"Ersu Ablak" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ersu Ablak" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ersu Ablak

Ersu Ablak

10 yıl sonra işsiz mi kalacağız?

10 Nisan 2018

Bazen biz gazeteciler yeni şeylerin heyecanı ile olan biteni biraz abartabiliyoruz. Bu demek değil ki iş gücü giderek robotlaşmayacak, sanal zeka gelişmeyecek, günümüzde var olan işlerin yüzde 80’ninden fazlası 10-15 yıllık bir süreçte artık “gereksiz” kategorisine girmeyecek. Bütün bunlar olacak. Ama siz işsiz kalmayacaksınız.

Yapılan tüm projeksiyonlarda bugün çok saygın ve önemli olan mesleklerin bile kısa süre içinde sanal zeka ve robotlar tarafından domine edileceğini gösteriyor. Şu an doktor, avukat, mühendis, mimar, muhasebeci, gazeteci, tesisatçı, inşaat işçisi, tarım işçisi, matematikçi, şoför, reklamcı, müzisyen, öğretmen gibi yüzlerce mesleği olanlar belki de çocuklarına kendi mesleklerini öğretemeyecekler. En azından şimdiki halleri ile.

Ancak bu üzülecek bir durum değil. Çünkü eğer mimarsanız, zaten çocuğunuz neden bir bina çizmek için yıllarca eğitim aldığınızı asla anlamayacak. Onun için önemli olan binayı hayal edebilmek olacak, çizim çok uğraştırıcı ve gereksiz zaman alıcı bir hobi haline gelecek. Şu an mimarlık yapan birisinin çocuğu mimar olduğunda çok büyük ihtimalle sadece düşüncelerini bilgisayara aktarmaya yarayan ara yüz ile çalışacak ve ne hayal ediyorsa birebir onu gerçekleştirebilecek. Mimarlık çok daha özgür bir iş kolu olacak.

Önümüzdeki yıllarda yeni iş kollarında çalışacak insanlara ihtiyaç duyulacak. Kısa vadede veri analistleri çok iyi maaşlar kazanacaklar. Eğer matematik öğretmeni iseniz, veri bilimine yavaştan bir geçiş yapmayı düşünebilirsiniz.

Tasarım, geleceğin büyük meselesi olacak. Mars’a gidecek uzay mekiğinin tasarımından, yeni nesil robotların tasarımına, son moda elbiselerin tasarımından, protez el tasarımına kadar her alanda tasarım geleceği şekillendirecek. Gelişen üretim teknolojileri ve malzeme bilimindeki ilerlemeler ile üretim bir sorun olmaktan çıkacak. Bir örümcek ağı kadar ince ama bir tırı çekebilen ipliklerden, insan kıkırdağını taklit edebilen malzemelere kadar her şey hizmetimizde olacak.

Bugün makine tamir edenler yarın robotları tamir edecekler, bugün temizlik yapanlar yarın temizlik yapan robotları yönetecekler, bugün koruma görevi üstlenenler yarın koruma robotlarını, dronelarını veya tüm güvenlik sistemini yönetecekler. Gelecekte gen bilimcilerimiz olacak, hayat boyu öğrenim danışmanlarımız olacak, soğuk füzyon teknisyenlerimiz olacak, hatta ismini dahi bilemediğimiz bir sürü yeni iş türeyecek. Dell’in 2017’de yayınladığı bir rapora göre 2030 yılında var olacak işlerin yüzde 85’i henüz isimlendirilmemiş durumda. Yüzde 85’i. İnanılmaz bir oran.

Kısacası yarın hepimize iş olacak. Hatta yarınki işlerimiz bugünkü işlerimizden daha rahat, daha konforlu olacak.

İnsanlar artık daha yoğun hayal gücü gerektiren, daha çok kritik düşünme yetisi gerektiren işlere doğru kayarken, fiziki beceri gerektiren, saatler boyu dikkat gerektiren yorucu işler artık robotların alanında kalacak.

Yazının devamı...

Bizim Çiftlikbank’ımız varsa onların da Theranos’u var

22 Mart 2018

Çiftlikbank kurucusu Mehmet Aydın’ın vaatlerine kanarak toplamda 511 Milyon TL dolandırılan 70 binden fazla kişi hakkında da sosyal medyada yazılmayan kalmadı. Bazı kişiler onlardan daha akıllı olduklarını göstermek için para yatıranlarla dalga geçti bazıları ise gerçekten üzüntülerini paylaştı.

Ben Çiftlikbank mağdurlarına seslenmek istiyorum, yalnız değilsiniz. Dünyanın her yerinde kötü niyetli kişiler, öyle ya da böyle kandırabildiklerini kandırıyorlar. Dünyanın her yerinde normalden çok para kazanmak isteyen kişiler mantık çerçevesinin dışında kararlar verebiliyor.

Örneğin, Amerika’da şu an Çiftlikbank’ın çok daha sofistike bir versiyonu yaşanıyor. Theranos adında, kan tahlillerini basitleştirerek, hem süre hem de masraflarını azaltacağını vaat eden bir girişim yatırımcılardan 700 milyon dolar topladı. Şirketin değeri kısa sürede 9 Milyar dolara çıktı. Şirketin CEO’su Elizabeth Holmes Forbes gibi yayınlar ve CNN gibi televizyon kanallarında defalarca boy gösterdi, kapaklara çıktı, özel röportajları yayınlandı. Ancak Holmes’un şirket ve teknoloji hakkında defalarca yalan söylediğinin anlaşılması uzun sürmedi. Therenos kendi teknolojisi yerine normal kan testleri kullanan, iddia edildiği gibi askeri anlaşmaları olmayan, sıradan bir test laboratuvarından başka bir şey değildi. Holmes ile özel röportaj yapan eski ABD Başkanı Bill Clinton bile kandırılmıştı. Holmes şirketin 100 milyon dolar kar edeceğini açıkladığı sırada aslında şirketin tüm kazancının 100 bin doları geçmediği de anlaşılınca şirketin değeri geçen hafta itibari ile sıfıra yaklaştı.

Theranos, Çiftikbank ile kıyaslandığında çok daha büyük, çok daha sofistike ve çok daha karmaşık bir dolandırıcılık hikayesi. Ancak kişilerin kolay para kazanmayı hedeflemeleri, bilmedikleri bir teknolojiye inanmaları gibi ana unsurları ile iki hikaye de benzer.

Toplum olarak aynı tarz hilelerle sürekli dolandırıldığımıza göre, ekonomi okur yazarlığı, kritik düşünme ve teknoloji okur yazarlığı gibi alanlarda eksiklerimiz olduğu net. Bu alanlarda mutlaka kendimizi geliştirmeliyiz. Üstelik ABD gibi bu tarz konuları aştığını düşündüğümüz bir ülkede bile Theranos gibi vakalar oluyorsa, biz kendimizi geliştirmek için ortalama bir ABD’liden çok daha fazla vakit harcamalıyız. Kitaplar, yayınlar okumalıyız. Teknoloji okuryazarlığı ve Dijital Zeka gibi konulara öncülük eden TİNK gibi yeni nesil okulları desteklemeliyiz. İlgili devlet kurumlarında teknoloji kullanarak yeni bir ponzi dolandırıcılığı yapılmaması için iyi yetişmiş kişileri istihdam etmeliyiz.

Ama yine de günün sonunda iş devletten çok biz bireylerde. Bize normalden yüksek gelir vaat eden herhangi bir işe kuşku ile yaklaşmalıyız. Teknolojisini bilmiyorsak mutlaka araştırmalıyız. Bu kadar kişi aptal olabilir mi diye hareket etmemeliyiz. Theranos’a 700 milyon dolar yatıran yatırımcılar, fon yöneticileri aptal mıydı, hayır? Sadece yüksek getiri için gardlarını düşüren, bildiklerini arka plana atan, yeterince sorgulamayan kişilerdi.

Yazının devamı...

Uber üzerinden oy devşirmek

13 Mart 2018

Teknoloji sadece kullandığımız araçlar gereçler veya hayatımızı değiştiren ürün ve hizmetlerden her zaman fazlası oldu. Teknoloji üretiminin politik, sosyolojik, askeri, ekonomik ve psikolojik etkileri cebimizde taşıdığımız bir telefonun çok ötesinde. Bu yüzden de teknolojiye yön vermeye çalışmak her dönemde politikacılar için önemli bir uğraş oldu.

Türkiye’de ise yaklaşan seçimler ve taksicilerin oy potansiyeli, Uber’i tam bir hedef tahtasına çevirmiş durumda. Taksicilerden oy koparmak isteyen politikacılar Uber’e vurdukça vuruyor. Hükümet uzun zamandır taksi esnafına yakın durabilmek için trafik polisleri vasıtası ile Uber’e üye olduklarından şüphelendikleri araçlara ceza kesilmesini destekliyor. Uber ise hem sürücülere hem de yolculara kesilen tüm cezaları üstleniyor çünkü bu cezaların kanuna aykırı olduğunu ve geri ödenmesi gerektiğini düşünüyor.

Son olarak ise CHP İstanbul Milletvekili ve CHP Genel Sekreteri M. Akif Hamzaçebi İstanbul Taksiciler Esnaf Odası'nı ziyaret ederek “ İstanbul'dan Uber'i kovarak İBB'nin başlatmış olduğu iTaksi uygulamasını da İstanbul Taksiciler Esnaf Odası'na vereceğiz" dedi. Üstelik Hamzaçebi, Uber’i global hırsız olmakla suçladı.

CHP’nin en çok oyu aldığı şehirli ve eğitimli hedef kitlenin çok rağbet ettiği bu uygulama hakkındaki bu yasakçı sözlerin CHP için politik olarak doğru olup olmadığına girmek benim uzmanlık alanım değil. Ancak teknolojik yeniliklerin, halkın beğenisini kazanmış uygulamaların yasak ile cezalar ile tehditler ile engellenmeye çalışılmasının sadece ülkeye zarar vereceğini söyleyebilirim. Şu anda Wikipedia’ya Türkiye’den girişin yasaklı olması nasıl sadece vatandaşlarımızın dünyanın geri kalanının kullanılabildiği muazzam bir bilgi kaynağından uzak kalmasına sebep oluyorsa, Uber gibi bulundukları sektörleri kökünden değiştiren girişimlerin yasaklanması da sadece bu uygulama ile aradığı hizmeti bulan insanlara baskı ve sıkıntı haricinde bir işe yaramayacak.

Üstelik daha birkaç gün önce Uber’in rakibi Careem gazetelerde binlerce kişiye istihdam sağlayacağız diye boy göstermişken sadece tek bir firmaya yüklenmek haksızlık değil mi? Peki bu firmaların Türk rakibi Olev’e de yerli hırsız mı diyecek acaba Hamzaçebi? Araç paylaşım programlarını da kapatalım o halde.

Ben tüm politikacılarımızdan Uber ve diğer teknoloji firmaları ve servisleri üzerinden hamaset ile oy toplamaya çalışmak yerine gerçek, kalıcı ve hem taksicilerin dertlerine derman olacak hem de kullanıcıları üzmeyecek çözümler üretmelerini bekliyorum.

Taksicilere verdiklerini hizmet kalitesini artırmaları, müşteriler ile daha doğru etkileşime geçmeleri, mesafe farkı, gidilecek yer farkı gözetmemelerini, ödenecek hesabın daha önceden belirlenip şeffaf bir şekilde müşteriye söylenebilmesi gibi kullanıcıların Uber, Olev ve Careem’de buldukları özellikleri sağlamalarında destek olunması daha doğru olur.

Ayrıca artık her taksi kullanan kişinin yakından bildiği, plaka sahibi ile şoför arasındaki günlük yevmiye gerilimlerinin bitirilmesi, şoförlerin daha iyi araçlarda hizmet vermelerinin desteklenmesi, taksi şoförlüğü için sertifikasyonun zorunlu olması ve yoğun eğitimlerin düzenlenmesi gibi hem verilen servisin hem de şoförlerimizin hayat standartlarının arttırılmasının sağlanabileceği çözümler varken siyasi hamaset seçilebilecek en kolay ama en kötü yol.

Yazının devamı...
Ersu ABLAK Kimdir?

Ersu ABLAK