"Esat Yılmaer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Esat Yılmaer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Esat Yılmaer

Olimpiyat ve siyaset

12 Ağustos 2008
Spor, siyasetçiler için de bulunmaz bir propaganda malzemesi. Onlar her fırsatta sporu ve sporcuları kullanarak onlara verdikleri destekle sempatilerini artırmaya çalışıyorlar. Pekin Olimpiyatları’nda da siyasetçileri bolca bir şekilde spor dünyası içinde görebiliyoruz. Bu liderlerin başında da elbette ABD Başkanı George W.Bush geliyor.

Başkanlık misyonunu bu yıl sonunda tamamlayacak Bush için Olimpiyat Oyunları kelimenin tam anlamıyla bir sempati toplama merkezi. Dünyanın bu en ünlü liderini Amerikalı sporcuların tüm etkinliklerine destek verirken görmek mümkün. Bir bakıyorsunuz Bush, yüzme havuzunda...

Oradan çıkıp cimnastiğe gidiyor. Daha sonra Bush’u, beach volley’de sporcularla sarmaş dolaş fotoğraf çektirirken görüyorsunuz. Tabii ABD Başkanı, en büyük şovu da Rüya Takımı olarak nitelenen ABD Basketbol Takımı’nın maçlarında yapıyor. Amerika’nın, Çin’i yendiği maça gelen Bush’un, özellikle salonu tıklım tıklım dolduran Çinli sporseverlerden gördüğü ilgi gerçekten şaşırtıcıydı.

Phelps’i motive etmiş

Dün ikinci dünya rekoruna imza atıp, ikinci altın madalyasına kavuşan Amerikalı yüzücü Michael Phelps’in başkanın tribünde kendisini izlemesini, yarış öncesi ve sonrası kendisine yaptığı işaretlerin motivasyonunu artırdığını, rekorlarını kırmasında önemli bir rol oynadığını söylemesi bunun en açık göstergesiydi.

Kısacası, buranın en önemli şovlarından birine imza atan Bush, her gittiği yerde en fazla ilgi çeken isimdi.

Çin halkı da onun burada olmasından son derece memnun. Bush’u Amerika Takımı’nın bir numaralı destekçisi olarak ilan ettiler bile... Ayrıca onun salona giriş-çıkışlarında trafiğin uzun süre kesilmesine de en ufak bir tepki bile vermeden durumu büyük bir hoşgörü ile karşılamaları da son derece ilginç. Hal böyle olunca da Bush, Olimpiyatları bir propaganda malzemesi olarak en iyi şekilde kullanma fırsatından bol bol yararlanıyor.

İşte dünyanın en önemli liderinin spora ve olimpiyatlara bakışını bundan daha başka ne anlatabilir ki...

Havayı değiştiriyorlar

Çin’e geldiğimizden bu yana oldukça nemli ve sıcak giden hava son iki gündür yerini zaman zaman yağan ağır bir yağmura bıraktı. Havanın birden bire böyle değişmesinin altında yatan ilginç bir gerçek var. Burada Çinlilerin oluşturduğu bir havayı değiştirme ve temizleme merkezi var. Bu merkez, yaptığı çalışmalar sonunda birkaç gün süreyle bulutları tohumlayarak yağdıracağı yağmurla atletizm başlayana dek havanın nemini azaltmayı planlıyor. Ve böylece atletlerin yüzde 80’lere varan nemden daha az etkilenmesini amaçlıyor. Kısacası Çin, bu olimpiyatların en iyi şekilde düzenlenmesi için gereken her türlü çabayı gösteriyor. Hatta, bunun için Tanrı’nın işine karışıp havayı bile değiştirmeye çalışıyor.
Yazının devamı...

Yüzmüyor suda koşuyor

11 Ağustos 2008
Bu şölende herkesin bir rolü var. Ancak bazı özel isimlerin üstlendikleri görevler çok farklı. Bu özel isimler yaptıkları sporu kitlelere sevdiren ve bütün dünyayı peşlerinden sürükleyen isimler.

Burada da başta basketbol ve yüzme olmak üzere birçok özel isim sahne alıyor. Amerika’nın 92 Barcelona’dan sonra oluşturduğu en büyük Rüya Takım ve diğer ekiplerde yer alan NBA oyuncuları kuşkusuz basketbolu en fazla ilgi gösteren spor dallarından biri haline getiriyor. Şu ana dek yapılan sporlar içinde bütün dünyanın gözü kulağı yüzmeye çevrildi. Bunda da bir özel ismin payı gerçekten çok fazla.

Yüzme sporu yıllar boyu olimpiyatlarda büyük yıldızlar çıkardı. Mark Spitz, Ian Thorpe, Inge de Bruijn gibi özel sporculara sahip olan yüzmenin buradaki kahramı da hiç kuşkusuz Amerikalı Michael Phelps. Girdiği her yarıştan rekorla çıkan bu sempatik yıldız havuzda yüzmüyor adeta koşuyor.

Havuzda rakipsiz

Pekin’de 8 madalyayı hedefleyen Phelps dün yüzmenin en zor dallarından biri olan 400 karışıkta kendine ait dünya rekorunu daha da geliştirirken rakipsiz olduğunu herkese gösterdi.

Şu ana dek yüzmede elde edilmedik başarı bırakmayan bu özel adamın bu noktaya 5 yaşından beri, haftanın her günü en az 6-7 saat çalışarak geldiğini söylersek, bu başarının ardında nasıl bir emek yattığını görebiliriz.

Phelps’in her büyük yıldız gibi biraz serseri tarafı olduğunu da söyleyelim. 2004 yılında Meriland’da alkollü araç kullanmaktan yakalanıp tutuklanan bu dev şampiyonun olaydan aldığı ders sonrasında kendisini genç sporcuların eğitimine adayıp toplumdan özür dilediğini de belirtelim.

Havuzda muhteşem bir gösteri sunan bu şampiyonu gördükten sonra buraya turist olarak gelen bizimkilerin performanslarına üzülmemek elde değil.

3 tarafı denizlerle çevrili ülkemizde bir türlü final yüzecek sporcu çıkartamıyorsak nerede yanlış yaptığımızı araştırıp, ona göre program geliştirmemiz gerekir diye düşünüyorum. Üstelik burada ülkemizi temsil eden ve rakiplerinin çok çok gerisinde kalan yüzücülerimizin birçoğunun dünya kadar para verip devşirdiğimiz sıradan yabancılar olduğunu söylersek programsızlığımızı ve hatalarımızı daha iyi görürüz.

Köpük yutuyoruz

Eğer ülkenin parasını sıradan yabancılara harcayıp köpük yutacaksak bunu hiç yapmayalım daha iyi. Bunlara harcadığımız parayla belki yetenekli sporcularımızı daha iyi yerlere getirebiliriz.

Söze basketbolla başladık, yüzmeye getirdik. Dün başlayan en iyi turnuvada son Dünya Kupası’nın iki finalisti İspanya ile Yunanistan’ın mücadelesinde son şampiyon İspanya, gerçek bir basketbol şöleni sundu bizlere. Muhteşem bir savunma yapıp Yunanistan’ı ezen İspanyol takımı son Olimpiyat ve Dünya Şampiyonası’nda aradığını bulamayıp Çin’e yeni bir Rüya Takımı ile gelen Amerika’yı yenerse kimse şaşırmasın. Çünkü İspanyollar’ın yaptığı pres ve akıllı alan savunması Amerikan takımının dengesini alt üst edebilir. Arjantin’i devirmeyi başaran Litvanya da buradan sürpriz yapacak başka bir takım olabilir.
Yazının devamı...

Sibel’lere sahip çıkın

10 Ağustos 2008
Çin’e son olimpiyatların şampiyonu olarak gelen 48 kilo haltercimiz Nurcan Taylan sportif kariyerinin belki de en kötü gününü yaşayıp, rekorlara imza atmış bir şampiyona yakışmayacak görüntü çizerken, genç umudumuz Sibel Özkan dişli rakipler arasında dişiyle tırnağıyla kazandığı gümüş madalya hepimize sevinç ve umut oldu. Bu madalya oyunlara iyi bir başlangıç yapıp umutlu olmamızın en değerli armağanı oldu.

Sakatım diyen bir sporcuyu ısrarla buraya getirip yarışmaya çıkartmak ne kadar doğru bilemiyorum. Sonuçta bunun böyle olacağı ta başından belliydi. Yani hem başarılı bir sporcumuzu kurtlar sofrasına attık, hem de bile bile lades dedik.

Neyse bu üzücü olayın üzerinde durmayıp bardağın dolu tarafından bakalım. 20 yaşında pırıl pırıl bir sporcu büyükler kategorisinde katıldığı yarışmada gümüş madalya çıkarabiliyorsa herkesin onu avuçlarının içi kızarıncaya kadar alkışlaması gerekir.

Mükemmel yaptığı koparma serisinden sonra silkmedeki ilk hakkında heyecanına yenilmeyip biraz aceleci davranmasa, Sibel belki de bu kadar zorlu bir mücadeleye girişmeyecekti. Ama inadı ve antrenörlerinin taktiğiyle hepimize gurur getiren madalyaya uzandı.

Akkuş’un dikkatine

Dilerim ki, Türk sporunun geleceğine ışık tutan Sibel gibi sporcularımızdan birkaç tanesini kazanalım. Artık Nurcan’ın başarısızlığını değil, umut saçan Sibel’lerin geleceklerini tartışalım...

Halter Federasyon Başkanı Sayın Hasan Akkuş’a da bir uyarı yapmadan geçemeyeceğim. Madalya kazanan sporcusunun yanında olmak elbette güzel. Şampiyonların katıldığı basın toplantısında tercümanlığa soyunması ve o toplantıyı fırsat bilip madalya kazanan sporcudan daha fazla konuşması hiç de doğru değil. Sayın Akkuş’un Türk basınına söyleyecekleri varsa bunun yeri madalya kazananların yaptığı basın toplantısı değil. Burada sözü şampiyonlara bırakması gerek. Konuşmasını uzattıkça uzatan Akkuş’a Çinli şampiyon Xiexia Chen’nin mimikleriyle protesto etmesi, bu davranışın ne kadar yersiz olduğunun göstergesiydi. Sanırım idarecilerimiz de burada olimpik ruhla düşünmeyi ve davranmayı öğrenecek. Bunu şimdilik acemiliğe bağlayalım geçelim.
Yazının devamı...

İlginç yemekler

8 Ağustos 2008
Artan trafik keşmekeşi, oyunları izlemek için buraya gelen gazeteci sayısının 21 binlere varması ve de oyunlar yaklaştıkça da her geçen gün dozu artırılan güvenlik önlemleri zaman zaman büyük sıkıntılara neden oluyor.

Çinliler, eski rejim alışkanlıklarından olsa gerek bir sorun karşısında çözümü hemen bazı şeyleri yasaklamakta buluyorlar. Örnek olarak her gün kullandığınız yollar bir anda trafiğe hatta yaya geçişine bile kapatılabiliyor.

İletişim kopukluğu

Zaman zaman da ev sahibi ülkelerin yaşadığı iletişim kopukluğu sonucu bazı yanlış bilgilendirmeden kaynaklanan ilginç sorunlar ortaya çıkıyor. İşte buna bir örnek verelim. Dün Uluslararası Olimpiyat Komitesi bugünkü açılış törenini izleyecek gazetecilerin güvenlik çemberini aşabilmeleri için açılış günü bu gazetecilerin akreditasyon kartlarına özel bir çıkartma yapıştırılacağını açıkladı. Ancak bu bilgiyi yanlış değerlendiren polis, basın merkezlerine yapılan arama noktasında tüm gazetecilerin akreditasyon kartlarından bu çıkartmaların olması gerektiği gibi bir emir verince ortaya gerçekten bir kaos çıktı.

Basın merkezine girmek isteyen yüzlerce gazeteci, görevliler tarafından engellenip içeri alınmayınca kavgaya varan tartışmalar çıktı ve basın merkezi önünde uzun kuyruklar oluştu. Bereket versin olaya başta AIPS olmak üzere çeşitli kurumlar müdahale etti de kriz iki saatte çözülebildi.

Söz iletişim kopukluğundan açılmışken, özellikle taksi şoförlerine derdini anlatamayıp kent içinde değişik yönlere gidip, kaybolan çok sayıda yabancının da olduğunu vurgulayalım. Oyunlar için buraya gelen yabancıların bir büyük sıkıntısı da alışamadıkları Çin mutfağı...

Hadi biz gazeteciler basın merkezinin uluslararası mutfağında idare etmeye çalışıyoruz. Ancak Çinlilerin pek meraklı olduğu bizim şişe benzer sokak satıcılarının yaptığı ızgaralar doğrusu birçok insanın midesini kaldırıyor. Şişlere dizilmiş akrepler, hamam böcekleri, kertenkele ve yılanları Çinliler şişlerin üzerinden afiyetle yerken yabancılar çoğu kez bunların fotoğrafını çekmekle yetiniyor. Ancak pek de haksızlık etmeyelim. Son derece kaliteli ve lezzetli yemek yapan uluslararası mutfağa sahip restaurantlar ile dünyanın ünlü fast food yiyecek markalarının da burada fazlasıyla mevcut olduğunu da vurgulayalım.
Yazının devamı...

Doping-toto

7 Ağustos 2008
Hemen hemen tüm gazetecilerin merakla tartıştığı konuların başında bu dev spor organizasyonunda kaç tane doping olayına rastlanacağı geliyor.

Bir anlamda gazeteciler arasından açıkça bir ’Doping-Toto’ oynanıyor. Çağın en büyük sıkıntısı olarak nitelendirilen dopingde, Uluslararası Olimpiyat Komitesi ve onun dopingle savaşma merkezi WADA, ne kadar bu güç artırıcı ve yasal olmayan olayı yakalamaya kararlıysa, bazı sporcular ve birtakım ilaç firmaları da "onları nasıl alt ederiz" düşüncesiyle dolu. Ancak bu kez WADA işi başından çok sıkı tutmaya kararlı. Geçtiğimiz yıldan başlayan ani kontrolleri burada da çok sıkı biçimde sürdürüyorlar. Özellikle bazı sabıkalı sporcular hemen her fırsatta doping kontrolüne alınıyorlar. Kontroller sadece idrar örneği ile sınırlı değil. Kan da kontrol ediliyor. O da yeterli olmazsa çeşitli testlerle yeni kontrolleri yapılıyor.

WADA göz açtırmıyor

Sabıkalı spor dallarının başında halter, atletizm, bisiklet, güreş ilk sıraları alıyor. Ancak WADA yüzme, cimnastik hatta eskrim gibi diğer dalları da yakın takibe almış durumda. Son olarak İtalyan eskrimcilerin bazılarının yüksek dozda yasaklı madde kullandıkları saptanıp oyunlardan çıkartılması buranın en çok konuşulan konularının başında geliyor. Bir ilginç doping hikayesi de Rusların 7 tane önemli orta mesafe koşucusu bayan atletin yasaklı madde kullandıkları gerekçesiyle oyunlara alınmamasıyla patladı.

Dün basın merkezinde Rusya’nın önemli spor gazetelerinden birisi olan Spor Extra’nın ofisinde Rus dostlarla bu konuyu tartıştık. Anlattıkları bir hayli ilginçti. Onlara göre Uluslararası Atletizm Federasyonu geçtiğimiz yıl Paris’te düzenlenen Grand Prix’e katılmadıkları için Rus Federasyonu’nun olimpiyat hazırlıkları gerekçesiyle bu oyunlara katılmasına izin vermediği sporculardan bir intikam alıyor.

Uluslararası Federasyon ve WADA, bu sporcuların doping numunelerini değiştirmekle suçlamış ve daha sonra yeni kontrollerini yaparak oyunlara katılmalarına izin vermemiş. Rus yetkililer 18 atlet üzerinde yapılan bu kontrollerden sonra 7 sporcunun yasaklanmasını bir anlamda yapılan pazarlıklara bağlayıp "Şimdilik cezayı bu kadarla kestiler" yorumunu yapıyor.

Bu yarış daha sürer

Bu arada ilginç dedikodular da ortaya atılmıyor değil. Örneğin; ev sahibi Çin takımının bazı önemli sporcularının askeri tesislerde kaldığı ve WADA yetkililerine, "Burası askeri tesis. Önceden izin almadan buraya giremezsiniz" diyerek içeri sokulmadığı ve Çinli atletlerin böylelikle habersiz kontrollerden kurtarıldığı dedikodusu kulaktan kulağa dolaşıyor. Bir başka iddia da; NBA oyuncularından oluşan Amerika Basketbol Milli Takımı’nın doping kontrolüne alınmayı reddettiği, bunda ısrarcı olunması halinde oyunlara katılmamakla tehdit edip, önemli bir şovun eksik kalacağı yönünde güç kullanması. WADA şimdilik bu iddialar karşısında herhangi bir açıklama getirmedi. Bunlar ne kadar gerçek, şu anda kestirmek güç. Ama bazı sporcuların diğerleri gibi ani kontrollerle karşılaşmadığı da bir gerçek. Bakalım burada ne kadar doping skandalı ile karşılaşacağız. Gün geçtikçe gelişen teknolojiyi kullanarak WADA’yı alt etmeye çalışan sporcular ve onların arkasındaki güçlü sektör mü yoksa bu sorunu olimpiyatlardan kazımaya kararlı WADA mı başarılı olacak? Ancak kanımız o ki, bu yarış daha uzun süreler devam edecek. Ta ki, tüm sporcular başarılı olmak için yasal olmayan yollara sapmamayı öğrenene dek.
Yazının devamı...

Cennetteki yasaklar

6 Ağustos 2008
Elbette bu büyük organizasyonda iyi bir sonuç alıp, ülkesine bir madalya ile dönmek de hemen her sporcunun bir başka düşü. Oyunların başlamasına birkaç gün kala olimpiyat köyünde böyle umut dolu bir hava var.

Köyün bütün sakinleri heyecanlı ama rüyalarını gerçekleştirme düşleriyle dolu bir atmosfer içinde hazırlıklarını sürdürüyor. Dün bütün günümü 10 bin sporcunun oyunlarının sonuna dek yaşayacağı olimpiyat köyünde geçirdim.

Çinliler, sporcular için gerçekten mükemmel bir cennet yaratmış. Yeşillikler içindeki son derece modern binalar ve tesisler tüm sporcuların emrine sunulmuş.

İnsan burayı gördükten sonra "keşke ben de sporcu olsaydım" diyerek iç geçiriyor. Muhteşem ve görkemli yemek salonunda dünyanın tüm sporcularıyla bir arada olup dilediğiniz mutfağın yemeğini seçip bir yandan yemeğini yiyip, bir yandan da yeni dostluklar kurabiliyorsunuz. Veya rakiplerinizle karşılaşıp birbirinize iyi şanslar diliyorsunuz. Zaman zaman da eski dostlar bir araya gelip sohbet edebiliyor. Tıpkı dün benim Yunanistan’ın eski efsane basketbolcusu şimdiki takımının koçu Yannakis ile yaptığım gibi.

Atalay çok umutlu

Yannakis de bu turnuvadan ümit dolu. Aynen birlikte yemek yediğim GSGMüdürü Mehmet Atalay gibi...

Genel müdür, bu kez çok mutlu. İlk hedef Atina’yı geçmek. Geleceğin planlarını yapıyor ama bir yandan da Türk sporundaki jenerasyon değişimini de kabul ediyor. Belki bu deneyimsizlik faktörü bizi olimpiyatlarda en fazla zorlayacak etken gözüküyor.

Bu muhteşem köyde yaşamanın tabii ki belli kuralları da var. Bu kurallar özellikle biz gazeteciler için yasaklarla dolu. Köye girebilmek için 1 gün önceden başvuru yapıp akredite olmanız lazım. Girişte mutlaka kafilenizden birinin size eşlik etmesi gerek. Her istediğiniz yerde fotoğraf çekemezsiniz. Sadece sizin ülkenin sporcularıyla o da kaldıkları bölümle sınırlı olmak üzere görüşebilir ve binaların sınırları içinde fotoğraf çekebilirsiniz.

Çamaşır asmak yasak

Yemek salonuna ve diğer zaman geçirilen bölümlere fotoğraf makinası ve kamerayla yaklaşmak bile yasak. Özellikle sporcuların izin almadan fotoğraflarının çekilmesi ve röportaj talep edilmesi en büyük kural ihlali. Bunlar bizim yasaklarımız. Ancak sporcuların da bazı yasakları var. Köye dışarıdan yiyecek-içecek getirmek yasak. Balkonlarda ve camlara kurutma amaçlı çamaşır asmak yasak. Kapalı alanları bırakın köy içinde açık alanlarda bile sigara içilmesi yasak. Alkollü içecekler de köy sınırları içinde diğer yasaklı madde.

Bağırmak, çağırmak, gürültü yapmak da yasakların en başında geliyor. Ancak tüm bu yasaklara rağmen sporcular alabildiklerine mutlular. Dedim ya Çinliler’in onlar için yarattığı bir cennette umutla mücadeleye başlayacakları günü bekliyorlar. Dilerim başta bizimkiler olmak üzere hepsinin rüyası gerçek olur. Ama bence onlar buraya gelip bu atmosfer içinde yaşayarak rüyalarını çoktan gerçekleştirdiler bile...
Yazının devamı...

Beijing izlenimleri

5 Ağustos 2008
Yüz yıldır en görkemli oyunlarını yapmaya hazırlanan Beijing, daha şimdiden bu zorlu organizasyonun altından başarıyla kalkacağının sinyallerini veriyor.

Öncelikle tüm şehrin her şeyiyle bu dev şölene hazır olduğunu söyleyebiliriz. Büyük bir insan potansiyeline, güçlü bir ekonomiye sahip Çin, çağımızın en modern stadyumlarını ve spor salonlarını inşa etmiş. Özellikle "kuş yuvası" dedikleri Olimpiyat Stadı tam bir mimari harikası. Her şey en ince detayına kadar düşünülmüş ve planlanmış. 90 bin kişilik stada girince sanki kapasitesi daha az gibi geliyor insana. Ama her açıdan mükemmel düzenlenmiş bir spor harikası. Beijing, olimpiyatların en ufak bir aksaklığa meydan vermeden gerçekleşmesi için her türlü ayrıntıya dikkat etmiş. Özellikle de biz basın mensupları için her şey mükemmele yakın ayarlanmış. Yaklaşık 10 bin gazetecinin zamanının büyük bir bölümünü geçireceği basın merkezi şu ana kadar gördüklerimizin en iyisi. Akredite olan tüm gazetecilerin aynı anda çalışabileceği basın merkezinde yok yok. Berberinden, masaj salonuna, cimnastik salonundan çeşit çeşit restaurantına kadar her şey mevcut.

Büyük şölen izleyeceğiz

Çinliler, eski Uluslararası Olimpiyat Komitesi Başkanı Juan Antonio Samaranch’ın dediği gibi, şimdiye kadar yapılmış olimpiyatlar içinde en başarılısını gerçekleştirmeye hazırlanıyorlar. Büyük bir şölene sahne olması beklenen açılış provaları gizlilik içerisinde sürdürülüyor. Belli ki, büyük bir şölen izleyeceğiz. Sportif açıdan da Çin’in hedefi Amerika’yı geride bırakmak. Bunun için uzun süredir yaptıkları hazırlıkların meyvelerini toplamak için bekliyorlar. Beijing halkı da olimpiyatla gurur duyuyor. Çoluğunu çocuğunu kapan Olimpiyat Parkı’na girmeleri yasak olmasına rağmen çevresine koşup tel örgülerin ardından tesisleri görmeye çalışıyor. Olimpiyatın getirdiği yasakları bile dinlemiyorlar. Trafiği rahatlatmak için yapılan tek-çift plaka uygulaması, 10 dakika önce geçtiğimiz yolun bir anda araç ve yaya trafiğine kapatılması kimseyi kızdırıp sinirlendirmiyor. Onlar için varsa yoksa, her şey bu organizasyonun başarıyla gerçekleşmesi. Bütün kent hatta ülke buna kenetlenmiş durumda.

Kirli hava en büyük sorun

Şimdiye kadar hep olumlu şeylerden söz ettik. Ama Pekin’in kirli ve aşırı nemli havası sporcular için gerçekten büyük bir engel. Yürürken bile nefes almakta zorlandığımız bu havada sporucların performanslarının ne olacağı herkes için bir merak konusu. Hatta Uluslararası Olimpiyat Komitesi havanın kirlilik ve nem durumuna göre bazı yarışmaların programının değiştirebileceğini açıkladı. Bir başka güçlük ise iletişim zorluğu. Taksi şoförlerinin neredeyse hiçbirinin İngilizce bilmemesi en büyük sorun. Özellikle de gazeteciler bu durumdan fazlasıyla şikayetçi. Bir taksiye bindiğimizde nereye gideceğinizi anlatmak en önemli sorunların başında. Taksiye bindikten sonra zaman zaman durup özellikle genç insanlardan dil yardımı almak zorunda kalıyorsunuz.

100 bin gönüllü

Son derece yardımsever olan Beijingliler böyle durumlarda hemen 5-6 kişi bir araya gelerek mini toplantılar düzenliyor. Eğer çözüm bulamazlarsa telefonlarına sarılıp sizin sorununuzu gidermek için ellerinden gelen her türlü konukseverliği gösteriyor. 100 bine yakın gönüllünün de bu organizasyon için çalışması oyunlara verilen önemin bir başka göstergesi. Kısacası Çin, bu zorlu organizasyonun altından kalkmak için her türlü zorluğu aşmaya kararlı. İyi niyetleri, çalışkanlıkları ve kararlılıkları da yüzyılın en iyi olimpiyatlarını yapmaya aday olduklarının açık göstergesi.
Yazının devamı...

İnancın zaferi

21 Haziran 2008
Pes etmeyen yapımızla, inatçılığımızla engelleri bir bir aşıp hedefe doğru yaklaşıyoruz. Çek maçından sonra dün de Viyana’da tarih yazan futbolcularımızı yürekten kutlamak gerek. Düşünün, uzatmanın son iki dakikası pis bir gol yiyorsunuz ama inancınızı kaybetmeyip hemen cevabını veriyorsunuz.

Hata yapan ve topu filelerinde gören Rüştü’nün o topu santranın yapılması için gösterdiği çaba bizim kararlılığımızın en açık göstergesiydi. Ne diyordu Terim maç öncesinde: "Sabırla bekleyeceksiniz. 90 dakika olmazsa 120 dakika. O da olmazsa penaltılar." Söylediklerinin hepsi çıktı.

Maç aslında birbirinden çekinen ve hata yapmaktan korkan iki ağır sıklet boksörünün sürekli birbirini tartması ve açık araması şeklinde geçti.

Hepsine helal olsun

Biz, geçmiş maçlara oranla daha iyi oynamamıza rağmen hücumda bir türlü çoğalamamanın sancılarını yaşadık. Bu da bizi bulmamız gereken rolden uzağa itti. Ama verdiğimiz mücadele ve oyunu bırakmama inancımız, sonunda Türkiye’yi zafere taşıdı.

Santrası bile yapılmayan eşitlik golümüzden sonra adamların penaltı atacak hali kalmamıştı. Ve nitekim onlar da bu moral çöküntüsünü fazlasıyla yaşadılar.

Dün inancın zaferini yaşadık. Ve mutlu sona ulaştık. Ne mutlu bizlere, ne mutlu bu zaferi yaşayıp yaşatanlara... Hepsine koskocaman bir helal olsun.

Ne diyorduk? "Biz mucizeleri severiz." Bütün turnuva boyunca yanımızda olan şans, dün de bizimle birlikteydi. Tabii ki, şans inananın ve zafer uğrunda savaşanın yanında olacaktı. O kadar da olsun. Koşturduk, inandık, savaştık, pes etmedik ve bunun da ödülünü aldık.
Yazının devamı...