"Barbaros Tapan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Barbaros Tapan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Barbaros Tapan

Toronto’nun ardından

18 Eylül 2018


43’üncü Toronto Uluslararası Film Festivali’nin sonuna geldik. Toronto kültürel yapısı, düzeni ve özellikle son 5 yıldır Çin bankalarının finansörlüğünde şehir merkezinde yükselen gökdelenleriyle minik bir New York haline gelmiş...

Ödül sezonundan hemen önce Oscar umutlarının yeşertildiği en etkili film festivali Toronto’da, izleyici ödülünü kazanmak “En iyi film” ödülünü garanti etmese de o kategoride adaylığı garanti ediyor diyebiliriz.

Bu sene Toronto’nun kazananı Peter Farrelly’nin “Green Book”u oldu

Geçen salı prömiyeri yapıldığı andan itibaren seyircinin favorisi olduğunu dakikalarca ayakta alkışlanmasından anlamıştım zaten. Başrollerinde Viggo Mortensen ve Mahershala Ali’nin rol aldığı gerçek hikâyede, siyahi piyanist Don Shirley ile beyaz şoförü, aynı zamanda koruması Tony Lip arasındaki arkadaşlık anlatılıyor.

NICOLE KIDMAN’IN BODRUM HAYALİ

Festivalde bana göre diğer öne çıkan filmler, Damien Chazelle’in “First Man”i, Barry Jenkins’in “If Beale Street Could Talk”ı, Alfonso Cuaron’ın “Roma”sı, Bradley Cooper’ın “A Star Is Born”u ve Joel Edgerton’un “Boy Erased”i oldu. Bu arada “Boy Erased”in başrol oyuncusu Nicole Kidman ile uzun uzun Bodrum muhabbeti yaptım.

Yazının devamı...

Çok reddedildim ama pes etmedim

16 Eylül 2018

◊ Bir sinema filmindeki ilk başrolünüz. Kariyerinizin zirvesindesiniz, hiçbir şeyi kanıtlamaya ihtiyacınız da yok. Peki bu projeye neden evet dediniz?

- Çocukluktan beri bir sinema filminde oynamak en büyük hayalimdi aslında... Proje için Bradley ile Los Angeles’ta evimde buluştuğumuz anda aramızdaki kimya tuttu. O da İtalyan köklere sahip ben de... İkimiz de doğu yakasında doğup büyüdük. İlk buluşmadan itibaren birlikte çalışmak için her türlü bağlantı vardı aramızda.

◊ Neler oldu ilk buluşmada?

- Bradley geldiği andan itibaren onu kendime çok yakın hissettim. “Aç mısın” diye sordum, evde önceki akşamdan kalan makarnayı ısıttım ve konuşmaya başladık. Bana “Midnight Special’ı benimle söyler misin” dedi. Hemen şarkıyı buldum, piyanomun başına oturdum. Yan gözle Bradley’yi izliyordum çünkü gergin ve heyecanlıydım. Ben şarkıya başladım, Bradley de girdi, o an tahmin bile edemezsin nasıl şaşırdığımı. Durdum, “Aman Tanrım, Bradley harika bir sese sahipsin” dedim. O bana inandı, ben ona inandım ve filmi yapmaya karar verdik.

◊ “La Vie En Rose”yi Tony Bennett ile birçok defa söylediniz ama sette söylemek nasıldı?

- Farklıydı! Tony Bennett ile söylerken şarkıyı Lady Gaga söylüyordu. Filmde ise oynadığım karakter Ally söyledi. Kendimi unutup Ally’nin ruhuna bürünmeliydim. Ally haftada bir kulüplerde çıkıp şarkı söyleyen bir kız. Filmin başında hırslı değil, kendine inanmaktan vazgeçmiş ve depresyonda. Ben de New York’un doğusunda, kulüplerde şarkı söylediğim döneme geri döndüm, hayallerinden vazgeçmiş bir kız gibi performans sergiledim...

İLK KLİBİMİ ÇEKMEDEN ÖNCE BURNUMU YAPTIRMAMI İSTEDİLER

Yazının devamı...

Gençliğim başkalarını memnun etmekle geçti

9 Eylül 2018

◊ En sevdiğim oyuncu–komedyenler arasında olduğunuzu röportaja başlamadan söylemiştim. Şimdi de yönetmen yönünüzü ortaya koyuyorsunuz. Yönetmen koltuğunda oturduğunuz ve senaryosunu yazdığınız ilk filminiz “Mid 90’s”in prömiyeri bugün Toronto Film Festivali’nde yapılacak. Neden oyunculuktan yönetmenliğe geçiş yapmak istediniz?

- Çok genç yaştan beri sektördeyim. Sahne ışıklarının altında büyüdüm. Son iki yıldır kendi filmimi yönetmeyi istiyordum. Hayat çok kısa, her şey hızla değişiyor. Ben de değişiyorum. Artık sadece kendim olmayı öğreniyorum. Şimdiye kadar hep başkalarının istediği şeyleri yaptım. Neden artık kendi yapmak istediğim fikri hayata geçirmeyeyim...

◊ Yaşla da ilgili değil mi insanın kendiyle barışık olma durumu?
- Sanırım ilgili... Neredeyse tüm gençlik yıllarımı başkalarını memnun ederek geçirdim. Şimdi de kendi yapmak istediğim hikayeyi yazdım ve yönettim. Kendi filmini yapmak ne kadar özel bir duygu anlatamam...

Yazının devamı...

Andy ayrılıyor kafamız bozuk

2 Eylül 2018

ANDREW LINCOLN : AiLEMDEN AYRI KALMAMAK iÇiN DiZiYi BIRAKIYORUM

 ◊ İlk sorum tabii ki diziden ayrılma kararınızla ilgili? Dizinin yüzü olarak verilmesi zor bir karardı eminim ki...

- Bence dizi ve hikaye sadece bir karakterden daha büyük. Soruna çok açık bir şekilde cevap vereceğim, dizi ile ilgili hiçbir şeye asla zarar vermem. Yokluğum diğer karakterleri öne itecek. 9’uncu sezonda bunu göreceksiniz, inanılmaz performanslara hazır olun. Kararımın sebebine dönersem, çocuklarımdan ve ailemden daha fazla ayrı kalmak istemiyorum. 9 yıl önce anlaşmayı imzalarken eşime “2 yıldan fazla sürmeyecek” demiştim. Sözümü tutma zamanım geldi de geçti bile. Kararımla ilgili ortaya atılan komplo teorilerini biliyorum. Hiçbiri doğru değil. Karar tamamen bana ait. Çocuklarımın büyüyünce bana “Sen nerelerdeydin?” dediklerini duymak istemiyorum.

Kararınızı açıkladıktan sonra dizinin fanlarından gelen tepkileri duydunuz mu?

- Tepkileri anlıyorum. Dizinin takipçilerinin sevgisi beni çok etkiliyor, keşke hepsine tek tek teşekkür edebilsem. Çekimleri bitirdikten sonra rahatladığımı hissettim. Ama itiraf edeyim, geçen ay Comic Con’daki panelden çıktıktan sonra neredeyse ağlayacaktım. Fanlar tüm duygularımı açığa çıkarttı. “The Walking Dead” benim için işten fazlaydı, son 10 yılımın en güzel parçasıydı.

NORMAN’A TAVLAYI BEN ÖĞRETTİM AMA HEP O YENDİ

Yazının devamı...

Ben Julia Roberts değilim ki tek aday olayım

26 Ağustos 2018

◊ Son filminiz “Örümcek Ağındaki Kız”da Lisbeth Salander için yaşadığınız dramatik değişimi merak ediyorum...

- Lisbeth ile ilgili tüm bilgilere sahiptim ama o sıralar başka bir film çektiğim için aktif olarak hiçbir şey yapamıyordum. Diğer filmin çekimleri biter bitmez “Örümcek Ağındaki Kız”ın çekimlerinin yapılacağı Berlin’e gittim. “Karakterde neler olmamalı” sorusundan yola çıkarak başladık. Serinin tüm kitaplarını yeniden okuduktan sonra Lisbeth’in sadece farklı saç ve dövmelerle dolu bir kız olmadığına karar verdim. En başa gidip neden böyle bir görüntü seçtiğini anlamaya çalıştım. Kafamızda Lisbeth ile ilgili tüm soruları düşünüp bir kağıda döktükten sonra cevaplarımızı boş bir kanvasın üstüne resim çizer gibi işledik.

◊ Karakteri aşama aşama yarattınız yani...

- Aynen. Bilgisayarın içine girip üstün zeka işi hareketler yapan bu kız neden diğer insanların duygularını anlamakta zorlanıyor... Kafamızdaki var olan her soruyu tek tek cevaplayıp karaktere ekleyerek yolumuza devam ettik. Serinin tüm kitaplarını tekrar okuduktan sonra Lisbeth ile aramda güçlü bir bağ oluşmuştu zaten. İnsanoğlunu iyi gözlemleyen biriyseniz Lisbeth’in davranışlarının altındaki sebepleri bulmak zor değil.

◊ Karakter İsveçli, ama filmi Berlin’de çektiniz. Başka şehirlerde film çekerken o şehrin ruhuna da bürünüyor musunuz?

- Sanırım... Berlin’de mesela sahip olduğum saç kesimi, içimdeki Berlinliyi ortaya çıkardı. Çünkü Berlin’de neredeyse herkesin saçı öyle kesilmişti. Farklı olmak için saçlarımı alttan da kestirdim, bir baktım herkes aynı şeyi yapmış.

Yazının devamı...

İç savaştan kaçıp Fransa’ya sığındık

19 Ağustos 2018

◊ İzlediğim son filminiz “Hotel Artemis”te başrolü Jodie Foster ile paylaşmıştınız. Nasıl bir deneyimdi Jodie ile karşılıklı oynamak?

- Jodie Foster ismi ilk başta gözümü korkuttu tabii ki... Onunla ilgili yıllar öncesine dayanan bir hatıram var aslında.

◊ Paylaşır mısınız bizimle?

- Tabii... 10-11 yaşlarındaydım. Bir Fransız kanalında haberlere çıkmıştı. Temiz, aksansız bir Fransızcası vardı. Annem onun aslında Fransız olmadığını söylediğinde şaşırmış ve etkilenmiştim. Çünkü Fransızca sonradan öğrenenler için aksansız konuşulması neredeyse imkansız bir dil. Yaptığı işlere ve yeteneğine gelirsek, bunu konuşmak, değerlendirmek benim haddim değil. “The Accused” en sevdiğim filmidir.

◊ Sette nasıl biri?

- Setteyken onun için her şey yarattığı karakterden ibaret. Başka hiçbir şeyin kendisini etkilemesine izin vermiyor. Hepsi bir yana Jodie Foster çok zeki bir kadın.

◊ Yeni filminiz “Climax” 9 Kasım’da gösterime girecek. Filmin prömiyeri Cannes Film Festivali’nde yapıldı ve “Directors Fortnight” ödülünü kazandı...

- Evet. Öncelikle şunu söyleyeyim, Gaspar Noe’nin filmlerini daha bu rol için düşünülmeden önce izlemiştim ben zaten. Yaptığı her filmi izliyorum.

Yazının devamı...

Bu dizide gizem, gerilim ve sırlar var

12 Ağustos 2018

Bill Skarsgard

HAYALET GİBİ GÖRÜNMEKTEN MEMNUNUM

 ◊ “It”te canlandırdığınız Pennywise’dan sonra yine bir Stephen King projesi olan “Castle Rock”ın gizemli karakteri The Kid ile karşımıza çıktınız. Nedir bu tür yapımlarda sizi çeken?

- Aslında ilk başta bu proje ile ilgili bana ulaştıklarında isteksizdim... Stephen King’in romanından uyarlanan “It”in ikinci filminin çekimlerini yeni bitirmiştim. Bana dizi için ulaştıklarında her şeyi gizli tutuyorlardı. Senaryoyu okumama bile izin vermemişlerdi. Ben de senaryosunu okuyamadığım bir projenin parçası olmak istemedim ama hayır da diyemiyordum. Uzun ısrarlar sonunda senaryoyu okumama izin verdiler. Okuduğum en güçlü senaryoydu diyebilirim. Diğer yaptığım Stephen King projesinden tamamen farklıydı. Dizide yaratılan dünya yeni ve orijinal... Dizinin yaratıcılarına hadi hemen başlayalım dedim.

◊ Oynadığınız karakter “The Kid” sırlarla dolu bir hücre mahkumu. Kötü bir karakter bence. “It”teki Pennywise da kötü bir karakterdi. “Kötü” kavramı size ne ifade ediyor?

- Doğru! The Kid aldatıcı bir karakter. İçinde saklı olan gizliliği ve gizemi fark etmek zaman alıyor... Pennywise’a gelirsem, şeytani ama kendinin kötü olduğunu düşünmeyen bir karakter. Zaten kötüler kendilerini hiçbir zaman kötü görmüyor. Onlara göre yaptıkları her şeyin bir sebebi var ve doğruyu yapıyorlar.

◊ Peki hücre hapsine mahkum insanlar hakkında araştırma yaptınız mı?

Yazının devamı...

Keşke hayatım daha basit olsaydı

5 Ağustos 2018

Şarkıcı, oyuncu, iş kadını, moda tasarımcısı, dansçı, şarkı sözü yazarı, yapımcı... Nasıl mümkün olabilir ki bunca işi bir arada yürütmek?

- Bilmiyorum ki... Yoğunluktan ve yorgunluktan ölmüş olmalıyım aslında değil mi (gülüyor)... Genelde ne yapıyorum biliyor musun, bir sürü projeyi bir anda seçiyorum. Bu nedenle başımı birçok kez belaya sokmuşumdur zaten...

Neden?

- Çünkü “Bu projeyi yapmak ister misin?” diye teklif geldiğinde ilk söylediğim “Ohh nasıl da eğlenceli bir iş gibi görünüyor” oluyor. Sonra proje günü gelip çatıyor. Dehşete düşsem de, korkudan ölsem de yapmak zorunda kalıyorum tabii.

Hayatınızın kırılma noktalarında kimler var; kimler sizde derin izler bıraktı?

- Hiç şüphesiz listenin başında annem var. Ben 4 yaşımdan beri bu işi yapmak, bugünkü Cher olmak istiyordum. O bana bu konuda cesaret veren kişidir çünkü. Disleksik bir çocuktum, bu durum hâlâ da devam ediyor. O nedenle okulda hiçbir zaman başarılı olamadım. Çocukluğumda bugünkü Cher olacağımın işaretini veren hiçbir özelliğim yoktu. Fakat annem hep, çok belli etmesem de, çok akıllı gibi görünmesem de aslında akıllı olduğumu söylerdi! “Büyüyünce etrafında her istediğini yapacak insanlar olacak, hiçbir şey ile uğraşmak zorunda kalmayacaksın” derdi. Öyle de oldu. Listede ikinci sırada olan, hayatıma yön veren kişi de yapımcı Sonny (Bono) oldu. Sonny & Cher ikilisi olduk ve o sayede kariyerim başladı.

İSTEDİKLERİNİ BEDEL 

Yazının devamı...