"Ata Nirun" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ata Nirun" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Ata Nirun

Ata Nirun'la söyleşiler

2 Mart 2012

4 Mart 2012 : Feleceğe Dönüş "Jules Verne Sineması"

11 Mart 2012 : Bilinmeyen Anadolu

18 Mart 2012: İstanbul Gizemleri

25 Mart 2012: Tanrî'nın Resim Galerisi

  

 

 

Yazının devamı...

Yaşam Anahtarları

3 Şubat 2012

 Yaşamın anahtarları vardır ve bunlar sayılarla ifade edilirler. Bu karmaşık konuyu astrolojik sembollerle belirlemek ya da anlatmaya çalışmak için sadece astrolog olmak yeterli değildir. Daha birçok konuda destek ve bilgi gerekmektedir. Bu nedenle konuyu olabildiğince özetlemeye çalışacağım. Yaşam Çarkı veya astrolojik yaşam haritası bize yaşamın aşamalarını gösterirken yanısıra da hangi zamanlarda nerelerde nasıl sorunların olabileceğini temel yasalara göre anlatır. Aslında sanıldığı gibi 12 sayısının katları temel değer değildir, konu çok daha ayrıntılıdır ve bunun için bireye yönelik çok sayıda bilgi gerekir. Yaşamsal Anahtarlar dediğimiz bu kavramı, ayrıntılara girmeden doğumdan başlayarak 84 yaşa kadar kısaca şöyle tanımlayabiliriz… 

 0-12 yaş arası : OLUŞUM - Uyanış, korunma, keşif dönemi…

12-18 yaş arası : ÖĞRENME - Ergenlik, romantizm, kimlik arayışı, ideallerin oluşumu dönemi…

18-24 yaş arası : AYRILIŞ - Evden ayrılış, bireysel ruhsal ve fiziksel yolculukların başlangıcı, özgürlük oluşumu dönemi…

24-30 yaş arası : DENEYİM - Profesyonelliğin oluşumu, ilişkiler, aşk, maksimum fizik performans ve yaşama veya ölme kararının verildiği dönem…

30-36 yaş arası : YERLEŞME - Yaşam enerjisinin en üst noktası, krizlere karşı direnme sistemlerinin en üst düzeyi, hakları savunma ve iddialaşma dönemi…

Yazının devamı...

Burç gruplarına göre aşk ilişkileri

3 Şubat 2012

Ateş Burçları: Koç – Aslan – YayToprak Burçları: Boğa – Başak – Oğlak  Hava Burçları: İkizler – Terazi - KovaSu Burçları: Yengeç – Akrep - Balık

Ateş/Ateş   

Koç, Yay ve Aslan, kolay ve sık aşık olurlar ve çabuk bıkarlar. Gerçekte, aşktan yoksun bir hayat, ateş burçları için iç karartıcıdır. Koç ve Yay’ın,  yeni maceraların çoşku ve heyecanına olan ihtiyacı, daha durgun olan ve sürekliliklerden hoşlanan Aslan'dan daha çoktur. Ateş/ateş bileşimi cinsel açıdan heyecan verici olabilir çünkü ikisi de, güçlü ve yaratıcı bir yaklaşımı paylaşırlar ama ani etkilenmeler ve sonuçtaki kıskançlıklar ve kuşkular ilişkiyi yıkabilir. Ateş/ateş ilişkilerinin olumsuz yönlerinden biri de, her ikisinin şöför koltuğunu tercih etmesidir, böylece daha az egemen olan, onu sürekli engelleyen daha önemsiz bir role itilir. Sonuç olarak, bu kişi, genellikle muhteşem bir tabak fırlatma sahnesinden sonra, bir başkasını bulup eşini terkeder. Ateşin daima iyi bir bakıma ihtiyacı vardır, aksi halde söner ama yakıtı fazla olursa, kontrolden çıkacaktır.

Ateş/Toprak

Ateş ve toprak fiziksel ve sembolik anlamlarda çatışan iki maddedir. Fazla toprak ateşi söndürür ve fazla ateş ise toprağı kovurur. Ama ateş ve toprak birliği, üzerinde biraz düşünülürse, o kadar da anlamsız bir şey değildir. Yargıları ve davranışları çok farklı olsa da, ikisi de diğerinin yeteneklerinden yararlanır. Olumsuz yönde, ateşin şimdiki zamanı yaşama tercihi ve kısıtlamalara karşı kayıtsızlığı, toprağın geleneksel bağlılığıyla çatışabilir. Böylece, Koç Oğlak’ın, Aslan Boğa’nın ve Yay Başak’ın etkisindedir çünkü benzer niteliklerin zıt cazibesi bir mıknatıs gibi çeker. Bazen, ateş ve toprağın cinsel etkileşimi zorluklar yaratabilir. En azından başlangıçtaki enerjik cazibe bir yana toprak, ateşi biraz saldırgan ve geleneklere karşıt görebilir ve ateş ise toprağı aşk ve olağandışı ortamlarda sıkıcı ve yetersiz bulabilir. Toprak, onun iyi niyetini anlamalı ve alıştığı güven ortamında kalmaktansa, doğal olmalı ve ara sıra riske girmelidir. Her ikisi de, yaklaşımlarının tek doğru olduğuna inandığı ve diğerini değiştirmeyi başaramadığı takdirde birbirlerinden uzaklaşacaklar, ateş soğuyacak ve toprak daha hırçın olacaktır. Ama bu ikili daha yüksek bir yolu benimsediklerinde, toprak/ateş birliği, karşılıklı destek ve başarıyı getirebilir. Fakat, emek, bilinçlik ve ödün gerekecektir.

Ateş/Hava

Ateş ve hava, iyi bir birlik kurarlar. Her ikisi de kötümserlikten ve tedbirden hoşlanmazlar, toplumsal etkileşimi, eğlenceyi ve yeni düşünceleri severler. Hava, ateşin davranışlarının sonucunu, onun coşkusunu ezmeden inceleyebilir ama hava herşeye hafif değindiği ve ateş de oldukça ağır elli olduğu için çelişki oluşabilir. Hava her zamanki tarafsızlığı ile zorluklar ortaya çıkaracak, ateşi sonuçlarla başbaşa bırakacaktır. Hava birkaç olanak arasında kalıp, bir karara varmak için ateşin onu tahrik etmesine gerek duyduğu anda, ateş, onu harekete geçirmek için teşvik etmelidir. Zıtlıklar astrolojide hep mevcuttur ve Jung'un ifade ettiği gibi, her düşüncenin zıddının tohumunu taşıdığı ilkesini içerirler. Böylece, her kahraman Koç’un arkasında becerikli bir Terazi vardır, kendini yücelten Aslan’ın yanında insancıl bir Kova yatar ve yüce gönüllü Yay’ın içinde mantıklı bir İkizler vardır. Bu birliğin bir diğer olumsuz yönü de, ateşin duygusal seviyesi yüksek ve ateşli arzularına karşıt, havanın duygularıyla ilgili klasik sorunlarından ibarettir. İkisi birbirleriyle iletişim kurabilseler bile hava büyük bir tutkuyu besleyemez ve ateş ise duygularından çok uzun bir süre ayrı kalamaz. Bununla beraber farklılıklar, ateş/toprak veya ateş/su ikilemlerinden daha kolay halledilebilir.

Ateş/Su

Yazının devamı...

Şansınız yok mu?

3 Şubat 2012

Bir psikolog, yanıtı bulduğunu söylüyor. 10 yıl önce, şansı araştırmaya başlamış. Neden bazı insanların hep doğru zamanda doğru yerde olduğunu, diğerlerinin ise sürekli olarak şanssızlıklarla boğuştuğunu merak ediyormuş. Ulusal gazetelere ilan vererek kendilerini her zaman şanslı ya da şanssız  hisseden insanların kendisiyle temasa geçmelerini istemiş. Yüzlerce sıradışı erkek ve kadın, araştırma için gönüllü olmuşlar. Yıllar boyunca, onlarla söyleşiler yapmış, yaşamlarını gözlemlemiş ve deneylere katılmalarını sağlamış. Sonuçlar göstermiş ki insanlar, neden şanslı ya da şanssız olduklarını tam  olarak bilemeseler de, düşünceleri ve davranışları, bu durumu büyük ölçüde  açıklıyor. Bir şans ya da bir fırsat gibi görünen durumları düşünelim. Şanslı insanların bu tür fırsatlarla sürekli karşIlaşmalarına karşılık, şanssız insanlar bunlarla hiç karşılaşmazlar. Bu durumun, insanların söz konusu fırsatları fark etme yetenekleri arasındaki farklılıklardan mı kaynaklandığını bulmak için basit bir deney yapılmış. Hem şanslı, hem de şanssız insanlara bir gazete verilmiş ve onlardan gazeteyi  iyice inceleyip içinde ne kadar fotoğraf olduğunu söylemeleri istenmiş.   

Gazetenin ortalarında bir yere de, üzerinde şu not yazılı olan büyük bir mesaj  yerleştirilmiş; “Deney görevlisine bunu gördüğünüzü söyleyin, 250 dolar kazanın.” Bu mesaj, sayfanın yarısını kaplıyormuş ve yüksekliği 5 cm’in üzerinde olan bir fontla yazılmış. Herkesin yüzü ve bakışları o anda uzmanlar tarafından izleniyormuş. Şanssız insanlar, bunu fark edemezlerken, şanslı insanlar hemen fark etmişler. Şanssız insanlar, genel olarak şanslı insanlardan daha gerginmişler. Bu endişeli ruh hali, beklenmeyeni fark etme yeteneklerine zarar veriyor ve sonuç olarak, fırsatları kaçırıyorlar çünkü başka bir şeyi aramaya aşırı odaklanıyorlar. Örneğin davetlere, konuya, komşuya mükemmel eşlerini bulma düşüncesiyle gidiyorlar ama bu yüzden iyi  arkadaşlar edinme fırsatlarını kaçırıyorlar. Belli iş ilanlarını bulmaya kararlı bir biçimde gazeteleri inceliyorlar ama diğer iş olanaklarını kaçırıyorlar. Şanslı insanlar ise, daha rahat ve açıklar. Dolayısıyla, yalnızca aradıklarını değil, orada ne olduğunu da görüyorlar.
Araştırma, sonuç olarak şunu gösteriyor. Şanslı insanlar, dört ilke sayesinde şanslarını yaratıyorlar. Şans fırsatlarını yaratma ve fark etme konusunda becerikliler. Sezgilerini dinleyerek şanslı kararlar verebiliyorlar. Olumlu beklentiler sayesinde doğru çıkan tahminlerde bulunuyorlar, şanssızlığı  şansa dönüştüren esnek bir yaklaşım benimsiyorlar. Çalışmanın sonuna doğru, bu ilkelerin, şansı yaratmada kullanılıp kullanılamayacağını merak edilmiş. Bir grup gönüllüden, bir ay boyunca, şanslı bir insan gibi düşünerek, böyle davranmaya yardımcı olacak egzersizler yapmaları istenmiş. Bu egzersizler, şans fırsatlarını fark etmeleri, sezgilerini dinlemeleri,  şanslı olmayı ummaları ve şanssızlığa karşı daha esnek olmalarında onlara  yardımcı olmuş. Gönüllüler, bir ay sonra dönmüşler ve neler olduğunu anlatmışlar. Bu insanların % 80’i, artık daha mutluymuş, yaşamlarında daha çok tatmin oluyorlar ve belki de en önemlisi, daha şanslıymışlar. Sonuç olarak, asla akla gelmeyecek “şans faktörü”nü bulunmuş... Araştırmayı yapan Hertfordshire Üniversitesisi’den Profesör Richard Wiseman’ın şanslı olmak için önerdiği dört temel ipucu şöyle:

1. İçsel sezgilerinizi dinleyin, normalde doğru çıkarlar.
2. Yeni deneyimlere ve normal rutininizi bozmaya açık olun.  
3. Her gün, birkaç dakikanızı iyi giden şeyleri hatırlayarak geçirin.
4. Önemli bir toplantı ya da telefon görüşmesi öncesinde kendinizi şanslı  olarak hayal edin.

Yazının devamı...

Gezegenler; Bebeğiniz ve Çocuğunuz

3 Şubat 2012

Doğum anı yeterince ve ancak profesyonel bir astrolog tarafından analiz edildikten sonra yeterli sonuçlara ulaşılacaktır. Doğum haritaları bu yönden önemlidir, örneğin çocuğunuzun Aslan Burcu'nda doğmuş olması yeterli ve hatta önemli değildir. Böyle bir doğum haritasında gezegenlerin Başak veya Kova burçlarında toplanmış olması, Aslan Burcu'nda doğmuş olma olayını ikincil düzeye düşürür yani bebek artık Aslan Burcu'nun özelliklerini tam olarak göstermeyecektir çünkü öteki burçlar ve gezegenler daha etkilidir. Bebeğinizin yıldız haritasında, Güneş Burcu, Ay Burcu ve Yükselen Burç çok önemlidirler. Gezegensel etkiler "Evler" dediğimiz yıldız haritasındaki dilimlere yayılarak konumlarına göre güçlenirler veya zayıflarlar. Ama bütün bunlar için, gerçek uzmanların yani Astroloji'yi iyi bilenlerin işi ele almaları en önemli koşuldur, böyle bir çalışma meraklılarla veya birkaç kitap okumakla yapılamaz. Aşağıda ünlü Alman astroloğu Ebertin'in çalışmalarından birkaç örnek veriyoruz. Örnekler bebek astrolojisinin temelini veya doğum astrolojisini kanıtlarlar. Bu sayımızda ilk altı burcu veriyoruz;    

Koç Burcu       
Örnek konumlar: Güneş Koç'ta, Ay Koç'ta, Koç Yükselen Burç, Mars güçlü konumda, 1. Ev iyi etkiler altında. 

Bir Mars/Koç bebeği coşkulu, girişken ve özgürlükçüdür. Enerjisi yoğun ve şaşırtıcıdır. Onu kolay kolay koyduğunuz konumda bulamazsınız, hele bir de duygusal etkiler yaratan gezegenler öne geçmişse, öfkesi ve neşesi aynı düzeyde yükselir ve iner. Fizik gücü mükemmeldir ve bunu dışarıya yansıtır. Onun için seçeceğiniz oyuncaklar, enerjisini tüketmeli yani hareket ettirmelidir. Onun cesareti sizi şaşırtabilir ama hep öyle olacaktır. Yukardaki astrolojik konumların bir tanesi böyle bir sonucu getirecektir. Beşiğinden veya yatağından sürekli olarak birşeyleri dışarıya attığını göreceksiniz. Mars/Koç bebeği iki yaşına kadar her şeyi çabuk öğrenir ama sonuçlarını kendisi yaratır, öğretileni yapmaz. İki yaşından sonra, odasını kendisince düzenleyecektir. Onu oyuncaklara boğmayın çünkü bir tanesi veya seçtiği bir oyuncak ilgisinin merkezi olacak ve uzun bir zaman için sadece ona konsantre olacaktır. Koç çocuğu, yaratıcılığını iyi kullanır ve özgün fikirler oluşturur. Beş yaşına doğru iyi bir arkadaş, öncü ve örgütçüdür. Kişiliğinin zihinsel yönünü veya ilişkilerini ileri ve geri adımlar atarak gösterir, bazen geri çekilir, gözler, bazen de atağa kalkar. Diğer gezegenlerin etkileri ve özellikle de Mars'ın durumu fiziksel gücünü, tavrındaki şiddetin dozunu ve duygularının anlatım biçimini şekillendirir. Bebeğinizin veya çocuğunuzun başından yaralanmamasına veya etkilenmemesine özen gösterin. Koç bebeğinin Güneş ışınlarından aldığı etki daha zarar vericidir. Unutmayın daima "önce ben" diyecektir, egoizması yüksektir ve ilişkilerini bu yolla geliştirir. Sabırsız değildir ama iyi eğitilirse ortaya çıkar. Kız veya erkek, her iki cinste de erken yaşlarda seksle ilgilenmeye başlayacaktır.        

Boğa Burcu

Örnek konumlar: Güneş Boğa'da, Ay Boğa'da, Boğa Yükselen Burç, Venüs güçlü konumda, 2. Ev iyi etkiler altında. 

Yazının devamı...

Kıyamete bir yıl kala... 2012'ye girerken...

3 Şubat 2012

Birşeyler ters gidiyordu. Aşırı sıcaklar ve soğuklar, depremler, batan adalar, kasırgalar, kuraklık ve başka gariplikler ardarda gelmeye başladı. Evet, birşeyler oluyordu... Ama ne..? O yıllara kadar, ne Kyoto Protokolü ile ne de BM Çevre Kararları ile ilgiliydik. Meğer birileri birşeyler söylüyorlarmış da biz duymuyormuşuz. Siyasetçilerin kafa karıştırmalarından, pop kültür starlarının zırvalıklarından, boğazlarına kadar anlamsız, yararsız kuramlara gömülmüş, gözleri paradan başka birşey görmeyen ekonomicilerden bir türlü başımızı alamıyor, ne oluyor diyemiyor, soramıyor yani uyuyormuşuz.                        

Nereye gidiyoruz? Ya gelecek gerçekten yoksa..? Acaba..? Geçen süreçte Küresel Isınma tehdidini bile istismar eden sayısız görüşle karşılaştım, içlerinde tüm suçu kapitalist düzene yıkan ama sosyalist sistemlerde de aynı yanlışların yapıldığı unutan garip solcular vardı, Yaradan’ın verdiği aklı unutan aymaz fanatik inançlılar çoktu, sadece daha çok paradan, daha büyük işlerden, daha çok üretimden, daha fazla tüketimden, ille de durmaksızın büyümeden söz edebilen kör eko-manyaklar ile güç ve yönetmek adına "Bırakın nolur, ben de biraz da ben yöneteyim..." diye sızlanarak ille de iktidar diyenler vardı... Ama durun biraz,  aslında onlar değil miydi hızla yaklaşan felaketin sorumluları? 

Bazılarımız, umut ararken, küresel ısınma bizi korkutur, geleceğimiz bulutlarla kaplanırken, oturup Kyoto'dan Kopenhag'a bir arpa boyu yol alırken, birdenbire önümüze yeni bir tehdit çıktı, geldi. Oysa gerçekte onu çok uzun yıllar öncesinden biliyorduk ya da bir bilenlerimiz vardı. Kısa bir zaman içinde tüm dünya etkilendi, filmler yapıldı, çok sayıda kitap, sayısız yazı yazıldı, konunun uzmanları oluşurken konferanslar, seminerler birbirini izledi. Hatta batı ülkelerinde özel yaşam kitleri satılmaya başlandı. Kısacası ortalığı bir Kıyamet Sendromu sardı ve hızla yayılıyor. Küresel ısınma gibi çok ciddi bir konuyu bile bir kenara iten, ezici ve hiç raslanmadık medyatik bir etki yaratabilen bu olayın adı 2012... 

21 Aralık 2012, neredeyse resmen kıyamet tarihi olarak tescil edildi. Sayısız insan şimdiden o gün nerede olacağının hesabını yapıyor, burç muhabbetlerine benzeyen bir geyik hızla yayılıyor. Öte yandan bizim bildiğimiz geçmişte, benzer bir olay yok yani böylesine kollektif bir ilgi, endişe ve salgın hiç yaşanmamış, ne Nostradamus'un 1999 uyarısı, ne de Millennium'a giriş ya da bir önceki Millenium etkisi çıtayı bu kadar yukarıya çıkaramamışlar... Örneğin 999 yılından, 1.000 yılına geçilirken, yaşanan korkudan ne Amerika kıtalarında, ne Asya'da ne de Afrika'da yaşayanların hiç haberi ve umuru olmamış... 

Bilindiği gibi geçen tüm zamanlar boyunca, kapsamlı kehanetler yapılmıştır, bunların bir kısmı doğru ya da yanlıştır, günümüzde de insanlık kehanetlere üstü kapalı bir biçimde ya da belirli bir çekince düzeyinde ilgi göstermekte ve izlemektedir. Buna karşın, hemen hemen son bin yıldan beri kehanetlerin gittikçe artmakta, çoğalmakta olduğu görülmektedir. Öte yandan, bilmeliyiz ki kehanetlere inanmak, geleceğin oluşmasında veya gerçekleşmesinde bizi yanlış yola saptırmamalıdırlar. Örneğin, geçmişteki başarısız kehanetleri yani gerçekleşemeyen öngörüleri hatırlayarak, yeni kehanetleri izlememek ve önemsememek de doğru olmaz yani yanılgılar kehanetin özgünlüğünü ortadan kaldırmazlar ve kehanet olgusu değerini yitirmez. Birçok kehanet mecazi yani açık değildir, olaylar simgelerle ifade edilir, şifreli sözcükler veya karmaşım cümlelerle anlatılır ve özgün yöntemler ve görüşlerle yorumlanırlar, kesin tarihler verilmez, zamanlamalar şaşırtıcı veya anlaşılmazdır. Ve eğer bir de tarihçiler ve bilim işin içine girerlerse, kullandığımız takvimin hatalı yönleri ortaya çıkar, o zaman da örneğin içinde bulunduğumuz yılın 2010 değil 2015 olduğu sonucuna varılır.

Bizler şimdi biraz da moda olarak “Eschatophobia”ya yani herşeyin sonunun geldiğine inanıyor ve kaçınılmaz sondan bir şekilde nasıl kaçabileceğimizi düşünüyoruz. Bu kollektif gerilim garip bir karışımdan kaynaklanıyor. Karışımın içinde, muhafazakar dinciler, uzay kardeşliği habercileri, tabloid ruhçular, kanal çağırıcıları, Mesih komplekslileri ve donuk Yeni Çağcılar bulunuyor. Hatta son yıllarda bir grup astrolog da, bu kıyamet trenine bindiler ve ardından da 2012'ciler sahneye çıktılar. Şimdi gelin astronomiye dönelim ve basit bir ekinoks hesabı yapalım ama bu hesap Sfenks’i yapanlara göre olsun. Astronomik Kayıtlar Koridoru’na göre, Aslan Burcu dönemi 12.000 yıl öncesindedir ve bu koridor Sfenks’in ön pençelerinin arasındadır. Nostradamus’un MS 9.000 yılı ile ilgili kehanetiyle, Piramitin zaman takvimininin sonu olarak varsayılan 83. Yüzyıl öngörüsü iddialara göre burada buluşurlar ve bu dönemde dünya Akrep Burcu’nda olacaktır. Öyleyse bu sonuca göre, 2012 yılı bir son olarak görünmemektedir ama belki büyük bir değişimin basamak taşı olduğu da söylenebilir. Zaten son günlerde Maya Takvimi ile ilgili böyle bir tez ortaya atıldı, yeni bir tablet bulunmuştu ve biz öncekini yanlış anlamıştık, Mayalar bir yokoluşu değil, yeni bir çağın başlangıcını öngörmüşlerdi...

Son yıllarda birçok ruhçu, medyum veya uygun tabirle öngörücü, 2012 Fenomeni'ninden de ateşlenip coşarak, kehanetlerde bulunmaya başladılar. Bu öngörülerin ana sorunu sadece gelecekle ilgili yarı gerçekleri içermeleridir. Kehanetlerdeki potansiyel doğal afetler tek bir gelecek olarak sık sık sunulur, eğer gelecek felaketler tek yol ise, zaten yapacak birşey yoktur. O zaman hepimiz çöken bir dünyada ancak bir şekilde kurtulmayı düşünebilir ve yaşamaya çalışabiliriz, Emmerich'in "2012" filmindeki gibi, parayı basanlar kurtulur, diğerleri yokolurlar. Gerçekte, gerçek gelecek tek bir yol veya tek şarkının bulunduğu bir single değildir, aksine çok şarkılı bir albümdür. Burada geniş spektrumlu olasılıklar vardır ve olacak veya yaşanacak olan gelecek bizim seçeceğimiz yol ya da track yani şarkıdır. Eğer arzu eder ve gayret edersek olumlu bir yönlenmeyle kollektif bir amacı oluşturabiliriz, bu durumda gelecekte şiddet, acı veya felaketler yer almayacaktır. Gerçekten de yükseltici veya olumlu olasılıklar, kötü ve yıkıcı olasılıklara göre daha uygundur. Çünkü kötümserlik ve korku, bizim rotamızı değiştirebilecek olan doğal gücümüzü çalabilir ve o zaman da çok farklı bir geleceği inşa etmek için kendi iyi senaryomuzu yazamayız. Sonuç olarak, çeşitli kıyametle ilgili ve keder dolu öngörülerin şu andaki önemi, uyarıcı olmalarıdır. Eğer uyanamazsak, tek bir geleceğe alternatif oluşturamaz ve farklı gelecekleri yakalayamayız. Belki de 2012 ile ilgili kehanetlerin ardındaki gerçek mesajı anlamalı ve kabul etmeliyiz, orada yeni bir dünyaya açılan bir kapı olabilir.

Mayalar, Dünya Çağı’nın sonunu tanımlıyorlar veya zamanın bittiğini söylüyorlar ama hangi zaman birimiyle? Mayalar'ın 13. Büyük Baktun Dönemi, belli hesaplara göre 6 veya 21 Aralık 2012’de sona erecektir. Ama bu gerçekten bir çağdan bir çağa geçiş olabilir. Asıl sorun bu geçişi nasıl yapacağımızdır. Dirensek de, kabullensek de, geçiş sırasında yok edici olaylar yaşanabilir. Tüm Amerikan yerlilerinin geleceğe yönelik kehanetlerindeki ortak yön de bu doğrultudadır. Amaç, öğrenilenden oluşur, potansiyel olarak geleceği tahmin edebilmek, öğrenilen dersleri ve önceki oluşumları kabullenmekle mümkündür. Gelecek değişebilir ve farklı bir patikadaki olaylar öngörülerek, gerçeğe dönüştürülebilir. Bu bağlamda şu an ile 2012 arasındaki dönem, 2000 yılı odak olarak alındığında çok önemli kararların alındığı ve daha da alınacağı kesin bir dönemdir ve gelecekte belli sayıda olasılık vardır. Farklı zamansızlıklar içersinde bizim yapmamız gereken şey ise, doğru seçimi yapabilmektir.

Yazının devamı...

Burcunuza göre beslenme

3 Şubat 2012

KOÇNeler yararlı olur;   Adrenalinsiz kalmayın. Sofranızda sık sık sarımsak, soğan ve hardalotu bulundurun. Enerjisiz kalmamak için olabildiğinde veya fırsat bulduğunuzda güneşe çıkın ve sıcaklığı özümseyin. Masaj yaptırın ve fiziksel terapilere mümkün olduğunca önem verin. Potasyum fosfat sizin için önemlidir. Koç, geleneksel olarak aşkın parlaklığını ve savaşın ihtişamını simgeler. Gürültülü yerler, telaş içindeki insanların koşuşturduğu restoranlar onun için uygundur. Yüksek metabolizma düzeyi ve çabuk yemek yemeği sevmesi yüzünden çoğu zaman lezzetin ayrıntılarına inemez. Aslında onun için en uygun çevre, görkemle yanan bir ateşin önünde yediğinin tadını çıkarmaktır.  

BOĞANeler yararlı olur;Cildinize iyi bakın, bakım yaptıramıyorsanız gereken özeni gösterin, yağlanmasını ve gözeneklerin tıkanmasını engelleyin. Çıban, ur ve tümörlere karşı bol bol narenciye alın. Mısır ve ilgili tüm yiyecekler size yararlı olacaktır. Larenjit ve tümboğaz hastalıklarına karşı soğuk içeceklerden kaçının, ıhlamur ve tarçın kullanın. Ünlü İranlı Astrolog El Biruni'nin 11. Yüzyıl'da yazdığına göre, Boğa'nın yemeğe olan aşkı, tüm burçların üstündedir. Boğa, kırsal bir tiptir; meyve bahçeleri, çayırlar, buğday ve mısır tarlaları, ambarlar ve tahıl depoları; işte onun sevdiği yerler. Boğa için, bir köy lokantası sağlıklı beslenmek için çok uygun bir yerdir. Buna karşın rahatı sever, sofrasında en güzel servisleri görmekten hoşlanır yani önce hayallerini doyurur.

İKİZLERNeler yararlı olur;Öncelikle potasyum Klorid; bu şekilde kan hücreleri ve dokuları takviye edilebilir. Akciğerler ve bronşlar hassas olduğundan bu mineralin yararı çoktur. Özellikle, ıspanak, yeşil fasulye, domates, kereviz, havuç, kuşkonmaz, portakal, şeftali, erik, armut ve pirinç bu yönden yararlıdır. Sinirsel gerilimleri dengelemesi açısından greyfurt, badem, balık, üzüm suyu, elma ve kuru üzüm etkindir. Kalsiyum gereksinimlerini süt, tereyağı ve köy peynirlerinden alabilirsiniz. Yerken konuşmayı çok sevdiği için fazla gürültüyü sevmez. Ama okurken veya tv izlerken atıştırmayı da çok sever. Bir İkizler'in sıradan bir istasyon büfesinde dahi keyifle birşeyler yediğini görebilirsiniz.  İkizler, insanları görkemli sofralardan pek hoslanmazlar çünkü onlar için önemli olan pratikliktir. Bir an evvel yemelidirler.  Sebzelerden şalgam, rezene, kuzu kulağı, anason onlar için uygundur.

YENGEÇNeler yararlı olur;Kalsiyum fosfat, kalsiyum tuzu, çeşitli meyveler, mısır, bol kabak ve marul veya yeşil salata yararlıdır. Doğadan uzak kalmamak Yengeç insanı için yararlıdır ama özellikle de su önemlidir, hele deniz suyu çok daha etkin ve yatıştırıcı sonuçlar getirir. Sık protein alınmalıdır, kolestrola dikkat etmek kaydıyla tüm kabuklu deniz ürünleri yararlıdırlar. Yengeç, doğal olarak analığı ve evi simgeler elbette ki sofrası da aynı derecede öncelik taşır. Duygusallığını ve ekonomik tutumluluğunu mutfağına en iyi yansıtan burç Yengeç'tir. Yengeç, burcu pirinç, şeker, lahana, şalgam, adaçayı ve dereotu üzerinde etkindir. Bunları su ile bütünleştirerek yengeç, pavurya, ıstakoz, karides, midye ve salyangoz türü kabuklularla beraber değerlendirir. Ay'ın yönettiği tüm yiyecekler de bu burçta geçerlidirler.

ASLANNeler yararlı olur; Magnezyum fosfat önemlidir ve bal; tüm Aslanlar baldan yoksun kalmamalıdır. Ayrıca et ve et ürünleri yanısırada ıspanak, ebegümeci ve semizotu yararlıdırlar. Magnezyum fosfat, çavdar ve buğday ürünlerinde, badem, ceviz, incir, limon, elma, şeftali, pirinç, deniz ürünleri ve yumurta sarısında bolca bulunur. Taze meyve, yaşil salata, peynir, süt ve yoğurt et ürünlerinin yanında dengeli olarak alınmalıdır. Erik, armut ve portakal özellikle kalp sağlığı yönünden öncelikli meyveler olarak önerilebilirler. Görkemli, tantanalı ve ihtişamlı yerler onun doğal ortamı sayılırlar. Aslan yemekleri bol masraflı, zengin ve mükemmeldir. Temel olarak, fırın yemekleri, barbeküler listenin başında yer alırlar, rengarenk zengin soslar onun zevkini ve damağını okşar. Et yemekleri Aslan'ın kalbinde yer alır, yanısıra da havuç, ısırgan, defne, nane türü sebzeler bu et tutkusunun vazgeçilmez aksesuarlarıdırlar.

BAŞAKNeler yararlı olur; Başak insanı mide hastalıklarına yatkındır, bu nedenle dengeli beslenmelidir. Sebze yemekleri ön planda olmalıdır.Aslında bu insan bir hastalık hastası olduğu için yediğine, içtiğine özen gösterir ve hatta herkese öğüt verir. Midelerinin yanısıra barsaklarını da iyi korumalıdırlar. Gözlerini kuvvetlendirici besinler almalarında da yarar vardır. Alerjik yapıları nedeniyle dikkatli olmalıdırlar, örneğin egzema onlar için ciddi birsorun olabilirbir tehlikedir. Tuzu ve fosforu sürekli almalıdırlar. Günümüzün yapay katkı maddeleri ve doğallığın yapaylıkla kirletilmesi bir Başak için dayanılmazdır. Bunun yerine ev yapımı yiyecekleri tercih eder, imkan bulduğunda kendi ekmeğini dahi yaptığı görülür çünkü o bir Başaktır yani ana maddesi un ve ekmektir. Ayrıca tüm hububat, kekler ve hamur işleri onun için önemlidir. Bunlarla sebzeleri bütünleştirmekten hoşlanır.

TERAZİNeler yararlı olur; Öncelikle tahıllar tabii ki; buğday, arpa, yulaf ve çavdar. Bütün bunlar Terazi'nin hassas hormonal dengesini düzenleyecektir. Özellikle Corn Flakes veya yulaf çorbası türü sabah kahvaltıları etkilidir. Bol meyve desteği de önemlidir yani üzüm, çilek ve muz gibi... Açık va temiz havadan bol bol yararlanılmalıdır. Ayrıca hassas sinir sistemini dengelemek için, deşarj olmaya öncelik vermelidir. Bunun en iyi yolu da hobisel alışkanlıklara önem ve öncelik verilmesidir.  Terazi insanı için yemek yenecek ortam sessiz, barış dolu, huzurlu ve çok iyi bir dekore edilmiş olmalıdır. Pastaneler, şekerciler ve tatlıcılar ideal Teraziler'in kolay avlandıkları yerlerdirler. Terazi Burcu, yüksek irtifalardaki ekin alanlarını ve meyve bahçelerini yöneten bir burçtur. Terazi insanının tatlıya olan düşkünlüğü, kek merakı ve şeker tutkusu çok ünlüdür. İdeal bir Terazi, hafif ve hazmı kolay yiyecekleri seçer.

AKREPNeler yararlı olur; 

Yazının devamı...

2012 yılı son mu yoksa başlangıç mı?

3 Şubat 2012

Çünkü bu dönemde içinde yaşadığımız çağ sona erecek ve yeni bir çağ başlayacak. Büyük bir tufanla gelecek olan bu yeni çağın ipuçlarını ise bilim adamlarına göre iklimsel değişimler sayesinde şimdiden gözlemleyebiliyoruz. Beşinci kutupsal kayma olarak adlandırılan bu değişimde daha önceki değişimlerde olduğu gibi yine kutupların manyetik alanının değişmesi iddiaları ileri sürülüyor ve dünyadaki iklimlerin değişimi de buna bağlanıyor. "Kutuplar yer veya açı değiştirdiğinde kutuplarda buzlar eriyor. Kaldı ki, küresel ısınma sonucu şu anda Kuzey Kutbu'ndaki buzullar zaten erimeye başlamış durumda. Mayalar'a göre de daha önce yaşanan dört çağda tıpkı bu şekilde sona erdi" deniyor. Acaba bunlar bilimsel olarak kanıtlandı mı? Bu soruya cevap olarak da, Dünyanın en az dört kez kutupsal kayma (Kuzey ve Güney Kutbu) yaşadığı bilimsel verilerle kanıtlandı deniyor. Bazı belgesellerde dünyanın manyetik alanının belirli periyotlarla nasıl değiştiğini bilimsel olarak açıklanıyor. Şu anda dünyanın manyetik alanında muazzam bir değişim var deniyor. Bunun da en büyük nedeni güneşte meydana gelen değişimler. İlginç olan şey Mayalar’ın bunu bilmeleri ya da gerçekten bilip, bilmedikleri... İddianın bir diğer yanı da Mayalar'ın bununla da yetinmeyip, gelecekte tüm insanlığı etkileyecek trajediyi bizlere şifreli bir şekilde duyurmuş olmaları ve bu şifreye göre dünya için 2012 yılı çok önemli. Ama neden şifre? Bu cevap verilemiyor....        

Peki bu görüşe göre 2012 yılında dünya yok mu olacak? Mayalar 2012'yi insanlığın yeniden yukarı çıkışının yaşanacağı bir çağ olarak tanımlıyor. Hatta farklı inançlarda yer alan Altın Çağ’a böyle ulaşılacağı da iler isürülüyor. Yani 2012'nin önemi burada. Düşen insanlık tekrar yukarı çıkacak ve bu çıkış 2012'de  başlayacak. Yine iddialara göre çıkış süreci başladı, belki de 2012 bir final olabilir. Ancak tufanla kıyameti birbirine karıştırmamak lazım da deniyor. Yani kıyamet ruhsal bir değişim, tufan ise fiziksel bir değişim demek. Ayrıca kıyamet tasavvufi ve ezoterik anlamda ayağa kalmak ve uyanmak demek. Ve bu uyanıştan kastedilen şey ruhsal aydınlanma... Bu nedenle verilen tarih çok önemli. Ancak bu tarihlemede iki yıllık bir hata payı bulunabileceği de belirtiliyor nedeni ise Maya Takvimi'nin bizim kullandığımız Gregoryen Takvim arasındaki farktan kaynaklanıyor yani MÖ 1'den MS 1'e geçilmiş olması, aradaki 0 atlanmış. Astrofizikçi Cotterel de bu konuya dikkat çekiyor. Şu anda bilimsel olarak ispat edilen dünyanın dört kez kutup değişimi geçirdiği iddiası Mayalar’a referans olarak veriliyor. Deniyor ki, insanları bunu yeni keşfetse de, Mayalar bunun farkındaydılar.

En önemli buluş da eski Maya kenti Palanque'deki Yazıt Tapınağı'nda bululan mezar taşının kapağındaki şifrenin  çözülmesiyle oldu. Kapağın üzerindeki şerit motiflerini simetrik bir şekilde yan yana getirildiğinde ortaya bir Jaguarun ve bunun üzerinde de bir Yarasa sembolünün ortaya çıktığını gördüler. Mayalar'ın sakladıkları bu sembollerin bir anda belirmesi Cotterel'i şaşkına çevirmişti. Çünkü Mayalar'ın mitolojik yazıtlarında Jaguar beşinci yani bizim çağımızı, yarasa ise ölümü sembolize etmekteydi... Kapağın üzerinde açık bir şekilde görülen Güneş Haçı’nın üzerindeki delikler ise Güneş'in manyetik hareketlerini temsil etmekteydi. İşte bu Mayalar'ın gizli mesajıydı. Yani yaşanacak trajedinin sebebi Güneş'te meydana gelecek olan manyetik değişimlerdir.. İlginçtir ki şu andaki iklim değişiminin nedenlerini Güneş’e bağlayan bilim adamları da çok sayıda... Yalnız Mayalar’ın değil Sümer takvimlerinin de aynı tarihleri işaret etmekte olduğu da söyleniyor.

Astrolojik pencereden bakarsak...  

Balık Burcu Çağı’na?inançlara göre aşağı yukarı milattan önce 6. Yüzyıl civarlarında girmiş olmalıyız. Bu dönem dünya üzerinde Antik Yunan Felsefesi’nin en etkin olduğu bir dönem. Aynı zamanda İbraniler’de de peygamberliklerin başladığı bir dönem. Doğuda ise Zerdüşt, Laotse, Buddha, Konfüçyüs, Jaina ve diğer öğretilerle birlikte yeni felsefeler ortaya çıkmış. Yani düşünce ve inanç akımlarında büyük bir gelişimin yaşandığı bir dönem.?Yine iddialara göre, daha da gerilerde Mayalar’da de altın çağlarını yaşamaktaydılar. MÖ 2000'lerde başlayan Koç Burcu çağının girişinde Meksika'da ve Mısır'da piramitler inşa ediliyordu. Daha önceki tarihlere inebilmek için yeterli bilgi olmadığından genel bilgiler vermekten öteye geçilemiyor. Yaklaşık MÖ 8400-8000 arasında Aslan Burcu’ndan çıkıp Yengeç Burcu’na girmiş olabiliriz. Astronomik hesaplara göre ise, Kova Burcu’na girilen tarihten tam 11.027 sene öncesini kabul etmeniz gerekir. Fakat bu sayı sadece matematik bir çözümlemedir. Çünkü bu kadar uzun bir zaman periyodu içinde dünyanın beklenmedik değişmelere maruz kalmış olması her zaman mümkündür hatta kesindir.?Efsanevi Atlantis kıtasında da, bilgelerin kıtanın batacağını anlayıp aşağı yukarı bu tarihte ayrılmak ihtiyacını hissettikleri söyleniyor. Ama bunlar da birer iddia... Acaba yararlı mı? Hayır, aksine çöküşün yaşanacağını haber veriyorlar yani kötümserler, ötesi ise iyi olacak... Ama kimlere..?

Ya da kimler onlar..? Cevabı bilemiyoruz ama bizlerin olmayacağını sanırım biliyoruz...   

Yazının devamı...