"Oğuz Güven" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Oğuz Güven" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Oğuz Güven

İnönü'de bir kişi eksikti

28 Ekim 2011

Dolmabahçe'de denizden engelsiz esen poyraz,    
Daha da soğutuyor havayı.
Yanaklar ayazdan al al.  
Aklıma Van geliyor, utanıyorum üşümemden.
Daha da kızarıyor yüzüm.
İstanbul’un iki katı soğukta çadırlarda titreyenler,
çadır bile bulamayıp, bir battaniyeye sarılıp enkaz başında son bir umutla bekleyenler,
Acının ateşiyle dondurucu soğuğa göğüs gerenler.
Yüreğimdeki depremle tekrar sarsılıyorum.
Pazar gününden bu yana acının, umudun,
gözyaşının,sevincin,
yardımlaşmanın, kahrolası nefretin
kurtuluşun,ölümün /images/100/0x0/563d7a09f018fb32c8eecfe1
özverinin,yağmanın,
kalleşliğin,kardeşliğin,
hepsi birbiriyle harman olmuş,
yüzlerce hikayesine tanık oldum.
Ama o bir çift zeytin göz hiç gitmiyor gözümden.
Yunus'un kapkara şaşkın, masum gözleri.
Kurtarmada ilk müdahale diye, bir yastık vermişler Yunus'a.
Üzerinde bir başkasının cansız bedeni.
Sol omzunun üstünde ölümün soğuk eli,
Başını koyması için verilen yastığa dirseğini dayamış öylece bekliyor Yunus.
Ne bağırma, ne korku, ne bir gözyaşı, ne bir feryat.
Saatler sonra ölüm kalım savaşında, karanlığın içinden çıkarıyorlar.
O zaman görüyorum, üzerinde Fenerbahçe eşofmanı.
Saatin gecenin 10.00’u olduğunu öğrenince,
“Sakın babama söylemeyin” diyor,13 yaşın tüm masumiyetiyle.
Azra bebekle birlikte depremin, umudun simgesi olacaktı Yunus Geray.
Hain müteahhit çalmasaydı demirden, çimentodan.
Doğru,dürüst denetleseydi Belediye memurları.
Vücudunun yarısı daha kolonun altındayken, ezilen bölgede biriken potasyuma karşı, serum takılıp kan dengesi ayarlansaydı.(Bunu ben değil Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi söylüyor)
Deprem bölgesi Van’da tam teşekküllü bir devlet hastanesi bulunsaydı.
Erzurum’a 434 kilometre yola ambulansla yollanmasaydı.
Belki de yaşıyor olacaktı Yunus.
Merakla bekleyecekti Beşiktaş-Fenerbahçe derbisinin sonucunu.
O kara gözleri ve üzerinde Fenerbahçe eşofmanını görür görmez, “İyileşince Yunus’u Fenerbahçe maçına getirteceğim” dedim arkadaşlara.
Sabah ölüm haberini aldığımda gözlerimde yaş bombaları patladı.
Aslında biliyor musun Yunus, sen değil, bizdik enkazın altında kalan.
Yok be Yunus ne işim var maçta. Gitmiyorum stada sensiz.
“Maç kaç kaç bitti” ? diye sorarsan,
Maç 2-2 bitti. Fenerbahçe yenilmezlik serisini sürdürdü.

Yazının devamı...

İnönü'de bir kişi eksikti

27 Ekim 2011

Dolmabahçe'de denizden engelsiz esen poyraz,
Daha da soğutuyor havayı.
Yanaklar ayazdan al al.
Aklıma Van geliyor, utanıyorum üşümemden.
Daha da kızarıyor yüzüm.
İstanbul’un iki katı soğukta çadırlarda titreyenler,
çadır bile bulamayıp, bir battaniyeye sarılıp enkaz başında son bir umutla bekleyenler,
Acının ateşiyle dondurucu soğuğa göğüs gerenler.
Yüreğimdeki depremle tekrar sarsılıyorum.

Pazar gününden bu yana acının, umudun,

gözyaşının,sevincin,/images/100/0x0/563cf39af018fb32c8ed5661

yardımlaşmanın, kahrolası nefretin

kurtuluşun,ölümün

özverinin,yağmanın,
kalleşliğin,kardeşliğin,

hepsi birbiriyle harman olmuş,
yüzlerce hikayesine tanık oldum.
Ama o bir çift zeytin göz hiç gitmiyor gözümden. 
Yunus'un kapkara şaşkın, masum gözleri.
Kurtarmada ilk müdahale diye, bir yastık vermişler Yunus'a.

Üzerinde bir başkasının cansız bedeni.
Sol omzunun üstünde ölümün soğuk eli,
Başını koyması için verilen yastığa dirseğini dayamış öylece bekliyor Yunus.
Ne bağırma, ne korku, ne bir gözyaşı, ne bir feryat.

Saatler sonra ölüm kalım savaşında, karanlığın içinden çıkarıyorlar.

O zaman görüyorum, üzerinde Fenerbahçe eşofmanı.

Saatin gecenin 10.00’u olduğunu öğrenince,

“Sakın babama söylemeyin” diyor,13 yaşın tüm masumiyetiyle.

Azra bebekle birlikte depremin, umudun simgesi olacaktı Yunus Geray.

Hain müteahhit çalmasaydı demirden, çimentodan.

Doğru,dürüst denetleseydi Belediye memurları.

Vücudunun yarısı daha kolonun altındayken, ezilen bölgede biriken potasyuma karşı, serum takılıp kan dengesi ayarlansaydı.(Bunu ben değil Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi söylüyor)

Deprem bölgesi Van’da tam teşekküllü bir devlet hastanesi bulunsaydı.

Ambulansla Erzurum’a 434 kilometre yola ambulansla yollanmasaydı.

Belki de yaşıyor olacaktı Yunus.

Merakla bekleyecekti Beşiktaş-Fenerbahçe derbisinin sonucunu.

O kara gözleri ve üzerinde Fenerbahçe eşofmanını görür görmez, “İyileşince Yunus’u Fenerbahçe maçına getirteceğim” dedim arkadaşlara.

Sabah ölüm haberini aldığımda gözlerimde yaş bombaları patladı.

Aslında biliyor musun Yunus, sen değil, bizdik enkazın altında kalan.

Yok be Yunus ne işim var maçta. Gitmiyorum stada sensiz.

“Maç kaç kaç bitti” ? diye sorarsan,

Maç 2-2 bitti. Fenerbahçe yenilmezlik serisini sürdürdü.

Yazının devamı...

Aşırı Fenerbahçe sevgisi öldürür mü

18 Ekim 2011

Kafileyi, havaalanında ellerinde meşalelerle yüzlerce kişi karşılıyor
Güvenlik nedeniyle futbolcuları yan kapıdan kaçırmaya çalışıyor bir takım aklı evveller.
Aykut KOCAMAN yüreğini ortaya koyuyor,”Olmaz öyle şey” diyor
Sarı lacivertli futbolcular taraftarıyla sarmaş dolaş oluyor.
Sevgilerinden ne yapacağını şaşıran taraftarların arasında kalan Stoch,sendeliyor, ezilme,
hatta ciddi bir sakatlık tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor.
Televizyonda bazı programlarda “Sevgiden öldürecekler” türünden,
“Ayı yavrusunu severken öldürür” sözüne atıf yapan imalı yorumlar yapılıyor.
Gülüyorlar.
Oysa ki, biliyorlar.
Fenerbahçe taraftarı 3 Temmuz’dan bu yana tutkunun, takım sevgisinin tarihini yeniden yazıyor.
Ve gelelim bir başka Fenerbahçe sevgisine.
Fenerbahçeli bazı ünlüler, “kulübe yardım kampanyası” için harekete geçiyor.
Ve taraftar yine ortaya çıkıyor.
“Fenerbahçe, Somali değil. Takımımı muhtaç duruma düşürmem” diye karşı çıkıyor.
Biliyorlar ki, "Yardım muhtaçlıktır",
O nedenle dayanışmayı seçiyor.
Fenerium’lara koşuyor, takımının formasını, kaşkolunu, taraftar kartını alıyor, satış rekorları kırıyor.
Saraçoğlu’nda, deplasmanda tribünleri dolduruyor.
Sokakta başlıyor, 90 dakika hiç susmuyor.
Onuruna leke getirecek, takımını aciz düşürecek hiçbir davranışı kabullenmiyor.
Eşi zor görülebilecek bir kenetlemenin, takımına sahip çıkmanın en güzel örneğini sergiliyor.
45 bin kadın ve çocuk stadı doldurarak dünyada bir ilki gerçekleştiriyor.
Kimi itiraf ediyor, kimi görmezliğe geliyor, kimi diş biliyor.
Ama içten içe sarı lacivertli taraftarları takdir ediyor.
O taraftar ki, “Onurumla oynama, Şampiyonlar Ligi’ne göndermedin, küme düşür” diyor
“Sokakta oyna biz kaldırımda izleriz” diye yeri göğü inletiyor.
Evet, taraftar futbolcusunu bağrına basarken kendinden geçiyor.
Ama aslında O Stoch'a, sevgisinden öldürmek için değil, 104 yıllık tarihe, tutkusuna sarılıyor.
Deplasmandaki Mersin İdman Yurdu maçı mı?
2-1 Fenerbahçe kazandı.
Aykut Kocaman ve futbolcuları seriye devam etti.

Yazının devamı...

Aykut Kocaman’ın korkutan sabrı

24 Eylül 2011

Geçen yılki ideal 11’den sadece bu üç futbolcu sahada

Takımın bel kemiğini oluşturan

Gökhan Gönül, Serdar Kesimal, Selçuk Şahin,

Emre Belözoğlu,Mehmet Topuz yok. Sakatlar.

Yabancı kısıtlaması ve takım kurgusu nedeniyle Dia ve Stoch gibi etkili kanat oyuncuları kulübede.

Tüm bunlara rağmen 11 günde dört maç 10 puan,

Her güne bir puan gibi bir şey.

Geçen yıl berabere biten Bursa maçında verilmeyen iki net penaltı,

Ve Manisa karşılamasında verilmeyen net gol nedeniyle kaybedilen dört puanı saymazsanız 22 maçlık müthiş bir galibiyet serisi.

Gaziantep, Kayseri, kaldırım hiç fark etmeden,

haksızlığa, hukuksuzluğa ve her türlü baskıya,

sıkıntıya, eziyete rağmen 90 dakika hiç susmayan

Yense de yenilse de gece yarısı gece 02.00-.3.00’lerde meşalelerle takımını karşılamaya Sabiha Gökçen Havaalanı’na koşan muhteşem bir taraftar.

45 bin kişilik bir orduyla “Onur mücadelesine” destek veren kadınlar.

Maç sonunda, önceki maçlarda olduğu gibi Kayseri’de de,oyundan alınan kaptan Alex’in öncülüğünde, dört maçtır kenarda bekleyen Stoch’uyla, Semih’iyle el ele kenetlenerek taraftarı selamlayan futbolcular.

Sosyal paylaşım sitelerinde,

“İstanbul Büyükşehir Belediye maçı kaç saat sonra” ,

“Kay –Seri’ye devam” gibi esprilerle yaşadıkları sıkıntılara pansuman yapan Fenerbahçeliler.

Birliği, beraberliği, dayanışmayı, sarı lacivert renktaşlığı gösteren muhteşem bir tablo.

Maç mı?

Fenerbahçe, Kayserispor’u deplasmanda 6.dakika’da Caner’in attığı golle 1-0 yendi.

Kötü bir futbol oynadı. Yense de, yenilse de hiç önemi yoktu.

Çünkü takımın başında, dayanışmanın simgesi haline gelen Kocaman bir yürek vardı.

Son bir şey söyleyeyim Aykut’un KOCAMAN sabrından korkulur.

Başkanını, yöneticilerini de tutuklasan, Şampiyonlar Ligi’ne de yollamasan, küme de düşürsen, her gün de maç yaptırsan, her maç ta cezalandırsan, golünü de vermesen 90 dakika Özer’e sabreden Aykut Kocaman, inanın ki bu sabrıyla tüm zorlukları aşar.

Yazının devamı...

Fenerbahçeli kadınlar gerçeği

23 Eylül 2011

Kadın-erkek eşitliğine aykırı diye karşı çıkanlar oldu.

Sarı lacivert düşmanlığı dillere destan bir kalem, Fenerbahçe’nin en büyük olduğunu yazdı.

Reha Muhtar "Freudcu" bir çözümleme sergiledi.

Manisalı futbolcuların flört yaparak motive olduğunu, Fenerbahçeli futbolcuların ise “bacı” mantığıyla etkisiz kaldığı gibi bir şeyler karaladı.

Kimi de Fenerbahçeli futbolcuların artistik hareketler yaparak oyunu bozduğunu söyledi

Gereksiz biçimde maçın skoru üstüne ahkam kesenler de oldu,

Fenerbahçeli kızın takımını galip zannettiğiyle dalga geçmeye kalkan zavallılar da.

Tiz seslerin Fenerbahçeli futbolcuların kimyasını bozduğundan dem vuranlar, “Devrim” diyenler bile oldu.

Hayatında ilk kez maça giden, hatta gitmeyip televizyonda ilgi ile izleyen kadın yazarlar hemcinslerinin bu büyük başarısından genellikle çok mutluydular.

Medya magazinsel baktı genellikle. Bir insanın hayatını karartarak “Kadını, erkek “bile yaptılar.

Oysa, bir günde twitter, facebook gibi sosyal paylaşım sitelerinden örgütlenen kadınların gecenin o saatinde Kadıköy’e akmalarının tek bir nedeni vardı. Onur mücadelesi.

Eşlerine, çocuklarına, babalarına, dayılarına, amcalarına, Fenerbahçe aşklarına 80 gündür çektirilen eziyete bir başkaldırıydı.

Hukuksuzluğa, hak gaspına, yok etme politikasına karşı bir isyandı.

Dünyada manşet olan bu gösteri sosyal bir olaydır. Sivil itaatsizliktir.

Almanya’daki seçimlerde “internet partisi” olarak bilinen Korsan Parti’nin girdiği ilk seçimde aldığı yüzde 9’luk oy herkesi şaşırttı. Oysa şaşırmayın, sosyal medyayı dikkatle izleyin. Kimse kendine verileni, başkalarının kurallarını koyduğu oyunu oynamak istemiyor. Kendi kuralını, kendi fikrini dile getiriyor. Bunu anlamadan da yeni kurulacak dünyayı anlamak zor.

Bu gerçeği bize gösterdikleri için Fenerbahçeli kadınlara bir kez daha teşekkürler.  

Yazının devamı...

Tutkulara gem vuramazsın

22 Eylül 2011

 

Şampiyonlar Ligi’ne yollanmadı ama küme de düşürülmedi.

 

Üç futbolcusu milli takımda sakatlandı.   

 

Takımın bel kemiği beş oyuncusu yok.

 

Pazartesi, cuma, salı dört günde bir maç oynatıldı.

 

İki maç seyircisiz cezası verildi, sonra da birine kadınlar ve çocuklar girebilir dendi.

 

Hafta içi akşam saatine koydular maçı. Yetmedi bilet karmaşası çıkardılar.

 

Ama, Fenerbahçeli kadınlar cezayı karnavala dönüştürdü, Futbol Federasyonu’nu verdiği cezaya pişman etti.

 

Görüldü ki, her türlü baskıyı kurabilirsin ama tutkulara gem vuramazsın.

 

40 yıldır Fenerbahçe’nin hiçbir maçını kaçırmam ama böyle bir taraftarla, böyle bir görüntüyle ilk kez karşılaştım.

 

On binlerce kadın bilet kuyruğunda. Kaldırımda genç erkekler bağırıyor, “Sarıııı”, kuyruktaki kadınlar yanlarında çocukları yanıtlıyor, “Laciverttttt”, “Şampiyon” diyor kaldırım, “Fener” diye inletiyor kuyruktaki kadınlar caddeyi.

 

Üç saattir kuyrukta bekleyen başörtülü kadının karnında bir, ellerinden tuttuğu iki çocuk. Üstlerinde çubuklu Fenerbahçe forması, “Bu kuyruk beklenir mi?” diyorum, “Bu başka bir gün” diyor ekliyor, “Sabaha kadar bile beklerim.”

 

Tüylerim diken diken oluyor. Bu nasıl bir onur mücadelesidir. Fenerbahçe’ye, sarı lacivert renklere tutkulu eşe, çocuğuna destek çıkarak bu nasıl bir sahiplenmedir. Dünyada eşi görülmeyen bir futbol destanına tanıklık ediyorum.

 

Ne kadro, ne gol, ne sonuç.

 

Hiçbir şeyin önemi yok.

Maçı izleyemiyorum bile.

Tribünlerde her yaştan, her sosyal çevreden, türbanlısı, mini eteklisi, sarışını, esmeri on binlerce kadın.

Müthiş tiz bir uğultu.

41 bin 663 kişilik muhteşem bir kadın korosu,

Kulaklarım çınlıyor uğultudan

Alex, Alex, Alex diye tırmalayan bir ses

15. dakikada Selçuk çıkıyor, Gökay giriyor

İsimlerin hiçbir önemi yok

Tribünler inliyor yine “Sarı –lacivert- şampiyon-Fener”

Manisa atak yapıyor, yine ıslıkla karışık büyük bir uğultu 'yuhhhh' diye.

Ardından, ''Her yerde her zaman en büyük Fener'' gümbürtüsü,

 

basın tribününde ayaklarımızın altındaki beton titriyor.

Kaldırımların, ‘Sarı’ diye bağırmasına gerek yok, duyulmuyor çünkü.

Bence Fenerbahçeli futbolcular da şaşkın, ne oynadıklarını onlar da bilmiyorlar. 21 maçtır uyguladıkları oyun sistemlerini bir türlü oturtamadılar.

 

Onlar da dünyada bir ilki yaşamanın acemiliği içindeler.

 

Fenerbahçeli futbolcuların ayağına top geldi mi öyle bir şimşek çakıyor ki tribünden, sanırsınız gol pozisyonu. Oysa top daha Fenerbahçe sahasında. Futbolcu da şaşırıyor doğal ki, ‘rakip sahada altı pasın içinde miyim?’ diye bir bakınıyor etrafına.

 

Ve Goooooooooooooool

41. Dakika, Dia'dan sağdan sert bir şut

Fenerbahçe:1 Manisaspor:0

Tribünler bu kez ‘Bi daha, bi daha’ sesleriyle yıkılıyor.

Eller havada sallanıyor bu kez, 'Aşkınla coşkunla sen çok yaşa Fenerbahçe"

 

65 dakikada Ömer Aysan’ın vuruşunda Bilica topu kendi ağlarına gönderiyor. 1-1.Pozisyonun başlangıcı ofsayt, ama kadınların sesi daha da güçleniyor, “Haydi Fener haydi Fener haydi, tam zamanı tam zamanı şimdi.”

 

Ömer Aysan, golün sevinciyle öpücük yolluyor tribünlere.

 

Kadınların tepkisi inanılmaz. “Yuhhhhhhh” olarak alıyor yanıtı.

 

90 artı 4‘de beklenen gol geliyor ama, Semih 1 metre geriden çıkmasına rağmen ofsayt gerekçesiyle iptal.

 

Kadınların pankartı geliyor aklıma, “Ofsaytı da biliriz, 50 bin olmayı da.”

 

Anlıyorum ki, kadınlarımız öğrendi ama yan hakemlerimiz öğrenemedi ofsaytı.

 

Son söz Kocaman ve futbolculara

 

Sonucun önemi yok, gönül koymayalım dedik başta ama, isteksiz, arzusuz, yanlışlıklarla dolu oyuncu değişimleriyle 10 kişi kalmış Manisa’yı yenip kadınları galibiyetle taçlandırmadınız ya, bilin ki gönlümüzü de kırdınız biraz.

Yazının devamı...

Kadınlar tribüne erkekler kaldırıma

20 Eylül 2011

“Seyircisiz oynama” cezasını kaldırdı.

Cezası olan takımın maçlarında tribünlere sadece kadın ve çocuklar alınacak.

Ve bu ilginç uygulama ilk kez 20 Eylül Salı akşamı Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu stadında uygulanacak.

Fenerbahçe ile Manisaspor arasında oynanacak süper lig karşılaşmasına sadece kadınlar ve çocuklar alınacak.

Üstelik stada girerken ücret de ödemeyecekler.

Yani Salı akşamı dünyada bir ilk yaşanacak.

Fenerbahçeli taraftarlar kararın açıklandığı Cumartesi gününden bu yana telaşlı bir heyecan içindeler

Acaba kadınlar tribünü doldurabilecek mi?”

büyük bir heyecan içinde.

Sarı  lacivert renklere gönül verenler,

eşlerini, kızlarını, annelerini, kız kardeşlerini ,sevgilisini, okul ya da iş arkadaşı kadınları maça götürmek için seferberlik ilan etti

Seferberliğin başını çeken de Kaptan Alex’in eşi Daiane De Souza.

Yönetim de harekete geçti.

Kadın yöneticiler canla başla çalışıyor tribünlerin dolması için.

Haydi kızlar maça diye çağrılar yapılıyor.

Ve ben de diyorum ki;

Aykut Kocaman ve futbolcularının alın terine sahip çıkmak için

Stadlardaki küfüre karşı büyük mücadele veren Aziz Yıldırım için

Kimi kadının aşkı, kimi kadının kuması Fenerbahçe’yi

Yalnız bırakmamak için;

Dünyada bir ilkin rekorunu kırarken “Ben de oradaydım” diye gururlanmak için

Hukuk dışı uygulamalara, Fenerbahçe’ye yapılan haksızlıklara karşı çıkmak için

80 gündür ızdırap çektirilen eşin, sevgilin, kardeşin, baban, amcan, dayın için

Sarı lacivert ojelerinizi, mavi rimellerinizi sürün

Trafik, yol, gece, çoluk çocuk bahanesine sığınmayın

Çünkü gün o gündür

Formaları giyin

Saraçoğlu tribünlerini çiçek bahçesine çevirin 

Erkekler kaldırımdan bağırsın “Sarıııııııı”

Ve tribünden kadınlar cevap versin “Laciverttt”

Platini sarsılsın sesinizle

Dünya manşetlerini süslesin haberleriniz

Haydi Fenerbahçeli kadınlar tribüne, erkekler kaldırıma

Nazım Hikmet dizeleri de benden armağan olsun size

“Kimi der ki kadın
Uzun kış gecelerinde yatmak içindir.
Kimi der ki kadın
Yeşil bir harman yerinde
Dokuz zilli köçek gibi oynatmak içindir.
Kimi der ki ayalimdir,
Boynumda taşıdığım vebalimdir.
Kimi der ki hamur yoğuran,
Kimi der ki çocuk doğuran,
Ne o, ne bu, ne döşek, ne köçek, ne ayal, ne vebal.
O benim kollarım, bacaklarım, başımdır.
Yavrum, annem, karım, kızkardeşim, hayat arkadaşımdır”

Yazının devamı...