"Gülse Birsel" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Gülse Birsel" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Gülse Birsel

Sevgili okurlar

13 Aralık 2017

Avrupa’nın en iyi tarafı huzur, en kötü tarafı kaosta müthiş huzursuz olmaları! Pazardan beri bütün uçuşlar yığıldığı için havaalanı bavul, kuyruk ve asabiyet pazarı! Oysa biz olsak, zaten fabrika ayarımız asabiyet, kılımız kıpırdamaz.

Velhasıl bugün de vatanın karmaşık gündemine dönüp sizi muhteşem bakış açım ve etkileyici fikirlerimle aydınlatamayacağım. Pazar gününden itibaren yine haftada iki gün buluşacağız. 

Hasret karşılıklı!

Yazının devamı...

Sevgili okuyucular

22 Kasım 2017

Affınıza ve gazete yöneticilerinin anlayışına sığınarak 2 hafta izin aldım. 

Hasret karşılıklı.

Yakında görüşmek üzere...

Yazının devamı...

Adriana, bırak bu ayakları bacım!

19 Kasım 2017

Şimdi bakın, kesinlikle belli oldu ki her güzelin bir kusuru var.
Net olarak anlaşıldı ki doğada, ne olursa olsun bir denge var. Gayet açıkça görüldü ki dünyanın muhtemelen en güzel kadını, dünyada çirkinlikte derece alabilecek ayaklara sahip!
Kendisi, Adriana Lima bacımız, hediye gelen bir çift lastik spor terliği giyip Instagram hikâyesine fotoğraf olarak koymuş. Ki inanın bu benim yandan burnumun fotoğrafını koymam gibi bir şey olmuş. “Fotoğrafı paylaşılacak o kadar yer varken, niye?” sorusuna layık bir görüntü. Üstelik ayaklar had safhada pedikürlü, beyaz ojeli, bakımlı, ama ı-ıh, asla kurtarmıyor. Parmakların hepsi ayrı ayrı eziyet görmüş, yaşananlar sonrası birbirine küsmüş, bazısı da terk edip gittiği için, dışarıdan uyumsuz parmak nakilleri yapılmış gibi bir görüntü. Yenge alınma, darılma ve de çok sık açık ayakkabı giyme.




Hanımlar hep birlikte itiraf edelim mi, bir ferahlamadık mı? Bir incedeen, “Allah her şeyi bir arada vermiyor” havalarına girmedik mi? Yazlık terlikleri giyip ayağımızın fotoğrafını eşle dostla paylaşma arzusuna kapılmadık mı?

Yazının devamı...

Kurtulur muyum bunalımdan, hamakta sallansam?

12 Kasım 2017

Ülkelerde işsizlik dizboyu. Otomasyon artıyor. Üstüne bir de akıllı robotlar yolda, bir sürü işi de onlar kapacak. Peki 10 yıl, 20 yıl, 30 yıl sonra mesleğiniz artık dünyada yapılmayan bir meslek olduğunda, siz neyle iştigal edeceksiniz? Eski demirciler, matbaa dizgicileri, santralde telefon bağlayıcıları, yün eğiricileri, meslekleri son bulunca acaba ne yaptılar? Sizin işiniz kaç yıl daha dünyada var olacak?

Meşhur ‘Sapiens’in yazarı Yuval Noah Harari yakın zamanda mesela taksi şoförleri ve sigorta satıcılarının da tükeneceğini iddia ediyor. Ve diyor ki eğer bu, 35-40 yaşından sonra başınıza gelirse, yeni bir mesleğe yönelmeniz de zor olacağından, hayatınızın kalan 40-50 yılını ‘işsiz’ biri olarak geçirmek zorunda kalabilirsiniz.

Soru şu: Bu işsiz güçsüz yığınlarca insan, para işini devlet veya vakıflar çözse bile, o kadar boş vakitle ne yapacak?

Bir cevap, birçoğunun bilgisayar oyunlarına sarıp, bu sektörü, daha doğrusu sanal gerçekliğe dair bütün sektörleri büyüteceği.

Fazla zamanla başka ne yapılır? Hele ömürlerin de uzayacağını düşünürsek.

Harari sanal gerçeklik şemsiyesinin altına sadece bilgisayar oyunlarını değil, tüketim, alışveriş, hatta katılan olur-olmaz, dini ibadetleri de sokuyor. İsrail’de inançları yüzünden çalışmayan, tüm günü ibadetle geçiren, hanımının kazandığı para ve devletin desteğiyle geçinen ultra dindar Musevilerden uç bir örnek veriyor. İlginçtir, bir mutluluk araştırmasında bu grup, sosyo-ekonomik seviyesi çok daha üstte, çalışan, kazanan çoğu insandan daha yüksek skorlara ulaşmış. Bu örneği, bütün gün odasında oturup bilgisayar oyunu oynayan bir ergene benzetmiş. “Çocuğu kendi haline bırakıp, çeşitli yemekleri, giysileri, şunu bunu esirgeyip, ders çalışmasını istemeden, bütün gün sadece tek bir pizza ve kola verseniz, daha mutsuz değil, daha mutlu bile olabilir” diyor.

Burada sorumluluk ve yetkinin ne kadarı, ne zaman mutluluk getirir, veya gerçekten getirir mi, belki bunu tartışmak lazım.

Yazının devamı...

Yeni eğitim sistemi büyük heyecan yarattı!

8 Kasım 2017

Bungee jumping severler, yamaç paraşütünden hoşlananlar, ralliciler. Bırakın o işleri, adrenalinin gerçek membaı başka yerde! Evladınızın, yoksa 8. sınıfta bir yeğeninizin, ne bileyim komşunuzun çocuğunun eğitimiyle yakından ilgilenmeye başlayın, kendinizi o konuya bir verin, ohoo, uçacaksınız!

Bir kere sınava girmeye karar vermiş iddialı öğrenciler için heyecan eskisinden daha büyük. Birçok sınav varken, artık tek şans haziranda 90 dakikada 60 soru cevaplamak.

Sınavda başarılı olamadıysan seni daha da büyük bir heyecan ve belirsizlik bekliyor. Eğitim bölgene göre istediğin liseye yerleştirileceksin ama, nasıl olacak meçhul.

Mesela o bölgede herkes Anadolu lisesine gitmek isterse? “Kontenjan kalmadı, o doldu, sizi meslek lisesine veya imam hatibe alalım” derlerse? Bir tip okula büyük talep varsa, diğer okullardan bu tip okula dönüştürülenler olacak mı?

Diyelim ki şahane öğrencisin, soğukkanlı birisin, sınav başarın cepte, tuzun kuru. E nitelikli okulların listesi daha belli değil. Nedense mayısa kadar da belli olmayacak. Al sana bir heyecan daha!

Eğitim kararları sadece öğrencileri ve velileri heyecanlandırmakla da kalmıyor, emlak piyasasına da hareket ve kalp çarpıntısı getiriyor!

Geçen gün “Çocuğunuzun geleceği için fen lisesine yakın sahibinden kiralık” daire ilanı vardı. Kadıköy’de, 2+1 daire, tek banyolu, kirası aylık 7000 TL. Bana fazla geldi ama tabii fen lisesi faktörü var. Anadolu liseleri, fen liseleri nereden baksan artık deniz manzarasıyla eşdeğer.

Heyecan dorukta, adrenalin tavan! Bakalım çocuklarımız bu yıl ne maceralar yaşayacak. Ülkem kafein gibi, insanı diri tutuyor!

Yazının devamı...

Bakın bu da benim listem

5 Kasım 2017

Sertab’ın blöfünü görüyor ve artırıyorum! Ben de 120 yaşına kadar yaşamak istiyorum, hadi bakalım. Tabii bunun için telomer uzatmak (veya ekletmek miydi, çok hâkim değilim), sağlıklı beslenmek, düzenli spor ve yoga yapmak filan gibi yollara başvurmayacak kadar tembel, sefil biriyim. Ben böyle şu an yaşadığım hayatı yaşayarak, kebabımı, kaymağımı yiyerek, sabaha kadar yazı yazarak, arada partileyip günde 30 dakika yürüdüğümde kendimi çok takdir ederek 120’yi görmek istiyorum. Sertab’dan daha az şansım olduğunun farkındayım ama kısmet.

Ancak her şeye rağmen 100’ü, 120’yi filan görürsem, ölmeden önce yapmak istediklerimle ilgili bol vaktim olacak. Onun için liste oluşturmak için acelem yok. Ayrıca “Hindistan’da bir yıl yaşamak, Angelina Jolie’yle yemek yemek, yamaç paraşütü denemek” filan gibi bir liste beklemeyin benden. “Hindistan kokuyor” diyorlar; Angelina benle yemek yemek istesin, o kim ki yamaç paraşütü de sakat iş, hiç sevmem adrenalin!
Kanımca en zor değiştireceğiniz şey kendinizdir. Hayatınızdaki en büyük farkı yaratacak, ölmeden önce “Vay be, bunu nasıl başardım” diyebileceğiniz konular kendinize dairdir. Onun için ben ölmeden önce şunları yapmak isterim:

Burnumu yaptırmak... Ama şöyle 65 yaşında filan. Tam “Ay ben biraz çöktüm, eskiden ne güzeldim” dediğin anda, da daaan! Tabii. 25 yaşında burun yaptırılır mı? En kötü burunlu kadın bile 25’te güzeldir arkadaş. Estetikleri yaşlanırken yaptıracaksın ki “Aaa daha iyi oldum ayol, hayatımda hiç böyle hoş olmamıştım” morali ömrünü uzatsın.
Melatonin aşkına!
Erken kalkan, erken yatan bir insan olmak... Çocukluğumdan beri olmadı, bünye izin vermedi. Melatonin aşkına, ölmeden bir dönem başarmak istiyorum.

Yazının devamı...

Yeni başlayanlar için Atatürkçülük

1 Kasım 2017

Ülkenin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e ve fikirlerine rüzgârlar öyle estiği için uzak görünmeyi tercih edenler, ismini hiç veya tam olarak telaffuz etmemeye azami özen gösterenler, yokmuş, öyle biri hiç olmamış gibi davranmaya çalışanlar, aleyhinde konuşanlar, ailesine çamur atanlar, tarihi çarpıtanlar, iftiracılar, hatta utanmadan küfür ve hakaret edenler...

Öfkelendik filan ama, bunların önünde sonunda rezil, acınası durumlara düşeceği, Türkiye Cumhuriyeti bünyesinin, milletin bunları kabul etmeyeceği de belliydi.

Bak n’oldu? Yine dağ taş Atatürk. Sokaklar, caddeler, meydanlar, kahveler, okullar, hatta konserler, tiyatrolar, törenler, eğlence yerleri, sosyal medya önlenemez şekilde, gittikçe yükselen seslerle Atatürk.

Konu halk açısından gayet net, hep netti. Ama bir de medyadan takip ettiğim, Atatürk’ü yeni keşfeden figürler, kanaat önderleri, gazeteciler var.

Siyaset de son günlerde daha sık Atatürk demeye başladı, Allah’ım bu bir rüya mı? Fevkalade, bravo, işte böyle.

Ama tabii sadece Atatürk demekle de olmaz. Ne demişti ülkenin kurucu lideri? “Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kâfidir...”

Bazıları geç anlar. Onun için vatana, millete bir hizmet olarak, yeni başlayanlar için bir Atatürk’ü anlama, daha yakından tanıma rehberi yaptım. Kendisinin meşhur bazı sözleri ve altlarında bu sözlerin acizane şahsıma ait açıklamaları var. Zira Atatürkçülük sadece lafla olmaz, aramıza yeni katılanların fikirleri de anlayıp, ona göre hareket etmesi lazım, değil mi efendim? 

-

Yazının devamı...

Dik dur eğilme akıllı robotlar bizimle!

29 Ekim 2017

Boynum ağrıyor. Diziyi yazmaya başladım ya, masa başı pozisyonunu ve heyecanı hissetti, hop geldi.

Gerçi yeni bir haber değil. Benim 25 yaşından beri boynum ağrıyor, zira sürekli masa başındayım. 25 yaşından beri kelimelerle yakın ilişki, yakılarla arkadaş grubu kurmuşum. Tatillerde ağrı ve dolayısıyla nane kokum geçiyor.

Doktorlara gittim, fıtık bile yok. Ama ağrıyor. Herkes üç aşağı beş yukarı böyle gerçi. Belimiz ağrıyor, sırtımız tutuluyor, boynumuz kasılıyor, C1’le C2’nin arası kısalıyor, T8’le acık yamuluyor, T9 fazla düzeliyor, bize bir türlü hayat bayram olmuyor!

***

Doktorlar, ne bileyim, mide asidi gibi, bademcik enfeksiyonu gibi tak ilacını verip şak diye geçiremiyorlar. “Stres yapmayın, masa başında oturmayın, sırtüstü yüzün, yogaya gidin, masaj yaptırın” filan diyorlar. Güzel kardeşim bu senin tarif ettiğin zaten yaz tatili! Tatilde bir şikayetim olmuyor ki? Sonra da “E insanoğlunun omurgası dik durup iki ayak üzerinde yürümeye pek uygun değil, böyle sorunlar oluyor” deyip çıkıyorlar işin içinden! Bir dakika! Nasıl yani? Bildiğin imalat hatası mı? Fabrikanın suçu mu? Geri çağırsınlar bizi o zaman? Ben mecbur muyum turp gibi halimle nane kokulu yakılarla yaşamaya? Servisten gelsinler parça değiştirsinler? Ne yapayım ki ben? 2 ayak üzerinde durmaya tam evrimleşmedik diye 4 ayak üzerinde mi yürüyeyim?

***

Hayır bu kadar yıl hala omurga iki ayak üzerinde eğilmeden dik yürümeye alışamadıysa, bundan sonra da zor o iş. Gördüğüm, araştırıp incelediğim kadarıyla şu an tek çaremiz var: Robotlar!

Malumunuz artık insana çok yakın robotlar hızla imal edilmekte. Hatta bir tanesini, televizyonlarda seyrettiğimiz müthiş akıllı Sophia’yı, Suudi Arabistan vatandaş olarak kabul etti. Ki kadın bir robot için berbat bir seçenektir. ‘Ilımlı İslam’ kararlarına rağmen bence Sophia’nın soracağı çok soru, çekeceği çok sıkıntı olacak. Diğer yandan daha az akıllı, daha ‘Hislere yönelik’ robotlar da imal edilmekte. Mesela bir İspanyol mühendis Samantha isimli bir seks robotu yaptı. Ama zekisinden. En azından kendi alanında çok zeki. Romantik mod’u ve seksi mod’u var. Kalçasında, omuzunda, göğsünde, ağzında ve affedersiniz bir seks robotunun olması gereken bazı başka bölgelerinde sensörler var, dokunmaları hissedebiliyor.

Yazının devamı...