"Müge Akgün" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Müge Akgün" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Müge Akgün

Müge Akgün

Gıda atığı mı gıda israfı mı?

21 Ekim 2017


Oysa yiyecek söz konusu olduğunda atık sözcüğünü kullanmak doğru değil gibi geliyor.
Atık, sanayide kullanıldıktan sonra atılan, kullanım dışı kalan her türlü maddeye denir.
Atık yağ, atık su gibi. Gıda ambalajları da atıktır. Ancak insan tüketimine uygun olduğu halde atılan, çöpe giden gıdalar atık değildir. Olsa olsa israftır.
16 Ekim Dünya Gıda Günü nedeniyle tekrar gündeme geldiği gibi, sürdürülebilirlik artık bir zorunluluk.
2030 yılında dünya nüfusunun 9 milyara yaklaşacağı öngörülüyor.
Şu an dünyada yaklaşık 900 milyon aç insan var. Savaşlar, göçler, doğal afetler, dengesiz gelir dağılımı ve israf nedeniyle açlık her geçen gün artıyor.

Yazının devamı...

Hayatın ritmi, renklerin dansı

14 Ekim 2017


Unutulmaz bir deneyim, sanat, estetik, renklerin dünyası ve gastronomide son eğilimler... Gözüm ve kulağım ayrı heyecanlar peşinde diyeceğim ama aslında hepsi bir bütünün parçası.
Bu sahne hafta başında Jotun Boya’nın Doğu Avrupa ve Orta Asya’dan sorumlu Pazarlama Direktörü İsmet Uçarlı ve Pazarlama İletişimi Müdürü Merve Ergün’le beraber hayatın farklı ritimlerini keşfetmek üzere gittiğimiz Kopenhag’tan...

RENKTEN  KORKUYORUZ

Jotun bir Norveç markası ama tasarım kültürü söz konusu olduğunda İskandinav ülkeleri aynı felsefeden besleniyor. Pazarlama Direktörü İsmet Uçarlı Norveç’te doğup büyümüş. Üniversite eğitimine dek Oslo’da yaşamış.
Bu yüzden de iki ülke arasındaki kültür ve dekorasyon farklılıklarına vakıf. Uçarlı’ya göre, Türkiye’de renkler fon olarak kullanılıyor, aslında renk başlı başına dekorasyonun en önemli araçlarından biri. Bizim evlerimiz, restoranlarımız hatta müzelerimizin duvarları renksiz. Oysa farklılığı yaratan mobilyalardan çok seçilen renkler...

Yazının devamı...

Bağcılıkla yaşayan bir kasaba...

7 Ekim 2017

Yasin Tokat’ın yörede bağcılığın ve şarapçılığın gelişmesinde katkısı büyük. Rakiplerine gelin Güney’de bağ kurun diyen ilginç bir kişilik.
Neredeyse sadece bağcılıkla geçinen 850 metre yükseklikte bir platoda kurulu Güney kasabası mikro klimasıyla ve mineralli toprak yapısıyla Türkiye’nin şaraplık üzüme en uygun bölgesi. Yüzyıllardır bağcılıkla ve pekmez üretimiyle geçinmişler.
Ancak pekmez tüketimi şeker sanayinin gelişmesiyle azalmaya başlayınca, çiftçi ürettiği pekmezi satmakta zorlanmış. 1958 yılında Güneyli bir girişimci ilk şaraphaneyi kurmuş. Sonra 10 arkadaş bir araya gelerek şarap üretimine başlamış.
Bu girişimcilerden biri Yasin Tokat’ın abisi Fevzi Tokat. 1962 yılında kardeşleriyle beraber 100 bin litre kapasiteli küçük, basit bir tesisin temelini atar. Kardeşlerin en küçüğü Yasin, yaptıkları işin tekniğini öğrenmek üzere Tokat Ziraat Fakültesi’nde Gıda ve Fermantasyon Teknolojisi Bölümü’ne girer.
1972’de mezun olur, borçla yaptıkları binadan başka hiç bir sermayeleri yoktur.
Yine de ilk iş bir laboratuvar kurar. Hem amele hem patron geceleri gündüzlü çalışmayla geçen 55 yılın ardından bugün üretim kapasiteleri 5.5 milyon litre. İkinci kuşak Selda Tokat’ın yoğun çabaları sonucu, altı yıl önce başlattıkları yurtdışı atağı devam ediyor. İngiltere başta olmak üzere Almanya, Fransa, ABD ve Kanada’ya ihracat yapıyorlar.
Listeye en son katılan ülke ise Gana. Zaman içinde tesisi büyütmüşler, yenilemişler ama hâlâ ilk açıldıkları yerde avlu içindeki binalarda üretim yapılıyor. Tam bir aile işletmesi. Üçüncü kuşak Fevzi Tokat üretimin başında.

Yazının devamı...

Sardalya Kokusu

30 Eylül 2017

Aile bağları güçlü, sosyal, seyahat düşkünü, ateşe âşık, müziğe tutkun.
Sürüler halinde göçtükleri, yanan ateş gördüklerinde ya da müzik sesi duyduklarında hemen suyun yüzüne çıktıkları için sardalyalar yüzyıllar boyunca kimi zaman balıkçılar kimi zaman sanatçılar tarafından böyle tanımlanmış...
Gelibolu ve tuzlu balık dendiğinde ilk akla gelen sardalya ilk kez bir filme konu oldu, hatta merkezine oturdu kokusu ve sorunlarıyla...
Tesadüf bu ya filmin yönetmeni Nihat Durak üniversiteden okul arkadaşım.
Aynı yıllarda 9 Eylül Üniversitesi Sinema Televizyon Bölümü’nde okuduk. Filmin ortak yapımcısı ise uzun yıllardır tanıdığım hem sinema hem de yeme-içme sektörüne büyük emeği geçmiş sevgili Önder Köse.
Bu ikili kasabamda geçen ve baştan sona orada çekilen bir filme imza attı: “Babam”

Yazının devamı...

Topraktan tabağa  yemeğin hikayesi

24 Eylül 2017

Kanyon’daki İntema Yaşam baştan sona sizin projeniz, fikir nasıl ortaya çıktı?

- 2011 yılında Amerika’da The Bootstrap Project adlı bir şirket kurdum bir arkadaşımla birlikte. Şirketin amacı kaybolmaya yüz tutmuş zanaatlarla uğraşan sanatçıları ve zanaatkârları bulup onların ürünlerini internet üzerinden pazarlamaktı. Bu satışların gelirleriyle bu zanaatların ayakta kalması, sürdürülmesi ve yeni zanaatkârların bu alanda eğitim görmesi sağlanıyordu. Bunu yaparken de web sitesi üzerinden hem zanaatın hem de zanaatkârın hikayesini anlatıyorduk.

2015 yılında da İntema Yaşam’a Genel Müdür olunca topraktan tabağa zanaatın hikayesini yemekle nasıl anlatabiliriz diye düşünmeye başladım. Bu işin duygusal yanıydı. Bunun yanı sıra ilgimi çeken iki farklı trend daha vardı. İlki mutfakların giderek evin yaşam alanlarına dönüşmesi, evin sosyalleşme alanı olmasıydı.

Bir diğeri de artık tüketiciler mağazalarda pasif olarak bir şey alıp çıkmak değil, hikayeye katkıda bulunmak deneyimi paylaşmak hatta kendi hikayelerini anlatmak istemeleriydi. Tam bu dönemde Kanyon’daki Habitat’ın bulunduğu alan boşalınca mekanın üç trendi bir araya getiren bu projeye çok uygun olacağını düşündüm.

Katılımı nasıl sağlayacaksınız?

- Etkinliklerle... Burayı satışın yanı sıra sosyal aktivite alanı yapalım, insanları bir masa etrafında toplayalım ve beslendiğimiz şeyleri paylaşalım. Mağazada kiralanabilir dokuz mutfak var. Bu mutfaklarda belirli deneyimler tasarlayıp onları müşterimize sunuyor olacağız. Doğum günü, evlilik yıldönümü gibi özel günler bir şefle birlikte ister yemek yaparak, ister onun hazırlayacağı menüyle kutlanabilecek. Ünlü şeflerimizle farklı ülke mutfakları üzerine iki saatlik bir atölye çalışmaları olacak.

Bir diğeri de bu konseptin temeli olan “Akademi” bölümü. Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden danışmanımızla birlikte sürdürülebilir, taze, mevsiminde ve yereli benimseyen mutfak bilinci geliştirmeyi, buranın herkesin gelip yararlanacağı bir platform olmasını arzu ediyoruz.

Yazının devamı...

Göcek her mevsimde bir başka güzel

16 Eylül 2017


Göcek gerçekten çok özel bir kasaba ve benim de beklentilerimi her anlamda karşılar nitelikte.
Sessiz ve sakin. Sabahın ilk ışıklarından gün batımına dinginliğini ruhunuzda hissediyorsunuz. Önünüz deniz, arkanız orman. Üstelik de pek çok tesis yılın 12 ayı açık.
Sabahları kalkıp sahil boyunca yürüyebilir ya da neredeyse 9 ay ısısı eksilmeyen güneşin tadını çıkartabilirsiniz. Ama Göcek en çok yelken yapmak ya da birbirinden etkileyici, birer doğa harikası koylarını dolaşmak için gidilecek bir yer.
Restoranları da hiç hafife alınmamalı. Öğlenleri koylarda Boynuzbükü’nde Ali’nin Yeri gibi, merkezde yerel gastronomik keşifler yapılacak yerlerin sayısı az değil.
Ben bu kez daha çok kaldığımız Rixos Premium Göcek’in restoranlarını deneyimleme imkanı buldum. Her ne kadar her şey dahil pek sevdiğim bir kategori değilse de Rixos bu uygulamayla kaliteyi kesiştiren ender yerler arasında.
Otel aslında başlı başına bir yazı konusu. Ormanın içinde ve marinanın yanı başında denizle ağaç arasında kaybolmuş bitişik villalardan oluşuyor. Balkonu ya da terası olan odalar yalın ve fonksiyonel döşenmiş. Çalışanlar güler yüzlü ve ne yaptığını bilen insanlar. Otelin dizaynı öyle bir yapılmış ki en dolu olduğu anda bile kalabalığı hissetmiyorsunuz.

Yazının devamı...

Kasabam küllerinden doğuyor

9 Eylül 2017


İnsan çok sevdiği birinin ya da bir yerin çok iyi olmasını ister ya, Gelibolu’ya hiçbir yere yapmadığım kadar eleştirel yaklaştım her zaman.
Artılarından çok eksilerini gördüm, hep daha iyi olsun istedim.
Ama Kurban Bayramı tatili sırasında Gelibolu’da kalınca değişimini daha iyi gözlemleme imkanı buldum.
Gelibolu son bir yıl içinde kendini yenilemiş, kendine güveni gelmiş, bambaşka bir yer olmuş.

KALDIRIMLARDAN BAŞLAYALIM

Yazının devamı...

Sofralarımız hep bayram olsun

3 Eylül 2017

Sorunlar, krizler yemek masalarında çözülür, anlaşmalar yapılır. Tüm dünya gibi ülkemiz de zor ve karmaşık bir dönemden geçiyor.
Dileğim sonbaharın ilk günü başlayan Kurban Bayramı sofraları hepimiz için bir eşik, yeni bir başlangıç olsun...


 

17 yıl sonra yeni bir dönem

Hani bazen iyi ki var dediğiniz insanlar ya da bir yer olur, varlığını bilmek bile sizi mutlu etmeye yeter ya. İşte Ahmet-Rim Şenol’un Kumlubük’teki Dionysos Hotel’i böyle bir yer...
Denize 90 derece dik kanyonun hemen yanı başında zeytinlikler ve çam ormanı arasında saklanmış evler.

Yazının devamı...