başına görülmeyi hak ediyor...

Yazının devamı...

Sorunların ötesinde Kıbrıs

11 Şubat 2017

Sonra Türkiye’nin en cazip yurtdışı destinasyonlarından biri oldu. Ama dürüst olmak gerekirse Kıbrıs’ı ya sorunlarıyla ya da alışveriş, eğlence ve kumar turizmiyle özdeşleştirdik.
Oysa her şey gibi onu da yakından tanımak, değerlerini keşfetmek için biraz emek vermek gerekiyor. Kıbrıs, doğası, tarihi, kültürel ve gastronomik değerleriyle tahminlerimizin ötesinde zengin bir ülke.



Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne 1980’lerden bu yana birkaç kez gitme fırsatım olmuştu.
Ancak ilk kez Hürriyet Gazetesi-TURSAB işbirliği ve yeni Ercan Havaalanı’nı yapan Taşyapı İnşaat’ın katkılarıyla düzenlenen “Hürriyet ile Keşfet” seyahatimiz sırasında farklı yönleriyle de tanımaya başladım diyebilirim.
Bunda üç gün boyunca bizimle beraber olan rehberlerimiz Sedat Çomunoğlu ve Cem Akça’nın payı büyük...

Nasıl bir turizm

Birleşme gerçekleşse de gerçekleşmese de, Kuzey Kıbrıs güneş, deniz ve eğlence tatilinin yanı sıra tarihi, antik kentleri, anıtsal yapıları, kültürel mirasıyla cazibe merkezi olacak potansiyele sahip.
Gazimağusa’nın kuzeyindeki büyük bir bölümü 1952-1954 yılları arasında yapılan kazılarla ortaya çıkarılan Salamis Antik Kenti, Soli Antik kentinin içindeki Kıbrıs’ta inşa edilen ilk kilise olduğu söylenen Bazilika ve St. Barnabas Manastırı inanç turizminin en önemli duraklarından.
1192-1489 yılları arasında hüküm süren Fransız hanedanlarından Luzinyanlar döneminde Kıbrıs’ta mimari ve sanat çok gelişmiş.
St. Sophia Katedrali (Selimiye Camii), St. Nicholas Katedrali (Lala Mustafa Paşa Camii), Bellapais Manastırı, St. Hilarion, Kantara, Bufavento, Girne, W. Shakespeare’in ünlü yapıtı Othello’ya konu olan öykünün geçtiği Othello Kulesi hep bu dönemde inşa edilmiş.
1571- 1878 Osmanlı İmparatorluğu döneminde ise adada Büyük Han, Mevlevi Tekkesi, Arap Ahmet Camisi, Kumarcılar Hanı gibi eserler yapılmış.
Karpaz’daki kilometrelerce uzanan Altın Kumsal sahil şeridi, Akdeniz’in en el değmemiş plajlarından biri sayılıyor.
Yaklaşık 100 milyon yıldır adanın ziyaretçileri arasında olduğu tahmin edilen Caretta ve deniz kaplumbağaları da Kıbrıs’ın sahip çıkılması gereken bir başka değeri.
Ülkenin sembolü olan, Dip Karpaz’da özgürce dolaşan eşekleri de öyle.
Bu kez Hürriyet’le Keşfet ekibi olarak Elexus Hotel’de konakladık. Bir yıl önce açılan Elexus bizleri içten bir konukseverlikle ağırladı. Gala yemeğinde hazırlanan menü de çok başarılıydı.
1974’ten beri kapalı Maraş bölgesinin hemen yanı başındaki Arkın Palm Beach Hotel’in Cascata adlı restoranına da konuk olduk. Restoran şefi Gökhan Mutlu ve ekibinin hazırladığı yemekler de çok lezzetliydi...

Biraz tarih

Kıbrıs, Sicilya ve Sardinya’dan sonra Akdeniz’in üçüncü büyük adası. Mısırlılar, Fenikeliler, Asurlular, Persler, Roma, Bizans, Luzinyanlar, Birleşik Krallık, Osmanlı İmparatorluğu gibi birçok uygarlığın katman katman izleri var.
Osmanlı Devleti 1878 yılında Kıbrıs’ın yönetimini İngiltere’ye devreder. İngiltere I. Dünya Savaşı sırasında Kıbrıs’ı ilhak eder.
Türkiye Cumhuriyeti de 1923 Lozan Barış Antlaşması’yla Kıbrıs’ın İngiliz toprağı olduğunu kabul eder.
1960 yılında Rumlar ve Türklerin eşit ortaklığında Bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti ilan edilir.
Türkiye, Yunanistan ve İngiltere garantör devletler olur. Ancak ortaklık 1963 yılında toplumlar arası çatışmaların başlamasıyla fiilen sona erer.
15 Temmuz 1974’te Yunanistan’ın başlattığı askeri darbenin ardından, Türkiye de Garanti Anlaşması’ndan doğan hakkını kullanarak Barış Harekatı’nı gerçekleştirir.
Kıbrıslı Türkler adanın kuzeyinde, Rumlar ise güneyinde yaşamaya başlar.
1983 yılında ise KKTC kurulur.
Ama eş zamanlı olarak da soruna çözüm bulma, iki halkı tekrar bir devlet çatısı altında birleştirme çabaları sürer.
1977-1979 Doruk Anlaşmaları temelinde ve BM’in yarattığı müktesebata uygun bir görüşme trafiği gerçekleşir.
2004 yılında ortaya kapsamlı bir plan çıkar, ancak Rumlar planı yapılan referandumda reddeder.
Fakat toplumlar arası görüşmeler bitmez.
Liderler görüşmeyi sürdürür.
BM arabuluculuk, kolaylaştırıcılık çabalarına devam eder.
Bugün de KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ve Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Anastasiadis arasında görüşmeler devam ediyor.
Adada edindiğim izlenim, yeniden birleşmeyi mümkün kılacak bir zemin oluşacak gibi görünüyor...

Yeme içme kültürü

Kıbrıs ve yemek kültürü dendiğinde ilk aklımıza gelen hellim olur. Oysa adaya özgü kolakas, bullez, molehiya ve yabani kuşkonmaz ayrelli gibi mistik bir tada sahip kök sebzeler ve otlar da var.
Dağlarda kekikle beslenen kuzuları da, adanın patatesleri de harnup denilen keçiboynuzu da, zeytinleri de çok lezzetli.
Evlerde yerel malzemelerle yapılan yemek geleneği sürdürülüyor.
Ama restoranlarda bu zenginliği, geleneksel çeşitleri bulmak kolay değil.
Binlerce yıllık zeytin ağaçlarıyla övünen bir ülkede ayçiçek yağı da çok fazla kullanılıyor.

Kolokas
Genellikle Karpaz bölgesinde yetiştirilen kolokas iri yapraklı bir kök bitki. Tavuk ve kuzu etleriyle yahnisi yapılıyor. Kolokas’ın daha küçük bir cinsine de bullez deniyor, genellikle kızartma olarak tüketiliyor.

Pirohu
Kıbrıslıların adaya özgü yemeklerinden biri de bir cins mantı olan pirohu. İçine hellimin peynir altı suyundan yapılan nor ve nane konarak suda haşlanır, üzerine peynir rendelenerek servis edilir. Pirohu, Trakya bölgesinin de geleneksel hamur işleri arasındadır.

Şeftali kebabı
Kıbrıs’ta beni en çok heyecanlandıran ve sevdiğim yemeklerden biri de ‘şeftali kebabı’.
Çocukluğumdan kalma bir tat olan şeftali köftesi Gelibolu’da da yapılır. Koyun ya da keçi eti kıyması, içine çok ince kıyılmış soğan ve maydanoz konularak yoğrulur, ‘telp/gömlek’ denilen iç zarına sarılarak kömür ateşinde ızgara yapılır. Bu kez en iyisini adanın en ünlü et restoranı Niazi’s Restoran’da yedim.

Molehiya
Molehiya, Hindistan kökenli bir bitki. Yapraklar toplandıktan sonra kurutuluyor.
Bez torbalar içinde saklanıyor.
Kullanılacağı zaman biraz suyun içinde bekletiliyor. Sonra soğanla kavurarak ister etli ister zeytinyağlı pişiriyorsunuz. Rehberimiz Sedat Bey kuzu kolla öneriyor.



Petek Pastanesi

Maraşlı baklava ve dondurma ustasının yanında çalışan Mehmet Demirci, 1974 Barış Harekatı sırasında asker olarak gelir, yaralanır, gazi olur. Daha sonra Kıbrıs’ta kalmaya karar verir. Şimdi Kıbrıs klasiği haline dönüşen Bellapais’teki Petek Pastanesi’ni açar.
Börekleri, hellimli, zeytinli çörekleri, gelin ve Kıbrıs tatlısı, fıstıklı çikolatalı muhallebisi en ünlü çeşitleri arasında...

İkinci kuşak genç bir turizmci

Üç günlük “Hürriyet ile Kuzey Kıbrıs’ı Keşfet” seyahatimiz süresince bizimle beraber olan Taşyapı’nın sahibi Emrullah Turan’ın kızı Ece Turanlı, üç yıldır aile şirketinde çalışıyor.
Satış pazarlama ve turizm yatırımlarıyla ilgileniyor. Üniversitede yönetim bilimleri okumuş. Eminim ileride başarılı bir işkadını olarak adını çok duyacağız...

Yazının devamı...

Turizm sektörü pes etmiyor

4 Şubat 2017

Sultanahmet’in en yenisi: AJWA

Tarihi Yarımada’nın ilk beş yıldızlı oteli AJWA Sultanahmet’te kapılarını açtı.
Projenin ardında Azerbaycan uyruklu işadamı 12 Group’un sahibi Abu Bakr var.
Bir zamanlar Aziyade Otel olan binayı satın almışlar ve üç yıl süren restorasyonun ardından da kendi grup şirketlerinden Gülab Mimarlık Ofisi’nin tasarımıyla artisanal bir otele dönüştürülmüş.
Selçuklu, Osmanlı ve bu topraklarda yaşamış birçok kültürden esinlenen otelin her köşesi en son teknolojiyle donatılmış.
Topkapı restoratörlerinin yaptığı kalem işleri, ahşap ve sedef kakmalı koltuklar, Azerbaycanlı sanatçıların resimleri, İznik çinileri, tavan işlemeleri, özellikle de Azerbaycan’dan özel olarak getirilen el dokuması ipek halılar çok etkileyici.
AJWA Sultanahmet, 12 Group’un Turizm ve Eğitim Yatırımlarından Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi, deneyimli otelci Selim Geçit’e teslim edilmiş.
Geçit, turizmle ilgili her türlü olumsuz koşullara karşın geleceğe umutla bakıyor.
Tarihi Yarımada’ya uyumlu, ev sıcaklığında ama her türlü lükse sahip bir otel yaratmışlar.
Huzur duygusu vermek için otelde müzik çalınmıyor.
Müzik yerine su sesi, kuş sesi gibi doğal efektler kullanılıyor.
AJWA’nın geleneksel hamam kültürünü teknolojiyle birleştiren buhar odası, masaj ve yüzme havuzdan oluşan modern bir spa’sı da var...

Kapadokya sırada

AJWA Hotel, Sultanahmet’ten sonra ikinci otel yatırımı için Kapadokya’yı seçmiş.
Gülab Mimarlık ekibinin projesiyle 1400’lü yıllarda inşa edilmiş geleneksel bir kervansarayın restore edilerek tasarlandığı AJWA Hotel Kapadokya, Ürgüp’te yıl sonuna doğru hizmet vermeye başlayacakmış.

 

Beş yıldızlı sade lüks: FaIrmont Hotel

Yüz yıllık bir geçmişe sahip, New York’taki The Plaza, Londra’daki The Savoy, Şangay’daki Peace gibi yapıları bünyesinde barındıran Fairmont zinciri, Türkiye’deki ilk otelini Mecidiyeköy’de açtı.
Sade lüks diye tanımlayabileceğim, yalın bir dekorasyon anlayışının hakim olduğu otel, Wilson Associates tarafından tasarlanmış.
Ama kimi renkler, yastık gibi objelerle geleneksel kültürümüze de atıf yapılmış.
Fairmont Quasar İstanbul’un genel müdürlüğünü Kai Winkler üstlenmiş.
Pazarlama ve iletişim direktörü ise Esin Sungur.
2012-2015 yılları arasında Bodrum Kempinski Hotel Barbaros Bay’in genel müdürü olan Winkler, tekrar Türkiye’ye dönmekten çok mutlu. “İçinde bulunduğumuz şehir ve kültürle yakın bağları olan yenilikçi konseptler ve özgün hizmetlerle, İstanbul’da fark yaratan bir marka olmayı hedefliyoruz” diyor.
Kentin iş merkezinin kalbinde ‘Anları anılara dönüştürmek’ sloganıyla yola çıkan Fairmont, dileriz İstanbul’un iz bırakan kalıcı otellerinden olur...

Lezzet istasyonları

Fairmont Quasar’ın Stations adlı restoranında Doğu ve Batı mutfakları bir araya getirilmiş. Şefler yemekleri açık mutfakta konukların önünde hazırlıyor.
Otelin ‘executive chef’i Sedat Buğday oteli dolaştığım gün minik bir tadım da yaptırdı. Trüf mantarlı çorba, ispir fasulyesi ve dana kaburgayı bugüne dek yediğim en iyi örnekler arasında sayabilirim.

Gerçek İtalyan Trattoria’sı

Türkiye’de İtalyan mutfağı her zaman sevilir. Ancak gerçek İtalyan lezzetlerini sunan restoranların sayısı çok fazla değildir. Geçen hafta Eataly ‘executive chef’i Claudio Chinali’nin yemekleri yaptığı ‘Pop-up’ La Trattoria’ya gittiğimde kendimi birkaç saatliğine İtalya’ya ışınlanmış gibi hissettim.  Sarımsaklı yer elması çorbasıyla başlayan yemeğimizi Bologna usulü kızarmış hamur ve turşuyla gelen İtalyan et çeşitleri, bolognese soslu tagliatelle ve Genovese usulü dana yanakla sonlandırdık. Şef Claudio gerçek anne yemekleriyle muhteşem bir şölen yaşatıyor. Keşke bu restoran sürekli olsa...

Azerbaycan mutfağı: Zeferan Restoran

AJWA Hotel Sultanahmet’in üst katında tarihi yarımada manzarasına sahip Zeferan Restoran’da geleneksel Azerbaycan yemekleri sunuluyor.
Ancak Zeferan sıradan bir otel restoranı değil. Başlı başına keşfedilmesi gereken bir lezzet durağı.
Beluga havyar tabağı, tavuk ciğeri pate, Azerbaycan mantıları düşberre, gürze, kutap çeşitleri, şah pilavı, tavuk levengi ve lüle, tike gibi kebap çeşitlerinin her biri çok başarılı.
Bizim mutfağımızda olduğu gibi Azerbaycan mutfağında da hamur işleri, et yemekleri ve kebaplar önemli yer tutuyor.
Pirinç kültürü de çok gelişmiş. Şef Ramin 50’den fazla pilav çeşitleri olduğunu söylüyor.
Zeferan alkolsüz bir restoran.
Yemeklerin yanında şerbetler, taze meyve suları ve kokteylleri sunuluyor.
Bir gastronomik deneyim yaşamak, komşu ülke mutfağını en otantik haliyle tanımak isterseniz mutlaka yolunuzu düşürün derim...

Yazının devamı...

Kış boyunca dalından Finike portakalı

28 Ocak 2017

Bizim gibi büyük kentlerde yaşayıp kimyasal yıkama ya da mumlama yapılmış market meyvesine mahkum olanlar için, portakalı dalından kopararak yemek, çiçeğinin kokusunu içine çekmek büyük bir lüks!
Tabii bu lükse canınız her portakal istediğinde ulaşmak kolay değil. Ama Türkiye’nin ilk portakal ve narenciye ürünlerini çiftçiden direkt tüketiciye ulaştıran portakalbahcem.com bu keyfi sunuyor birkaç yıldır.



HANGİSİ FİNİKE PORTAKALI

Coğrafi işaret tescilli Finike portakalının tadı cinsinden değil yetiştiği ovanın mikro kliması, alüvyonlu toprak yapısı ve su kaynaklarından geliyor. Bölgede Washington, Valencia, Yafa, kan ve şeker portakalı cinsleri var. Finike portakalı kendine özgü aroması ve asidite dengesiyle dünyanın en kaliteli portakallarından biri kabul ediliyor. Ancak adı efsane gibi olan bu portakala ulaşmak o kadar da kolay değil. Bölgede yıllık üretim sadece 150 bin ton. Sadece portakallar değil, söylenmese portakal diyeceğim kırmızı limonların, her mevsim hasat edilebilen kokulu limon cinslerinin de tadı bambaşka. Minyatür portakal görünümünde ama kabuklu yenen Kumkuat (Kamkat) da bir kez keşfedince bağımlılık yapacak tatlardan.

YENİ NESİL ÇİFTÇİLİK

Portakalbahcem.com 100 yıllık aile geleneği çiftçiliğin yeni nesil uygulaması. Fikir ailenin en genç üyesi Mete Apaydın’dan çıkmış. Abisi Murat Apaydın, yine Finikeli portakal üreticisi bir ailenin oğlu olan işletmeci Akın Veziroğlu ve Dursun Demiren ile birlikte yola koyulmuşlar.
Sürdürülebilir doğal tarım yapıyorlar. Bahçelerdeki meyveye zarar veren böceklerle doğal döngü çerçevesinde yararlı avcı böcekler kullanarak mücadele ediyorlar. Siteye sipariş verildiği anda ürünler dalından toplanıyor ve meyveye hiçbir ek uygulama yapılmadan aynı gün içerisinde adrese kargo ile gönderiliyor.
Doğal üretilen kağıt ve koli kullanıyorlar.
Ürünlerin tüketim tarihlerini kutuların üzerine yazıyorlar. Orta ve uzun vadedeki hedefleri de Finike portakalını ihraç etmek. Global GAP sertifikaları ve altyapıları hazır.

Bir lezzet durağı: Şişçi Salih

Geçen yıl Antalya Elmalı’da yediğim oğlak köftesinin tadı hâlâ damağımdadır. Bu kez Finike’de karşıma çıkan köftenin lezzeti bir adım daha öne geçti. Bu dükkanda beş kuşaktır dağlarda kekikle beslenen oğlak etiyle şiş köfte yapılıyormuş. Şimdiki ustanın adı Salih Uçar. Salih Usta sadece döş eti kullandığını ama tüm sinirlerini ayıkladığını ve eti bir kez çektiğini söylüyor.
Şişçi Salih’in tahinli piyazı ve kabak tatlısı da muhteşem. Tam bir aile işletmesi. Eşi ve oğlu Süleyman’la beraber çalışıyorlar.

KAYINVALİDE- GELİN İŞBİRLİĞİ

Portakalbahcem.com’da portakal ve narenciye ürünlerinin yanı sıra ev yapımı portakal, mandalina, turunç, kumkuat, limon ve nar reçelleri, portakal çiçeği balı, portakallı draje, lokum, kurutulmuş nar ve portakal dilimleriyle ev yapımı kek ve kurabiye gibi ürünler de satılıyor. Bu ürünlerin ardında anne Nuriye Apaydın var.
Mete’nin eşi İrem ise okullu bir pasta şefi. Şimdi o da ekibe dahil olmuş...

HAÇİKO takviminin yeri ayrı

İki hafta kadar önce şirketlerin yolladığı yılbaşı armağanları üzerine düşüncelerimi dile getirmiş “Bir insan aynı anda kaç takvim ya da ajanda kullanabilir, birçoğu çöpe gidiyor” diye yazmıştım.
7 yıl önce HAÇİKO’yu kuran, özellikle sokak hayvanları için yaptığı çalışmalara hayran olduğum Ömür Gedik, “Umarım bizim HAÇİKO takvimi onlardan biri değildir” diyerek takvimin amacını anlatan bir not yollamış.
Ömür “Her sayfasında bir ünlünün can dostlarımızla poz verdiği, eğitici, hayvan haklarına dikkat çeken kendi cümlelerini paylaştıkları bu takvimdeki mesajlarla hayvanlar konusundaki duyarlılığı artırmaya çalışıyoruz. Elde edilen gelir de bilinçlendirme kampanyalarında, sokak hayvanlarının besleme ve tedavisinde kullanılıyor. Zor şartlarda da olsa bu sessiz dostlarımız için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz” diyor.
Tabii ki ben böyle özel sosyal sorumluluk projelerini kastetmemiştim. Göktürk’te yaşayan sokak köpeklerinin anlatması zor dramına her gün şahit olan biri olarak Ömür Gedik’e hepimiz adına teşekkür ediyorum...

Vakko’dan küçük lezzetler

Kendimi bildim bileli alışveriş ettiğim, gustosuna hayran olduğum, sadece moda değil yaşam tarzı sunan Vakko, çikolata, çay derken yine aynı zarafet ve kaliteyle çok özel bir pastane açtı. Uzun bir hazırlık döneminin ardından hayata geçirilen Vakko Patisserie Petit Four ekibi dünyaca ünlü pasta şeflerinden oluşuyor. Projenin danışmanı gastronomi dünyasında mükemmellik göstergesi olarak kabul edilen “Meilleur Ouvrier de France Patissier” (MOF) unvanının sahibi Philippe Chatelain. Pasta şefi ise uzun yıllar Four Seasons’ın pasta ve tatlılarından sorumlu Ghislain Gaille. Sandviç ve salatalar ise Fransız Şef Anthony Baudet’e teslim edilmiş.
Vakko Patisserie Petit Four’da 15.00-18.00 saatleri arası düzenlenen “Çay saati”nde minik pötifurlara benim çok severek içtiğim Vakko Tea Atelier’in çayları eşlik ediyor.
Tabii kahve ya da şampanya seçeneği de var...

Sanata Bi Yer

Doğuş Grubu iki yıldır çok hoş bir sosyal sorumluluk projesine imza atıyor. Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencileri “Sanata Bi Yer” projesi kapsamında resim, fotoğraf, enstalasyon, heykel gibi farklı disiplinlerdeki çalışmalarını başta oteller ve restoranlar olmak üzere gruba ait çok sayıda mekanda sergiliyor. Projesi kapsamında, http://sanatabiyer.com adresine girerek üye olan 546 öğrencinin, bin 263 farklı çalışması web sitesine yüklenmiş.
Siteye üye olan 120 öğrencinin 209 çalışması Doğuş Grubu’na ait mekanlarda sergilenmiş. Bu proje öğrencilerin satış yapmasına da olanak tanıyor. Grup, işleri satın almak isteyenlerle işlerin sahiplerinin bilgilerini paylaşma konusunda aracılık ediyor...

Yazının devamı...

Süte, peynire, yoğurda kadın eli değmeli...

21 Ocak 2017

Doğaya şükranlarımızı sunuyoruz

Madalı Keçi Çiftliği peynirlerini ortak bir arkadaşımızın önerisiyle keşfettim. Hem ailenin öyküsü hem de son yıllarda tattığım en dengeli, en lezzetli keçi peynirleri olması beni çok heyecanlandırdı.
Filiz Taşköy, birçoğumuz gibi çocuklarının sağlıklı beslenmesini sağlamak için yıllarca doğal beslenme kaygısıyla memleketleri Konya Beyşehir’den İstanbul’a erzak taşır. Öğretmenlikten emekli olmasının ardından da radikal bir kararla Konya’nın Beyşehir ilçesine, doğduğu topraklara döner.
Eşinin 10 yıldır sevdirmeye çalıştığı keçi çiftliği projesini hayata geçirir.
Tabii çok acemilik çeker, pişman oldukları dönemler de olur ama ailece ‘yola devam’ derler.
210 adet Hollanda’dan getirilen Saanen ırkı keçi, 120 oğlakla süt ve peynir üretimine başlarlar. Bu arada GSÜ İşletme mezunu ve Paris’te lisans üstü eğitimini tamamlamış olan kızları ve Amerika’dan dönen kardeşleri de ekibe katılır, bir aile şirketi kurarlar.

Peynir çeşitleri

Madalı Çiftliği’nin salamura beyaz peynir, az tuzlu kuru tuzlama ve sade, cevizli, çörekotlu, fesleğenli, kırmızı biberli olmak üzere tulum peynirleri var. Ben tüm çeşitleri denedim. Bu lezzet ve kaliteyi sürdürdükleri sürece keçi peyniri söz konusu olduğunda fiyatları da çok makul olduğu için başka arayışlara gireceğimi sanmıyorum. Favorilerim ise az tuzlu kuru beyaz peyniri, sade, cevizli ve çörekotlu tulumları...
www.madalikeciciftligi.com

Sadece doğal şirden mayası

Peynir üretiminde doğal olan şirden mayası kullanıyor, sütün hiç yağını almadan, hiçbir koruyucu katkı maddesi kullanmadan, salamurada saklayarak geleneksel yöntemler ile peynir üretiyorlar.
Filiz Hanım “Ne denli başarılı olabileceğiz bilemeyiz ama biraz da kurtuluşu büyük şehirlerde aramak yerine bu şehirlerdeki yığılmayı önlemek, topraklarımızı inşaat alanı olmaktan kurtarmak, üretim yapmak ve bu şekilde doğaya katkı sağlamak üzere yola çıktık” diyor.

Bir öncü

Sekiz yıl önce yaşamında radikal değişiklikler yapmaya karar veren Funda Baltalı aile yadigarı yazlık evlerinin yanında keçi çiftliği kurmaya karar verir. Çanakkale’den yerli keçi alır. Sağlıklı, verimli bir cins elde etme çalışmaları, tesis kurma, üretim derken aradan beş yıl geçer. Büyük bir market zinciriyle anlaşır. Çok zor bir süreçtir. Ama o pes etmez.  Geçtiğimiz aylarda Funda Baltalı’nın çiftliğini ve üretim tesislerini dolaşmaya gittim. Funda hanımla uzun uzun sohbet ettik. Yazının başlığı da ona ait...Baltalı’nın tüm peynir çeşitleri sadece keçi sütüyle üretiliyor. Ürün gamında günlük pastörize süt, uzun ömürlü UHT süt, büş, tulum, kaşar armola gibi peynirleri süzme yoğurt, tereyağı ve kefir var. Keçi sütleri alerjisi olan çocuklar için doktorlar tarafından öneriliyormuş. 

Birlikte daha lezzetli

Kitchenette, günün her saatinde gidilecek bistro tarzı rahat yemek konseptiyle 11 yıl önce açıldığında ilgiyle karşılanmıştı.
Sonra bu tarz yerlerin birçoğu gibi menüden servise özen ortadan kalkınca cazibesini yitirdi.
Son dönemde D.ream Grubu bu durumun farkında olmalı ki, tüm Kitchenette’lerin mutfağını yaratıcılığına ve pratikliğine çok güvendiğim ünlü şef Hazer Amani’ye teslim etti.
Amani, “Birlikte Daha Lezzetli” sloganıyla menüyü yeniden yorumlamış.
Yemeklerin büyük bölümü ortaya paylaşılacak şekilde tasarlanmış.
Hafta içinde Kitchenette’de ünlü şefle birlikte menüdeki yeni çeşitleri tattık. Üşümüş ve ıslanmış bir halde içeri girdiğimde önüme gelen ‘Fırında domates çorbası’ çok lezzetliydi.
Tam sevdiğim gibi incecik, çıtır, mantarlı pizza da ‘double black burger’ ve ‘lokum burger’i de öyle.
Ama Kichenette Kanyon’da favorim, en büyük yeniliklerden biri olan ‘kızarmış Özbek mantı’ ve ‘ıspanaklı çıtır mantı’ olacak gibi görünüyor.
Menüde ilk açıldığı günden beri büyük talep gören ‘grisinili tavuk şinitzel’, ‘red velvet cake’ gibi klasikler de duruyor.
Onların da lezzet çıtası yükselmiş...

Sürülerin tanrıçası

İstanbullu, bir danışmanlık şirketi sahibi olan Lale Çavuşoğlu, 10 yıl önce Antakyalı bir çiftçi ailesinin oğlu olan Mithat Kuseyrioğlu ile evlenince farklı bir kültürle karşılaşır.
Üç yıl kadar önce de Antakya’ya taşınmaya karar verir. Bölgenin geleneksel peynirlerini çok sever. Ve 2015’te çiftliklerinde yetiştirdikleri yemlerle beslenen ineklerin sütüyle doğal ve katkısız ama bir standardı olan, gelenekselle bilimseli harmanlayan peynir çeşitleri üretmeye karar verir. Markanın adını, Eski Roma İmparatorluğu zamanında sürülerin tanrıçası anlamına gelen Pales koyarlar.
Lale Kuseyrioğlu ve ürünleriyle geçtiğimiz temmuzda Kars’taki Peynir Sempozyu’mu sırasında tanıştım. Lale Hanım’ın amacı sadece Antakya peynirlerini ve süt ürünlerini piyasaya sunmak değil. Yöresel kullanımı da yaşatmaya çalışıyor.
Keçi tuzlu yoğurdu, sürk ve sünme peynirlerinin yanı sıra haşlama peynir, dil peyniri, Duberke, gerçek yayık tereyağı, saf yağ üretiyorlar. Çok heyecanlandıkları ürünlerden biri de raf ömrünü 12 güne çıkardıkları künefelik peynir. Ürünler şimdilik Antakya’nın yanı sıra, İstanbul Sarıyer marketlerde, Nezih Gurme, Eataly Zorlu ve Adana Groseri’de bulunuyormuş.

1000 üniversiteli aranıyor

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV), 45. yaşını kutladığı 2017 yılına, duyunca çok sevindiğim bir sosyal sorumluluk projesiyle başlıyor.
Gençlerin kültür-sanat etkinliklerine erişimini artırmak amacıyla başlatılan projenin sponsoru Eczacıbaşı Topluluğu.
Öğrenimini Türkiye’de sürdüren 18-25 yaş arası 1000 üniversite öğrencisine, İKSV’nin düzenlediği tüm etkinliklerde kullanabilecekleri 250 TL değerinde İKSV Kültür Sanat Kart hediye edilecek. Başvurular, 23 Ocak-11 Şubat 2017 tarihleri arasında, binuniversiteliaraniyor.com adresi üzerinden yapılacak.
Daha sonraki yıllarda da projeye devam edilecek.
Hedef on binlerce gencin sanata ilgisini artırmak...

Yazının devamı...

Turizm ve gastronomi sektörü bizlerle var olacak...

14 Ocak 2017


Yanı başımızda saklı cennet

Restoran sektörünün saygın işletmecilerinden, şimdi otelciliğe de soyunan Önder Köse uzun zamandır ortağı olduğu Tuzla İçmeler Hilton Double Tree’den söz ediyordu.
Tuzla Hilton Business Termal Otel dünyada ve Türkiye’de tekmiş.
Kapıdan girince ilk izlenim, sıradan bir iş oteli. Ama otelin spa’sına inip termal havuzda yüzdüğünüzde ve ardından muhteşem bir Thai masajı aldığınızda bambaşka bir boyuta geçiyorsunuz.
Ancak asıl sürpriz, otelin arkasındaki uçsuz bucaksız bahçe içindeki tarihi Tuzla İçmeler Oteli. Eski İstanbullular mutlaka biliyordur ama ben kentin yanı başında bu saklı cenneti bilmiyormuşum. Kaplıca otelinin kuruluş öyküsü de çok ilginç.
Atatürk, Tuzla İçmeler’i 1927 yılında ziyaret eder. “Burada mutlaka bir termal otel de olmalı” der. İzinler için bizzat emir verir ve şifalı sularıyla ünlü Tuzla Termal Otel 1930 yılında açılır. Kendisi de sonra birkaç kez gelip kür yapar.
1990 yılında Önder Köse’nin inşaat mühendisi ve Tuzla’da müteahhit olan amcası Köksal Köse bir rastlantı sonucu hissedarlarla tanışır. Aslında ailenin arzusu, suya kirli raporu alarak araziyi termal alandan çıkarıp inşaat yapmaktır. Köksal Bey, araziye bakmaya gittiğinde ağaçlar, orman, doğa ve binalardan çok etkilenir. Daha ilk toplantıda hisselerin yüzde 50’sini, ikincisinde de tamamını alır.
“Yüzyıllardır termal tesisler, mineralli sular dünyanın farklı köşelerinde ekonomiye nasıl katılıyorsa biz de öyle yapalım” diyerek yola koyulur. İzinlerle, imar planlarıyla uğraşmak 15 yıl sürer ama pes etmez. Projeleri sonunda hayata geçirirler.

İstanbul Medikal Termal

Tuzla İçmeler Termal Tesisleri bünyesinde iki ay kadar önce Hidroterapi Destekli Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon uygulanan İstanbul Medikal Termal adlı yeni bir merkez de açılmış.
Son derece modern tesiste bel ve boyun fıtığı, romatoid artrit, kireçlenme gibi hastalıklara destek tedavi programları uygulanıyormuş.
Yakında Çapa Tıp Fakültesi Tıbbi Ekoloji ve Hydro Klimatoloji Ana Bilim Dalı Kaplıca Tıbbı ile işbirliği yapacaklarmış. Aslında merkez İskandinav ülkelerinden gelecekler için planlanmış. Ama terör olayları nedeniyle tüm rezervasyonlar iptal edilmiş.
Köksal Bey, “Turizm gelirlerinin artması için Türkiye’de sahil turizmi gibi kaplıca turizminin de desteklenmesi lazım” diyor.

İsveç’ten Kayakapı Projesi’ne

Kapadokya’nın her köşesi insana bambaşka bir heyecan veriyor.Geçen yılın son Kapadokya kaçamağında konakladığımız Kayakapı Premium Caves de bölgenin en özel otellerinden.Bölgenin ilk yerleşim merkezlerinden olan Kayakapı Mahallesi’ni korumaya ve canlandırmaya yönelik Kayakapı Projesi uzun yıllar önce Magic Grup tarafından başlatılmıştı. Çeşitli nedenlerle yarım kalınca Ürgüplü turizmci Dinler ailesi 10. yüzyıla ait mağara, kilise, Aziz Yohannes Evi, Selçuklu Tarihi Camii gibi tarihi yapıların da olduğu mağara evlerin restore edilmesini üstlenmiş.Kayakapı projesi UNESCO Dünya Mirası Merkezi tarafından da destekleniyor. Yakında içinde bir müze açılacak olan komplekste şimdilik 39 ev var. Üç yıl kadar önce açılan tesis, beş ay önce de Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan bölgenin ilk ve tek butik otel belgesini almış. 

DİNLER AİLESİNİN ÖYKÜSÜ

Mustafa Dinler’in babası Mehmet Dinler 1967’de İsveç’e gider. Demiryollarında çalışır. Daha sonra Stockholm’deki ilk Ikea’nın yemek bölümünü işletmeyi üstlenir. Sonra bir başka lokanta açar.
Mustafa Dinler hem babasının yanında çalışır hem de işletme okur. Çocukları Yakup ve Mehmet de İsveç’te doğar, eğitimlerini orada tamamlar. Mustafa Bey, 1987’de memleketi Ürgüp’e dönmeye karar verir. Ürgüp’ün ilk beş yıldızlı otelini açar. Şimdi oğullarıyla Antalya ve Ürgüp’teki otellerini işletiyor.
Ayrıca 10 tane de balonları var. Geçen yıl 19 bin 500 kişi uçurmuşlar. 2016’da bu sayı 8 binde kalmış. Gelen turistler bu yıl tümüyle kesilmiş.

Turizm ve Tanıtma Bakanlığı

Türkiye Otelcileri Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi ve Kapadokya Otelcileri Birliği Başkanı Yakup Dinler bölgeye canlılık verdiğini düşündüğüm Cappadox’a bu haliyle karşı. Tarihinin yanlış olduğunu söylüyor. Ona göre bu festivalin ölü dönemde yapılması gerekiyor. Oysa Cappadox Kapadokya’nın en yoğun döneminde, 19 Mayıs’ta yapılıyor. Bölgeye tatile gelenlerin gücünü kullanıyorlar. 
Yakup Dinler, “İç turizme yöneldik ama Türkler hafta sonu gelir iki gün kalır gider. Kapadokya turizmine ancak Çin, Rusya Latin Amerika pazarı çıkış olabilir” diyor. Şimdilik Latin Amerika ülkelerinden tek tük gelen oluyormuş.
Bir Japon kadına tecavüz olayından sonra Japonlar da turları durdurmuşlar. Dinler ailesinin 2017 ve hatta 2018’den umudu yok. “Bombalar turizmin ortasına düşüyor. Turizm ve Tanıtma Bakanlığı istiyoruz acilen” diyorlar...

Mest’ten mutluluk topları

Kısa öğlen aralarında, akşam iş çıkışı ya da dolaşırken kimi zaman açlığımızı bastırmak kimi zaman da kendimizi ödüllendirmek için bir şeyler atıştırmak istiyoruz.
Ama onların da hem lezzetli, hem kaliteli, hem de ulaşılabilir fiyatlarda olmasını bekliyoruz. Kanyon Alışveriş Merkezi’nin alt katında bu beklentileri karşılayacağını düşündüğüm yeni bir yer açıldı. Mest Puff Profiterol.
Konseptin yaratıcısı Can Ünsal Reşitpaşa’daki restoranı Mest’te son bir yıldır profiterol hamuru ‘choux’ üzerine çalışıyor, tatlı ve tuzlu atıştırmalıklar deniyordu.
Fransız gastronomisinin keşfi profiterol bizde tatlıyla, özellikle de çikolatalısıyla özdeşleşmiş olsa da aslında bu tereyağlı hamur topu çorbaya eşlikçi olarak ortaya çıkmış. 16’ncı yüzyılda sıcak ekmeklerin içi sakatatla doldurulur, çorba yanında servis edilirmiş.
1800’lü yıllarda ünlü Fransız şef Antonin Careme, tereyağ un, süt ve suyla yapılan ‘choux’ hamurunu mükemmelleştirip içine de krema koymuş.
Üzerine kimin çikolata dökmeyi akıl ettiği ise bugün bile meçhul...
Geçen hafta Kanyon’da Mest Puff’un yeni ürünlerini denedim.
Konsept başarılı olmuş. İstediğiniz çeşitler ısmarladıktan sonra üç-dört dakika içinde ısıtılmış olarak servis yapılıyor. Susamlı, kaşarlı, rosebeff’li, parmesanlı, gibi tuzlular; klasik çikolatalı, frambuazlı, acıbademli, espressolu tatlılar var.
Ürünlerin tane fiyatları 4-6; kilosu ise 60-75 lira arasında değişiyor.
Hiç eleştirin yok mu derseniz, vardı onu da Can’a ilettim. Parmesanlı puff’ları çok küçük buldum. Hamurun gramajı diğer çeşitlerle aynıymış ama peynirin yoğunluğundan dolayı kabarmadığı için küçük görünüyormuş. Yine de gramajını artıracağına söz verdi!
Mest Puff Profiterol Kanyon’dan sonra ikinci şubesini çok yakında açıyor. Can Ünsal yatırımcı ortaklarının hedefi AVM’lerde 30 şube. Yolları açık lezzetleri daim olsun...

Yazının devamı...

Yeni yıla buruk bir merhaba

7 Ocak 2017

Tabii ki arzumuz teröre alışarak yaşamak değil, terörden kurtulmak.
Ancak bu zor günlerle dayanışma, birlik ruhunu yaşatarak baş edebiliriz. Bunun olabilirliğini Turizm Restoran Yatırımcıları ve İşletmecileri Derneği/ TURYİD gösterdi.
Yerli ve yabancı 39 kişinin öldürüldüğü terör saldırısı sonrası binlerce kişinin katıldığı yürüyüş düzenlendi, mekanın sahipleri Mehmet Koçarslan ve Ali Ünal’a taziyeler sunuldu, Reina’nın önüne karanfiller bırakıldı.
Turizm gibi yeme-içme ve eğlence sektörü de darboğazdan geçiyor. Biz tüketicilere bu günlerde daha çok özveri düşüyor. Tatillerimizi yurtdışından çok ülke içinde yapmak, daha çok restorana, sinemaya, tiyatroya gitmek zorundayız.
Yurtdışında yaşayanlar da tatillerini Türkiye’de geçirmeli, en azından turizm açısından kayıp olduğu söylenen önümüzdeki bir iki yıl.
Evlere ve içimize kapanarak terörü yok edemeyiz ama tüm sektörleriyle ülkenin ayakta kalmasına destek olabiliriz.
İki gün önce anlamlı destek de dünyanın önde gelen haber dergilerinden Newsweek’ten geldi.
İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın düzenlediği 15. İstanbul Bienali, ‘2017’de uğruna seyahate çıkmaya değecek beş sergiden biri’ olarak gösterilmiş.
Francesca Gavin imzalı haberde “Türkiye’nin politik karmaşası İskandinav sanatçılar Elmgreen ve Dragset’i eylül ayında İstanbul Bienali’ni gerçekleştirmekten alıkoymayacak” deniyor...

Nişantaşı’nın yeni buluşma noktası

Son yıllarda sokak aralarında mahalle kültürünü canlandıran, buluşma noktası yerler birbiri ardına açılmaya başladı.
Kentin merkezinden çevresine eski ya da yeni tüm semtlerde barlar, publar, küçük yeni nesil esnaf lokantaları açılıyor.
Bunlardan biri de üç-dört ay kadar önce açılan Nişantaşı MORO.
MORO’nun menüsünde paella, tapas, patatas bravas, churros gibi klasik İspanyol lezzetlerinin yanı sıra keçi peynirli pancar ve avokadolu kinoa gibi son dönemin moda salataları da unutulmamış.
Ben pek anlamam ama deneyenler Hot Nachos ve Fresh Garden kokteylleri de beğeniyor.
Tabii Nişantaşı gibi cazibe merkezi bir semt söz konusu olunca konuklar, müdavimler mahalleli ile sınırlı kalmıyor.
Fiyat-kalite dengesi de başarılı.

Yeni yıl armağanları

Yeni yıla girerken markaların büyük bir bölümü iyi dilekleri ve kartlarıyla birlikte küçük armağanlar yollarlar.
Bunların en klasiği masa takvimidir. Her yıl başında kağıt israfından başka bir şey olmayan bu armağanların ne yazık ki çoğu çöpe gidiyor. Paketlendikleri koliler, zarfların her biri bir ağacın daha yok olmasına neden oluyor. Sadece takvimler mi, yılbaşı ağacı şeklindeki kurabiyeler de aynı şekilde sadece israf...
Ancak son yıllarda yeni yıl kutlamasını bir sosyal sorumluluk projesine çeviren başarılı örnekler de var. Bunlardan biri Anadolu Efes’in, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) işbirliğiyle Gelecek Turizmde kapsamında destek verilen “Nar Kadın ile Edremit’in Yöresel Tatları” projesi.
Edremitli kadınların yaptıkları tarhana, yeni yılda bereket dileğiyle ve tarifiyle birlikte yollanmış.
Edremitli kadınlara katkıda bulunmak isterseniz ‘narkadin.com’ internet sitesi üzerinden sipariş verebilirsiniz. Bir diğer saygı duyduğum armağan da Borusan’ın destek verdiği Yırca Hanımeli projesi.
İki yıl önce Soma faciasında Yırcalı kadınlar çocuklarını, eşlerini kaybetmişlerdi. Aynı yıl köyün 6 bin 600 zeytin ağacı kesildi. Ama hayat devam ediyor.
Yırcalı köyü kadınların bir araya gelerek ürettiği sabun, balmumu mum, kekik gibi doğal ürünler ‘Yırca Hanımeli’ markasıyla satılıyor. ‘yircahanimeli.com’dan alışveriş yaparak projeyi destekleyebilirsiniz.

25. yıl için Tarkan’a çağrı

21. Yüzyıl Eğitim ve Kültür Vakfı.
1992 yılında kurulan, kısaltılmış hali YEKÜV’ün adını doğrusunu söylemek gerekirse daha önce duymamıştım.
Bir süre önce ortak bir dostumuz aracılığıyla Vakıf Başkanı Gülbin Sözen ile bir araya geldik.
25 yılda 20 bin öğrenciye verdikleri bursları, hayata geçirdikleri projeleri, açtıkları yurtları, okulları dinleyince çok etkilendim...
Avukat Gülbin Sözen, İstanbul’un efsanevi kişiliklerinden valilik, belediye başkanlığı ardından İmar ve İskan ve Sağlık bakanlığı görevlerinde bulunan Dr. Fahrettin Kerim Gökay’ın eşi Nilüfer Gökay’ın 20 yıl avukatlığını yapar.
Gülbin Hanım’ın olanakları ölçüsünde eğitime destek verdiğini bilen Nilüfer Hanım, “10 tıp öğrencisi bul, Fahrettin Kerim Gökay anısına onları biz okutalım” der.
Ve o çocuklar eğitimleri bitene dek kendilerini kimin okuttuğunu bilmezler. Daha sonra bir vakıf kurmaya karar verirler.
1992 yılında çoğunluğu yüksek eğitimli çalışan bir grup kadın 21. Yüzyıl Eğitim ve Kültür Vakfı’nı kurar.
Nilüfer Hanım YEKÜV’e Nurosmaniye İş Hanı gibi mülklerini bağışlar.
Vakfa giren tüm para çocukların eğitimine harcanacaktır.
Destek öncelikleri kızlar, anne babası olmayan ve ailesi köyde yaşayan çocuklardır. Burslar ilköğretimden başlar ama ağırlıklı üniversite öğrencilerine verirler.
Ayrıca YEKÜV’ün imkanları ve gayrimenkullerini bağışlayan yardımseverlerin katkılarıyla Nilüfer Gökay Ortaokulu, Kadıköy Nilüfer Gökay Kız Öğrenci Yurdu, Seniye Turaç Kız Öğrenci Yurdu, Çetin Şaman Eğitim Merkezi, Kars Digor, Erzurum Pasinler İlköğretim Okulları açılır.

Bağışlar artmalı

25 yıldır YEKÜV’ün başkanlığı görevini üstlenen Gülbin Sözen “Bu ülkenin ihtiyaç sahibi çocuklarına olanağı olanlar destek vermeli, herkes bir çocuğa elini uzatmalı” diyor.
Şimdi gerçekleştirmeyi istediği en büyük hayali YEKÜV’ün 25’inci yıl kutlamasını Tarkan konseriyle yapmak.
Vakfın bilinirliğini dolayısıyla bağışları artırmak.
Nerden çıktı Tarkan konseri, neden Tarkan derseniz...
Tarkan’ın ‘Kıl Oldum Abi’ şarkısıyla çıkış yaptığı yıl 1993’te ilk konserini YEKÜV düzenlemiş.
Sivil toplum duyarlılığı olan, sosyal yardım projelerine destek veren olan Tarkan’a buradan seslenmiş olalım. Sanat yaşamınızda 25. yılınızı YEKÜV konseriyle kutlamaya ne dersiniz?

 

Yazının devamı...

Bu yılın ‘en’leri...

31 Aralık 2016

Nedense yılın son günlerinde şöyle bir geriye bakıp değerlendirme yapmak adet olmuş.
Genel olarak zor bir yıl geçirdik.
Büyük acılar yaşadık. Ayrıca, kapanan restoranlar, boş oteller, turistik bölgelerde siftah yapamadan günü geçiren işyerlerinin sayısı da azımsanacak gibi değildi.
Ama yine de hayat devam ediyor, etmeli dedik. Bugün kısacık da olsa yeme-içme dünyası, kültür, sanata ilişkin başarılı bulduğum projelerden, etkinliklerden söz etmek istiyorum.
Dünyada gastronomi başta olmak üzere yardımlaşma, sorunlara çözüm bulma üzerine dünyadan ve Türkiye’den başarılı örneklerin anlatıldığı, sorunların tartışıldığı “Yedi: Geri Ver” konferansı yılın en etkileyici buluşmalarındandı.
İstanbul Modern’deki “İnci Eviner Retrospektifi” ve “Biz İnsan mıyız?” başlıklı, bugün dünyada olup bitenlerle tasarımın ilişkisini sorgulayan İstanbul Tasarım Bienali, yılın en düşündürücü ve ufuk açıcı sanat etkinlikleriydi.

Görevleri yemek

Yıllardır iki ünlü şef Antonio Carluccio ve Gennaro Contaldo’nun “Two Greedy Italians/ İki Açgözlü İtalyan” adlı yemek ve seyahat programını severek izlerim. BBC tarafından hazırlanan programda, genç yaşlarda İngiltere’ye yerleşen ve orada ünlü olan iki şef doğdukları topraklara geri döner. 

İtalya’nın farklı bölgelerinin mutfak kültürünü anlatırlar.
Kimi zaman birbirlerine yemek yaparlar, kimi zaman restoranlara giderler.
Tabii BBC gibi kapsamlı bir prodüksiyona imza atmak ülkemizde henüz kolay değil. Ama yine de bu programı ne zaman izlesem bizde de keşke benzeri programlar olsa diye hayıflanırdım.
Kısa süre önce iki eski dost, yeme-içme yazarları Mehmet Yaşin ve Teoman Hünal bir araya gelerek benzeri bir programa imza attılar. “Görevimiz Yemek” adlı programda ikili yurtiçinde ve dışında çeşitli kentlere, restoranlara giderek o yörenin mutfak kültürünü, yemeklerini keşfediyor.
Kimi zaman tartışıyor, kimi zaman da beğenileri aynı doğrultuda oluyor.
Program çok başarılı, onların dostlukları, içtenlikleri izleyiciye de geçiyor. Ama bazen o kadar çok yiyorlar ki onların adına korkuyorum...
Program Türkmax Gurme’de cuma günleri 13.45’te yayınlanıyor ama tekrarları da var.
İzleyin derim...

İstanbul ve Gece

Saffet Emre Tonguç ile hem yurtiçinde hem de yurtdışında tura çıkan şanslı insanlardanım. Seyahat etmeyi sevenler bilirler, bazen rehberli turlar kabusa dönüşebilir.
Saffet Emre ise neyi ne kadar anlatacağını, nasıl anlatacağını çok iyi bilir. Kitapları da öyledir. Bugüne dek yazdığı kitapların birçoğunu okudum. “İstanbul Hakkında Her Şey” kitabını geçen yıl İstanbul Kültür Üniversitesi’ndeki öğrencilerime de okuttum. Bu ayın başında raflara çıkan “İstanbul ve Gece” adlı son kitabı da tam bir İstanbul güzellemesi.
Ahmet Haşim gibi İstanbul’u gece sevenlerdenseniz camileri, kiliseleri, sarayları, gökdelenleri, limanları, meydanlarıyla İstanbul’un dört bir köşesinin gece fotoğraflarına bayılacaksınız.
Gece yarısından sonra ya da sabaha karşı çekilen fotoğraflar Aydın Sertbaş’a ait. Kentin tarihine ilişkin bilgiler, hikayeler de bir o kadar güzel...

BU YIL FAVORİ RESTORANLARIM

Hangi alanda olursa olsun “En sevdiğin, en beğendiğin, en iyisi hangisi?” gibi soruları cevaplamayı pek sevmem.
Zaten hiçbir zaman da tek cevabım olamaz. Bu yüzden “2016’nın en iyileri” listesi yapmak yerine bu yıl içinde gittiğim, yemeklerini beğendiğim, her anlamda mutlu ayrıldığım yerleri yazdım...
◊ MİKLA: Dünyanın en iyi 56. restoranı. Yaratıcılık, lezzet, sunum dört dörtlük. Mehmet Gürs 10 yıl önce yarattığı Mikla ile hem Yeni Anadolu mutfağının öncüsü hem de dünya çapında bir isim oldu.
◊ SUNSET: Barış Tansever’in Boğaziçi Üniversitesi mezunu genç bir girişimci olarak Ulus sırtlarında 1994’te açtığı Sunset, İstanbul’un 22 yıldır cazibesini hiç kaybetmeyen tek mekanı.
◊ KİLİMANJARO: Bu yılın başında açıldı ve kısa sürede en iyiler arasına girdi. Sadece yerel ve mevsiminde malzeme kullanıyorlar. Restoranın konsept danışmanı Cemre Narin. Mutfağın başında genç şef Mustafa Otar var.
◊ NİCOLE: Türkiye’nin en iyi şeflerinden biri olan Aylin Yazıcıoğlu, Fransız mutfağından birbirinden yaratıcı yemeklere imza atıyor. Aynı zamanda mutfağı genç şeflere bir okul oluyor.
◊ KARAKÖY LOKANTASI: 16 yıl içinde tam bir İstanbul klasiği oldu. Yeme-içme severlerin ortak bir noktada buluştuğu ve sektörde krizden etkilenmeyen ender yerler arasında. Karaköy Lokantası’nın başarısının ardında Oral Kurt’un fiyat-kalite dengesini hiç bozmayışı geliyor.
◊ NEO LOCAL: Yöresel ve mevsiminde malzemelerle, geleneksel tatlarımızı başarıyla yorumluyor günümüzün en önemli şeflerinden Maksut Aşgar.
◊ LACİVERT: Boğaz’ın yanı başında, İstanbul’un ayrıcalıklarının en iyi hissedildiği yerlerden biri. 20 yılı geride bırakan Lacivert’in başarısının ardında kurucuları ve şimdiki işletmecileri kadar şef Hüseyin Ceylan’ın da emeği büyük.
◊ TOPAZ: Manzara, iyi yemek, fine-dining Türk Mutfağı. Açıldığı günden beri kalitesini bozmayan Topaz’ın başarısının ardında mekanın sahibi Yücel Özalp, şef Alparslan ve servis ekibinin uyumlu işbirliği yatıyor.
◊ ATİYE BLUSH: İşletme dünyasının ünlü isimlerinden Muhittin Ülkü, Kapadokya’daki mekanı Muti’yi kapattıktan sonra bar ve ayakta atıştırmalıklarla özdeşleşen Atiye Sokak’ta yemeğin ön plana çıktığı ve kendi tarzını yansıttığı bir mekan yarattı.
◊ FERİYE PALACE: İlk Boğaz Köprüsü, Ortaköy Camii ve Kız Kulesi manzarasıyla İstanbul’un simge mekanlarından olan Feriye, bu yılın başında yenilendi. Mekan başarılı bir işletmeci ve Türk mutfağını en iyi yorumlayan şeflerden olan Aydın Demir’le boyut değiştirdi.
◊ YENİ LOKANTA: Şef Civan Er, üç yıl önce açtığı Yeni Lokanta’da geleneksel tatları modern bir yorumla sunuyor. Şefin her daim mutfağın başında olması en büyük artısı.
◊ KİVA BOMONTİ: Şef Deniz Şahin’in yönetimindeki Kiva Bomonti, farklı kültürlerden beslenen meze geleneğini başarıyla yansıtıyor.
◊ SUVLA KANYON: İlk restoranını Eceabat’taki üretim tesislerinin içinde açan Suvla, Kanyon şubesiyle şarap ve yemek eşleşmesi, şarap tadımları konusunda büyük bir eksikliği giderdi.
◊ FERAHFEZA: Karaköy’ün dekorasyonu, yemekleri, barı ve manzarasıyla en özel mekanları arasında. Şef Özhan Şivetoğlu her geçen gün kendini geliştiriyor.
◊ EFRUZ: Bir yıl önce bu günlerde Serdar Akinan’ın Sıraselviler’de açtığı Efruz, yaratıcı mezeleriyle yeni nesil meyhane geleneğine farklı bir nefes.
◊ SANAYİ 313: Atatürk Oto Sanayi Sitesi’ndeki 313, tasarım mağazası ve restoran birlikteliğinin İstanbul’daki en güzel örneği. Bugüne dek ne zaman gitsem şef Müge Ergül beni hiç hayal kırıklığına uğratmadı.

 

Yazının devamı...