"Gülşah Erkaya Sert" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Gülşah Erkaya Sert" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Gülşah Erkaya Sert

Ne kadar enteresan

12 Kasım 2010

Beşiktaş’ın genç kalecisi Cenk bu yazıyı okumamış olacak ki takımının Gaziantep Büyükşehir karşısında aldığı yenilgiyi “Futbolda böyle enteresan sonuçlar olabiliyor” cümleleriyle yorumladı.

Bu arada Gaziantep Büyükşehir 9 maçtır yenilmiyor. Bank Asya’da 3. sırada. Bank Asya’nın gol krallığında 8 golle ilk sırada giden Serdar bu takımda. Üstelik artık çocuklar bile biliyor ki bu tip maçlarda büyük takımların rakibi olan Anadolu kulüpleri aşırı motive oluyor. Üstüne bir de Beşiktaş üç kulvarda birden yürüyor. Hal böyle olunca da Beşiktaş’ın deplasmanda Gaziantep Büyükşehir’e yenilmesi bana ve futbolu az çok takip eden hiç kimseye enteresan gelmiyor. Bana asıl enteresan gelen, bu sonucu Cenk’in enteresan bulması. Çünkü hocası Schuster’de maç sonrası yaptığı açıklamalara bakılırsa bu sonucu hiç enteresan bulmadı.

 

MİMAR SİNAN AMA NE ALAKA

Show TV’de Bir Milyon Canlı Para isminde bir yarışma var. Yarışmacılar programa çift olarak katılıyorlar ve her sorudan önce kendilerine iki konu verilerek “Size hangi konuda soru soralım” deniliyor.

Geçen akşam yarışmacı genç bir çift çok ilginç bir karara imza attı. Yarışmacı karı-koca. Kadın Peyzaj Mimarı. Erkek Mimar. Kendilerine alternatif olarak Mimar Sinan ile Yarasa Adam sunuluyor. Yani “Size Mimar Sinan ile ilgili bir soru mu soralım yoksa Yarasa Adam konulu bir soru mu soralım” deniliyor. Peki MİMAR karı koca neyi seçiyor? Sıkı durum Yarasa Adam… Yani işin okulunu okumuş iki üniversite memuru Mimar, Mimar Sinan başlığından gelecek bir sorudan çekiniyor. Sonuçta Yarasa Adam başlığından gelen soruyu bilemeyip, yarışmadan eleniyorlar.

Şimdi siz “Ne alaka” diyeceksiniz!.. Sonuca gitmek için en iyi bildiğin yolu seçmemek… Yarışma… Elenmek… Bunlar size neyi çağrıştırıyor?

Yazının devamı...

Kupada şenlik var

29 Ekim 2010

Futbolseverim diyor ve Bank Asya 1. Lig ile Ziraat Türkiye Kupası maçlarını takip etmiyorsanız, bu sevginizi sorgulamanızı öneririm. Ya da kendinize futbol sever değil de “Takımsever” diyebilirsiniz.
2 numaralı ligimizde ve Türkiye Kupası maçlarında öyle karşılaşmalar izledik ki, bu sporu neden herşeye rağmen bu kadar sevdiğimizi ve bir türlü vazgeçemediğimizi bir kez daha anladık.
İddia ediyorum bu sezon kupa maçları çok şenlikli ve ilginç sonuçlu maçlara sahne olacak. Gurup maçlarında bir şamata, bir gırgır... Sakın kaçırmayın.

Benim canlı ya da TV’den izlediğim öyle takımlar var ki anlatmaya köşeler yetmez.

Gaziantep Büyükşehir Belediyespor, Denizlispor, Karşıyaka, Konya Şeker, Yeni Malatya, Denizli... İsmine aşina ama futboluna yabancı olduğunuz bu takımların kupa mücadelelerini kiminle oynarlarsa oynasınlar mutlaka izlemenizi tavsiye ediyorum.

Yazının devamı...

Rezalet

21 Eylül 2010

Gaziantepspor ve Bursaspor takımları sahadaki tatlı rekabet dışında kardeş takımlardır. Taraftarları kardeşten daha ötededir. Bu maçtan önce de Gaziantepspor’un taraftar gurubu Gençlik27, Bursalı taraftarları stadın altındaki lokallerinde düzenledikleri bir yemekte ağırladı.

İki taraftar grubu gün boyu beraberdiler. Gaziantep misafirlerini en iyi şekilde ağırladı. Çünkü kendileri de ne zaman Bursa’ya gitseler aynı dostluk ve misafirperverlikle ağırlanıyorlardı. Bu iki güzide kulübün takım ve taraftarları arasındaki dostluk sporun ruhuna ve amacına en uygun ve hepimizin keyifle izlediği bir gerçekti.

Maç da bu dostluğa uygun başladı. Sahadaki mücadele mükemmel, tribündeki dostluk imrendiriciydi.

Sonucu ne olursa olsun mükemmel bir spor gecesi başlamıştı ve aynı şekilde de bitecekti. Birileri büyük bir hata yaparak bu maçı Deniz Çoban ve saz arkadaşlarına vermemiş olsaydı herşey başladığı gibi mükemmel sona erecekti.

Deniz Çoban bu maçta insan ve toplum psikolojisi dersinden de, futbol ve hakemlik dersinden de, hakkaniyetle karar verebilme dersinden de sıfır almıştır.

Goldeki faulü görmeyerek hakemlikten çakmadığını, sahaya atılan cisimleri alıp kendi elleriyle ve sıkı bir deparla seyirciyi tahrik ederek toplum psikolojisinden anlamadığını, maçı durdurduktan sonra olanları süzemeyerek de artniyetli ve peşin hükümlü olduğunu göstermiştir.

Hakem Çoban maçı durdurdu. Yardımcıları ile birlikte orta sahada. Basın tribününden her yeri kesiyoruz. Tribünlerde yaprak kıpırdamıyor. Seyirci Çoban’ın onca tahrikine rağmen kıpırtısız. Kurbanlık koyun gibi bekliyor. (Bu durum dünyanın başka hangi stadında olsa o statda sahaya cisim yağar. Seyirci galeyana gelir. Bağırır, çağırır, hatta sahaya dolar) Ama Kamil Ocak sus pus. Herkes ortada ciddi bir durum olmadığından o kadar emin ki... Şeref tribününde Gaziantepspor Başkanı, yöneticileri, Gaziantep Valisi, Emniyet Müdürü ve Gaziantep’in 3 AKP Milletvekili yerlerinden bile kıpırdamıyor. Böyle bir durumun İstanbul’da olduğunu düşünün... Sahaya kimler inmez? Hakeme kimler müdahale etmeye çalışmaz? Ama Kamil Ocak’ta herşey olması gerektiği gibi. Yasal, ahlaki ve zararsız...

Bu sessizliği gören Çoban olanca art niyeti ile içeri gidip, maçı tatil ettiğini anons ettiriyor. Ne beklersiniz? Seyircinin koltukları kırıp sahaya atmasını, birilerinin sahaya girip olay çıkarmasını değil mi? Peki ne oluyor? Güvenlik nedeni ile maçı tatil edilen takımın 10 binden fazla taraftarı bir-iki cılız “yuh” çekip, sessiz sedasız stadı terk ediyor...hem de tek bir koltuk kırmadan...

Yazının devamı...