"Alper Beyaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Alper Beyaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Alper Beyaz

Kirli çelişki

15 Ocak 2017

2014 yılında hava kirliliği birinci sıradayken, 2015 yılında gürültü kirliliği öne çıkmış!.. Yani demek oluyor ki; havamız temiz ama çok gürültüymüşüz!.. Peki havayı en çok kim kirletiyormuş; bakın hala aramızda bilmeyenler varmış gibi bir yetkilinin talimatıyla bu ilgili kurum rapor hazırlamış!.. İyi ki hazırlamış, yoksa bizi kimin kirlettiğini bilemeyecektik!..


Alın size o rapordaki sıralama:
1- Evsel ısınma
2- Karayolu-trafik
3- Maden işletmeleri
4- İmalat sanayi işletmeleri
Ehh sonuç yine bildiğiniz gibi değil mi? Yıllardır sıkılmadınız mı sayın yetkili; tespit yaparak, rapor hazırlayarak? Bize sonuç lazım; işleyiş, çözüm lazım. Çözüm demişken, alın bu konuda sıkı çalışan ve öne çıkan bir kurum; Antalya Büyükşehir Belediyesi. Bu
kurumun gayreti de olmazsa biz gerçekten çok kirleneceğiz çok!..
**
Peki, Büyükşehir çözüm için çaba sarfederken, sorunları yerinde tespit eden ve kendisine ‘yaşanabilir çevre ve marka şehirler’ vizyonunu koyan Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü ne yapar? Vizyonunu nasıl korur acaba? Bu kurumun internet sitesinden önceki akşam Antalya’daki hava kirliliğini sorguladığımda karşıma ‘Hassas’ sonucu çıktı. Yani ‘yaşanabilir çevre ve marka şehirler’ vizyonu belirleyen kurum hava kirliliği konusunda ‘Hassas’ ibaresini yayınlamaktan da geri kalmıyor.
**
Rapordaki diğer bir gerçekte çok can sıkıyor; çok... Ne mi? “Antalya’da sanayi tesislerinin kuruluşundaki yanlış seçim, çevrenin korunması açısından gerekli tedbirlerin alınmaması, teknik donanım yetersizliği (baca filtresi, arıtma tesisi v.b.), uygun teknolojilerin kullanılmaması, enerji üreten yakma ünitelerinde vasıfsız ve yüksek kükürtlü yakıt kullanılması hava kirliliğinin oluşmasına ana etken.
Antalya’daki sanayi işletmelerinin yüzde 80’den fazlası il merkezinde bulunuyor.”
Peki bu raporu hazırlayan Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü yetkilileri kentin neresinde acaba? Bir talimatla hazırlanan kirlilik raporunu
okuyan yetkili hiç mi demiyor acaba, bu yapılara kim izin verdi? Kim bu sanayi kuruluşları, kim bu gelişi-güzel yerleşen kurumlar ve kimden izin aldılar?
Üstelik uygun olmayan teknolojileri kullanmasına kim göz yumuyor?
Yani birileri izin veriyor? Hadi fabrikaları görmediniz sayın yetkililer; peki trafikteki araçlar?
Yok, yok şimdi havamızı (gürültü-görüntü v.s.) kirletenlere kim göz yumuyor onu öğrenmek istiyorum. Vizyonuyla çelişen bu kurum umarım seneye bu kirliliğe kimin göz yumduğu üzerine bir rapor hazırlar!.. İşte o zaman bu rapor daha aydınlatıcı olur.

 

 ÇİN DE ÇÖZÜM ARIYOR

Hava kirliliği konusunda radikal karar alan bir ülke var; o da Çin. Sürekli smog (kirlilikten kaynaklanan sisli hava) problemiyle boğuşan Pekin’de, çevre polisi tüm yetkiyi alıyor. Açık havada mangal yasaklanıyor; çöp, çeşitli artık, tahta v.b. yakılmayacak. Böyle durumlarda tam yetkilerle donatılmış çevre polisi müdahale edebilecek. Elbette ciddi yaptırımlarıyla. Umarım bizim için de örnek olur.

*** 

Yakmayı bilmezsen!..

Antalya Büyükşehir Belediyesi Çevre Sağlığı Şube Müdürlüğü, 2016’da bin 386 adet kömür kamyonunu denetime tabi tutarak, 38 bin
ton kömür denetimi yaptı. Sonuç mu? Kömür yakma şekillerine ve saatlerine uymayan işletme ve şahıslara toplam 74 bin lira ceza uygulandı.

*** 

Örnek Başkan... 

Sayın Kepez Belediye Başkanı Hakan Tütüncü, Karşıyaka ve Emek mahallelerinde asfalt çalışmalarını bizzat kendisi inceliyor. Yani işin devamlılığı ve doğru yapılması çok önemli. Hatta yolu aracına binerek sarsıntı testinden geçiriyor. Beğenmediği, uygun yapılmayan yol-asfalt-kaldırım için yeniden yapılması talimatı veriyor.
İşte budur; teşekkürler Sayın Belediye Başkanı Hakan Tütüncü. Umarım Karayolları 13’üncü Bölge Müdürü Arif Çobanoğlu da şu çevre yolundan bir gün geçer!.. Geçince belki de Zeytinköy’deki köprülü kavşağın bağlantı noktalarının neden bu kadar sıklıkla yapıldığına bir açıklama getirir!..

 


 

Zor günlerin tabelası

Yağmu rlu bir gün. Oldum olası sevmişimdir; böylesi günleri... Bir arkadaşımı havalimanında uğurladıktan sonra gördüğüm manzara her ne olursa olsun hala teknolojiye adapte olamadığımızın kanıtı niteliğinde.
Aralarında kısa bir mesafe ile konuşlandırılan iki yön tabelası için (unutulan-elektrik kesilince-yağmur yağınca gerekli olduğundan) kim açıklama yapacak merakla bekliyorum. Yeni yön tabelasının çalışmadığına mı yoksa eskisinin hala kaldırılmadığına yanalım; bilemedim şimdi!...

 

Yazının devamı...

Suç ve ceza

11 Ocak 2017

YAŞAM ince bir çizgi... Ama hiç kimse sağlığımıza kastedecek kadar cesur olmamalı; diye düşünüyorum. Bakın sağlığımız için jandarma dahil olmak üzere zabıta ekipleri, Tarım İl Müdürlüğü ekipleri o kadar hummalı çalışırken, neden sağlığımızla oynayan istismarcılar, küçük cezalarla adliye kapısından kolayca çıkar?



**
İşte bu kilit sorunun bir cevabı olmalı. Ortada bir suç var. Üstelik bu suçun sonunda sağlığımızı alt-üst edecek ve tamamen yaşam kalitemizi etkileyecek kadar büyük. Peki yasa önünde neden bu kişi/kişiler küçük para cezalarıyla savuşturulur ki!.. Adeta bu kişi/kişiler yeniden aynı suçu işlemeye teşvik ediliyor. Ehh burada ters giden birşeyler var sanki!.. Yapan yaptığıyla, sağlığını kaybeden kaybettiğiyle kalıyor. Yıllar önce Uğur Dündar’ın ekiplerle bu tarz üretim yerlerine yaptığı baskınları hepimiz hatırlarız. Yazık ki o yıllarda bu güne değişen birşey yok!
O dönemlerde kırmızı bibere tuğla tozu atanlar şimdilerde elmanın daha parlak olması için kimyasallar kullanıyor.



**
Bakın Manavgat’ta bir çiftlikte atlarla yakalanan şüpheliler, ifadesinde ‘ben bu etleri köpeklere verecektim’ derse suç teşkil etmiyor. Üstelik jandarma da bu etleri pazarlarken şüphelileri yakalayamadığı için kişiler serbest bırakılabiliyor.
Oysaki jandarma bu suçu işleyen kişilerin takibini sürdürse, belki de şüphelileri at etlerini bir kasaba pazarlarken yakalayacak.
Yani yasa tam suçüstü istiyor. Kesim yerinde at eti sakatatlarının bulunması bir delil olmuyor anlayacağınız!
Ya da aramızdan birinin yediği etten zehirlenmesi, ölmesi gerekiyor!..
Ehh artık aramızdan ayrılan biri olmadığına göre at eti ve çamaşır makinesinden çıkan midye dolmaları yemeye devam... Bu arada bu suçu işleyenlerin ‘Adam Öldürmeye Teşebbüs’ten
yargılanması neden mümkün olmaz?

Yazının devamı...

Çakma kasaplar aramızda!..

8 Ocak 2017

Ama her nedense ne jandarmanın ne de polisin dikkatini çekiyor. Neyseki sağlığımızı düşünen bir vatandaşın ihbarı üzerine jandarma ekipleri çiftliğe baskın yapıyor. Çiftliğe girince bir de ne görsünler; ortalıkta at etleri, sakatatlar ve kamyonette kesimi bekleyen diğer canlı atlar... Şimdi sıkı durun; bu çiftlikte 240 adet at kesilmiş. Bu jandarmanın bildiği ama açıklamadan çekindiği kısmı.
Açıklasa ne olur ki!.. Baksanıza 7 atı kesim için hazırlayan şüpheliler, adliyeden o kadar kolay çıkıyor ki...
**
Çamaşır makinesinde midye dolma üretimi yapanlardan,
Simidin dökülen susamını tekrar yeni simitlerde kullananlara kadar...
Beyaz peyniri, küflenen kaşarların ne olduğunu sormayın bile...
Sağlığımız bu kadar ucuz mu?



**
Sanırım öyle gibi!.. Yakalanan bu simsarların eline sembolik bir ceza makbuzu kesip bırakacak kadar!.. Oysaki bu kişi/kişilerin ‘Adam öldürmeye teşebbüsten’ yargı karşısına çıkması gerekmez mi?
Ama aramızda, ‘Atın Ölümü Arpadan Olsun’ diyecek kadar kısır düşünenlerin arasında ne kadar doğruyu buluruz; anlamakta güçlük çekiyorum.
**
Bu arada acaba sayın savcı şüphelilere, kesilen atları hangi kasaba sattığını sordu mu? Yoksa lahmacunun üzerindeki kıyma mı ya da bir sucukla evlerimize mi girdi? Ya da ‘her şey dahil’ sistemi içinde tükendi mi?
İçimi kemiren ve yanıtsız kalan diğer bir soru ise bu işin değişik çiftliklerde 8-10 aydır devam ettiği iddiası...
İşte bu sorunun cevabı şimdi aramızda olan bu kişilerde yani çakma kasaplarda...
Kimbilir belki de hala kaçak hayvan kesimi yapıyor olması gerçeğinde saklı...
Gittiğiniz köylerde hiç dikkat ediyor musunuz ne at kaldı ne de eşek?..
Toplum sağlığını koruyamadığımız gibi sembolik cezalar kesersek, o çakma kasaplar yine at-eşek kesmeye devam edecektir!..
Neyse aman siz siz olun da ‘keçileri’ kaçırmayın; malum çevremiz gerçek-çakma kasap dolu...

****

YAP-BOZ BU OLSA GEREK


Antalya’ya köprülü kavşak denince hep aklımıza bu çalışmalar gelecek gibi... Her nedense bitmek bilmeyen bir çalışma var!.. Yoksa köprülü kavşaklar şimdiden çöküyor mu?

Yazının devamı...

Bir yılın değerini anlamak!...

1 Ocak 2017

Bu kelimenin altında hep bir düş, hayaller vardır... Derken cümle şöyle başlar: “Bir düş kurdum...” Sonra mı? O düşü yaşamak veya
yaşatmakla devam ederiz...
2017 ve yeni yılın ilk günündeyiz; işte!.. Bugün elimize verilen boş ve beyaz bir kağıt gibidir. Kimi onu bir çocuk gibi kullanır ve sonra çöpe fırlatır. Kimi ise onun üzerine bir sanat icra eder; bir şiir yazar; mükemmel bir hayat kompozisyonu inşa eder; hayatı nakış gibi örer.
Sahip olduğun her dakikanın ardından her gün bir başka koca gün daha... Bu ölünceye kadar böyle devam
eder; gider... Buradan bakınca bir gün, bir ay, bir yıl ve bir ömür hepsi aynı şey değil mi?
Diğerinden pek farkı yoktur! Fransız filozof Jean de La Bruyere; “Zamanlarını en kötü şekilde kullananlar, en çok, zamanın
kısalığından şikayet edenlerdir” diyor.
**
- Bir yılın değerini anlamak için...
Okul sıralarında bir dersin final sınavını başarısızlıkla sonuçlandıran bir öğrenciye sormak gerek.
**
-  Bir ayın değerini anlamak için...
Genç ve erken doğum yapan bir anneye sormak gerek...
**
-  Bir haftanın değerini anlamak için...
Haftalık yayın yapan bir gazetenin editörüne sormak gerek...
**
-  Bir saatin değerini anlamak için...
Genç-yaşlı farketmez buluşmak için bekleyen aşıklara sormak gerek...
**
- Bir dakikanın değerini anlamak için...
Bir yolculuğa çıkmak için treni, otobüsü veya uçağı kaçıran birine sormak gerek...
**
- Bir saniyenin değerini anlamak için...
Yaşamda her an oluşabilecek kazalardan kurtulan birine sormak gerek...
**
Özetle; zaman kimse için beklemez. Yaşadığınız her nefesin kıymetini bilin. Bir olsun ve de birlikte olsun!.. Barış ve mutluluğu istemekten öte besledikçe yaşayacağımızı ve yaşatacağımızı unutmamamız dileğiyle...

****

 


ALÇIDAN OLSA DA...

ANTALYA, ‘Kemer’de dağlık alanda 20 ton külçe altın bulundu’ iddiası ile çalkalandı daha birkaç gün öncesi... Ya sonra çok sürmeden Antalya Valisi Münir Karaloğlu, Twitter hesabından esprili bir paylaşımda bulunarak, “Hayaller altın, gerçekler alçı” ifadesiyle son noktayı koydu. Meğer bulunanlar, 369 adet altın rengine boyanmış alçıdan külçelermiş. Üstelik dağlık alanda... Bak sen şu işe... Dağlık alana saklanan bu nasıl bir hayal ki!..
Bu hangi işgüzarın fantezisi... Neyse 2016 yılının son günleri olmasına rağmen ‘belki’ diyerek bu hayali
yaşamak güzeldi.. Umarım bu haberlerden sonra bazıları o bölgede dedektörlerini alarak kendisini dağlara vurmaz.

****

ANTALYA'YA ÇOK YAKIŞACAK 

ANTALYA’da ulaşım konusunda gerçekten devrim niteliğinde bir adım atıldı. Yeni turkuaz 50 otobüs Antalya sokaklarında yerini alıyor. Bir anlamda karayolunun rengi değişirken, o viran toplu ulaşım araçlarından yeni teknolojik araçlara geçmek büyük keyif. Bu konuda büyük emeği olan Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Menderes Türel’e ve ekip arkadaşlarına teşekkür ediyorum.
**
Bir de o araçların yolcularını almak için girdiği durakların düzenlediğini düşünürseniz; Antalya’da ulaşım küçük dokunuşlarla büyük adımları yaşayacak. Antalya kazanıyor; kazanmaya da devam edecek.

 

Yazının devamı...

Bu can, bu bilek, bu yürek bizim

25 Aralık 2016

Okul sıralarından geleceğimize hatta torunlarımıza dizelerle şen şakrak (!) söyleriz bu türküyü...
**
İşte 19 Aralık Pazartesi Kemer’de Phaselis Antik Kenti karşısındaki Cuma Yeri mevkisindeki ormanlık alanında başlayan yangında şen şakrak (!) dillerde söylenen bu türkü şimdilerde artık çığlıklara döndü. İtfaiye ekipleri tarafından söndürülemeyen yangına vatandaşlar ve bölgedeki otel genel müdürleri bile katılarak çalışmalara destek vermişlerdi. Kısaca gösterilen duyarlılık, vatandaşlık örneği unutulmayacak türden... Teşekkürler Kemer’e; teşekkürler genel müdürlere...
İşte o gün bu alanda büyüyen duyarlılık, yükselen alevlerle dumanın arasından bu türküyü çığlıklara dönüştürdü...
Sizce Orman Genel Müdürlüğü (OGM) bu türküyü ne kadar bilir; bizimle söyler mi?
Hadi gelin bu türküyü, can alıcı sözlerini birlikte hatırlayalım...
**
Dağlar, Taşlar Ağaç Olacak,
Yaz Gelecek, Kış Gelecek,
Ülkemiz Cennet
Kalacak,
Kazmalar Elimizde Çukur Açalım,
Kürekler Elimizde Toprak Atalım.
Yaz Demeden, Kış Demeden
Ağaç Dikelim, Hey!
Günler Geçecek, Aylar Geçecek,
Yağmur Yağacak, Güneş Açacak,
Her Bir Fidan Ağaç Olacak.
Bu Can, Bu Bilek, Bu Yürek Bizim,
Bu Ülke Bizim, Bu Emek Bizim,
Biz Çalışır, Biz Yoktan Yaparız.
Yaz Demeden, Kış Demeden
Ağaç Dikelim Hey!
**
“Bu Can, Bu Bilek, Bu Yürek Bizim, Bu Ülke Bizim, Bu Emek Bizim, Biz Çalışır, Biz Yoktan Yaparız...”
Bu sözler ne de güçlü değil mi? Yaparız; elbette yaparız da işte yanan orman alanlarından sonra her şey bu türküdeki gibi olmuyor!.. Bakın daha Adrasan yangının ağrıları geçmeden Kumluca’daki yangının yaraları daha sarılmaya çalışılıyor. Oysaki Orman Genel Müdürlüğü yetkililerinin, ‘Ağaç ekiyoruz; yeniden ağaçlandırıyoruz; biz yaparız” demeden önce bu sorunun temeline inmek gerekmez mi? Her nedense kül olduktan sonra çözüm arayışındayız. Sorunun çözümü 50 yıl bekleyerek yeniden yeşillendirme çalışmaları yapmak olmasa gerek. Bakın Kumluca yangınında sera atıklarının neden olduğu gösterilmişti.
- Peki soralım mı Kumluca Belediye Başkanı Hüsamettin Çetinkaya’ya bölgenizdeki sera atıklarına çözüm bulundu mu?
- Peki soralım mı yüksek gerilim elektrik hattından oluşan yangınlara çözüm bulundu mu?
Sanırım bu ve bunun gibi soruların cevabı Orman Genel Müdürlüğü’nün (OGM) arşivlerinde saklı.
Ne zaman yangın çıktı ve ne zaman yangının oluş nedenlerini sorsak, neden kış sezonu amfilik uçaklar bulunmaz diye sorduğumuzda aldığımız cevap her nedense hep aynı.

Fotoğraf: Levent YENİGÜN/DHA

**
“Amfilik yangın uçakları dünyada olduğu gibi ülkemizde de kiralanıyor. Yangın vakalarında ve söndürme çalışmalarında olumlu
sayılabilecek dünya kriterlerinin çok üzerindeyiz. (Yani yanıyoruz ama yangınları da söndürebiliyoruz) Bunu da itfaiye teşkilatının cansiperhane çalışmasına borçluyuz” deniliyor. İhtiyaç duyulan amfilik uçaklar için de üzgünüm ki; ancak 2020 yılında 20 amfilik uçağı müdürlüğün kullanması için temsil edileceği açıklanıyor... Yani bu tam bir algı sanırım; ya da geçmişten gelen bir zaafiyet... Daha geçen aylarda Akseki’deki okul yangınında binanın üzerine yangın helikopteriyle havadan müdahale edildiğini düşünürsek; bu işin ne kadar doğru yönetildiğini anlamış oluruz sanırım!..
‘Ağaç dikiyoruz’ diyenlere; yangın helikopterlerinin şehir merkezindeki yangınlarda kullanılmayacağını söylemekte fayda var; neden mi tehlikeli de ondan.
**
Son 2-3 ay öncesine gidersek özellikle Göynük’te bu uçaklar sezonluk kiralandığı için yangın 10 gün sürdü ve 35 hektarlık alan kül oldu.
OGM’ye sorsak; ‘itfaiye ekipleri yine de cansiperhane çalıştı!.. İhtiyaç halinde o uçakları gönderiyoruz’ cevabı alacağız. Peki nerede amfilik uçaklar? 10 gün yanan bir yer için ihtiyaç duyulmaz mı?
Sezonluk kiralanıyor nasıl olsa...
Yani dünyada olduğu gibi... Yine de olsun 2020 yılında 20 amfilik uçağımız olacak nasıl olsa!

***

 

TEŞEKKÜRLER ETO’O

ANTALYA seninle ne kadar gurur duysa az bile. Ama bir türlü Antalyaspor senin kıymetini bilemedi sanki. Geldiğin günden beri Antalya’da ınstagram hesabından Antalya, Antalyaspor ve bölgemizin öne çıkan değerlerini paylaşarak ülkemiz adına büyük bir reklama imza attın. Üstelik 16 Temmuz’da yapılacak ve darbe girişimi nedeniyle yapılamayan etkinlikte dünya yıldızlarını Antalya’ya getirmiş ve kentimizi öne çıkarman bizim için çok değerliydi. Teşekkürler Samuel Eto’o, seni seviyoruz...

 

Yazının devamı...

Bu hastaneye kim izin verdi?

18 Aralık 2016

Yok neden olsun ki; biz toplumca başımıza bir iş gelince uyaranları sıralıyoruz. Yoksa ne hatırlıyoruz ne de önemsiyoruz. Yanlış veya doğruyu ortaya koyan yasalar ve yönetmelikler olsa da yine bir şekilde yapıldığıyla
kalıyor!..
**
Kent içinde uygunsuz yerlere bir şekilde yerleşen çok sayıdaki akaryakıt istasyonları, yine apartmanların alt katlarında olmaması gereken tüp satan işletmeler, pastane ve fırınları... Yapı, usulsüzlük mü bizde aklının almadığı kadar... Denetim mi sormaya bile gerek!.. Üstelik çoğu zaman yasada uygun olmasa bile bir yönetmelikle iş oluruna vardırılıyor; zaten... Burada maksat vatandaşın işi görülsün o
kadar. Yani düz mantıkla çalışıyoruz; resmi-özel, her kurum aynı işleyişe bağlı...
Bakın onlardan biri daha... Hastane olduğu için dikkatimi çekti; yoksa kentte baktığın yerde bir eksiklik var; zaten...

Perge Bulvarı üzerinde Kamu Hastaneler Birliği’ne bağlı bir hastanenin ek binası. Hepimizin 3 yıldır görmeye alıştığı Atatürk
Devlet Hastanesi, Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hizmet binası. Aslında inşaat aşamasında çok tartışmalara neden
olsa bile bugün o bina hizmet veriyor işte... Üstelik aralarından 100 metre mesefa bile olmayan bir akaryakıt istasyonu olmasına rağmen...
Akaryakıt istasyonu dedim; evet benzin, gaz, mazot kokusuyla ve tehlikesiyle... Eğer bu binanın inşaatında
birileri bir yerde doğru yaptıysa; hastanenin yer seçimi konusunda neden aşağıdaki kurallara uygunluğu
yok sayıldı... Yoksa o bina ve diğerleri sırf olsun diyerek mevzuata mı uyduruldu? Nasıl ve hangi gerekçeyle bu hastane binası akaryakıt istasyonu ile komşu olabildi?



**
Sağlık Bakanlığı’nın hastane binasının yapılması konusunda ortaya koyduğu ve yasal olarak zorunlu olan binanın yer seçimi ve durumu hakkında net maddeleri var. Peki yasa ne diyor?

1) İmar ile ilgili mevzuat uyarınca özel hastane yapılabileceğine dair ilgili belediye tarafından düzenlenmiş belge,

2) Gürültü, hava ve su kirliliğine maruz olmadığının; insan sağlığını olumsuz yönde etkileyecek endüstriyel kuruluşlar ile gayrisıhhi müesseselerden uzak olduğunun valilik tarafından yetkilendirilmiş merci raporu ile tespit edilmesi,

3) Hastane binası için yeterli yeşil alan ayrıldığının ilgili belediye tarafından yazılı olarak belgelenmesi,

4) Ulaşım şartları, ulaşım noktaları açısından uygun ve ulaşılabilir olduğunun İl Trafik Komisyonu veya Belediye Ulaşım Koordinasyon
Merkezi raporu ile belgelenmesi,

5) Hasta ve hasta yakınları ile hastane çalışanları için, özel hastanenin otopark ihtiyacının yeterli olduğuna dair ilgili belediye tarafından düzenlenmiş belge...
Antalya’da bölge halkına sağlık hizmeti sunan Kamu Hastaneler Birliği’nin sadece hastane açmak için çaba sarfetmesinin dışında bu hastanelerin (resmi/ özel) otopark, acil servis giriş-çıkış ve ulaşım dahil daha bir çok sorununa nasıl çözüm bulduğunu gerçekten
çok merak ediyorum. Kamu Hastaneler Birliği’nin sadece bu hastaneyı baz almayıp, Antalya’daki özel dahil tüm hastanelerin bu 5 maddeyi yerine getirdiğine dair ilgili belgelerini kamuoyuyla paylaşması gerektiğini düşünüyorum.

ÇOK GEREKLİ Mİ?

Sorumlu belediye ve alt kurumların kentiçinde mantar gibi türeyen akaryakıt istasyonlarının açtırılmasına ‘dur’ demesi gerektiğine inanıyor; yetkilileri güvenliğimiz ve sağlığımız için göreve davet ediyorum.

****

 

ASAT: TÜKETİCİ HEYETİ'NE GİT!..

 

UNUTKANLIK değil mi? Bazen bir anahtarı bazen de bir faturayı ödemeyi unuturuz; istemeden... İşte unutkan bir okurumun sitemi...
Siteminde eleştirmekten öte herkesi etkileyen bu soruna çözüm bulmasını beklediği kurum ise Antalya Su ve Atıksu İdaresi Genel Müdürlüğü (ASAT) oldu.
Üstelik çözüm için gittiği kurumdan ‘Tüketici Mahkeme Heyeti’ne git’ denilecek tepki bile almış...
Neden mi?
Aylık su faturasını ödeyemeyi unutuyor. Haliyle kullandığı su hizmetini ödemesi için ihbar kağıdı gönderiliyor. Posta kutusuna
veya bir yere atılıyor tabi... İmza ile vermek yok. (Bu konu da ne kadar doğru tartışılır; elbette...) İhbarı görmeyerek borcunu ödeyemeyen okurumun Cumartesi gibi tatil gününde su saati mühürlenerek hizmeti durduruluyor. Ancak durumu farkederek (ASAT’ın cumartesi-pazar açık vezneleriyle) borcunu aynı gün ödeyen abonenin neden suyu
aynı gün açılmaz ki!.. Haftasonunu susuz geçirmek istemezseniz ve bir de mühürü kırıp suyu kullanma hatası yaparsanız vay halinize...
Bu kez posta kutunuza bir de mühür cezası konulacaktır...
Siz; siz olun sakın su saatindeki mühürü kırmayın; olur mu?.. ‘Haftasonu çalışmıyoruz’ diyen sayın yetkililer, bu konuda oluşan mağduriyetleri Tüketici Mahkeme Heyeti’ne yönlendirmek yerine fark yaratan çözümler üretmeniz daha doğru olmaz mı?

***

MILLETIMIZIN BAŞI SAĞ OLSUN

ÜLKEMIZIN birlik ve beraberliğini bozmaya yönelik hain terör saldırısı dün de yüzünü Kayseri’de gösterdi. Yüreklerimizde derin bir acı bırakan bu menfur saldırıyı yapanlar emellerine ulaşamayacaktır. Hepimizin birlik, beraberlik içinde tek vücut olması gerekmektedir. Beraberliğimize ve demokratik yaşamı hedef alan her türlü terör saldırısını lanetliyor, kınıyorum. Herkesi emniyet güçlerine destek olmaya, şüphelendiğimiz her olayı ihbar ederek yardımcı olmaya davet ediyorum.

 

Yazının devamı...

‘Git nereye dökersen dök!’

11 Aralık 2016

Sakin bir hata yaparak gezmeye gitmeyin...

Çünkü yine tarihe saygısızlıktan, tarihi aymazlığa ve hatta tarihi ayıba bile şahit olursunuz.
Yok ben yine de gitmek istiyorum diyorsanız; hadi birlikte gidelim.
Roma imparatorluk devrine tanıklık eden bu eserleri görmeye gittiğiniz yol üzerinde aradığınız her şeyi bulabilirsiniz. Aklınıza her ne geliyorsa!....
Moloz atıkları, cam, şişe, pet ve hatta bunlar yetmezmiş gibi bir de fuhuş!..
**
İşte bir gezi öncesi anısı!..
TODOKS Doğa Sporları Kulübü 2’nci Başkanı Gülşen Gedikoğlu, yürüyüş grubuna etkinlik öncesi bölgeyi tanımak için gidiyor. Aslında gittiğine değil de gördüklerine bin pişman oluyor.
Şöyle ki; çektiği fotoğraflara bakarsanız Antalya’nın ünlü firması olan Yeşil Gönen’in kamyoneti, iş yaptığı evlerden çıkardığı atıkları bu mevkiye dökerken görüntüleniyor.
Sadece Yeşil Gönen mi? Aslında pek sanmam; neden mi? Çevreyi incelerseniz sadece inşaat atıkları yok çünkü!..
Ama bu gezi anısında fotoğraf karesine onlar girdi işte; üstelik istemeden.
Bölgemizde yazık ki tarihini, geleceğini planlamayan birçok firma bu fotoğraf karesine kolaylıkla girebilir düzeyde...
Neden mi?
Çünkü ne kontrol var ne de denetim!... Birkaç çevreci vatandaşın duyarlılığı sayesinde bazı olaylar ortaya çıkıyor.
Şimdi Yeşil Gönen firmasının yetkililerinin bu fotoğraflara nasıl bir açıklama yapacağını merak ediyorum.
Gerçi kesin firma sahibinin bu olaydan haberi yoktur. Çalışanları firma sahibine söylemeden Varsak’a gelerek molozları bu tarihi alana dökmeyi düşünmüştür!..



Ya da kısa tanımı ‘Git nereye dökersen dök!’ mantığıyla bu fotoğraftaki aktörler olmuştur; çalışanlar.
Ha bir de bu molozların ağırlıklı cam olduğu belirtmekte de fayda var. Düşünsenize o cam kırıkları yazın bu yeşil alanın yanmasına neden olacak. Peki sorumlusu kim olacak?
Eğer ormanlık alan yanarsa, malum şüpheli kesin bir piknikçi!..
Tarih talanında ise kesin defineci!..
Dökeni de, döktüreni de ve dökmesi için hiçbir denetim yapmayanları tebrik ediyorum.
Bir de yüksek sesle ‘O tarihi yapanlar, bizim ecdadımız’ diyenler umarım bu ve bunun gibi eserlere ve ören yerlerine geç kalmadan sahip çıkarlar.
Yoksa gelecek kuşaklara aktaracağımız molozların arasında kalacak bir kaç taş kalıntı olacak!..
Üstelik öyle saygılıyız ki ve o kadar boş bir alan ki; fuhuş yapmayı da ihmal etmiyoruz burada. Ne güzel değil mi?
Ören ‘alan’ı da razı gelen de!..

***

Gerçekten çok korkunç!..

Hani teklif bile olsa kabul edilir gibi değil!...
Korku Evi’nde 20 yaşındaki bir genç, 17 yaşındaki sevgilisine evlilik teklifi yapıyor. ‘Mösyö’ adı verilen üzerine smokin kıyafeti giydirilmiş iskelet, elindeki yüzüğü genç kıza sunuyor. Bu Korku Evi’nin işletmeci mantığıyla bile olsa böylesi bir olaya tanıklık etmesi gerçekten çok korkunç!.. 
Unutmadan tekrar hatırlatalım; genç kızın yaşı 17!..
Eee tabi; bu olay karşısında ülkemizde daha çocuk yaştaki kızların evlendirildiği gerçeğini kabul edersek, yaşı gelmiş diyenler de çıkabilir aranızda!..


***

 

Antalya’ya yakıştı

Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin Mevlana Kavşağı’ndaki yeni binasındaki iki katlı meclis salonu çok şık oldu. Üstelik meclis üyeleri TBMM’deki gibi oylamaları parmak iziyle yapacak. Böylesi şık bir salonu Antalya’ya kazandıran başta Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel’e ve emeği geçen herkesin yüreğine sağlık. 
Yenilenen meclis binasının güzel kararlara vesile olması dileğiyle...

Yazının devamı...

Fotoğraftaki yönetici kim?

7 Aralık 2016

Daha önce de Antalya’da yüzünü gösteren bu çirkin taraftarlar bu kez Alanya’da ortaya çıktı. Güvenlik kamerası görüntülerinden
ortaya çıkan şiddetin boyutu ve stadyum girişinde bir uzman çavuşun tartaklandığı tartışma futbolun temel taşlarına, centilmenliğe
sığmıyor. Üstelik bunu da bir kulüp yöneticisinin yaptığı iddiası var. Gerçekten bu görüntülerden, yaşanan şiddet biz nereye gidiyoruz dedirtiyor. Bu kişilerin her ne kadar yönetici olsa bile takımdan uzaklaştırılması gerekiyor.

**

Şimdi Türkiye Futbol Federasyonu’nu (TFF) göreve çağırıyorum. Bu olayda tarafsız kalınmalı. Bu arada olayın perde arkasını Alanyaspor yöneticilerinin en hızlı şekilde ortaya çıkardığı güvenlik kameraları görüntülerinde bulmak yeterli bile oluyor. Gerçekten yakışmadı. Konyaspor’un tüm taraftarlarının böyle bilinçsiz ve fütursuz olacağını düşünmek bile istemiyorum. Beş parmağın beşi de bir değil tabi ki!.. Ama bu görüntüler ve Alanyaspor Kulüp Başkanı Hasan Çavuşoğlu’nun yaşananları anlatan açıklaması kamera görüntüleriyle birleşince gerçekten Süper Lig’e yakışmayan olaylar ortaya çıktı. Üstelik sahada maket bıçaklarının bulunması bile açıklanır gibi değil.

**

Bu olaylardan sonra misafir takım bile demek içimden gelmiyor açıkçası ama Alanya’ya gelen Konyalı misafirlerimiz stadyumdaki koltukları, tuvaletlere ve koridorlara büyük hasar verdi. Bunlar, kim, ne için yapılır anlamakta zorlanıyorum. Bunun adı tam olarak vandallık.Bu vandalları spordan uzaklaştırın. Hani Passolig vardı; kim buna uyuyor?
Bakın bir Konyaspor yöneticisi bile görevdeki uzman çavuşun üzerine yürüyor.
Oysaki o uzman çavuş sadece verilen görevini yapıyor. Ve her kim olursa olsun; kimse uzman çavuşa el uzatamaz. Kimse bu yöneticiye ‘sen kim oluyorsun da o askerin üzerine yürüyorsun?’ diye hesap sormayacak mı?
Bırakın; konunun federasyona gitmesini ilçedeki savcıların bu görüntüleri, haberleri
ihbar kabul ederek hemen harekete geçmesi gerekmez mi?
Evet bu kişinin acil olarak yargı önünde hesap vermesi toplumun üzerindeki baskıyı da hafifletecektir.

**

Bu arada Alanyaspor Kulüp Başkanı Hasan Çavuşoğlu’nu da alkışlıyorum. Belki Alanyaspor, Süper Lig’de bu sezon hedeflerini gerçekleştiremeyebilir ama Başkan Çavuşoğlu’nun yaşanan olayların ardından önce Konyaspor camiasından özür dileyerek, söze başlayarak stadyumdaki olayları değerlendirmesi (yani o klas duruşu) bence Alanyaspor’u Süper Lig’de birinci sıraya yerleştirdi bile. Tüm futbolseverler adına bu tür olayların tekrar yaşanmaması ve sorumluların acil olarak cezalandırılmasını bekliyoruz.

 

 

Yazının devamı...