"Melis Alphan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Melis Alphan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Melis Alphan

Hocalar, ne bu şiddet bu celal?

14 Ekim 2017

İş Cübbeli ile bitse iyi...

Son yıllarda, sayıları ya artan ya da internet vesilesiyle daha görünür olan hocaların dini sohbetlerinde bazen kadın düşmanlığına varan bir, ahlakı sürekli kadın üzerinden tanımlama çabası hâkim.

TUTARLILIK MI DEDİNİZ?

3 yıl önce TRT’de Ömer Tuğrul İnançer’in “Hamile kadınların sokağa çıkması doğru değil” sözleri özellikle kadınlar arasında infiale neden olmuştu. İnançer infial demedi, üstüne bir de röportaj verip evlenmeden hamile kalan kadınlara “O...pu” dedi; çalışan kadını ‘elin adamının hizmetinde’ diye tanımladı; kadına şiddette hep (sözde) ‘Ben’ diyen kadınları suçladı. “Hamileler sokağa çıkmasın” derken de meğer nazardan korkuyormuş muhterem; ‘çocuk sahibi olmayan kadınların kem gözleri değer’ demeye getirip konuyu kapadı. Kendi kızının bir şirkette üst düzey yönetici olduğunun ortaya çıkması üzerine ise tüm bu sözleri kendi etmemiş gibi “Benim kızım çalışamaz mı? Memleketin bütün meseleleri bitti benim kızımın çalışması mı tartışılıyor?” diye sordu. Oysa kimse onun kızının çalışmasını tartışmamış; haklı olarak hocanın tutarlılığını sorgulamıştı.  

Yine o aralar, Sosyal Doku Vakfı Başkanı Nureddin Yıldız el yükseltti ve kadınların çalışmayı tercih ederek fuhşa hazırlık yaptığını söyledi. Katıldığı başka bir programda da “7 yaşında bir kız çocuğu ile 25 yaşında bir erkeğin nikâhlanmasında sakınca yok. Kuran’a göre, evlilik için bir yaş söz konusu değildir” dedi. Yıldız çocuklarından birini 7 yaşındayken evlendirir miydi, bilinmez.

Ağzı olan konuşuyor işte.

HOCALARIN GAZINA GELENLER

2017 de hocaların kadın düşmanı demeçleri açısından epey ‘zengin’ geçti.

Yazının devamı...

Ortak bir hayal kuramaz mıyız?

12 Ekim 2017

Türk-Kürt, Sünni-Alevi, zengin-fakir, kadın-erkek, Doğu-Batı arasındaki çizgilerin giderek koyulaştığı, artık neredeyse herkesin sadece ait olduğu kesimle değerlerinin örtüştüğünü düşündüğü bir dönemde iki kentte, Van ve Adana’da, toplum olarak ortak değerlerimizi ararken buldum kendimi.

Doğan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Begümhan Doğan Faralyalı’nın önce kendi kendine hayalini kurup sonra bu hayalini genişleterek başlattığı “Türkiye’nin Ortak Değerleri – Müştereklerimizi Keşfedelim, Geleceğe Birlikte Yürüyelim” projesi Ortak Değerler Hareketi’ne dönüşerek çeşitli buluşmalara ön ayak oldu.

Bu proje geçen yıl açıklandığında ortada bazı gözlemler, akil insanların görüşleri vs vardı. Ama yeterli değildi.

Üzerine, KONDA tarafından 1806 kişiyle birebir görüşerek Türkiye Değerler Araştırması yapıldı. Buradan çıkan sonuç ilginçti. Çünkü hangi kesimden ve kimlikten olursak olalım, önem verdiğimiz ve özlem duyduğumuz değerler neredeyse birbirinin aynısıydı.

Geçtiğimiz haftalarda Ortak Değerler Hareketi’nin önce Van’daki buluşmasına katıldım.

Farklı kesimlerinden farklı kimliklere sahip bir salon dolusu insan 10’ar kişilik masalara dağılıp hep birlikte bir kutu oyunu oynadık.

Ben sadece kadınlardan oluşan bir masaya oturdum. Önce her birimiz bizim için en önemli olan değerleri seçtik ve neden bunları seçtiğimizi anlattık.

Sonra anılar paylaştık, birlikte hikayeler yazdık; anılarımızın ve hikayelerimizin değerimizle örtüştüğü oranda puan aldık.

Yazının devamı...

Türkiye’de yüzde 85’i ruhsatsız 25 milyon bireysel silah var

7 Ekim 2017

Kaza sonucu ölümler, cinayetler ve intiharları da kattığınızda, Hastalık Koruma Merkezi’nin (CDC) verilerine göre, ABD’de yılda ortalama 33 binden fazla kişi ateşli silah kullanımı nedeniyle ölüyor.

2016’da, Barack Obama, bireysel silahlanmaya karşı tedbir paketini açıklarken gözyaşlarını tutamamıştı.

Obama’yı ağlatan üzüntü kadar öfkeydi de. Halkın desteğine rağmen, bireysel silahlanmanın önüne set çekecek yasal düzenlemelerin güçlü silah lobisinin baskısı yüzünden Kongre’den geçmemesine duyduğu öfke ve çaresizlik. 2012’de Connecticut’ta 26 kişinin ölümüne yol açan silahlı saldırı ertesinde, Obama silah almak isteyen kişilerin geçmişinin araştırılmasına yönelik teklifi Kongre’ye göndermiş ama oylamada teklif reddedilmişti.

ABD’de sivillerin elinde 300 milyondan fazla ateşli silah bulunduğu tahmin ediliyor. Toplu saldırılar artarak sürüyor ama bunu önlemek adına yapılan hiçbir şey olmadığı gibi şu anda silah yasalarını zayıflatacak bir tasarı üzerinde çalışılıyor.

BİREYSEL SİLAHLA İŞLENEN CİNAYETLER BİR YILDA YÜZDE 27 ARTTI

Bireysel silahlanma, Türkiye’de de ciddi bir sorun.

Uzun yıllardır bireysel silahsızlamanın önemine dikkat çeken ve bu konuda toplumsal farkındalığın güçlenmesi için çalışan Umut Vakfı’nın verilerine göre, Türkiye’de her yıl 4 binden fazla insan bireysel silahlarla can veriyor.

Umut Vakfı 28 Eylül Bireysel Silahsızlanma Günü’nde, ulusal ve yerel basını günü gününe izleyerek tuttuğu istatistiklerden oluşan raporu da açıkladı.

Yazının devamı...

Tek boyutlu kalkınma hayatları karartıyor

5 Ekim 2017


Türkiye’de işletmede 17.6 GW’lık kömürlü termik santral var.
62.7 GW’lık yeni termik santral da planlanıyor.
Türkiye’nin toplam elektrik santralleri kurulu gücünün yüzde 22’si kömürlü termik santrallerden oluşuyor.
Yani, yeni kömürlü santraller ile bu kurulu gücü neredeyse 5 katına çıkarmayı planlıyoruz.
Dünya, iklim hedefleri doğrultusunda kömürü küresel enerji sisteminden çıkarmaya odaklanmışken olacak iş mi? Pek değil ama “kalkınma” deyince akan sular duruyor.
Oysa kalkınma dediğimiz şey insan odaklı gerçekleştirilmediğinde hayatları da karartabiliyor.

Yazının devamı...

Hani yerli ve milli idik?

30 Eylül 2017

Pek çok şey sayabilirsiniz.

Emin olun, tepelerde Antalya Altın Portakal Film Festivali ve ulusal yarışması yer alır.

54 yıldır yapılan, çoktan gelenekselleşmiş bir yarışmadan söz ediyoruz.

Hal böyle ama nedense Antalya Büyükşehir Belediyesi bu yıl Antalya Altın Portakal Film Festivali ve ulusal yarışmaların kaldırıldığını açıkladı. 54 yıllık festival ve yarışma artık yok. Onun yerine artık Antalya Uluslararası Film Festivali olacak.

Bizim bu ülkede eğitimden sanata ve diğer hemen her alanda en büyük sorunumuz, kararların diğer paydaşların görüşlerine başvurmadan, tartışılmadan alınması.

‘Yaptık oldu’ ülkesiyiz şimdilerde.

Bu karar da sinema sektörüyle hiç temas etmeden alındı.

Bu ülkenin kültürel değeri haline gelmiş ulusal yarışma bir belediyeye mi aittir, yoksa onu besleyen koca bir sektöre, o sektörün emekçilerine, yani Türkiye sinemasına ve halka mı aittir?

Yazının devamı...

Şiddet görüntüleri her yerde; biraz da sevginin gücünü görelim

28 Eylül 2017

Geçtiğimiz pazartesi akşamı Gürsel özgürlüğüne kavuştu.
Gecesinde ve ertesinde ise en çok konuşulan, üzerine yorum yapılan, AFP ajansından Yasin Akgül’ün çektiği fotoğraf oldu.
Bu fotoğrafta Kadri Gürsel ve eşi Nazire Hanım öpüşüyorlar.
Koca bir yılın hasreti, kavuşmanın coşkusu fotoğraftan okunuyor.
Hemen yanlarında duran asker mahcup bir ifadeyle başını yana çevirmiş ama bir yandan da tatlı tatlı gülümsüyor.

Yazının devamı...

Kadınlara tiplerine göre değer biçen bu düzen batsın!

23 Eylül 2017

Aşırı zayıflığı teşvik ettiği, ulaşılamaz bir güzellik ideali sunduğu için bu soruna da sektör içi müdahalelerle çare bulunabileceğini düşünenler oldu. Çok zayıf modeller podyumlardan uzak tutuldu, kadın bedeninin çeşitliliğine dair kampanyanın her türlüsü yapıldı ama nafile.

Zira, bu güzellik idealini sadece moda endüstrisi değil, popüler kültürün tamamı besliyor, büyütüyor.

‘İdeal kilo’da olmayan bir kadının başrolünde olduğu dizi sayısı bir elin parmaklarını geçmez mesela.

Popüler müzik endüstrisi birkaç istisna dışında, albüm kapaklarında sanatçıları ışık, kostüm, makyaj fotoşop yardımıyla baştan yaratmıyor mu?

ÜNLÜLERİN PEŞİNDE KİLO SAYAN MEDYAMIZ

Ya medyaya ne demeli?

Ünlülerin polis gibi peşinde, kilo sayan bizim medyamız değil mi?

Misal...

Yazının devamı...

Okullardan uyuşturucuyu temizlemek için planımız var mı?

21 Eylül 2017


Yakınları uyuşturucu bağımlısı ailelerin oluşturduğu Ayık Yaşamda Buluşalım Derneği (AYBUDER) üyeleri, uyuşturucuyla mücadelede seslerini duyurabilmek için sürekli eylem sürecini başlatmışlardı.
Anlattıkları dehşet vericiydi. Antalya’nın bir mahallesinde 5 TL’ye eroin alınabildiğini, Bursa’nın metamfetaminin yuvası olduğunu, uyuşturucunun artık Erzurum’un köylerine bile girdiğini anlatmışlardı.
Uyuşturucuya başlama yaşı 8-9’lara inmişti; 8 yaşında iğne bağımlısı çocuklar vardı!
Okulların önünde, hatta AMATEM’lerin bahçesinde uyuşturucu satıcıları ellerini kollarını sallayarak dolaşıyorlardı.
Türkiye’de maalesef pek çok sosyal yarada olduğu gibi, uyuşturucu gerçekliğinin de fotoğrafı çekilemiyor.
Çünkü var olan veriler AMATEM’lere müracaat eden bağımlılar üzerinden oluşturulurken, tedaviyi kabul etmeyen veya bağımlı olduğunu açıklamayan onbinlerce insanı kapsamıyor.

Yazının devamı...