"Ferhan İstanbullu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ferhan İstanbullu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ferhan İstanbullu

Ferhan İstanbullu

Antalya’dan dünyaya…  

16 Mart 2017

Mimari proje denince aklımıza ilk gelen inşaat sonra da dekorasyon oluyor, değil mi? Peki ya bir yapıda dekorasyon tanımına neler giriyor? Kaba inşaat dışında lambadan mobilyaya, duvardaki ahşap kaplamaya dek her türlü hareketli aksamı barındıran  geniş bir dekorasyon tanımını ben bu geziyle birlikte öğrendim diyebilirim. Bütünün parçası gözüyle bakıp geçtiğim irili ufaklı nice dekoratif unsurun mekan algımızı nasıl da etkilediğini fark etme, üzerinde düşünme fırsatı oldu. Bu küçük çaplı beyin fırtınasında yol gösteren, Antalya çıkışlı ve bugün Körfez bölgesinin ünlü projelerinin anahtar teslim dekorasyonunu yapan AHK’nın yönetim kurulu başkanı olan Haldun Kilit’in yorumlarıydı...

 

1996 yılında kurulan AHK, küçük bir mimarlık ofisi olarak başlamış. Bugün Türkiye ve Körfez Bölgesi’nde markalı otel ve yapıların dekorasyonunu “anahtar teslimi” üstlenen bir büyük çatıya dönüşmüşler. İmzaları olan iddialı otel projeleri arasında Dubai’deki Bulgari Hotel’i, St. Regis’i, Waldorf Astoria Palm’ı saymak mümkün. AHK Yönetim Kurulu Başkanı Haldun Kilit, özellikle çalışmaları devam eden Bulgari Hotel’i ayrı bir yere koyduğunu gizlemiyor. Bulgari, doruğa ulaşan estetik çizgisini otelcilik alanında da sürdürdüğünden Dubai’de de ortaya çıkacak sonucun heyecan verici olacağı şimdiden belli...




Yazının devamı...

Beyrut çıkartması

14 Mart 2017

Ari Doğramacıyan, Ayşe Rodoslu, Gözde Atlı ve Elçin Sümer’le fuar sonrasında bir araya gelme şansım oldu. Her biri farklı tarzlarda özgün çalışmalarıyla tanınan bu dört tasarımcı, alışveriş kültürüyle de meşhur Beyrut şehrine, mücevher konusunda bir trunk show-fuar yapacak olan Sylvie Saliba’nın davetiyle gelmişler. Saliba, dünyaca ünlü tasarımcılarla çalışan deneyimli bir isim. Sadece mücevheri kapsayan trunk show’un lokasyonu da Beyrut’un en önemli alışveriş bölgelerinden birinde gerçekleşmiş.

Konu ile ilgili önce Ayşe Rodoslu’nun fikrini alıyorum. Kendisi ilk çıkışı olan 2011 yılından bu yana çizgileriyle hayran kitlesini yaratmış, markasını hızlı duyurmuş bir isim. ‘Beyrut’ta ürünlerinizi sunmak size ne hissettirdi?’ diye soruyorum: “Küllerinden doğan ve çeşitli kültürlerin sentezinden oluşan toplumsal yapısına rağmen kimlikli duruşundan hiç bir şey kaybetmeyen bu Ortadoğu şehrinde, yine pek çok özelliğiyle ona benzeyen bizim şehrimizden çıkan tasarımcılar olarak bulunma fikri beni çok heyecanlandırdı” diyor. Bir yandan online satış kanalları üzerinden de tempolu çalışmaya devam eden Rodoslu, Beyrut’taki trunk show’u uluslararası marka olma yolunda önemli bir adım olarak nitelendiriyor.

Etkinliğe katılan bir diğer isim olan Elçin Sümer de mücevher ve heykel markası Sumerian’la beden ile bütünleşen parçalar üretiyor. “Takılabilir heykel mottosuyla, kişilerin vücuduyla ilişkilenebilecek parçaları yüzük, kolye, bileklik gibi formlarla var ediyorum. Takılabilir heykel eviniz, bahçeniz, iş yeriniz için aldığınız bir eseri üzerinizde de taşıyabilmeniz anlamına geliyor” diyor. Bu arada Elçin Sümer’in her parçası sanat eseri patentli. Kendisi son olarak bu organizasyonda bulunmanın markasının Ortadoğu’da nasıl konumlanacağını anlama konusunda  yardımı olduğunu söylüyor.

Vintage tarzını hem kullandığı materyaller hem de tasarım çizgisiyle ortayan koyan tasarımcı Gözde Atlı da yine İstanbul’un yeni nesil sevilen tasarımcılarından. Bugünün çizgileri, eski objeler, değerli taşlar ve klasik formlar; hepsi Gözde Atlı tasarımlarında bir arada. Kendisi geleneksel kuyumculuk tekniklerini kullanarak her parçayı el yapımı üretiyor. Atlı, markasını yurt dışına açmayla ilgili hayli kararlı. Bu yüzden Beyrut’ta “dünya çapında markaların yer aldığı bir platformda yer almak ve tasarımlarını farklı kültürlere tanıtabilmekten” ne denli memnun olduğundan bahsediyor.

Beyrut’a fethe giden mücevher tasarım markalarımız arasında beğenilen bir isim de Jeevels&Co. Bu markanın yaratıcısı, Ari Doğramacıyan. Öncelikle Beyrut’tan bu daveti almaktan dolayı gururlandığını ve hemen kabul ettiğini söylüyor. “Mücevherler aracılığıyla ülkemizin zengin kültürünü yurt dışında tanıtıyor olmaktan büyük onur duydum. Serginin yapıldığı mekanda dünyanın en ünlü mücevher tasarımcılarının eserleri bulunuyordu. Onların arasına katılmış olmamızı markam adına heyecan verici bir serüvenin başlangıcı olarak görüyorum” diyor.

MODA TARİHİ YENİDEN YAZILIYOR!

Kendine özgü sepet dikiş tekniğini kullandığı, artizan geleneğine olan sadakatini hiç yitirmeyen, ‘private luxury-kişiye özel lüks’ duygusunu her müşteriye yaşatmak üzere yola çıkmış  bir İtalyan markası, Bottega Veneta.  Bu yaz koleksiyonu markanın 50. Yaşının bir kutlaması, aynı zamanda… Kreatif direktörleri ise sadece moda değil; çağdaş sanat ve mimari konularına da en az moda kadar iştahlı ‘bir Rönesans adamı olan’ Tomas Maier.

Yazının devamı...

Mart güneşi

12 Mart 2017

Global projelere imza atan; mimariden dekorasyonu oluşturan hareketli unsurlara dek inşaatlara geniş kapsamda destek veren, Antalya çıkışlı bir kurum, AHK. Dubai'de de 2008 yılından bu yana adı sayılan projelerle boy gösteriyorlar. Biz de bir gazeteci grubu olarak AHK'nın Dubai projelerini tatbike geldik. Uzun yıllar sonra bu şehre ikinci gelişim; o yüzden sürekli değişen/gelişen Dubai normlarına göre kesinlikle bu nevi şahsına mahsus şehri biliyor sayılmam. 6 ay görmeyince Dubai'de çok iyi tanıdığı bir semti nasıl da tanıyamadıklarını anlatanlar var. Dinledikçe "Dubai'yi bilir misin" sorusuna asla hadsizce evet demiyorum. Odamdan manzara, yeni açılan Dubai kanalı... Manzaranın etkileyici bir yanı var mı, var. Yine de İstanbul'dan kalkıp gelmiş birinin bu görüntüye vereceği paye de bir yere kadar oluyor. 

DUBAİ LOKALİ BİR TÜRK

Çok eski bir dostum Berna Kemaloğlu 9 yıldır Dubai'de yaşıyor. İlk geldiğinde zorlandığını anlatsa da belli ki artık bu uydu şehrin tadını çıkarmaya başlamış. "En çok kimsenin kimseye karışmamasını seviyorum" diyor. Polo müsabakası ödül törenine gerektiği kadar şık gitmemekten şikayet ettiğimde hemen sosyal sözleşmelerin katı kurallarının burada geçerli olmadığından bahsediyor. (Sahiden nefis şapkalar ve kokteyl elbiseler de, düz terlikler ve bermuda şortlar da bir şekilde bu ortamda kaynaşmayı başarmıştı.)

İki çocuğu da Dubai'de eğitim gören Berna'ya okulların şöhretini soruyorum. Bize nazaran pek hafif bir müfredat olduğundan bahsediyor. Özel olarak önemsediği nokta farklı aslında... "Bu çocuklar ırk kavramına farklı bakıyor. Sınıfta her milletten çocukla birlikte büyüdüklerinden bizdeki ırk önyargıları onlarda olmayacak" diyor.

DUBAİ POLO GOLF CUP

Yazının devamı...

Kendi ömrünün efendisi

9 Mart 2017

Koleksiyonerlerin her daim büyük ilgi gösterdiği bu ölümsüz sanatçının eserlerinden bir seçki, “Aşk’la, Semiha Berksoy” adıyla O’Art’da sergileniyor.


Sergiye paralel olarak Odeabank’ın desteğiyle Galerist yayınlarından çıkan ‘Semiha Berksoy: Catalogue Raisonne’ adlı, Derya Yücel’in editörlüğünde hazırlanan ve sanatçının bugüne kadar bilinen tüm yapıtlarını içeren geniş kapsamlı ve içerikli bir kitap da bulunuyor.




‘Kendini kendinden var etmiş bir kadın’ tanımlaması da Yücel’e ait bir ifade. Tutkuları için için büyük bir azimle çalışan bu sanatçının hayat hikayesinden biz sıradan insanların ilham alacağı çok şey var. Bu hikayeleri geçtiğimiz günlerde sanatçının O’Art’da ddevam eden sergisi şerefine yapılan bir konferansta dinlemek mümkün de oldu. Aynı zamanda konuşmanın moderatörlüğünü üstlenen Yücel söze  ‘Herkesin kendi Semiha Berksoy’u var’ diyerek giriyor ve Zeliha Berksoy’a ‘sizin Semiha Berksoy’unuz kim’ diyerek sohbeti başlatıyor.

Zeliha Berksoy:

Yazının devamı...

Akıntıya karşı

7 Mart 2017

Peki, Bomontiada’nın başarısını kime mal etmeliyiz? Bu soruya aynı başarıyı zamanında Beyoğlu’nun bir köşesine sinmiş Asmalımescit’i hayatımıza sokarak göstermiş olan Pozitif ekibi harici bir cevabım yok. Pozitif’in kurucularından Cem Yegül’e Bomontiada’nın hikayesini soruyorum. Ortaklarından Mehmet Uluğ ile tarihi Bomonti Bira Fabrikası’na ilk gelişlerini anımsıyor. O dönemde Efes grubu bu alanda içinde bir müzenin de olduğu proje için çalışıyormuş. Pozitifçiler mekandan çok etkilenip buranın performans merkezleri Babylon’un ruhuna da çok yakışacağını düşünmüşler. Alkol yasasındaki düzenlemelerin ardından  bir süreliğine askıya alınma durumu olsa da Pozitif ekibinin projeye olan iştahı devam etmiş ve sonunda Doğuş Holding ile ortaklıkları neticesinde Bomonti Kültür A.Ş doğmuş. Bugün Bomontiada’nın küratörlüğü de Pozitif tarafından yapılıyor.

‘Bomontiada hudutları açısından bir Feriköy projesi’, diyor Yegül.  İstanbul’un bu derin tarih ve kültür barındıran semtini seçmede çıkış noktaları, bir zamanlar burada Bomonti kardeşlerin yarattığı  ‘bir araya gelme’ kültürünü alıp bugünlere taşımak olmuş.

Bomontiada sakinleri içinde galeri de var kahveci de geleneksel Anadolu yemekleri sunan bir başka adres de… Elbette İstanbul’un kültür ve sanat ajandasının amiral gemilerinden biri olan Babylon’un konserler ve etkinlikleri de insanların ayağını Bomontiada’ya alıştıran çok önemli bir diğer etmen. Cem Yegül, beraber yola çıktıkları ve seçim yaparken sadece marka değerleri, duruşlarıyla değil birbirleriyle oluşturdukları sinerjiye, programa yapacakları katkıya göre seçilen Bomontiada ‘sakinlerine’ baştan beri mekan ya da kiracı olarak bakmadıklarını anlatıyor.

Bomontiada’yı özgün bir mekan içine serpiştirilmiş tanıdık/yeni yeme içme markaları, galeri ve performans merkezi diye tarif etmek, fazla kestirme bir lisan olacaktır. Yegül, buranın çevrede yaşayan ve çalışanların katılımının çok önemsendiği bir program ile birlikte yaratıcı bir kültür kampüsü olarak tasarlandığını anlatıyor. Bu programı kimler oluşturdu diye soruyorum: Küratör Vasıf Kortun, şehir planlamacı Alexis Şanal ve Cem Yegül’ün de aralarında olduğu bir yaratıcı kurulun çalışmasıyla şekilleniyormuş.

Bomontiada’ya dair her şey hayatımızdaki pek çok konu başlığının aksine umut dolu, renkli… Yalnız arkalarında kırık bir Asmalımescit hikayesi bırakarak gelen Pozitif ekibine bunu hatırlatmadan da edemiyorum. Hava karardı mı geçmeye çekindiğimiz, aslında küçük ve nefis bir Beyoğlu köşesi olan Asmalımescit’i hayatımıza sokan da Pozitif ekibiydi. Yegül, ortağı Ahmet Uluğ ile ilk aylarda gelen izleyicileri ellerinde fenerle İstiklal caddesinin girişinde sokaklarda karşıladıklarını hatırlıyor. Babylon ve ahalisinin semtin profilini nasıl değiştirdiğine ise hep bir elden tanığız.

Asmalımescit’te sonun başlagıcı ne oldu diye sorduğumda Yegül İstanbul’un köşe bucağına büyük yatırımlar yapılırken aslında İstiklal Caddesi’nin bu gelişmeden payını alamadığını, altyapının buna paralel gelişmediğini anlatıyor: ‘Bugün semt çoğunlukla Türkiye’de yaşayan yabancıların ve turistlerin alışveriş yapıp vakit geçirdiği, ağırlıklı yeme-içme mekanlarının bulunduğu, büyük bir açık hava AVM’si haline geldi. Elbette daha alışveriş odaklı bir kitleye hitap edince kültür sanat hayatından ziyade ticari noktalar daha baskın olmaya başladı. Mülk sahipleri de daha kar odaklı hareket etmeye başladı. Sonrasını ise biliyorsunuz…’

Yazının devamı...

Leyla Gediz olmak

5 Mart 2017

2000’lerin İstanbulu’nu özlemle hatırlıyorum. Şehir şahlanmış, global şöhreti yüksek tüm yabancı yayınlar İstanbul’un nasıl da ‘o şehir’ olduğundan bahsediyor, Avrupası ayarında kafeler, lokantalar ardı ardına açılıyor. Dozer gibi gelen krizlere rağmen sokak hayatı hep hareketli… Çağdaş genç Türk sanatçılarının keşfedildiği, onlardan konuşmanın/sergilerinin açılışlarına gitmenin çok moda olduğu zamanlar. Eserlerine sahip olabilmekse her ölçekten koleksiyoner için prestij meselesi... Leyla Gediz bu isimler içinde geçen yıllara rağmen ‘charm’ını hiç yitirmeyen bir isim. Kendi hayatından ilhamını alan resimleri bugünün ‘doyasıya ifşa’ kültürüyle mukayese edildiğinde ne kadar samimi ve naif… Balat’taki şahane galeri The Pill’de açılan ‘Serpilen’ adlı sergisinde artık anne’ ve yetişkin sıfatlarına ermiş ressamın, hayatını bu kez ‘serin kanlı’ bir bakış açıyla aktarmasına şahit olacaksınız…

F.İ.: Sana ilk sorum sergiyle ilgili değil, samimi bir destek verdiğini bildiğim genç sanatçılar hakkında… Yolun başındakiler için ilk verdiğin tavsiye ne oluyor?

L.G.: Hep kendilerine bakmalarını söylüyorum çünkü bir yerden başlamak için kendin bana iyi bir başlangıç noktası gibi geliyor. Ordan hareket edip sonra merkezden uzaklaşmak önemli. Bazen insanlar hiç kendini sorgulamadan, kendine aynadan bakmadan, belki bir takım trendlerin büyüsüne şaşaasına kapılarak ilerliyor. Oysa her birimizi özel kılan şey kendi içimizde saklı, bunu mecmuada bulmayacağız ya da internette bir yerde karşımıza çıkmayacak.

F.İ.: Peki sosyal medyayı nasıl değerlendiriyorsun?

L.G.: Çok problemli buluyorum ve aslında süratle bir satürasyona doğru gittiğini, süresini doldurmaya başladığını düşünüyorum. Örneğin geçen akşam bir açılıştaydık; o kadar keyifli, o kadar kanlı canlı bir sosyalleşme cereyan ediyordu ki ve bunun yerini hiçbir şeyin tutması mümkün değil. Kaş kaşa, göz göze, diz dize, gözlerinin içine bakarak karşındakiyle konuşmak; iletişim budur esas olarak.

F.İ.: Kim, nerede durumunun olumlu yanları da yok değil.  Görmemiz gerekenleri keşifte büyük yardımı da olmuyor mu?

L.G.: Bence bu anlamda sosyal medya insana aşırı sorumluluk yüklüyor. Evet, çok fazla etkinlik var ve her birinden haberdar olabiliyorsun. Yalnız bu kez de insana öyle ya da böyle geri dönme zorunluğu yüklüyor. Eşim bana ‘Bu herkes için böyle değil, sen bu sorumluluğu ekstra üstlenen birisin, bunu bir dayatma olarak kabul etmek zorunda değilsin aslında’ diyor. Hani senin meşhur bir lafın vardır ‘İçimizdeki Ortodoks’… Biz o kadar her şeye yanıt vermek, olabildiğince her ricaya her davete hiç olmazsa riayet etmek, gidemiyorsan da bir çiçek göndermek gibi bir eğitimden geçtik ki bu durum benim için gerçekten içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Bir de ben kendim bu kadar takıntılı bir şekilde buna dikkat ettiğim için, sonra sergime gelmeyen birine de bozulabiliyorum da bu arada!... Bana bu yapıldığında kötü hissetmemeyi başarabildiğim yerde belki kendim de gitmemeyi başaracağım.

Yazının devamı...

Çocukluk hatırası

2 Mart 2017

Yıllara karşı koyamayıp sararan, acemice albümü yapılmış fotoğrafları unutun; şimdi çocukların özel günlerinin belgeseli bile çekiliyor!

 

Galiba dört çocuğun üçüncüsü olmamdan sebep, bebekliğime dair hiç fotoğrafım yok. Belli ki ailem konuya dair şevkini yitirmiş! Benim yaratamadığım heyecanı bir kenara bırakın; şimdi moda, çocuk fotoğraflarını bu konuya odaklı fotoğrafçılara çektirmek olmuş. Tıpkı düğün fotoğrafçıları gibi bu konuda isim yapan fotoğrafçılarımız var.


 Konuyla ilgili görüşünü almak üzere hem özel çocuk kutlamalarında hem de çocuk markalarının moda çekimlerinde aranılan, belli başlı dergilerimizle de çalışan bir isimle konuşuyorum. Merve Ağazat Londra’dan İstanbul’a uzanan fotoğrafçılık kariyerinde; belki de çocuk fotoğrafı konusuna en erken eğilen fotoğrafçılardan biri oldu. Artık bu özel çalışmaya çocuklar için özel günlerin belgeselini çekmek de eklenmiş. (Düğün fotoğrafı çekmek zor diyenler bir de ortada koşuşturan, laf dinlemeyen çocukları görüntülemeyi düşünsün! Aklıma hep dergi zamanlarımdan sette ne olup bittiğini endişeyle beklediğim çocuk moda çekimleri geliyor…)


Merve Ağazat’a bu çekimlerde prosedür nasıl işler diye sorduğumda ilk basamağın servisi isteyen kişilerle yüzyüze görüşmek olduğunu söylüyor. Sonra istenilen çekimin niteliklerine göre ekip oluşturulması faslı hayli önemliymiş. Bugüne dek hep çok keyifli geri bildirimler aldığını söylüyor Ağazat; insanlara hayatları boyu o güzel günü hatırlatacak değerli bir hatıra yaratmanın keyfinden bahsediyor. Bir Suudi prensesin memnuniyetini ifadesi olan mektubu geliyor aklına... Bu çekimi merak etmeden geçemiyorum. İstanbul Forum’daki buz müzesini kapatıp üç çocuklu bu ailenin fotoğraflarını çekmiş Ağazat. Çekimle ilgili ilk aklına gelen de elbette donmaları oluyor! “Fiziksel olarak beni de ekipmanlarımı da zorlayan bir çekim oldu ama hepimiz çok eğlendik” diyerek anlatıyor.


Yazının devamı...

Ünlüleri giydirmenin abc’si

28 Şubat 2017

Bizde de ünlüler her kırmızı halı fırsatını modacıların özel tasarımlarını giyerek şahlandırmayı iyi biliyor. Oscar velvelesinin hala sürdüğü şu günlerde yerli ünlülerin kıyafetlerini giymeyi çok sevdiği iki tasarımcıya işin sırrını sorduk.

Özgür Masur

Özgür Masur feminenliğin altını sofistike çizgilerle çizen, nefis el işlemeleriyle her kıyafeti ‘türünün tek örneği’ kılan bir tasarımcımız. Masur’un hazır giyime girmesiyle isminin yükselmesi ardı ardına gerçekleşmişti. O şimdi haute couture tasarımlarıyla sadece bizim değil Ortadoğu’nun da sevdiği bir moda tasarımcısı. Tasarım yaparken bir hikaye ile yola çıktığını anlatan Masur, “aklımdaki kadın profilleri farklı hikayelerde farklı roller ile kendilerini gösterse de ben lüks duruşundan ve tavrından asla vazgeçmedim. Kıyafetlerimin sade sofistikeliğinin giyenin tavrında da yansıdığını, ışıltı kattığını farkediyorum. Teknik işlemelrimin de bu tavrın yüklenmesinde katkısı büyük” diyor.

Tasarımlarının kırmızı halı ortamlarında bu denli tercih edilmesinde farkı ne yaratıyor diye konuşuyoruz: “Bence doğru olan, en güzeldir. Karşıma ünlü/ünsüz bir kadın geldiğinde  onların isteklerini kendi beklentilerimle yoğurup doğruya ulaşmaya çalışıyorum. Aslında son zamanlarda ilk günlerime nazaran çok daha az ünlü isimle çalışır oldum. Zira herkesin hikayesi sizinkiyle uyumlu olmayabiliyor” diyor. Bazı ünlülerin sorunlu tavırlarının, güzellik meselesinden öte kendilerini taşıyamıyor olmalarının nefis elbiselerin de kaderini değiştirdiği muhakkak. “Ben kimseye bunu giymelisin demiyorum” diyor Masur, “profesyonel olarak sadece onlar için doğruya odaklandığımdan uyumla çalışıyoruz” diye ekliyor.

Beren Saat, Burcu Esmersoy, Selin Demiratar, Tuba Büyüküstün gibi çok heyecan veren isimler sayıyor. “Galiba sorgulamayı bilen ve seven kadın profillerini giydirmek benim için cazip olan… Giydirdiğim kadınların hepsinin bu coğrafyada bir hikayelerinin ve dünya ile dertlerinin olduğunu düşünüyorum” diyor. Ünlülerin markayı aşağıya çekebildiği durumları konuşmaya devam edelim: “Özellikle tasarımın konuşulduğu durumlarda kıyafet doğru profildeki kadınla buluşamıyorsa marka bence kesinlikle kan kaybediyor” diyor.

Zeynep Tosun

Konuyla ilgili yorumunu duymak istediğim bir başka parlayan yıldız da Zeynep Tosun. O da genç yaşına rağmen ilk günden bu yana duraksamadan başarı merdivenlerini çıkıyor. Tosun kadını seksi, genç bir beden diline sahip. Yeniliklere, farklılıklara açık tavrı ona güçlü bir hava katıyor. Üstüne tasarımcının hayli meşhur olduğu, giyene jilet gibi oturan kalıpları da ekleyelim. Ortaya  etnik bir estetik dili olan, hikayeli ve şık kıyafetler çıkıyor. Bu tespitime Zeynep Tosun da katılıyor: “Özgünlüğünün yanında farklı kültürlere, hikayelere göz kırpan diliyle fark yaratıyor tasarımlarım” diyor Tosun. Bu duruş ona Lady Gaga’yla dahi çalışma imkanını getirmiş. Hollywood’dan tek müşterisi Gaga da değil. Ellie Goulding, Nicole Scherzinger, Jessie J , Maya Haile gibi isimlerle de çalışıyor.

Yazının devamı...
Ferhan İSTANBULLU Kimdir?

Ferhan İSTANBULLU