"Esat Yılmaer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Esat Yılmaer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Esat Yılmaer

Teşekkürler

19 Eylül 2009

Böylesine tek maçlık oyunlarda, başarıya giden yol küçük ayrıntılarda gizlidir. Bu küçük detayların başında da, kritik anlarda basit hata yapmamak gelir. Ancak, yarı final diye çıktığımız yolda Yunanistan karşısında o kadar çok basit hata yapıp, o kadar yanlış tercihler kullandık ki, adeta aldığımız maçı ellerimizle rakibe hediye ettik.

İstiyorduk. Arzuluyduk ama yarı finale çıkma heyecanı bizi olumsuz etkilemişti. Bu havalarda oynamaya bizden daha alışık olan Yunanlılar, aslında bizden daha iyi bir takım değildi. Ama baskı altından kalkma tecrübesi onları mutlu sona ulaştırırken, bizim en önemli yıldızlarımızın kritik anlarda bu baskıyı atlatamamaları ve kötü top kullanmaları, bize pahalıya mal oldu.

Oysa, ribaund alamamamıza, kötü hücum etmemize, kötü faul atmamıza karşın inadımız ve arzumuzla, oyundan hiç kopmadık. Normal sürenin sonunda Ender’in bulduğu basketle maçı uzatmaya götürmemiz bu kararlılığımızın açık göstergesiydi. Ancak, uzatma bölümünde önce hakemlerin verdiği yanlış karar, ardından da son üç pozisyondaki kötü top kullanmamız, maçı Yunanistan’a hediye etmemize neden oldu.

Son topta kaybettik

Artık şöyle oldu, böyle oldu diye tartışmanın hiç yararı yok. Biz bu turnuvada mücadele gücümüzle, oynadığımız basketbolla çok fazlasını hak etmiştik. Ama kader bu kez Slovenya maçında olduğu gibi son topta bizi kürsünün dışına itti. Ne diyelim bu kez de böyleymiş. Ancak kritik anda hata da yapsalar tüm oyuncularımızı ve teknik heyetimizi yürekten kutluyorum. Onlar bu turnuvada Türk basketbolunun bayrağını yukarı çektiler. İki maç kaybettik. İkisi de son topta. Şimdi Spanoulis’i neden durduramadık? Ribaundları neden alamadık diye tartışmanın yararı yok.

Devlerimize düşen görev, turnuvada oynayacakları klasman maçlarını kazanarak, iyi bir takım olduklarını herkese göstermektir. Bir hafta boyunca bizi heyacandan heyecana sürükleyen bu 12 Dev Yürekli Aslan’ı bir kez daha kutluyorum. Ve onlara teşekkür ediyorum.

Yazının devamı...

Futbolda devrim

13 Ocak 2009
FUTBOLDA en büyük tartışma konusu olan hakemler, hiç kuşkusuz bu görkemli oyunun patronu FIFA ve UEFA’yı da oldukça rahatsız ediyor. Özellikle ceza alanı içinde yoğun şekilde meydana gelen çekme, tutma ve çelme gibi olayların zaman zaman görülememesi, bunun sonucunda meydana gelen tartışmaların keyif kaçırıcı boyutlara ulaşması, futbolu yönetenleri yeni arayışlar içine itti. Futbol oyununun zaman zaman güreşe dönüşmesinden rahatsız olan FIFA ve UEFA hata sayısını asgariye indirmek için hakem sayısını artırma yolunda önemli çalışmalar başlattı.

Futbolun içine teknolojiyi sokmanın kesin olarak karşısında olan FIFA böylece oyunun ruhunu öldürmeden daha fazla gözle maçları takip ederek hata sayısını azaltma yoluna gitti. Ele alınan ilk konu ise maçlarda görev yapan hakem sayısının artırılması yönündeydi. Şu andaki uygulama olan 3 hakemi 5’e çıkartmayı hedefleyen FIFA bu konuda UEFA’yı görevlendirerek çeşitli test çalışmaları yaptırdı. Slovenya, Macaristan ve Kıbrıs Rum Kesimi’nde yapılan U19 test maçlarında uygulanan 5 hakemli çalışma hem UEFA hem de FIFA’dan geçerli not alırken, futbolcular ve teknik adamlar da uygulamanın yararlı olduğu görüşünde birleştiler.

Yeni uygulamaya göre; bugünkü düzene ilave olarak iki tane daha yardımcı hakem kale çizgilerinin arkasında görevlendiriliyor. Bu hakemler pozisyonların /images/100/0x0/55ea0f4df018fbb8f8688fd2durumlarına göre zaman zaman 4-5 metre oyun alanının içine girip, özellikle ceza alanı içinde ve çevresinde olan pozisyonları çok daha yakından görebildikleri gibi, büyük tartışma konusu olan topun çigiyi geçip geçmediği konusunda da kararı verebiliyorlar.

Kale çizgisi arkasında görev yapan hakemlerin düdük ve bayrakları bulunmuyor. Sadece telsiz aracılığıyla kurdukları bağlantıyla gördüklerini orta hakeme bildirip, nihayi kararı kendisine bırakıyorlar. Bu yeni uygulamayla 45 yaşına geldiği zaman hakemliği sona eren hakemlerin de görev süresi uzatılacak. 45 yaşını geçen bu hakemler, tecrübelerinden yararlanılmak amacıyla kale çizgisinde görevlendirilecek. Zira bu hakemlerin fazla koşmalarına gerek kalmadığı için bu yönde uygulamaya geçilecek.

Kale çizgisi arkasında görev yapacak hakemler, özellikle orta hakemin de kontrol ve koşu alanlarını azaltacak. Böylece orta hakem daha az bölgeyi daha detaylı izleyebilecek, daha az mesafe koşup, daha az yorulacak ve oyunun sonlarında daha dinç kalabilecek. Bugünkü uygulamadaki yan hakemler ise kendi önlerinde olacak pozisyonlar dışında daha çok ofsayt pozisyonları ile ilgilenecekler.

Başarıyla uygulanan bu çalışma İnternational Board’un mart ayında Kuzey İrlanda’da yapacağı toplantıda ele alınıp, büyük bir olasılıkla karara bağlanacak ve süratle uygulamaya sokularak futboldaki tartışmalı pozisyon sayısının azaltılması sağlanacak.

UEFA’nın yeni sezonda (2009-2010) yapacağı bir önemli değişiklik ise Şampiyonlar Ligi statüsünde olacak. UEFA bundan önceki yıllarda puan olarak üst sıralarda yer alıp daha çok kulüple kupaya katılan ülkelerin takımlarını ön elemede seribaşı yapıp nispeten güçsüz takımlarla eşleşmesini sağlıyordu. Bu uygulama tamamen değiştirilip, güçlü takımların birbirleriyle eşleşmeleri sağlanıp, böylece daha fazla sayıda şampiyonun kupada gruplarda yer almasına olanak tanınacak.

Bir başka değişiklikte UEFA kupası’nda olacak. Bu kupada da kulüpler grup turunda rakipleriyle bir maç değil, Şampiyonlar Ligi’nde olduğu gibi rövanşlı iki maç uygulamasına geçilecek.
Yazının devamı...

Kafada kazandılar

4 Ocak 2009
Karşılaşma öncesinde tüm veriler F.Bançe Ülker’i favori olarak gösteriyordu. Öyle ya sarı lacivertli ekip son 3 maçını 100 sayının üzerinde skorlarla kazanmış, Galatasaray ise beklenmedik bir teknik yönetim değişikliğiyle sarsılmıştı. Ama bu değişim Galatasaray’ı kafa olarak olumlu etkilemişti. Basketbolu özlediği her halinden belli olan Galatasaray koçu Koray Mincinozlu maç öncesi planlarını harfiyen uygularken, özellikle işaret ettiği gibi her topu içeri indirerek F.Bahçe’nin en güçlü olduğu alanı çökertmeyi başardı.

Bu maçın sonucunu belirleyen bir diğer önemli faktör ise yapılacak savunmalardı. G.Saray, daha etkin ve daha sert savunma yaparak F.Bahçe’nin topu pota dibine indirmesini engellerken, sarı lacivertli ekibi de zorlama dış atışlara yöneltti.

Kahraman Hüseyin

Galatasaray’da dün herkes savunma görevini kusursuz yaparken her iki alanda da yıldızlaşan bir Hüseyin Beşok vardı. 23 sayı üretip, 11 ribaunt alan, 4 asist yapıp, 1 top çalan Hüseyin, tartışmasız bu zaferin başrol oyuncusuydu. Zizic erken faul problemine girmesine karşın oyunda olduğu anlarda etkili olurken, Polat, Erdem ve Cemal, Hüseyin’e yardımda önemli rol üstlendiler.

Fenerbahçe çok silahı olan bir takım. Ama dün Preldzic dışında bütün silahları tutukluk yaptı. 31’de 9 gibi son derece düşük bir üç sayı yüzdesiyle bu maçı kazanmaları mucize olurdu.

Kısacası Galatasaray, iyi hazırlanıp bütün yüreğini sahaya koyarak mücadele ettiği maçtan, haklı bir zaferle çıktı. Maçın sonunda tartışmalı bir pozisyonda hakemlere, "Top bizim oyunculardan çıktı" diyerek gerçek bir fair-play örneği gösteren Koray Mincinozlu’ya da alkışlarımızı gönderelim. Söz hakemlerden açılmışken bu zorlu maçın altından kalkmak için çok kolay ve basit faulleri çaldıklarını da hatırlatalım.
Yazının devamı...

Yavaş oynuyoruz

4 Eylül 2008
Kağıt üzerinde baktığımız vakit bizim bu takımı çok rahat devirmemiz gerekirdi. Ama, sporda bir deyiş vardır, "Kötü takım, iyi takımın oyununu bozar" diye. İşte, Ukrayna takımı da dün bu sıkıntıyı yaşattı. Skora ve sonuca baktığımızda maçı çok rahat kazandığımız düşünülebilir. Ama, hiç de öyle olmadı.

Organize ve daha tempolu olmalıyız

Bunun ana nedeni, ay yıldızlı ekibin bir türlü kendisini farka götürecek tempoyu yakalayamamasıydı. Zaman zaman çok iyi savunma yaptık. Zaman zaman da hücumda doğruları bulduk. Ancak, rakibi küçümseyip laubalileştiğimiz zamanlar ortaya zayıf bir basketbol manzarası çıktı.

Bu grupta bizim en büyük rakibimiz Fransa olacak. Eğer dünkü gibi temposuz oynarsak, dış adamlar içeri penetre etmeyi düşünmezse bu Fransa karşısında bizim için gerçek bir sıkıntı olabilir. Sonuç olarak basketbolcu kalitesi ve daha iyi takım olma farkıyla ilk maçımızı kazanarak Avrupa Şampiyonası elemelerine iyi bir başlangıç yaptık. Ancak, basketbol kalitemizin ve oyunumuzun aynı oranda iyi olduğunu söylemek güç. Bu oyun ve tempo belki gruptan çıkmak için yeterli olabilir. Ama daha ilerisi için asla.

Dün, Kerem Gönlüm, Kerem Tunçeri, Hidayet Türkoğlu ve Oğuz Savaş takımın skor gücünü üstlendi. Ribauntlarda da oldukça zayıf görünen rakibe karşı Ersan İlyasova ile bir üstünlük kurduk. Ama dedim ya, bu maç pek de ölçü değil. Bizim, daha organize ve daha takım halinde mücadele edip daha tempolu oynamamız şart. Aksi takdirde arzuladığımız hedeflere ulaşmamız zor olur.
Yazının devamı...

Rüya mutlu bitti

25 Ağustos 2008
29. Yaz Olimpiyat Oyunları gerçekten muhteşem bir şekilde başladı, muhteşem bir şekilde kapandı. Çin’in son derece başarıyla organize ettiği bu tarihin en görkemli oyunlarında birçok dünya rekoru kırılırken, mükemmel organizasyonun yanı sıra sportif derecelerin de yükselmesi bu olimpiyatın akılda kalan en önemli olaylarından biriydi.

Dünkü muhteşem kapanış töreninden önce Pekin bir de süper basketbol gösterisine sahne oldu. Amerika ile İspanya arasında oynanan basketbol finali öyle sanıyorum ki uzun yıllar belleklerden çıkmayacak. Amerika son yıllarda aldığı ağır darbelerden sonra buraya gerçekten bileği bükülmesi güç süper atletlerden oluşan bir takım ile gelmişti. Ve altın madalyanın en büyük favorisi olmuştu. Burada Amerika’yı zorlayacak tek takım olarak da finalde onun karşısına çıkan İspanya gösteriliyordu.

Kobe’nin işareti

Gerçi grupta ABD, İspanya’yı çok rahat yenmişti ama bu kez işler farklıydı. İspanya bu defa kolay teslim olmaya niyetli değildi. Tüm maç boyunca bu niyetlerini açıkça gösterdi.

118-107 gibi muhteşem bir skorla biten karşılaşmanın en ilginç yönü bitime 3 dakika kala farkın 2’ye inmesinden sonra Amerikalıların yaşadığı endişeydi. Fiziksel olarak çok güçlü ve iyi bir atlet olan Amerikalı oyuncular, çabukluklarıyla kaptıkları toplarla maçı lehlerine çevirirken, İspanya’nın 17 yaşındaki genç oyuncusu Ricky Rubio verdiği mücadeleyle herkesin takdirini topladı.

Bu arada son bölümde oldukça sıkıntılı anlar yaşayan Amerika’nın yıldızı Kobe Bryant’ın (20 sayı, 6 asist, 2 blok) kritik 3 sayılık basketinden sonra tribünlere yaptığı ’sus’ işareti onların ne kadar zorlandıklarının açık bir işaretiydi.

Sonuçta beklenilen oldu. 2002’de evinde, 2006’da Japonya’da Dünya Şampiyonası’nda yaşadıkları hayal kırıklığının yanı sıra 2004’te Atina’da kaybettiği altın madalyayı bu sefer ABD elde etti. 27 sayıyla oynayan Dwyane Wade maçın en skoreri oldu, galibiyette önemli rolü üstlendi. Ancak İspanya takım oyununun ne kadar önemli olduğunu ve basketbol dünyasının süper starlarına karşı birlikte savaşılarak onların devrilebileceğini herkese gösterdi. Maç içinde ribaundlarda rakibine 37’ye 31 üstünlük kurması da dikkat çekti. Bu güzel basketbol şovu için iki takıma da teşekkür ederken, ben İspanya’nın biraz daha alkışı hak ettiğini düşünüyorum.

Üçüncülük mücadelesinde ise Ginobili’siz oynayan Arjantin, karşısında moral olarak çökmüş bir Litvanya bulunca bronza kolay uzandı.
Yazının devamı...

En iyisini yaptılar

23 Ağustos 2008
Oyunlar öncesinde hemen herkesin organizasyonun nasıl olacağı, hava kirliliğinin sporcuları etkileyip etkilemeyeceği yönünde kuşkuları vardı. Ancak gördük ki, Çinliler son beş olimpiyatın en iyisini gerçekleştirdiler. Öncelikle, Olimpiyat Oyunları’nın yapıldığı tesislerden söz etmek istiyorum...

"Kuş Yuvası" adını verdikleri Olimpik Stadyum gerçek bir sanat harikası ve belki de şu anda dünya üzerindeki en modern statlardan birisi. Aynı şekilde yüzme yarışlarının yapıldığı ve "Su Küpü" adını verdikleri havuz da muhteşem bir spor arenası. Sadece bu iki görkemli tesis değil, hemen hemen her branşın yapıldığı yerler aynı güzellikte ve düzen içinde.

Organizasyona gelince, her şey gerçekten tıkır tıkır işledi. En ufak bir aksaklığa bile rastlamadık. Özellikle Çinliler’in çevreye verdikleri önem ve temizlik gerçekten imrenilecek düzeyde idi...

Tabii tüm bu güzellikler ve doğrular bir araya gelince de en fazla rekorun kırıldığı bir olimpiyat izlemek kaçınılmazdı. Özellikle, atletizmde bu kadar çok rekorun ortaya çıkması olimpiyat öncesinde; "Hava kirliliği atletleri olumsuz etkiler" şeklinde ortaya çıkan görüşü de bir kenara itmiş oldu. Pekin’in nemli havasını güzelleştirmek için bulutları tohumlayıp yağmur yağdıran Çinliler, böylelikle nem oranını düşürüp atletlerin daha rahat koşmasını da sağladılar.

Hedefe ulaştılar

Sportif açıdan baktığımızda mükemmel bir ev sahipliği yapan Çin, hedefine de ulaştı. Amerika’yı geçmek üzere yola çıkan Çinliler, gerçek bir spor devrimi yaparak, sporun dünya liderini al aşağı etmeyi başardılar. Altın madalya rekoru kıran Çinliler sportif açıdan da belli ki oyunlara çok iyi hazırlanmışlar. Kendilerine yabancı olan sporları da, ülke dışından getirdikleri uzmanlarla geliştirip orada da söz sahibi olurken sistemli çalışmanın başarıyı nasıl getirdiğini herkese gösterdiler.

Yüzme ile avunan ABD özellikle düne kadar söz sahibi olduğu sürat koşularında Jamaika’dan beklemediği bir darbe alırken, bu oyunlarda Çin’in gerisinde kalmanın şaşkınlığını yaşadı. Şurası bir gerçek ki, Çin artık dünya sporunun süper gücü. Bugüne kadarki oyunların en iyisini gerçekleştiren Çin gerçeğini artık herkesin kabul edip, onları alkışlaması gerek.

Gururumuz Elvan’a ise ayrı paragraf açıyorum. 10 bin metreden sonra 5 bin finalinde de muhteşem koştu. Burada hepimizi sevince boğdu. Oyunların sonuna doğru Elvan’la gelen bu ikinci gümüş, bizi kandırmamalı. Yine de buradaki başarısız federasyonlara hesap sorulmalı. Ama Elvan’ı da avuçlarımız kırılana dek alkışlayalım.

Burada bir organizasyonumuzun olmadığını ısrarla vurguladık. Elvan’ın zaferinden sonra ısrarla Türk bayrağı istemesine rağmen eline bir bayrak verememek bu başı bozukluğun en açık göstergesiydi.
Yazının devamı...

Şampiyonlar buluştu

22 Ağustos 2008
Genel sekreteri olduğum Dünya Spor Yazarları Birliği (AIPS), sporun oscarlarını dağıtan Laureus Akademisi ile birlikte düzenlediği şampiyonlar buluşmasında gerçekten keyifli dakikalar yaşadık. Geçmişin ünlü sporcularının yönettiği Laureus Akademi sadece yılın oscarlarını dağıtmakla kalmıyor, spor yoluyla da çeşitli sorunlara karşı savaşıyor. Akademinin başkanlığını yapan geçmişin efsane atleti Edvin Moses bizlere spor yoluyla tüm kötülüklerle savaşmanın gerekliliğini anlatırken, akademinin ilk hedefinin gençlere spora ve olimpize yöneltmek olduğunu ifade etti. Moses ayrıca uyuşturucu, doping ve AIDS’e karşı amansız bir savaş açtıklarını ifade etti.

Dünkü toplantıya Moses’in yanı sıra geçmişin ünlü şampiyonları Michael Johnson, Kate Freeman, Naval El-Moutavakel, Daley Thompson, Irina Sezwkaya ve Jamaikalı atletlerin anterenörü Don Quarrie de vardı. Sadece geçmişin şampiyonları değil, Pekin’de bir dünya rekoruna imza atan Ruslar’ın sırık şampiyonu Yelena Isinbayeva da vardı. Rekortmene, AIPS olarak yerel bir Çin kıyafeti hediye ettik. Isinbayeva son derece sempatikti. Tüm sorularımıza da içtenlikle cevap verdi.

Yine açıklamadı

Hedefinin ne olduğu sorularına ’Bir rakam veremem. Ama hedefim olimpik gökyüzü" yanıtını veren Rus atlet, yarışma sırasında atlamadan önce ne söylediğini açıklamazken, kendisinin yarışma öncesi battaniyeyle örtmesini ’Bir an o kalabalığın içinde yalnız kalıp atlayışıma konsantre oluyorum. O örtünün altına girince atlayışlara daha iyi konsante oluyorum. Bunu yarışmaya başladığım günden beri yapıyorum" diyerek açıkladı.

Isinbayeva rakiplerinden daha geç başladığı yarışmalarda uzun süre beklemek zorunda kalmasının kendisini fazla zorlamadığını ve o sürede rakiplerini izleyerek yarışmalara daha iyi odaklandığını vurguladı.

Michael Johnson’a en çok sorulan soruların başında, Usain Bolt’un rekorundan sonra neler hissettiğiydi. Johnson, ’Rekorum elbette bir gün kırılacaktı. Burada olimpiyatta olduğum için çok sevindim. Usain gerçekten mükemmel bir atlet. Rekorumu ancak o kırabilirdi. Ve kırdı da. Ancak anlamadığım bir şey var. 100 ve 200 metre koşucularının bu kadar iri ve uzun bacaklı olmaması gerekir. Usain’in vücut yapısı çok farklı ama inanılmaz bir şekilde kuvvetli koşarak sprinterler için dezavantaj olan bu özelliğini avantaja dönüştürüyor" derken bir şampiyonun çizdiği olimpik dayanışmayı da gösteriyordu.

Eski ve yeni şampiyonların bir arada sporu yüceltmek için açtığı bu bayrak gerçekten dikkate değerdi.
Yazının devamı...

Unutulmaz gün

21 Ağustos 2008
Altın madalya maçına kadar karşılaştığı rakipleri son derece rahat geçen Şahin, finalde Ukraynalı rakibi karşısında zorlanmasına, zaman zaman sıkıntılı anlar yaşamasına rağmen inadıyla, hırsıyla zafere ulaşmayı başardı. Burada hepimizin yüzünü güldüren Ramazan’ın diğer güreşçilerimizden en farklı yanı mücadeleyi hiçbir zaman bırakmaması oldu. Dünkü final mücadelesinde son devrede geriye düşmesine karşı maçı bırakmayan ve kazanmak için varını yoğunu ortaya koyan bu genç sporcu sanırım tüm kafilemize örnek olmuştur.

Spor bu, işin içinde yenmek de var yenilmek de. Yenilsen bile maça çıktığında varını yoğunu ortaya koyacaksın. Olimpiyat sporculuğunun ruhunda bu yatar.

Türk bayraklarıyla

Ramazan ile serbest güreşte 12 yıl aradan sonra ilk olimpiyat altınına ulaştık diye bir gün önce güreşimiz hakkında yaptığım eleştirilerden vazgeçmeyeceğim.

Ülkemize altın getiren Ramazan, Çeçenistan’dan getirdiğimiz bir genç. Türkçe konuşmakta dahi zorlanıyor. Ama zaferden sonra elinde Türk bayraklarıyla minderde zafer turu atarken, hepimizi gururlandırdı.

Madalya için ülke dışında yetişmiş sporcuları vatandaş yapıp ülke adına burada yarıştırmak ayıp değil. Bunu hemen hemen herkes yapıyor. Önemli olan burada başarıya ulaşacak sporcuyu bulup vatandaş yapmak. Tıpkı Elvan, Alemitu ve Ramazan gibi...

Çin’e biz 17 devşirme sporcu ile geldik. Bunlardan 3 tanesi yüzümüzü güldürebildi. Yüzmede ve atletizmde başarı beklediğimiz diğerlerinde ise aynı verimi alamadık. Yani bir anlamda paralar havaya uçtu. Eğer başarıyı devşirme sporcularla yakalayacaksak, bunları iyi seçmeliyiz. Sıradan yabancılara avuç dolusu para vereceksek bu gerçekten yazık edilen ve sokağa atılan para olur. Paraları genç ve yetenekli Türk sporcular için kullansak, onları tıpkı Ramazan gibi pes etmeyen bir yapı içinde burada yarıştırabilsek inanın çok daha iyi bir iş yapmış oluruz.

Koşmuyor uçuyor

Bir parantez de Usain Bolt’a açmak istiyorum. Öncelikle onu canlı seyreden biri olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum. Bu Jamaikalı koşmuyor adeta uçuyor. 100 metrede rakipleriyle dalga geçerek dünya rekorunu kıran Bolt için ’200’de işi sıkı tutarsa rekor kırar’ demiştim. Ve bunda da haklı çıktım. Son 100 metrede rakiplerine fark atan, finişe 20 metre kala rekor için koşan Bolt tarihe geçen 19.30’luk derecesiyle 12 yıllık rekoru kırıp unutulmazlar arasına adını yazdırdı.

O muhteşem dansını yaptı, ok’un attı. Bugünkü doğum gününü 1 gün önce stadı dolduran 91 bin kişiyle birlikte kutladı. Bütün övgüleri hak etti.
Yazının devamı...