"Gülşah Erkaya Sert" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Gülşah Erkaya Sert" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Gülşah Erkaya Sert

Komedi dans üçlüsü

1 Şubat 2013

Bence geçtiğimiz haftanın 1 numaralı gündem yaratan üçlüsü.
Hatta Komedi Dans Üçlüsü’nün transfer versiyonu.

1- Yerel basın sağlam kaynaklarını kullanarak Serdar Kurtuluş’un Kasımpaşa’ya transfer olduğunu yazdı.

2- Gaziantepspor Kulübü bu transferi kesin bir dille yalanladı.

3- Kasımpaşa spor kulübü bu oyuncuyla ve takımıyla hiçbir görüşmeleri olmadığını açıkladı.

4- Serdar Kurtuluş dün Gaziantepspor antrenmanına çıktı ve transferle ilgili konuşmayacağını, şu an ait olduğu takımın antrenmanında olduğunu söyledi.

5- TRT spor Serdar’ın Kasımpaşa ile anlaştığını duyurdu.

6- Serdar arkadaşları ve hocaları ile veda yemeği yedi. Bavulunu toplayıp İstanbul’a gitti. Kasımpaşa yöneticileri ile görüştü. Yerel ve yaygın medya bu transferin bittiğini ve Serdar’ın artık Kasımpaşalı olduğunu duyurdu.

7- Gaziantepspor Kulübü Serdar’ı isteyen kulüplerle görüşüldüğünü ancak Gaziantepspor’un menfaatleri doğrultusunda bu oyuncunun transferine izin verilmediğini, Serdar’ın Gaziantepspor’da kaldığını duyurdu.

8- Bundan sonra kimin ne açıklama yapacağı ve Serdar’ın veda yemeğinin parasını kulüpten tahsil edip etmeyeceği merakla bekleniyor.

9- Gaziantepspor, Kasımpaşa ve Serdar’ın Komedi Dans Üçlüsü kılığında YETENEK SİZSİNİZ yarışmasına katıldığı taktirde birinci olacaklarına ve Gaziantepspor’un buradan elde edeceği gelirle iyi bir 10 numara alarak Serdar’ı da 5. defa Kasımpaşa’ya vereceğine kesin gözüyle bakılıyor. Camiamıza hayırlı ve uğurlu olsun...

HACİVAT ve KARAGÖZ

Gaziantepspor ve Bursaspor’un internet savaşları...

Gaziantepspor resmi sitesinden açıklama yapıyor: Bursaspor bizim görevdeki hocamız Hikmet Karaman’a teklifte bulundu. Bu çok ayıp...

Bursa resmi sitesinden cevap veriyor: Biz öyle birşey yapmadık. Esas onlar bizim sözleşmeli oyuncumuzu kaçırdılar. Ayrıca altyapıdan oyuncularımızı da çaldılar...

Basına malzeme lazım. Atıyor manşeti: Ahlaksız teklif.

Kardeş taraftar gurubu olan iki takımın taraftarı telefonlaşıyor: N’oluyor yahu bunlara. Bizi birbirimize düşürmeye mi uğraşıyorlar?

Taraftarlarda telefon var, konuşuyorlar. Kulüp yönetimlerinde telefon yok. Ya da hatları borçtan kesik. Konuşamıyorlar.

Siteden açıklama yarışı. Taraftar okusun, gaza gelsin. Basın yazsın gaza gelsin.

İki takımdaki iç karışıklıklar, puan cetvelindeki hayal kırıklıkları ve bilimum beceriksizlikler unutulsun.

Biz Hacivat ve Karagöz’ü Bursalı bilirdik. Meğer biri Bursalı biri Antepliymiş...

Ama bu oyun hiç hoşumuza gitmedi.

Bıy bıyı pek sevmiyoruz çünkü...

Bursa taraftarı Antep taraftarının kardeşidir. Bunları biz yemiyoruz. Bursa taraftarı da yemez.

Yönetimlerimizin sağduyusunu kaybettik, hükümsüzdür... Bıy, bıy, bıy...

Yazının devamı...

Ne Yaptın Servet?

26 Kasım 2012

Skor olarak her iki takım açısından da ilklerin maçı oldu. Eskişehir ilk Avni Aker galibiyetini aldı. Tabi bunun terside geçerli. Trabzon bu sezonun evinde oynadığı en kötü futbolunu oynadı. Ki buna kaybettiği Bursa maçı da dahil.
Eskişehir ise bu sezonun en iyi deplasman performansını ortaya koydu. Ki buna kazandığı Mersin deplasmanı da dahil.
Eskişehir, Trabzon’da öyle bir oyun tutturdu ki karşısında kim olsa farketmezdi ve tabi Trabzon öyle bozuk bir günündeydi ki kimle oynasa fark yerdi.
Trabzon defansı Eskişehir’e neredeyse her atakda pozisyon verdi. Öyle ki ilk Eskişehir golünde takımını kontra atağa kaldıran Diego’nun sağda, solda ve ortada olmak üzere pas verebileceği 3 arkadaşı ve “golü kime attırsam acaba” diyerek yazı tura atacak kadar da vakti vardı.
Sözün özü bu maç sabaha kadar oynansa ancak ve ancak fark artardı.
Servet Çetin attığı golle sanırım twitter’da günün kahramanı olur.
Maçı izlemesek ve spikerler attığı her çalımda Servet, Servet, Servet... demese, o golü atanın bizim Servet Çetin olduğuna öldür Allah inanmazdık.
Sonuçta keyifli bir maç izledik. Oynayandan da, oynamayandan da Allah razı olsun.
Bu arada Trabzon seyircisi üzülmesin. Bir takım bir sezonda ancak bir kez bu kadar kötü oynar. O da geçti gitti.
Bir de şöyle söyleyelim. Bu maçta formaları görmesek, oyuncuları tanımasak, kimse bizi o takımın Trabzon olduğuna inandıramazdı. Sanki bütün oyuncular gitmiş. Yerlerine çakmaları gelmişti. Olcan bile ismi var cismi yokları oynadı. Düşünün yani o kadar işte...
Dedik ya bir takım sezonda anca bir kez bu kadar kötü oynar. O da bu maçmış.
Sonuçta her şeyin bir sebebi vardır. Bu maçın bütün amacı belki de Servet’i Türk futbol tarihinin unutulmazları arasına kaydetmekti. O da oldu zati.
Melo’nun kurtardığı penaltının ardından, Servet’in attığı bu gol tam bir kaymaklı ekmek kadıyıfı oldu.
Keşke her maçın ardından ağzımızda böyle tatlar kalsa. Keşke...

Yazının devamı...

Şeytana Tek Taş

21 Kasım 2012

Çünkü futbolda sonucu belirleyen en önemli şey sebep ve arzudur.

Dün iyi oynamak ve kazanmak için Galatasaray’ın çok sebebi vardı. En azından Manu’dan fazla sebebe sahipti.

Gurup liderliğini garantilemiş olan Ferguson’un talebeleri için İstanbul’da sahaya çıkmanın en önemli sebebi o atmosferi izlemek ve solumak olabilirdi.
Bunu bilen Sir, sahaya daha arzulu ve “Kendini göstermek” gibi önemli sebeplere sahip genç bir takım sürdü. Bu aslında maçı önemsememekten çok, gizli bir önemseme güdüsünün de eseriydi belki.

Ferguson’un sahada gençleri tercih etmesinin bilinçaltındaki nedeni, “amaçsız ve isteksiz aslar yerine, arzulu ve oynamak için, kazanmak için sebebi olan gençleri sürmek” düşüncesi olabilir bence.

Bu nedenle Galatasaray’ın aldığı galibiyetin kesinlikle küçümsenmemesi gerektiğine inanıyorum.

Hatta bu maç çok daha ciddiye alınmalı. Çünkü Galatasaray’ın kalan maçlarında karşısında bundan daha motive ve arzulu bir ekip göreceğini sanmıyorum.
O yüzden öncelikle alınan sonucu gönülden kutluyorum. Sonra Arena’da şeytan taşlayan taraftarı kutluyorum.

Uzun süredir bu köşede duran “Burak bu işleri” başlıklı yazıma nazire yaparcasına “Burakmıycam işte. Şeytana tek taş da benden” diyen Burak’ı kutluyorum.
Golden birkaç dakika sonra bilinçsizce atağa kalkıp kalesinde 50 metrelik kontra atak yiyen Galatasaray takımına “Görmedik zannetmeyin” diyorum. Az daha şeytandan seken taş kafamızı yaracaktı.

Karabük maçında sahanın en kötüsü ve zararlısı olduğu halde “Fatih Hoca” düşünce tarzı ile 90 dakika sahada kalan Emre’nin, “Taktik icabı” görüntüsü ile cezasının bu maçta kesildiği de dikkatimizden kaçmadı.

Bu yolda kalan tek koltuğun ilk alım hakkı Galatasaray’a geçmiş bulunuyor. Ön rezervasyon yapıldı. İş bileti alıp, check-in yaptırmaya kaldı. ‘Gitti’ dediğimiz koltuk hala altımızdaysa, bileti alması da zor olmasa gerek.

Şimdiden iyi uçuşlar desek mi?

Yazının devamı...

Burak bu işleri

3 Ekim 2012

Galatasaray Braga karşısında hiç de umut vermeyen bir oyunla 3 puan daha kaybetti. Üstelik bu kez “iyi oynadık ama kaybettik” tezi de yok. Galatasaray son yılların en iyi kadrolarından birisi ile son yılların en kötü futbolunu oynuyor.

Braga’nın gelişi Ordu’dan belliydi... Bütün Galatasaray takımı oyuncuları kendi etraflarındaki 2-3 metrekarelik bir alanda çakılı oynuyor. Çocukluğumuzda mahalledeki çocuklar düz bir tahtanın üzerine oyuncu yerine çiviler çakıp metal para ile futbol oynardı. İşte Galatasaray da Ordu ve Braga maçlarında aynen böyle oynadı... Dakikalarca top çevirdi, ancak herkes yerinde sabit. Sanki bir adım yana ya da ileri atmak yasak. Ne çapraz koşu yapan var ne sağa sola giden. Ne de “Yahu şu tarafa doğru bir seyirteyim de belki peşime birileri takılır, bizim arkadaşlara yol açılır” diyen.

Takım maç boyu tehlikeli bölgelerden bir kaç serbest vuruş kazanıyor. Ya Burak kullanıyor ya da Emre... Duran top ustası Selçuk’u yalnızca kornerlerde ve uzak çapraz vuruşlarda topun başında görebiliyoruz. Sen bir adamın en iyi yaptığı şeyi yapmasına müsaade etmezsen ondan ne bekleyeceksin ki...

Bir golcü böyle önemli bir maçta 5-6 pozisyon bulup atamazsa ona ne denir ki. Burak söz konusu olduğunda sıradan lig maçlarında attığı goller taraftarı da kesmez takımı da. Üstelik bütün ekip Burak’ın üstüne oynuyor. Adam gol atsın diye herkes elinden geleni yapıyor. Her topun Burak’a kesildiğini, atıldığını gören Umut ne düşünüyordur acaba? Galatasaray kaleci de dahil bütün takımın gol attığı sezonları çok arayacak gibi görünüyor.

Bu maçta olduğu yerde top bekleyen Galatasaraylı oyunculara bir de toptan kaçan oyuncular eklendi. Golden önce kendisine atılan pastan kaçarak sözüm ona gerisindeki arkadaşına top bırakıp şaşırtmaca(!) yapmaya çalışan Burak’ın yenilen ilk goldeki payı inkar edilemez. “Ensesinde gözü vardı arkasındaki oyuncuyu görecekti” desek bile mümkün değil. Çünkü ensede göz varsa da formasının yakasını kaldırdığı için o göz kapanmıştı.

Velhasıl kelam, sıradan lig maçlarını saymazsak, Burak “Galatasaray’ın Okçu’su” olma yolunda ilerliyor. Üstelik en gerektiği anlarda bile onu oyundan çıkarmamakta ısrar eden Fatih Terim buna çanak tutuyor. Burak’ın sözleşmesinde “Oyundan çıkarmak yasaktır” maddesi olduğu konusunda ciddi şüphelerim var. Ama taraftarın “Burak bu işleri” deme günleri de çok uzak değil gibi.

Sonuçta bu sadece bir maç. Kaybetmek de sonuçlardan birisi. Ama o pas trafiği ile seyredeni bile yoran, presiyle bunaltan, alan daraltan, sahayı büyüten, sahada büyüyen bir Fatih Terim Galatasaray’ı çook uzaktan bile görünmüyor.

Bu da bizi üzüyor...

Görünen o ki, Fatih hocamın en az bir kasa elma alıp hepsini ortadan ikiye bölmesi gerekli. Bizim televizyondan bile hissettiğimize göre, gönlünün alınması gereken çok isim var. (Burada parantez açıp ‘Yarım elma gönül alma’ deyimini yazarak espriyi murdar edebilirim.)

Son söz: Galatasaray bundan sonra kupada toparlar mı? Bilmem. Ama toparlarsa da sadece Fatih Terim toparlar. Yani bir nevi ‘dert sende, derman sende’ durumu... Bu cümleden da sonra Orhan Gencebay’dan bir sonraki karma albümü için teklif bekliyorum...

Yazının devamı...

Eyvah!

13 Eylül 2012

Spor basını yazılarında büyük bir konsesus ile işi teknik ve taktik anlamda tartışıp, doğru ve yanlışı futbol çizgisinde bulmaya çalışıyor.

Olayın tarafları, Selçuk, Hamit, Nuri ve karşı cepheden konuya giren Emre ile Abdullah hoca da konuyu hep futbol merkezinde tutuyor.

Ama sosyal medya denilen bir gerçeklik var.

Burada dile getirilenler her zaman gerçekler olmasa da, öyle bir hızla yayılıyor ki, bir yalanı ortaya atan bile, az zaman sonra yazdığının salt gerçek olduğunu düşünmeye başlıyor.

Milli kadro tartışmaları üzerine sosyal medyada öyle bir şey okudum ki!

Tek kelime:

EYVAH!

Sayısı giderek artan bazı kişiler aynen şunu paylaşıyor:
“Selçuk Hatay iskenderunlu, Hamit Malatya Akçadağlı, Nuri Kırşehir Kamanlı... Memleketleri neden oynatılmadıklarının ve mecbur kalmadıkça oynatılmayacaklarının ipuçlarını veriyor. Milli takımda bile mezhepçilik ve ayrımcılık yapılıyor.”

Bir başkası:
“Selçuk ve Hamit candır. Adam gibi adamdır. Cemaate ve cemaatçilere papuç bırakmaz. Eyvallah etmezler. Bu yüzüzden de oynatılmazlar.”

Bu paylaşımları yapanlar öyle bir, üç, beş kişi değil. Çok fazla.
Eğer bu ülkenin insanları basit (olarak görmek istediğimiz) teknik-sportif tercihleri bile inançlara bağlı tercihler olarak yorumluyorlarsa, gerçekten de EYVAH.
Bir EYVAH böyle yorumlayanlardan dolayı.
Bir EYVAH da bu paranoyanın oluşmasına katkı sunan akıldan yoksun AKİL adamlardan dolayı.
Bir EYVAH futboluma…
Bir EYVAH da yurduma.
 

Yazının devamı...

Bak şu terbiyesize

31 Ağustos 2012

Bunu kulübü borcunu ödemeye zorlamak için yaptı.

Beşiktaş 2. Başkanı Ahmet Nur Çebi parısını tahsil etmek isteyen eski futbolcusu için “Bir de bu terbiyesizle uğraşıyoruz” dedi.

Bunca işlerinin arasında bir de böyle işlerle uğraşmak zorunda kalıyormuş hazretler.

Onca işin ne olduğunu görmek için takıma bakıyorum.

Açıkçası ortada yapılmış bir iş göremiyorum.

Aklıma atasözleri geliyor.

“Ainesi iştir kişinin lafa bakılmaz” derler.

Bir de “Kötü söz sahibine attir” derler.

Milli bir futbolcuya alacağını istedi diye terbiyesiz diyeceksin. Vay be…

Ben Aurelio’nun yerinde olsam üstüne bir de hakaret ve tazminat davası açardım.

ÜZÜLMEZ UCUZ KURTULMUŞ

Aynı Ahmet Nur Çebi yine kulüpten alacağı olan eski futbolcuları İbrahim Üzülmez ile de görüşmüş ve “Alacağını şimdi ödeyemeyiz. Önceliklerimiz farklı. Bi ara çekti, senetti hallederiz. Ama hemen alman gerekiyorsa git kulübü mahkemeye ver” gibilerinden bir şeyler söylediydi.

Bu sözler üzerine Beşiktaşlılığından ve efendiliğinden kimsenin kuşku duymadığı harcanmış adam Üzülmez, “Yok abi ne mahkemesi. Beklerim. Faiz falan da istemem” demişti. Şimdi anlıyoruz ki Üzülmez bu hareketiyle ‘Terbiyesiz’ damgası yemekten son anda kurtulmuş da haberi yokmuş.

TÜRK FUTBOLU

Böyle yöneticileri hak etmiyor. Hele Yüz yılı aşkın mazisi bulunan köklü kulüpler hiç hak etmiyor.
Ben Aurelio’nun yerinde olsam…

İbreti alem için açarım davayı.

Çünkü Auralio’da bu sözleri hak etmiyor.

Yazının devamı...

Neyse halim çıksın falim

22 Ağustos 2012

İnce eleyip sık dokunarak, imkanlar zorlanarak kurulan ve daha ilk haftadan olumlu sinyaller veren Kasımpaşa, Bursa, Gençler, Mersin ve Ordu gibi takımlarımız yine spor sayfalarımızda figüran görevi üstlenecekler. Vaziyet anlaşılmıştır.

 

O halde biz de vaziyete göre pozisyon alalım.

 

Fenerbahçe:

 

Süper Kupa ve ligin ilk maçı bir tarafa Moskova maçı bir tarafa. Süper Kupa ve Lig maçlarına bakarsak işleri çok zor. Analize ve bir şeyler yazmaya bile gerek yok. Ama Spartak maçına bakınca iş değişiyor. Ne istediğini bilen ve istediğini almak için gerekeni yapmaya muktedir bir takım gördük Moskova’da. İki kademeli bir turnuva maçında ne yapılması gerekiyorsa onu yapmalarını istemiş Aykut hoca. Fener defansı bir anlık gaflet uykusuna yakalanmasa İstanbul’a 1-1 ile dönmek işten bile değildi. Ama 2-1 Kadıköy’deki rövanş için muhteşem bir sonuç. Bu sezon çok büyük hatalar yapması muhtemel Fenerbahçe defansı Saracoğlu’nda yan toplara dikkat ederse Spartak’ın işi bitmiştir. Spartak’ı elemek lige hazır görünmeyen takımı bir anda havaya sokup şampiyonluğa giden yolda erken havlu atmalarını engelleyebilir. Aksi taktirde bu sezon Fenerbahçe’nin işinin zor olduğunu ve kadrosunu koca bir sezon boyunca ezeli rakibi Galatasaray ile yarışabilecek yeterlilikte olduğunu düşünmüyorum.

 

Beşiktaş:

 

İstanbul’un en kötüsü. Lige hiç hazır olmadıkları gibi hazır olmaya da hiç niyetleri yok sanki. Şurası şöyle, burası böyle diyebileceğimiz elle tutulur bir şura-bura bile göremedik. Beşiktaş’ın nasıl oyun kuracağını, kimlerle gol atacağını ben çözemediğim gibi bu gibi konulara ancak hurafelerin karışacağını ve sezonun mucizeler dışında Kartal taraftarı için tam bir hayal kırıklığı olacağını düşünüyorum.

 

Galatasaray:

 

En hazır takım gibi görünse de henüz neye hazır olduklarının farkında değiller. Rakiplere nazaran avantajlı olduklarının farkında olan takımda, oyunculardan kaynaklanan sorunlar yaşandığının ya da her an yaşanabileceğinin sinyalleri geliyor. Kasımpaşa maçında kritik bir anda tehlikeli bir serbest vuruşu Hamit ve Selçuk hazırlanırken Emre’nin hem de hiç konsantre olmadan ve telaşla kullanma cüreti bana hiç hoş gözükmedi. Ayrıca bu kadar çok pozisyona girip de bu kadar az gol atan bir takım daha var mıdır bilmiyorum. Fatih hoca çok zor bir insan yapısı olan takımı içerisinde otokontrole bu kadar çok hareket alanı bırakırsa başı ağrıyabilir. Takım içerisindeki görev dağılımı daha net çizgilerle yapılır ve gol kaçırma yarışına da bir çare bulunursa Galatasaray bu sezon açık ara yapmasının yanında Avrupa’da da yüzümüzü güldürür.

 

Ve diğerleri:

 

Kasımpaşa, Ordu, Sivas ve Bursa kesin potada. Büyükşehir, Gençlerbirliği, Eskişehir ve Antalya maç seçme sevdasından vazgeçebilirlerse ne ala, aksi taktirde başları ağrır. Gaziantep tam anlamıyla çok bilinmeyenli denklem. Bütün iş hocada biter. Hikmet Karaman bence lüksü seven bir hoca. Pahalı, riski olmayan, söylediğini anlayacak tecrübeli oyuncu ister. Bu sezon kısmen de olsa istediğini aldı sayılır. Şimdi top kendisinde. Ancak böyle bir takım yapısının Gaziantepspor ruhuna ne kadar uyduğunu zaman gösterecek. Kesin olan bir şey var ki Gaziantep gelecek sezon satmak için Danny, Köybaşı, Tabata ya da Bekir gibi yükte hafif pahada ağır isimlere sahip değil. Yükler de ağır, isimler de. Bu durum Gaziantep’in bu sezonunu kurtarsa bile, geleceğini riske atabilir.

 

İyi başlayan Akhisar, Karabük ve Elazığ ile kötü başlayan Mersin için henüz ne düşüneceğimi bilemiyorum. Bir iki maç daha görmek lazım. Mersin beni hep yanıltan bir takım oldu. Ordu maçında agresif ve gollü bir maç bekliyordum. Tam bir hayal kırıklığı yaşadım. Sorunlu bir takım olduğunu biliyorum. Bakalım Nurullah hocanın sihri bu sezonu kurtarmaya yetecek mi?

Sezonun ilk yazısı biraz fal gibi oldu. Zaten ligin görüntüsü de işimizin fallara kalacağının sinyallerini veriyor. Hadi hayırlısı ve hayırlı olsun...

Yazının devamı...

Başbakan aramazsa yazmam!

14 Mayıs 2012

Bu yüzden de işin, olayın, gündemin özünü ve ruhunu kaçırıyoruz...

Olayları hepimiz gördük. Yaşanan her şey bir yana. İki enstantane kaldı aklımda.

Benzin istasyonu önünde araç kundaklanması. O ismini bilmediğimiz adam kelleyi koltuğunun altına alıp yanan polis aracını söndürmeseydi. Önce o araç, sonra da benzin istasyonu infilak etseydi... Ne olurdu?
Ne Saracoğlu kalırdı ne Kadıköy... Ne de o meşaleyi aracın içine atan o cellat... Bakıyorum bunun üstünde duran yok.

Birinci sırada bu sahne var benim için.

İkinci sıraya aldım diye Başbakanımız kusura bakmasın ama ikinci sırada da Başbakan var.

Verilemez denilen kupa Başbakan’ın talimatıyla 15 dakika içerisinde verildi.

Orada GÖREV kupanın verilmesini sağlayacak ortamı sağlamak.

Federasyon başkanı, Emniyet Müdürü, Vali, İçişleri Bakanı, Gençlik ve Spor Bakanı ve daha etkili ve yetkili bir çok isim...

Başbakan arayıp “Verilecek” diyene kadar kupanın verilmesini sağlayacak ortamı oluşturamadılar...

Bütün dünya o görüntüleri izlerken İçişleri bakanı arayıp “Görevinizi yapın, güvenliği sağlayın, kupayı verin” diyemedi. Bürokrasiden, Emniyetten, Hükümetten kimse yapamadı bunu.
Başbakan aradı, 15 dakikada kupa verildi... Demek ki başbakan el koymazsa bu ülkede şampiyonun kupası bile verilemiyor.

Başbakan talimat vermezse bir stadyumda güvenlik bile sağlanamıyor.

Statda toplantı üstüne toplantı yapılıyor. Çözüm önerileri hep “Kupayı vermeyelim, soyunma odasında verelim... vs, vs...”

Birisi de çıkıp “Biz devletiz kardeşim. Bir statda güvenliği sağlayamıyorsak, kupa veremiyorsak ne işimiz var burada” demiyor.
Bütün bunları yorumlayınca da insanın Fenerbahçe’nin gerçekten bir Cumhuriyet olduğuna inanası geliyor.

Başbakan arıyor... Şak... O iş tamam...

Bana soruyorlar “Neden daha sık yazmıyorsun” diye...

Yazmam kardeşim... “Başbakan aramazsa yazmam”...

 

Yazının devamı...