"Melis Alphan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Melis Alphan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Melis Alphan

Bu cinayetin üstü örtülürse şiddet tırmanır

29 Mayıs 2017

Henüz herhangi bir taşocağı yetkilisinin ifadesinin alınıp alınmadığını bile bilmiyoruz ama kamuoyunun beklentisi soruşturmanın mermer ocaklarının çalışanlarını da kapsayacak şekilde genişletilmesi.

*

Türkiye’de ekoloji mücadelesi söz konusu olduğunda, avukat Cihan Eren cinayetinden sonra bu iki oluyor.

Ama şiddet, sadece cinayetle sonuçlanan kriminal bir olay değil.

Yaşam savunucuları, sahada mücadele ederken şiddetin her türlüsüne maruz kalıyor.

*

Gümüşhane’de Koza’nın siyanürlü altın işletmesine karşı çetin bir mücadele sürerken, kentteki bir toplantıda tartışma büyüdükten sonra Emniyet müdür yardımcısı olduğunu iddia eden bir kişi gelip bir yaşam savunucusuna “Sizi korumaya alıyoruz” demiş ve onu Gümüşhane’nin ortasında caddeye bırakıp kaçmıştı. Daha sonra, kendilerini polis olarak tanıtan kişiler ailesi üzerinden bu şahsı “Bu işleri bıraksın, yoksa kötü olur” diye tehdit etmişti. Tabii ki polis değillerdi. Bu yaşam savunucusu suç duyurusunda bulunmuş ama Koza o dönem Türkiye’de çok güçlü olduğu için, savcılık başka birisinin ifadesine bile başvurmamıştı.

Gümüşhane’de başka bir yaşam savunucusunu da çoluk çocuğuyla tehdit etmişlerdi.

Yazının devamı...

Mesele sağlıksa, sigara karşıtları neden termik santralları savunuyor?

27 Mayıs 2017

Hal böyleyken, gıda güvenliğine veya suların temizliğine pek çoğumuz kafayı takıyor ama hava kirliliğini nedense pek umursamıyoruz.

Belki elle tutamadığımız, gözle göremediğimiz için.

Oysa havadaki kirleticiler bizi akciğer kanseri veya kalp hastası yapıyor.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) hava kirliliğine ‘görünmez katil’ diyor. Boşuna değil; her yıl 7 milyona yakın ölüm hava kirliliği nedenli. Akciğer kanseri nedenli ölümlerin yüzde 36’sı, felç nedenli ölümlerin yüzde 34’ü, kalp hastalıkları nedenli ölümlerin yüzde 27’si ve 5 yaş altı çocuklarda her 10 ölümden biri hava kirliliği yüzünden.

Eğer maskelerle dolaşıyor olsaydık, maskenin aldığı renkten sürekli kirli hava soluduğumuzu fark edebilirdik. Ama hava kirliliğini gözle göremediğimiz için sürekli ölçülmesi gerekiyor.

*

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın 81 ilde 197 ölçüm istasyonu var. Ama mevzuatımız sorunlu. DSÖ’nün sağlığa zararlı kabul ettiği düzeyler bizim için sorun değil. Örneğin, havadaki kirlilik düzeyinde DSÖ değer olarak 20’yi sınır kabul ederken, bizde sınır 50. Yani dünya standartlarında 20’nin üzerinde hava kirli iken, biz 50’nin üzerini kirli kabul ediyoruz. 2019’a kadar sınır değeri 20’ye çekmeyi taahhüt ettiysek de henüz bir hareket yok. Hatta, akciğer hastalıklarına neden olan kirletici PM 2.5’a dair mevzuatımızda bir kısıtlama olmadığı gibi, PM 2.5 Türkiye’de 16 yer dışında ölçülmüyor bile!

Yani, hava kirliliğine ülkemizde izin veriliyor. Yasal olarak hem de.

Yazının devamı...

İştah kabartan kitap

25 Mayıs 2017


1515 farklı mezeyi sofraya koyup Guinness Rekorlar Kitabı’na giren bir gelenekten söz ediyoruz. Rakı şişesi şeklindeki “1001 Meze Sofrası”nda 30 farklı kategoride sınıflandırılan mezeleri hazırlamak için yaklaşık 3 ton hammadde kullanılmış, aşçılar iki hafta boyunca çalışmıştı.
Böyle bir zenginlik.
Ama rakının mezeleri sadece iştah kabartıp karın doyurmuyor, aynı zamanda etrafında bir kültür oluşturuyor.
Rakının 500 yıldan fazla zamandır oluşan kolektif damak tadının beraberinde getirdiği kültürel birikimi derleyen, değerlendiren ve yorumlayan bir kitap çıktı: “Rakı Gastronomisi – Türkiye’nin Çilingir Sofrası”.
Kitabın Yayın Yönetmeni Erdir Zat diyor ki; “Elimizde çilingir sofrasını ve meze mutfağını bütün yönleriyle ele alan yetkin bir kitap yoktu. Literatürdeki bu önemli eksikliği gidermek gerekiyordu. Böyle bir motivasyonla yola çıkan ‘Rakı Gastronomisi’ beş yılı aşkın bir çalışma sonunda tamamlandı.”
“Eksiklik”ten kastı gastronomiyi kültür, tarih, coğrafya, sosyoloji, sosyal antropoloji, etnoloji ve folklor ile buluşturan, sofrayı müzik ve sinemadan edebiyata kadar uzatan bir içerik.

Yazının devamı...

Garson olarak bile iş vermiyorlar; Merhamet değil, adalet arıyor

22 Mayıs 2017

Oysa onlar darbe girişimi sonrasında, darbe başarısız oldu diye sevinmiş, sokaklara inip demokrasiye sahip çıkmışlardı.

H.Ü. demokrasi ve insan hakları dersinde 27 Mayıs’ı anlatırken idam edilen Adnan Menderes’i örnek vererek “Seçilmiş hükümetlere sahip çıkmak halkın görevidir. Demokrasinin kıymetini bilin ve ona sahip çıkın” diye öğrencilerine belki yüzlerce kez nasihat etmişti.

En son görev yaptığı okulda performans notu olarak 100 alan tek öğretmendi. Okulda telefonunu şarj ettiği için, “Kul hakkı vardır” diyerek her yıl okula A4 kâğıdı alıp verirdi.

*

İki odalı kerpiç bir evde büyüyen H.Ü. her fırtınada, her yağmurda evleri yıkılmasın diye dua edermiş. İmkânsızlıklar içinde okuyup öğretmen olmuş.

Babası ve annesi kanser hastası. Babasının kemoterapi süreci olumlu geçse de oğlunun yaşadıkları nedeniyle durumu ağırlaşmış.

H.Ü. ihraç edildiğinin hemen ertesinde, Malatya’da otobüse bindiğinde 25 kuruş indirimli öğretmen kartının iptal edildiğini öğrendi. Eşiyle beraber 5 ay sigortasız yaşadı. “Kendi öz yurdumda parya olmayı iliklerime kadar hissettim” diyor.

*

Yazının devamı...

Türkiye'de kadın olmak

20 Mayıs 2017

Daha küçük bir kız çocuğu iken kamusal alanda güvende olmadığını öğrenmek demek.

Parkta, bahçede, sokakta, meydanda, sahilde, otobüste, akla gelen her yerde her an sözlü veya fiziksel tacize uğrama ihtimalinin bilincinde olmak demek.

Kimse öğretmez, yaşayarak, bizzat deneyimleyerek öğrenir bu ülkede her kadın bunu. Ve kendince önlemler, hatta savunma yöntemleri geliştirir. Kimse göstermez; hayat öğretir.


Yazının devamı...

Bu cinayet dibine kadar aydınlatılmalı

18 Mayıs 2017

Pis kokular hepimizin burnuna geliyordu. Nitekim, katil zanlısı en sonunda, olaya hırsızlık süsü verdiğini, para karşılığı bu cinayeti işlemeyi kabul ettiğini itiraf etti. Parayı kimden almıştı? Dediğine göre, kapatılan mermer ocağında çalışan ‘Çirkin’ lakaplı birinden. Büyüknohutçu, Finike’de mücadelesi sonucunda mermer ocaklarından ikisini kapattırmıştı.

İhtimal o ki, bu ‘Çirkin’ lakaplı kişi onlardan birinde çalışıyordu. Peki bu ‘Çirkin’ mermer ocağı kapatılınca işsiz kaldı diye Büyüknohutçu’yu öldürtmek isteyen bir işçi miydi? İşsiz bir maden işçisi tetikçiye verecek 50 bin lirayı nereden bulmuştu? Bu Çirkin kimdi? Ya da kimin, kimlerin adamıydı? Şimdi şüpheler giderek basamakları tırmanıyor.

Sıradan her insanın aklına gelecek soru bu: Çirkin’in arkasında kimler var?Tüm yaşam savunucularının, çevre aktivistlerinin güvenliği için, birilerinin benzer yöntemlerle onların hayatına da kast etmemesi için, bu cinayeti sonuna kadar araştırmak ve tek bir karanlık nokta bırakmadan aydınlatmak emniyet ve yargının görevi; öğrenmek kamuoyunun hakkıdır.

Yazının devamı...

Adımlarımızı ağaca dönüştüren aplikasyon

18 Mayıs 2017


Ne var ki, ben şirketlerin gerçekten duyarlılık sahibi olduklarından veya sorumluluklarını içselleştirdiklerinden emin değilim. Bazı şeyleri “yapmak gerektiği” veya “yapmış olmak için” yaptıklarını gözlemliyorum. Hiç yoktan iyidir elbette ama tam da bu nedenle, projeler genellikle sürdürülebilir olmuyor.
Türkiye pazarında da faaliyet gösteren Norveç firması Jotun’un durumu biraz farklı. Diyeceksiniz ki “Norveç petrol ülkesi. Neresi çevreci?”
Haklısınız. Ama aynı Norveç, karbon emisyonlarını kademeli olarak azaltmayı hedefleyen bir ülke. Petrol zengini bir ülkede her yerde 4x4’ler görmeyi beklersiniz ama hayır, Norveç’te elektrikli arabaların sayısı hızla artıyor.
Norveç aynı zamanda, ormanlarındaki ağaç sayısını 100 yıl öncesinin üç katına çıkardı.
Jotun bir boya firması. Evet, kimyasal madde üretiyor. Ama bu çevreyi gözetmesini engellemiyor. Amacı, çok daha uzun ömürlü boya sistemleri üretmek ki yapılar tekrar tekrar boyanmasın.
Dünyadaki ticaretin yüzde 90’ı deniz yoluyla yapılıyor. Gemileri korumaya yönelik boya sistemleri üreterek işe başlayan şirketin çıkış noktası koruma. Eğer boyayla korunmasaydı şu anda dünyadaki çelik madeni de yok olmaya yüz tutardı.

Yazının devamı...

Okullarda spor salonu yok, belediyeler futbol takımı kurmakla meşgul

15 Mayıs 2017

Yani ortaöğretimdeki 577 okulda beden eğitimi öğretmeni yok!

Spor salonu bulunan okul sayısı ise sadece 3 bin 713. Yani, okulların neredeyse yarısında spor salonu yok.

Bu feci bir tablo.

Hele de çocukların artık apartmanlarda büyüdüğü günümüz Türkiye’sinde, okulda da bedensel aktivitelerden mahrum kaldıklarını görmek kendini gelişmiş ülkeler kategorisinde görmek isteyen bir ülkeye hiç yakışmıyor.

*

Beden eğitimi dersi düşündüğümüzden de önemli.

Bu derste çocuklar hareketle kendilerini ifade eder, bir sınıfa kapanıp sadece dinleyerek değil, yaşarak ve yaparak öğrenir. Belki de okulda çocukları hayata en çok hazırlayan ders budur.

Çocuklar beden eğitimi dersinde insan olmayı, ahlaklı olmayı, kendilerini ifade etmeyi öğrenir.

Yazının devamı...