"Gülse Birsel" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Gülse Birsel" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Gülse Birsel

Gülse Birsel

Sevgili okuyucular

10 Nisan 2019

Beni gözleriniz dolu dolu, hasretle bekleyiniz!

Yazının devamı...

Vatandaşlarımı hararetle tebrik ederim!

3 Nisan 2019

İki favori adayın arasında gerçekten tarihi bir kıl payı fark olmasına rağmen...

Anadolu Ajansı’nın özellikle İstanbul açısından zurnanın zırt dediği dakikalarda, aniden uyuyormuş gibi yapmaya karar vermesine rağmen...

Şu gün ve saat itibariyle hâlâ en büyük şehrin belediye başkanının (Binali Bey mi Ekrem Bey mi, itirazlar değerlendirip YSK’nın son kararına bakılacak olduğu için) mazbatasının verilmemesine rağmen...

İki tarafın seçmeninin de büyük heyecan, endişe ve aynı zamanda umut yaşıyor olmasına rağmen...

Gidip oyunu efendi efendi veren, sonrasında sonuçlara, tartışmalara, belirsizliğe karşın, ne kutlama ne protesto için, ne mutluluk ne mutsuzluk gösterisi amacıyla, tek bir taşkınlık, tek bir çiğlik yapmayan şahane insanlara...

Tam da olması gerektiği gibi, medenice, barış ve zarafetten yana bir tavırla süreci sakinlikle takip eden, bu müthiş ülkenin güzel vatandaşlarına...

80 milyonun her bir ferdine teşekkürü borç bilirim! Bize de bu serinkanlılık, bu kardeşlik yakışır. Çünkü çok acayip bir memlekettir burası.

Şimdi provokatörler düşünsün...

Yazının devamı...

Ulusa sesleniş!

27 Mart 2019

Hemen derdimi anlayacaksınız.

Zira Atatürk’ün dediği gibi “Türk milleti çalışkandır. Türk milleti zekidir. Çünkü Türk milleti milli birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir.”

Ki konu tam da buradaki son cümle zaten.

Bakınız, çöpler öyle böyle toplanır. Yollar tamir edilir. Ha edilmezse en fazla arabanın rot balansı bozulur. Trafik kötüleşir veya biraz düzelir. Sosyal yardım önemlidir ama imkânlar dahilinde aklı olan kimse eksik etmez, zira her belediye oy ister. Altyapı sonuçta paradır, kafası çalışan herkes bilir ki zaten kendi vergisiyle yapılıyor.

Diyeceğim şu ki belediye dediğin sonuçta şehirlerin düzenlemesi, bakımı ve vatandaşın kentte rahat yaşaması için hizmet veren bir kurumdur.

Şu gencecik yaşımda, daha hayatımın baharında kaç partiden kaç belediye geldi gitti bu şehre. Ne belediye başkanları, hatta başbakanlar, cumhurbaşkanları gördüm.

Hiçbiri eşim, dostum, komşum, sokakta gördüğüm insan, hemşerim, vatandaşım kadar kalıcı ve mühim olmadı.

Hangi seçimde hangi partiden kim seçilirse seçilsin, siz kendi vatandaşınızla ilişkinizi iyi tutun!

Yazının devamı...

Bir belediyeden ne istenir?

13 Mart 2019

Öncelikle şehirlinin en temel, en basit ihtiyaçlarına karşılık versin belediyeler, sonra ötekilere bakarız. Azla yetinmeyen çoğu bulamaz efendim!

Bak mesela, en basitinden, temiz hava solumak:

Karadeniz yaylaları standardı talebimiz yok. Ama en azından New York, Londra gibi metropoller kadar yüksek oksijen olsun. Bazı şehirlerimizin bazı semtlerinde artık nefes almak hastalık sebebi!

Mesela arada az bir şey yeşile bakıp toprağa basmak:

Evden çıkıp kısa zamanda biraz temiz hava soluyacağınız, çocuğunuzu oynatacağınız bir yeşil alana ulaşabilmek. İhtiyaç bu yav! Ama betona koyulmuş saksılardan değil, gerçek parklardan, yani topraktan, çimenden, ağaçlardan bahsediyorum.

Mesela yolda yürüyebilmek:

Batı şehirlerinde en çok kıskandığım şey. Rahatça yürünebilen sokaklar, caddeler. Park yapılmayan, düzgün kaldırımlar, sık trafik ışıkları, hava karardıktan sonra önünüzü görmeniz ve korkmadan bir yerden bir yere gidebilmeniz için çalışan sokak lambaları! Tekerlekli sandalye kullananlar için rampalar.

Mesela hangi şehirde yaşadığınızı anlayabilmek:

Yazının devamı...

Benden size...

6 Mart 2019

“Bu yaşta dergide ne yapacaksın, muhabirlikten ne anlarsın?”

“Seni oraya eli yüzün düzgün kızsın diye almışlardır, kim bilir kimin gözü var.”

“Baban patronun arkadaşı mı, olay nedir?”

“Bu konuları toplantıya getirmişsin ama kendin mi buldun, kimden kopya çektin?”

“Bu haberi gerçekten sen mi yazdın, başka muhabirler mi yardım etti?”

“Erkek dergisini bir kadın nasıl çıkaracak ki?”

Susmadılar... Kronolojik olarak devam ediyorum:

“O G.A.G. metinlerini kocası yazıyormuş.”

Yazının devamı...

Geleceğin en popüler ürünü sizin kopyanız mı olacak?

20 Şubat 2019

Ama bu cümleyi bambaşka bir konunun, gelecek mühendisliğinin çerçevesinde tekrarlarsak: “Yeni Cem Yılmazlar, Gülse Birseller, daha da önemlisi yeni Stephen Hawkingler, yeni Aziz Sancarlar, belki yeni ‘siz’ler çok yakında!” Yetenekli gençleri alıp yetiştirmek manasında değil. Biyokimyasal ve beyinsel algoritmalarınızı kopyalayarak beyin, zihin, birikim ve eğilimlerinizi yapay zekâlarda yaşatmak manasında!

Yeterince tedirgin olduysanız konuya giriyorum!

Sapiens’in yazarı Yuval Noah Harari, Davos’taki konuşmasında açtı bu konuyu.

“Yeni jenerasyonlarda vücutların, beyin ve zihinlerin mühendisliği yapılacak. Ve ekonominin yeni ürünleri tekstil, otomobiller filan değil bunlar olacak. Bilgiyi kontrol eden insanlar geleceği ve dünyayı kontrol edecekler.”

Nasıl bir bilgi bu?

Sizin bilgileriniz efendim!

En basitinden, bugün o bilgisayarı veya akıllı telefonu kullanırken bilgi almak kadar kendinizle ilgili bilgi de veriyorsunuz. Ve o bilgi paha biçilmez. Nasıl ki YouTube’a girdiğinizde seyrettiğiniz videoların benzerleri çıkıyor veya çok alışveriş yaptığınız internet sitelerinin reklamı her sayfada beliriyor, tercihleriniz kayıt altında tutulup size özel seçenekler görünümü altında sunuluyor, ileride de biyolojik ve psikolojik bilgileriniz çok daha detaylı öğrenilip kaydedilecek.

Yani gelecekte sadece banka hesabınız veya e-postalarınıza değil, sizin bile bilmediğiniz bedensel-zihinsel tüm bilgilerinize hacker’lık yapılacak!

Yazının devamı...

Son yıllarda hayat hikâyemiz: Dunning-Kruger Etkisi

13 Şubat 2019

Stratejik bir askeri üs bulunan ada konuşulurken Trump, “İnsanlar sempatik mi, plajlar güzel mi?” diye sormuş. Toplantıdakilerin bazıları Trump’ın “İngiltere’yle işbirliği yapabilir miyiz” gibi bir konu ima ettiğini, diğerleri ise adayı inşaatçı gözüyle değerlendirdiğini düşünmüş. Başkan’a bilgi veren pek çok istihbarat uzmanıyla konuşularak hazırlanan haberde, bir keresinde de Afganistan’dan Bangladeş’e kadar olan alanın haritası üzerinde konuşulurken, Başkan’ın Nepal ve Bhutan’ın Hindistan’ın parçası olduğunu iddia ettiği, bunun üzerine Nepal’in bağımsız bir ülke, Bhutan’ın ise bir krallık olduğunun anlatıldığı söyleniyor. Daha önceki gafları da hesaba katarsak, belli ki Trump ABD’nin gelmiş geçmiş en bilgili, en donanımlı başkanı değil, bu bir gerçek. Öte yandan en pervasız ve en “kendine güvenli” başkanı olduğu kesin!

Bu vaziyet aslında sadece Amerika’nın değil, dünyanın, belki de en çok ülkemizin son yıllardaki hayat hikâyesi.

Cahilliğin şiddetli cesaret kazanmasının zirvesini yaşıyoruz.

Televizyon tartışmaları, sosyal medya, sokak, konu hakkında en küçük bilgisi olmayıp çok keskin fikirleri olan ve bunları bağırarak, dev kendine güvenle savunan, itiraz edildiğinde karşısındakini kibir ve/veya yalancılık, hainlikle suçlayanlarla dolu!

İnanır mısınız, bunun bilimde bir ismi var: Dunning-Kruger Etkisi!

1999 yılında, Cornell Üniversitesi’nin hipoteze ismini de veren iki psikoloğu tarafından tanımlanan ve 2000 yılında Ig Nobel Ödülü alan bu teoriye, Türkçe “cahil cesareti” denebilir. Dunning-Kruger Etkisi’ne göre:

Yetkin olmayan insanlar becerilerine aşırı değer biçme eğilimindedirler: “Bana Milli Eğitim Bakanlığı’nı versinler var ya, üç günde..”, “Yapımcılar beni keşfetse var ya, öyle bir dizi yazarım ki reytingler altüst..”, hatta “Ben olsam dolar rezervinden 10 milyar şakkadanak satarım! Şaşırır millet! Arkadan şak bir 10 milyar dolar daha! 20... Yetmedi! Bir 10 daha! 30... Biter zati, çil yavrusu gibi dağılır millet!”. Tanıdık geldi mi?

Yetkin olmayan insanlar diğer insanlardaki gerçek beceriyi fark edememektedirler:

Yazının devamı...

Hastalıklar sarmış dört bir yanımııı...

6 Şubat 2019

Bu akşam Jet Sosyete’nin yeni bölümü yok, zira geçtiğimiz hafta feci bir sindirim sistemi virüsü beni yerlere serdi. Su kaybına karşı önlem almama filan rağmen 2 saat içinde ayakta duramaz, odadan mutfağa gidemez hale geldim. Serumlar ve antibiyotikle ancak 5-6 günde masama oturabildim.

Çekim günü 3 oyuncumuz aynı vaziyete düştüğü için set ertelendi. Birkaç gün sonra reji ekibinden de ağır sindirim sistemi enfeksiyonu yüzünden acile gidenler olduğundan, eksik ekiple çekime başladık. Set yemeğinden mi zehirlenmiştik? Yoo, ben hastalandığımda en son set 3 gün önceydi. Kimse birbirini görmedi, birbirine yemek yapmadı. Belli ki ortada bir salgın vardı. Ne dönüyor, bu mikroplar nereden çıktı diye doktorlara sordum!

Doç. Dr. Aytuğ Altundağ, şu an çok yaygın iki grip virüsü olduğunu anlattı. Biri 2009’da “domuz gribi” adıyla ve korkutucu bir salgınla ortaya çıkan H1N1. Artık insanlar buna bağışıklık kazanmış ve eskisi gibi ölümler olmuyormuş. Diğeri ise 2011’den sonra hızlıca artan H3N2 virüsüymüş. Bu, özellikle Romanya’daki ölümlerde etkili olmuş, Bulgaristan’da okulların tatil olmasına yol açmış. Ağır geçiyor, uzun sürüyormuş. Aralık ayının son haftasında, yeni yıl alışverişlerinde, kalabalık ortamlarda çok yayılmış. “Şu an okulların açılmasıyla yine yükseldi ve acil servislerde çok grip vakası var. Bu iki influenza virüsü de inatçı, çok fazla öksürük ve yüksek ateş yapıyorlar, ileri yaştaki insanlarda çok riskli” diyor Altundağ. Romanya’daki ölümlerin hepsi 60 yaş üstü hastalarmış.

Hayatımızdaki bir diğer virüs ise Rhino virüsmüş. Dr. Altundağ, “Gergedan virüsü deniyor ama yanlış tercüme, Rhino burun demektir. Bu virüs bir burun virüsü, yani nezle. Ama inatçı bir nezle ve çok fazla burun akıntısı yapıyor” diye anlatırken, yılbaşından hemen önce de buna yakalanıp ayakta geçirdiğimi idrak ediyorum!

“Bir de ocak ayı içerisinde çok fazla besin zehirlenmesine bağlı gastroenterit gördük” diyor ki evet, kurbanlardan biriyim. “Çiğ sebzelerin yıkanmaması, çalışan personelin sağlık kontrolünden düzenli geçirilmemesi, hijyen kurallarına uymamaları veya çalıştırılan göçmen işçilerin arasında taramaların iyi yapılmaması gıda sektöründen bu virüsleri yayıyor” diye anlatıyor. Şahsen çok ünlü bir kebapçıdan getirttiğim yemek sonrası bu hallere düştüğüm için artık kendilerinin mutfak personeline şüpheyle bakıyorum! Dr. Altundağ, “Çocuklarda ise bu aralar akciğerleri etkileyen RSV virüsü görülüyor. 2 yaş altındaki çocukları tehdit ediyor, solunum sıkıntısı yapıyor ve oksijen tedavisiyle geçiyor” diyor.

Bu arada, son zamanlarda etraftan eskiden sadece dönem filmlerinde gördüğümüz tüberküloz, yani verem vakaları duymaya başladığımı söylüyorum. “Son zamanlarda verem vakalarında bir artış saptandı. Türkiye’de veremle savaş çok iyi yapılmıştı, yıllardır çok nadir görülüyordu. Ama kayıt dışı göçmen sayısının artması, tüberküloz vakalarının geri gelmesinin ana sebeplerinden biri” diyor.

Uzm. Dr. Murat Görgülü de verem konusunda hemfikir. “Son günlerde tüberküloz vakalarında bir artış var ve özellikle aşılanmamış ya da taşıyıcı insanların ülkemize göç veya seyahat etmesi de bunun etkenlerinden biri” diyor. O da grip virüsleri ve Rhino virüsün yaygınlığından bahsediyor. “Benim gözlemim, bu yıl influenza mevsimi biraz uzadı ve virüs bedenimizde daha uzun kalıyor, 2 haftaya kadar sürdüğü görülüyor. Özellikle aşırı yorgunluk ve eklem ağrıları uzun sürüyor. Sindirim sistemi enfeksiyonları da çok yaygın” diye ekliyor.

Kayıtsız göç almanın, liman kentlerinde yaşamanın, kalabalık şehirlerin, toplu taşımanın, işyerleri hatta AVM’lerin cilveleri bunlar.

Yazının devamı...