"Nilüfer Kas" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Nilüfer Kas" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Nilüfer Kas

Özgürlük treni çocuklar için kalktı

14 Eylül 2009
İkinci kez Türkiye yollarını kat edecek olan Hürriyet Treni ile çocuğunuzu buluşturmak için yapmanız gereken tek şey ise şehrinize geldiğinde garı ziyaret etmek...

Geçen yıl 60’ıncı yaşını kutlayan Hürriyet Gazetesi, ınsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin de 60’ıncı yıldönümü olması tesadüfünden yola çıkarak, Devlet Demiryolları işbirliğinde önemli bir sosyal sorumluluk projesi olan “ınsan Hakları Treni”ni hayata geçirdi.

“Hürriyet Hakkımızdır-Tren Özgürlüktür” yolculuğu, bu kez 9 Eylül’de ızmir Basmane Garı’nda başladı. Hürriyet Treni ızmir’den başlamak üzere, Kars’ı, Mardin’i, Tatvan’ı, Muş’u, Diyarbakır’ı, ıskenderun’u, Adana’yı, Kayseri’yi, Eskişehir’i, Denizli’yi, Batman’ı, Manisa’yı, Burdur’u, kısaca içinden ray geçen her yeri ziyaret edecek.

34 şehir merkezi ve 8 ilçeden oluşan 42 durağı ziyaret edecek olan Hürriyet Treni’nin yolculuğu, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda Haydarpaşa’da tamamlanacak.

Tren, özgürlüğü, kardeşliği ve insan haklarını sembolize ediyor. Trenin bu yılki ana teması ise çocuk hakları ve çevre... Yolculuğun amacı, “hak” kavramını insanların gündelik hayatına sokmak ve Birleşmiş Milletler ınsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve Türkiye’nin de imzalamış olduğu uluslararası sözleşmelerden doğan haklar konusunda toplumu bilgilendirmek, çeşitli etkinliklerle bu konuyu gündemde tutmak...

Hürriyet Treni’nde bu yıl da geçen yıl olduğu gibi tren garlarında ve istasyonlarda halkın, yerel yönetimin, sivil toplum kuruluşlarının, akademisyen, yazar, gazeteci ve sanatçıların katılımıyla, müzik, tiyatro, sergi, seminer, sohbet, eğitim çalışmaları gibi birçok etkinlik gerçekleştirilecek.

Ayrıca ziyaret edilen şehirlerin, genel olarak da Türkiye’nin çevre sorunlarına ve çocuk haklarına ağırlık verilecek. 2009’un BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesi’nin 20’nci yıldönümü olması nedeniyle bu yılın temalarından olan çocuk haklarının gündemde tutulması için çeşitli etkinlikler gerçekleştirilecek.

Örneğin geçen yılın da katılımcılarından olan Uluslararası Af Örgütü, çocuklara haklarını anlatan dev bir kutu oyunuyla seslenecek, hak kavramını deneysel bir oyun aracılığıyla ele alacak.

Ayrıca Hürriyet Gazetesi ve Çocuk ıhmal ve ıstismarını Önleme Platformu’nun ortaklaşa hazırladığı “Biraz da Siz Uslu Durun” adlı sergi ve Fişek Enstitüsü’nün “Çalışan Çocuklar Fotoğraf Sergisi” garlarda gezilebilecek.

AYAK İZİNİZİ ÖLÇÜN

Geçen yıl gidilen tren istasyonlarında çocukların ilgi odağı olan Akbank Çocuk Tiyatrosu, bu kez “En Mutlu Kim” oyunu ile çocukları sevindirecek. Coca-Cola ise katılımcıların ekolojik ayak izi büyüklüğünü ve çevrecilik düzeylerini ölçmek gibi etkinlikler gerçekleştirecek.

Coca Cola’nın mutluluk vagonunda ise ziyaretçileri birbirinden sürprizli aktiviteler bekliyor. Zil Zurna müzik ekibi, çocuklarla ritim atölyesi gerçekleştirirken aynı zamanda gidilecek her garı da şenlendirecek.

www.hurriyet.com.tr sitesi de dileyen ziyaretçinin fotoğrafını çekerek birinci sayfada dilediği bir haberle birlikte kullanacak, sayfanın çıkışı ise hatıra olarak ziyaretçiye verilecek. Ziyaretçiler ayrıca Hürriyet Gazetesi’nin birinci sayfasını tasarlayarak bir ilke imza atacaklar. Ve dileyen herkese doğdukları günün Hürriyet Gazetesi de hediye edilecek.

“Aile ıçi şiddete Son!” kampanyası da bu yolculuğun gündem maddelerinden birini oluşturuyor.

“Hürriyet Hakkımızdır-Tren Özgürlüktür” Treni ikinci kez Türkiye yollarına çıktı. Siz de şehrinize gelen Hürriyet treniyle çocuğunuzu buluşturun.
Yazının devamı...

NLP’yi bebeklerinize nasıl uygularsınız

4 Eylül 2009
Eren’i Türkiye’yle tanıştıran ilk haberi 1997 yılında Tempo Dergisi’nde yazmıştım ve söz konusu haber kapak olmuştu. Eren, bu kez bana NLP’nin bebeklere nasıl uygulandığını anlattı.

Çocukların birer yarış atı gibi o sınavdan bu sınava koşturulduğu bu acımasız dönemde her anne-babanın ortak sorusu “Çocuğumun zekâsını nasıl geliştirebilirim?” üzerine... “Bir çocuğun zekâsı gelişebilir mi, yetenekleri zenginleştirilebilir mi?” sorusuna uzmanlar rahatlıkla “evet” yanıtını veriyor.

Son birkaç yılda kullanım alanı genişleyen NLP (Neuro Linguistic Programming-Kişisel Değişim Modeli) yöntemi özellikle 0-24 ay arasındaki bebeklerin beyinlerinin geliştirilip, zenginleştirilebilmesine katkı sağlıyor ama 3-5 yaş aralığındaki çocuklara da uygulanabiliyor.

NLP uzmanı Cengiz Eren’e bebeklerinin algısını geliştirmek isteyen anne-babalara önerilerini sordum. Özetle şunları söyledi:
Ev yaşamında tekdüzelikten kurtulun. 10-15 günde bir hem bebeğinizin odasının hem de oturduğunuz salonun şeklini değiştirin. Doğumdan itibaren göğsünüze değişik meyveleri sürerek, bebeğinizin koku alma duyusunu geliştirin. Sonraki dönemlerde baharat, deniz, orman gibi doğal kokular ile deterjan, çamaşır suyu kokularını tanıtın. 

İlk günden itibaren dışarı çıkarın. Resim sergilerine götürün, vitrinleri gezdirin. Her çeşit müziği ayrı ayrı dinletin. Makine sesini, sireni, kornayı fark etmesini, farklı dilleri duymasını sağlayın. Harfleri, sayıları görsel ve işitsel olarak sırasız öğretin. Mümkün olduğu kadar bebeğinizi güldürün. Dokunarak gülüyorsa, bir başka duyu ile bunları kaydedin. Sesinizle gülüyorsa, vücudunun herhangi bir yerine dokunarak belirli noktalara kayıt yapın. Mümkün olduğu kadar fazla nesneye dokundurun, dokunurken isimlerini söyleyin.

Bebeğinizi belirli ritimlerde hareket ettirin. Sonra bu ritimlerdeki tempoyu değiştirin. Bebeğinize masal anlatın. Masal çocuğun zihnini karıştırıp, hayal etmesini sağlar. Odasına harfler, şekiller, formüller, rakamlar, başka alfabelerden harfler, resimler asın. Çocuk farkında olmadan bunları kaydeder. Sonraki yaşlarda bu şekillerle karşılaştığında hatırlayıp, organize ettiğini unutmayın.

Çocuğunuza bir şey öğretirken bilgiyi 10 saniye boyunca aktarın. ıkinci 10 saniyede bir başka bilgi verin, üçüncü 10 saniyede ise ilk aktarılan bilgiyi tekrar edin. Ancak öğrettiğiniz şeyi öğrendiğinde takdir etmeyi sakın unutmayın. Çünkü çocuklara öğretmenin en kesin kuralı “öğret, tekrar et, takdir et” şeklindedir.

Diyabetli çocuklar için yarışma

Türkiye’de 45 binin üzerinde Tip 1 diyabetli var ve bu kişilerin 20 binden fazlası çocuk. Çoğunlukla diyabetle çocukluklarında tanışan bu kişiler, diyabetle büyüyor ve diyabetle yaşamayı öğreniyor.

Kendi kendine bakım bilgisi edinen çocuklar, kan şekeri düzeylerini izlemeyi ve iyileştirmeyi, kendi kendine tedaviyi, insülin dozlarını ayarlayabilmeyi, diyabet komplikasyonlarından korunmayı, bağımsız olmayı, sosyal yaşamda kendine güvenmeyi ve sağlıklı bir yaşam sürdürmeyi başarıyor.

Tip 1 diyabetli çocuklar gün içerisinde sürekli kan şekerlerini ölçerek, değerlerini kontrol altında tutmak zorunda. Bir yetişkinin zorlandığı bu süreç çocukları da yıpratıyor. Günde 4 kez parmağına iğne batırarak kan şekerlerini ölçen çocuklara sürekli yanlarında taşıdıkları ve yaşamlarının bir parçası haline gelen şeker ölçüm cihazlarının nasıl olmasını istedikleri sorulmuş. Çocuklar “renkli, desenli, rengârenk, çiçekli” şeklinde olmasını istemiş.

Çocukların hayatlarının önemli bir parçası olan cihazları daha renkli ve eğlenceli hale getirmek için harekete geçen Çocuk ve Adolesan Diyabetikler Derneği, Diyabetle Yaşam Derneği, Türk Diyabet Cemiyeti, Türkiye Diyabet Vakfı ve Abbott Diyabet Ürün Grubu işbirliği yapıp kan şekeri ölçüm cihazı ön yüz tasarım yarışması düzenliyor.

“En Renklisini Sen Yap” yarışması 6-11 ve 12-18 yaş olmak üzere iki ayrı kategoride düzenlenecek. Son katılım tarihi 30 Eylül... Yarışmayı kazananlara para ödülü verilecek, ayrıca Abbott Diabetes Care, ödül kazanan desenleri kan şekeri ölçüm cihazına uygulanacak şekilde üretecek.

“En Renklisini Sen Yap” yarışmasına katılmak isteyen çocuk ve gençler, başvuru formlarına www.enrenklisinisenyap.com web sitesinden, Türkiye Diyabet Vakfı’nın (0212) 296 05 04 no’lu telefonundan, Abbott ücretsiz danışma hattı olan 0800 261 75 04 no’lu telefondan ulaşabilirler. Yarışmanın başvuru formları ayrıca hastanelerin diyabet polikliniklerinden ve ilgili hemşirelerden de temin edilebilir.
Yazının devamı...

Duygusal zeka ve kadınlar

18 Ağustos 2009
Geçtiğimiz günlerde gazetelerin ekonomi sayfalarında Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı’nın duygusal zeka konusunda görüşü yer aldı. Sabancı, Avusturya’nın en çok satan gazetelerinden Kurier’e verdiği röportajda, kadınların iş hayatındaki başarısının sırrını ‘yüksek duygusal zekâ (EQ)’ ile açıkladı.

Dünyanın en güçlü kadınları arasında yer alan Sabancı, “Erkek egemen olan iş dünyasında nasıl başarılı oldunuz” sorusuna şu yanıtı vermişti: “Ben yemek yenirken iş konuşulan bir ailede büyüdüm. Üniversite eğitimimin ardından üretim ve organizasyonda görevler aldım. Ancak önemli olan, yapılan işin en iyisinin yapılması ve başarıya odaklanılması. İş dünyasında kadınların veya erkeklerin birbirlerinden daha iyi ya da kötü olmaları söz konusu değil. Ama bir farktan söz edilebilir. Ben kadınların duygusal zekalarının yüksek olmasının onlara bir avantaj yarattığını düşünüyorum.”

Duygusal zekanın kadın veya erkekte hangi düzeyde olduğu tartışılabilir ama kadınların duygusal zekalarını daha iyi kullandıkları doğru bir saptama diye düşünüyorum. Ancak yüksek potansiyelin söz konusu olduğu her işte olduğu gibi duygusal zekanın nasıl kullanıldığı çok önemli. Potansiyel doğru kullanılmadığında yıkıcı, tahrip edici olabiliyor.
Yapılan bir araştırmada üniversite sınavı sonuçlarında kız öğrencilerin genelinin daha başarılı olduğu belirlenirken, dereceye girenlerin çoğunluğunun erkek öğrenciler olduğu görülmüş. İşin içine disiplin, uzun süreli odaklanma girince işin rengi değişiyor anlaşılan.

Aile geliştirir

Duygusal zeka yani ‘EQ’ (Emotional Quotient) kavramı, insan ilişkilerinden, iş ve aile yaşantısına kadar hayatın her alanında başarının kapılarını açma özelliğiyle konuşuluyor. Bir grup bilim adamına göre EQ, IQ’dan çok daha önemli. Bu tezi günümüzde pek çok işveren ve şirket de destekliyor. Öyle ki, artık şirketler personel alımında duygusal zeka testleri uyguluyor, gazete ilanlarıyla IQ’su değil de EQ’su yüksek olanları arıyor. Bazı okullar, çocukların duygusal zekalarını ortaya koyan testler uyguluyor.

Çocukluktan itibaren yetişme tarzı ve ortama göre şekillenen duygusal zeka, kişinin duygusal ve sosyal yönde iletişim becerisi, kendi duygularını tanıması, sorunlarla başa çıkmayı öğrenmesi, karşı tarafın duygularını anlayabilmesi (empati), problem çözme yeteneğine, yardımseverlik gibi iyi meziyetlere sahip olması, doğru ve sağlıklı ilişkileri kurabilmesini kapsıyor.

IQ ve EQ birbirlerine karşıt olmayan ama etkileyen, birbirlerini tamamlayan iki kavram. IQ doğuştan gelir. EQ ise gelişebilen bir yetenektir. Duygusal zekâ, çocukların büyüklerle iletişim kurduğu, yani konuşmaya, duygu ve davranışlarını paylaşmaya başladığı andan itibaren gelişmeye başlar. Oluşması için anne babaların çocuklarla doğru iletişim kurmaları çok önemli.

Uzmanların her zaman ‘az ama kaliteli zaman’ dedikleri süre içinde çocuklarla oyun oynamak, onların dünyalarına girmek çok önemli. Çünkü çocuklar oyunda kendilerini yaşıyor, ifade ediyor. Çocuklarla oyun oynayarak doğru iletişimi kurabilmek mümkün.

Çocuk, arkadaşlarıyla nasıl konuşacağını, nasıl oynayacağını, problemi nasıl çözeceğini bu şekilde öğreniyor. Anne baba ona nasıl davranıyorsa, o da arkadaşlarına o şekilde davranıyor. Ev içinde şiddet öğrenen çocuklar sorunlarını şiddetle çözüyor. Anne isteklerini bağırarak iletiyorsa, o da arkadaşlarına bunu yapıyor. Anne babanın ilgisizliği, çevre şartlarının uygun olmayışı, çocuğun geçirdiği bazı hastalıklar, iyi eğitim alamaması, eleştirme, yargılama ve şiddetin çok olduğu ortamda çocuğun duygusal zekası gelişmeyebiliyor.
Bu durumda hayata başarılı çocuklar kazandırmanın yolu, ailenin tutumuna bağlı oluyor. Ayrıca zeka potansiyelinin büyüklüğü o kadar önemli değil, nasıl kullanıldığını da iyi bilmek gerekiyor. Güler Sabancı’nın dediğine göre kadınlar bu konuda daha başarılı demek ki...
Yazının devamı...

Duygusal zeka ve kadınlar

17 Ağustos 2009

Geçtiğimiz günlerde gazetelerin ekonomi sayfalarında Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı’nın duygusal zeka konusunda görüşü yer aldı. Sabancı, Avusturya’nın en çok satan gazetelerinden Kurier’e verdiği röportajda, kadınların iş hayatındaki başarısının sırrını ‘yüksek duygusal zekâ (EQ)’ ile açıkladı.
Dünyanın en güçlü kadınları arasında yer alan Sabancı, “Erkek egemen olan iş dünyasında nasıl başarılı oldunuz” sorusuna şu yanıtı vermişti: “Ben yemek yenirken iş konuşulan bir ailede büyüdüm. Üniversite eğitimimin ardından üretim ve organizasyonda görevler aldım. Ancak önemli olan, yapılan işin en iyisinin yapılması ve başarıya odaklanılması. İş dünyasında kadınların veya erkeklerin birbirlerinden daha iyi ya da kötü olmaları söz konusu değil. Ama bir farktan söz edilebilir. Ben kadınların duygusal zekalarının yüksek olmasının onlara bir avantaj yarattığını düşünüyorum.”
Duygusal zekanın kadın veya erkekte hangi düzeyde olduğu tartışılabilir ama kadınların duygusal zekalarını daha iyi kullandıkları doğru bir saptama diye düşünüyorum. Ancak yüksek potansiyelin söz konusu olduğu her işte olduğu gibi duygusal zekanın nasıl kullanıldığı çok önemli. Potansiyel doğru kullanılmadığında yıkıcı, tahrip edici olabiliyor. Yapılan bir araştırmada üniversite sınavı sonuçlarında kız öğrencilerin genelinin daha başarılı olduğu belirlenirken, dereceye girenlerin çoğunluğunun erkek öğrenciler olduğu görülmüş. İşin içine disiplin, uzun süreli odaklanma girince işin rengi değişiyor anlaşılan.
Aile geliştirir
Duygusal zeka yani ‘EQ’ (Emotional Quotient) kavramı, insan ilişkilerinden, iş ve aile yaşantısına kadar hayatın her alanında başarının kapılarını açma özelliğiyle konuşuluyor. Bir grup bilim adamına göre EQ, IQ’dan çok daha önemli. Bu tezi günümüzde pek çok işveren ve şirket de destekliyor. Öyle ki, artık şirketler personel alımında duygusal zeka testleri uyguluyor, gazete ilanlarıyla IQ’su değil de EQ’su yüksek olanları arıyor. Bazı okullar, çocukların duygusal zekalarını ortaya koyan testler uyguluyor.
Çocukluktan itibaren yetişme tarzı ve ortama göre şekillenen duygusal zeka, kişinin duygusal ve sosyal yönde iletişim becerisi, kendi duygularını tanıması, sorunlarla başa çıkmayı öğrenmesi, karşı tarafın duygularını anlayabilmesi (empati), problem çözme yeteneğine, yardımseverlik gibi iyi meziyetlere sahip olması, doğru ve sağlıklı ilişkileri kurabilmesini kapsıyor.
IQ ve EQ birbirlerine karşıt olmayan ama etkileyen, birbirlerini tamamlayan iki kavram. IQ doğuştan gelir. EQ ise gelişebilen bir yetenektir. Duygusal zekâ, çocukların büyüklerle iletişim kurduğu, yani konuşmaya, duygu ve davranışlarını paylaşmaya başladığı andan itibaren gelişmeye başlar. Oluşması için anne babaların çocuklarla doğru iletişim kurmaları çok önemli.

Yazının devamı...

Çocuk tacizcileri her yerde

3 Ağustos 2009

Paranoyak olmamak mümkün değil. Yaşlı bir adam tarafından 9 yaşındaki kızına gözünün önünde cinsel tacizde bulunulan bir annenin yaşadıklarını okuyacaksınız.

Bankta yanıma oturan genç kadın sinirden titriyor, kendi kendine söyleniyordu. Bedenimi ona doğru çevirip başımla selam verdim. Başıyla birkaç metre ötede kaydıraktan kayan kızını işaret edip “Daha 9 yaşında ama aşağılık adamın teki bir çocuğa söylenmemesi gereken her türlü şeyi söylemiş. Bunlar adamı katil ederler” dedi.

Bir gün önce kızıyla parka gelmişler. Birçok parkta bulunan spor aletlerini kullanan küçük kızın arkasına yaşlıca bir adam barfiks yapmak için oturmuş. Yaşlı adam şimdi burada yazamayacağım ama cinsel içerikli sözcüklerle küçük kızı taciz etmiş.

Kız önce ne olduğunu anlamamış çünkü adamın kendi kendine konuştuğunu zannetmiş. Sonradan “Güzelim, bebeğim şimdi ben sana...” diye başlayan cümleleri sarf edince, çocuk annesinin yanına kendini zor atmış ama annesine bir şey söylememiş. Gece uykuya dalmadan önce parkta olanları anlatınca annenin kan beynine sıçramış. “Sabahı zor ettim” dedi.

Yazının devamı...

Eğitim her engeli aşar mı

27 Temmuz 2009
Engellilere yönelik başlatılan “Eğitim Her Engeli Aşar” kampanyası ne yazık ki istenildiği kadar verimli geçmiyor. Çünkü ne engelli yetişkinler ne de engelli çocuğu olan aileler engellilerin eğitimine inanıyor. Türkiye’de engelli sayısı genel nüfusun yüzde 12’si kadar. Yani yaklaşık 8,5 milyon engelli var. Eğitim çağındaki engellilerin yüzde 70’i ya okuma yazma bilmiyor ya da ilkokul mezunu... Engelli çocuklar evden çıkarılmıyor.
Ailelerin engelli çocukları okula göndermemelerinin çeşitli nedenleri var. Öncelikle çocuklarının istismar edileceğini düşünüyorlar. Eğitimli olsa bile sosyal ve iş yaşamında var olamayacaklarına inanıyorlar. Ayrıca engelli çocukları okula götürüp getirirken zorluk yaşıyorlar.

Bir anne olarak onları bu endişelerinde haklı buluyorum. Türkan Sabancı Görme Engelliler Okulu Üsküdar’da... Bu okula Halkalı’dan gelen çocuk var. ıstanbul trafiğini göz önüne alırsak, bu çocukların en az 4 saati yolda geçiyor. Perişanlık.
Ancak iyi bir haberim var. Bu kampanya dahilinde Esenyurt’ta bir engelli okulu inşa ediliyor. En azından Avrupa yakasında oturan çocuklar her gün Anadolu yakasına taşınmak zorunda kalmayacak. Bu okul ayrıca engelli çocukların eğitim göreceği ilk özel kolej olacak. Her sınıfta 8 kişinin eğitim göreceği özel kolej, ücretsiz öğrenci alacak. Bu kolejde 0-6 yaş okul öncesi eğitim de verilecek.
Kendisi de görme engelli olan ıstanbul Milletvekili Lokman Ayva, aslında engelliler için çok doğru bir model. 11 yaşında geçirdiği menenjit sonucu görme yeteneğini kaybeden Ayva, engeline rağmen başarılı bir eğitim hayatı geçirdi. Boğaziçi Üniversitesi ıktisadi ve ıdari Bilimler Fakültesi ışletme Bölümü’nü bitirdi, üstüne üstlük Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde yüksek lisans yaptı.
şimdi kendi gibi engelli olanlar için var gücüyle mücadele veriyor. Ankara, ıstanbul, Kayseri, Malatya gibi engelli okullarının bulunduğu iller arasında mekik dokuyor. Görme engeline rağmen bu kadar özgürce hareket etmesinin, milletvekili olarak Meclis’te görev yapabilmesinin tek nedeni ise iyi bir eğitim alması...

Kurs var katılan yok

Eğitimsizlik her alanda özgürlüğü kısıtlıyor. Birçoğunuzun, engelsiz olanların bile zorlandığı bir ülkede engellilerin işlerinin çok daha zor olduğuna inandığınızı biliyorum. Haklısınız ama bu olumsuzluğun, önyargı zincirinin bir şekilde kırılması lazım. Bazen umut etmek gerekir. Bazen umut etmek iyidir.

Mesela artık sağır ve dilsizler de yabancı dil öğrenebilecek. Türkiye’nin görme ve işitme engelli doktorlara, mühendislere alışması lazım. Türkiye bunlara alışırken, ailelerin engelli çocuklarını engelsizmiş gibi dışarı çıkarması lazım. Devletin engellilerin hayatını kolaylaştırması, ailelere destek olması lazım.

Engellilerin eğitim görmesi lazım. Çünkü Türkiye ış ve ışçi Bulma Kurumu’na başvuruda bulunan işsiz engellilerin yüzde 80’i ya okur-yazar değil ya da ilköğretim düzeyinde eğitimli... Engellilerin neredeyse yüzde 70’i çalışabilecek durumda ama engellerinden dolayı değil, herhangi bir eğitime sahip olamadıklarından iş bulamıyorlar. Üniversite mezunlarının işsiz olduğu bir ülkede engellilerin eğitim almadan, iş hayatının ve sosyal hayatın bir parçası olması imkânsız.

Bu arada engelliler, aileler eğitim desteği için 0212 444 60 00 numaralı Kampanya ıletişim hattına mesaj bırakmaları halinde önemli bir adım atmış olacaklar. 22 Ağustos’a kadar Türkan Sabancı Görme Engelli Okulu ile ıstanbul Mimar Sinan ışitme Engelli Okulu’nda devam edecek Yetişkin Yatılı Okuma Yazma Kursları’na yaşları 17-55 arasında değişen yetişkinler katılabilir. Kursa katılanların yol masrafları da karşılanıyor.Çeşitli nedenlerle eğitim alamamış yetişkinler, bu eğitimi tamamladıklarında ilköğretimin 5 yıllık bölümünü bitirmiş sayılıyor ve isterlerse bir üst sınıfta eğitime devam etme şansı yakalıyor.
Devletin konuyla ilgili tüm yetkili organları kampanyayı sahiplenmiş durumda... Ancak en önemlisi engellilerin, onların ailelerinin ve yakın çevrelerinin kampanyayı sahiplenmeleri. Çünkü 22 Haziran’da başlayan kurslara yeterince katılım yok. Eğitimle her engeli aşmanın yolu, eğitim için kayıt yaptırmaktan geçiyor.
Yazının devamı...

Ergenlik çatışmasının ayak sesleri

13 Temmuz 2009

Biliyorum, çocuk büyütmek zor iş ama ergenle yaşamak daha zor! Çocuğu ergenlik döneminde olan arkadaşlarıma “Hayat nasıl gidiyor?” diye sorduğumda bin ah işitiyorum. Kimse hayatından memnun değil. Ne aile, ne ergen... Sonunda orta yol bulunuyor ama zorlu bir çatışma süreci de yaşanıyor. Sanıyorum ailelerin en zorlandıkları konu, büyüyen çocuğa göre kurallar üzerinde nasıl oynama yapacaklarıyla ilgili tereddütleri oluyor. Haklılar da... Dün geçerli olan kurallar, büyüdükçe geçerliliğini yitiriyor.     

Tatildeyiz. Evdeki kurallar esnedi ama bu kızıma yeterli gelmiyor. Bu durumda “eğer onu yaparsan bunu yapamazsın” ya da “sakın” şeklinde başlayan uyarılarım devreye giriyor. Geçen yıl bu uyarılar işe yarıyordu ama bu yıl uyarılarım büyükşehirlerdeki trafik ışıklarına döndü. Sürücüler trafik ışıklarını nasıl kendilerine göre yorumluyorsa benim kızım da durumu kendine göre yorumlamaya başladı. Eğer lehine bir durum yoksa “Beni tehdit etme anne” diye dikleniyor. Bunun tehdit değil uyarı olduğunu söylediğimde “ıkisinin arasındaki farkı anlayacak kadar büyüdüm” diye beni zor durumda bırakıyor.

Artık gerçek çatışmaların yaşanacağını hissedebiliyorum. Bu da soğuk terler dökmeme neden oluyor. Gerçekten Nehir’in ergenlik döneminden tırsıyorum. En küçük tartışmamızda ergenlik dönemi sorunlarının yanında isyankârlığıyla da mücadele etmek zorunda kalacağım.

Ergenlik dönemi bunalımları meşhurdur. Gürültülüdür, sakardır, ketumdur, saldırgandır, dağınıktır, kısacası pimi çekilmiş bomba gibidir. Bizim evde de yavaş yavaş ergenlik dönemi çatışmalarının ayak sesleri duyulmaya başlandı.


Nehir cıva gibi bir çocuk. Ele avuca sığmadığı gibi sürprizleri de fazla. Sıradan bir ergenlik yaşasa “Üç-dört yıl sık dişini Nilüfer” der, çekerim. Ama her zamanki acayipliğini ergenlikte de gösterirse ayvayı yedim.

Yazının devamı...

Çocukları yaratıcılıklarında özgür bırakın

8 Haziran 2009

Cuma sabahı Taksim’de dışavurumcu üslubuyla Türk figür resminin büyük ustalarından Mehmet Güleryüz ve ünlü ressam ısmail Acar’la anaokulu çocuklarının katıldığı resim yarışmasında jüri üyeliği yapmak üzere bir araya geldik. Yedi yıldan bu yana LykiaWorld Group tarafından geleneksel olarak düzenlenen ‘Hayalimdeki Tatil’ konulu resim yarışmasında ön elemeyi geçen 168 resim arasından dereceleri belirleyecektik. Malum Taksim trafiği nedeniyle Mehmet Güleryüz yarım saat gecikince, LykiaWorld Group’un Pazarlama Müdürü Bilge Kasırga ile organizasyonu yapan Canan Özenç’in katılımıyla seçime erken başladık.

5-6 yaş grubu anaokulu öğrencilerinin katıldığı yarışmada bazı anaokulu öğrencilerinden gelen resimler aynı tornadan çıkmış gibiydi. Boyama tekniği aynı, boyalar aynı, tarz aynıydı. Doğal olarak “Bu resimleri çocuklar mı yaptı” sorusu tüm eleme boyunca yakamızı bırakmadı. ısmail Acar ile tek tek resimler üzerinde “Çocuk mu yapmış, öğretmeni mi” sorusunun yanıtını ararken, Mehmet Güleryüz aramıza katılınca durum biraz daha çetrefilli bir hâl aldı. Çünkü Güleryüz’ün çocukların katıldığı resim yarışmalarıyla ilgili tecrübesi fazlaydı. Aslında LykiaWorld, küçük yeteneklerin yaratıcılıklarını ortaya çıkarmak, çıkan eserleri de sergilemek için yıllardır emek veriyor. Zaten yarışma da Türkiye’nin dört bir köşesinden büyük ilgi görüyor. O resimleri çocuklara haksızlık yapmadan elemek zor bir iş.

Gerçek yetenekler kazandı

Yarışmanın ilk yılında da jüri üyesiydim. Resimden anlamam ama yarattığı duygu konusunda fikir sahibiyim. Bu kez büyük usta Mehmet Güleryüz ve İsmail Acar’dan şunu öğrendim. Beş yaşındaki bir çocuğun hayal gücü altı yaşındaki çocuğa göre daha yüksek. Yaş büyüdükçe devreye beğenilme arzusu ve mantık giriyor. Hayaller rafa kaldırılıyor. Beş yaşındaki bir çocuğun gökyüzünde çizdiği ağaçlar onun hayallerine sınır koymadığını gösteriyor. Ama çocuklar dereceye girsin diye yapılan müdahale, kendini belli ediyor. Bu yıl jüri olarak farklı bir seçim yaptık. Bu yıl LykiaWorld’un “Hayalimdeki Tatil” konulu resim yarışmasında kazansın diye torpil yapılan resimler jürinin oyunu almadı. Gerçek yetenekler dereceye girdi. Kazananlar ise önümüzdeki ayın başında Çocuk Festivali’ne katılıp aileleri, öğretmenleri ve okul müdürleriyle birlikte tatil yapma imkânı bulacaklar.

Yazının devamı...