"Rüştü Reçber" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Rüştü Reçber" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Rüştü Reçber

Rüştü Reçber

Hızlı oynayınca kazandı

9 Aralık 2018

Bordo mavili takım oyunu çok yönlü oynayabilecek isimlere sahip. Yusuf, Sosa, Abdülkadir ve Rodallega her an oyunun yönünü ve gidişatını değiştirebilecek oyuncular. Trabzonspor maçın ilk devresinde oyunu kontrolünde tutmayı başardı. Topa sahip olmanın yanında dengeli oyunu acele etmeden, sabırla oynadılar.

İlk yarıdaki tek eksikleri hücum bölgesindeki hareketli oyunu gerektiği kadar hızlı yapamamalarıydı. Trabzonspor ikinci yarıda daha hızlı oynayarak hem atakların hem de pozisyonların sayısını artırdı. Baskılı oyunun karşılığını ilk olarak Abdülkadir’in kazandırdığı penaltı golüyle alan Trabzon, hemen 1 dakika sonra ikinci golü bulunca iyice rahatladı. Bu maç hepimize şunu bir kez daha gösterdi; Trabzonspor, özellikle evinde oynadığı maçlarda öne geçtikten sonra taraftarıyla beraber coşup, iştaha gelen bir takım. Dün de böyle oldu. Arka arkaya gelen 3 galibiyetle artık Trabzonspor’un da zirve yarışa ortak olduğunu rahatlıkla söylememiz mümkün.

Yazının devamı...

Karius'a dua etsin, 1 puanı da alamazdı!

8 Aralık 2018

Yakalanan kazanma trafiğinde belki de işleri yoluna tam anlamıyla koyacak bir viraj maçıydı bu. Şenol hocanın her türlü sıkıntı ve sorun içerisinde üretmeye çalıştığı çözüm seçenekleri içerisinde belki de en doğru olanın bu olduğunu gösterecek bir maçtı aynı zamanda.
Kazanılan özgüven ve istikrarırı perçinleşmesinin yanında her ne kadar liderle arasında puan farkı da olsa yarış içindeki rakiplerine gözdağı vereceği bir galibiyet elde edebilirdi Beşiktaş.
Sergen Yalçın Alanya’da ilk maçında gövde gösterisi yapmış ikinci maçından ise hüsranla ayrılmıştı. Fakat efsanesi olduğu takıma karşı duyguları ne olursa olsun geçmiş dönemlerde olduğu gibi puan çıkarmak hatta kazanmak için gerekli ne varsa onları da takımına aktaracağı kesindi. Ligde beraberliği olmayan iki takımdan biri olan Alanyaspor için önemli olanın sonuç olduğu söylemek yanlış olmazdı.

ACELE OYUN
Siyah beyazlı takım, maçı domine eden değil, kontrollü başlayan taraf oldu. Gerçi Alanyasporlu futbolcular da bu şekilde bir futbol için adeta gerektiği gibi hareket ettiler. Beşiktaş’ın geniş alanda oynaması Alanya’nın işine geldi çünkü bırakılan boşlukları değerlendirebilecek hızda oyuncuları vardı. Nitekim de öyle oldu. Kapılan her topta Beşiktaş kalesine hızla gittiler. Burada acele oyun moduna girince de bir çok atağı olumsuza çevirdiler. Fernandes, Campos ve Cisse 3’lüsü bu tehlikeleri yaratanların başında geliyordu.
Oyunun dengesini değiştirecek takımın Alanya olduğu gerçeği daha ilk 20 dakikada hissedildi. Beşiktaş’ın forvet hattı biraz durağan kalınca, orta alandaki futbolcular da onlara eklenince bu süreye kadar etki bakımndan zayıf kalan bir siyah beyazlı takım izledik. Sonrasında dengelenen oyunda Beşiktaş biraz kıpırdadı ama Alanya’nın tehditkar atakları endişe yarattı. Beşiktaş’ta ilk devrenin göze batanları Karius, defansta Necip, hücumda da Güven ve Querasma’ydı..

HAMLELER TUTMAYINCA

Yazının devamı...

Mustafa hoca yine farkını gösteriyor

4 Aralık 2018

Şu bir gerçek; Kasımpaşa bulunduğu noktayı sonuna kadar hak eden bir takım. Mustafa Denizli hocanın gelmesiyle ‘nerede ve hangi sahada olursak olalım tek hedef galibiyet’ parolasıyla oynayan bir ekibe dönüştüler. Bu felsefeyi bir takıma gelir gelmez kabul ettirmek kolay değildir. Fakat burada Mustafa hocadan bahsediyorsak, bu da kendisi için hiç de zor olmayan bir noktadır. Denizli, hücum futbolu felsefesini Türk futboluna entegre etmiş bir isimdir. Dolayısıyla Kasımpaşa takımına monte etmesi son derece normal. Evet rakibe pozisyon da veriyorlar ama hücum gücü olarak ağırlıklarını rakibe hissettiriyorlar. Dün akşam rakip Fenerbahçe de olsa, yer Kadıköy de olsa bunu yine başardılar. İyi başladılar, atak oynadılar hatta karşılığında penaltı da buldular ama penaltı kurtarmada bir ikon haline gelen kaleci Harun’u geçemediler. Burada hakemin çift vuruş kararını doğru bulmadığımı söylemeliyim. Aslında kural der ki: iki takımdan da penaltı atışı öncesi ceza sahasının içine giren varsa, atış gol olsa da olmasa da tekrar edilmelidir. Ama maçın hakemi, VAR’a rağmen böyle bir karar aldı. Bence bu ‘kural hatası’ ya da ‘görüş hatası’ mı diye tartışılmalıdır.

FENERBAHÇE GOLDEN SONRA REAKSİYON VERDİ

Kasımpaşa yine de kazanmak için geldiğini bu sefer normal gol atarak gösterdi. Bu golden sonra reaksiyon veren bir Fenerbahçe takımı izlemeye başladık. Verilen bu olumlu tepki Fenerbahçe’yi maça ortak ettiği gibi futbol olarak üstünlük kurmasını sağladı. Tabii gol ararken kalesinde pozisyon da verdi. Eğer Eduok ikinci golü kaçırmamış olsaydı, dün ilk yarıda farklı bir hikaye ortaya çıkardı.

İYİ OYUNUN KARŞILIĞI 2 GOL

Valbuena’nın ortasında Neustaedter’in golü ve Özgür Çek’in kendi kalesine attığı golle Fenerbahçe, ilk devrede oynadığı oyunun karşılığını aldı. Özellikle Mehmet Ekici’nin varlığı hücum çeşitlemesini artırmıştı. Barış ve Valbuena, özellikle ilk yarıda Ekici’ye eşlik eden isimlerdi.

EKİCİ İSTESE BU KADAR SAKATLANAMAZ

Maçın ikinci yarısında, kaldığı yerden devam eden bir Fenerbahçe takımı vardı. Hücum gücü yüksek bir takıma karşı oynamak kolay değildir. Kasımpaşa’nın bitiriciliğini de ön plana koyarsak, defans oyununu iyi oynamak zorunda kalmaları bütün riskleri almalarının önüne geçti. Mehmet Ekici ve Valbuena’nın çıkması atak gücünün azalmasına yol açtı. Özellikle pas hataları Fenerbahçe’yi zorlayan en önemli nedendi. Yapılan her pas hatası da Kasımpaşa’nın tehlike yaratması anlamına geliyordu. Yeteneğine güvendiğim Benzia’nın oyuna girdikten sonra ağırlığını koymaması takım adına büyük bir eksiklik oldu. Slimani’yi de maalesef göremedim. Bu arada yine söylüyorum ve yazıyorum; Mehmet Ekici’nin fiziksel olarak tam bir kontrolden geçmesi lazım. Bir futbolcu istese de bu kadar sakatlık yaşayamaz. Fenerbahçe, ilk yarının sonları ve ikinci devredeki oyunuyla 3 puanı belki alabilirdi ama yine karşılarına son vuruşlardaki beceriksizlik çıktı.

MAÇIN ADAMI:

Yazının devamı...

Nasıl oynamak gerekiyorsa öyle oynadılar

3 Aralık 2018

Lider Başakşehir’in kendi evinde kaybetmesi iki takımın da kazandığı zaman geçmiş haftalardaki puan kayıplarını bir nebze telafi edecek bir maçtı. Her iki ekibin de hafta içinde Avrupa maçları oynamış olması ve eksiklerinin fazla oluşu, elbette ki futbol kalitesini olumsuz etkileyecekti. Bütün bunların yanında iki teknik adam da kendi düşünce ve planlarına göre sahaya takımlarını sürdüler Derbilerde en önemli etken maçı istediğini, üstüne basarak rakibine hissettirmektir. Dün akşam özellikle ilk 30 dakika bunu taraftarıyla beraber Beşiktaş yaptı. İstekli oluşları, agresif tavırları ve sahanın her noktasında varlıklarını hissettirme düşünceleri üst seviyedeydi. Düşünün kaleci Karius’a ilk 20 dakikada 3 kez top geldi ve bunlar şut veya tehlikeli bir pozisyon olmayan toplardı.. Beşiktaş’ın oyunu rakip sahaya yıkma düşüncesi ve topun kaybedildiği yerdeki pres anlayışı Galatasaray’ın oyununu bir hayli zorladı hatta hiç oynayamamasına sebep oldu. Sadece rakibi oynatmama değil oynama felsefesi de yarım saatlik dilimde siyah beyazlılarda hep ön plandaydı. Öyle ki attıkları penaltı golünden sonra da bu oyunlarını devam ettirdiler. Beşiktaş’ın kazandığı penaltı da hakem Cüneyt Çakır’ın kararı doğruydu. Hatta ilk yarıda verdiği kararların hemen hemen hepsi doğruydu.

G.SARAY’I OZAN UYANDIRDI

Galatasaray yediği golden sonra da Beşiktaş’ın oyunu kabullenmek zorunda kaldı ve reaksiyon göstermeyi başaramadı. Fakat ne zaman kornerde oluşan pozisyonda Ozan’ın topu direkten döndü. O zaman uyandılar ve cesaretlendiler. Sonuçta da oyunu dengelemeyi başardılar ve ilk devre bitene kadar da Beşiktaş’ın sahasında olmayı başardılar.

GECENİN YILDIZI ÇAKIR

Beşiktaş’taki Güven-Atiba değişikliği pek etkili olmadı. Şenol hocanın orta alandaki direnci arttırma isteği Atiba’nın fiziksel olarak iyi olmayışından dolayı gerçekleşmedi. Galatasaray’ın zorladığı bu dakikalarda Onyekuru ile bir penaltı kazandıa ama gecenin yıldızı Cüneyt Çakır verdiği kararı VAR ile iptal etti..

ADEM LJAJIC FUTBOL VİRTÜÖZÜ OLMA YOLUNDA

Yazının devamı...

Fenerbahçe'nin tek eksiği son vuruştu!

30 Kasım 2018

Kazanmak, diğer maçın skoruna bakmaksızın gruptan çıkmayı garantilemek anlamına geliyordu. Yenilmemek de kayıp sayılmazdı zira alınacak 1 puan diğer maçın skoruna göre tur için yeterli olabilirdi. Dinamo Zagreb’in topla iyi olduğunu, pas oyunundaki başarı oranını, hızlı oyundaki dengesini ve atak sonlandırmadaki başarısını ilk maçta görmüştük. Rakip, her ne kadar gruptan çıkmayı garantilemiş olsa da tehlikeli bir ekip. Böyle bir rakibe karşı disiplinli oynamak, hata yapmamak ve tehlikeli bölgeye sokmamak yapılacak işlerin başında geliyordu. Bunları yaparken de en büyük avantajımız taraftardı. Dün, hava oldukça soğuk olmasına rağmen tribündeki yerlerini alıp, takımlarının yanında oldular. İş artık sahadaki futbolcuların ne yapacağına kalmıştı.

BARIŞ VE VALBUENA KANATLARI İYİ KULLANDI

İlk yarıya baktığımızda seyirciyi de beni de tatmin eden bir futbol vardı. Mücadele ve kazanma arzusu üst düzeydeydi. Pozisyonlara girildi fakat yine aynı sorunla karşılaştık; bitiricilik. Bu, ilk 45 dakikada Fenerbahçe’nin tek eksiği idi. Barış Alıcı ve Valbuena kanatları gayet iyi kullandılar. İstenilen seviyede orta girişimleri vardı fakat son dokunuşlar ve atak sonlandırmada hep eksik kalındı.

YANLIŞ ZAMAN, YANLIŞ YER

Frey’in takıma bir şey katma isteğine saygı duymak gerekir. Fakat kendisine öncelikli görevini hatırlatmamız şart. Koşu var, mücadele var, pas alışverişi var, yardımlaşma da var ama birçoğu gereksiz. Frey’in önceliği rakip kale önünde bulunmasıdır. Dün akşam özellikle ilk yarıda olması gereken yerlerde çoğu zaman olmadı.

GÖREV DAĞILIMI İYİ YAPILMAZSA İŞLER ZORLAŞIR

Fenerbahçe hakkında olumlu buşeyleri yazarken rakibin de zaman zaman etkili geldiğini söyleyelim. Fakat burada Harun ve konsantrasyonu yüksek defans anlayışının devreye girmesi golü önledi. Valbuena sahanın her yerinde olmayı seviyor. Önemli olan saha içerinde görev dağılımını bu gibi durumlarda ayarlayabilmektir. Bunu yapamadıklarında rakibin tehlikeleriyle karşılaştılar. İkinci yarıda oyuna hakim olma düşüncesi ve gol bulma isteği yine ön plandaydı. Fırsatları yarattılar ama tıpkı ilk yarıda olduğu gibi son vuruş yine yoktu. 60. dakikadan sonrası sonra Dinamo Zagreb’in oyunu kontrol etmeye başladığı bölümlerdi. Rakibin oyunda ağırlığını hissettirmesiyle birlikte ilerleyen dakikalarda maç ‘gol yemeden bitirelim’ havasına büründü. Fenerbahçe’nin genel durumunu göz önüne alırsak Avrupa’daki bu tur, moralleri bir nebze düzeltmiş oldu. Maçın en güzel hareketi hakemin vermediği penaltıydı. Eğer penaltı da düdüğü çalsaydı Isla’yı da atmak zorunda kalacaktı. Yediğimiz goldeki pozisyonu iyi süzmesi ve golü vermemesi ise son derece doğruydu..

Maçın adamı:

Yazının devamı...

Daha çok isteyen kazandı

26 Kasım 2018

Maç öncesi en önemli güzellik F.Bahçe Başkanı Ali Koç’un Trabzon’da tribünde olmasıydı. Atılan bu karşılıklı adımlar umarım ilerleyen yıllarda büyüyerek gelişir. Bir başka güzellik de Medical Park Stadı’nda muhteşem bir taraftar topluluğunun olmasıydı. Trabzon seyircisi için F.Bahçe maçları her zaman farklıdır ve dün akşam bunu tüm Türkiye’ye bir kez daha gösterdiler. Geçen haftadan morali bozuk olarak sahaya çıkan Trabzonsporlu futbolcular, ortaya koydukları futbolla taraftarlarının bu coşkusuna yanıt verdiler.

Fenerbahçe maça istediği gibi başlayamadı. Özellikle ilk 15 dakikada Trabzon’un baskılı oyunu karşısında bir çözüm üretemediler. Trabzonspor duran toplarda ve rakibinin çıkarken kaptırdığı toplarla etkili oldu. İlk yarı boyunca sürekli gol arayan Yusuf’un birçok şutunu izledik. Bu şutlardan birinde takımına penaltı da kazandırdı ancak Rodallega’nın vuruşunu Harun kurtardı.

F.Bahçe pas oyununu oynamakta zorlandı. Bunu yapabilmek için hareketli, sürekli arayış içinde olmak şarttır. O zaman rakibin baskısını ve isteğini kırarsın. Sarı lacivertliler ilk yarıda iki tehlike yarattı. İkisinde de Valbuena başroldeydi ancak sonuç alamadı. Trabzonspor adına ise yüksek tempoda geçen bir ilk yarı izledik. İkinci yarıda da bu futbollarını devam ettirdiler. Gelen ilk gol de ortaya koyulan istekli futbolun karşılığı oldu: Asisti yapan sağ bek (Pereira), golü atan sol bek (Novak).... Takımın ne kadar istekliği olduğunun en güzel kanıtı.

BU KADROYLA ZOR

İLK golden sonra F.Bahçe’yi sahada göremedik. Yavaş oyunda gol bulmak zordur ancak kontratak yakalarsanız pozisyon üretebilirsiniz. Lakin o kadroyla, hele ki dün akşamki futbolla bu dediğimiz çok zor bir şey. Trabzonspor attığı golden sonra ne isteğinden ne iştahından bir şey kaybetmeden F.Bahçe’nin üstüne gitti. Birçok pozisyona girdiler, nihayetinde Sosa’nın klas golü farkı ikiye taşıdı.

KORKUNUN ECELE FAYDASI YOK

F.BAHÇE ikinci golden sonra ‘korkunun ecele faydası yok’ düşüncesiyle bir reaksiyon gösterdi ve bunun da karşılığını aldı. Frey’in 82. dakikada golü sonrası ‘Acaba G.Saray maçındaki geri dönüş burada da olur mu?’ sorusunu akıllara getirse de hakem Halil Umut Meler’in son düdük yenilgiyi tescil etti. Trabzonspor kazanmayı çok istedi. Ünal Hoca ve öğrencileri o kadar iyi hazırlanmışlar ki dün akşam ancak çok büyük aksilikler olsaydı belki kaybederlerdi. Ortaya koydukları futbolda her futbolcunun payı vardı ve ön plana birçok isim çıktı.

Yazının devamı...

Sonuçlar memnun edici peki ya oyun?

12 Kasım 2018

Evet Galatasaray derbisindeki geri dönüş sonrasında Anderlecht maçında kazanmak için ortaya konulan istek tüm camiayı mutlu etti. Bu iki maçta göze batan ortak nokta ‘korkunun ecele faydası yok’ mantığının hakim olmasıydı. ‘Cesaret ve istek...’

Bu iki unsur temel noktaydı. Her ne kadar kalite bakımından takımın seviyesi düşük olsa da bu iki maçta, oyun içerisinde skor olarak geride de olsa önde de olsa, disiplinden kopmadan sahada arayış içerisinde olmasının yolunu öğrenmiş olmaları. Kabul edelim; ligdeki konumları kimsenin alışık olmadığı bir durum.

Alanya maçı, iki maçlık pozitif yansımaların devamını getirmekten ziyade, lig sıralamasındaki hesapları ciddi şekilde ilgilendiren bir karşılaşmaydı. Maçta taraftarın desteği kadar Fenerbahçeli futbolcuların da isteği ve coşkusu bir hayli yüksekti. İlk yarıda futbolcuların doğru da olsa, yanlış da olsa mücadele etme şekilleri taraftarları açıkçası mest etti. Bu arada Koeman’ın Mehmet Topal ve Reyes varken Isla’yı defansif orta sahada kullanması ilginçti.

BOYUNDAN BÜYÜK İŞLER
Her futbolcu sahaya en iyisini yapmak için çıkar. Ama Valbuena bambaşka. Dün, tek başını fitili ateşlemek, uzun zamandır oynamamanın verdiği şevkle boyundan büyük işler başarmak için sahadaydı. Aynı zamanda oyundaki liderliği de bambaşkaydı. Ayew’in attığı goldeki mücadelesi, isteği ve yılmayışı buna çok güzel bir örnekti.

İKiNCİ YARIDAKİ DEĞİŞİM SERT OLDU
Gerçekten yüksek tempoda oynanan bir ilk devre seyrettik. Frey, Ayew, Valbuena ve her ne kadar pozisyonlarda görünmese de Slimani aşırı efor sarfettiler. İkinci yarı bu isimlerdeki düşüş Fenerbahçe için büyük sorun olabilirdi. Nitekim öyle oldu. Ama bu fark çok sert oldu. Bir anda oyunun her bölgesinde hissedildi, özellikle kalelerine yakın bölgede. Ve doğal olarak Alanya’nın etkili futbolunu görmeye başladık. Pozisyonlar bulmaya başladılar. Bu süreçte Harun’un kritik kurtarışları belki de maçın akışını değiştirdi.

Burada Koeman'ın oyuna müdahalesi önemliydi.bu müdahale geçiktikçe işlerin de zora gireceğide aşikardı.. Müdahalelere Valbuena-Benzia değişikliği ile başladı, sonrasında Slimani-Mehmet Topal ile devam etti.biraz dengeyi sağlasa da oyunun kontrolünü ele alamadı. Oyun sıradan bir hale gelince de geriye kalan tek şey maçı galip bitirmekti. Ve öyle de oldu.

Yazının devamı...

Quaresma olsaydı farklı olurdu

4 Kasım 2018

Beşiktaş da, Başakşehir de önceki gün ve dün oynanan maçların sonuçlarından memnun bir şekilde sahaya çıktı. Başakşehir için yenilmemek çok önemliydi. Beraberlik durumunda dahi puan cetvelinde liderliğini sürdürecek ve aradaki puan farkını koruyacaktı. Tabii bunun yanında galip gelirse, sadece 3 puan değil birçok şey kazanmış olacaktı. Beşiktaş’ta ise işler biraz daha karmaşıktı. Kazanmak ilk hedefti. Beraberlik veya mağlubiyet sezon başından bu yana istikrarı yakalayamayan siyah beyazlılara aynı düşünceleri tekrar hatırlatacaktı.

Abdullah Avcı orta sahayı kalabalık tutan, pas yapmayı seven, topun değerini bilen, mücadele eden ve futbol aklıyla oynayan futbolcuları sahaya sürmüştü. Bu isimlerden İrfan Can-Mahmut-Mossoro 3’lüsü iyi pas yaparak maçın yükünü çekmede, oyunu kontrol etmede ve yönlendirmede öne çıkacak isimlerdi. Elia ve Visca hızlı hücumu oynayabilen ve atak sonuçlandırmayı başaran isimlerdi. Abdullah Avcı maçın gidişatına göre de kulübesini hazırlamıştı. Beşiktaş ise geçen haftaki düzenle sahadaydı. Tek eksikleri kart cezalısı olan Quaresma idi. 4-4-2’yi oynamak kolay değildir bunun için birlikte oynamak şarttır. O da rakibe mesafe bırakmadan karşılamak ve hücum etmek demektir.

BEŞİKTAŞ'IN PLANI TUTTU; AMA...

Epureanu’nun attığı golde, topun düştüğü yere bakarsak, golün ayakla olması, ortadaki defansif hatayı gösteriyordu. Beşiktaş’ın orta alandaki presli oyunu ve baskılı futbolu Başakşehir’i hataya zorladı. Bu planlarında başarılı oldular ama pozisyonları değerlendirmede başarılı olamadılar.

ZORLANDIĞI HER AN MERT DEVREYE GİRDİ

Beşiktaş maç boyunca gol isteğinin karşılığını alamadı. Zorladı, zorladı ama netice gelmedi. Yüksek tempo yaptılar. Maç boyunca oyundan düşmeden puan için savaştılar ama istediklerini alamadılar. Şenol Güneş gerekli hamleleri yaptı. Bunlar temponun korunmasına katkı sağladı ama pozisyon üretmeye etkili olamadı. Özellikle Querasma’nın yokluğu hissedildi.. çünkü hareketli bir Beşiktaş vardı. Hiç durmayan ve arayış içinde olan. Eğer Querasma olsaydı bu anlamda işler farklı olabilirdi. Fakat şu gerçeği unutmamak gerekir... Dengeli oynamayı başaran ve skor koruma özelliği ile ön plana çıkan bir Başakşehir takımı vardı. Tabii ki pozisyonlar verdiler ama zorlandıkları anda da Mert devreye girdi..

MAÇIN ADAMI: MERT GÜNOK

Yazının devamı...