"Uğur Dündar" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Dündar" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Uğur Dündar

Çanlar hakemler için çalıyor

20 Ekim 2011

Ulusumuzun başı sağolsun

ASKER  ve polis şehitlerimizin acısı yüreğimizi yakıyor. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, acılı yakınlarına, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne, Emniyet Teşkilatı’na ve ulusumuza başsağlığı dilerim.

Futbol kamuoyu, Bünyamin Gezer’e haksızlık yapıldığını düşünüyor

Bu yıl lige hakemler damgasını vuracak gibi görünüyor. Bu görüşe katılıyor musunuz?Haklısınız. Bünyamin Gezer’in ani bir kararla ve basın toplantısı yaparak hakemliği bırakmasından başlayalım. Gezer’in hata yapıp yapmadığı tartışılabilir ama, dürüstlüğü asla tartışılamaz. Futbol kamuoyu, geride temiz bir iz bırakan Bünyamin Gezer’e çifte standart uygulandığı ve haksızlık yapıldığını düşünüyor. Hakemler hata yapabilir, ama onlar üzerinde söz sahibi olan kurumların hata yapma hakkı yoktur!..
Merkez Hakem Kurulu Başkanı Yusuf Namoğlu görevinin, hakemleri uluorta eleştirmek ve zaten sarsılmış olan güven duygusunu yerle bir etmek değil, kapalı devre telkinlerle, özgüven sağlamak olduğunu unutmamalı. Nitekim meslektaşlarının kolayca harcandığını gören diğer hakemler de zincirleme hatalar yapmaya başladılar.
Geçen senenin skandal ismi Hüseyin Göçek, az kalsın Galatasaray-Bursaspor maçına da damgasını vuracaktı. Gelecek vadeden isimlerden Özgür Yankaya belirgin biçimde hatalı kararlar vermeye başladı.
Mersin İdmanyurdu-Fenerbahçe maçını yöneten Halis Özkahya ise, maçın kaderini etkileyen hatalar yaptı. Bunlar çok tehlikeli sinyaller... Hakemler için çalan çanları duyup, vakit geçirmeden önlem almak gerekiyor.

Kocaman sinirlense de oyuncusunun gönlünü alır

Yazının devamı...

Kara paralar yeşil çimlerde yıkanıyor

5 Ekim 2011

Rus futbol takımı Anzhi’nin, Inter’den transfer ettiği Eto’o’ya yılda 29 milyon dolar gibi inanılmaz bir para ödediği söyleniyor. Sizce UEFA bu gibi durumlara da müdahale etmeli mi?
Futbol öyle bir noktaya geldi ki, parayı veren düdüğü çalıyor! Parası olmayan ünlü kulüpler de, İngiltere örneğinde olduğu gibi, para babalarına satılıyor. Bu arada Rusya gibi bazı ülkelerde yeşil çimler, kara para aklamanın zemini olarak kullanılabiliyor!.. Gencecik dolar milyarderleri, bir çırpıda anlı şanlı kulüplerin sahibi oluveriyor! Bir zamanlar karanlık para babaları “İsviçre daha beyaz yıkar!” derlerdi. Şimdi kara paralar, yeşil çimlerde yıkanıyor!.. UEFA kendi kuralları çerçevesinde gerekli denetimleri yapıyor! Ancak nereye kadar? Futboldaki kara para trafiğinin izi, uyuşturucu baronlarına yapıldığı gibi, dünya ölçeğinde sürdürülmeli...

Tepkiden doğan motivasyon uzun sürmez

Şike soruşturması sürecinde yaşananların, beklenenin tersine Fenerbahçeli futbolcuları daha motive ettiği ve sezona da bu sayede iyi başladıkları iddia ediliyor. Ters motivasyon sezon sonuna dek aynı etkiyle sürebilir mi?
Bu görüşte doğruluk payı büyük. Çünkü nefes kesen maçlar sonucunda şampiyonluğu elde ettiklerine inanan futbolcular ve Teknik Direktör Aykut Kocaman, şike suçlamasıyla emeklerinin heba olduğunu düşünüyorlar. Ancak tepkinin sağladığı motivasyon uzun sürmez.
Gerçeğin farkındalar
Aykut hoca da gerçeğin farkında ve oyuncularını bu psikolojiden uzak tutmaya çalışıyor. Herkes kulübün zorlu bir süreçten geçtiğini görüyor. Ancak Fenerbahçe büyük bir camia ve Aykut Kocaman gibi, hem teknik direktörlük başarısını kanıtlamış, hem de lider vasıflarıyla sevgi ve saygı kazanmış çok önemli bir değere sahip. Birbirinden değerli futbolcular da ona yürekten bağlılar. Fenerbahçe’nin birlik ve beraberlik içinde zor günleri aşarak, başarılı yolculuğunu sürdüreceğine inanıyorum.

Guti artık futbolcu olduğunu hatırlamalı

Yazının devamı...

O konuşmayı neden yaptım

30 Eylül 2011

Ali Şen’den, Vefa Küçük’e kadar tüm akil Fenerbahçeli’ler, kulübün içinden geçtiği sıkıntılı süreçte tıpkı bir ailenin bireyleri gibi, daha çok dayanışma içinde olunması gerektiğini vurguladılar. Divan Başkanı Talat Yılmaz’ın daveti üzerine ben de bir konuşma yaptım. Özetle “Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki herkes, sorumlu mevkide olan herkesin üzerine düşeni yapıp yapmadığını, ya da ne kadarını yaptığını, kimin mangal yürekli, kimin tavşan pisliği olduğunu biliyor!” diyerek başladığım konuşmamda Kaptan Alex, Kaleci Volkan Demirel, Teknik Direktör Aykut Kocaman, Yönetim kurulu Üyesi Yasemin Merçil ile Ali Koç’un yanısıra, taraftarlarımıza ve camiaya teşekkür ettim.

Alex bırakıp gidebilirdi

Şimdi “Niçin sadece bunlar?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Hemen tek tek anlatayım. Kaptan Alex’e yürekten teşekkür etmeliydik, çünkü hem bizi bırakıp gitmedi, hem de 34 yaşında olmasına rağmen, geçen seneden daha hırslı oynayarak, tüm takıma rol model oldu. Dünyanın en iyi kalecilerinden biri olan Volkan Demirel, “Bu kulüp amatör kümeye bile düşse bir yere gitmem, hatta futbolu burada bırakırım!” diyerek, tıpkı Can Bartu, Lefter ve diğerleri gibi, Fenerbahçe efsanelerinden biri oldu.

Kocaman bir yürek

Şampiyonluğu soluk kesen maçlar oynayarak, bileklerinin hakkıyla elde ettiklerini söyleyen ve “Futbol uzmanları aksini kanıtlarsa, kariyerimi noktalarım!” diyen Teknik Direktör Aykut Kocaman, onurlu, dik duruşu ve yargı sürecine saygısıyla sadece teknik direktör olmadığını, kocaman bir yürek ve üstün liderlik vasıfları taşıdığını da gösterdi. O artık tüm Fenerbahçeliler için kulübün geleceğinde çok önemli görevler üstlenebilecek “vizyon isim” dir. Şimdi bazıları, “Uğur Dündar sen değil miydin, Aykut Kocaman’ı sert biçimde eleştiren! Ne oldu da şimdi adeta göklere çıkarıyorsun?” diyebilir. Evet geçen sezonun ilk yarısında çok eleştirdim.
Belki de en ağır eleştirileri ben yaptım. Ama eleştirirken, onun kişiliğine hep saygı duydum ve Fenerbahçe’nin değerli bir evladı olduğunu, altını çizerek belirttim. Özellikle ikinci yarıda ve Başkan Aziz Yıldırım’ın kendisine sahip çıkmasıyla birlikte, Aykut hoca, kendisinden beklediğimiz performans tırmanışını sergilemeye başladı. Giderek artan başarısını ve takıma oynattığı mükemmel futbolu da alkışlayanların başında geldik. Güzel günlerde övmek, zor günlerde yermek kolaydır!.. Ama bu yıl tam tersi olacak. Biz hocamızı, asıl zor günlerde alkışlayıp yanında duracağız...

Alkışlar Yasemin Merçil’e

Dileriz olmaz ama, kendisini en çaresiz hissettiği anda omuzlarımızda taşıyacağız. Çünkü o, genç yaşında, parlak gelecek vadeden kariyerini noktalamayı göze alarak, iyi günde de, kötü günde de Fenerbahçeli olanların gönüllerinde taht kurdu. Unutmayalım ki bu yıl, Fenerbahçe’nin şampiyonlukla birlikte, onur mücadelesi verdiği yıldır.

Yazının devamı...

Gerçekleri göremediler

14 Eylül 2011

12 Dev Adam, Dünya Şampiyonası’nda kritik maçları hep son 2 dakikada kazandı. Avrupa Şampiyonası’nda ise tersi oldu. Demek ki, iyi helva yapan usta, yani Tanjevic yoktu.

Dünya ikincisi A Milli Basketbol Takımımız Avrupa Şampiyonası’nda ilk 8’e bile giremedi. Bu durumda aklımıza 3 olasılık geliyor: 1-) Geçen yılki başarı tesadüftü. 2-) Takımımız iyi ama oyuncular formsuzdu. 3-) Teknik heyet zayıftı. Doğru cevap hangisi ya da hangileri?
Yani diyorsunuz ki, “Un vardı, yağ vardı, şeker vardı da helva niçin olmadı?”
Hemen söyleyeyim. İyi helva yapan usta, yani Tanjevic yoktu!.. Hatırlayacaksınız, Dünya Şampiyonası’nda bizim çocuklar kritik maçları hep son iki dakikada kazandılar. Avrupa Şampiyonası’nda ise tam tersi oldu ve aynı oyuncularla genellikle son iki dakikada kaybettik. Amacım gelecek vaadeden Orhun Ene’yi değersizmiş gibi gösterip, üzmek, hırpalamak değil. Ancak tablo çok net... Demek ki Ene, henüz Tanjevic’in klasına ulaşamamış! Federasyonun bu gerçeği görüp, giden gemilerin ardından bakakalmamak için zamanında önlem alması gerekirdi!

Yeni başkan gerekiyorsa, Koç olmalı

F.Bahçe Kulübü’nde bazı kongre üyelerinin yeni bir başkan seçimi için harekete geçmelerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Orduspor’la oynanan maçta görüldü ki, taraftar, futbolcular ve teknik heyet, “vefalı duruşla”  Aziz Yıldırım’a sahip çıkıyor! Özellikle teknik direktör Aykut Kocaman, kocaman yüreğiyle tüm Fenerbahçelilerin sevgisini, saygısını kazanıyor... Bu durumda Aziz Yıldırım, “Ben başkanlıktan çekiliyorum!” demedikçe, hiç kimse Fenerbahçe’ye başkan adayı olamaz! Ancak ve ancak Aziz Yıldırım’ın onayını alan bir Fenerbahçeli başkan seçilebilir. İçinden geçtiğimiz sancılı süreçte Fenerbahçe’ye yeni bir başkan gerekiyorsa, bu isim Ali Koç’tan başkası da olamaz!.. Çünkü bir toplumda ahlaki değerler, yasalarla değil, burjuvazinin önderlik etmesiyle yüceltilip korunabilir. Temsil ettiği burjuva değerleri, eğitim düzeyi, güven veren örnek kişiliği ve katıksız Fenerbahçe sevgisiyle Ali Koç, güzide kulübümüzün gelecekteki ideal başkan adayıdır. Koç’un istememesi halinde başka seçenekler düşünülebilir...

Amerika’yı yeniden keşfetmeye çalışıyorlar

Spor Toto Süper Lig’de bu sezon uygulamaya konan play-off sistemini nasıl değerlendiriyorsunuz? Türk futbolu için iyi mi olur, kötü mü?

Yazının devamı...

Metin Oktay yaşasaydı

24 Ağustos 2011

GEÇEN akşam televizyonda Palermo-Fenerbahçe maçını seyrederken, hafızamdaki fotoğraf albümünden bazı kareler, gözlerimin önünden bir film şeridi gibi geçti...

* * *

Yıl 1961... Yıldızların havai fişek serpintisi gibi peşpeşe kaydığı ışıltılı bir yaz gecesi. İstanbul sosyetesinin akın ettiği Çınar Hotel’de plaj partisi var. O yıllarda Yeşilköy’ün denizi, içinde kitap okunacak kadar berrak!.. Plajda Brezilyalı müzisyenlerden oluşan Samba Blue Orkestrası çalıyor. Galatasaray’dan Palermo’ya transfer olan Türk futbolunun “taçsız kralı” Metin Oktay da İtalya’ya gitmeden önce, Çınar Hotel’de kalıyor. Hem dinleniyor, hem de İtalyanca ders alıyor. Bu satırların yazarı ise, henüz 18 yaşında olmasına karşın, otelin cankurtaranlığını yapıyor. Orkestra rumba çalmaya başladığında taçsız kral, yanında rüya gibi bir kadınla dans etmeye başlıyor. Davetliler, gözalıcı çiftin çevresinde toplanırken, bizler, yani otel personeliyle, konuklara ait yatların kaptanları, bir kenarda hayranlıkla onları izliyoruz. Derken Metin Oktay’ın ısrarla bizim bulunduğumuz tarafa doğru baktığını fark ediyoruz. Dans bitince de kalabalığı yararak yanımıza geliyor. Şaşkın bakışlarımız arasında kaptanlardan birine, “Benim Fenerbahçeli ağabeyim, gözlerime inanamıyorum nasılsın?” diyerek sarılıyor. Kaptan yutkunuyor ve “İyiyim Metin”ciğim, iyiyim. Sağol!..” diyor. Orkestra susmuş, herkes ne olup bittiğini anlamaya çalışıyor. Kral gülerek bize dönüyor “Tanıştırayım, benim mektepten ağabeyim!” diyor. “Nasıl yani, hangi mektep?” diye soruyoruz. Anlatıyor:

Sarı lacivert koğuş

“Biliyorsunuz geçen yıl, resmi makamların hesap hatası sonucu, vatani görevimi 8 gün eksik yapmış gibi göründüğüm için, 45 gün süreyle Toptaşı Cezaevi’nde yattım!.. Bu ağabeyim de o sırada bir yaralama nedeniyle cezaevindeydi. Bileği güçlü, namlı bir delikanlıdır. O alemde adı saygıyla, biraz da çekinilerek anılır. Aynı zamanda koyu Fenerbahçelidir. Oradaki günlerim onun sayesinde cezaevinde gibi değil de, sanki sarayda yaşıyormuşum gibi geçti!.. Ayrıca koğuşunu sarı lacivertli renklere boyatmış olmasına karşın, aramızda bir gün bile Fenerbahçe-Galatasaray rekabeti konuşulmadı. Tam tersine hep dostluktan söz edildi. Bu nedenle o, yaşadığım sürece benim sevgili ağabeyim olarak kalacaktır!”
Sadece Galatasaraylılar’ın değil, tüm futbolseverlerin gönüllerinde taht kuran “taçsız kral”,  gözlerinden yaşlar süzülen kaptana sarıldı, iki yanağından öptü. Rüya gibi güzel kadına doğru yürürken tekrar döndü ve bu kez, hepimizi kucakladı.                           
Üç hafta kadar sonra Palermo’ya gitmek üzere otelden ayrılırken, artık tüm personelin Metin ağabeyi olmuştu. Kimseyi kırmadığı gibi, herkesin gönlünü almayı başarmış ve özel eşyalarını bile, anı olarak çalışanlara armağan etmişti! Kralı sevgi gözyaşlarıyla uğurladık.

* * *

Yazının devamı...

Sivas'ta kalbim çok yoruldu

24 Mayıs 2011

“Tecrübe parayla satılmıyor. Yaşayarak öğrendik. Denizli’de ve Trabzon maçında şampiyonluklar kaybettik. Bir tanesini daha kaldıramazdık. Bu çok zor bir travma. Stadı yakmaya kalktılar. Bunlar kolay şeyler değil.”

Aziz Yıldırım, 18. şampiyonluğa giden yolda yaşananları anlattı

Sivas’tan nasıl izlenimlerle döndünüz?

Bu yıl ikinci devrede 17’de 16 yaptık. Normal şartlara baktığımız zaman bu bir mucize. Elbette Trabzon’un daha çok puan kaybetmesini bekleyerek de şampiyon olabilirdik. Ama onlar da kaybetmedi. Fenerbahçemiz de kaybetmedi. Trabzon’u da kutluyorum. Biliyorsunuz biz geçen yıl şampiyonluğu Trabzon maçında kaybettik. Ama kendi içimize dönüp hatalarımızı sorguladık. Ve yeni sezona öyle başladık. Bugün de Trabzon’un öyle yapması gerektiğini düşünüyorum. Trabzonspor’un kadrosu çok iyi ve bana göre beklenenden çok daha iyi mücadele ettiler. 17’de 16 yapmak çok zor oldu. Burada önemli olan Aykut Kocaman ve futbolcuların bu yolda kenetlenmesi ve taraftarımızın da onları desteklemesiydi. En önemlisi ise yönetimin birlik içinde her türlü fedakarlığı yaparak kenetlenmesi oldu. Sonuç olarak camiamız kazandı.

“Aykut Hoca’ya 1.5 yıl beraberiz” dedim

Aykut Kocaman ilk yarının sonunda istifanın eşiğine geldi ve siz isteseydiniz görevi bırakacaktı. Siz Kocaman’a nasıl sahip çıktınız da istifa etmedi?

Belki Aykut Hoca’nın kafasında öyle bir durum oluşmuş olabilir. Ama biz karşılıklı olarak oturup da bu konuya özel olarak girmedik. Ayrılmasını istesem beraber yola çıkmazdım. Bunların olabilme ihtimali o zaman da vardı. Muhakkak şampiyon oluruz diye yola çıkmadık. Büyük takımda çalışmak başkadır. Yapılan en ufak bir hata haftalarca yazılır çizilir. Bu hem iyi hem de kötüdür. Devre arasında Aykut’a, başkanlığım süresince onunla çalışmak istediğimi söyledim. İyi de olsa kötü de olsa bu işten beraber çıkacağız, dedim. Zaten 1.5 senem kaldı. 1.5 sene sonunda benim başkanlığım bitiyor bu işten iyi de olsa kötü de olsa beraber çıkacağız dedim. Ben 12 senedir başarısızlıklara da dayanıyorum. Ben muhalafet veya basınla hareket etmem. Bana göre yönetimler seçildikleri dönemi tamamlamalı. 3 sene başkansam 3 sene kalırım. Bu doğrultuda Aykut’a, “Ben 1.5 sene daha buradayım sen de benimlesin” dedim. Basın yüzünden Türkiye’de, yönetim ve antrenör suçlu, futbolcular suçsuz konumuna geldik. Gazeteciler haber kaynağı olan futbolcuların hatalarını arda atıp bizi ön plana çıkarıyorlar.

Yazının devamı...

Galiptir bu yolda mağlup

18 Mayıs 2011
F.Bahçe’nin şampiyonluğu yine son maçta kaybetmesi sizce mümkün mü? Eğer kaybederse ne olur? Camia bu travmayı hasarsız atlatabilir mi?
Fenerbahçe’nin şampiyon olacağını aylar önce söyledim. Beşiktaş derbisinden hemen sonra, “Fenerbahçeliler artık şampiyonluğu kutlayabilir!” dedim. Nihayet nefeslerin tutulduğu son haftaya geldik. İnanarak söylüyorum: Fenerbahçe Sivas’tan, şampiyon olarak dönecek. Bu sezon Fenerbahçe ve Trabzonspor belki bir daha benzeri yaşanmayacak bir maraton koştular. Son yüz metreye de omuz omuza girdiler. Şampiyonu foto-finiş belirleyecek. Bu nedenle birinci ve ikinciyi, tıpkı bir yumurta ikizi kardeşler gibi, ayırt etmek çok zor!.. Yani ikinciliği alana da herkesin “Galiptir bu yolda mağlup!” demesi gerekir. Sahada alınacak sonuçlar ne olursa olsun, Pazar akşamı hem İstanbul-Kadıköy’de, hem de Trabzon’da şenlik yaşanmalı... Futbola gönül verenler de, böylesine heyecan ve zevk dolu karşılaşmaları bize izleten her iki takımın yönetimlerine, teknik adamlarına ve futbolcularına teşekkür etmeli. Ben şimdiden tümüne teşekkür ediyorum.

Ya para babası bulacaksın ya da gelir kaynağı

Anadolu kulüplerinin F.Bahçe maçlarında bilet fiyatlarına anormal zam yapmasını nasıl karşılamalıyız?

Eğer Lig TV’nin sahibi Mehmet Emin Karamehmet, maç yayın ihalesine yaklaşık yarım milyar dolar yatırmamış olsa, birçok Anadolu kulübü kapısına kilit vurmak zorunda kalırdı. Bu kulüpler, ya para babalarına teslim olmak, ya da gelir kaynağı yaratmak zorundalar... Aksi takdirde köklü kulüpler bile, tıpkı ağaçların ayakta ölmesi gibi, içten içe yok oluyorlar!.. İzmir’e bakın, ne demek istediğimi kolayca anlarsınız!.. İstanbul’da da çok acı örnekler var. Bir zamanların efsane kulübü Vefaspor’un amatör kümede oynayan futbolcuları, karınlarını doyuracak taze ekmek, beyaz peynir ve domatesi bir arada bulduklarında bayram ediyorlar!.. Bu nedenle Anadolu kulüplerinin F.Bahçe ile oynadıkları karşılaşmaların biletlerini yüksek fiyatla satmalarını anlamaya çalışıyorum.

Havutçu’nun yolunu Aykut Kocaman açtı

Tayfur Havutçu emanetçi olmaktan kurtulup, resmen teknik direktör oldu. Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören’in bu kararını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Savunduğum görüş, Beşiktaş yönetimince de benimsendi ve değerli futbol adamı Tayfur Havutçu, resmen teknik direktör oldu. Yıldırım Demirören’i bu cesur kararından dolayı içtenlikle kutluyorum. Bu tercihte Aykut Kocaman’ı teknik direktör yaparak, en başarısız olduğu dönemde bile ona destek veren Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’ın etkili olduğunu düşünüyorum. Tayfur Havutçu’yu futbolculuk yıllarında çalıştıran hocaları, onun disiplin dolu yaşamını, örnek kişiliğini ve profesyonellik anlayışını anlata anlata bitiremiyorlar. Havutçu, futbolu bıraktıktan sonra da çok önemli yerli ve yabancı hocalarla çalışarak, kendisine dört dörtlük bir mesleki gelecek inşa etti. Tüm hocalarından da “pekiyi” notlar almayı başardı. Buna rağmen işi hiç de kolay değil. Beşiktaş yönetimi ve kamuoyu, zor zamanlarda bu genç spor adamının arkasında durma kararlılığını gösterirse, inanıyorum ki hem siyah beyazlı camia, hem de Türk futbolu çok değerli bir teknik adamı kazanmış olur. Kısacası Beşiktaş doğru yolda... Yolun açık olsun, başarılarla dolsun Tayfur Hoca...

Terim, daha farklı değerlendirilmeli

G.Saray’ın yeni başkanı Ünal Aysal, Fatih Terim’e teklif götürdü. Yeni hoca yabancı mı olmalıydı, yoksa Ali Dürüst’ün dediği gibi, Florya’yı eski haline bir tek Fatih Terim mi getirebilir?

Fatih Terim, 14 yıl formasını giydiği Galatasaray’da şampiyonluk göremedi ama, teknik direktör olarak, hem peşpeşe Türkiye, hem de UEFA şampiyonluğunu kazandırdı. Böylece adını ölümsüzleştirdi. Ancak Terim Hoca, Fiorentina ve Milan deneyimlerinden sonra döndüğü Galatasaray’da ve Milli Takımda, aynı başarıyı devam ettiremedi. Fatih Terim’in Türk futbolunu içine düştüğü gerileme sürecinden kurtarabilecek çok önemli, hatta devrim niteliğinde projeler geliştirdiğini biliyorum. Bu satırlar yazılırken G.Saray Kulübü ile Terim arasında anlaşma sağlandığına dair resmi bir açıklama yapılmamıştı. Eğer imzalar atılırsa, Terim Hoca’nın, teknik direktörlük yerine, elindeki projeleri yaşama geçirebileceği, vizyon yaratabileceği, çok daha üst düzeyde bir görev üstlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Böylece kulübün yarınlarına da büyük yatırım yapma fırsatı doğmuş olur...
Yazının devamı...

Hemen savcıya git!

11 Mayıs 2011
Karabükspor kalecisi Bülent Ataman’ın, “Fenerbahçe saha dışında da iyi oynuyor” sözlerini nasıl yorumluyorsunuz? Bu noktada Futbol Federasyonu devreye girmeli mi?
Bunu diyen adama “Arkadaş saha dışında oynanan oyunları gördün mü? Ya da bu oyunların içinde bulundun mu?” diye sorarlar! Merak ediyorum, Bülent /images/100/0x0/55ea0a30f018fbb8f866100aAtaman acaba elindeki hangi belgeye (!) dayanarak bu iddiada bulunuyor? Kendisine önerim, bu belgeyi (!) derhal savcılığa versin ve suç duyurusunda bulunsun! Bizim için de bomba gibi bir haber olur! Aksi takdirde böylesine ağır ithamlarda bulunanlar, müfteri konumuna düşerler ve bunun hesabını yargı önünde vermek zorunda kalırlar!.. Bülent Ataman dile getirdiği bu mesnetsiz vahim iddia nedeniyle, hem emeklerine saygısızlık yaptığı meslektaşlarından, hem de büyük Fenerbahçe camiasından vakit geçirmeden özür dilemeli...

Yönetim değişikliği Galatasaray’ı uçurur

Aziz Yıldırım, “Fenerbahçe’nin şampiyonluğu Galatasaray’ı da, Beşiktaş’ı da büyütür. Hep Fenerbahçe final oynarsa ve onlar bu işin içinde olmazsa, diğer kulüpler kendilerini onlarla aynı görürler ve aynı payları isterler” dedi. Yıldırım böyle düşünmekte haklı mı?
Dünyanın her yanında büyük kulüpler, mali yapının zayıflaması ve yönetim hataları nedeniyle zaman zaman bunalımlı, hatta dramatik dönemler yaşayabilirler! Örnek mi istiyorsunuz? Bakın İngiltere’ye!.. Dört büyükten biri olan Liverpool, sezon başında içine girdiği mali kriz sonucunda neredeyse küme düşme tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı. Önce kulüp sahipliği el değiştirdi, ardından efsane Liverpoollu Kenny Dalglish teknik direktörlüğe getirildi... Ayrıca büyük yıldız Torres, büyük para karşılığında satıldı ve bunalım atlatıldı... Takım da puan cetvelinde füze gibi yükselmeye başladı. Ben yönetim değişikliğinden sonra Galatasaray’ın bunalımlı günleri kısa süre içinde geride bırakacağına ve hak ettiği sportif başarılara ulaşacağına inanıyorum.

Galatasaray ve Beşiktaş başarılı olmalı ki, rekabet devam etsin ve yarış beraberinde kaliteyi de getirsin... “Yaşasın ezeli rekabet, yaşasın ebedi dostluk!..” diyorum.

Faturayı yeşil saha emekçileri ödememeli

Bursaspor-Beşiktaş maçının iptal edilmesine yol açan olayları nasıl değerlendiriyorsunuz? Çoğu kişi, “Olayların bu kadar büyüyeceğini hiç beklemiyorduk” diyen Bursa Valisi Şahabettin Harput’u suçluyor...
“Suçlu kim?” sorusuna cevap aramak yerine, bu düşündürücü tablonun ardındaki sosyal, ekonomik ve sosyo-psikolojik gerçekleri iyi okumak, anlamak ve sorunlara gerçekçi çözümler getirmek gerekir. Durum vahim, çünkü, koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir maçı oynatamayacak kadar acz içinde olduğu izlenimini vermek, hiç kimsenin hakkı ve haddi değil... Sorunu sadece polisiye önlemlerle çözme düşüncesini de çok yanlış ve yetersiz buluyorum. Örneğin madem ki Beşiktaş taraftarının Bursa’ya gelmesi istendi, o halde her iki kulübün tribün liderleri arasında barışı sağlayabilecek girişimler yapılabilir, maçtan günler önce topluma dostluk ve kardeşlik mesajları verilebilirdi. Bu yolda çaba harcandığına tanık olmadım.

Bakalım şimdi fatura kime çıkarılacak? Türk futbolunda Anadolu devrimini yaratan Bursaspor’un başarılı Teknik Direktörü ve futbolcularının yeşil sahadaki değerli emekleri, sokaktaki şiddet nedeniyle zarar görürse, doğrusu çok üzülürüm.

Maksimum kazanç minimum başarı!

G.Saray Teknik Direktörlüğü için Fatih Terim ve Erik Gerets’in adları geçiyor. Sarı kırmızılıların yeni hocası yerli mi yoksa yabancı mı olmalı?

Her iki hoca da daha önce denendi! Yani yapabilecekleri meçhul değil!.. İster yerli, isterse yabancı olsun, G.Saray’ın başına geçecek teknik direktör, mutlaka büyük bir iddia ve hedefle işe başlamalı. Hatta sözleşmesinde de bu iddia ve hedefler mutlaka yer almalı... Ayrıca başarıya giden yolda kendisine makul bir süre tanınmalı ve yönetim de kararlı biçimde arkasında durmalı... Son yıllarda büyük kulüplerimiz, Türkiye’ye “maksimum kazanç, minimum başarı” için gelen yabancı hocalardan yeterli dersi almışlardır sanırım. Bu konuda son söz: Amerika’yı tekrar tekrar keşfetmeye çalışmak, büyük kulüplerimiz için para, zaman ve umut kaybından başka bir sonuç vermiyor!..

Yaz boz tahtasından Mesut ve Nuri çıkmaz

Mesut Özil’in ardından Nuri Şahin’in de Real Madrid’e transfer olmasından ne gibi dersler çıkarmalıyız?

Önce Mesut Özil, ardından Nuri Şahin!.. Hiç kuşkunuz olmasın ki, Avrupa’da, özellikle Almanya’da yaşayan Türkler arasından daha nice yıldızlar çıkacak. Çünkü orada sistem var, disiplin var ve tesis var... Daha da önemlisi, çocukların henüz ilkokul yıllarında yeteneklerini keşfedip, o doğrultuda yönlendiren çağdaş bir düzen var.
Bu düzen, çocuğu adeta bir cevher gibi işleyerek ya eğitimde önünü açıyor, ya da öğrenimini bir yerde keserek, hayatta başarılı kılacak beceriler kazandırıyor... Bu tespitimiz, aynı zamanda “74 milyonluk koskoca Türkiye’den niçin büyük yıldızlar çıkmıyor da, hep Avrupa’daki, özellikle Almanya’daki Türkler arasından çıkıyor?” sorusunun da cevabıdır.
Bizde milli eğitim ve spor politikaları, adeta yaz boz tahtası gibi!.. Gelen değiştiriyor, giden değiştiriyor. Attı mı mangalda kül bırakmayan politikacılarla, Türk sporunu ve milli eğitimini yönlendirenlerin, Almanya örneğinden alacakları çok ders olduğuna inanıyorum.
Yazının devamı...