"Gülşah Erkaya Sert" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Gülşah Erkaya Sert" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Gülşah Erkaya Sert

Golümüz nasıldı ama

17 Eylül 2011

Birbirinden güzel goller izledik. Futbol adına yaşadığımız berbat bir yaz mevsiminin ardından “Oh be futbol varmış” dedirtecek bir maçtı. Olcan’ın füzesi, Bienvenu’nun kafa şutu, Alex’in büyüsü...

Ben ekran başından izleyenlerin bizim kadar şanslı olduğunu sanmıyorum. Çünkü Alex’in bir kenarda düşünüp, düşünüp sonra da topun gideceği yere süzülmesini, Caner’in saçlarını eliyle düzelttikten sonra “Yahu bozulursa da bozulsun bu saçlar. Fener’e feda olsun” deyip attığı deparları, Olcan’ın ani vites yükseltmelerini ve o hızla yaptığı yön değiştirmeleri görmek gerekirdi.

Bir insan topu seviyorsa, top da onu seviyor işte... Al sana Alex. Adam nereye gitse top oraya geliyor. Topu nereye atsa, meşin yuvarlak hiç nazlanmadan oraya gidiyor. Tabi biz buna kendi aramızda YETENEK diyoruz ama, serde Gaziantepsporluluk var. Fazla da abartmayalım.

Fenerbahçe son iki sezondur uyguladığı Gaziantep’ten puansız dönme geleneğini güzel sinyaller ve mükemmel goller ile bozdu.

Gaziantep adına sıkıntılı bir sonuç fakat biz de gönül rahatlığı ile “Golümüz nasıldı ama” diyerek avunabiliriz.

Bu arada Alex’in kaçırdığı penaltı zaten penaltı değildi. Her iki takımın da bundan daha penaltı birer penaltısı verilmedi.

Tolunay Kafkas elindeki kadronun müsade ettiği en iyi kurgu ile sahaya çıkmıştı ancak Olcan’ın sakatlığı bütün planlarını alt üst etti.

İlk onbire 6 yabancı ile çıkan Kafkas, Olcan’ın çıkmak zorunda kalması üzerine, önce sahanın en hareketli futbolcusu olan Wagner’i Bekir Ozan ile değiştirip, ardından Olcan-Sosa değişikliğini yapmak zorunda kaldı. Bu durum Gaziantep’in sahadaki bütün görüntüsünü ve motivasyonunu bozdu. Takım tamamen geriye yaslandı.

Yazının devamı...

Büyükşehir adamı rezil de eder vezir de

12 Eylül 2011

Ancak Galatasaray’ınki kötülerin içerisinde en kötüsüydü. İyi bildiği bir sahada, iyi tanıdığı bir ekibe karşı üstelik kendi şehrinde aldığı mağlubiyetin, sezon başı sendromu ile açıklanabileceğini pek sanmıyorum.

 

Büyük travmalarla dolu sancılı bir sezon öncesinin ardından, hiçbirimiz takır futbol oynayan takımlar ve keyif veren futbollar beklemiyorduk. Ancak dört büyüklerin üçünden de böyle paranoyakça bir başlangıç da beklemiyorduk.

 

Galatasaray’ın herşeye rağmen iyi diyebileğim kadrosunun ekip olması için, Fatih hocanın büyüsüne rağmen, daha çook fırın ekmek yemesi gerekir. Eskiye rağbet olsa bit pazarına nur yağarmış... Eskiyle yeninin karışımına rağbet olsa, Çarşamba Pazarı Vakko olurdu. Fatih hoca yetenekleri her zaman tartışılan bazı eski isimleri bu takım yapısı içerisinde faydaya çevirmekte, tüm yetenek, otorite ve tecrübesine rağmen çok zorlanacak gibi görünüyor.

Bu maçta asıl konuşulması gereken Büyükşehir... İyi, diri ve istekli bir ekip. Fırsatçı ve atik bir forvet hattı var. Hızlı çıkıyorlar, ancak geç dönüyorlar. Atak dönüşlerinde defans hattının doğru pozisyonu alması uzun sürüyor. Ayrıca oyunun bazı bölümlerinde ekip olarak konsantrasyonları bozuluyor.

Bu yapısı ile Büyükşehir her takımın korkulu rüyası olur. Ancak her takım için de kolay lokma olurlar. Hangi maçta ne yapacağı belli olmaz. Her takımı yenebilir ama bizim halı saha takımına bile yenilebilir.

Yazının devamı...

Dünyanın en tuhaf mahluku!

7 Eylül 2011

Bu da şiirin girişi...

akrep gibisin kardeşim, korkak bir karanlık içindesin akrep gibi. serçe gibisin kardeşim, serçenin telaşı içindesin. midye gibisin kardeşim, midye gibi kapalı, rahat...

dizeleri ile başlar bu bildik şiir... Ben şairlerin hem kendi zamanlarının tanığı hem de gelecek zamanların bilicileri olduğuna inananlardanım.

UEFA Başkanı Platini bir açıklama yaptı. “Biz hem Fenerbahçe’nin hem de Türk futbolunun 5 yılını kurtadık...” ve açıklamasına şöyle devam etti: “Şikeyi ben mi yaptım. Bana değil şikecilere kızın...”

Adam işin kesinliğinden bu kadar emin yani.

Üstelik bir de “Fenerbahçe neden Şampiyonlar Ligi’ne alınmadı?” sorusuna “Neden alınmadığını gerçekten bilmiyor musunuz?” sorusu ile cevap vererek, bizim önyargılı, taraflı ve at gözlüklü bakış açımızla resmen dalga geçti.

“Akrep gibi korkak bir karanlık içindesiniz, serçenin telaşı içindesiniz ve midye gibi kapalısınız, hayret verici şekilde rahatsınız ve pişkinsiniz” demeye getirdi. Sanki Nazım Hikmet’in bu şiirini biliyormuş gibi...

Usta şiirin devamında şöyle der:

Yazının devamı...

Basın!

22 Temmuz 2011

Yine aynı taraftar “fırsatını bulmuşken” diyerek, çocukluktan beridir kıl oldukları ve bilinç altlarına işlemiş olan “Çimlere basmayınız” yazılı bütün tabelalardan ve bu tabelaları yazanlardan hırslarını almak için çim sahayı da bastı.

BASIN TRİBÜNÜ yazısının yerine GAZETECİLER TRİBÜNÜ yazılarak bu tip olayların önü alınabilir belki ama bu “ÇİMLERE BASMAYINIZ” konusu biraz çetrefilli. Çünkü ben de ne zaman stada gitsem, çim alana gazetecilerin girmesi yasak olduğu halde çimlere basasım gelir. Hatta bir kaç kez çaktırmadan kısa turlar atmışlığım da vardır çim sahada...

Sonuçta tamamen iyi niyetli bir girişim yüzünden yine dünyaya rezil olduk. Hadi buna alıştık. Ama bunca belanın arasında Fenerbahçe bir darbe daha alacak. Belki sahası kapatılacak, belki seyircisiz... Ama bunun bir bedeli olacak.

Fenerbahçe taraftarı, yöneticisi, tribün liderleri ve kanaat önderleri bir an önce kendilerini toparlayıp, akıllı ve mantıklı karar ve eylemlere imza atmalılar. Hoş bir spor fantezisi olan FENERBAHÇE CUMHURİYETİ ve FENERLE KİMSE BAŞA ÇIKAMAZ gibi ütopyaların değil, varolan gerçeklerin peşinden gitmeliler.

Fenerbahçe camiası enerjisini ve gücünü YASAların üstüne çıkmak ya da YASAları dize getirmek gibi ütopik hayal ve eylemlerin peşinde koşmak için harcamamalı. Aksine YASAlar yolu ile Fenerbahçe’nin daha fazla harcanmaması için çabalamalı. Yasaların daha hızlı uygulanması, bilgi kirliliğine ve infiale yol açan sızıntıların önlenmesi ve önce iddianamenin sonra da davanın ivedilikle tamamlanarak AK ve KARAnın bir an önce meydana çıkması için baskı oluşturmalı.

Her şey o kadar hızlı gelişti ve birbirine girdi ki Fener’in söz söyleyenleri de doğal olarak nasıl bir duruş sergileyeceklerine karar veremediler. Ancak yüz yılın üstünde mazisi olan, kurumsal kimlik ve kişiliğini çoktan oturtmuş bulunan Fener camiasının bir an önce toparlanarak, doğru duruşu sergileyecek, doğru kararları alabilecek ve süreci aklı selim ile yönetecek olgunluğu göstermesi gerekir.

Muhtaç olduğunuz kudret damarlarınızdaki kanda mevcuttur... (He, o kelimeyi yazmadım çünkü hepimizin kanı ASİL)...

NOT: Pek çok basın mensubu yaşanacak olayları önceden haber aldığı için stada gitmemiş. Buna rağmen tedbirlerini yeterince almayan Güvenlik Şirketi yetkililerini ve taraftarın sahaya girmesiyle birlikte tabanları yağlayıp kaçan güvenlik görevlilerini canı gönülden kutluyor ve başarılarının devamını diliyorum.

Yazının devamı...

Suçlanan Fenerbahçe değil

4 Temmuz 2011

Ancak bu süreçte yargılanacak olan ve suçlanan FENERBAHÇE değildir. FENERBAHÇE adına yanlış ve yasadışı kararlar aldığı ve uyguladığı iddia edilen kişilerdir. Bu kişiler SUÇSUZ iseler aklanmaları, SUÇLU iseler cezalandırılmaları için çaba göstermek en çok da TARAFTARI ve KURUMSAL KİMLİĞİ ile FENERBAHÇE’nin, FENERBAHÇELİ’nin görevidir.

Futbolumuzun ve önemli kulüplerimizin bu işten hasarsız ya da az hasarlı çıkmasının yolu taraftarın doğru tutum takınmasından geçer. Türk futbolunun pek çok aşamasında olduğu gibi bu olayda da belirleyici olan Fenerbahçe kulübünün ve taraftarının duruşu olacaktır.

1- Fenerbahçe’nin ülkenin her yerine yayılmış, her görüşten, sosyal, kültürel ve ekonomik tabakadan milyonlarca taraftarı bulunmaktadır.
2- Fenerbahçe’nin medyadan siyasete ve bürokrasiye kadar pek çok belirleyici alanda  büyük bir gücü bulunmaktadır.
3- Fenerbahçe’nin yaşadığı bu olayın sadece futbolumuza değil, borsadan siyesete kadar pek çok alana olumsuz ve yıkıcı etkileri olacaktır.
4- Böyle bir olayla Fenerbahçe ve camiasını karşısına alan kolluk güçleri, yargı mensupları, federasyon, bakanlık, iktidar ve olaya ucundan kıyısından etkisi olabilecek herkes büyük bir baskı altında kalacaktır.
Ve bu maddeler sonsuza çoğaltılabilir...

Şimdi Fenerbahçe camiasının düşünmesi gereken şudur: Elinde çok ciddi kanıtlar bulunmadan ve sonuç alacağından emin olmadan böylesi büyük bir gücü kim karşısına alabilir? Gelebilecek müthiş tepki selini ve baskıları göğüsleme cesaretini kim gösterebilir?

Yazının devamı...

Sağlam adamlar vesselam

16 Mayıs 2011

Yanıldığım zamanlarda da hiç üstüme alınmam... Herkes gibi... Ve şimdi “Ben demiştim” demenin tam zamanı. Evet, sezon başı bir yazımda “Bu sene futbolumuzda Gaziantep yılı olacak” demiştim. Şu anda Gaziantepspor tarihinin en iyi sezonlarından birisini geçiriyor.

İki büyüğün ardından üçüncülüğe ve tabi ki Avrupa’ya çok yakın. Bizi Gaziantep’te yeni Roma destanları bekliyor.
Ancak bu sezonu Gaziantep yılı yapan asıl olay bu değil. Pek çoğunuzun dikkatinden kaçan bir olaya parmak basmanın tam zamanıdır.

Bank Asya’da ilk ikiyi garantileyerek Süper Lig’e ‘Merhaba’ diyen iki takıma dikkatinizi çekmek isterim.
Samsunspor Şampiyonluğu garantiledi... Teknik direktörü Hüseyin Kalpar... Gaziantep’in öz evladı. Gurur duyuyoruz...

Yazının devamı...

Timsah gözyaşları!

8 Mayıs 2011

Yine doğaları gereği avlarını çiğnemeden yutarlar. Bunu yaparken hem ağızlarını çok fazla açtıkları için, hem de sindirimde zorlandıkları için gözlerinden yaş olarak algılanan bir sıvı gelir. Bütün bu doğal davranışları insanlar “Hem yavrusunu yiyor hem de oturup ağlıyor” şeklinde yorumlayıp, kötü bir hareket yapan ve sonra da oturup üzülüyormuş numarasına yatanlar için kullanmak üzere TİMSAH GÖZYAŞLARI deyimine kaynak yapmışlardır.

Bursalı Timsahlar’ın kendi şehirlerinde, kendi takımlarına yaptıkları kötülüğü görünce aklıma bu kıssa geldi. Bursa’da yaşananları izlerken aynı deyim pek çoğunuzun da aklından geçmiştir eminim ki... Çünkü Timsah gerçekten de yavrusunu yedi. Bunun başka tarifi yok!

Şimdi bu yaptıklarının cezasını görünce akıllar başa gelecek. Timsahların, Timsah gözyaşını izleyeceğiz. Ama artık yeter. Bursa’da can kaybı yaşanmadıysa bir tek sebebi var. Belki de hiç birinizin bilmediği bir isim. Halil Yılmaz. Daha önce Gaziantep’te bizim Emniyet Müdürümüzdü. Şemdi Bursa emniyetinin başında. Resimlerde ve televizyonda gördük. Hep sahada. Olayların ortasında. Bazen kendi teşkilatını, bazen de kendi vatandaşını sakinleştirmeye çalışıyor. Bir kez daha söylüyorum, bu olaylar bu kadar hafif atlatıldıysa (Gerçekten de hafif atlatıldı) bunda en büyük pay Halil Müdürün tecrübesi ve kendisi gibi mülayim kriz yönetim tarzıdır.

Ve fotoğraflar... Çok da uzun olmayan bir süre önce Bursa’da atılan sloganları hatırlıyorum. “Teröristler dışarı” diye bağırıyorlardı... Ben dün Bursa caddelerinde yaşananlarla Güneydoğu caddelerinde yaşananlar arasında –SEBEP- dışında bir fark göremedim. Elinde döner bıçağı ile polisin karşına dikilmiş bir genç taraftar fotoğrafı... Ne farkı var elinde molotofla polisin karşına dikilenden?..

İki eli ile birden bozkurt işereti yapıp emniyet güçlerinin karşısına geçmiş bir başka taraftar... Yaratmış olduğu terörizme siyasal bir kimlik de kazandırmak pesinde... Ne farkı var yüzünü gizleyip zafer işareti yaparak polisin karşısına dikilenden?..

Bir başkası çöp kovalarını sabitlemek için kullanılan demiri sökmüş polise atıyor. En az on kiloluk her yanı keskin demir boru. Denk gelse öldürür. Ne farkı var polise havai fişekle saldırandan?..

Yok, hiç bir farkı yok... Allahtan Beşiktaş taraftarı şehre girmeden geri çevrilmiş. İstanbul'daki maçta yaşananları hatırlıyorum da... Mutlaka onlar da tedarikli geliyorlardı... Herhalde Halil Yılmaz’ı en çok da bu iki grubu karşılaştırmamak konusundaki başarısı nedeniyle kutlamak gerek. Yoksa bugün yaralananları değil mazallah ÖLENLERİ yazıyor olurduk.

Burada ben de cozutmak istiyorum. Bursaspor taraftarı (Gaziantepspor taraftarlarının) kardeş taraftar gurubu... Ama bu yaşananlar affedilir gibi değil. Böyle bir durumda bu hareket tarzını benimseyen kim olursa olsun gözünün yaşına bakılmamalı. (O gözyaşı sandığımız şeylerin aslında ne olduğunu da zaten yazının başında izah etmiştik)...

Yazının devamı...

Korkunun Fener’e faydası yok

19 Nisan 2011

Beni ve gazetemi ahlaki değeri oldukça yüksek! mail ve mesajlarla baskı altına almaya çalıştılar. Bu mesajların içinden ahlaki değeri en yüksek! olanlarla sanal değil yasal ortamda mutlaka görüşeceğimizin müjdesini şimdiden verip bu konuyu kapatalım.

En yakınımdaki bazı arkadaşlar bile ceza alan bir hakemi nasıl olup da bu kadar beğendiğimi sorguladılar. O statta iki tartışmalı verilmeyen penaltı pozisyonu ve bir de tartışmalı verilmeyen gol vardı. Ülkemizin pek çok spor yazarı ve hakem yorumcusu bu pozisyonlarda fikir birliğine varamadı. Hakem de inanmadığı için bunları vermedi. Bu kadar tartışılan pozisyonlarda hakem ortamdan ve camianın gücünden korkup o pozisyonlarda tersi karar verse kimse “Niye verdin” demezdi. Ama Göçek kolaycılığa kaçmadı. İnanmadığı için vermedi. Eğer kötü niyetli olsa maçı tam da gerektiği kadar uzatmaz, 3 dakika ile işi bitirir ve Fener’de +4’de gelen golle aldığı 3 puanı alamazdı.
Benim için hakemin çok doğru kararlar vermesi kadar, (önyargı olmadan) inandığı kararları her ortamda verebilecek cesarete sahip olması önemlidir. Göçek’te de bu cesaret vardı. Ancak O’nun gösterdiği cesareti bazıları gösteremedi. Göçek’i Fener camiasının tepkisine ve bazı yorumcuların velvelesine kurban ettiler. Kendilerini kutluyorum!
Burada benim aldığım tepkilerin asıl sebebi hakeme verdiğim destek ya da bazı Fenerbahçe seyircisinin Aziz Yıldırım’ı yanlarına getirtecek kadar zıvanadan çıkmış olmalarını eleştirmem değildi. (Oradaki bir avuç kendini bilmezin, koskoca bir camianın başkanını kameralar önünde o hale getirecek kadar kulüplerini seviyor(!) olmaları da ayrıca sorgulanması gereken bir konu.)
Ama bu tepkilerin asıl sebebi Gaziantep’in uyguladığı akılcı taktiği ifşa ederek, Fenerbahçe’nin bundan sonraki rakiplerini uyandırmış olmam ve bu konuda da yüzde yüz haklı konumda durmamdı sanırım. Fenerbahçe’ye tehlikeli noktalarda duran top vermezseniz, Fener’in korner sayısını minimuma indirirseniz en az bir puanı alırsınız. İşte asıl acıtan nokta da burası galiba. Ben iddia ediyorum ki Fenerbahçe bu oyun anlayışı ile sezon sonuna kadar en az 5 (yazı ile beş) puan kaybeder. Tabi rakipleri, Gaziantep’in bu maçta uyguladığı taktiği aynı başarı ile uygulayabilirlerse.
Korkunun ecele faydası olmadığı gibi Fener’e hiç yok. Bu yüzden Fenerbahçe acilen gol atmanın başka yollarını bulmalı. Yoksa şu an kuvvetle muhtemel görünen şampiyonluklarını bu zaafa kurban verirler.

Ayrıca bu maçta hakemi beğenmiş olmam Gaziantepli dostların da hoşuna gitmedi. Ne Ali’ye ne de Veli’ye yaranamadığımıza göre demek ki doğru yoldayız. Demek ki haklıyız.

Yazının devamı...