"Erdem Cürgen" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Erdem Cürgen" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Erdem Cürgen

Sinan Erdem ve olimpiyat

20 Temmuz 2017

Bu vesileyle bu hafta Sinan Erdem’in hayatınının son dönemini vakfettiği olimpiyatlardan konuşmak istiyorum.

Sinan Erdem, belki de hiç kimsenin aklında olmayan, ihtimal vermediği bir hayale doğru yelkenleri doldurma gayretine giren ilk isim oldu ülkemizde. 2000 Yaz Olimpiyatları adaylığıyla cılız adımlarla başlayan yolculuğumuzda, Hasan Arat önderliğindeki ekiple 2020 olimpiyatlarında hedefe yaklaştık, fakat finalde Tokyo’ya kaybetmemiz, uzun bir süre daha bu hayalden ayrı kalmamız sonucunu doğurdu.

2020 Olimpiyat oyunlarının kaybedilmesinin ardından İstanbul 2024 için adaylık başvurusunda bulunmadı. Los Angeles, Roma, Paris, Hamburg, Budapeşte gibi 3ü daha önce olimpiyat yapmış 5 aday şehrin ev sahibi olmak için yarıştığı sürecin finali önümüzdeki sonbaharda olacak, ben 1924 olimpiyatlarının 100.yılında Paris’in bir adım önde olduğunu düşünsem de, Roma’nın 2024 oyunlarını kazanması da pek sürpriz olmaz.

Los Angeles da her ne kadar güçlü bir aday olup, daha önce 2 kere olimpiyat oyunlarına ev sahipliği yapmış olsa da, 1896’da başlayan modern olimpiyat tarihinde, olimpiyat oyunlarının Avrupa kıtasından arka arkaya 3 olimpiyatta uzak kaldığı hiç olmamıştı. 2016 Rio ve 2020 Tokyo’dan sonra 2024 olimpiyatlarının da Avrupa kıtası dışına çıkması pek mümkün görünmüyor.

IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi) Delegelerinin yaptıkları seçimlerde, bugüne kadar net bir şekilde denge mekanizmasının işlediğini görmemizi sağlayacak birkaç örnek sıralayım.

Almanların 1.Dünya Savaşıyla Beraber Olimpiyatları kaybetmesi:

1914-18 yılları arasında devam eden 1.Dünya Savaşı nedeniyle, 1916 Berlin Olimpiyat Oyunları yapılmaz, savaş bittikten sonra sırasıyla olimpiyatlar 1920de Antwerp 1924de Paris 1928de Amsterdam ve 1932de Los Angeles da yapıldıktan sonra, 1936da Berlin’e tekrar sıra gelir. Dünya 2. Büyük savaşa koşar adım giderken, Berlin Olimpiyatlarının açılış töreni Adolf Hitler ve Naziler için tam bir gövde gösterisine dönüşür.

Yazının devamı...

Kırkpınar

13 Temmuz 2017

Açıkçası birkaç yıldır ben bu güreşleri büyük hüzünle takip ediyorum.

Olimpiyat dışı kalma tehlikesi ve televizyonda izlenirliğinin olmaması bahane edilerek son 10-15 yıl içerisinde, minder güreşinde devamlı olarak yapılan ucubik değişiklikler, yer yer güreşi bir güç sporu olmaktan öte bir şans sporu haline getiriyordu. 2005 yılında getirilen Zorunlu Bağlama kuralı bir çok kişi gibi bana göre de, bizim çocukluğumuzda severek izlediğimiz; Mehmet Akif Pirim, Mahmut Demir gibi efsanelerin altın madalyalarıyla coştuğumuz ata sporumuzdan bizi git gide uzaklaştırıyordu.

Tarihi Kırkpınar Güreşleri de maalesef bu değişikliklerden nasibini aldı. 15-20 yıldır yapılan değişiklikler, ki bir dönem eşitlik durumunda kura çekilmesi kuralı bile gelmişti, Kırkpınar’ın tarihine adeta ihanet gibiydi.

655 yılı geride bırakmış bir spor organizasyonu olan Kırkpınar’ın en büyük özelliği, rakibini yenmek için tuş etme gerekliliğiydi yani öyle tesadüfen, bacağından yakaladım bastırdım 1 puan aldım ile başarılı olamıyordun, güçlü ve gözü pek olman gerekiyordu. Tabir yerindeyse rakibini tartışmasız, eze eze yenmen gerekiyordu. Şimdi ise yarım saatlik klasik yağlı güreş; ki çeyrek finalden sonra bu yarım saatte pek sonuca gidilmiyor, daha sonra da uzatmalarda klasik minder güreşi; 2 puan alan kazanıyor, orada da sonuç çıkmazsa ilk puanı alan kazanıyor. Efsanelere konu olmuş, sabahtan başlayıp akşama kadar devam eden, bir günden fazla süren, galibi çıkmadığından başpehlivan seçilemeyen güreşler çoktan bitti.

Aliçoların, Adalı Halillerin, Koca Yusufların, Kurtdereli Mehmetlerin, Tekirdağlı Hüseyinlerin kemiklerini, 1990-97 arası 8 organizasyonun 7sinde Başpehlivan olan Ahmet Taşçı’nın yüreğini sızlatan Yeni Kırkpınar’da kurallar, yeni efsane pehlivanlar çıkarmayacak gibi görünüyor. Son 5 yılda 5 farklı ismin Başpehlivan olması da bunun bir göstergesi (Ali Gürbüz, İsmail Balaban, Fatih Atlı, Orhan Okulu, Recep Kara) bu sefer de şanslı kura çekip, fazla yıpranmadan finale kadar gelen, puanlama oyununda da şansı yaver gidenin kazanacağı güreşler bizleri bekliyor.

Kırkpınar’ın son yıllarda en istikrarlı ismi şüphesiz Kırkpınar Ağası Seyfettin Selim. Son 9 yılda 8 kez Kırkpınar Ağası olan Seyfettin Selim’i açık arttırmada geçebilen tek isim 2014 yılının Kırkpınar Ağası olan Süleyman Mercek’ti. 2014 yılının Kırkpınar Ağalığını 807.000 TL gibi rekor bir ücretle alan Süleyman Mercek bir daha ağalık yarışında boy göstermedi, o rekora ise şu an bir hayli uzağız. (Seyfettin Selim sırasıyla 2015-16-17 ağalıklarını; 200.000, 361.000 ve 400.000TL’ye almıştı.)

Herşeye rağmen, babalarımızdan bize vazgeçilmez bir hatıra olan Kırkpınar Yağlı Güreşlerinin finalleri için Pazar öğleden sonra NTV Spor karşısında olacağız.

Yazının devamı...

Eurosport'ta yaz keyfi: Wimbledon Tenis Turnuvası

6 Temmuz 2017

Öyle ki 1960’dan beri dağıtılan, alanında dünyanın belki de en prestijli ödülü olan BBC Yılın Sporcusu ödülünü Tenis dalında yarışan sporcular tam 16 kere kazanmıştır. Bu 16 ödülü kazananların tamamı, aynı yıl Wimbledon’un Tek Erkekler ya da Tek Kadınlar kategorisinde altın madalyaya sahip isimleridir.

İsviçre’li Roger Federer, Muhammed Ali ve Usain Bolt ile beraber bu ödülü 3’er kez kazanarak zirvede yerini almıştır. Çim kortun efendisi, bir çok otorite tarafından tarihin en büyük raketi olarak kabul edilen 35’lik kurt Federer, bu sene yeni bir Wimbledon zaferi kazanırsa belki de 4.kez bu ödülü alarak, zirveye tek başına kurulabilir. Her ne kadar toprak kort performansını çime taşıyamasa da 31 yaşındaki Rafael Nadal, Federer ile aralarındaki 3 grand slamlık farkı kapatmaya gayret edecektir. Son iki Wimbledon şampiyonu Novak Djokovic ve 2013’teki şampiyonluğuyla 1936’dan sonra Britanya’ya Wimbledon tek erkeklerde ilk altın madalyayı kazandıran Andy Murray ve hatta Marin Cilic, Milos Raonic gibi isimlerin de şampiyonluk yarışı vereceği tek erkekler maçları yine turnuvanın zirvesi olacak.

Petra Kvitova ve Karolina Pliskova’nın favori gösterildiği ama bu iki tenisçinin kazanamaması halinde 7-8 tane daha favori ismin ortaya çıkacağı kadınlar kategorisini de heyecanla takip edeceğiz.

Türkiye yayın haklarını 3 yıllığına Eurosport’un aldığı turnuva geçtiğimiz Pazartesi günü başladı ve benim bu yazıyı yazdığım ana kadar oynanan maçlarda turnuvanın majör favorilerinim tamamı yola devam ediyor.

Wimbledon yazımızı şimdilik bir anekdotla bitirelim. 2001 Wimbledon Tenis Turnuvası Erkeklerde sürpriz sonuçlara sahne olmuş, Dünya 125 numarası, daha önce Grand Slam şampiyonluğu olmayan Goran Ivanisevic ile daha önce 2 kere Amerika Açık’ı kazanıp, bir önceki yıl final yapmasına rağmen Wimbledon’da şampiyonluğu olmayan Patrick Rafter finale kalmışlardır.

Final maçından bir gün önce yaptığı basın toplantısında Goran Ivanisevic “Bu gece rüyama bir peri gelse ve bana dese ki, yarın şampiyon olacaksın ama bir daha tenis topuna asla vuramayacaksın, bunu hiç düşünmeden kabul ederdim” cümlesini kurar. Ertesi gün müthiş çekişmeli geçen ve 5.sete uzayan maçta, son seti 9-7 kazanan 30 yaşındaki Ivanisevic şampiyon olur ve gözyaşlarına hakim olamayarak kendisini çim korta bırakır. Kariyerinin ilk Grand Slam şampiyonluğu Ivanisevic’e aynı zamanda BBC Yılın Sporcusu ödülünü de getirecektir. (Ivanisevic’in şampiyonluk anını görmek isteyenler için link: http://www.dailymotion.com/video/x5sm21v)

Ivanisevic 2002 yılında omzundan geçirdiği sakatlık nedeniyle yıl boyunca sadece Avustralya Açık ve ATP Masters Miami turnuvasına katılır ikisinde de 2.turda elenir ve tenisi bırakır. Daha sonra tenise geri dönse de 2003’de sadece Indian Wells’e katılıp ilk turda elenir, 2004 yılında katıldığı ATP Turnuvalarında Monte Carlo ve Roma’da ilk turda, Miami’de 2.turda elenir.

Yazının devamı...

Video hakem

29 Haziran 2017

Uygulamanın yıllardır dillendirilmesi ve sonunda pilot turnuvalarda uygulanmaya başlaması, iki farklı cephe yaratmış durumda.

Hak ve adaletin sağlanması için, oyun da dursa kontrollerin yapılıp doğru kararın verilmesi gerektiğine inananlar bir tarafta, oyunun heyecanını ve akıcılığını azalttığı, özellikle gol sevinçlerini ortada bıraktığı için bu uygulamaya karşı çıkanlar karşı tarafta gözüküyor.

Öne geçen takım oyuncularının son 10-15 dakikada sakatlık bahanesiyle neredeyse ayağa kalkmadıkları, kendilerinden güçsüz rakiplere karşı bile, 1 bazen 2 farkla önde olan takımların, topu köşelere taşıyıp zaman geçirmeye odaklandığı bir ortamda, video hakem uygulaması oyunu yavaşlatıyor, akıcılığını engelliyor demek bana pek mantıklı gelmiyor. Asıl sorun gol boyutunda yaşanıyor, bugüne kadar mevcut uygulamada, orta hakem eliyle santra noktasını gösterdiğinde koşulsuz şekilde sevinebilirdin, her ne kadar bir sezonda, iki elin parmaklarını geçmeyecek miktarda, yardımcı hakemle görüşüp verilen gol kararlarının iptal edildiğini görmüş olsak da, bu çok ender görülen bir durumdu.

Konfederasyonlar Kupası ise sanki bu sistem öğrenilsin diye, devamlı tartışmalı kararların verildiği maçlarla başladı, örneğin Kamerun – Şili maçında, Şili’nin attığı 2.golde yardımcı hakem neye dayanarak ofsayt bayrağını kaldırdı anlamak mümkün değil, yardımcı hakemlerin bu denli hatalı kararlar vermeleri çok da sık karşılaşılan bir durum değil, yine Kamerun – Şili maçında yaşanan bir pozisyonda, serbest atış kullanan Kamerun’un bulduğu gol, Şili’li futbolcuya kafa vuruşundan önce faul yapıldığı gerekçesiyle iptal edildi, bu pozisyon video hakem ile düzeltilemedi, demek ki video hakem uygulaması, bu haliyle bazı hataları ortadan kaldıracak ama bazı hataları maalesef önleyemeyecek.

Konfederasyonlar Kupası ilk grup maçlarında en ez 5-6 pozisyonda video hakeme başvurulmuştu. Gol attığı için çılgınlar gibi sevinen futbolcuların video hakem kararını beklemeleri, ya da attıkları gol ofsayt gerekçesiyle iptal edilen oyuncuların, daha sonra karar değişse bile aynı sıcaklık ve heyecanla sevinememeleri seyir keyfini azaltan bir durum olarak ortaya çıkmıştı. Turnuvanın sonraki maçlarında gözlerimiz uygulamaya daha fazla alıştı. Futbolun zaten düşmüş olan seyir zevkine bu uygulama pek iyi gelmeyecek, olayın bir diğer tarafıysa yardımcı hakemlerin çok pasifize duruma düşmeleri, kaldırmadıkları bayrakların pek öneminin kalmamış olması nedeniyle, bundan sonra ofsayt konusunda en ufak tereddütü olan yardımcı hakemler bayraklarını kaldırmayıp, pozisyonun sonuçlanmasını bekleyebilirler ve bu şekilde bir çok gol iptali can sıkıcı olabilir. Mevcut sistem hatalı kaldırılan bayrağa çok kolay çözüm üretemezken, hatalı şekilde kaldırılmayan bayrağa çok rahat çözüm sunuyor.

Bu olayın maddi ve teknik boyutlarını düşünecek olursak; bu uygulama muhtemelen sadece canlı yayını olan maçlarda yapılabilecek gibi gözüküyor. 2.Lig ve daha alt liglerdeki takımların kaderleri yine bolca yapılabilecek hakem hatalarına bırakılmış durumda, hatta Türkiye Kupasında canlı yayının olduğu maçta uygulanıp, yayın olmayan maçta uygulanmaması gibi çifte standart yaratabilecek durumlar da söz konusu. Başlangıç tarihi olarak 2017-18 sezonunun ikinci yarısı öngörülüyor, bir futbol sezonunun yarısının video hakemsiz, yarısının video hakemli olması ne kadar doğru bir karar bunu da size bırakıyorum.

Uygulama nasıl devam edecek, ortaya nasıl sonuçlar çıkaracak bunu hep beraber yaşayarak göreceğiz ama kesin olarak görünen bir şey varsa, video hakem uygulaması ve teknolojinin müdahalesi şu an belirlenen sınırda kalmayacak, zamanla oyunun çok daha fazla içine girecek ve belki de bu süreç klasik hakemliğin sonu olacak.

İNGİLİZLER KURAL KOYMAYA DEVAM EDİYOR

Yazının devamı...

Ligler bitti, şimdi ne izleyeceğiz

16 Haziran 2017

KONFEDERASYONLAR KUPASI (17 Haziran – 2 Temmuz Rusya, Yayıncı: TRT Spor)

İlk olarak 1992’de yapılan, 1995’le 2005 arası 2 yılda bir yapılan ve 2005 yılından itibaren Dünya Kupalarından bir yıl önce, Dünya Kupasının yapılacağı ülkede, bir nevi Dünya Kupasına hazırlık ve ülkenin fiziki, teknolojik eksikliklerini de görmesini amaçlayan Konfederasyonlar Kupası, 8 takımla yapılmaktadır.

Bu 8 takım; ev sahibi ülke, son dünya şampiyonu ve 6 konfederasyonun şampiyonlarından oluşuyor.

Gelecek yıl yapılacak Dünya Kupası’nı müjdeleyen organizasyonun, son 3 şampiyonluğunu alan Brezilya; Güney Amerika Kupası’nı Şili’nin kazanmasından dolayı bu organizasyonda yer alamayacak.

Yine de futbolu kısa sürede özleyenler için Konfederasyonlar Kupası, maçların TRT’de yayınlanacak olmasıyla, gayet güzel bir alternatif olarak görünüyor. Bizim de 2002 Dünya Kupası 3.lüğünden sonra, bir kere 2003’de kısmen genç bir takımla katılarak 3.lük kazandığımız turnuvaya katılacak ülkeler şöyle:

A Grubu: Rusya (Ev Sahibi) Yeni Zelanda (Okyanusya Şampiyonu) Portekiz (Avrupa Şampiyonu) Meksika (Kuzey Amerika Şampiyonu)

B Grubu: Kamerun (Afrika Şampiyonu) Şili (Güney Amerika Şampiyonu) Avustralya (Asya Şampiyonu) Almanya (Dünya Şampiyonu)

Yazının devamı...

Finalin adı Fenerbahçe - Beşiktaş

8 Haziran 2017

Euroleague, Euroleague Play Off, Final Four, Türkiye Ligi, Türkiye Ligi Play-Off maçları dahil son 18 maçının tamamını kazanıp, rakiplerine adeta nefes aldırmayan Sarı – Lacivertliler’in finaldeki rakibi merak konusuydu. Salı günü Abdi İpekçi’deki belki de son resmi maç olan Anadolu Efes – Beşiktaş serisinin 4.maçıyla beraber Fenerbahçe’nin rakibi belli oldu.

Bir çok destanın yazıldığı Abdi İpekçi’ye Anadolu Efes, Beşiktaş karşısında 91-65’lik tarihi bir mağlubiyetle veda ettiği gibi, seriyi de 3-1 kaybederek, büyük hayal kırıklığı yarattı.

Normal sezonu 2.bitirmesi çok önemsenmeyen Beşiktaş ise, normal sezon performansını Play-Offlarda da devam ettirmeyi başardı. Ufuk Sarıca’nın başa geçmesiyle beraber, basketbolda da ivmesi artan Beşiktaş, Ufuk Hoca’nın 2 sezon önce Karşıyaka’da elde ettiği sürpriz şampiyonluk başarısını, Beşiktaş ile tekrar yakalamasını umuyor.

Final serisi 7 maç üzerinden oynanacak ve 4’e ulaşan takım şampiyon olacak.




Yazının devamı...

Altın Kuğu

1 Haziran 2017

2015’de her yıl Almanya’nın Oberstdorf kentinde yapılan Yetişkinler Dünya Şampiyonasına katılmaya karar verdi. 15 ülkeden 35 sporcunun yarıştığı Bronz 1 kategorisinde altın madalyayı alıp geldi. Hedefleri büyümüş, başarabileceğini görmüştü. İşinden ayrıldı, artık zamanının büyük kısmını buz pistlerine verecek, 2016’da hem Almanya, hem Kanada’daki şampiyonaya katılacaktı.

Naz Arıcı’yı bu süreçte kötü bir sürpriz bekliyordu, Ankara’daki olimpik buz pisti, çatısındaki sorun nedeniyle kapatılmıştı, artık Naz’ın önünde İstanbul, İzmir, Kocaeli ya da Erzurum’da çalışmak ya da bu işten vazgeçme seçenekleri vardı. Vazgeçmeyi asla düşünmedi, İstanbul ve İzmir pistlerinde çalışmanın maliyeti son derece yüksek, Kocaeli ise hem kendi sporcularının yoğunluğu, hem de Ankara’nın kapanmasından sonra Ankara’daki sporcuların da Kocaeli’ye yönelmesiyle, bir hayli kalabalıktı. Naz düşündü taşındı ve daha önce hiç gitmediği Erzurum’da karar kıldı. Erzurum’a yerleşti, günde en az 5 saat antrenman yaptı, hocası Timuçin Özbükücü, haftasonları Erzurum’a gelip, kendisine program yazdı, antrenman yaptırdı, sonra diğer sporcularının başına döndü.

Günler, haftalar, aylar geçti; Türkiye şampiyonasını kazanarak, Almanya’ya gidecek sporcular arasında yer almaya hak kazandı. Haziran ayında yine Oberstdorf yolculuğu ve yine altın madalya ama 2016 hedefleri bitmemişti. Ağustos sonu Kanada’nın Vancouver kentinde yapılacak şampiyonadaki altın madalyayı da istiyordu Naz. Türkiye Buz Pateni Federasyonu o kadar da istekli değil gibiydi. ISU takviminde olan yarışmanın, olimpik bir dal olmadığı gerekçesiyle; TBPF, Naz’ın ve antrenörünün, konaklama ve seyahat masraflarını karşılamayı reddetti.

Naz, madalyayla dönmesi neredeyse kesin olan şampiyonaya gidememe tehlikesiyle karşı karşıya kaldı, sponsor bulma, bir yerlerden destek isteme konusunda da çekingen olduğu için, morali bozuk bir şekilde çalışmaya devam etti. Antrenörü bir-iki yerle temasa geçti, belediyeler vb. kuruluşlarla toplantılar yapacaktı, 15 Temmuz’daki hain kalkışmayla beraber, ülkenin gündemi tamamen değişti, bu toplantılar hayal oldu, artık umutlar tükenmek üzereydi. Devreye Kemal Kılıçdaroğlu girdi ve Naz Arıcı Vancouver’e gidebildi. Orada da beklendiği gibi altın madalyasını alıp geldi, ödülü ne mi oldu ? Federasyon aleyine basına açıklama yapma gerekçesiyle TBPF Naz’ı tedbirli, antenörünü ise tedbirsiz olarak disiplin kuruluna sevketti. 2016 yazında geçen bu olaylar Kemal Kılıçdaroğlu ile Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç arasında, Ankara’daki meclis koridorlarında bile gündeme geldi.

2016 Aralık ayındaki federasyon seçiminde Dilek Okuyucu, Ahmet Hamdi Gürbüz’ün 1 oy gerisinde kalarak, federasyon başkanlığını devretmek zorunda kaldı.

Ankara’daki salonun bitmesiyle beraber, Erzurum’dan Ankara’ya geri dönen Naz Arıcı ya da nam-ı değer “Altın Kuğu” geçtiğimiz günlerde Obserstdorf’da bu sefer Gümüş 1 kategorisinde rekor bir puanla, madalya koleksiyonuna bir altın madalya daha ekledi. Bu sefer ona Erkekler Bronz 1 kategorisinde Salih Kolcu ve antrenörü Sıla Olçaray da bir altın madalyayla eşlik etti. Ahmet Hamdi Gürbüz başkanlığındaki TBPF ise sporcularımıza desteği esirgemedi.

Yazının devamı...

Karl Marx'ın şehri

25 Mayıs 2017

Ben de bu film vesilesiyle bir zamandır yazmayı düşündüğüm, Doğu Almanya’da şampiyonluklar yaşamış ve Şampiyon Kulüpler Kupasında mücadele etmiş iki Karl Marx şehrinin takımından bahsetmek istiyorum.

Günümüzün Almanya haritasının en doğusunda yer alan Saksonya Eyaletinin 3 bölgesinden bir tanesi Chemnitz; 2.Dünya Savaşının bitiminden, Berlin Duvarı yıkılmasına kadar yaklaşık 45 yıl Doğu Almanya ve Batı Almanya iki farklı ülke, haliyle iki farklı milli takımları ve ligleri var.

Chemnitz şehri o zamanlar Karl Marx Stadt ismiyle anılıyor; 1956 ve 57 yıllarında bugünün Bundesliga2’de mücadele eden temsilcisi Erzgebirge Aue, o zaman ki adıyla Wismut Karl Marx Stadt ligi şampiyon olarak bitiriyor ve Şampiyon Kulüpler Kupasına kalıyor. İlk yıl 2.Turda Ajax, ikinci yıl Çeyrek Finalde Young Boys’a elenen Doğu Alman temsilcisi pek de parlak bir performans sergileyemiyor.




10 yıl sonra bu sefer FC Karl Marx Stadt (Bugün Chemnitzer FC ismiyle Bundesliga 3’de mücadele ediyor) Doğu Almanya Liginin şampiyonu olsa da, Şampiyon Kulüpler Kupasının henüz ilk turunda Anderlecht’e elenmekten kurtulamıyor.

O günlerden bugünlere geldiğimizde, Karl Marx’ın şehrinin adı bile değişse de, Batı’nın Doğu’ya üstünlüğü hala değişmedi. Berlin Duvarı yıkıldığından beri, Bundesliga’yı hiçbir Doğu takımı kazanamadı. Bugün 18 takımlı Bundesliga’da eski Doğu Almanya’dan sadece tek bir takım yer alıyor, eski sosyalist Doğu Almanya’nın şu an ligdeki tek temsilcisi Leipzig, kapitalist sponsoru Red Bull’un desteğiyle yeni çıktığı Bundesliga’yı 2.sırada bitirerek Şampiyonlar Ligi’ne doğrudan katılma hakkı kazandı. Ne dersiniz sponsor desteğiyle eski Doğu Almanya, önümüzdeki 5 yıl içerisinde bir Bundesliga şampiyonu çıkarır mı?

Yazının devamı...