"Gülse Birsel" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Gülse Birsel" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Gülse Birsel

Kendinizi şımartmanın en müthiş yolu!

18 Ekim 2017

Manikür-pediküre ne kadar vakit harcıyorsunuz? Bir ayda kuaförde geçirdiğiniz saati hesapladınız mı? Her gün yüzünüze krem sürmek, makyaj yapmak, saçınızı fönlemek için giden dakikaları bir toplasanıza. Almayacağınız giysiler için vitrinlere bakmak, dizi seyretmek, arkadaşlarınızla dedikodu yapmak... Ne kadar vakit gidiyor bu “kendini iyi hissetme” amaçlı aktivitelere?

Ben kendinizi iyi hissetmek için en kral öneriyle geliyorum şu an! 40 yaşın üzerindeyseniz yılda sadece bir saatinizi vereceğiniz muhteşem bir kendini şımartma yöntemi.

Hayatınızı uzatacak. Güzelliğinizi, gençliğinizi koruyacak. Moralinizi düzeltecek.

Meme kanseri kontrolünüzü yaptırın arkadaş!

Belli yaşa kadar iki senede bir, belli bir yaştan sonra her sene, bir saatinizi veriverin, gidin doktora, kontrolünüzü yaptırın. Kendinizi muayene etmeyi de öğrenin, duşta saç kremi sürmekten daha az vakit alır. 

Türkiye’de her 8 kadından biri bir dönem depresyona giriyor. Her 8 kadından biri migren ağrıları çekiyor. Her 8 kadından biri şiddete uğruyor.

Her 8 kadından biri de meme kanserine yakalanıyor! Yukarıda saydıklarımdan sizin kontrol edebileceğiniz, hayatınıza nasıl bir etkisi olacağı size bağlı olan, hazırlık yapıp hafif atlatabileceğiniz tek şey meme kanseri.

Bundan sonra cilt bakımında, saç kremi kullanırken, manikürde filan bu aklınıza gelsin. Kendini şımartmak isteyen önce meme kontrollerini yaptırır.

Yazının devamı...

Gelecek nesillere tavsiyelerim

15 Ekim 2017

Her hafta birkaç üniversite kulübü, üç-dört lise, bir-iki sivil toplum örgütü, topluluk önünde konuşmam, soru cevaplamam için beni davet eder. Sanıyorum hayatın anlamını, başarının sırrını, mutluluğun anahtarını, güzelliğin püf noktalarını, sağlıklı yaşamın inceliklerini filan, bir şeyleri bildiğimi zannediyorlar!

Esasen hiçbir şey bilmiyorum! Oh, söyledim rahatladım.

Kendine güvenini sürekli beyninde tartışan, sosyalliğin dibine vururmuş gibi yapıp her ortamda yalnız, yalnızken harika hisseden, uyanık kaldığı saatlerin çoğunda hayal kuran, çalışmadığında inceden delirmeye başlayan, sürekli gülüp her durumda hep en kötü ihtimale hazırlanan, öte yandan 25 yaşının olgunluk seviyesinin üzerine de bir taş koyamamış birinden tavsiye almak istediğinizden emin misiniz?

Pekâlâ.

◊ “Nasıl yazıyorsunuz?” Bu soru hep gelir, gelir ve çok gelir. Nereden buluyorsunuz? Nasıl oluyor? Nasıl yazdığımı, büyük sırrımı hemen aktarıyorum: Bilgisayar başında boynum, belim, bıhınım ağrıyana kadar oturarak yazıyorum. Yıllarca ve saatlerce yapsanız, siz de yazarsınız. Çok arzu ediyorsanız derhal masaya oturun ve başlayın.

◊ “Yeteneğinizi ne zaman fark ettiniz?” Hâlâ fark edemedim. Bence yok da öyle bir şey... Yetenek ne Allasen? Son yüzyılın en abartılmış kelimesi. Ne yetenekli insanlar gördüm, piyasada yoktular. Vallahi! Yeteneği olup mutluluk ve başarıdan hiç nasibini almamış çok insan tanıdım ama çok azimli ve çalışkanlar arasında parlamayan yoktu.

◊ “Nereye yatırım yapıyorsunuz?” Evet, bunu da soran var. Hiç anlamam! Ama şu ana kadarki tecrübelerime dayanarak, beden ve ruh sağlığına hizmet edecek yatırımlar yapan insanlar uzun vadede hep kazanır. Evdi, eşyaydı, arabaydı, devremülktü, bankada paraydı, ilişkilerdi; yatırımlarınızı hep böyle seçin... Yazın bunu bir yere, vallahi güzel oldu bu. Başkası olsa uzatır, kişisel gelişim kitabı yapar bunu.

◊ “Bu mesleği nasıl seçtiniz?” Hiç bilmiyorum. Kader... Öyle bir meslek seçeceksin ki uzaklara tatile gittiğinde bile üç gün sonra özleyip ona dair muhabbetlere başlayacaksın. Marangozluk olur, doktorluk olur, ben ona karışmam... Ama galiba hep en kolay ve en çok eğlenerek yaptığın işi seçmelisin.

Yazının devamı...

Yaaz yaz gazetecii yaz!

11 Ekim 2017

Milli Takımımız Avrupa şampiyonu olunca ben de TV karşısında coşup “Helal olsun şampiyonlaraa” diye tweet atanlardanım.

Takipçilerden biri de altına şu yorumu yazmış:

“Yazın. Azmin zaferini yazın, hayata direnmeyi bırakmayanları yazın, inanarak, çalışarak her şeyin başarılacağını yazın, milli ruhu yazın.”

İşte ben de yazıyorum.

Ahlaksızlık, yalan, riya, hile hurda, organize kötülük, adam kayırma, haksızlık, hukuksuzluk diz boyuyken...

Yukarıda, o takipçinin saydığı harika kavramlar da var bu ülkede.

Osman Çakmak gibi yaşayanlar da var. O takımın muhteşem oyuncuları gibi, torpil, kayırılma, nepotizm şöyle dursun, bir adım geride başladıkları yolculuklarda kendi şansını kendi yaratıp, yokluktan başarı çıkaranlar var.

Hatta bu ülkede, ikinci grubun birincilerden kalabalık olduğu kanaatindeyim.

Yazının devamı...

Nobel’i Türk’üm diye bana vermediler

8 Ekim 2017

"Bizler dünyanın devinimine uyum sağlıyormuşuz". Bence bir kere bu açıklamayı sadece ‘devinim’ kelimesini kullanıp havalı görünmek için yaptılar. Yoksa buldukları şeyin ampirik bilgilere dayalı özetini ben yıllardır yazıp çiziyorum.

Neymiş bunların 3.5 milyon lira kazanmasına sebep olan muhteşem buluş?

Bir gen, gece artan, gündüz azalan bir protein üretiyormuş. Ki kusura bakmasınlar et, süt, yumurta dışındaki proteinlere pek prim vermiyoruz. Zira insanoğlunu bu araştırmaya dair ilgilendiren konu, gün içinde vücudumuza ne yapmamız gerektiği. Yani kaçta çalışıp, kaçta uyumalıyız, kaçta eğlenip, kaçta toplantı yapmalıyız? Bilim insanoğlunun pratik ihtiyaçlarına cevap vermiyorsa, o zaman kum tanelerini sayalım, belki ona da Nobel verirler! Değil mi efendim? 

Şimdi, bunların ‘buldukları’ işe yarar sonuçlar şunlar:

1.İnsan vücudu sabah altıda yüksek kortizol, yani stres hormonu salgılıyormuş. Yıllardır dilimde tüy bitti, o saatte kalkılmaz, spor yapılmaz, toplantıya girilmez, çalışılmaz. Niye? E stres! Hık diye gidersiniz, Allah korusun. Sabah altı civarını mışıl mışıl uykuda geçirmek gerektiğini defaatle yazmıyor muyum? Mersi.

2.Sabah altı-dokuz arası tansiyonda artış oluyormuş. Tansiyon yükselince ne yapılır? Hemen uzanılır, derin nefesler alınır, gevşenir. Şimdi siz benim gibi bu saatleri yatakta geçirseniz, sağlık için en güzeli değil mi?

3. Öğlen üç civarı vücutta güçlü bir koordinasyon oluyormuş. Hah işte! Bir yandan mail atar, diğer yandan çalışma arkadaşına şaka yapar, öte yandan iç yazışmayı okursun. Hem senaryo yazar hem rolünü ezberler, hem WhatsApp gruplarına laf yetiştirirsin. İdeal mesai saati öğlen-öğleden sonra başlamalıdır! Üç saat kadar sonra da, yani saat 18.00’de de vücut en yüksek ısıya ulaşıyormuş. Bu ne demek? Bu saatte yürüyüşe çıkarsan, sporunu adam gibi öğleden sonra yaparsan daha çok yağ yakarsın! Yemin ederim muhteşemim.

4. Akşam yedi-sekiz gibi vücut en yüksek tansiyona varıyormuş. İşte o aralar bir tatlişko ara vereceksin. Yemeğini yiyeceksin, muhabbetini edeceksin, istersen rakıya oturacaksın veya bir film atacaksın, vücudu sakinleştireceksin. 21.00 civarı vücut melatonin salgılıyormuş, onu kale alma. Bir Türk kahvesi çak, hayata devam et. Hayır, vücuttaki bütün hormonların sözünü sürekli dinleseydik neler olurdu? Hayvan değiliz yav, biraz kendine hâkim ol.

Yazının devamı...

Velilerin metal yorgunluğunu nasıl yapalım?

4 Ekim 2017

Bu sefer öğrencilerin başarısı, matematik puanı filan değil, eğitim sistemindeki kalite ölçülmüş. Birinci sırada İsviçre var, onu Singapur, Finlandiya ve ABD izliyor. İngiltere 22., Fransa 40., Rusya 64. sırada. Biz 101. olmuşuz. Vaziyet vahim.

Bu esnada TEOG kaldırılıyor, onun yerine geçecek sistemde durum net değil. Hem okul puanları değerlendirmeye alınacak hem açık uçlu soruların olduğu klasik sınav yapılacak. Malum, her okul bazı öğrencilerini iyi okullara sokmak için notlarda şişirme yapabilir. Bu bir şüphedir. Bazı öğretmenler şu veya bu sebepten sübjektif değerlendirmeler yapabilir, bu bir soru işaretidir. Açık uçlu klasik sorulara gelince, öğretmenden öğretmene bile bunların değerlendirilmesi değişebilir. Kimlerin hangi öğrencinin hangi ifadesini nasıl notlayacağı biraz bulanıktır.

Öte yandan yıllardır çalınan sorular skandallarını, son dönemde milli eğitimin sisteminde bazı kadrolaşmaları, mülakatla öğretmen alımları gibi konuları da bu çorbaya katarsak...

Bulanıklık, soru işaretleri, flu durumlar, sübjektiflik ihtimalleri ve ikide bir değişen sistemin yarattığı belirsizlik...

Yazının devamı...

Hollywood şaşırma, sabrımızı taşırma!

1 Ekim 2017

Bu iş böyle olmaz. Yazıp oynadığım ilk sinema filmimin çekimleri devam ediyor ve ben 7. sanattaki trajik resmi yakından gördüm.

Ülkenin en kral prodüksiyon şartlarında bile, sinema sanatında bazı şeyler çok eksik. Dünya çapında eksik, anlatabiliyor muyum? Hollywood filan da sefalet içinde. Ve farkında değilmiş gibi yapıyorlar. O büyük stüdyoların yatacak yerleri yok!

Gözlemlediğim en büyük kanayan yara: Lumiere kardeşlerden beri sinemada ışık bekleniyor! 1895’ten günümüze, aydınlık sahneler için güneş bekleniyor, buluta girince çekim kesiliyor! Hadi bizi bırak. Eyy Hollywood! 122 yılda bir arpa boyu yol gitmemişsin, hiç mi utanmıyorsun? İnsan gibi robot yapıldı, bayağı konuşuyor, farkı zor anlarsın. Sense üç-beş kuruş harcayıp bir güneş makinesi yapamadın. Aç güneşi çek, kapa güneşi yemek arası ver. Bunu beceremiyor musun? Badem ezmesi mi sinema? Lumiere biraderlerin dededen kalma formülüyle mi yapmak lazım? Ayıptır.

Sitcom’u yanaklarından öperim. Aç ışığı gündüz oldu, kapat ışığı gece oldu ooh.



Yazının devamı...

Uuu bu eğitim sistemi tam bir lunapark dostum!

20 Eylül 2017

Şu an sekizinci sınıfa başlayan öğrenciler hayata öyle bir hazırlanıyorlar ki , ohoo, hepsi çakı gibi olacak.

Zira aynı hayat gibi, hiçbir şey belli değil.

Her ihtimal yaşanabilir.

Plan program yok, gelecek meçhul.

Mesela Galatasaray Lisesi’ni, ne bileyim İstanbul Erkek Lisesi’ni, fen lisesini filan hedefleyen parlak zekâlı genç, sana diyorum! Artık hayatın bir kumar! Çünkü şimdilik söylenenlere göre o okullar ayrı sınav açacak, ama bu sınavı MEB hazırlayacak. TEOG’da şimdiye kadar yaşananları düşünürsek, bakalım nasıl bir sınav olacak, sonuçları ve başarılı olanlar kime göre, neye göre şekillenecek. Ama tabii o okullar ayrı sınav da açmayabilir, belki yarın bir karar verilir ve mülakatla öğrenci alınır, belli mi olur? Nasıl adrenalin? Bence süper.

Sen, Anadolu lisesi adayı öğrenci, aniden evinin etrafında başka okul olmadığı için mecburen imam hatip okuluna gitmek mecburiyetinde kalabilirsin mesela. Hatta muhtemelen de öyle olacak! Zira artık zekân, aklın, çalışkanlığın kimseyi ilgilendirmiyor. Mühim olan adresin! Adrese göre evine yakın okula konduruluvereceksin. Ne diyorsun? E kaderde illa fıkıh öğrenmek varsa otur şükret, kısmetinde varmış kuzum, ne var?

Veya sen, imam hatip lisesi isteyen öğrenci, çok düşük bir ihtimal ama, belki evinin yakınında yoksa imam hatibe gidemeyeceksin, bu da mümkün. Her vaziyete hazırlıklı ol.

Yeni karardan emlak piyasasının çok etkileneceğini öngörüyorum.

Yazının devamı...

Akıllı insanlar, bir toplaşın bakayım!

17 Eylül 2017

Bu testler mestler ölçüler biçiler hep tartışmalı arkadaş.

Dünyanın en büyük girişimcileri üniversiteden atılmış tipler. En iyi filmcilerin bir kısmı okul birincisi, bir kısmı “Sen kendine sigortalı bir iş bul canım” diye film okulundan dehlenmiş karakterler. Mucitlerin dâhilerin bir kısmı yanındakiyle sohbet edemeyecek kadar asosyal. Akıllara durgunluk verici sanatçılar intiharı deneyecek kadar mutsuz. Güzel, mutlu bir hayat bile yaşayamıyorsan aklın ne faydası var? Öte yandan beynini sadece gününü gün etmeye harcıyorsan o beyne yazık değil mi?

Şunların bir arasını bulalım mı? Kimi ciddi, kimi yarı şaka istatistiklere göre akıllı, zeki, ne derseniz deyin, kafası çalışan insanların belli başlı ortak özellikleri var:

-Yabancı dil biliyorlar. Sadece zeki oldukları için yabancı dil öğrenmemişler. Yabancı dil bilmeleri beyinlerini diri ve aktif tutuyor. Bunun onları ileride alzheimer gibi hastalıklardan da koruduğu iddia ediliyor.

-IQ elbette tartışmalı bir zekâ ölçme testi. Ama istatistiğe güvenelim, hâlâ bir ölçü. Misal İngiltere IQ ortalaması 100. Demek ki 100’ün üzeri, nispeten zekisiniz demek.

-En büyük çocuklardan daha çok zeki insan çıkıyor! Bunun sebebi araştırıldığında genetik değil, ilk çocuğa ebeveyn ve çevre tarafından gösterilen özen ve ilgi fazlalığı bulunmuş.

-Kediyi köpeğe tercih eden insanlar daha akıllı! 600 üniversite öğrencisi arasında “Kedileri köpeklerden daha çok severim” diyenlerin yüzde 11’i, zekâ testlerinde diğerlerinden daha yüksek sonuç almış. Kedinin bakımının daha kolay olması yüzünden tercih ettiklerini, zeki insanların hep daha pratik ve çözüm odaklı olduğunu iddia ediyorum. Bu da araştırılsın!

Yazının devamı...