"Ferhan İstanbullu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ferhan İstanbullu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ferhan İstanbullu

Ferhan İstanbullu

Bakış açısını değiştirmek

20 Mayıs 2017

Ortaya bir Joseph Beuys çıkaramasak da (!) aynı endişeyi yaşayanların, gelişmeyi isteyenlerin başvurduğu bir adresten bahsedeceğim size. Mim85 Kültür Sanat Platformu kültürün interaktif bir şekilde paylaşıldığı, sanatın bütün boyutlarıyla ele alındığı, her yaşa hitap eden bir merkez. 2000 yılından bu yana çalışmalarını aralıksız sürdürüyor.  Mim85 Kültür Sanat Platformu’nda katılımcıların ilgi alanları doğrultusunda uzman eğitmenlerden sanatsal, tarihsel ve sosyolojik temelli seminerler veriliyor. Mim 85’in bünyesinde, seminerlerin yanı sıra ayrıca workshop’lar, yurtiçi ve yurtdışı geziler ve diğer sanat hizmetleri de yer alıyor. Bu kış Yalçın Sadak hocanın Klasik Sanat Seminerleri’ne Nişantaşı’ndaki bu merkezde devam eden biri olarak Mim85’deki eğitimlerde katılımcıların isteklerinin de programı oluşturmada katkısı olduğunu ben de deneyimledim.


“Seminerleri dünyanın değişen dinamiklerini anlamaya yardımcı olacak şekilde planlıyoruz”, diyor Mim85’in kurucusu Sema Şener…  Ayrıca Mim Art Project (MAP) başlığı altında sanat alanında kurumsal eğitimler ve danışmanlık hizmetleri vermeye başladıklarını da hatırlatıyor. MAP bünyesi altında yaptıklarına sanat eğitimlerinden kurum koleksiyonu oluşturmaya, ulusal ve uluslararası sanat gezilerinden sanatsal etkinlik yönetimi gibi etkinlikler örnek verilebilir.


 Kurucu Sema Şener 1986 yılında Berlin’den İstanbul’a dönmüş. Yoğun iş hayatının yanında seminerlere, workshop’lara katılmayı hep seven biri olduğundan bahsediyor. Bir de elini taşın altına koyup farklı dernekler, vakıflar için de gönüllü çalışmaktan kaçmamış Şener. O, zaman içinde de hobisini işine dönüştürmeyi başaranlardan.

 

Kurucusu olduğu Mim85 etkinliklerini bugün düzenli takip eden önemli sayıda katılımcı var. Şener ilk yıllarda katılımcıların okuldan ve sosyal çevresinden arkadaşları olduğunu hatırlıyor. En büyük nişlerinin ise konusunda isim yapmış eğitimcilerle çalışmak olduğunu söylüyor.

 

Yazının devamı...

%100 orijinal

17 Mayıs 2017

Şu ismin alemliğine bakın. Blogunun adı ‘Erkek İten/Tiksindiren’!… Ben kadınların diğer kadınlar için giyindiğine inananlardanım: bence erkeklerin beğenisine kalsak hepimizin spagetti askılı dar elbiseler, ince topuklu ayakkabılar ve hep makul mantıklı ruj renkleriyle dolaşması gerekir. Leandra Medine’nin giyim tercihleri ise tam aksi, ilk bakışta kadınları bile uzun uzun düşünmeye, ölçüp biçmeye sevk ediyor. Çok ince, uzun bacaklı bir kadın olmasının sonuna dek avantajını süren Medine, pek de makyaj dostu değil. Yaz kış elinin altında bronzlaştırıcı kremler var; gözleri şiş poz vermekten ise asla imtina etmiyor. Ve kıyafetleri kimsenin aklına gelmeyecek biçimlerde giyme, eşleştirme konusunda artık bir dünya markası.

Blogger’lık fenomeninin yeni ve heyecan verici olduğu yılların ürünü bir isim. Bugün günlük bir dergi gibi içerik yarattığı, 20 kişiye yaklaşan kişiyle yürüttüğü Man Repeller web sitesinde yer almak için nice irili ufaklı bilumum yaşam tarzı markası sıraya girmiş durumda. Leandra Medine’nin neyi doğru yaptığına gelince… Öncelikle kendi moda anlayışını yaratmış bir kadın. Beyaz diz altı bisikletçi taytlarıyla şimdilerin modası yumurta topuk terlikleri birlikte kullanmaya tamam diyen bir moda yaklaşımı var. Çizdiğim bu tablo çoğunuzun şık ve stil sahibi tanımının dışında kalabilir. Ancak bugün kabul edilen pek çok ‘şıklığın’ zamanında rüküş, cesaret gerektiren hamleler olduğunu da hatırlatmadan geçmeyelim.

Leandra Medine’ye her şeyden önce özgür düşünen biri olduğu için hayranım. Bir de belli ki hedefleri olan, çok çalışmaktan gocunmayan bir genç kadın. Dersini çalışanlar için Amerikan Rüyası’nın ölçekleri bir anda nasıl büyütebileceğini faktörü de eklenince, 2010 yılında macerasına keyifli bir blog olarak başlayan Man Repeller’ın bugün vardığı nokta anlaşılabilir. Son olarak Net-a-porter gibi bir über-lüks, üst sınıf online alışveriş sitesiyle ortaklaşa ayakkabı koleksiyonu ürettiklerini söylemem belki resmi daha iyi anlamanızı sağlar.

Man Repeller’in dinamik, renkli sayfalarında ünlü haberlerinden güzelliğe, kadınları okurken bilgilendirecek ama kesinlikle eğlendirecek türlü konu var. Yazarlar ordusu içinde geleceğin sosyal medya fenomen adaylarının da olduğuna inanıyorum. Tıpkı Leandra gibi komik, özgün dilleri; hal ve gidişe enteresan bir yaklaşımı olan yazarlar… Zaten Man Repeller bir yazıdan diğerine sekerken vaktin nasıl geçtiğini anlamadığınız web sitelerinden. Bu, tarzı sofistikelik ayarlarından yoksun, orijinal ve matrak olduğu için herkesten sıyrılan kadının motto’su da ‘Kadınlar kimse için değil; kendileri için giyinsin!’ Leandra Medina’nın kadınların korkuyla yaklaştığı şalvar pantolon, iri vatkalar gibi ikircikli tasarımları gimeye olan isteği benim gibi takipçilerine sempatik geliyor. Bu noktada Leandra Medine’nin gelen şöhretin ardından kendini bu oyuna kaptırıp kıyafetlere değil kostümlere bürünen birine dönüşmemesini de seviyorum. (Kontrol ettim, Man Repeller instagram hesabını bugün itibarıyla 1.8 milyon! Kişi takip ediyormuş.)

‘Man Repeller’ı girişimci olmak için değil, yazmak için kurdum’ demiş Medine. Onun geldiği nokta her tutan işte gördüğümüz bir reçeteyi çağrıştırıyor: Öncelikle orijinal bir fikir ve başarılı aktarımı, sonra da samimiyetten taviz vermemek. Zira çocuklardan kurt şirket Ceo’larına; samimiyeti görüp de tanımayan, takdir etmeyen olmuyor! 

Yazının devamı...

TOY Fest başladı!

12 Mayıs 2017

Tiyatro, Oyunculuk ve Yazarlık gibi farklı sahne sanatları disiplinlerini bir araya getiren Toy İstanbul’un festivali Toy Fest’i, kurucu direktörlerinden Cengiz Temel anlatıyor.

**Öncelikle Toy'un yola çıkış hikayesinden kısaca bahseder misiniz?

Toy İstanbul daha ilk sezonunu bitirmiş genç bir sahne… Biz Toy’u kurarken herhangi bir tekkeleşmeye gitmeden bütün bağımsız tiyatrolara ve sahnesiz sahnelere destek olmak istedik. Bu tiyatroları ve oyunları iyice duyurmak ve seyirciyle buluşturmaktı, maksadımız. Ayrıca kapanan tiyatrolara da sahne olmayı amaçladık.

**Bağımsız tiyatro gruplarını, oyunlarını tek bir çatı altında bir araya getirmek, ahenkli bir program yaratmak kulağa hayli güç geliyor. Metodonuza dair ne söyleyebilirsiniz?

Buradaki temel nokta, ortak bir dil bütünlüğüne sahip, derdine inandığımız, katıldığımız oyunları ve metinleri göz önünde bulundurarak seçimler yapmak. Aslında Toy İstanbul’un mottosu oldukça net, yalın: Bağımsız tiyatrolara, sahnesiz sahnelere destek olmak için yola çıktık.

**Henüz birinci yılınızı doldurmadan Toy dağarcığına bir de tiyatro festivali eklediniz. Festivali oluşturmada temel motivasyonunuz ne oldu?

Toy İstanbul var olduğu sürece her Mayıs ayında yapmak istediğimiz bir festival, Toy Fest. Şu an birincisi gerçekleşiyor. Biz sezonu açmamızdan bu yana 24 oyuna ev sahipliği yapmışız. Bu zaman zarfında bizi destekleyen ve sezonda da bizimle olan bütün oyunlardan bir seçki aslında bu festival. 27 Mayıs’a dek her gece farklı bir oyun izlemek mümkün.

Yazının devamı...

Haydi Alışverişe!

8 Mayıs 2017

Yaşam tarzı alanında üreten kişiler için belki ilk okumada garip gelecek bir başarı sırrından bahsetmek istiyorum: İnsanlara ihtiyaçlarını değil hayallerini aktarmaya/satmaya çalışırken bence yola çıkış noktası eğlenmekten, keyif almaktan geçiyor. İşte bu keyifle yola çıkıp konusuna dair global gelişmeleri anında yansıtan bir marka var, örnek gösterebileceğim. Türkiye’de kişiye özel stil danışmanlığı konusunda seçkin tarzlarıyla ‘influencer’ (etkileyen, yol gösteren) olmuş bir ikilinin markası, Luxury Shoppers. Ezgi İçel Apa ve Lian Beraha yol arkadaşlığıyla kurulan luxuryshoppers.com, memleketin ilk günde oturmuş online projelerinden. Moda konusunda beğenilerini, alışveriş seçimlerini yansıtan bu sitede ikilinin sofistike seçimlerini görüp alışveriş etme şansına sahipsiniz. Luxury shoppers instagram hesabı da modayla ilgili yenilikleri, tarzlarına dair ipuçlarını paylaştıkları bir başka etkili mecra. Şimdiyse Luxury Shoppers online dünyasına bir yeni ürün daha ekleniyor: Lets Shop adlı akıllı telefon aplikasyonu…

Lets Shop, ekibin yaklaşık bir yıldır üzerinde çalıştığı bir projeymiş. Ortaklardan Ezgi Apa, geliştirme sürecinin hala devam ettiğini söylüyor. Benim de gönülden katıldığım bir noktadan giriyor konuya: ‘Herşeyden önce modanın çok ciddi bir konu olmadığını, eğlenmenin tarzını oluşturmada esas olduğunu vurgulamak istiyoruz’, diyor. Takipçilere başlıca sundukları, hem bu uygulama ile modayı takip edebilme hem de diğer takipçilerle paylaşmak üzere kendi gardroplarını yaratma imkanı. Çıkış noktaları ise merak. Sahiden de modayla ortalama iişkisi olan her kişi kimin ne alıp ne giydiğini merak etmiyor mu? Alışverişte yanımızda biri varsa onun da fikrini almayı hiç atlıyor muyuz? Kısaca tarzımıza dair başkasının yorumunun ne olduğu giyinirken aslında hep akılımızda…

Lets Shop’ta bir de çok heyecanlı bir bölüm daha var; o da profesyonel alışveriş danışmanlarının fikrini anında alabilmeniz. Ezgi Apa bu konuyla ilgili kendi birikimlerinin yanında bir araya getirdikleri müthiş bir ‘alışveriş danışmanları’ ekibinin desteğini aldıklarını anlatıyor. Uygulama sayesinde anlık sorabileceğiniz stil sorularınızın cevapları işte bu kıdemli ekip tarafından veriliyor.

Lets Shop uygulamasında ayrıca moda dağarcığını geliştirmek isteyenler için trendler, yeni tasarımcılar, moda dünyasının bilinen yüzlerinden seçkiler ve röportajlarının bulunduğu bir geniş içerik de var.

Ezgi Apa aslında kendi özel müşterileriyle de ilk günden bu yana böyle çalıştıklarını anlatıyor: Sezonluk alışveriş listesi isteyenler, seyahat edeceği şehirden ne alabileceğine dair öneri soranlar, internet alışverişiyle ilgili danışanlar ilk aklına gelenler. Bir de kabinde deneme aşamasında doğru yolda olup olmadığını soran, önemli bir etkinlik öncesi kendi seçimlerini paylaşan müşterilerinin de hep olduğundan bahsediyor. Bu noktada hem kendi servislerini yaymanın hem de kolaylaştırmanın yolunu araştırmaya başlamışlar. Apa ‘Herkesin bir stil ve alışveriş danışmanına sahip olması mümkün değil muhakkak. Biz uygulamayla danışmanlığımızı; hem Lets Shop’taki seçkilerle hem hazırladığımız trend raporlarıyla hem de soruları cevaplayarak daha geniş bir kitleye sunmak istedik. Ayrıca moda dünyasından önde gelen stil danışmanları, stil ikonları, editörler ve tasarımcılar da Lets shop app sayesinde takip edilebilecek’ diyor.

Yeni tasarımcılar sayfasından bahsedelim.

Romantik çizgileriyle dünyada çok hızla moda fenomenine dönüşmüş olan tasarımcı Gül Hürgel gibi. Kendisi instagram paylaşımları yoluyla koleksiyonunu gösteren, haberlerini paylaşan bir isim. Mağazası olmayan tasarımcının kıyafet koleksiyonunu tek tek alışveriş sitelerinden aramadan Lets Shop uygulamasında bir seferde bulmak artık mümkün. Anında gelen stil sorularını ise sadece Ezgi Apa ve Lian Beraha değil, dünyanın önde gelen moda ‘influencer’larından olan Giorgia Tordini (kendisi favorim), Columbine Smille, Elin Kling, Natasha Goldenberg ya da Amerikan Vogue editörlerinden biri de yanıtlıyormuş. Bu ekipten her hafta başka biri canlı soru-cevap kısmını üstleniyormuş. Bu servisin ne denli etkileyici olduğunu sanırım anlatmama da gerek yok!

Zamandan kazandıran, boşa alışverişin önüne geçen ve meraklısını konuyla ilgili bilgi sahibi kılan bu uygulamada seyahat, ev gibi yan başlıklar da var. Uygulamanın hayata geçmesi ise hayli detaylı bir teknolojik altyapının kurulmasıyla gerçekleşmiş. Apa ‘Bizim gibi bugüne dek beyninin sağ tarafıyla çalışmış bir ekip için sol beyni çalıştırmak konusunda hayli pratik yaptık!’ diye ekliyor. Bir de tasarımın tamamen kendi ruhlarını yansıtması ve görsel olarak istediklerini anlatma faslında ciddi mesai harcadıklarından bahsediyor.

Yazının devamı...

Bu yazın okuma listesi

2 Mayıs 2017

Kendisinin 2016 yılında çıkan Emanet Zaman romanıyla işgal dönemi İzmiri'nin artık bir ütopya sayılabilecek zenginlikteki insan profilini, kültürel zenginliğini tanıdım. Suman'ın son romanı Yaz Sıcağı'nın ise Kıbrıs’ta 1974 sonrası yaşanan hem toplumsal hem insani dramlardan yola çıkan bir hikayesi var. Romanın baş kişisi 'yaşıtım' Melike’nin 40’lu yaşlarla tanışmış, şehirli, eğitimli bir kadının gözünden anlatılan hikayesi de kendime dair çözümlemeler yapmada eşlik ediyor bana. Defne Suman'la bir araya gelip bu kadının hikayesini biraz daha dimlemek istiyorum.

- Hem geçen yıl yayınlanan Emanet Zaman’da hem de Yaz Sıcağı’nda bölünmüşlükler, kimlik farklılıkları hikayenin alt metnini oluşturuyor. Okurun tarih bilgisini, algısını geliştirmede de katkın var.

- Ben de kendi kitaplarım sayesinde tarihle ilgili daha da bilgi sahibi oluyorum. Başlangıçta tarih üzerinden bir hikaye anlatmak üzere yola çıkmadığımı da söyleyeyim. Mesela bölünme meselesi hep aklımda ama bu konuyu esas birey üzerinden düşünüyorum.  Toplumların bölünmesi üzerine düşünmekle başlamıyorum işe. Aslında kendimin bir meselesi oluyor o sırada..

-Peki aile geçmişinin bu anımsamayla bir ilgisi var mı?  

Özellikle esinlendiğim bir aile hikayesi yok. Ama  tarihe merakımın başlamasında belki aile tarihimi  araştırmanın payı var, haklısın. Kanada’da psikolojik danışmanlık eğitimi alırken bir ödevimiz ailemizin tarihçesini öğrenmekti. Dedenin çocukluğu nasıl geçmiş, okulda nasıl bir öğrenciymiş gibi. Kısaca kişisel tarihinizin konuşulmayan taraflarını araştırmak üzerineydi. Bu dönemde baba tarafımın aslında hiç bilmediğim bir aile olduğunu keşfettim. Bunu bilmiyor olmam da kendi içimde başlı başına bir meseleydi. Onları araştırırken tarihe ve tarihin aktörlerine yani o zamanın insanlarının yaşam biçimlerine, iç dünyalarına bir merak duymaya başladım bir taraftan. Yine de çıkış noktamın kendi içimde bir mesele olduğunu söylemeliyim. Yapacağım eklemeler zamanla dolmaya başlıyor zihnime...

-Bu kitabı yazarkenki kişisel mesele, 40’larına evrilen kadının bir gün yitireceği cinsel cazibesini, gücünü masaya yatırması, üstüne düşünmesi miydi?

- Evet, 40 yaşına merdiven dayamış bir kadının evlilikle, cinsellikle, erkekleri baştan çıkarma gücüyle hesaplaşması üzerine düşünerek yola çıktım. Bir bakıma kendimle de ilgiliydi; ben de benzer deneyimi yaşadım, bu gücümü bir şekilde toplumda kadın olmaktan almışım. 40 yaşına gelirken insan ister istemez şunu düşünüyor, “eyvah bu artık benim elimden gidecek. 50 yaşımda ben aynı cazibeyle var olup duruşumu devam ettirebilecek miyim? Yoksa kendimi yeniden keşfedip gücümü başka bir yerden almayı mı araştırmalıyım?” gibi sorular aklıma gelmişti. O meseleye bakayım derken de hikayenin yeni katmanları ortaya çıktı.

- Tarihin geri planda sana yardım ettiği roman tipi hoşuna gitti diyebilir miyiz? Bunla ilgili çalışmaya devam edecek misin?

Yazının devamı...

Beslenmede DNA testi farkı

27 Nisan 2017

Geçtiğimiz günlerde yaptırdığım bir testin sonunda genetik koduma da spor yapma şeklime de neyi eksik neyi fazla yemem gerektiğine de dair bilgiler öğrendim. Testin adı DNAFit. İngiliz menşeili, 25 ülkede aktif olan bir marka ve ben tüm özelliklerini uzman diyetisyenleri Nil Yurtbay'dan dinliyorum. Testin hayatı daha kaliteli yaşayabileceğini araştıranlar için azımsanmayacak sayıda önerisi bulunuyor. DNAFit testiyle bedensel şecereniz çıkarılırken kan değil tükrük örneğine bakılıyor ve hayatta bir kez yaptırmanız yeterli. 

Şahsen bu test sayesinde 'bana gluten değil karbonhidrat dokunuyor' tezimi doğrulamış olmaktan memnunum! Testin ardından hangi yağ bana iyi geliyor, kaç saat uyumalıyım, spor yaparken ne tip egzersiz verimimi yükseltir, hatta ne kadar süre spor yapmam gerekir gibi türlü keşiflerim oldu. Testin yapılışına gelince: Önce yanak içinden alacağınız tükürük örneği için bir aparat yollanıyor. Atılarak her Türk gibi Nil Yurtbay'a "ya örnek bozulursa" diye soruyorum: Cevabı "DNA çok sağlam bir molekül. Bozulması neredeyse imkansız. Ancak küçük riskleri dahi düşürmek için sabah aç karna alınmasını istiyoruz. Örneği koyduğunuz küçük kabın içine silika bir kapsül koymanızı istiyoruz (bunların hepsi gelen kutuda var). Bu silica kapsülün amacı ortamdaki fazla nemi almak. Tüm bunlara rağmen genetik analiziniz çalışılamazsa testi ücretsiz olarak tekrarlıyoruz" diyor. Tabii kolektif hafızada bir musibet konu daha var ki o da elde edilen bilgilerin gizliliği. Yurtbay bu konuda DNAFit'in İngiltere’deki UK Data Protection Act’e tabii olduğunu söylüyor.

Kurye ile merkeze ulaşan testin sonuçları çıktığında uzman diyetisyen ile bir araya geliyorsunuz ve 1.5 saat boyunca 'sizi' dinlemeye başlıyorsunuz. DNAFit testini yaptırmış kimselerin ortak bir yorumu oldu mu diye merak ediyorum: Çoğunluk kilo verme sürecini daha rahat yaşar olmuş. Peki, isteyenler için sürecin bir adım daha sonrası var mı? Kilo verme, kilo alma veya kendilerine uygun sağlıklı yaşam uygulamalarını alışkanlık haline getirebilmek için düzenli görüşmeler talep edenler oluyormuş. Böyle bir isteğe karşın haftalık, 10 günlük, 15 günlük dönemler için beslenme ve egzersiz takipleri yapılabiliyormuş.

DNAFit testi sonrası kendim için öğrendiğim 3 başlıkla yazımı sonlandırmak isterim: 1. İyi yağlardan korkmayın, hem insanı tok da tutuyorlar. 2. Yetişkinlikte süt içmenin gerekli olmadığına inananlardanım. 3. Omega 3 meselesi önemli, takipte kalın.

Yazının devamı...

50 genç sanatçı Mamut’ta buluşuyor

24 Nisan 2017

Mamut'u benim için heyecan verici kılan sadece kişisel sergi açmamış yeni isimlere yer veriyor oluşu değil, etkinliğe katılacak sanatçıların müthiş bir jüri tarafından seçilerek keşfediliyor oluşu. Bu yılın jürisindeki isimleri saydığımda konuya biraz olsun aşina olanları etkileyeceğime  eminim: Akkök Holding Yönetim Kurulu Başkanı ve memleketin en iddialı eserlere sahip koleksiyonerlerinden olan Ali Raif Dinçkök, günümüzün en önemli kavramsal sanatçılarından ve Türkiye'nin yurt dışında da konusunda en tanınan isimlerinden olan Sarkis, sanat danışmanı Elif Bayoğlu, küratör ve yazar Övül Durmuşoğlu ile güncel sanat eleştirmeni Murat Alat gibi konusunda hayli iddialı isimler, 5.si gerçekleştirilecek Mamut Art Project için 50 sanatçı saptadı.

Mamut Art Project'te sistem, öncelikle katılmayı isteyen sanatçıların portfolyo sunumlarıyla başlıyor. Bu yıl yapılan tam 1000 başvuru içinden seçilen 50

sanatçının işlerini sanat meraklıları olarak 26-30 Nisan tarihleri arasında hep beraber izleyebileceğiz. Her sanatçıya sunulan 10'ar m2'lik alanlarda ziyaretçiler toplam 400'den fazla eseri görebilecek. 

Mamut'un kime daha fazla faydası olduğu sorusunun cevabını hala bulabilmiş değilim. Eserlerini hayli yetkin bir jüri grubuna hiçbir çıkar ilişkisi/alışveriş olmaksızın kabul ettirmeyi başaran bu yeni sanatçılar etkinlik dahilinde 1. Memleketin hem kıdemli hem de yeni başlayan koleksiyonerleriyle bir araya gelebiliyorlar Ayrıca belli başlı küratör ve galeri sahipleri de Mamut'a özel ilgi gösteriyor.  Önceki yıllarda azımsanmayacak sayıda Mamut sonrası en dört başı mamur/müze kurmaya aday koleksiyonlara girmeyi başaran sanatçılar oldu. 2. Bu inandırıcılığı, güvenilirliği yüksek etkinlikte yer alabilmelerinin tek koşulu, işlerinin jürice seçilmiş olması. Sanatçılarstand kira bedeli ödemeden etkinlikte yer alabiliyorlar. Bu denli saydam bit biçimde seçildikleri bilindiğinden hem sanat profesyonellerinin hem de koleksiyonerlerin özel ilgisine mazhar oluyorlar. Ayrıca Mamutseverler etkinliği kesinlikle bir kereden fazla ziyaret ediyor. 

İşe bir de küratörler, galericiler, koleksiyonerler açısından detaylı bakalım. Her birinin ortak maksadı yolun başındaki yeni (genç dememeye özen gösteriyorum çünkü bu yola belli bir yaştan sonra girip pek ala hızla yol alan isimler de var) yetenekleri keşfetmek ve Mamut, 'exclusive' jüri sistemi 
sayesinde sanat profesyonellerini de bir hayli emekten kurtarıyor. Her yıl Mamut Art Project sonrası kişisel sergisini açan, galericisi ile burada buluşup tanışmış nice sanatçının varlığından haberdarız. 3.İster müze ayarında koleksiyonu için ister hayatında ilk kez bir sanat eseri almaya niyetlenenler için olsun; herkese makul fiyatlı eserlerin sunuluyor oluşu, yıllar içinde  "Mamut koleksiyoneri" profilinin de oluşmasını sağladı. Elbette eserleri değerlendirmede ilk kriter pahaları değil ama bu nedenli uygun rakamlı eserin bir arada olduğu bir yerde; sergi gezme heyecanının arttığı da bir gerçek. 

Mamut'ta bu yıla özel ilkler

Yazının devamı...

Mozaiklerin renkli dünyası

21 Nisan 2017

Tıpkı giyinmek gibi, tek bir aksesuar bir mekanı yeniden yaratma isteği uyandırabiliyor insanda. Serra Akıncı’nın mozaik masalarını ilk gördüğümden bu yana zihnimde salonumu yeniden dekore edip durmam gibi…

 

Bizde el emeğinin, tasarımcı/zanaatkar imzasının kıymeti son zamanlarda daha iyi anlaşılır oldu, değil mi? Serra Akıncı’nın mozaik masa ve sehpalarını, mozaik tablolarını bana soran ne çok insan oluyor! Akıncı’nın çalışmalarına uzun zamandır vakıfım, ancak son dönemde sanatına/zanaatına daha fazla sahip çıkan bir tavır benimsediğini de düşünüyorum. Özellikle Arnavutköy’deki keyifli atölyesini ziyaret ettikten sonra..


 

El becerisi yüksek,o seçilmiş insanlardan biri kendisi. Küçükken renkli telefon tellerinden kolyeler, küpeler, Barbie bebeklere kartondan evler yaparmış. Sonra dergi sayfalarından keserek ders kitabı kapaklarına yaptığı kolajların ardından kendini Floransa’da grafik tasarım okurken bulmuş. Bu dönemde repertuvarına bir de cep harçlığı için yaptığı kemerler, kumaştan yılbaşı/paskalya torbaları eklenmiş. Bugün de “takı, poster, masa süsü, resim, yemek... Ne olursa olsun yapabileceğimi düşündüğüm her şeyi hazır almaktansa kendim yapmayı tercih ederim” diyor.

 

İstanbul’un sakin, mazbut günlerini yaşamış olanların hafızalarını tazeleyecek bir manzarayı hatırlatayım. Dışı mozaik kaplı apartmanlar bir dönem ne modaydı! Sokakta oynayabilme ‘ayrıcalığını’ elde etmiş o dönemin çocukları, inşaatlardan arta kalan bu renkli taşları bulmayı marifet sayardı. Akıncı’nın görsel hafızasında da benzer bir imaj var:  “Çocukluğumun geçtiği Ulus’daki apartmanımızın ve komşu binaların cephelerinin harika geometrik desenli mozaik kaplı olmalarının da gözümü şartladığı düşünüyorum” yorumunu yapıyor.

Yazının devamı...
Ferhan İSTANBULLU Kimdir?

Ferhan İSTANBULLU