"Nilüfer Kas" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Nilüfer Kas" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Nilüfer Kas

Dilber ve çocuk anneler

25 Mayıs 2009

Kampanyanın amacı, kadınların hamileliğini planlamadan değil, istedikleri zaman yaşamalarını sağlamak...

Sabah programlarına şöyle bir göz atıyorsanız, Dilber’i tanıyorsunuzdur. Dilber, 6 yaşındaki oğlunun kaybolması nedeniyle 40 günü aşkın bir süredir ekranda... Henüz 17 yaşındayken anne olan Dilber, çocuğu kaybolan bir anneden beklenen tepkiyi vermediği için hem ailesi hem de izleyiciler tarafından gaddarlıkla, oğlunu kendi elleriyle başka bir aileye satmakla itham ediliyor.

Dilber enteresan bir kişilik. İstemediği gebelik nedeniyle dünyaya gelen oğlunu merak etmiyor, ağlamıyor, babası öldüresiye dövdüğü halde kocasından yana tavır alıyor. Doğal olarak anneleri, babaları öfkelendiriyor. Bana göre Dilber, çocuk anne olmasaydı, zor şartlar altında yaşamasıydı, evladının peşini bırakmazdı.

Türkiye Aile Planlaması Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Hakan şatıroğlu, start verdikleri kampanyayı anlatırken “Ben Dilber’i ve Dilber gibi korunmadan hamile kalan çocuk anneleri düşünüyordum” diyor.

HER YIL 500 BEBEK SOKAğA BIRAKILIYOR

Türkiye Aile Planlaması Derneği birçok kesimin dikkatini çeken “Korunan Kadın Bilinçli Kadın” sloganıyla yeni bir bilinçlendirme kampanyası başlattı. Bu kampanya çok önemli, çünkü Türkiye’de her yıl gerçekleşen 1,9 milyon gebelikten 550 binini yani neredeyse üçte birini istenmeyen gebelikler oluşturuyor.

Yazının devamı...

Adalet yoksa isyan var

11 Mayıs 2009

Çocuklar sadece televizyonu değil anne-babalarını da taklit ediyor. Ekrandaki “Kurtlar Vadisi” kadar, evdeki “vadi”de şiddeti körüklüyor.

Birkaç hafta içinde meydana gelen olayları alt alta koyduğumda bir anne olarak hem irkiliyorum hem de gelecekle ilgili kaygılarım had safhaya ulaşıyor. Sevgilisini testere ile doğrayan, gözünü kırpmadan okulda katliam yapan, ellerine geçirdikleri silahlarla ağabeylerini, ablalarını öldüren henüz okula bile başlamamış çocuklar var. Bu çocukların bu hale nasıl geldiğini merak ediyorum. Bundan sonrası için neler yapılabileceğini sorguluyorum. Aslında ben bu işin içinden çıkamıyorum.

Bütün dünyada çocuk ve gençlerin şiddete olan eğilimlerinde artış var. Zaten son 15-20 yıldır şiddet filmleri ve şiddet içeren bilgisayar oyunlarının etkisi altında değil miyiz? Bu tür filmlerin çocuklar üzerindeki etkileri bilimsel olarak yeni yeni saptanmaya başlandı. Ama şu bir gerçek ki, şimdiye dek şiddetin hiç bu kadar onaylandığı, bu kadar doğal kabul edildiği bir dönem olmamıştı.

Çocuklar şiddet sınırına bu kadar yakınlar mı? şiddeti yalnızca televizyondan mı görüp, öğreniyorlar? Bizlerin yaşananlarda payımız ne kadar? Aslında bu soruların yanıtını bilim adamları basit bir deneyle saptıyorlar.

Yazının devamı...

Çocuğumun hayalgücünü nasıl geliştirebilim

16 Mart 2009

İlk iki yılda çocuk çevresini duyu organlarıyla keşfeder; dokunma, tatma ve görme yoluyla her şeyi denemeye heveslidir. Bu nedenle çevresindeki uyaranların zenginliği onun merak duygusunu kuvvetlendirmek anlamında çok önemlidir.

Çocuğun dili öğrenmeye başlaması, hayal dünyasına başka anlamlar kazandırır. Yaratıcılığın ilk işaretleri, 2-3 yaşları arasındaki “-mış gibi” oyunların içindeki hayalgücü ile kendini gösterir. Bu oyunlarla başlayan birçok deney, sonraları soyut düşünceyi oluşturacak ilk temellerdir.

Anne-babalara öneriler

Çocuğunuza yaratıcı örnekler verin, düşünme ve hayal kurma için fırsatlar hazırlayın.

Yazının devamı...

Kızların sanal dünyası

9 Mart 2009

Ne kadar bilgisayarla arasına girseniz de bir noktadan sonra bazı isteklerine “evet” demek zorunda kalıyorsunuz. Sonra verdiğiniz iznin normal olduğunu kendi kendinize kanıtlamak için “En azından şiddet içermiyor, vahşi değil, güvenli bir site” gibi cümlelerle durumu legalleştiriyorsunuz.

Düne kadar bilgisayar oyunları erkek çocukların egemenliği altındaydı. Kızlar ise bilgisayar oyunlarına biraz daha mesafeliydi. şimdilerde bir şeyler oldu, her biri arkadaşını üyesi olduğu oyun sitelerine davet ediyor. Ama bu oyun siteleri öyle bildiğiniz gibi değil. Tüketim toplumu olduğumuzdan yakınırken, ekonomik kriz sayesinde bu alışkanlığın kontrol altına alındığını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Aksine bu alışkanlık daha da azmış durumda. Kızlar, sanal dünyada para harcamadan alışveriş yapıyor, ev alıp döşüyorlar.

Dahası kızlar, birbirinden güzel kızları bilgisayarda yaratıyor. Saç-göz rengini, boyunu, ölçülerini saptayıp kişilik özelliklerini belirliyorlar. Kızları giydirirken alışveriş merkezlerinde gördükleri markalardan seçim yapıyorlar. Ev eşyası alıyorlar. Daha doğrusu kendine yeni bir dünya kuruyorlar. O dünya idealindeki sanal dünyadan başkası değil... 

Köpek isteyen ama ailesinin almadığı çocuklar bu dünyada kendilerine birkaç köpek, kedi satın alıyor, onları istedikleri gibi besliyor. Evdeki eşyaların yerlerini değiştirip, sanal dünyasının dekorasyonuna küçük dokunuşlar yapıyor.

Yazının devamı...

Birileri 5 yıl boyunca anaokulu çocuklarını izledi

16 Şubat 2009

Anaokulları yöneticileri, bir dönem, velilerin tercihini etkilemek için miniklerin her an gözlem altında tutulabilmesine olanak veren kamera sistemi kullandıklarını, böylece hem kendilerinin hem de ebeveynlerin çocukları izleyebildiğini özellikle vurguluyordu.

Ama 5 yılın ardından Milli Eğitim Bakanlığı, velilerin internet üzerinden çocuklarını izlemelerine olanak veren sistemi kaldırma kararı aldı. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu, talimatı anaokullarına duyururken “Kamera sisteminin, çocukların mahremiyetine saygısızlık yapılmasına neden olduğu, okul öncesi eğitim kuruluşlarında eğitim etkinliklerinin kameralı sistemle izlenmesinin uygun olmayacağı, ancak güvenlik amacıyla, öğretim etkinlikleri yapılan bölümlerin dışında kalan yerlerin kamera ile izlenebileceğine dair karar alınmıştır” açıklaması yaptı.

Hepimiz paranoyak olduk
Çocuğu kamera hizmetinin verildiği anaokulunda eğitim gören veliler, bu yasak karşısında şaşkınlar. Çünkü kulaktan kulağa yayılan “çocukların sapkın kişiler tarafından gözetlendiği” iddiası ailelerin midesini bulandırmaya yetti. Son dönemde çocuk tacizleri ve çocukların cinsel istismara uğramaları bu iddianın güçlü olduğunu gösteriyor.

Yazının devamı...

Erken ergenlik hakkında bilmeniz gereken her şey

31 Ocak 2009

Erken ergenlik konusunda aileler tedirgin... Bu konudaki sorulara yanıt bulmak amacıyla Prof. Dr. Atilla Büyükgebiz ile birlikte “99 Sayfada Erken Ergenlik” kitabını yazdık. ış Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkan kitapta erken ergenlikle ilgili sorularınıza yanıt bulabileceksiniz.

Nehir iki yıldır seçmeli kulüp dersinde buz pateni yapıyor. Geçen yıl sınıflar arası yapılan yarışmada üçüncülük madalyası aldı. Bu yıl azmetti ve birinci oldu. Konuya ortadan girmemek için bu girizgahı yaptım. Geçen hafta buz pateni yaparken farklı sınıftan bir kız arkadaşı yanına yaklaşıp “Senin göğüs yaşın mı büyük?” diye sormuş. Bizimkisi bir yanıt verememenin sıkıntısıyla akşam aynı soruyu bana sordu. Kızıma gelişiminin normal olduğunu söyledim, ama pek ikna olmuşa benzemiyordu.
Çocuklar, özellikle kız çocukları birbirlerinin bedenleriyle çok ilgililer. Kimin boyu biraz daha uzunsa, kimin kilosu diğerlerine göre fazlaysa, kimin göğsü erken gelişmişse, dikkat çeker.
Son yüzyılda birçok ülkede, ilk adet görme ve ergenlik başlama yaşlarında erkene kayma saptandı. Hiç kuşkusuz bu eğilimin bir nedeni beslenme ve genel sağlık koşullarındaki iyileşme... Ancak bu faktörler, eğilimi tümüyle açıklayamıyor.
Erken ergenlik, uzun süredir hastalık olarak bilinmesi ve tedavisinin mevcut olması ile birlikte özellikle 1990 yılından sonra daha çok dikkat çeker hale geldi. 5 yaşındaki kız ya da erkek çocuklarıyla hastanelerin endokrinoloji bölümlerine başvuruda bulunan aile sayısı küçümsenmeyecek kadar çok. 
Bu sorunlara dikkat!
Bu konuda ailelerin ortak sorularına yanıt bulmak amacıyla Avrupa Çocuk Endokrin Derneği Başkanlığı da yapan Prof. Dr. Atilla Büyükgebiz ile birlikte “99 Sayfada Erken Ergenlik” kitabını yazdık. ış Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkan kitapta erken ergenlik ve ergenlik konusundaki soruların yanıtları yer alıyor. Hem gazeteci hem de bir anne olarak merak ettiğim  tüm soruları Prof. Dr. Atilla Büyükgebiz’e yönelttim.

Yazının devamı...

Boşanma sürecinde ve sonrasında baba-çocuk ilişkisi

26 Ocak 2009

Oysa bu zor süreçte yaşanan aile krizinin aşılabilmesi açısından, babanın kendi duygu durumunu düzenlemesi büyük önem taşımaktadır.

Boşanma sürecinde ve sonrasında tıpkı anne ve çocuk gibi baba da zor bir dönemden geçer; yıpranır, öfke, kaygı ve üzüntü gibi olumsuz duygularla baş etmek durumunda kalır. Elbette, bu tür olumsuz duygular içindeki ebeveynin çocuğuna olumlu ve yapıcı bir tutum sergilemesi güçtür. Dolayısıyla, boşanmadan sonraki süreçte ailede oluşan ve her bireyi farklı şekilde etkileyen kriz ortamını idare edebilmek için öncelikle babanın kendi duygu durumunu düzenlemesi gerekmektedir.

Boşanmış olan baba, anneyle hayatını ayırmış olsa da “çocuğunun annesi” olan eski eşiyle ilişkisini gözden geçirmek ve gerekli düzenlemeler yapmak zorundadır. Boşanma sonucu, ayrılmış ebeveynler arasında çocuklar çoğunlukla anne ile yaşamaya devam ettiğinden, baba genellikle çocuğun hafta sonunu geçirdiği ebeveyn olur. Dolayısıyla, boşanma sonrasında, anne-çocuk ilişkisinden çok baba-çocuk ilişkisi değişime uğrar.

Eğlence babaları ve tükenmiş babalar

Yazının devamı...

Beyin bilinci yüksek çocuklar

12 Aralık 2008
Arife sabahı kızım, battaniyesine sarılarak beni yanına çağırdı. Ben ona "Hadi tembel, saat 12.00 oldu, kalk artık!" derken o bana "Anne yalan masallardan biriyle uyut beni!" dedi. Önce anlamadım. Sonra dank etti. Benden masal istiyor ama masalın yalan olduğunun bilincinde. Çocuklar kaç yaşından itibaren masallara inanmıyor? Ya da zamane çocukları mı masalların yalan olduğunu biliyor.

Öğleden sonra kişisel gelişim uzmanı Mümin Sekman ile bir araya geldim. Ona Nehir’in bu sözlerini aktardığımda ilginç şeyler anlattı. Artık çocukları kategorilere ayırıyorlar. İndigo çocuklar, kristal çocuklar, X kuşağı çocukları, Y kuşağı çocukları ve son olarak Z kuşağı çocukları...

Sekman, beyin bilinci yüksek çocukların Z kuşağı çocukları olduğunu söyleyince, şöyle bir araştırdım. Z kuşağının karakteristik özellikleri, anne-babalarının (yani Y kuşağının) değerleriyle, onları nasıl yetiştirdiğiyle doğrudan ilgili. Bu yüzden de araştırmayı tek ayaklı yapmıyorlar. Y kuşağını da inceliyor, anlamaya çalışıyorlar. Coğrafi sınırlamaları yok. Komplekssizler. Pek çok işi bir arada yapıyorlar. Referans grubu olarak kabul ediliyorlar. Yaratıcılık ve yenilikten zevk alan ve aynı zamanda güven arayan bir kuşağın üyeleri.

Mana müdürleri işbaşında

Yeni doğan çocuklar açık bilinçli oldukları için beyinlerini tatmin etmek başlı başına bir iş. Sorduğu sorunun yanıtını sürekli kanıtlarıyla vermek gerekiyor. Yani "Beni seviyor musun?" sorusuna "Evet" demeniz yeterli olmayacak. Sevginizi her zaman kanıtlamanız lazım.

İş dünyasında da beyin bilinci açık çocuklara farklı bir yaklaşımda bulunmak gerekiyor. Bu kuşak çocuklara sadece para vermek yetmiyor, anlam da sunulmalı. Avrupa’da yaratıcılık alanında faaliyet gösteren şirketler "mana müdürleri" istihdam etmeye başlamış. Bu kuşaktakilerin işlerine yabancılaşmasını engellemek, işleriyle sürekli nikáh tazelemelerini sağlamak için sadece para yeterli olmayacak.

Bundan sonra aktaracaklarım çok da hoşunuza gitmeyecek. Beyin bilinci yüksek çocukların ruh sağlığı önemli bir konu... Her duruma çift yönlü baktıkları için bilinç bölünmesi yaşıyorlar. Bu nedenle onları etkilemek zor. İmajdan çok gerçekler onları etkiliyor. Kahramanı oynamak yerine kahraman olmak gerekiyor.

Yeni kuşak anneler

Artık anne-babalar, öğretmenler, bu çocuklar karşısında iletişim sihirbazı olmak durumundalar. Sihirbazlarla izleyici arasında farklı bir entelektüel ilişki vardır. Seyirci sihirbazın yaptığının bir numara olduğunu bilir ama nasıl yapıldığını bilmez. Sihirbaz her seferinde numarası anlaşılmasın diye çalışır. Bilinci yüksek çocuklarla iletişim için sihirbaz olmanız gerekecek.

Bu çocukların bilinçlerini sürekli oyalamak lazım. Çünkü yüksek beyin gücüne sahip insanlar ya bir şey inşa eder ya da kendini tahrip eder. Hep ellerinde bir hedefleri olmalı. Güzel tarafları onlarla ilişkinizde sıkılmazsınız. Aileleriyle ilgili dersler çıkardığını, yorumlar yaptığını bilirsiniz. Anlamlı bir ilişkiniz olur.

Bu çocuklarla ilişkinizde hangi kuşaktan olduğunuzu anlamanız için küçük bir test vereceğim. Klasik Türk annesi okuldan eve gelen çocuğuna "Karnın aç mı?" diye sorar. Kendini bir kademe daha geliştirmiş anne çocuğuna "Bugün okulda ne öğrendin?" sorusunu yöneltir. Yeni kuşak, bilinci gelişmiş anneler ise çocuğuna "Bugün okulda iyi bir soru sordun mu?" diye sorar.

Siz hangi gruba giriyorsunuz?
Yazının devamı...