"Esat Yılmaer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Esat Yılmaer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Esat Yılmaer

Vay ata sporum

20 Ağustos 2008
Dün mindere çıkan iki güreşçimizden biri olan Tevfik Odabaşı için, bu sporu yakından izleyenler tecrübeli ve madalyaya yakın yorumunu yapıyorlardı. Makedon rakibi karşısında ilk periyodu görünce bu yoruma bende inandım. Ancak, ilk periyodu 7-0 önde bitiren Odabaşı, ondan sonra anlaşılmaz bir şekilde durdu. Sıradan rakibine oyun bile yapamayarak diğer iki periyodu kaybedip ilk turda olimpiyata veda etti.

Belli ki o da, hazırlanmamış. Fizik olarak güçsüz. Son iki periyotta yerden kalkamaması bu fizik güçsüzlüğünün ve çalışmamanın en açık göstergesi. Diğer güreşçimiz Sezar Akgül’ü, buraya niye getirdiler bilmiyorum. Japon rakibi karşısına çıkarken korkudan suratı bembeyazdı. Titreye titreye çıktığı minderden ezilerek ayrılması da elbette kaçınılmazdı. Böylesine kafa, yürek ve fizik olarak hazır olmayan güreşçilerle buraya gelmek kimin kararı bilemiyorum ama bu kararı alanlar Ata Sporu adına hesap vermek zorundadırlar.

Kızlar sevindirdi

Söz güreşten açılmışken FILA’nın kurallar ile oynaya oynaya güreşi iyice sıkıcı hale getirdiğini söyleyelim. Örnek olarak bir güreşçi, ilk periyotta süper oyunlar yapıp rakibine pas yapıyor. Daha sonra güreşmeyi değil savunmayı seçen rakibi, ikinci periyodu puansız berabere bitirip, bir de kurayı kazanırsa durumu eşitliyor. Aynı durum, son periyot içinde geçerli. Bu hiç adil bir durum değil.

Öncelikle maçın sonucu sahada belirlenmeli. Daha farklı kazanılan bir periyodun bir değeri olmalı. En önemlisi de kura, maç sonucunu belirlememeli. Sanırım, FILA bu kuralları son bir kez daha gözden geçirmeli. Yoksa güreş artık iyice çekilmez bir hal alır.

Dün sabah minderde yaşadığımız bu sıkıntılardan sonra akşam, atletizmde keyfimiz biraz olsun yerine geldi. 5000 metre elemelerinde piste çıkan iki sporcumuz Alemitu Bekele ile Elvan Abeylegesse serilerinde kendilerini fazlaca sıkmadan kontrollü koşarak finale kalmayı başardılar. Olimpiyat Tarihi’nde ilk kez bir finali iki atlet ile birlikte koşacağız. Haydi kızlar... Bari yüzümüzü sizler güldürün...
Yazının devamı...

Profesyonel olmadıkça

19 Ağustos 2008
Bunun için yetenek ve çok çalışmak en önemli faktör. Ama bu faktörlere ulaşmak için önce şampiyonluğa her açıdan hazırlanmak gerekir. Bunların başında da kendine olan güven gelir. Buradaki süper şampiyonlara baktığımızda başta Michael Phelps ve Usain Bolt olmak üzere kendilerine ne kadar güvendiklerini hemen görüyoruz. Örneğin Phelps buraya geldiği ilk gün 8 altın madalyayı hedeflediğini söylediğinde gözlerinden inanç fışkırıyordu. Ve oldukça uzun bir haftayı emin adımlarla bir bir geçerek hedefine ulaşıp ismini olimpiyat tarihine altın harflerle yazdırdı.

100 metrede adate uçar gibi koşup muhteşem bir dünya rekoruna imza atan Jamaikalı Usaim Bolt da kendine olan özgüvenini bütün yarışlarda sergiledi. Ellerini kollarını açarak rekora koşan Bolt, dün 200 metre serisinde de yine benzer bir tablo çizdi.

Serisini 20.29 ile birinci bitiren bu süper atlet, son metrelerde arayı açtıktan sonra yine yavaşlayıp herkese ’Asıl dereceyi finalde bekleyin’ mesajını gönderecek kadar özgüven içindeydi. Bolt, 200 metrede Michael Johnson’un 1996’da Atlanta’da kırdığı 19.32’lik rekorunu tarihe gömerse buna kimse şaşırmasın.

Arkalarında ordu var

Bu sporcular bu noktaya gelirken, elbette tek başlarına değiller. Arkalarında onları hazırlayan ve bir sistem içinde çalışan dev gibi bir ordu var. Örneğin Jamaika’da sprinterler, çıkış, patlama ve finiş için ayrı ayrı uzmanlar tarafından eğitiliyor. Ayrıca konsantrasyon ve davranışlarını yönlendirecek çeşitli uzmanlarda mevcut. Onlar, işleyen bir sistem içinde şampiyon olarak yetiştiriliyorlar.

Phelps için de durum farklı değil. Bir antrenörü var. Ama onun arkasında onlarca kişi Phelps’in bu noktaya gelmesi için çalışıyor. Beslenme uzmanından psikolojik danışmanına kadar. Burada herkesin gözdesi olan Amerika Basketbol Takımı’nın sadece basın işlerini organize etmek için değerli dostum Craig Milller yönetiminde 35 kişinin görev aldığın söylersem organizasyonun büyüklüğünü herhalde anlarsınız. Aynı rakam üç aşağı beş yukarı ABD’li yüzücüler için de geçerli.

Kısacası bu süper starlar bu noktaya hepsi profesyonel yüzlerce kişinin bir düzen, bir sistem içinde planlı ve programlı çalışmalarıyla geliyor.

Bizde ise durum hayli farklı. Sporda profesyonel yönetimi gerçekleştiremedikçe ve sporcu değil şampiyon çıkartacak sistemleri oluşturmadıkça daha yıllarca bu şampiyonları kıskançlıkla alkışlamaya davam ederiz.

Burada atletizimde her gün bir dünya dekoru izliyoruz. Dün de santim santim rekorlara imza atan Rus Yelena Isimbayeva bizlere muhteşem bir gösteri sundu. 4.95 ile olimpiyat rekoru kırdıktan sonra 5.05 ile yeni dünya rekorunu kıran Rus sırıkçı bana Bubka’nın 5 metrelik rekoru kırıldıktan sonra atılan ’5 çayını havada içti’ başlığını hatırlattı.
Yazının devamı...

Usain Bolt gerçeği

18 Ağustos 2008
BEİJİNG’de bütün dünya iki olimpik kahramanı konuşuyor. Bunların birincisi elbette dün havuzdan 8. altınını çıkartan Amerikalı Michael Phelps. Gündemdeki diğer isim ise 9.69 gibi muhteşem bir dereceyle dünya rekoruna imza atıp ’Dünyanın en hızlı adamı’ olan Jamaikalı Usain Bolt.

Sadece 2.5 milyon nüfusa sahip bu Karayipler ülkesinin temsilcisinin gösterdiği başarı bütün ülke halkını sevince boğmuş. Dün AIPS Başkanı Gianni Merlo ile birlikte Jamaikalıların zafer kutlama davetine gittik. Burada Jamaika Spor Bakanı bayan Olivia Grange ve Jamaika Turizm Bakanı Edmund Bartlett ile uzun uzun sohbet etme şansına sahip oldum.

Her iki bakan da Bolt’un elde ettiği başarılardan duyduğu memnuniyeti dile getirirken, bu büyük şampiyonun Jamaika’nın en büyük devlet nişanıyla ödüllendirileceğini ve bunun bir Jamaikalı için para ödülünden çok daha önemli olduğunu ısrarla vurguladı.

Kumda sprint yarışları

’Jamaika olarak biz sprinter fabrikasıyız’ diye söze giren Bartlett, "Sprinterlerimizin burada yaptığı iş gerçekten ülkemiz için çok önemli. Bu muhteşem zaferden sonra bütün dünyanın gözünün Jamaika’ya çevrildiğini biliyoruz. Bu yüzden hedefimiz spor ve turizm arasında bir çatı kurmak. Bolt’u ve diğer sprinterlerimizi de ülkemizin turizm elçileri olarak kullanacağız. Jamaika tüm gelirini turizmden elde eden bir ülke. Bu bulunmaz fırsat bizler için çok önemli.

Ayrıca sprinterlerimizin bu hale gelmesinde çok önemli olan faktör de Jamaika’da sıkça düzenlediğimiz plaj (kumda) sprint yarışmaları. 2009 Kasım ayında 1. Dünya Plaj Sprint Şampiyonası’nı düzenleyeceğiz. Bütün dünyayı bu yarışa bekliyoruz" dedi.

Daha sonra bakan Grange’ye Jamaikalı atletlerin başarılarının sırrını sorduk. ’Genetik ve iyi planlanmış bir eğitim’ diye söze giren bayan bakan, Bolt’un ve Powell’ın geçtiği bu yolu şöyle anlattı:

Yarısını tamamladım

"Jamaika’da 3 yaşına gelmiş çocukları ana okullarında sporla tanıştırmaya başlarız. Spor disiplini almaları için haftada 3 gün zorunlu olarak çeşitli top oyunları oynarlar. 5 yaşına kadar süren bu eğitimden sonra 5 ila 11 yaş arasında yeteneklerine göre testleri yapılır ve fizik yetiştirme çalışmalarına başlanır.

Bu süreç içinde eğitimleri sürer hem de önemli antrenörler nezaretinde fizikleri güçlendirilir. 10 yaşından itibaren de okullararası yarışmalara katılarak yarışmacı kimlikleri geliştirilir. Bunun için bu sistemi ülkenin şampiyonları ve en önemli teknik adamlarının öğrettiklerini söylemeliyiz.

Genlerimizde olan sprint özelliğimizin de başarımızda payı büyük."

Her iki bakan dünya rekorundan sonra Bolt’u kutlamaya gittiklerinde şampiyonun, kendilerine ’Daha burada görevimin yarısını tamamladım. Size söz, 200’de de aynı başarıyı benden bekleyiniz’ dediğini vurguladı

Bayanlar 100 metre finalinde ilk 3’ü elde eden Jamaika sprinter fabrikası olduğunu yine gösterdi... İşte minik bir ülkenin şampiyonları nasıl yetiştirdiğinin ana hatları... Darısı bizim başımıza.
Yazının devamı...

En büyük Bolt

17 Ağustos 2008
Bu büyük yarış öncesinde herkes mücadelenin 2 Jamaikalı Usain Bolt ve Asafa Powell ve Amerikalı Tyson Gay arasında geçeceğini tahmin ediyordu. Ama bu tahminler daha final öncesinde alt üst oldu. Uzun bir sakatlıktan gelen Tyson Gay her ne kadar bunu mazeret olarak göstermese de, yarı finalde 10.05 ile serisinde beşinci olup elenince, meydan Bolt’a kaldı.

Aslında Bolt burada rekor kıracağının işaretini daha ilk seriden itibaren vermeye başlamıştı. Kendini zorlamadan koştuğu ilk seriyi çok rahat kazanırken, güle oynaya koştuğu ikinci turda 9.92 gibi inanılmaz bir derece yaptı. Sağına soluna baka baka finiş noktasını geçen Bolt aynı şeyleri yarı finalde sanki uzun mesafe yarışını bitirir gibi 9.85 ile tamamlarken, rekor için kendisini daha da güçlendirmişti.

Finalde vatandaşı Asafa Powell ile çekişmesi beklenen Usain Bolt gene inanılmaz yarıştı. Enfes çıkışının ardından 30 metreden sonra patlayan gücüyle bu kez yine güle oynaya rekora koştu. Öylesine rahattı ki, yarışın son metrelerinde temposunu düşürüp ellerini kollarını açarak altın madalyasını ve rekorunu kutlamaya başlamıştı bile.

9.50’lerde koşar

Favorilerini en favorisinin kazandığı 100 metrenin diğer sürpriz yanı da gümüş ve bronz madalyalarının sürpriz isimler tarafından paylaşılmasıydı. Trinidad-Tobago’dan Richard Thompson, 9.89 ile gümüşe uzanırken, Amerikalı Walter Dixk 9.91 ile bronzun sahibi oldu. Diğer favori Asafa Powel ise ancak beşincilikle yetinebildi.

Dün Beijing Olimpiyat Stadı’nda tarihi bir olaya tanıklık etmenin gururunu ve mutluluğunu yaşarken, Bolt’un bu formu ve süratiyle rekoru daha ileri taşıyacağından hiç kuşkum yok. Son 4 yarışında derecesini adım adım geliştiren bu Jamaikalı hiç tartışmasız dünyanın en güçlü ve hızlı atleti. Ona rakip gösterilenlerin hiçbirinin şu andaki durumlarıyla 21 yaşındaki Bolt’u geçmeleri mümkün değil. İnsan doğasının sınırlarını 9.7 saniyenin altına inen ilk atlet olan Bolt’un burada bizlere 200 metrede de benzer bir şov sunacağına inanıyorum. Şovu seven bir yapıya sahip olduğu her halinden belli olan bu Jamaikalı zaferini kutlarken, yaptığı okçu hareketiyle de bana Güiza’yı hatırlattı. Galiba bu okçu selamı tüm dünyanın spor alanlarında yeni bir moda olarak sıkça izleneceğe benzer.

Dün sabah havuzda Phelps’in 7. altınını alıp Mark Spitz’in rekorunu egale etmesini izlemenin keyfinin ardından Beijig’te böylesine muhteşem bir dünya dekorunu seyretmek doğrusu bir spor severin yaşayacağı en keyifli gündü. Beijing’in muhteşem tesislerinin sporcuları rekora ittiğini daha önce söylemiştik. Ancak önceki gün bulutları tohumlayıp atletizm başlamadan önce yağmuru indirip havanın nemini düzelten Çinlilerin de atletizmdeki bu rekorların kırılmasında biraz payı var gibi geliyor.
Yazının devamı...

Yerimizde sayıp onları izliyoruz

16 Ağustos 2008
Bundan sonra, kısır çekişmeleri bir kenera bırakıp dün başlayan Atletizm ile birlikte burada spor adına yapılan enfes olaylardan söz etmek istiyorum. Öncelikle Çin’in, 41 milyar dolar harcayarak yaptığı mükemmel tesislerin hakkını vermek gerek. Oyunların organize edildiği tesislerin hiçbirine de en ufak bir kusur bulmak imkansız. Çevreye saygılı, doğayı seven bir mimari düzenle inşa edilen tesislere ve Olimpiyat Köyü’ne, Amerikalı çevreciler çoktan altın madalyayı verdiler bile... Böylesine mükemmel tesislerde tabii ki, süper dereceler ve süper şampiyonlar çıkıyor. Tesisler sporcuları adeta başarıya ve rekora itiyor.

Suda uçuyor sanki

Beijing’e damgasını vuran sporcuların başında dün 6. altın madalyasını alan Amerikalı süperstar Michael Phelps geliyor. Bu adamı havuzda izlerken, sanki parmak aralarında perde var diye düşünüyorsunuz. Suda, uçar gibi yüzen ve bütün rekorları alt üst eden Phelps hiç tartışmasız dünyanın son yıllarda gördüğü en büyük sporcu... Rekorlarla dalga geçen ve madalyaları tek tek toplayan Phelps, bir o kadar da mütevazi. Duygularını soran gazetecilere, "Arkadaşlarım attıkları mesajlarda bana, her gün senin o çirkin yüzünü televizyonda görmekten bıktık diye yazıyorlar" diyebilecek kadar da kendiyle dalga geçen ilginç bir kişilik.

Sadece Phelps değil, yüzmede adından söz ettiren. Üçüncü altınına ulaşan Avustralyalı Stephanie Rice’de bir başka su perisi...

İki insan tek kişi gibi

Yüzmedeki bu muhteşem gelişmenin altında balık sırtı formülü ile üretilen yeni mayoların rolünün büyük olduğu ifade ediliyor. Hatta, bu teknolojiye henüz sahip olmayan Nike’ın bu süper teknolojiyi kullanan rakipleri Adidas ve Speedo’nun mayolarından anlaşmalı sporcularına kullandırma izni vermesi bile Olimpiyat ruhunun spor pazarındaki rekabeti nasıl alt ettiğinin ilginç bir göstergesi. Sadece yüzmede yaşanmıyor bu güzellikler. Senkronize kule ve tramplen atlama dalında iki insanın tek kişi gibi hareket edişi herkesi büyülüyor. Çinliler, hem erkeklerde hem kadınlarda bu branşta da bütün altınları toplayarak damgalarını vurdular bile...

Ev sahibi ülkenin tartışmasız üstün olduğu bir başka branş ise jimnastik. Erkekler ve kadınlar takım yarışmalarında altın madalyalara ambargo koyan Çinli sporcuları izledikçe, bunların başka bir gezegenden geldiklerine dahi inanmaya başlıyorsunuz. İnsan vücudunun bu kadar zorlanıp, estetik açıdan mükemmel bir tablo çizmesini şaşkınlıkla izliyorsunuz. Sınırları zorlayıp ortaya çıkardıkları enfes görüntüler uzun yıllar belleklerimizden silinmeyecek gibi...

4.5 saatlik heyecan

Takım sporlarında da inanılmaz mücadeleler izliyoruz. Bayanlar voleybolda Küba ile Çin’in, dört buçuk saatlik mücadeleleri gerçekten bir heyecan kasırgasıydı. Basketbolda son yılların en üst düzey mücadelesi sergileniyor. Dün izlediğim Litvanya-Rusya maçı gerçekten kıran kırana bir kapışmaydı. Amerika , Yunanistan’ı yenip son Dünya Şampiyonası’nın rövanşını alırken gerçek anlamda bir şov yaptı. Beach Volley’de bir birinden güzel kapışmalar var. Kısacası, Dünya sporda dolu dizgin başarıya ve zafere koşarken biz, yerimizde sayarak hayretle ve gıptayla onları izliyoruz. Bu da gerçekten içimizi burkuyor.

Yazının devamı...

Buraya hazır gelmedik

15 Ağustos 2008
Madalya beklediğimiz dallardaki tel tel dökülmeler nasıl açıklanabilir? Ama görünen o ki biz ne kafa, ne de fizik olarak bu büyük organizasyona hazır gelmemişiz.

Özellikle, maçlar ilerledikçe bu atletik eksiklik faktörü iyice belirginleşiyor. En açık örnek Nazmi Avluca’nın altın yolunda Macar rakibiyle yaptığı mücadelede gözüktü. İlk iki maçını rahat alan Avluca, en kritik maçında rakibini kaldırıp atamayınca kendi oyunuyla puan verip altın madalyadan uzaklaştı.

Bir başka umudumuz Mehmet Özal rakibinin kendisini iterek minder dışına atıp puan kaybettiği pozisyondan sonra hakemlere, "Beni itiyor" diye itiraz ediyor. Peki kardeşim senin rakibini itecek gücün yok mu? Sen niye itmiyorsun?

Burada bir başka hoş olmayan tablo da sporcularımızın sürekli sakatlık bahanelerinin arkasına sığınıp hemen her hatadan sonra kollarını, bacaklarını tutarak sakatlık şovu yapmaları.

Önümüzdeki 4 yılı iyi değerlendirelim

28 branşta Olimpiyat Oyunları’nda bütün dünyanın şov yaptığı önemli dallarda zaten yokuz. Cimnastiği dışarıdan seyrediyoruz. Yüzmede sözüm ona varız ama sporcularımızın bizlerden farkı yok. Tek farkları, rakiplerini yüzerek izlemeleri.

Takım sporlarında zaten olimpiyat vizesi alamamışız. İddialı olarak geldiğimiz güreş, halter ve boks gibi dallarda da madalya beklediğimiz sporcular ya sıfır çekiyor, ya da güçsüzlüklerinden dolayı mindere ve ringe yapışıp kalıyor. Hal böyle olunca da tüm kafilenin moralsizliği üst noktaya çıkıp, olumsuz etkilenmeler fazlasıyla yaşanıyor.

Kafilemizin kampta sinir ve stres içinde olduğu haberleri her dakika kulağımıza yansıyor. Zaten müsabaka sırasında da bunu açıkça görmek mümkün. Ne diyelim, belki spor tarihimizin en kötü olimpiyatını yaşıyoruz. Belki, Nazmi’nin madalyası bir kıpırdanma getirir. Ama bu tablo içinde benim fazlaca ümidim yok. Her ne kadar, "İyi hazırlanıp geldik" denilse de gördüklerimiz durumun hiç öyle olmadığını kanıtlıyor.

Emeklilik yaşı gelmiş, kontenjan sporcularıyla değil, gerçekten iyi mücadele edebilecek, kaybetse bile bunun sporda varolduğunu bilerek yenilgiyi doğal karşılayabilen, mücadele edecek sporcularla uluslararası turnuvalara katılmak gerekiyor. Kontenjan sporcularıyla bir yerlere varamayız.

Güçlenmeden, beyin olarak buraya hazırlanmadan olacağı da buydu. Ne diyelim, burası bitti bari önümüzdeki 4 yılı iyi değerlendirelim. Bunun için de bugünden tezi yok önce bilimi yanımıza alıp daha güçlü, daha atletik, daha sportmen isimler yetiştirmenin yollarını bulmaya bakalım. Aksi taktirde bu karanlık tabloyu daha çok yaşarız.
Yazının devamı...

Türk sporu iflas etti

14 Ağustos 2008
En büyük sıkıntımız ise madalya beklediğimiz isimlerin kürsünün uzağında kalması değil, yarışamamaları. Halterde geçen olimpiyatın şampiyonları Nurcan Taylan ve Taner Sağır ’0’ çekip bizlere ve 70 milyona hayal kırıklığı yaşatırken, güreşte sırtımız minderden kalkmıyor.

Boksta kelimenin tam anlamıyla rezil oluyoruz. Havuzu söylemeye hiç gerek yok. Diğer sporlarda da zaten ortada yokuz. Peki bu dibe vuruşun nedeni ne?

Öncelikle şunu söyleyelim ki, buraya ne kafa ne fizik ne de organizasyon olarak hazır gelmemişiz. Bu apaçık belli. Federasyonlar olimpiyat planlarını çizerken hedeflerini abartmışlar.

Bilimsellikten uzaktayız


Hemen her branşta bu açıkça görünüyor. Öncelikle Türk sporunun bilimsel çalışmadan uzakta olduğunu hemen vurgulayalım. 28 spor dalının yapıldığı olimpiyat oyunlarında bu sporların ancak yarısıyla temsil edilen Türkiye bugünden tezi yok spordaki politikasını derhal masaya yatırmalı.

Günlük geçici başarılar yerine, kalıcı sağlam temelleri atmanın çareleri aranmalı. Bakın bunun için de çok fazla uzağa gitmeye gerek yok. Burada gerçek bir sportif patlama yapan Çin’in bu noktaya nasıl geldiğini araştırmak yeterli olur sanırım.

Öncelikle sakatlık bahanesinin ardına sığınmayan ve mücadeleye çıktığı vakit varını yoğunu ortaya koyacak yürekli sporcular yetiştirmemiz, sporcusunu tanıyan ve iyi taktik veren antrenörlere de ihtiyacımızın olduğu gerçek. Burada gördük ki kaybeden sakatlığa sığınıyor veya buraya gelmek için sakatlığını gizliyor. Federasyonların tüm bunlara karşı denetim mekanizmasını en iyi şekilde işletip hedeflerini gerçekçi olarak belirlemesi gerekiyor. Belli ki buradaki moralsizlik tüm kafileyi olumsuz etkilemiş. Herkes bir sinir ve stres içinde. Bu da haliyle sportif başarıları etkiliyor.

Önce kafalar değişmeli

İşin en üzücü yanı da gözümüzde büyütülen şampiyonların Çin’de çökmeleri. Ancak bu yapı içinde bundan daha fazlasını beklemek de mümkün değil. Uluslararası platformda söz sahibi olmak istiyorsak ve bir gün olimpiyat düzenlemeyi amaçlıyorsak değişime önce kafalardan başlamalı. Ve spor kültürünün ne kadar önemli olduğunu herkese anlatmamız gerekiyor. Açıkçası burada Türk sporu iflas etmiştir.
Yazının devamı...

Paralar boşa gitti

13 Ağustos 2008
Bulun birisini alayım

Bu arada rekorların fışkırdığı ve Amerikalı Michael Phelps’in şov yaptığı havuzda halimiz ise kelimenin tam anlamıyla içler acısı. Beşinci olimpiyatına gelen ve bugüne dek hiçbir şey vermeyen Derya Büyükuncu burada kendisinden 20 yaş küçüklerin gerisinde kalırken, büyük umutlarla devşirip, vatandaş yapıp yüzdürdüğümüz diğerlerinin hali de ondan pek farklı değil.

Federasyon başkanına göre üst klas yüzücülerle aramızda 3-4 saniyelik fark var. Ama bu fark içinde de önümüzde en az 40 sporcu yer alıyor. Madem yabancıyı devşirip Türk yapacağız ve binlerce dolar para vereceğiz o zaman iyisini alalım diye bir düşünce geliyor insanın aklına.

İşte bu soruyu dün Gençlik Spor Genel Müdürü Mehmet Atalay’a yönelttim. Söyledikleri hayli ilginçti: "Bu sporcuları biz almadık. Fenerbahçe iç rekabette Galatasaray’ı geride bırakmak için ve gelecekte bunlardan yararlanmak düşüncesiyle onları transfer etti. Hatta Sayın Aziz Yıldırım’dan bize madalya getirecek bir sporcu transfer edin diye ricacı olduğumda, kendisi bu iş için 1 milyon dolar harcamayı göze aldığını belirterek, ’Bulun böyle birisini alayım’ dedi. Biz de böyle birisini bulduk. Kendisine transfer teklif ettik, ama gelmedi" açıklamasını yaptı.

Tarihe geçtiler

Ne diyelim inşallah bu düşünceden vazgeçer de yetersiz yabancılara atacağımız parayı önümüzdeki yıllarda ülkemizin yüzünü güldürecek genç yetenekleri yetiştirmek için harcarız. Şimdiye dek olumsuzluklardan bahsettik. Biraz da burada güzellikler sunan isimlerden bahsedelim.

Mesela 62 kiloda altın kazanan Çinli 25 yaşındaki halterci Zhang Xiangxiang’nun tam 8 yıllık bir mücadele sonucunda bu altına uzandığını söyleyelim. 2000’de bronz kazandıktan sonra 2003-2006 yılları arasında ağır bir sakatlık geçiren bu şampiyon, bu uzun aradan sonra insanüstü bir gayretle toparlanıp, burada altına çok rahat ulaşırken, herkesin gözünü kamaştırdı.

26 yaşındaki Hintli Abhinav Bindra 10 metre havalı tüfek dalında birinci olarak, ülkesine olimpiyat tarihindeki ilk bireysel altını kazandırırken, milyonlarca vatandaşının gururu oldu.

Bir başka ilginç isimse 36 yaşındaki İtalyan eskrimci Valentina Vezzali. Sidney ve Atina’da altın kazanan bu sporcu 2005 yılında anne olduktan sonra yeniden döndüğü filöre branşında üçüncü altın madalyasını alma başarısını gösterip, daha altına doymadığını belirterek gözünü 2012 Olimpiyatları’na diktiğini açıkladı. Çim hokeyinde İngiltere, en son 1952 Helsinki Olimpiyatları’nda yendiği Pakistan’ı 56 yıl sonra 4-2 yenerek sevinçlerin en büyüğünü yaşadı. Biz de boksörümüz Ulaş Memiş’in maçında ringe atılan havluyla daha da yıkıldık.

Hatalar olmasaydı

Buradaki basketbol turnuvası son yılların en ilginç mücadelelerinden birine sahne oluyor. Dün Hırvatlar son Avrupa Şampiyonu Rusya’yı dağıtırken, ev sahibi Çin de son Dünya Şampiyonu İspanya’ya ecel terleri döktürdü. Normal süresi 72-72 biten maçta ev sahibi Çin’in NBA’deki yıldızı Yao Ming’in hataları olmasaydı İspanya’nın uzatmada 85-75 kazanması hayal bile olabilirdi.
Yazının devamı...