"Uğur Vardan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Vardan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Vardan

Ah şu ‘Metal’ist dünya...

24 Haziran 2017

adem bir serinin beşinci adımıyla karşı karşıyayız, önce ‘çıkan kısmın özeti’ diyelim: Efendim, vakti zamanında uzaydan devasa robotlar gelmiştir ve bunların çoğu TIR suretinde, bazıları da spor araba formundadır. İnsanların tarafında yer alanlara ‘Autobots’, derdi Dünya’yı ele geçirmek olanlara ise ‘Decepticons’ denmektedir. Yönetmenliği Michael Bay’in üstlendiği ‘Transformers’ serisinde bana sorarsanız, ilk üç film sıradandı. Bir önceki hamle olan ‘Kayıp Çağ’da kartlar yeniden dağıtılmış ve öykü yeni karakterlerle ‘yola devam’ demişti. Bence dördüncü film, serinin en iyisiydi.

TRANSFORMERS 5: SON ŞÖVALYE

Yönetmen: Michael Bay

Oyuncular: Mark Wahlberg, Anthony Hopkins, Laura Haddock, Josh Duhamel, Isabela Moner, Jerrod Carmichael, John Turturro, Stanley Tucci, John Hollingworth / ABD yapımı

Bu hafta salonlarımıza uğrayan yeni adım ‘Transformers 5: Son Şövalye’ (‘Transformers 5: The Last Knight’) ise öyküsünü yenilenen rota üzerine kuruyor. Seride bayrağı Sam Witwicky’den (Shia LaBeouf canlandırıyordu) devralan ‘dâhi mühendis’ Cade Yeager, artık sistem tarafından ‘asi’ kabul edilen ‘Autobot’larla ‘firari’ hayatı sürerken kimi gelişmeler ona, ‘Seçilmiş kişi’ olduğunu hatırlatıyor. Kurtarıcı konumundaki Optimus Prime ise gezegenine gidip yaratıcısı Quintessa’yla karşılaşıyor ve onun etkisine girerek bambaşka dertlerle ve ‘Nemesis Prime’ adıyla Dünya’ya geri dönüyor. Anlaşılıyor ki yer küre bir kez daha büyük bir tehdit altındadır ve Yeager, ‘Autobot’ların yanı sıra yolunun kesiştiği İngiliz karakterlerle (kadın tarih profesörü Vivien Wembley ve Sir Edmund Burton) saldırıya karşı mücadeleye başlıyor.

STONEHENGE VE UZAYLI MİHRAKLAR

Senaryosunu

Yazının devamı...

Bizi ayıran ‘duvar’...

17 Haziran 2017

Yönetmenlik uğraşına ‘Swingers’ ve ‘Go’ gibi bağımsız karakterli yapımlarla ‘Merhaba’ dedikten sonra Robert Ludlum’ın daha önce ‘TV filmi’ formatında sinemaya uyarlanmış romanını yeniden ve sağlam bir rejiyle perdeye taşımıştı Doug Liman. Bizde ‘Geçmişi Olmayan Adam’ çevirisiyle vizyona giren film (ki orijinal ismi ‘The Bourne Identity’ydi), adeta ünlü klasik ‘Akbabanın Üç Günü’nün şimdiki zaman uzantısıydı. ‘Jason Bourne üçlemesi’nin ilk adımı olan bu yapım, Liman’daki potansiyeli de açığa çıkarıyordu. Sonrasında ‘Mr. & Mrs. Smith’, ‘Fair Game’, ‘Edge of Tomorrow’ gibi yapıtlara da imza attı ama ‘The Bourne Identity’ çizgisini yakalayamadı.

SNIPER: DUVAR

Yönetmen: Doug Liman

Oyuncular: Aaron Taylor-Johnson, John Cena, Laith Nakli

ABD yapımı

Amerikalı yönetmen-yapımcı bu kez ‘Sniper: Duvar’ adlı (orijinal ismi ‘The Wall’) son yapıtıyla huzurlarımızda. Adı üzerinden öyküsüne metaforik anlamlar ve göndermeler katılan yapım, Irak’ta Amerikan işgaliyle başlayan süreçte ‘resmi’ olarak savaşın bittiğinin duyurulduğu bir zaman diliminde geçiyor.    

Konuyu özetlersek: İnşası tamamlanmamış bir boru hattının çevresinde bir grup ceset var ve olay yerine sonradan intikal eden iki çavuş;

Yazının devamı...

Mumya yine firarda...

10 Haziran 2017

Kim bilir bu kaçıncı ‘Mumya’ ama yapacak bir şey yok. Onlar da haklı, binlerce yıl yat yat, canları sıkılıyor ve fırsatı buldukça ilk hamlede aramıza karışarak eski ‘vesayet’ dönemlerini (!) inşa etmeye çalışıyorlar. 2017 model ‘Mumya’ (‘The Mummy’), farklı olarak geçmiş zamandan firavun değil Mısır hanedanından iktidar coşkusu ve hırsı yüksek bir prenses (yani bildiğim kadarıyla anaakım sinemadaki ilk ‘Kadın mumya’ var karşımızda) yolluyor.

MUMYA

Yönetmen: Alex Kurtzman

Oyuncular: Tom Cruise, Sofia Boutella, Annabelle Wallis, Russell Crowe, Jake Johnson, Marwan Kenzari

ABD yapımı

Malum ‘Mumya’, sinemanın ilk çağlarından beri korku ve gerilim türü adına sahaya sürülen bir figür. 1932 tarihli, Boris Karloff’u başrolünde izlediğimiz film (yönetmen Karl Freund’du) çıkış noktası olarak ele alındığında aradan geçen süre zarfında çok sayıda yapım izledik. Efsane en son 1999’da, ilk adımı atılan yeni bir seriyle aramıza dönmüştü. Sonrasında Stephen Sommers imzalı bu yapımı 2001’de devamı niteliğindeki ‘The Mummy Returns’ (yine Sommers yönetmişti) izledi ve nihayetinde 2008’deki ‘Mumya: Ejder İmparatoru’nun Mezarı’yla (bu kez kamera arkasında Rob Cohen vardı) nokta konuldu. Şimdiki zamanın ‘Mumya’sında ise yönetmenliği Alex Kurtzman üstlenmiş.

Efenim, film aynı zamanda 55 yaşının baharında, bir yandan

Yazının devamı...

Adnan Örnek haklıymış

4 Haziran 2017

Hoca haklı çıktı ancak bu şok onun istifası değil, dün Trabzonsporlu Rodallega’nın golü oldu. Kümede kalması için dün Trabzonspor’u deplasmanda yenmesi gereken Bursaspor, ev sahibinden yediği gol sonrası attığı iki golle kümede kalışını ilan etti.

Bursa maça agresif başladı ve sürekli ileri dikine paslarla topu bir an önce Trabzonspor ceza sahasına göndererek gol bulmaya çalıştı ancak ilk 45 dakika buna muvaffak olamadı. Hiçbir iddiası kalmamasına rağmen ‘yukarı tükürsen bıyık aşağı tükürsen sakal’ konumunda bulunan Trabzonspor gayretli görünmeye çalışsa da futbolcuların ligi kafalarında bitirdikleri belliydi. Sürekli kenarlara kısa paslarla oynayıp vakit geçirdiler. Koca 45 dakika tek şutları olmasını bırakın, Bursa ceza sahası içinde topla buluşma sayıları sadece 1 (bir)’di.

İLK ŞUTTA GOL

Futbolun cilvesi: Trabzonspor maçtaki ilk şutunda golü buldu. Castillo’nun şahsi gayretleriyle taşıdığı topu Rodallega ağlara gönderince Bursaspor kendine geldi. Yeşil beyazlılar ilk kez organize ve kısa paslarla gidip skora denge getirdiler. Golün sevinci soğumadan Batalla takımını öne geçirdi. Bursa, geride kalan beş haftada oynaması gereken futbolu son haftada oynadı ve şanslılar ki bu skor onlara yetti.

Yazının devamı...

Güzel olduğunuz kadar ‘süper’siniz de...

3 Haziran 2017

Mart 2016’da gösterime giren ‘Batman V Superman: Adaletin Şafağı’nda fragman misali şöyle bir gözüküp, “Pek yakında aranızdayım” mesajı yollayan ‘Wonder Woman’, nihayet kendi öyküsünün hâkim olduğu filmiyle huzurlarımızda. ‘DC Comics’ üyesi bu ‘Kadın süper kahraman’, çizgi roman olarak ilk kez Ekim 1941’de varlığını hatırlatmıştı. Psikolog-yazar William Moulton Marston’ın yarattığı ‘Wonder Woman’ (ilk çizeri de Harry G. Peter’dı), 70’lerde bir televizyon dizisi olarak seyirci karşısına çıkmıştı. Bu haftadan itibaren tüm dünyada vizyona giren Patty Jenkins imzalı yapım ise namı diğer ‘Themyscira Prensesi Diana’nın ilk uzun metraj serüveni olarak tarihteki yerini alacak.

WONDER WOMAN

Yönetmen: Patty Jenkins

Oyuncular: Gal Gadot, Chris Pine, Lucy Davis, Ewen Bremner, Saïd Taghmaoui, Danny Huston, Elena Anaya, Robin Wright, Connie Nielsen, David Thewlis / ABD yapımı

Filmin öyküsü, bu tür serilerinin tüm ilk adımında olduğu gibi “Kahramanımız kimdir, kimlerdendir; nerden gelip nereye gitmektedir?” sorusunun açılımı niteliğinde. Küçükken, hayatı boyunca dünyayı kurtarmak için çabalayacağını düşündüğünü dillendiren bir kadın, kendisine yollanan eski bir fotoğrafın ardından geçmişe uzanıyor ve adeta hikâyesini görsel olarak izlemeye başlıyoruz. Themyscira adındaki adanın tek çocuğu olan Diana, annesi Kraliçe Hippolyta’nın muhalefetine rağmen teyzesi General Antiope’nin gayretleriyle muazzam bir savaşçı olarak yetiştiriliyor. Bu, dünyadan izole olmuş Amazon topluluğunun ‘mahremiyeti’ günün birinde yakınlara düşen küçük bir uçakla birlikte bozuluyor. İngiltere adına casusluk yapan Amerikalı pilot Steve Trevor, aslında bir anlamda filmin geçtiği zamanı da hatırlatıyor bize: Birinci Dünya Savaşı dönemi...  Peşi sıra Trevor’la yuvasını terk ederek daha geniş sulara açılan, ‘süper’ güçleriyle de savaşı sonlandırmak için önce Londra’ya, sonra da cepheye yollanan bir kahramanın mücadelesini izliyoruz... 

Hikâyesinin ana köklerini Yunan mitolojisinden alan (annesi, Diana’yı kilden yaratmış ve Zeus da ona hayat vermiştir) ‘Wonder Woman’da masum bir bakış açısının dünyanın kaotik gidişatı karşısında ayaklarının yere basmasını da gözlüyoruz. Bütün suçu Zeus’un oğlu ‘Savaş Tanrısı Ares’e yükleyen ve insan denen varlığın ‘kötücül’ yapısını göz ardı eden ama zamanla meselenin sac ayaklarına vâkıf olan Diana, bir anlamda düşe kalka büyüyor.

Yazının devamı...

'Es’ki günlere dönmek için...

30 Mayıs 2017

Kendi adıma konuşursam futbol denen büyüyle ilk tanıştığım sezonda (1973-74), lig 16 takımla oynanıyordu ve hem ‘Es Es’ hem de ‘Çotanaklar’ bu heyecanın parçası olan ekiplerdi. Üstelik henüz ortada ‘Trabzonspor mucizesi’ yoktu ve Kırmızı-Siyahlılar, ‘Anadolu devrimi’nin ayak seslerini en güçlü hissettiren camiaydı. Aradan geçen sürede ‘Karadeniz temsilcisi’ 1976-77 sezonunda veda ettiği 1. Lig’e (tabii ki şimdiki ‘Süper Lig’) bir daha dönemedi. ‘Kırmızı Şimşekler’ ise inişli çıkışlı bir grafik izledi; dört kez düştü, bu sezonki hedefi tekrar futbolumuzun en üst vitrinde yer almak.

DOĞUM GÜNÜ OLACAK

- Play-off eşleşmesinin ilk randevusu Giresun’da oynanmış ve karşılaşma adeta gol düellosu şeklinde geçerek 3-3 sonuçlanmıştı. Dünkü mücadele, iki takım için de finaldeki yerini ayırtma adına son şanstı. Ev sahibi maça hızlı başladı ve 9. dakikada Hürriyet Güçer’le golü buldu. İlk 45 dakikada oyunu daha çok Mustafa Denizli’nin öğrencileri domine etti; özelikle kazanılan üç serbest atışta farkı açmak için çabaladılar.     

İkinci yarıya ise direklerden dönen iki top damga vurdu; önce 70’te Hasan Hüseyin Acar’ın ev sahibi, 77’de de Özgürcan Özgür’ün konuk takım adına iki önemli hamlesi, yan ve üst direkleri aşamadı. Altı dakikalık uzatmanın ardından da ‘Finalist’in adı netleşti: Eskişehirspor...

Bakalım ‘4 Haziran’ kimin için, bir anlamda ‘Doğum günü’ olacak?

Yazının devamı...

Kaptan, kaptan’ın kurdudur...

27 Mayıs 2017

Korsan filmleri’ Holly-wood’un ‘Altın çağları’ndaki en gözde türdü belki de. Dönemin yıldızları Douglas Fairbanks ve Errol Flynn’ın başrollerinde göründüğü yapımlar peşi sıra vizyona girerken seyirci, sinema denen büyünün zevkini bu bol kılıç şakırtıları eşliğindeki öykülerle çıkartıyordu. Ama iş ‘Modern zamanlar’a gelince ne korsanlara ne de kanca atacakları gemilere hayat hakkı vardı. Birkaç adım gişede hüsrana uğrayınca tür rafa kaldırılmıştı.

KARAYİP KORSANLARI: SALAZAR’IN İNTİKAMI

Yönetmenler: Joachim Ronning-Espen Sandberg

Oyuncular: Johnny Depp, Javier Bardem, Geoffrey Rush, Kaya Scodelario, Brenton Thwaites, Golshifteh Farahani,
Kevin McNally / ABD yapımı

2003 tarihli ‘Karayip Korsanları: Siyah İnci’nin Laneti’ bu açıdan önemli bir virajdı. Türü ayağa kaldırmış, yeni kuşakları adeta geçmişin karakterleri ve ruhuyla buluşturmuş ama öte yandan da gereksizce uzayan bir serinin kapısını aralamıştı.

Naçizane, ilk filme ilişkin eleştiri yazımda da altını çizmiştim: Bu serinin öncelikli teması ‘arayış’. Başta ana karakter

Yazının devamı...

Anlatılan senin de hikâyendir...

20 Mayıs 2017

İçinde yer aldıkları toplumun dinamiklerine, ekonomik işleyişlerine, tanımlanan rol paylaşımlarına itiraz ettiler, baş kaldırdılar; onlar için tarihin en temel meselesi sınıf mücadelesiydi, bunu kendilerine dert edindiler ve hayatları boyunca yazıp çizdikleri, konuştukları her metinde, her platformda, her eylemde mücadelesini verdiler.

GENÇ KARL MARX

Yönetmen: Raoul Peck

Oyuncular: August Diehl, Stefan Konarske, Vicky Krieps, Hannah Steele, Olivier Gourmet, Alexander Scheer

Almanya-Fransa-Belçika ortak yapımı

Karl Heinrich Marx ve Friedrich Engels’ten bahsediyoruz; bir ütopyayı koca bir insanlık tarihinin en büyük hedeflerinden biri haline getiren ve hayalden gerçeğe dönüştürme yolunda adımlar atan, tanımlı çizgilere kavuşturan iki önemli filozoftan, iki sıkı dosttan...

‘Genç Karl Marx’

Yazının devamı...