"Rauf Tamer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Rauf Tamer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Rauf Tamer

Hiç boş yok

25 Mart 2017

Haftanın 7 gününü adeta bölüşmüşler.

Türkiye’yi incitmek için:

- Pazartesi: Almanya nöbette.

- Salı: Hollanda.

- Çarşamba:Belçika.

- Perşembe: Avusturya.

- Cuma: Norveç.

- Cumartesi: Rusya.

- Pazar: Amerika.

***

Tabii, günler yetmiyor.

Öbür hafta, haydii, yeni bir seri.

Pazartesi,salı diye devam ediyor... Danimarka, Yunanistan, Bulgaristan, kim varsa, bizi incitmek için hepsi sıraya giriyor.

Eksik kalırsa?

Eh, onu da içeridekiler tamamlıyor zaten.

Yani, hiç boş yok.

***

Niye böyle oluyor?

Bütün bunlar Başkanlık Sistemi’ne kalkıştık diye mi başımıza geliyor?

Yıllardır Parlamenter Sistem’deyiz de AB kapısı niye açılmıyor?

***

Fakat bu defa çok sert geldiler üstümüze.

Çok organize biçimde geldiler.

Fena kuşattılar.

Bu fırtınayı mutlaka kazasız belasız atlatmalıyız.

Sonrasına bakarız.

Ama önce atlatmalıyız.

***

Demek ki...

Şimdi basiret zamanıdır.

Kelimeye dikkat.

Teslimiyet demiyorum. Asla.

Basiret diyorum.

İçi dopdolu bir kavram bu.

***

Başbakan Binali Yıldırım “düşmanlarımızı azaltacağız” derken, zaten basiretli bir politikayı kastetmişti. Ben de farklı bir şey söylüyor değilim.

Batı’nın çapsız devlet adamları karşısında Türk’ün zekası büyük avantaj sayılır.

 

Not:

- Lokantalar kapatılacak.

- Ekmek fırınları kaldırılacak.

- Meşrubat yasaklanacak.

- Hamur, şeker ve tuza paydos.

- Her sabah 40 zeytin yenecek.

..........

Ne bu?

Kararname zannetmeyin.

Prof. Canan Karatay fetvası.

Yazının devamı...

Demek ki neymiş?

24 Mart 2017

Ee?

Öbür aday da yüzde 51 alırsaymış.

Ee?

- “Daha bunun ikinci turu varmış...”

Yani, bu kadar cehalet, tahsille bile mümkün değil.

 

Referandumu konuşmaktan, duymaktan, okumaktan bıkmadınız mı?

İşin EVET’i HAYIR’ı şöyle dursun, benim asıl merak ettiğim...

“Tek Adam’ı ikna ederek,Türkiye, 24 saatte nasıl ele geçirilebilir?”

 

Böyle bir şey mümkün olsa, Tek Adam’a gelene kadar şimdiki Başbakan Binali Yıldırım’ı da ikna edersen, Türkiye’yi ele geçirebilirsin.

Oralara kadar gitmeyelim. Öyle hayati kurumlar var ki, herbirinin başındaki zat’ı ikna edersen tamam.

 

Peki, nasıl ikna edeceksin?

-Tatlı tatlı konuşarak mı?

-Tehdit ederek mi?

-Satın alarak mı?

Bu ahlakta bir Türk’ü nereden bulacaksın?

Yahu, bu tıynette bir devlet adamı, 100 yıldır gelmemiş de şimdi gökten zembille mi indireceksin?

İndirdin diyelim. Onu millete nasıl seçtireceksin?

Allahaşkına, hergün saçmalamaya mecbur musun?

 

İlhamGencer

Müzik, ortak dildir.

Kutupları bile aynı çizgide buluşturup uzlaştıracak olan odur.

Üstat İlham Gencer’in hazırladığı paket, TV kanallarında belki millete moral dağıtır diye düşünerek size haber vereyim dedim.

Yazının devamı...

Zaman olur ki...

23 Mart 2017

Ve madem 16 Nisan’dan sonra oturup Avrupa’yla çatır çatır bir konuşmak lazım...

Öyleyse, öfkemizi de 16 Nisan sonrasına saklayalım. Sert üslubumuzu da

16 Nisan sonrasına erteleyelim.

Yani, o vakte kadar dilimize hakim olalım.

Aksi halde, Avrupa’daki Türkler’in oy kullanma izni’ni iptal ederler.

Önce Almanya iptal eder.

Onu öbürleri takip eder.

Görmüyor musunuz? Bahane arıyorlar.

 

İkisi de yanlış

Evetçiler, öyle bir konuşuyor ki, yeni sistemin meyveleri, sanki 17 Nisan sabahı hemen gelecekmiş gibi... Terör 17Nisan sabahı hemen bitecekmiş gibi...

Beri tarafta da hayırcılar, öyle bir konuşuyor ki, hemen 17 Nisan sabahı sanki Türkiye diye bir ülke kalmayacakmış gibi.

İki taraf da yanlış yapıyor. Bu milleti saadet vaadiyle kandıramazlar. Felâket senaryosuyla da korkutamazlar.

 

Çağrışım

Ruslar Afrin’de üs mü kurdu?

Açıklama yaptılar:

- Üs değil, şube.

Ne demek o?

Aklıma hemen yıllar önce Amerikalılara açtığımız kapılar geldi.

Dönemin muhalefeti “yabancılar üs kurdu” diye kıyameti koparınca, dönemin Başbakanı da çıkıp demişti ki:

-Üs değil, tesis.

Amma da gülmüştük.

İşte o tesis hâlâ yaşıyor. Şimdi Rusların Afrin’de kurduğu üs, bana bunu hatırlattı.

Üs değilmiş şubeymiş.

Yazının devamı...

Kayda geçsin

22 Mart 2017

Şuraya yazıyorum ki, şimdiden kayda geçsin. Günü gelince bakarız.

 

Tanıdığımız Kılıçdaroğlu “TayyipErdoğan’a hiç karşı değildir, tek adam’a karşıdır.”


Şuraya yazıyorum ki, şimdiden kayda geçsin. Günü gelince ona da bakarız.

 

Eğer sonuç HAYIR çıkarsa, “değişen bir şey olmazmış, herkes yine yerinde kalırmış.” Ona ne şüphe? Şuraya yazıyorum ki, şimdiden kayda geçsin.


Günü gelince buna da bakarız.

 

Eğer EVET çıkarsa “Kılıçdaroğlu niye istifa etsinmiş, gerekçesi neymiş?” Yerden göğe kadar haklı. Şuraya yazıyorum ki, şimdiden kayda geçsin.


Günü gelince buna da bakarız.

 

Eğer “tek adamı ikna ederseniz, bütün Türkiye, 24 saat içinde ele geçirilirmiş.” Allah korusun ama şuraya yazıyorum ki, şimdiden kayda geçsin.


Öyle bir şey olmayacaksa da arasıra açar bakarız.

 

Eğer aklına eserse, tek adam “muhtarlıkları kaldırıyorum” dermiş. Bunu ben değil, muhtarlar bir kenara yazsın ki, 500 yıl sonra açar bakarız.

 

Geliyorum en mühimine:


“Bütün HAYIR’cılar meğer Binali Bey’e çalışıyormuş.”
Başbakanlığı devam etsin diye.


Bunu da Binali Bey bir kenara yazsın ki, 16 Nisan gecesi -sabahı bile beklemeden- Kılıçdaroğlu mızıkçılık yapıp Binali Bey’i istifaya çağırmasın.

Yazının devamı...

Vekil ve asil

21 Mart 2017

Diyelim ki 600’e çıkmadı da Kılıçdaroğlu’nun hatırı için 450’ye indi.

Ya da şimdiki 550 kişi üzerinden konuşalım. Buyurun.

***

Bunlar kendilerini sahiden seçilmiş mi zannediyor? Onları oraya yollayan milyonlarca kişi de kendilerini sahiden seçmen mi zannediyor?

Yok canım.

Ne onlar seçilmiştir, ne de biz gerçek seçmenizdir.

Onlar, atanmışlardır.

Biz de kuzu kuzu onaylamışlarız.

***

Yıllardır ne yaptınız?

İstediğiniz adayları seçebildiniz mi?

Seçemediniz.

Tercih hakkınız yok.

Siz sadece önünüze konan listeye onay verdiniz, yani, tanımadığınız, huyunu suyunu, ahlakını, liyâkatını hiç bilmediğiniz insanlara “beni temsil et” diye vekalet verdiniz.

***

Sözün kısası...

Bu siyasi partiler kanunu ve bu seçim kanunu, Parlamenter Sistemi zaten perişan etmiştir. Yarın başka sistem gelse onu da perişan edecektir.

Yapılacak ilk iş, Siyasi Partiler Kanunu’nu ve Seçim Kanunu’nu değiştirmektir.

Yahu, kendime bir gömlek seçerken bile Kılıçdaroğlu’nun fikrini almak aklıma mı gelir? Ama milletvekili seçerken hep önümüze konan gömleği giydik.

NOT:

HAYIR’cı HDP’liler hâlâ Abdullah Öcalan’da kalmışlar. Onun posterleri altında gösteri yapıyorlar.

Yahu yapmayın.

Öcalan, çoktaan EVET’çi oldu.

İnanmazsanız kendisine sorun.

Yazının devamı...

Dost dediğin...

20 Mart 2017

Almanya, tavrını iyice aleniyete döktü. PKK gösterilerine de izin verdi, oh... Sonucun EVET çıkması için elinden geleni yapıyor.

***

Bakalım, hangisi daha EVETçi.

Almanya mı, İsviçre mi, Belçika mı?

Bence Belçika’nın eline kimse su dökemez. Hemen bir hamle yapıp, Almanya’yı

sollayacaktır elbet...

***

Bizim Ankara sinirlendikçe, Avrupalılar, işi daha da azıtıp EVETleri çoğaltmak için güya HAYIRcı organizasyonlar düzenliyor. Kim yutar?

Ankara, numaradan bağırıp çağırıyor ki Avrupalılar daha da işi azıtsın diye...

Azıtsın ki, EVETler daha da çoğalsın.

***

Durum anlaşılmıştır.

- Danışıklı dövüş bu.

Demek ki Avrupalılar, Türkiye karşıtı gibi gözükerek, aslında EVETçileri tahrik ediyorlar. EVETleri tetikliyorlar.

Dost dediğin böyle olur.

Nasıl taktik ama?

E zeki adamlar.

***

Yarın buradaki Nevruz gösterileri de, aynı oyunun

bir parçasıdır.

Nevruz bahane.

Maksat EVETlere destek olsun.

Yeter ki onlar HAYIR diye bağırsın.

Yanarım yanarım, Deniz Baykal’ın gayretlerine yanarım.

Yazının devamı...

Yetmez mi?

19 Mart 2017

Hollanda’ya savaş mı açacaktık?

Bir taraftan “Rakka’da ne işimiz var” deyip bir taraftan da Rotterdam’ı istila mı edecektik?

Yoksa, birilerini tatmin için AB ülkelerine “Barış Harekâtı”mı düzenleyecektik?

***

Gelelim öbür meseleye.

“Mültecileri silah olarak kullanmak, yakışık almaz.” Doğrudur ama kullanan kim?

Onları kovan yok ki.

Sınır kapılarını açarsak, isteyen gider, isteyen yine bu ülkede kalır. Başımızın üstünde yerleri var... Ayrıca da biz, batının ne koruma memuruyuz, ne de topraklarının bekçisiyiz.

***

Dönelim referanduma.

Mustafa Balbay “Neden HAYIR”ı anlatan bir kitap yazdı.

Türkiye’nin geleceğine kafa yoran herkesin bu tür kitapları okuması lazım. Bir taraf EVET’in gerekçelerini sayarken, öbür tarafın da neden HAYIR dediğini öğrenip, öyle karar vermelisiniz. Balbay’ın kitabı, birçok tartışmalı maddeye ışık tutuyor: “İnsanı ve devleti yaşatmak için.”

(Halk Kitabevi)

***

Kılıçdaroğlu der ki:

-Diline hakim olamayan, devleti iyi yönetemez.

Ama diline hakim olamayan, küçük bir partiyi bile iyi yönetemez.

Kampanya boyunca o, yumuşak bir üslup kullandığını zannediyor.

Düşünün...

Diline hakim olmuş hali bu.

Bir de hakim olmasaydı.

Allah muhafaza.

Yazının devamı...

Ters köşe

18 Mart 2017

Karar verin şuna.

367 garabeti yüzünden mi buralara geldik, yoksa 367 garabeti sayesinde mi?

Yani, CHP yüzünden mi, yoksa CHP sayesinde mi?

Ona teessüf mü ediyorsunuz, yoksa teşekkür mü?

Niye soruyorum?

“Geldiğimiz noktanın nedeni CHP’dir” diyorsunuz da, şikayetçi misiniz, yoksa memnun musunuz, hiç anlaşılmıyor.

 

Evet / Hayır şakası

Kılıçdaroğlu’na soruyorlar...

EVET çıkarsa istifa edecek misiniz?

Kılıçdaroğlu, bin dereden su getiriyor ama “istifa edeceğim” demiyor. Haklıdır.

Çünkü istifa edeceğini söylerse, HAYIR oylarından epey kaçan olur EVET cephesine.

.........

Peki, HAYIR çıkarsa?..

Acaba halk Binali Yıldırım’a güvenoyu vermiş mi sayılır?

Yani, “senden memnunuz, bizi bırakma.”

Bunu aynen böyle yorumlayanlar var. Nasıl iş bu? EVET de çıksa galipsin, HAYIR da...

 

Çanakkale 1915

Beşinci asma köprü...

Temeli bugün atılıyor.

-Var mı itirazı olan?

Halbuki biz alışmıştık her türlü çatlak sese.

-Nerede bu istemezükçüler?

Nesilleri mi tükendi, yoksa -nihayet- ufukları mı açıldı?

Yazının devamı...