"Esat Yılmaer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Esat Yılmaer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Esat Yılmaer

Maratonu kazanmak

5 Haziran 2008
Bu ödülü üst üste ikinci kez kucaklayan Fenerbahçe Ülker, sezon başında kurduğu planlı, akılcı ve uzun maratona dayanaklı geniş kadrosuyla bu önemli ödülü fazlasıyla hak etti.

Maç öncesi Tanjevic ile konuşurken deneyimli hoca "Bu uzun bir maraton. Başlarda kimin önde olduğu önemli değil. Önemli olan sonunda birinciliği yakalayabilmekti" diyor ve ekliyordu: "İşte biz de bu takımı bunun için kurduk. Hatta, sadece bu sene için değil önümüzdeki yıllar için de."

İnanç ve kararlılık

Haklıydı Tanjevic. Sezon başında, hatta ligin ilerleyen bölümlerinde yapılan eleştirilere bakın. Ama Tanjevic tüm bu eleştirilere gülüp geçerken "işin sonuna bakın" mesajında ne kadar haklı olduğunu dün gözler önüne seriyordu.

Telekom gibi güçlü bir takıma karşı final serisinde 4-1’i yakalamak kolay bir iş değil. Bunun için inanç ve kararlılık gerekir. Dün şampiyonluk için sahaya çıkan tüm sarı lacivertli basketbolcuların gözlerinde bu kararlılığı ve azmi görmek mümkündü. Oyunun hiçbir bölümünde disiplini elden bırakmadılar. Taş gibi savunma yaptılar ve çok akıllı hücum ettiler. Solomon, yaptığı asistlerle takımını sürüklerken, Ömer Onan, Mirsad, Kinsey, White, Mrsic (Demir Kaan), dış oyuncular sorumluluğunun tüm inceliklerini sahaya yansıtıyorlar.

Şampiyonlukları kutlu olsun

Hiç kuşkusuz Avrupa’nın en iyi dört uzunu olan Ömer Aşık, Semih, Oğuz ve Vidmar da rollerini kusursuz oynamanın haklı gururunu yaşadılar. Kısacası bu geniş kadrosunu deneyimiyle bütünleştiren ve genç oyuncularına sezon boyu inanılmaz bir yol aldıran Tanjevic bu zaferi fazlasıyla hak etti. Tabii, onun arkasında duran başta Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım olmak üzere tüm yönetimi kutlamak gerekir. Onlar, gençlere inanmanın, disiplinli çalışmanın ve planlı hareket etmenin ödülünü aldılar. İnanıyorum ki, bu kadro gelecekte büyük zaferlere de imza atacaktır. Şampiyonlukları kutlu olsun.
Yazının devamı...

Tecrübe eksikliği

14 Nisan 2008
İlk kez bu noktalarda mücadele eden Galatasaray Cafe Crown zaman zaman da olsa sert savunma yapmayı, rakipten ürkmemeyi ve kolay teslim olmamayı öğrendi.

Avrupa’nın en pahalı kadrolarından biri olan Dinoma Moskova karşısına skorer Hite’tan yoksun çıkan sarı kırmızılı takımın koçu Murat Özyer, Rus ekibinin yaptığı baskılı sert savunmayı aşmak için 2 oyun kurucu ile mücadele etmeyi seçti. Sert savunma yapıp tempoyu da kontrolü altında tutmayı isteyen Özyer bu deneyim maçında bugüne dek oynamayan oyunculara da yer vereceğini ve onlara da gelecekte güzel bir anıya sahip olma şansı tanıyacağını da söylüyordu.

2 önemli problem

Nitekim, bugüne dek oynamayan isimlerden Erdem belki de Galatasaray savunmasını ateşleyip fazlaca açılan farkın kapanmasında başrol oynayan isimlerden biriydi. Galatasaray bu turnuvada çok şeyler öğrendi dedik. Ama hala bir yığın eksik var. En önemlisi de yapılan top kayıpları. Dün de bu rakam 21’di. Ayrıca oyunun belli bölümlerinde uzun süreler skorsuz kalmak (10 dakika) ve hücumu organize edememek de bir başka önemli sorun.

Düşünün, geriden gelip 3. çeyrekte rakibinizi yakalamışsınız. Ondan sonraki telaşın ve skorsuzluğun tek açıklaması deneyimsizlik. Veya bu noktaları nasıl oynayacağını bilememek.

Mücadele ettiği vakit neler yapabileceğini gören sarı kırmızılı basketbolcular sanırım bu turnuvadan gerekli dersleri çıkartmışlardır. Bu onlar için en önemli kazanç olacaktır. Son olarak da ilk kez buralarda oynayan bir takımın bu kadar çok hakem hatasıyla karşı karşıya geleceğini de söylemeden geçemeyeceğim.

Kupanın İspanyol finalinde ise muhteşem bir basketbol sergileyen Joventut Badalona, Akasvayu Girona’yı yenerek bu turnuvanın en iyi takımı olduğunu gösterdi.
Yazının devamı...

Hakem faktörü

13 Nisan 2008
Maç öncesi Galatasaray Cafe Crown Koçu Murat Özyer, güçlü İspanyol rakibi karşısında daha iyi hücum etmeleri gerektiğini söylerken, Beşiktaş Cola Turka maçında yapılan top kayıplarının fazlalığına işaret edip, "Bu kadar fazla top kaybı yaparsak kazanmamız mucize olur" diyordu. Gerçekten de Özyer’in korktuğu başına geldi. Yapılan tam 22 top kaybı Joventut Badalona gibi iyi basketbol oynayan bir takıma karşı galibiyet şansını azaltan faktörlerin başındaydı. Ancak "Bu 22 top kaybına karşın Galatasaray bu maçı alabilir miydi?" diye soracak olursanız, cevabım "Evet" olur.

İki takım arasındaki tempo ve oyuncu kapasitesi farkına rağmen, Galatasaray Cafe Crown tüm maç boyu oyundan kopmadan yürekli mücadele etti ve maçı da bir kaç kez kazanma noktasına getirdi. Ancak işte bu noktalarda hakemler devreye girdi. Galatasaraylı oyunculara çok rahatlıkla çaldıkları faulleri İspanyollar’a aynı titizlikle çalamadılar. Tabii bu da zaman zaman dengemizin bozulmasına neden oldu. Oysa oyuna çok da iyi başlamıştık. Hemen öne fırlayıp İspanyolları şaşırttık. Ancak sonra peş peşe yediğimiz üçlüklerle fark 10 sayıya kadar açıldı. Buna rağmen teslim olmadık. Hite, Johnsen mücadeleye kararlıydılar, arkadaşlarını da ateşlediler.

Kutlamak gerekir


İkinci yarıda farkı 2 sayıya kadar indirdiğimizde bu kez hakem düdükleri karşımıza çıktı. Buna rağmen arzu ve istekle oynayan Galatasaray mücadeleyi bırakmadı. İspanyollar’ın genç yıldızı Fernandez’i durdurmakta güçlük çekmemize karşın, oyundan kopmamamın ödülünü maçın içinde kalarak aldık. G.Saray oyun kurucusu Brown’dan biraz daha fazla verim alabiyseydi herşey farklı olabilirdi. Ama başta da söylediğim gibi zaman zaman küçük savunma hataları, zaman zaman basit top kayıpları yaparak avucumuzun içine kadar gelen finali biraz da hakemlerin İspanyollara şirin bakmasıyla yitirdik.

Ancak Galatasaray’ı verdiği mücadele ve Türk basketbolunu burada en iyi şekilde temsil ettiği için kutlamak gerekir. İnanıyorum ki, aynı savaşı morallerini hiç bozmadan bugünkü üçüncülük maçında da vereceklerdir.

Yazının devamı...

İmkansız değil

12 Nisan 2008
OK değil, bundan birkaç yıl öncesine kadar Galatasaray, ligde yaşam savaşı veren basketbol şubesini ayakta tutmak için çeşitli zorluklar içerisinde çabalayan bir kulüptü. Bugün ise gelinen nokta, Avrupa’nın ikinci kupasında son dört takım içerisine girme başarısını göstermek.

İki Türk takımının mücadelesinden galip çıkmayı başaran Galatasaray, bu noktaya eriştiyse bunda Ülker’in verdiği sponsorluk desteğini gözardı etmemek gerek. Ülker’in sponsor olarak desteklediği üç büyük Türk takımı, Avrupa’da son sekizlere kalma başarısını gösterdiyse bu, basketbola yapılan yatırımın ne denli doğru olduğunun açık bir kanıtıdır.

Beşiktaş’a oranla daha mütevazı bir kadroya sahip olan Galatasaray, takım olma ve kazanmayı isteme özelliklerini rakibinden daha iyi bir şekilde sahaya yansıtmanın ödülünü alarak yarı finale ulaştı. "Galatasaray, çok mu iyi oynadı?" derseniz. Bu soruya cevabımız "hayır" olacaktır. Her iki takımın da çok fazla hata yaptığı bu maçta, belki de son şans topunu daha iyi kullanan sarı kırmızılı ekip, hedefine ulaşmış gözüküyor.

G.Saray topun değerini bilmeli

Şimdi yarı finalde İspanyol Joventut Badalona ile karşılaşacaklar. İspanyol ekibi genç oyunculardan kurulu ama son derece hızlı ve iyi basketbol oynayan bir takım. Özellikle genç oyun kurucuları Rubio geleceğin büyük yıldızı olmaya aday. Takım olarak çok iyi mücadele veriyor. Galatasaray eğer finali istiyorsa, en az rakibi kadar mücadele etmeli ve hücumda mutlaka daha hareketli olmalı.

Beşiktaş maçının son çeyreğindeki gibi skorsuz kalırlarsa işleri gerçekten çok zor olur.

İspanyol ekolünden gelen rakip, yapılan çok sayıdaki top kayıbı hatasının cezasını hemen keser. Tüm bu faktörlerin ışığında Galatasaray’ın daha sakin, daha dengeli ve her topun değerini bilerek oynaması şart.

Rakip gerçekten güçlü ve zorlu. Ancak, yenilmez bir takım değiller. Yeter ki, Galatasaray inanç ve istekle mücadele etsin. Sporda imkansız diye bir şey yoktur. İnanmak, başarmanın yarısıdır. Rakipten korkmadan, isminden çekinmeden verilecek mücadele, Galatasaray’ın şansını artırır.
Yazının devamı...

İnanç ve hatalar

11 Nisan 2008
Türk basketbolunun gurur gecesinde ULEB Cup’ın çeyrek finalinde iki ezeli rakibin randevusu öncesinde, hemen herkesin favorisi Beşiktaş’tı. Ancak Beşiktaşlı basketbolcular, tüm maçı öylesine inançsız ve öylesine vurdumduymaz bir havada oynadılar ki, şaşırmamak elde değil. Buna karşın daha mütevazı kadrolu, sakatlıklarla boğuşan Galatasaray, arzulu ve istekli olmanın ödülünü belki Cüneyt’in bitime 7 saniye kala attığı üçlükle aldı.

Maç öncesi, Ergin Ataman tempolu oynamak düşüncesindeydi. Hatta, içeriye önlem alıp Galatasaray’ın dış atışlarını riske edeceğini söylüyordu. Buna karşın Murat Özyer, tempoyu düşük tutup, Shumpert’ı iyi kontrol etmeyi planlıyor ve maçın kaderini oyun kurucularının vereceği performansın belirleyeceğini söylüyordu. Zaman zaman iki teknik adamın da planları hiç işlemedi. Beklenmedik hatalar yapıldı ve bu hatalar da maçın sonucunu belirledi. İki takımın da baskı altında olması kötü bir oyunun ortaya çıkmasına neden oldu.

Bitiren üçlük

İlk yarıda Beşiktaş, amaçsız isteksiz bir oyun sergilerken, Galatasaray, Hite’ın etkili oyunuyla maçın kontrolünü elinde tuttu. Çember altını kapatmayı düşünen Beşiktaş, bu bölgede ne hücumda ne de savunmada etkiliydi. Daha sert savunma yapan Galatasaray, maçı alacağının işaretlerini veriyordu sanki. Oysa daha kapasiteli olan Beşiktaş, isabetsiz atışlarda ısrar ederken, top kaybı üstüne top kaybı yapıyordu.

İkinci yarıda siyah beyazlı savunma sertleşince, bu kez hücumda tıkanma sırası Galatasaray’a geldi. Özyer’in planına göre maçın kaderini belirleyecek olan oyun kurucularının dengesiz oluşları Galatasaray’ın tüm düzenini alt-üst ederken, Shumpert ve Drobnjak’ın gayretleriyle fark da kapandı. Ve Beşiktaş ilk kez bitime 42 saniye kala öne de geçti. Ama dedik ya, hatalar bir yerde maçın sonucunu belirleyecek. 2 sayı önde iken faul yapmayı beceremeyen Beşiktaş, o ana dek 0/7 atan Cüneyt’in 8’nci üçlüğüne teslim oldu. Bu bir anlamda, maçı daha fazla hak edenin basketbol ilahları tarafından ödüllendirilmesiydi.
Yazının devamı...

Sponsorluk ve zafer

21 Mart 2008
Hatta daha da ileriye gidip basketbolumuz için umutsuzluğa kapıldığımı da belirtmiştim. Ama basketbolumuz beni utandırdı.

Özellikle bu sezon ligin artan kalitesi ve bunun uzantısı olarak Avrupa kupalarında gelen başarılar her türlü övgüyü hak etti.

Öncelikle sezon başından bu yana büyük eleştiriler alan Fenerbahçe ile başlamak istiyorum. Çok genç ve yetenekli oyuncular alan, geleceğin takımını kuran Fenerbahçe’den kimse böyle bir başarı beklemiyordu.

Çok eleştirilen Tanjeviç her geçen hafta deneyimini konuşturdu, Fenerbahçe Ülker, Euroleague gibi son derece zor bir organizasyonda son 8 içine girmeyi başardı. 35 milyon dolarla Avrupa’nın en büyük bütçelerinden birine sahip olan Panathinaikos’un bu kupanın dışında kaldığını düşünürsek, sarı lacivertli ekibin ne denli büyük bir iş başardığını anlarız.

Ülker’in verdiği katkı

İnançla bu takımın arkasında duran yönetim, yaşanan onca sakatlık ve sorunlara karşı moralini bozmayan teknik kadro, önemli bir yıldızını kaybetmesine rağmen dirençle savaştı, kulüp tarihinde bir ilki başardı. Adını Türk basketboluna altın harflerle yazdırdı. Bu başarıda emeği geçenlere teşekkür hepimizin borcu olduğunu düşünüyorum...

Aynı şekilde Galatasaray ve Beşiktaş, ULEB Cup’ta son 8’e kalarak Türk basketboluna önemli başarılar armağan etti. Sporumuzun bu 3 lokomotifinin basketbolda yıllarca hüküm süren devlerin yerini alması ve Avrupa’ya damgalarını vurması, bir anlamda devlerimizin şahlanışı olarak değerlendirilebilir.

Sporumuzun 3 devine sponsorluk yaparak büyük destek veren Ülker’in bu zaferlerdeki katkısını unutmamak gerekir. Ülker örnek bir sponsorluk modeli çizerek bir anlamda potada yıllardır ekonomik sıkıntılar çeken kulüplerimizi yeniden ayağa kaldırmayı başardı. Bu da spordaki sponsorluğun nedenli önemli olduğunu sanırım herkese kanıtlamıştır.
Yazının devamı...

Efes'e yazık oldu

7 Mart 2008

Yorgunluk belirtileri ve son 3 dakikadaki basit top kayıpları Euroleague’de 4. maçta 3. mağlubiyete neden oldu.

CİDDİ bir krizden geçen Efes Pilsen, son şampiyon Panathinaikos’u yenerek bu krize bir son verebilirdi. Ancak iyi mücadeleye, sonuna kadar savaşmaya, kazanmak için her şeyi yapmaya rağmen eksik kadronun getirdiği yorgunluk oyunun son bölümünde kendisini fazlasıyla gösterince temsilcimiz çok iyi mücadele ettiği maçı 74-65 kaybetti. Efes’in bu maçtaki tek tesellisi; İstanbul’da 10 sayıyla yendiği rakibine daha az bir farkla yenilmesi olmuştur.

Taktik savaşıHücum gücü eksikliğini çok iyi bilen  David Blatt, yıldızlar topluluğu Panathinaikos karşısında çok akıllı bir oyun stratejisi çizmişti. Tempoyu düşürüp, iyi savunma yapmayı amaçlayan Blatt’in öğrencileri ilk çeyrekte tüm planı eksiksiz uygulayınca bir anda 16-6 öne geçip, ilk bölümü de 20-15 önde bitirdi.

Genlerindeki savunmacılığı hatırlayan Efesli basketbolcular ikinci çeyreğe kötü başladı. İki dakikada rakibe yakalanmalarına karşın düzenlerini bozmadılar. Ribaundlarda savaşıp, akıllı savunma düzenlerini sahaya yansıtan Efes Pilsen’de Hutson, Penn ve Gregory de skora katkı yapınca ilk yarıyı 38-31 önde bitirdik. Üçüncü periyot tam bir taktik savaşıydı. Efes, etkili savunma yapıyor, tempoyu düşürüyor, ev sahibi Panathinaikos ise, agresifliğini arttırarak takımımızı hataya zorlamaya çalışıyor. Kısıtlı kadroyla oynayan Efes, gerilimin getirdiği basit hatalar sonucu basit top kayıpları yapınca fark bir ara 6 sayıya kadar çıktı ama sonra toparlanıp, üçüncü periyodu 54-52 geride kapadı. Son çeyrekte Panathinaikos kazanmak için tüm kozlarını sahaya sürüp, çember altını daha iyi kullanırken tribünlerden gelen coşkulu yardımla, bu ana kadar bulamadığı üçlükleri de peş peşe göndermeye başladı. Ancak Efes Pilsen’in teslim olmaya pek niyeti yoktu. Son 3 dakikaya kadar da iyi savaştılar. Fakat fiziksel yorgunluk baş gösterip, Penn’in de 5 faulle oyun dışı kalması hücum düzeninin bozulmasına neden oldu.

Olası eşitlikte Efes öndeDeneyimli ve geniş kadroya sahip Panathinakos da bundan yararlanıp, maçı 74-65 kazandı. Ancak bu skor olası bir puan eşitliği halinde Efes için avantaj. Yeter ki, Efes dün 35 dakika yaptığı başarılı savunmayı bundan sonraki karşılaşmalarda tekrarlasın ve mücadeleyi hiç bırakmasın. Bu kısıtlı kadroyla işleri zor. Ama büyük takımlar krizli günlerin üstesinden gelerek büyük olurlar. Efes’in geleneğinde de bu fazlasıyla var. Grubun diğer maçında Partizan, Montepaschi di Siena’yı 78-75 yendi.

Yazının devamı...

Kafalar değişmeli

13 Eylül 2007
Tamam, amaçsız kalmak kötü bir şey ama böylesine inançsız, hırssız mücadele etmeye ne demeli? Dün iki takım da formalite maçı oynadı. Fransızların hırsına ve isteğine bakın, bizim ikinci yarımızdaki halimizi kıyaslayın. İşte, neden bu hallere düştüğümüzün cevabını buluruz.

Hiçbir önem taşımayan Fransa maçında ilk yarıda Kaya’nın gayretiyle hem savunma yaptık hem de hücumda biraz daha arzulu gözüktük. Ama ikinci yarıda işler yine eskisine döndü. Basketbol fişini gene çekip, hücum etmeyi unuttuk. Amaçsızca oynadık, turnuvayı da anlamsız bir yenilgiyle noktaladık.

Yürekli oyuncular gerekli

Artık değişim zamanı gelmiştir. Öncelikle yüreğini ve kalbini ortaya koyacak oyuncular buraya gelmeli. İki NBA yıldızımız bize fazla. Hele kafası burada olmayan Mehmet Okur, bence artık sadece NBA kariyerini düşünmeli. Bu Milli Takım, bir yerlere gitmek istiyorsa başarıya aç, genç ve yürekli oyunculara kapılarını açıp, her şeye yeniden başlamalı. Eğer kafalar değişmezse İspanya’da yaşadığımız bu görüntüleri daha sıkça yaşarız. Ama ben artık bunları yazmak istemiyorum...
Yazının devamı...