"Gülse Birsel" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Gülse Birsel" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Gülse Birsel

Gülse Birsel

Çocuk 'misafir'lerimiz ne durumda?

18 Temmuz 2018

Evet, doğru, mülteci kabul etmede şampiyonuz, başka ülkelere örnek olsun.

Ama evime misafir aldım diye hava atmakla bitmiyor. Misafirin insana yakışır şartlarda yaşamasını da sağlamak lazım. Bakın Bağcılar’da bir hastanede 2017’de 392 çocuğun hamileliğinin adli makamlara bildirilmediği ortaya çıktı. Başlı başına bir skandaldır, o ayrı.

Ama bu kız çocuklarının 50’si 16 yaşın altında ve bunlardan 49’u Suriyeli.

Nedir arka plandaki hikâye? İyi ihtimalle gençlik aşkları, gençlik hataları? Çok kötü ve yüksek ihtimalle zorlama ve resmi olmayan evlilikler, para karşılığı karanlık işler ve heba olan göçmen kız çocukları.

Yazının devamı...

Kabineye giren terler

11 Temmuz 2018

Öncelikle yeni sistem konusunda herkesin ne kadar eksik bilgili olduğunu, sistem konusundaki belirsizlikleri bir görmüş olduk. Zira Hulusi Akar Savunma Bakanı olarak açıklanınca “Acaba iki görevi birden mi yapacak, yeni sistemde bu mümkün mü?”, “Yok Genelkurmay Başkanı’nı Cumhurbaşkanı ordu dışından seçip atayabilir”, “Hayır askeri şûra toplanıp seçecek”, “Teamül gereği en kıdemli komutan Genelkurmay Başkanı olacak” gibi pek çok rivayet havada uçuştu. Bunu öne sürenler benim eşim dostum değil siyaset teorisyenleri, Ankara gazetecileri filan. Zira sistem yepisyeni ve pek çok detay, ne nasıl işleyecek, usulü var mı, net değil. Sonuç olarak dün Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Güler, bu göreve atandı.

Kabineye girmiş bakanların bir kısmı özel sektörden patron ve/veya yönetici. “Kabinede, alanında çalışmış, terlemiş, sektörün sıkıntılarını bilen insanlara yer verildi” yorumu var. Hep yazıyorum. Bizim en uzun vadeli yatırımımız, en önemli karar alanımız eğitimdir. Bütün bakanlıklar çok önemlidir elbette. Ama mesela ekonomi kötü gider, yeni kararlar alırsın, 5 yıla toparlanır. Ne bileyim, çok iyi bir adalet reformu yaparsın, 2 yılda tekrar halk ve yabancı yatırımcıda güveni tesis edersin. Ama eğitimi 5 yıl elden kaçırırsan bir nesli, ve memleketin gelecek 40 yılını kaybetmiş olursun! Sonra da ne adalet sistemi, ne ekonomi, ne sağlık, ağzınla kuş tutsan yürümez.

Bizim önceliğimiz, acil ihtiyacımız iyi yetişmiş insandır kanımca. Kaynak ve aklı kanalize edeceğimiz ilk yer de eğitim olmalıdır. Bu açıdan, açıklanan kabinede ilk Milli Eğitim Bakanı’na baktım. Ziya Selçuk’u hiç tanımasam da, bir araştırınca yazdıklarıyla, fikirleriyle gelecek için ümit verdi.

Pek çok sorunumuz, sistemi darmaduman olmuş çok konumuz var. Yeni bakanların kendi alanlarında birer “muasır medeniyet seferberliği” yapması gerekiyor.

Yazının devamı...

Seçim nasıl olursa olsun, bizim seçimimiz birbirimiz olsun!

4 Temmuz 2018

Bu konular üzerindeki kahvehane, altın günü, TV programı, deniz kıyısı sohbetlerinin sonu geldi, zira İpsos araştırdı ve açıkladı.

“Siz onlara yardım ettiniz”, “Siz bunlarla ittifak yaptınız”, “Siz ötekilere destek attınız”, “Sizler ve bizler” laflarından fena halde sıkıldım.

Zira tablo şu:

Misal 1 Kasım seçimiyle karşılaştırıldığında CHP’nin yüzde 3 oyu AK Parti’ye, yüzde 13 oyu İYİ Parti’ye, yüzde 7 oyu HDP’ye gitmiş.

Yazının devamı...

Efendi gibi sevinmeyi öğrenmek!

27 Haziran 2018

Davul-zurna çalabilir. “Hoş”tur.

Arabayla tur atıp pencereden bayrak sallayarak liderinin ismini haykırabilir. “Mantıklı”dır.

Halaya durup kutlayabilir. “Ne güzel”dir.

Ama havaya, sağa sola ateş açamaz! Suçtur!

Ne yazık ki bunu da gördük.

Pazar gecesi İstanbul’un özellikle Boğaz semtlerinde pek çok kişi seçim sonucunu havaya ateş açarak “kutladı”! Ve her yeri bina, insan, kalabalık, çoluk çocuk olan bir şehirde, bir felaketin ucundan döndük.

Birkaç sorum var.

Bu magandalar kim, ne cesaretle şehrin ortasında havaya ateş açıyorlar?

Yazının devamı...

Bu konular ‘solup gitmesin’!

20 Haziran 2018

Fatih Akın’ın açısından bakıldığında dev bir başarıdır, zira “Paramparça” veya İngilizce adıyla “In the Fade” (Solgun) filmi Altın Küre’de en iyi yabancı film ödülü almıştır.

Başrol oyuncusu Diane Kruger açısından bakıldığında beklenen andır, çünkü yıllardır hak eden oyuncu, bu filmle geçen yıl Cannes’da en iyi kadın oyuncu seçilmiştir.

Almanya açısından heyecan vericidir, zira bu film ülkenin Oscar için aday adayı olmuştur.

Ama hikâye, esas Avrupa’da yaşayıp Avrupa kökenli olmayan, neo-Nazi nefretinin hedefi olan herkesin açısından bakıldığında çok önemli, belki hayatidir!

Batı Avrupa’da, ırkçılık ve yabancı düşmanlığının ve bu eğilime oynayan hükümetlerin yükseldiği dönemde filmin ödül alması, bu vesileyle çok seyirciye ulaşması, dolayısıyla bu nefret suçlarının konuşulması açısından bile film alkışı hak ediyor.

Küçümsenecek bir konudan bahsetmiyoruz. Neo-Naziler filmde de anlatıldığı gibi Almanya’dan Yunanistan’a, zaman zaman legal partilerin içinde gayet sıkı örgütlenen bir uluslararası grup. Aynı bir terör örgütü gibi bombalı saldırılara, cinayetlere imza atıyorlar! Ve filmin İngilizce adındaki gibi tam anlamıyla “solgun” kalan bu suçlar umarım böyle hikâyelerle daha çok gündeme gelir. Çünkü malumunuz Avrupa’da herhangi bir Ortadoğulu, her zaman olağan şüphelidir. Ve bu “yabancı”nın başına bir iş geldiğinde batıdaki genel eğilim, bir beyaz Avrupalı’dan şüphelenmek, nefret suçu ihtimalini düşünmek olmaz. Bilakis, yabancının kendi çevresi ve kendi suç potansiyeline dair hikâyeler, bir “iç hesaplaşma” üzerinde durulur. Aynı filmdeki gibi. Paramparça’da Diane Kruger’ın oynadığı karakterin kocası Nuri Şekerci’nin öldürülme sebebi önce polis tarafından Nuri’nin uyuşturucu satıcılığı geçmişine bağlanıyor. Neo-Nazi cinayeti ihtimali, Kruger’ın oynadığı Katja karakterinin uzun ısrarları sonucu ve tam her şeyden vazgeçmek üzereyken teyit ediliyor.

Yönetmen Fatih Akın’ın “Katja benim kendi korkularımı ve kızgınlığımı anlatıyor” demesi dikkat çekicidir. Zira filmin çekiminden birkaç yıl önce birçok siyasetçi ve sanatçıyla birlikte Fatih Akın’ın isminin de bir Neo-Nazi ölüm listesinde yer aldığı ortaya çıkmış!

Belki de bu kişisel bakış açısı ve haklı öfke yüzünden, sonu sorulara ve tartışmaya çok açık bu ilginç filmi seyretmenizi tavsiye ederim.

Yazının devamı...

Ilıman bir yaz olsun!

13 Haziran 2018

Erdoğan’ın dişine göre bir rakip... Yenilikler... Partiler arasında ittifaklar, siyasette bir enerji, işe daha çok asılma, her yanda tatlı bir kapsayıcılık çabası...

Bir anda vatandaşın derdi tasası daha çok konuşulmaya başlandı, farklı çözüm önerileri yağmaya başladı mesela.

Elektrikli otomobiller, nesnelerin interneti, kütüphane-kafeler filan konuşulmaya başlandı örneğin. Bir planlar, projeler, bir seçmenin gözünün içine bakmalar...

Gençler nasıl popüler oldu değil mi bir anda? Eğitimde uzun ve kısa geçmişli özeleştiriler, kısa ve uzun vadeli çözüm teklifleri, öneriler, vaatler gırla gitmeye başladı.

“Her yer bağ bahçe park olmalı” gibi yeşil, çevreci, bol oksijenli bir hava esiyor ki hisleniyorum, ağlamak istiyorum sayın seyirciler! Rekabet ne güzel şeymiş, hale bak.

“Beton devri”nin sonuna mı geldik acaba?

İki anlamda da yani.

Hem inşaat sektörüyle kalkınma modelinde bir hız kesme ve yeşillik talebinin görünür olmaya başlaması, hem de “Beton gibi sert, katı söylemler” yerine, siyasi tavırların biraz esnemesi.

Yazının devamı...

Sandık güvenliği babamın oğlu için değil!

6 Haziran 2018

Niye güzel kardeşim?

“Bizde öyle bir şey olmaz, bu bağımsız müşahitler kim bilir nedir, kimlerdendir, böyle gruplara ne gerek var? Tasvip etmiyoruz çünkü... Ee... Ülkemiz demokratik, hatasız ve düzgün seçim yapmasıyla yıllardır örnek olmuştur” diyorlar. Ama bak hükümet ne diyor:

“Tabii biz seçim güvenliği için sandıkları taşıma ve herhangi bir şaibede artık vatandaşların da polise haber vermesinin önünü açma gibi önlemler aldık!” Demek ki bir güvensizlik olduğu, bir denetim gerektiği aşikâr!

Bir alavere dalavere, sandık başı zorbalık, diretme, hırsızlık, bırak hepsini en masumundan hata yapma ihtimali her zaman mümkün! Demek ki ne kadar çok şahit, o kadar şeffaflık.

Her bölgede, her partide, her sandık başında çürük elmalar bulunabilir! “Senin müşahidin benim müşahidim” işine girmeyelim, üzerinde şüpheden eser olmayan mükemmel bir seçim yapalım! Madem seçimlerimiz örnek, o zaman daha da eşsiz bir örnek olsun. Sonra da kimse “Seçilen şu şaibeyle seçildi, aslında o kadar oyu yoktu” diyemesin. “Vatandaş böyle istedi, demek ki tercih bu” diye düşünsün, sevinçli olmasa bile en azından içi rahat etsin.

Kapısına kilit ve alarm takan herkes bütün mahalleden şüphelenmediği gibi, bütün mahalle sakinleri de şaibe altında kalmaz. Hatta birbirinden nefret eden komşular için bile böyledir. Sevmediği birinin evine hırsız girdiğinde, “Geçmiş olsun” deyip korku ve tedirginlik duygusunu paylaşır, detayları öğrenmeye çalışır. Ve misal bir grup genç tutup “Biz polise ve alarmlara ek olarak köşe başlarına güvenlik kameraları koyacağız, herhangi bir olayda kimdir nedir ortaya çıksın” dediğinde de “Koyamazsın, sen kimsin, ne gerek var, kimin adamısın” denmez! Teşekkür edilir.

Niye? Hepimiz aynı gemideyiz de ondan!

Ve evet, bana kalsa oy verilen her mekâna, oy kabini dışında her yeri çeken bir ses kayıtlı kamera koyarım! Yüzde yüz şeffaflık, oooh çiçek gibi!

Yazının devamı...

Gelecek için paniklemeye başlayalım mı?

30 Mayıs 2018

Kaç yaşına kadar yaşayacaksınız? Muhtemelen babanızdan biraz daha, dedenizden çok çok daha uzun zaman!

E güzel haber tabii. Çoğumuz 90’ı, 100’ü, hatta 110’u bazılarımız belki 120’yi göreceğiz.

Peki biz 60 yaşlarında ve hâlâ çakı gibi sağlıklıyken, önümüzde 40-50 yıl daha varken, dünya nasıl olacak? O ana kadar öğrendiklerimiz, eğitimimiz, tecrübemiz bir işe yarayacak mı?

Emeklilik kaç yıl sürecek?

Veya şöyle diyelim: Bizim kuşakta ve daha gençlerde hayatın neredeyse yarısı emeklilik olarak mı geçecek?

Devletler, bireysel emeklilik şirketleri, sigortacılar kara kara düşünmekteler. Bu evde oturup, emekli maaşı alıp televizyon seyreden “gençlerle” nasıl uğraşacaklar?

Evde oturmasalar, çalışkan, gayretli insanlar olsalar bile, ne iş yapacaklar?

İçinde bulunduğumuz seçim döneminde bütün partilerin bu konuya uyanması ve geleceğimizin en sonunda gündem olmasını alkışlıyorum. Şu da konuşulsun:

Yazının devamı...