"Uğur Dündar" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Dündar" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Uğur Dündar

Çanlar hakemler için çalıyor

20 Ekim 2011

Ulusumuzun başı sağolsun

ASKER  ve polis şehitlerimizin acısı yüreğimizi yakıyor. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, acılı yakınlarına, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne, Emniyet Teşkilatı’na ve ulusumuza başsağlığı dilerim.

Futbol kamuoyu, Bünyamin Gezer’e haksızlık yapıldığını düşünüyor

Bu yıl lige hakemler damgasını vuracak gibi görünüyor. Bu görüşe katılıyor musunuz?
Haklısınız. Bünyamin Gezer’in ani bir kararla ve basın toplantısı yaparak hakemliği bırakmasından başlayalım. Gezer’in hata yapıp yapmadığı tartışılabilir ama, dürüstlüğü asla tartışılamaz. Futbol kamuoyu, geride temiz bir iz bırakan Bünyamin Gezer’e çifte standart uygulandığı ve haksızlık yapıldığını düşünüyor. Hakemler hata yapabilir, ama onlar üzerinde söz sahibi olan kurumların hata yapma hakkı yoktur!..
Merkez Hakem Kurulu Başkanı Yusuf Namoğlu görevinin, hakemleri uluorta eleştirmek ve zaten sarsılmış olan güven duygusunu yerle bir etmek değil, kapalı devre telkinlerle, özgüven sağlamak olduğunu unutmamalı. Nitekim meslektaşlarının kolayca harcandığını gören diğer hakemler de zincirleme hatalar yapmaya başladılar.
Geçen senenin skandal ismi Hüseyin Göçek, az kalsın Galatasaray-Bursaspor maçına da damgasını vuracaktı. Gelecek vadeden isimlerden Özgür Yankaya belirgin biçimde hatalı kararlar vermeye başladı.
Mersin İdmanyurdu-Fenerbahçe maçını yöneten Halis Özkahya ise, maçın kaderini etkileyen hatalar yaptı. Bunlar çok tehlikeli sinyaller... Hakemler için çalan çanları duyup, vakit geçirmeden önlem almak gerekiyor.

Kocaman sinirlense de oyuncusunun gönlünü alır

Fenerbahçe- Mersin İdman Yurdu karşılaşması sırasında oyuncularına sinirlenen Aykut Kocaman’ın bu durumu ekranlara yansıtmasını doğru buluyor musunuz?
Maçlardaki aşırı sakin ve mimiksiz görünümü nedeniyle bazı çevrelerin eleştirdiği Aykut Hoca, eğer sinirlendiyse, yerden göğe kadar haklıdır!.. Unutmayalım ki, Aykut Kocaman ve öğrencileri bu yıl bambaşka bir psikolojiyle sahaya çıkıyorlar. Hoca, teknik direktörlüğün yanı sıra, futbolcularına liderlik de yapıyor. Bu sorumluluğu taşımak kolay değil!.. Çelik gibi sinirlere bile sahip olsa, yeri geldiğinde insani tepkiler vermesini hoşgörüyle karşılamak gerekir.
Kaldı ki, kişiliğiyle herkesin saygısını kazanan Kocaman’ın, sinirlendiği oyuncusunun gönlünü daha sonra soyunma odasında aldığından hiç kuşkum yok...

Eksiksiz ve gününde bir milli takım Hırvatistan engelini aşar

Avrupa Futbol Şampiyonası finallerine katılabilmemiz için Hırvatistan engelini aşmamız gerekiyor. Play-Off karşılaşmalarında milli takımımızın şansını nasıl görüyorsunuz?
Hırvatistan’ı küçümsemek de, gözümüzde fazla büyütmek de hata olur... Gününde ve eksiksiz bir milli takım, bu engeli aşar! Daha doğrusu aşmalı... Aslında futbolcularımızın, her takımı yenebileceklerine inanmaları gerekir. Adı üstünde: ‘Finaller için oynuyoruz.’ Finallere gitmek, başlı başına büyük bir iddia değil mi? Kaldı ki, Hırvatistan’ı yenip, finallerde de başarılı olmalıyız. Geçmişte başardık, niçin bir kez daha başarmayalım?

Guti’nin ismi var cismi yok!

Beşiktaş, bu hafta evinde ağır bir darbe aldı.  Siyah beyazlılarda olmayan şey nedir? Üstelik taraftarın dört gözle beklediği Guti de sahnedeydi...
Sahada gezinen ve kötü paslar atan Guti’nin eski Guti ile tek benzerliği, ismiydi! Yani Guti’nin ismi vardı ama cismi yoktu! Bunun maç eksikliğinden kaynaklanıp kaynaklanmadığını, sonraki karşılaşmalarda göreceğiz. Beşiktaş’ın en büyük sıkıntısı, Portekizli “patron!” futbolcuların koşmamaları! Beşiktaş böyle oynadığı sürece, koşan ve topun gittiği yerde hemen çoğalan futbolculardan oluşan her takım karşısında zorlanır.

Galatasaray ve Fenerbahçe birbirinden güç alıyor

G.Saray eski yöneticisi Ali Haşhaş, F.Bahçe’nin şike soruşturmasıyla ilgili duruşunu kastederek, “Biz olsak ne hallere gelirdik bilemiyorum” diyerek bu süreçteki tavrından dolayı sarı lacivertlileri yöneticisinden taraftarına kadar tebrik etti... Sizce de bu süreç çok doğru bir şekilde mi atlatılıyor?
Galatasaray büyük camia... Geçmişte kulübün içine sürüklendiği zorlu süreçlerde nasıl kenetlendiklerini ve yek vücut olduklarını gördük. Fenerbahçe, Galatasaray’dan, Galatasaray da Fenerbahçe’den güç alıyor. Ezeli rakiplerden birinin güçsüz duruma düşmesi, diğerine de mutlaka zarar verir... Sarı kırmızılı kulübün başkanı Sayın Ünal Aysal da, yerinde bir tesbitle, bu gerçeği sık sık dile getiriyor.

Ali Şen boş durmaz

Ali Koç ve Fenerbahçe yönetimi geçtiğimiz günlerde davet ettikleri eski başkan Ali Şen’in, “Davaları geri çekin” tavsiyesini değerlendirmedi. Bu konu hakkındaki düşünceniz nedir?
Bilge Fenerbahçeli Ali Şen’in kulübü için çırpınmasını takdir ve saygıyla karşılıyoruz. Avrupa futbol elitinden aldığı izlenim doğrultusunda, yönetime bir öneri götürdü. Yönetim de düşündü, taşındı ve Platini aleyhindeki davaları geri çekmenin doğru olmayacağına, aksi taktirde bunun suçu kabul etmek anlamına geleceğine karar verdi. Yönetimin kararı, tüm Fenerbahçelilerin kararıdır. Ancak Ali Şen’in boş durmayacağına ve Fenerbahçe’nin yararına olan her türlü kişisel girişimi sürdüreceğine inanıyorum.

Yazının devamı...

Kara paralar yeşil çimlerde yıkanıyor

5 Ekim 2011

Rus futbol takımı Anzhi’nin, Inter’den transfer ettiği Eto’o’ya yılda 29 milyon dolar gibi inanılmaz bir para ödediği söyleniyor. Sizce UEFA bu gibi durumlara da müdahale etmeli mi?
Futbol öyle bir noktaya geldi ki, parayı veren düdüğü çalıyor! Parası olmayan ünlü kulüpler de, İngiltere örneğinde olduğu gibi, para babalarına satılıyor. Bu arada Rusya gibi bazı ülkelerde yeşil çimler, kara para aklamanın zemini olarak kullanılabiliyor!.. Gencecik dolar milyarderleri, bir çırpıda anlı şanlı kulüplerin sahibi oluveriyor! Bir zamanlar karanlık para babaları “İsviçre daha beyaz yıkar!” derlerdi. Şimdi kara paralar, yeşil çimlerde yıkanıyor!.. UEFA kendi kuralları çerçevesinde gerekli denetimleri yapıyor! Ancak nereye kadar? Futboldaki kara para trafiğinin izi, uyuşturucu baronlarına yapıldığı gibi, dünya ölçeğinde sürdürülmeli...

Tepkiden doğan motivasyon uzun sürmez

Şike soruşturması sürecinde yaşananların, beklenenin tersine Fenerbahçeli futbolcuları daha motive ettiği ve sezona da bu sayede iyi başladıkları iddia ediliyor. Ters motivasyon sezon sonuna dek aynı etkiyle sürebilir mi?
Bu görüşte doğruluk payı büyük. Çünkü nefes kesen maçlar sonucunda şampiyonluğu elde ettiklerine inanan futbolcular ve Teknik Direktör Aykut Kocaman, şike suçlamasıyla emeklerinin heba olduğunu düşünüyorlar. Ancak tepkinin sağladığı motivasyon uzun sürmez.
Gerçeğin farkındalar
Aykut hoca da gerçeğin farkında ve oyuncularını bu psikolojiden uzak tutmaya çalışıyor. Herkes kulübün zorlu bir süreçten geçtiğini görüyor. Ancak Fenerbahçe büyük bir camia ve Aykut Kocaman gibi, hem teknik direktörlük başarısını kanıtlamış, hem de lider vasıflarıyla sevgi ve saygı kazanmış çok önemli bir değere sahip. Birbirinden değerli futbolcular da ona yürekten bağlılar. Fenerbahçe’nin birlik ve beraberlik içinde zor günleri aşarak, başarılı yolculuğunu sürdüreceğine inanıyorum.

Guti artık futbolcu olduğunu hatırlamalı

Beşiktaşlı Guti’nin durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz. Haftalardır kadroya alınmıyor, takımı Stoke City karşısında ter dökerken, twitter’ına kız arkadaşlarıyla çekilmiş fotoğraflarını koyuyor ve sonra da, “Türk basını ile dalga geçtim” diyor...
Guti gitti!.. Eğer kendisini toplar ve görevinin magazin figürlüğü yapmak yerine, yeşil sahalarda ter dökmek olduğunu hatırlarsa, ne ala!... Yoksa Guti gitti gider. Kendisi gittiği gibi, Beşiktaş’ın paraları da gider!

Trabzonspor da  büyük hedefin  peşinde koşmalı

Trabzonspor, Avrupa Şampiyonlar Ligi’ndeki yoluna oldukça başarılı bir şekilde devam ediyor. Sizce bir ilki yaşayabilir miyiz? Bundan sonrası için yapılması gereken nedir?
Şampiyonlar Ligi’ne katılan her takımın hedefi şampiyonluk olmalı. Trabzonspor niçin bu hedefin peşinde koşmasın? Çok değerli bir teknik direktöre, onunla uyum içinde çalışan başkan ve yöneticilere sahip. Kent, futbola aşık insanlarla dolu... Ayrıca kaliteli futbolcuları var. Burak Yılmaz, başlıbaşına büyük olay!.. Ben ona “Tek kişilik takım!” diyorum. Dilerim hem Trabzonspor’un, hem de Burak Yılmaz’ın başarıları sürüp gider ve bir Türk takımı, Avrupa’da şampiyon olur...

UEFA Başkanı, kararlarının hukuki olduğuna inanmıyor

UEFA Başkanı Michel Platini’nin Avrupa Birliği’nden, kulüplerin kendilerini mahkemelerde dava edememesi için yardım istemesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
 Demek ki Platini, kendi icraatına ve yönetiminin aldığı kararların hukuka uygunluğuna inanmıyor, ya da pek emin değil!.. Avrupa Birliği’ne sığınması, bana bu gerçeğin itirafı gibi geliyor.

G.Saray’ın yarışta olmadığı lig keyif vermiyor

Galatasaray son haftalarda oldukça iyi oynuyor ve başarılı sonuçlar alıyor. Fatih Terim’in takımı geri dönüyor diyebilir miyiz?
Dilerim bu dönüş kalıcı olur. Çünkü Galatasaray’ın geri düştüğü bir lig yarışı, futbolseverlere keyif vermiyor. Büyük takımlar güçlü olmalı, iyi futbol oynamalı ki, rekabet, kaliteli futbolu da beraberinde getirsin. Fatih Hoca da futbolseverlere bu keyfi yaşatacak deneyimi ve birikimi fazlasıyla taşıyor...

Yazının devamı...

O konuşmayı neden yaptım

30 Eylül 2011

Ali Şen’den, Vefa Küçük’e kadar tüm akil Fenerbahçeli’ler, kulübün içinden geçtiği sıkıntılı süreçte tıpkı bir ailenin bireyleri gibi, daha çok dayanışma içinde olunması gerektiğini vurguladılar. Divan Başkanı Talat Yılmaz’ın daveti üzerine ben de bir konuşma yaptım. Özetle “Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki herkes, sorumlu mevkide olan herkesin üzerine düşeni yapıp yapmadığını, ya da ne kadarını yaptığını, kimin mangal yürekli, kimin tavşan pisliği olduğunu biliyor!” diyerek başladığım konuşmamda Kaptan Alex, Kaleci Volkan Demirel, Teknik Direktör Aykut Kocaman, Yönetim kurulu Üyesi Yasemin Merçil ile Ali Koç’un yanısıra, taraftarlarımıza ve camiaya teşekkür ettim.

Alex bırakıp gidebilirdi

Şimdi “Niçin sadece bunlar?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Hemen tek tek anlatayım. Kaptan Alex’e yürekten teşekkür etmeliydik, çünkü hem bizi bırakıp gitmedi, hem de 34 yaşında olmasına rağmen, geçen seneden daha hırslı oynayarak, tüm takıma rol model oldu. Dünyanın en iyi kalecilerinden biri olan Volkan Demirel, “Bu kulüp amatör kümeye bile düşse bir yere gitmem, hatta futbolu burada bırakırım!” diyerek, tıpkı Can Bartu, Lefter ve diğerleri gibi, Fenerbahçe efsanelerinden biri oldu.

Kocaman bir yürek

Şampiyonluğu soluk kesen maçlar oynayarak, bileklerinin hakkıyla elde ettiklerini söyleyen ve “Futbol uzmanları aksini kanıtlarsa, kariyerimi noktalarım!” diyen Teknik Direktör Aykut Kocaman, onurlu, dik duruşu ve yargı sürecine saygısıyla sadece teknik direktör olmadığını, kocaman bir yürek ve üstün liderlik vasıfları taşıdığını da gösterdi. O artık tüm Fenerbahçeliler için kulübün geleceğinde çok önemli görevler üstlenebilecek “vizyon isim” dir. Şimdi bazıları, “Uğur Dündar sen değil miydin, Aykut Kocaman’ı sert biçimde eleştiren! Ne oldu da şimdi adeta göklere çıkarıyorsun?” diyebilir. Evet geçen sezonun ilk yarısında çok eleştirdim.
Belki de en ağır eleştirileri ben yaptım. Ama eleştirirken, onun kişiliğine hep saygı duydum ve Fenerbahçe’nin değerli bir evladı olduğunu, altını çizerek belirttim. Özellikle ikinci yarıda ve Başkan Aziz Yıldırım’ın kendisine sahip çıkmasıyla birlikte, Aykut hoca, kendisinden beklediğimiz performans tırmanışını sergilemeye başladı. Giderek artan başarısını ve takıma oynattığı mükemmel futbolu da alkışlayanların başında geldik. Güzel günlerde övmek, zor günlerde yermek kolaydır!.. Ama bu yıl tam tersi olacak. Biz hocamızı, asıl zor günlerde alkışlayıp yanında duracağız...

Alkışlar Yasemin Merçil’e

Dileriz olmaz ama, kendisini en çaresiz hissettiği anda omuzlarımızda taşıyacağız. Çünkü o, genç yaşında, parlak gelecek vadeden kariyerini noktalamayı göze alarak, iyi günde de, kötü günde de Fenerbahçeli olanların gönüllerinde taht kurdu. Unutmayalım ki bu yıl, Fenerbahçe’nin şampiyonlukla birlikte, onur mücadelesi verdiği yıldır.
Adlarını anarken salondan büyük alkış alan diğer isimlere gelince. Yasemin Merçil, Manisaspor karşılaşmasında,  Şükrü Saraçoğlu’na 40 bini aşkın kadın ve çocuğun gelmesini sağlayarak, tarihi bir başarıya imza attı. Ayrıca Fenerbahçe için gecesini gündüzüne kattığını, sürecin başından beri, adeta atom karınca gibi çalıştığını biliyorum. Özveri dolu çabaları nedeniyle Yasemin Hanım, gerçekten alkışı hak ediyor.

Ali Koç unutulmayacak

Ve Ali Koç... Ali Koç gibi zenginliği özümsemiş, ahlakı değerleri içselleştirmiş, en üst düzeyde eğitim almış, mütevazı ve örnek kişiliğe sahip, ayrıca sorumluluk üstlenmeyi seven bir yöneticinin varlığı, zor günlerin yaşandığı şu dönemde, kulübün en büyük şanslarından biridir. Futbolun yanısıra, toplumsal hayatımızın her alanındaki kirlenmenin önüne, sadece polisiye önlemler ve yasalarla geçilemez.
Çağdaş toplumlarda ahlakın, etik değerlerin ve birçok güzelliğin teminatı burjuvazidir. Gelişmiş toplumlarda bunları burjuvazi korur ve yüceltir. Unutmayalım her zengin, burjuva değildir! Ali Koç farkı da işte buradadır. Büyük F.Bahçe ailesi, birçok yöneticinin sus pus olduğu zor günlerde kulübü ve camiayı sahiplenen Ali Koç’u, her zaman sevecek ve asla unutmayacaktır.
Olağanüstü Genel Kurul’daki konuşmamı, Fenerbahçe’nin ülkemizin en büyük ve güçlü sivil toplum örgütü olduğunu bir kez daha kanıtlayan taraftarımıza ve camiaya teşekkür ederek noktaladım. Bu satırları da tarihe not düşmek adına kaleme aldım. İlginize ve sabrınıza sonsuz teşekkürler.

Not: Spora gönül verenler için her şey futbol demek değil. Dünya ve Olimpiyat Şampiyonu Rus Kadınlar Milli Voleybol Takımı’nı yenmeyi başaran voleybolcularımızı gönülden kutlar, başarılarının devamını dilerim... Voleybolcu kızlarımızla gurur duyuyoruz...

Yazının devamı...

Gerçekleri göremediler

14 Eylül 2011

12 Dev Adam, Dünya Şampiyonası’nda kritik maçları hep son 2 dakikada kazandı. Avrupa Şampiyonası’nda ise tersi oldu. Demek ki, iyi helva yapan usta, yani Tanjevic yoktu.

Dünya ikincisi A Milli Basketbol Takımımız Avrupa Şampiyonası’nda ilk 8’e bile giremedi. Bu durumda aklımıza 3 olasılık geliyor: 1-) Geçen yılki başarı tesadüftü. 2-) Takımımız iyi ama oyuncular formsuzdu. 3-) Teknik heyet zayıftı. Doğru cevap hangisi ya da hangileri?
Yani diyorsunuz ki, “Un vardı, yağ vardı, şeker vardı da helva niçin olmadı?”
Hemen söyleyeyim. İyi helva yapan usta, yani Tanjevic yoktu!.. Hatırlayacaksınız, Dünya Şampiyonası’nda bizim çocuklar kritik maçları hep son iki dakikada kazandılar. Avrupa Şampiyonası’nda ise tam tersi oldu ve aynı oyuncularla genellikle son iki dakikada kaybettik. Amacım gelecek vaadeden Orhun Ene’yi değersizmiş gibi gösterip, üzmek, hırpalamak değil. Ancak tablo çok net... Demek ki Ene, henüz Tanjevic’in klasına ulaşamamış! Federasyonun bu gerçeği görüp, giden gemilerin ardından bakakalmamak için zamanında önlem alması gerekirdi!

Yeni başkan gerekiyorsa, Koç olmalı

F.Bahçe Kulübü’nde bazı kongre üyelerinin yeni bir başkan seçimi için harekete geçmelerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Orduspor’la oynanan maçta görüldü ki, taraftar, futbolcular ve teknik heyet, “vefalı duruşla”  Aziz Yıldırım’a sahip çıkıyor! Özellikle teknik direktör Aykut Kocaman, kocaman yüreğiyle tüm Fenerbahçelilerin sevgisini, saygısını kazanıyor... Bu durumda Aziz Yıldırım, “Ben başkanlıktan çekiliyorum!” demedikçe, hiç kimse Fenerbahçe’ye başkan adayı olamaz! Ancak ve ancak Aziz Yıldırım’ın onayını alan bir Fenerbahçeli başkan seçilebilir. İçinden geçtiğimiz sancılı süreçte Fenerbahçe’ye yeni bir başkan gerekiyorsa, bu isim Ali Koç’tan başkası da olamaz!.. Çünkü bir toplumda ahlaki değerler, yasalarla değil, burjuvazinin önderlik etmesiyle yüceltilip korunabilir. Temsil ettiği burjuva değerleri, eğitim düzeyi, güven veren örnek kişiliği ve katıksız Fenerbahçe sevgisiyle Ali Koç, güzide kulübümüzün gelecekteki ideal başkan adayıdır. Koç’un istememesi halinde başka seçenekler düşünülebilir...

Amerika’yı yeniden keşfetmeye çalışıyorlar

Spor Toto Süper Lig’de bu sezon uygulamaya konan play-off sistemini nasıl değerlendiriyorsunuz? Türk futbolu için iyi mi olur, kötü mü?
Çöküşte olan Türk futboluna play-off sisteminin yarar sağlayacağını düşünmenin, bulanık suda balık avlamaya kalkmaktan hiçbir farkı yok! Yani Federasyon, Amerika’yı yeniden keşfetmeye çalışıyor! “Hele bir deneyelim, olmazsa vazgeçeriz!” demenin, rasyonel bir yanı olamaz. Üstelik bu sistem, astronomik paralar karşılığında büyük kulüplerimizin formalarını giyen ve lütfen koşan yabancı futbolcuları daha da tembelleştirir. Bu nedenle nisan sonuna kadar oynanacak maçlarda heyecan beklemek, şeker için keçiboynuzu çiğnemek gibi olacak!.. Tabii derbileri ve kümede kalma mücadelesini, bu değerlendirmenin dışında tutmak gerekir!..

Transfer şampiyonu olmak marifet değil

İlk hafta itibariyle en isabetli transferleri hangi takımlar yaptı gibi görünüyor?
Henüz karar vermek için çok erken! İlk haftanın ardından “Şu iyi, bu kötü!” dersek, doğmamış çocuğa don biçmiş oluruz!.. Ancak şunu söylemek mümkün: Çok sayıda futbolcu almak, iyi isimleri transfer etmek, her zaman güzel futbolun garantisi olamıyor. Geçmişte bazı büyük kulüplerimiz, birkaç takım kuracak kadar çok sayıda futbolcu transfer etmişlerdi!.. Yöneticiler bile futbolcuların isimlerini bir çırpıda söylemekte zorlanıyordu. Sonuç ne oldu; hüsran! Transfer şampiyonları ligde şampiyon olamadıkları gibi, batma noktasına geldiler. Bazı büyük kulüplerimize bakıyorum da, hala borç prangasından kurtulabilmiş değiller! Demek ki amaç, önüne geleni alıp, sirklerdekine benzer yıldızlar topluluğu oluşturmak yerine, oynadığı mevkide yıldızlaşıp, takıma yarar sağlayan futbolcuları transfer etmek olmalı!

Futbolcu değil refakatçi

Büyük takımlardan üçünün puan kaybı yaşadığı ilk hafta maçları ne ölçüde ciddiye alınmalı?
Sezonun ilk haftasındaki sonuçları çok fazla ciddiye almamak gerek. Ama görünen köy kılavuz istemez misali, bazı takımların, örneğin İstanbul Büyükşehir Belediyespor’un çok yararlı transferler yaptığını ve ciddi bir hazırlık süreci yaşadığını söyleyebiliriz. Bu nedenle teknik direktör Abdullah Avcı ve futbolcularını kutluyorum. Manisaspor da 10 kişi kalmasına rağmen, Trabzonspor’a teslim olmadı, tam tersine kök söktürdü!.. Peki ya diğerleri? Özellikle dört büyüklerin rakiplerine oranla fizikman yetersiz olduklarını gördük. Hele pili bitmiş bazı yabancıların koşmakta zorlanan görüntüleri, profesyonel futbolcudan çok, refakatçi desteğine muhtaç huzurevi sakinlerini çağrıştırıyordu!..

Bunun adı skandaldır

Yeni Sporda Şiddet Yasası’nı canı gönülden destekleyen, hatta hazırlanmasına bizzat katkıda bulunan kulüp yöneticilerinin şimdi “yasa değişsin” diye feryat etmesini nasıl yorumlamalıyız?
Skandal olarak yorumlamalıyız!.. Her şey çok açık! Gelişmeler, yasaya canı gönülden destek verenlerin, bu yasayı hiç okumadıklarını ortaya çıkardı! Sporda şiddeti önlemeye karşı çıkmanın asla makul bir izahı olamaz. Hatta adil uygulanmak koşuluyla bu yasaya destek vermek, Türk futboluna yapılabilecek en büyük hizmetlerden biridir. Çünkü şiddet, güzellikleri zehirler! Ancak burada adaletsizliklere karşı çıkmayla, şiddete karşı çıkmayı birbirine karıştırmamak gerekir.

Yazının devamı...

Metin Oktay yaşasaydı

24 Ağustos 2011

GEÇEN akşam televizyonda Palermo-Fenerbahçe maçını seyrederken, hafızamdaki fotoğraf albümünden bazı kareler, gözlerimin önünden bir film şeridi gibi geçti...

* * *

Yıl 1961... Yıldızların havai fişek serpintisi gibi peşpeşe kaydığı ışıltılı bir yaz gecesi. İstanbul sosyetesinin akın ettiği Çınar Hotel’de plaj partisi var. O yıllarda Yeşilköy’ün denizi, içinde kitap okunacak kadar berrak!.. Plajda Brezilyalı müzisyenlerden oluşan Samba Blue Orkestrası çalıyor. Galatasaray’dan Palermo’ya transfer olan Türk futbolunun “taçsız kralı” Metin Oktay da İtalya’ya gitmeden önce, Çınar Hotel’de kalıyor. Hem dinleniyor, hem de İtalyanca ders alıyor. Bu satırların yazarı ise, henüz 18 yaşında olmasına karşın, otelin cankurtaranlığını yapıyor. Orkestra rumba çalmaya başladığında taçsız kral, yanında rüya gibi bir kadınla dans etmeye başlıyor. Davetliler, gözalıcı çiftin çevresinde toplanırken, bizler, yani otel personeliyle, konuklara ait yatların kaptanları, bir kenarda hayranlıkla onları izliyoruz. Derken Metin Oktay’ın ısrarla bizim bulunduğumuz tarafa doğru baktığını fark ediyoruz. Dans bitince de kalabalığı yararak yanımıza geliyor. Şaşkın bakışlarımız arasında kaptanlardan birine, “Benim Fenerbahçeli ağabeyim, gözlerime inanamıyorum nasılsın?” diyerek sarılıyor. Kaptan yutkunuyor ve “İyiyim Metin”ciğim, iyiyim. Sağol!..” diyor. Orkestra susmuş, herkes ne olup bittiğini anlamaya çalışıyor. Kral gülerek bize dönüyor “Tanıştırayım, benim mektepten ağabeyim!” diyor. “Nasıl yani, hangi mektep?” diye soruyoruz. Anlatıyor:

Sarı lacivert koğuş

“Biliyorsunuz geçen yıl, resmi makamların hesap hatası sonucu, vatani görevimi 8 gün eksik yapmış gibi göründüğüm için, 45 gün süreyle Toptaşı Cezaevi’nde yattım!.. Bu ağabeyim de o sırada bir yaralama nedeniyle cezaevindeydi. Bileği güçlü, namlı bir delikanlıdır. O alemde adı saygıyla, biraz da çekinilerek anılır. Aynı zamanda koyu Fenerbahçelidir. Oradaki günlerim onun sayesinde cezaevinde gibi değil de, sanki sarayda yaşıyormuşum gibi geçti!.. Ayrıca koğuşunu sarı lacivertli renklere boyatmış olmasına karşın, aramızda bir gün bile Fenerbahçe-Galatasaray rekabeti konuşulmadı. Tam tersine hep dostluktan söz edildi. Bu nedenle o, yaşadığım sürece benim sevgili ağabeyim olarak kalacaktır!”
Sadece Galatasaraylılar’ın değil, tüm futbolseverlerin gönüllerinde taht kuran “taçsız kral”,  gözlerinden yaşlar süzülen kaptana sarıldı, iki yanağından öptü. Rüya gibi güzel kadına doğru yürürken tekrar döndü ve bu kez, hepimizi kucakladı.                           
Üç hafta kadar sonra Palermo’ya gitmek üzere otelden ayrılırken, artık tüm personelin Metin ağabeyi olmuştu. Kimseyi kırmadığı gibi, herkesin gönlünü almayı başarmış ve özel eşyalarını bile, anı olarak çalışanlara armağan etmişti! Kralı sevgi gözyaşlarıyla uğurladık.

* * *

Metin Oktay hayatımda tanıdığım en büyük Galatasaraylıdır. Maalesef erken yaşta kaybettiğimiz bu büyük insan, gerek yeşil sahalarda top koştururken, gerekse onun dışındaki yaşamında hep centilmenliğin simgesi oldu. Futbolseverler bu heyecan verici oyunun aynı zamanda dostluk, barış, hatta kardeşlik anlamına geldiğini de onun beyefendi kişiliğinden öğrendi. Bu nedenle “temiz toplum, temiz futbol” özlemini duyanların kalplerinde eşsiz bir yere sahip oldu.
Yaşasaydı şike gibi kirlenmelere karşı en sert tepkiyi de, “fair play” abidesi “taçsız kral” gösterirdi. Ama temizlik operasyonlarına destek çıkar gibi gözüküp, asıl amacı “fırsatını bulmuşken ezeli rakibini yok etmek” olan gözü kara kötü kalpli renktaşlarına da, muhtaç oldukları dostluk ve insanlık dersini yine o verirdi!..

Yazının devamı...

Sivas'ta kalbim çok yoruldu

24 Mayıs 2011

“Tecrübe parayla satılmıyor. Yaşayarak öğrendik. Denizli’de ve Trabzon maçında şampiyonluklar kaybettik. Bir tanesini daha kaldıramazdık. Bu çok zor bir travma. Stadı yakmaya kalktılar. Bunlar kolay şeyler değil.”

Aziz Yıldırım, 18. şampiyonluğa giden yolda yaşananları anlattı

Sivas’tan nasıl izlenimlerle döndünüz?

Bu yıl ikinci devrede 17’de 16 yaptık. Normal şartlara baktığımız zaman bu bir mucize. Elbette Trabzon’un daha çok puan kaybetmesini bekleyerek de şampiyon olabilirdik. Ama onlar da kaybetmedi. Fenerbahçemiz de kaybetmedi. Trabzon’u da kutluyorum. Biliyorsunuz biz geçen yıl şampiyonluğu Trabzon maçında kaybettik. Ama kendi içimize dönüp hatalarımızı sorguladık. Ve yeni sezona öyle başladık. Bugün de Trabzon’un öyle yapması gerektiğini düşünüyorum. Trabzonspor’un kadrosu çok iyi ve bana göre beklenenden çok daha iyi mücadele ettiler. 17’de 16 yapmak çok zor oldu. Burada önemli olan Aykut Kocaman ve futbolcuların bu yolda kenetlenmesi ve taraftarımızın da onları desteklemesiydi. En önemlisi ise yönetimin birlik içinde her türlü fedakarlığı yaparak kenetlenmesi oldu. Sonuç olarak camiamız kazandı.

“Aykut Hoca’ya 1.5 yıl beraberiz” dedim

Aykut Kocaman ilk yarının sonunda istifanın eşiğine geldi ve siz isteseydiniz görevi bırakacaktı. Siz Kocaman’a nasıl sahip çıktınız da istifa etmedi?

Belki Aykut Hoca’nın kafasında öyle bir durum oluşmuş olabilir. Ama biz karşılıklı olarak oturup da bu konuya özel olarak girmedik. Ayrılmasını istesem beraber yola çıkmazdım. Bunların olabilme ihtimali o zaman da vardı. Muhakkak şampiyon oluruz diye yola çıkmadık. Büyük takımda çalışmak başkadır. Yapılan en ufak bir hata haftalarca yazılır çizilir. Bu hem iyi hem de kötüdür. Devre arasında Aykut’a, başkanlığım süresince onunla çalışmak istediğimi söyledim. İyi de olsa kötü de olsa bu işten beraber çıkacağız, dedim. Zaten 1.5 senem kaldı. 1.5 sene sonunda benim başkanlığım bitiyor bu işten iyi de olsa kötü de olsa beraber çıkacağız dedim. Ben 12 senedir başarısızlıklara da dayanıyorum. Ben muhalafet veya basınla hareket etmem. Bana göre yönetimler seçildikleri dönemi tamamlamalı. 3 sene başkansam 3 sene kalırım. Bu doğrultuda Aykut’a, “Ben 1.5 sene daha buradayım sen de benimlesin” dedim. Basın yüzünden Türkiye’de, yönetim ve antrenör suçlu, futbolcular suçsuz konumuna geldik. Gazeteciler haber kaynağı olan futbolcuların hatalarını arda atıp bizi ön plana çıkarıyorlar.

Güçlü iradelere sahibiz

10 yıl önceki Aziz Yıldırım olsaydı bu seneki gibi mi davranırdı?

İlk yıllarda tecrübesizlik vardı. Tecrübe parayla satılmıyor. Yaşayarak öğrendik. İki defa; Denizli’de ve geçen yıl Trabzon maçında şampiyonluklar kaybettik. Bir tanesini daha kaldıramazdık. Bu çok zor bir travma. Stadı yakmaya kalktılar. Bunlar kolay şeyler değil. Bunlar için güçlü iradeler lazım. Bizler de güçlü iradelere sahip insanlarız.

Bu süreçte en “yüreğinizin kaldırmadığı maç” hangisiydi?

Dünkü maç elbette. 3-2 olduğunda yukarı çıktım. Ali Yıldırım ile Nihat Özdemir oradaydı. Ayaktaydım 4-2 oldu içeri geçtim oturdum salonda izledim. 4-3 oldu, kalkamadım. Dün kalbim çok yoruldu.

Futboldan kazandığımızı amatörlere aktarıyoruz

Fenerbahçe amatör dallarda da büyük başarılar elde ediliyor. Ancak sportif başarı denilince sadece futbol akla geliyor. Sizce de Fenerbahçe altın yılını yaşıyor mu?

Ali Koç da bunu söyledi. Hedef 5’te 5. Şimdi 4 oldu. Fenerbahçe Ülker de şampiyon olursa bunu başaracağız. Kız basketbol, kız voleybol, erkek voleybol ve futbol takımlarımız şampiyon oldu. Masa Tenisi’nde Melek Hu, olimpiyatlara gidiyor. Ama biz bir tek futboldan kazanıyoruz ve ordan kazandığımızı amatör sporlara ve futbola aktarıyoruz. Büyük kuruluşlar amatör branşlara sponsor olmalı. Spor gibi bir tanıtım aracı daha yok. Bakın bir Roberto Carlos geldi tanıtım oldu. Bu şekilde oyuncular bizi tanıtıyor. İmajlar değişiyor. Amatör branşlardaki ismlerle de dünyaya adımız duyurmalıyız.

Bize prim ver başkan!

“Tüm futbolcuları çağırdım, konuştum. Lugano bana ‘Sen bizim üzerimizden elini çekme, bir de prim ver’ dedi. Yani, kesenin ağzını açmamızı istedi. Açtık. Elimizden geleni yaptık.”

Alex nasıl kazanıldı? Bildiğimiz kadarıyla zaman zaman Aykut Kocaman onu oynatmıyordu? Sözleşmesinin yenilenmeyeceği iddia ediliyordu...

Alex’in sözleşmesinin yenilenmesini Aykut Kocaman istedi. Bize faydalı olacağını söyledi. Sonuç olarak herkes (yönetim, teknik heyet, futbolcular…) yaptığı yanlışlıkları ortaya koydu ve bir daha bu hataları yapmamak üzere yola çıktık. İşin özü aslında budur. Çok samimi bir şekilde yüz yüze konuştuk. Tüm oyuncuları tek tek çağırdım. Hepsiyle ayrı ayrı konuştum. Mesela Lugano bana ‘Sen bizim üzerimizden elini çekme, bir de prim ver’ dedi. Yani futbolcular kesenin ağzını açmamızı istedi. Açtık. Elimizden geleni yaptık.

Yıldız denince aklıma sadece Cemil geliyor

Ah şu da Fenerbah-çe’de oynasa dediğiniz isimler var mı? Akla ilk olarak Ronaldo, Messi gibi isimler geliyordur mesela.

Benim aklıma sadece Cemil Turan geliyor. Cemil Turan olsaydı şimdi çok fena olurduk. Cemil’e çok ihtiyaç var. Diğerlerini hiç düşünmedim. Değişim olmazsa insanlar belli bir olgunluğa gelmezler. ‘Fenerbahçe’ye isim olan oyuncular getirelim ve Fenerbahçe ismini duyuralım’ benim politikamdı. Bunu söylüyorduk. Ama şimdi Aykut Hoca ile oturup konuştuğumuzda ‘bize yayarlı olacak oyuncu alalım’ diyoruz. Bugün büyük kulüplere teklif edilen bütün oyuncuları bize de teklif ediyorlar. Belki de öyle bir şey yok ama menajerler futbolcuların Fenerbahçe’yi tercih etmek istediğini söylüyorlar. Bizi kandırıp o noktaya çekmeye çalışıyorlar. Biz perşembe gününden sonra Aykut Hoca’nın beğendiği, ‘kulübe yararlı olacaktır’ dediği isimlerle görüşeceğiz.

ATATÜRK’ün yolunda ilerliyoruz

Bu yıl sizi en fazla üzen olay neydi?

1990’da da yöneticilik yaptım.  Dışarıdan bakılınca bu camialar çok büyük ama içine girdiğiniz zaman içi boş. Çünkü doldurulmamış. 1990’da Dereağzı’nda 1 tane çim sahamız vardı. 1998’de başkan oldum. 2001’de Samsun’da şampiyonluğu yaşadık. 2011’de Sivas... Nihat Özdemir bana, ‘Atatürk’ün yolunda ilerliyoruz’ dedi. Bir Erzurum eksik... Bakın Sivas’ta formasız Fenerli yoktu. Bu çok önemli. Taraftarımız bize sahip çıkıyor. 3 sene önce ‘Üst üste 3 yıl şampiyon olacağız’ diye söz vermiştim. O söz üstüme yapıştı. Birinci yıl son hafta kaybettik, bu sene şampiyon olduk. Umarım seneye de oluruz. Ondan sonra bakalım devam edecek miyiz?

AYKUT HOCA TAKIMIMIZIN HER ŞEYİ

Travmaları atlatmak için güçlü iradeler lazım. Bizde de o var.Trabzonlular’ın aynı şekilde hatalarını sorgulamaları lazım

“Trabzonspor beklenenden çok daha iyi mücadele etti. Onları kutluyorum. Ben Galatasaray ve Beşiktaş’ın da başarılı olmasını istiyorum. Çünkü onlar yükselirse biz de yükseliriz. Onların aşağıda kalması bizi de aşağı çeker.”

Aykut Kocaman’ın kafasında 4-5 isim var

F.Bahçe için yeni bir sınav başlıyor. Şampiyonlar Ligi’nde mücadele edeceksiniz. Bunun için transfer çalışmaları başladı mı? Yıldız isimler gelecek mi?

Aykut Hoca aslında çalışmalara başladı. Kafasında 4-5 isim var. Ancak şampiyonluk yolunda olduğumuz için motivasyonumuzu bozmak istemedik ve üstünü örttük. Perşembe günü hocayla oturup bu 4-5 isim hakkında konuşacağız. “Yıldız isim mi?” derseniz bu duruma göre değişir. Biz takıma faydalı adamlar alacağız. Yani bizim için ismi değil, takımın ihtiyacı ve bize sağlayacağı fayda önemli. Gidecek isimler de olacak. Ayrıca en önemlisi de Aykut Hoca’nın planlamaları doğrultusunda gençlere de şans tanıyacağız.

Talimatla maç yöneten hakemler vardı

Rahmetli Hasan Doğan’la birlikte bir hakem temizliği yapıldı. Artık düzelmeye başladılar. Ancak bazıları yetersiz. Hakem olmak zeka ister.

İkinci yarıda alınan başarılar farklı noktalara bağlanmak istendi. Hakemler hakkında spekülasyonlar ortaya atıldı. Hakemler neden futbol başarısının önüne geçiyor?

Rahmetli Hasan Doğan ile birlikte bir hakem temizliği yapıldı. Bunu hep söyledim, söylemeye de çekinmeden devam edeceğim. Eskiden talimatla maç yöneten hakemler vardı. Artık düzelmeye başladı. Ancak bazıları yetersiz. Hakem olmak zeka ister. Anlık karara verebilen, gözü gören, zeki adamlar gerek. Ama bizde bazı hakemler kararsız kalıyor. Bu nedenle hatalar oluyor. Yan hakemler de de hata var. Eğitim şart.
Oğuz Sarvan’ın anlattığından bildiğim kadarıyla son zamanlarda kulüplerin şikayetleri sonucunda eğitim programları uygulanmaya başladı. Aralarında maç yapıp görmeleri sağlandı. Biraz daha kalitenin yükseldiği söyleniyor. Bu eğitimler hakikaten yapılıyorsa, meyvelerini 2-3 sene içinde göreceğimizi umuyorum. Örneğin Cüneyt Çakır yurtdışında çok daha kaliteli maç yönetirken içeride aynı performansı sergilemiyor. Bakınız, Gaziantep-Trabzon maçında bir pozisyona kırmızı kart penaltı verirken, hemen hemen buna benzer  bir diğer pozisyonda sarı kart veriyor. Yani ‘en iyi hakem’ aynı hareketi yorumlayamıyor. İşte sıkıntı da burada başlıyor.

Avrupa’da başarı zamanı geldi

Şampiyonlar Ligi için bir hedefiniz var mı?

Evet var, ama bu biz yöneticilerden çok oyuncularda var. “Biz artık Avrupa’da bir şeyler yapmalıyız” diyorlardı. Örneğin Emre, ‘İyi birkaç takviye ile Şampiyonlar Ligi’nde iyi şeyler yapacağız’ demiş. Belki başkaları ‘Aziz Yıldırım, G.Saray ve Beşiktaş’ın başarısız olmasını istiyor’ diyebilir. Ama ben öyle düşünmüyorum. Ben G.Saray ve Beşiktaş’ın da başarılı olmasını istiyorum. Çünkü onlar yükselirse biz de yükseliriz. Onların aşağıda kalması bizi de aşağı çeker.

 

10 maçta küfürü ortadan kaldırdık

Ünal Aysal, “Biz eskiden farklı takımları tutan tüm arkadaşlarımızla yan yana maç izlerdik” dedi. Sizce o günlere dönmek mümkün mü?

Bakın  biz son 10 maçtır küfür kaldırdık. Yoksa sahamız kapanacaktı. Tek tük olanları önleyemeyiz. Ama toplu olanları kaldırdık. Ben ileride, ‘Aziz Yıldırım ne yaptı?’ denildiği zaman, bunu başarmış olduğum için mutlu olacağım. Bu durum bana pahalıya patladı. Artık kimse ‘büyük başkan’ diye bağırmıyor. Bunun sonucunda taraftarla aramızdaki ilişkiler de soğudu.

Alt yapımızdan yıldızlar çıkacak

Mesut Özil, Nuri Şahin, Hamit Altıntop,  Real Madrid’e gitti. Yurtdışında yıldız Türkler fışkırıyor. Ancak Türkiye’de oyuncu çıkmıyor...

Bizde alt yapıda eğitici yok. İhtiyacı olan eski futbolcuyu camianın çocuğu diyerek işe alıyoruz. O yüzden de olmuyor. Biz 1.5 sene önce İngiliz eğitici aldık, bu eğitici alt yapıdaki hocalarımız eğitiyor. Bunun sonucunda da bu sene U15 takımımız Avrupa Şampiyonu oldu. Ağustos ayında Dünya Şampiyonası’na katılacak. U16 ve U17 takımımızz Türkiye finali oynadı. Yani 1.5 senelik bir çalışmada bizde de bir patlama başladı. Yeni isimler gelecek. Laf olsun diye söylemiyorum. Aykut’un kafasında da alt yapıdan oyuncu almak var. Bu sene de yapacağız.

Muhalefet şimdi de konuşssun

BİR lira devlet yardımı almadan Fenerbahçelilerin katkılarıyla stat yaptık. Şimdi spor salonu yapıyoruz. Topuk Yaylası bize çok katkı sağlayacak. Sayın Adnan Polat gitmeden önce iki tane büyük takım getirip turnuva yapma niyetindeydik. Mali kongremizde  gazeteye ilan verdiler. Gelsinler kürsüde yanlışları söylesinler, ama bu şık değil. Yani ben muhalefetten şikayet etmiyorum. Muhalafet şimdi şampiyon olduk diye susmasın. Varsa sözleri şimdi konuşsunlar.

Yazının devamı...

Galiptir bu yolda mağlup

18 Mayıs 2011
F.Bahçe’nin şampiyonluğu yine son maçta kaybetmesi sizce mümkün mü? Eğer kaybederse ne olur? Camia bu travmayı hasarsız atlatabilir mi?
Fenerbahçe’nin şampiyon olacağını aylar önce söyledim. Beşiktaş derbisinden hemen sonra, “Fenerbahçeliler artık şampiyonluğu kutlayabilir!” dedim. Nihayet nefeslerin tutulduğu son haftaya geldik. İnanarak söylüyorum: Fenerbahçe Sivas’tan, şampiyon olarak dönecek. Bu sezon Fenerbahçe ve Trabzonspor belki bir daha benzeri yaşanmayacak bir maraton koştular. Son yüz metreye de omuz omuza girdiler. Şampiyonu foto-finiş belirleyecek. Bu nedenle birinci ve ikinciyi, tıpkı bir yumurta ikizi kardeşler gibi, ayırt etmek çok zor!.. Yani ikinciliği alana da herkesin “Galiptir bu yolda mağlup!” demesi gerekir. Sahada alınacak sonuçlar ne olursa olsun, Pazar akşamı hem İstanbul-Kadıköy’de, hem de Trabzon’da şenlik yaşanmalı... Futbola gönül verenler de, böylesine heyecan ve zevk dolu karşılaşmaları bize izleten her iki takımın yönetimlerine, teknik adamlarına ve futbolcularına teşekkür etmeli. Ben şimdiden tümüne teşekkür ediyorum.

Ya para babası bulacaksın ya da gelir kaynağı

Anadolu kulüplerinin F.Bahçe maçlarında bilet fiyatlarına anormal zam yapmasını nasıl karşılamalıyız?

Eğer Lig TV’nin sahibi Mehmet Emin Karamehmet, maç yayın ihalesine yaklaşık yarım milyar dolar yatırmamış olsa, birçok Anadolu kulübü kapısına kilit vurmak zorunda kalırdı. Bu kulüpler, ya para babalarına teslim olmak, ya da gelir kaynağı yaratmak zorundalar... Aksi takdirde köklü kulüpler bile, tıpkı ağaçların ayakta ölmesi gibi, içten içe yok oluyorlar!.. İzmir’e bakın, ne demek istediğimi kolayca anlarsınız!.. İstanbul’da da çok acı örnekler var. Bir zamanların efsane kulübü Vefaspor’un amatör kümede oynayan futbolcuları, karınlarını doyuracak taze ekmek, beyaz peynir ve domatesi bir arada bulduklarında bayram ediyorlar!.. Bu nedenle Anadolu kulüplerinin F.Bahçe ile oynadıkları karşılaşmaların biletlerini yüksek fiyatla satmalarını anlamaya çalışıyorum.

Havutçu’nun yolunu Aykut Kocaman açtı

Tayfur Havutçu emanetçi olmaktan kurtulup, resmen teknik direktör oldu. Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören’in bu kararını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Savunduğum görüş, Beşiktaş yönetimince de benimsendi ve değerli futbol adamı Tayfur Havutçu, resmen teknik direktör oldu. Yıldırım Demirören’i bu cesur kararından dolayı içtenlikle kutluyorum. Bu tercihte Aykut Kocaman’ı teknik direktör yaparak, en başarısız olduğu dönemde bile ona destek veren Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’ın etkili olduğunu düşünüyorum. Tayfur Havutçu’yu futbolculuk yıllarında çalıştıran hocaları, onun disiplin dolu yaşamını, örnek kişiliğini ve profesyonellik anlayışını anlata anlata bitiremiyorlar. Havutçu, futbolu bıraktıktan sonra da çok önemli yerli ve yabancı hocalarla çalışarak, kendisine dört dörtlük bir mesleki gelecek inşa etti. Tüm hocalarından da “pekiyi” notlar almayı başardı. Buna rağmen işi hiç de kolay değil. Beşiktaş yönetimi ve kamuoyu, zor zamanlarda bu genç spor adamının arkasında durma kararlılığını gösterirse, inanıyorum ki hem siyah beyazlı camia, hem de Türk futbolu çok değerli bir teknik adamı kazanmış olur. Kısacası Beşiktaş doğru yolda... Yolun açık olsun, başarılarla dolsun Tayfur Hoca...

Terim, daha farklı değerlendirilmeli

G.Saray’ın yeni başkanı Ünal Aysal, Fatih Terim’e teklif götürdü. Yeni hoca yabancı mı olmalıydı, yoksa Ali Dürüst’ün dediği gibi, Florya’yı eski haline bir tek Fatih Terim mi getirebilir?

Fatih Terim, 14 yıl formasını giydiği Galatasaray’da şampiyonluk göremedi ama, teknik direktör olarak, hem peşpeşe Türkiye, hem de UEFA şampiyonluğunu kazandırdı. Böylece adını ölümsüzleştirdi. Ancak Terim Hoca, Fiorentina ve Milan deneyimlerinden sonra döndüğü Galatasaray’da ve Milli Takımda, aynı başarıyı devam ettiremedi. Fatih Terim’in Türk futbolunu içine düştüğü gerileme sürecinden kurtarabilecek çok önemli, hatta devrim niteliğinde projeler geliştirdiğini biliyorum. Bu satırlar yazılırken G.Saray Kulübü ile Terim arasında anlaşma sağlandığına dair resmi bir açıklama yapılmamıştı. Eğer imzalar atılırsa, Terim Hoca’nın, teknik direktörlük yerine, elindeki projeleri yaşama geçirebileceği, vizyon yaratabileceği, çok daha üst düzeyde bir görev üstlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Böylece kulübün yarınlarına da büyük yatırım yapma fırsatı doğmuş olur...
Yazının devamı...

Hemen savcıya git!

11 Mayıs 2011
Karabükspor kalecisi Bülent Ataman’ın, “Fenerbahçe saha dışında da iyi oynuyor” sözlerini nasıl yorumluyorsunuz? Bu noktada Futbol Federasyonu devreye girmeli mi?
Bunu diyen adama “Arkadaş saha dışında oynanan oyunları gördün mü? Ya da bu oyunların içinde bulundun mu?” diye sorarlar! Merak ediyorum, Bülent /images/100/0x0/55ea0a30f018fbb8f866100aAtaman acaba elindeki hangi belgeye (!) dayanarak bu iddiada bulunuyor? Kendisine önerim, bu belgeyi (!) derhal savcılığa versin ve suç duyurusunda bulunsun! Bizim için de bomba gibi bir haber olur! Aksi takdirde böylesine ağır ithamlarda bulunanlar, müfteri konumuna düşerler ve bunun hesabını yargı önünde vermek zorunda kalırlar!.. Bülent Ataman dile getirdiği bu mesnetsiz vahim iddia nedeniyle, hem emeklerine saygısızlık yaptığı meslektaşlarından, hem de büyük Fenerbahçe camiasından vakit geçirmeden özür dilemeli...

Yönetim değişikliği Galatasaray’ı uçurur

Aziz Yıldırım, “Fenerbahçe’nin şampiyonluğu Galatasaray’ı da, Beşiktaş’ı da büyütür. Hep Fenerbahçe final oynarsa ve onlar bu işin içinde olmazsa, diğer kulüpler kendilerini onlarla aynı görürler ve aynı payları isterler” dedi. Yıldırım böyle düşünmekte haklı mı?
Dünyanın her yanında büyük kulüpler, mali yapının zayıflaması ve yönetim hataları nedeniyle zaman zaman bunalımlı, hatta dramatik dönemler yaşayabilirler! Örnek mi istiyorsunuz? Bakın İngiltere’ye!.. Dört büyükten biri olan Liverpool, sezon başında içine girdiği mali kriz sonucunda neredeyse küme düşme tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı. Önce kulüp sahipliği el değiştirdi, ardından efsane Liverpoollu Kenny Dalglish teknik direktörlüğe getirildi... Ayrıca büyük yıldız Torres, büyük para karşılığında satıldı ve bunalım atlatıldı... Takım da puan cetvelinde füze gibi yükselmeye başladı. Ben yönetim değişikliğinden sonra Galatasaray’ın bunalımlı günleri kısa süre içinde geride bırakacağına ve hak ettiği sportif başarılara ulaşacağına inanıyorum.

Galatasaray ve Beşiktaş başarılı olmalı ki, rekabet devam etsin ve yarış beraberinde kaliteyi de getirsin... “Yaşasın ezeli rekabet, yaşasın ebedi dostluk!..” diyorum.

Faturayı yeşil saha emekçileri ödememeli

Bursaspor-Beşiktaş maçının iptal edilmesine yol açan olayları nasıl değerlendiriyorsunuz? Çoğu kişi, “Olayların bu kadar büyüyeceğini hiç beklemiyorduk” diyen Bursa Valisi Şahabettin Harput’u suçluyor...
“Suçlu kim?” sorusuna cevap aramak yerine, bu düşündürücü tablonun ardındaki sosyal, ekonomik ve sosyo-psikolojik gerçekleri iyi okumak, anlamak ve sorunlara gerçekçi çözümler getirmek gerekir. Durum vahim, çünkü, koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir maçı oynatamayacak kadar acz içinde olduğu izlenimini vermek, hiç kimsenin hakkı ve haddi değil... Sorunu sadece polisiye önlemlerle çözme düşüncesini de çok yanlış ve yetersiz buluyorum. Örneğin madem ki Beşiktaş taraftarının Bursa’ya gelmesi istendi, o halde her iki kulübün tribün liderleri arasında barışı sağlayabilecek girişimler yapılabilir, maçtan günler önce topluma dostluk ve kardeşlik mesajları verilebilirdi. Bu yolda çaba harcandığına tanık olmadım.

Bakalım şimdi fatura kime çıkarılacak? Türk futbolunda Anadolu devrimini yaratan Bursaspor’un başarılı Teknik Direktörü ve futbolcularının yeşil sahadaki değerli emekleri, sokaktaki şiddet nedeniyle zarar görürse, doğrusu çok üzülürüm.

Maksimum kazanç minimum başarı!

G.Saray Teknik Direktörlüğü için Fatih Terim ve Erik Gerets’in adları geçiyor. Sarı kırmızılıların yeni hocası yerli mi yoksa yabancı mı olmalı?

Her iki hoca da daha önce denendi! Yani yapabilecekleri meçhul değil!.. İster yerli, isterse yabancı olsun, G.Saray’ın başına geçecek teknik direktör, mutlaka büyük bir iddia ve hedefle işe başlamalı. Hatta sözleşmesinde de bu iddia ve hedefler mutlaka yer almalı... Ayrıca başarıya giden yolda kendisine makul bir süre tanınmalı ve yönetim de kararlı biçimde arkasında durmalı... Son yıllarda büyük kulüplerimiz, Türkiye’ye “maksimum kazanç, minimum başarı” için gelen yabancı hocalardan yeterli dersi almışlardır sanırım. Bu konuda son söz: Amerika’yı tekrar tekrar keşfetmeye çalışmak, büyük kulüplerimiz için para, zaman ve umut kaybından başka bir sonuç vermiyor!..

Yaz boz tahtasından Mesut ve Nuri çıkmaz

Mesut Özil’in ardından Nuri Şahin’in de Real Madrid’e transfer olmasından ne gibi dersler çıkarmalıyız?

Önce Mesut Özil, ardından Nuri Şahin!.. Hiç kuşkunuz olmasın ki, Avrupa’da, özellikle Almanya’da yaşayan Türkler arasından daha nice yıldızlar çıkacak. Çünkü orada sistem var, disiplin var ve tesis var... Daha da önemlisi, çocukların henüz ilkokul yıllarında yeteneklerini keşfedip, o doğrultuda yönlendiren çağdaş bir düzen var.
Bu düzen, çocuğu adeta bir cevher gibi işleyerek ya eğitimde önünü açıyor, ya da öğrenimini bir yerde keserek, hayatta başarılı kılacak beceriler kazandırıyor... Bu tespitimiz, aynı zamanda “74 milyonluk koskoca Türkiye’den niçin büyük yıldızlar çıkmıyor da, hep Avrupa’daki, özellikle Almanya’daki Türkler arasından çıkıyor?” sorusunun da cevabıdır.
Bizde milli eğitim ve spor politikaları, adeta yaz boz tahtası gibi!.. Gelen değiştiriyor, giden değiştiriyor. Attı mı mangalda kül bırakmayan politikacılarla, Türk sporunu ve milli eğitimini yönlendirenlerin, Almanya örneğinden alacakları çok ders olduğuna inanıyorum.
Yazının devamı...