"Uğur Vardan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Vardan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Vardan

Anlatılan senin de hikâyendir...

20 Mayıs 2017

İçinde yer aldıkları toplumun dinamiklerine, ekonomik işleyişlerine, tanımlanan rol paylaşımlarına itiraz ettiler, baş kaldırdılar; onlar için tarihin en temel meselesi sınıf mücadelesiydi, bunu kendilerine dert edindiler ve hayatları boyunca yazıp çizdikleri, konuştukları her metinde, her platformda, her eylemde mücadelesini verdiler.

GENÇ KARL MARX

Yönetmen: Raoul Peck

Oyuncular: August Diehl, Stefan Konarske, Vicky Krieps, Hannah Steele, Olivier Gourmet, Alexander Scheer

Almanya-Fransa-Belçika ortak yapımı

Karl Heinrich Marx ve Friedrich Engels’ten bahsediyoruz; bir ütopyayı koca bir insanlık tarihinin en büyük hedeflerinden biri haline getiren ve hayalden gerçeğe dönüştürme yolunda adımlar atan, tanımlı çizgilere kavuşturan iki önemli filozoftan, iki sıkı dosttan...

‘Genç Karl Marx’

Yazının devamı...

Savunma tamam peki ya hücum?

14 Mayıs 2017

Eğer dağıtılmazlarsa seneye iş yaparlar diyeceğim ama kadronun çoğu yabancı (Daha doğrusu Brezilyalı) olduğundan seneye TFF 1. Lig’de bir kısmıyla yollarını ayırmak zorunda kalacaklar.

Ersun Yanal da ligin dibindeki rakiplerinin bu potansiyelinin farkında olsa gerek takımını temkinli oynattı. Avrupa kupalarına katılma yolunda mutlak 3 puana ihtiyaç duyan bordo mavililer dün vasatı aşamadı.

Tamam, Trabzonspor rakip yarı sahada daha çok görünen, meşin yuvarlağa daha çok sahip olan taraftı ancak bunun nedeni Karadeniz ekibinin sürekli kısa paslarla orta sahada mekik dokuması yahut sürekli yana top yapmasıydı. İş topu ileri taşımaya gelince çok daha başarılı oldukları söylenemezdi! Bu konuda sadece Olcay Şahan farkını gösterdi ve sağ kanattan yaptığı uzun ortalarda Adana savunmasını epey zorladı.


Yazının devamı...

Hatıralarla oynamasak...

13 Mayıs 2017

Naçizane, Ridley Scott’ın kendi yarattığı ‘Yaratık’ (‘Alien’) evrenine yıllar sonra dönüş niteliğindeki ‘Prometheus’a ilişkin eleştirimin başlığı ‘Bu gemi nereye, nereye gider?’di. Söz konusu yapımın devamı niteliğindeki ‘Yaratık: Covenant’ta (‘Alien: Covenant’) da aynı soru mevcudiyetini koruyor diyebiliriz.

YARATIK: COVENANT

Yönetmen: Ridley Scott

Oyuncular: Michael Fassbender, Katherine Waterston, Danny McBride, Billy Crudup, Carmen Ejogo, Demian Bichir, Callie
Hernandez / ABD-Avustralya-Yeni Zelanda-İngiltere ortak yapımı

1979 tarihli ilk adım hem bilimkurgu sinemasının en muhteşem yapıtlarından biriydi hem de genç bir yönetmenin, ikinci uzun metrajında ne kadar büyük bir yetenek olduğunun göstergesiydi. 

Zaman, İngiliz yönetmenden yana işledi; sinema tarihinde yer eden çok sayıda filme imza attı. Ama bence ‘Yaratık’ başyapıtı olarak hep o özel yerini korudu. Scott, 2012’de ilk göz ağrısına geri döndü ve

Yazının devamı...

‘Kaptan’ın hayat defteri…

6 Mayıs 2017

Televizyonun evlere tam olarak nüfuz etmediği yıllardı. Ekranla buluşma yerimiz, mahallemizin küçük kahvesiydi. Yazılı olmayan bir anlaşma vardı kahvenin sahibiyle mahallenin minikleri arasında; ön sıra her daim onlara ayrılmıştı, karşılığında da her gece ‘Kapanış’tan sonra boşların ve sandalyelerin toplanmasına yardım edilecekti. Kız kardeşimle birlikte bu anlaşmanın en sadık neferleriydik. ‘Kaptan Cousteau’yu işte bu dönemde tanımıştım. ‘Rahmetli’ pederin “Hadi artık yemek vakti” çağrılarına, “Kaptan Cousteau bitsin, geliyoruz” diye cevap verdiğimi hatırlarım. 

DERİNLİKLERE YOLCULUK

Yönetmen: Jérôme Salle 

Oyuncular: Lambert Wilson, Audey Tautou, Pierre Niney, Laurent Lucas, Vincent Heneine, Benjamin Lavernhe, Chloe Hirschman / Fransa yapımı

Emektar Fransız deniz araştırmacısı işte böyle bir ortamda hayatımıza girdi... ‘Belgesel’ denen türün varlığını, Jac- ques-Yves Cousteau ve gemisi Calypso sayesinde tanıdık. TRT’nin tek kanal olduğu, bütün toplumu kapsayıcı bir refleksle hareket ettiği zamanlardı ve hepimiz ‘Gargantua’ misali önümüze koyduğu her şeyi büyük bir iştahla zihnimizde eritiyorduk. Şimdiden bakıldığında, o uzak geçmişte  “Belgesel ve kültür sanat programları izlerim” ifadesinin gerçekten karşılığı vardı ve bu cümledeki ‘Belgesel’ ifadesi, adeta Kaptan Cousteau özelinde, ‘Yaşayan Deniz’ Türkçe çevirisiyle huzurlarımıza gelen programlarda ete kemiğe bürünmüştü.

Bu haftanın yenilerinden

Yazının devamı...

‘Koruma kurulu’ yine işbaşında

29 Nisan 2017

Ah şu galaksi... Kurtarmayan kaldı mı? Hele de ‘Marvel evreni’nin üyeleri... Defalarca hem Dünya’yı hem de galaksiyi kurtardılar, var olan düzenin sürmesini sağladılar. ‘Beş benzemez’den oluşan ve kendilerine ‘Galaksinin Koruyucuları’ (‘Guardians of the Galaxy’) adını veren ‘Marvel ailesi’nin az bilinen grubu ise, Ağustos 2014’te beyazperdeye gölgesini aksettirdiğinde farklı bir esintinin de tarifine soyunmuşlardı. ‘Star-Lord’ namıyla sahaya çıkan Quill’le aralarında ‘resmiyet’e dökülmemiş bir gönül ilişkisi olduğu belli ‘Gamora’, rakun ‘Rocket’, ağacımsı ‘Groot’ ve ‘Yokedici’ Drax’ten oluşan ekibin oluşma sürecini ve evrenin kötülerinden Ronan’a karşı verdikleri mücadeleyi anlatan film, türünün kayda değer örneklerinden biri olarak hatıralarımızdaki yerini almıştı. ‘Galaksinin Koruyucuları’, genellikle vasat çalışmalara imza atmış olan yazar-yönetmen James Gunn’ın kariyerindeki en iyi işti ve göndermeleri, zekice esprileri, hınzırca yazılmış diyalogları, ‘walkman sevgisi’ ve sountrack’indeki şarkılarla 80’lere selam gönderen tavrıyla gönlümüzü kazanıyordu.

GALAKSİNİN KORUYUCULARI 2

Yönetmen: James Gunn

Oyuncular: Chris Pratt, Zoe Saldana, Kurt Russell, Dave Bautista, Bradley Cooper (‘Rocket’ın sesi), Vin Diesel (minik Groot’un sesi), Michael Rooker, Karen Gillan, Pom Klementieff, Elizabeth Debicki, Sylvester Stallone ABD yapımı

Malum, ‘Seriler çağı’ndayız. Sinemadaki her bir adımın neredeyse devamının gelme olasılığı yüksek. Ki ‘Galaksinin Koruyucuları’ zaten daha ilk filmde elini belli etmiş ve “Devamı gelecek” mesajını vermişti. Bu hafta itibariyle vizyona giren ikinci hamlede (yönetmen yine James Gunn) Quill, kim olduğunu merak ettiği babasını nihayet buluyor (daha doğrusu babası Ego, oğlunu buluyor). Gamora kız kardeşi Nebula’yla didişiyor; Drax, Ego’nun asistanı Mantis’e ilgi duyuyor. Yani bir nevi özel hayatlar ön planda (ve de bu bağlamda Freudyen okumalar)... Ekibin ‘aile’ olma isteği, birbirlerine kenetlenme çabaları ve dayanışma ruhu da öne çıkan diğer temalardan.

Filmin yıldızı babasının aziz hatırasını yaşatan minik Groot.

Yazının devamı...

Eski hesaplar itinayla kapatılır...

22 Nisan 2017

Sinema serüveni boyunca çoğu kez hastalıklı karakterleri ve mafya dünyalarını perdeye taşıyan Martin Scorsese, iki ara durakta (‘Günaha Son Çağrı’ ve ‘Kundun’) da ‘uhrevi’ meselelerin peşine düşmüştü. Son çalışması ‘Silence’ bu açıdan, belki de Scorsese filmografisi içinde bir ‘üçleme’nin son adımı olarak nitelendirilebilir.

SILENCE

Yönetmen: Martin Scorsese

Oyuncular: Andrew Garfield, Adam Driver, Issei Ogata, Yosuke Kubozuka, Liam Neeson, Shin’ya Tsukamoto / ABD yapımı

Japonya’nın Graham Greene’i olarak adlandırılan Katolik yazar Shüsaku Endö’nun 1966 tarihli romanından sinemaya uyarlanan yapım, Portekizli iki genç cizvit papazın Uzakdoğu’da yaşadıklarına odaklanıyor. 1633’te açılan filmde Sebastião Rodrigues ve arkadaşı Garupe, Hollandalı bir gemicinin eski ustaları Cristóvão Ferreira’nın Hıristiyanlığı yaygınlaştırmak adına gittiği Japonya’da davasından vazgeçtiğini, hatta yöreden bir kadınla evlendiğini öğrenir. Bu bilgiye inanmak istemeyen ikili, durumu yerinde görmeye karar verir. Çin üzerinden Japonya’ya gizlice girerler ve burada Hıristiyanlığı kabul etmiş insanların ‘Budist’ yönetim tarafından gördüğü zulme şahitlik ederler.

Senaryosunu Jay Cocks’un kaleme aldığı ‘Silence’, upuzun (süresi 2 saat 39 dakika) bir dinsel tören adeta. Daha çok Rodrigues’in yerel güçlerin eline düşüp engizisyonun başındaki yaşlı yönetici tarafından psikolojik işkenceye tabi tutularak inançlarından vazgeçirmeye çalışılmasını anlatan yapım, Scorsese’nin maharetli üslubuyla sıkılmadan izleniyor. Emektar yönetmen, sinemasında çokça rastlanan insanoğlunun şiddete olan yatkınlığı meselesini bu kez Japon tarafı ve değişik işkence teknikleri aracılığıyla perdeye aksettiriyor. Bütün bu aşamalarda müritler sırf  Rodrigues boyun eğmedi diye ölüme yollanırken genç papaz da giderek kendisini fiziken ve ruhen ‘İsa’laştırıyor. Belki noktalarda da Hıristiyanlık ve Budizm tartışmalarına, iki dinin kıyaslanmasına şahit oluyoruz.

‘Silence’ı bir iç yolculuk olarak nitelendirmek de mümkün. Keza görüntü yönetmeni Rodrigo Prieto, gerek yakın çekimlerde gerekse genel peyzaj karelerinde enfes çerçeveler sunarken ortaya şiirsel bir atmosfer çıkıyor. Bir de filmin, yönetmenin sineması açısından farkının altını çizelim; malum Scorsese öykülerini son derece tempolu bir anlatımın ve hızlı kurgunun eşliğinde önümüze getirir. Bu kez belki de ana karakterinin ruhsal gelgitlerine bağlı olarak sakin, yumuşak, ağır akan bir Scorsese filmi var karşımızda.

Yazının devamı...

 Zengin klası

19 Nisan 2017

Eskişehir, ev sahibini sadece ilk devre maça ortak etti ama skor olarak soyunma odasına üstün giren taraftı. Topla daha fazla haşır neşir olan ev sahibi ancak pozisyon zenginliğine misafirdi.

MEYE BİR GOL ATSAYDI...

İkinci devre, Axel Meye’nin ‘gol atmama yemini’ne sahne oldu! Meye tam üç net pozisyonda ağları bulamadı. Birini dahi atsa, Eskişehir, maçı çok erkenden koparacaktı. Mustafa Denizli’nin ekibi Erkan Zengin’in klasını konuşturmasıyla Malatya’dan kritik bir galibiyet çıkardı. Ligin boyu kısaldı ve artık bundan sonra Denizli klası devreye girecek. Zaten o da bu yüzden göreve getirildi...

Yazının devamı...

Hızlı, öfkeli ve ‘aile’li...

14 Nisan 2017

Hollywood, “Hayatın son derece yumuşak aktığı, ortama neşenin, müziğin, dansın hâkim olduğu, sokaklarında 50 ya da 60 model arabaların boy gösterdiği sakin bir Havana ortamına ancak bir Amerikalı hareket getirebilir” diye düşünüyor sanırım. Bu düşüncesinin emarelerini yıllar önce (2002’de) James Bond’un ‘Die Another Day’ macerasında bir ‘kuple’ göstermişti, şimdi asıl hamlesini ‘Hızlı ve Öfkeli 8’de (‘The Fate of the Furious’) sahaya sürüyor. Film Küba topraklarına, bir araba yarışına katılarak adrenalin yükleyen Dominic Toretto’nun ortalığı adeta ateşe verdiği bir aksiyon sekansıyla başlıyor. Serinin sürükleyici karakteri, ‘Adalı’ bir rakiple kapıştıktan sonra sevgilisi Letty’yle romantizmine devam etmek isterken yoluna gizemli bir sarışın çıkıyor. Sonradan anlıyoruz ki ‘Cipher’ isimli bu kadın, dijital âlemin üst düzey suçlularından biri ve yanına Toretto’yu çekerek dünyayı yeni bir belanın içine sürüklemeye çalışıyor.   

HIZLI VE ÖFKELİ 8

Yönetmen: F. Gary Gray

Oyuncular: Vin Diesel, Charlize The- ron, Dwayne Johnson, Jason Statnam. Michelle Rodriguez, Kurt Russell, Tyrese Gibson, Nathalie Emmanuel ABD yapımı

‘HIZLI VE ÖFKELİ 7’ REKOR KIRMIŞTI

‘Hızlı ve Öfkeli’, 2000’lerin sinemadaki en uzun serisi... Bugün itibariyle sekizci adımı izliyoruz. Bazen kanun dışı bir çizgiye düşseler de temelde Amerikan çıkarlarını koruyup kollayan, sisteme ve dünyaya zarar vermesi muhtemel düşmanlara karşı mücadele veren, neşeli, maharetli, işbilir ve aksiyona meyilli bir grubun maceralarını anlatan seri, zaman zaman çıtasını düşürse de özellikle gişeden dünyada ve bizde genellikle mutlu ayrıldı. Öyle ki serinin bir önceki adımı ‘Hızlı ve Öfkeli 7’, ‘Titanic’i geçerek Türkiye’de tüm zamanların en çok izlenen yabancı filmi olmuştu.

Yazının devamı...