"Gülse Birsel" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Gülse Birsel" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Gülse Birsel

Gülse Birsel

Dik dur eğilme akıllı robotlar bizimle!

29 Ekim 2017

Boynum ağrıyor. Diziyi yazmaya başladım ya, masa başı pozisyonunu ve heyecanı hissetti, hop geldi.

Gerçi yeni bir haber değil. Benim 25 yaşından beri boynum ağrıyor, zira sürekli masa başındayım. 25 yaşından beri kelimelerle yakın ilişki, yakılarla arkadaş grubu kurmuşum. Tatillerde ağrı ve dolayısıyla nane kokum geçiyor.

Doktorlara gittim, fıtık bile yok. Ama ağrıyor. Herkes üç aşağı beş yukarı böyle gerçi. Belimiz ağrıyor, sırtımız tutuluyor, boynumuz kasılıyor, C1’le C2’nin arası kısalıyor, T8’le acık yamuluyor, T9 fazla düzeliyor, bize bir türlü hayat bayram olmuyor!

***

Doktorlar, ne bileyim, mide asidi gibi, bademcik enfeksiyonu gibi tak ilacını verip şak diye geçiremiyorlar. “Stres yapmayın, masa başında oturmayın, sırtüstü yüzün, yogaya gidin, masaj yaptırın” filan diyorlar. Güzel kardeşim bu senin tarif ettiğin zaten yaz tatili! Tatilde bir şikayetim olmuyor ki? Sonra da “E insanoğlunun omurgası dik durup iki ayak üzerinde yürümeye pek uygun değil, böyle sorunlar oluyor” deyip çıkıyorlar işin içinden! Bir dakika! Nasıl yani? Bildiğin imalat hatası mı? Fabrikanın suçu mu? Geri çağırsınlar bizi o zaman? Ben mecbur muyum turp gibi halimle nane kokulu yakılarla yaşamaya? Servisten gelsinler parça değiştirsinler? Ne yapayım ki ben? 2 ayak üzerinde durmaya tam evrimleşmedik diye 4 ayak üzerinde mi yürüyeyim?

***

Hayır bu kadar yıl hala omurga iki ayak üzerinde eğilmeden dik yürümeye alışamadıysa, bundan sonra da zor o iş. Gördüğüm, araştırıp incelediğim kadarıyla şu an tek çaremiz var: Robotlar!

Malumunuz artık insana çok yakın robotlar hızla imal edilmekte. Hatta bir tanesini, televizyonlarda seyrettiğimiz müthiş akıllı Sophia’yı, Suudi Arabistan vatandaş olarak kabul etti. Ki kadın bir robot için berbat bir seçenektir. ‘Ilımlı İslam’ kararlarına rağmen bence Sophia’nın soracağı çok soru, çekeceği çok sıkıntı olacak. Diğer yandan daha az akıllı, daha ‘Hislere yönelik’ robotlar da imal edilmekte. Mesela bir İspanyol mühendis Samantha isimli bir seks robotu yaptı. Ama zekisinden. En azından kendi alanında çok zeki. Romantik mod’u ve seksi mod’u var. Kalçasında, omuzunda, göğsünde, ağzında ve affedersiniz bir seks robotunun olması gereken bazı başka bölgelerinde sensörler var, dokunmaları hissedebiliyor.

Yazının devamı...

Güvenlik köpeklerini bırakın, kedi istihdam edin!

22 Ekim 2017

Kedi insanı mısın köpek insanı mı” tartışmasını sevmem. İmkânım olsa köpek kadar hissi ve dürüst, kedi kadar temiz ve kendine yeten bir karışık cins yapılmasını, boyutunun kahve bardağı kadar olmasını, tuvaleti kullandıktan sonra sifon çekmesini, her gün duş almasını ister, bu özelliklerde beyaz tüylü mavi gözlü bir yavrunuz varsa seve seve eve alıp bakarım.

***

Bencil miyim? Evet. Temizlik hastalığım var mı? Biraz olabilir. Ama inanın, kedilere de köpeklere de bayılır, sokakta bulduğum yerde sever, aç susuz gibilerse en yakın restorandan ihtiyaçlarını tedarik eder, ancak iyi olduklarına kanaat getirince doğal ortamlarına bırakırım. Onlar da muhtemelen bu sevgiyi hissettiklerinden her yürüyüşümde peşime takılarak bana eşlik eder, sokaklar olsun, yürüyüş parkurları olsun, şahsıma bir ‘Peşinde on tane hayvanla dolanan deli kadın’ imajı verirler. O anlarda fareli köyün kavalcısından tek farkım sarı saçlı ve taytlı olmamdır diyeceğim, ama masalın resimlerine baktım, fareli köyün kavalcısı da sarı saçlı ve taytlı.

Bu hayvan sevgimden ötürü, Avusturya’yla yaşadığımız krizde karşı ülkeden gelen yolcuların köpeklerle aratılmasına, insanların köpeklerden korkar hale gelmesine, köpeklerin mecburen saldırganlaştırılmasına geriliyorum. Terliğini getiren, eve her geldiğinde kansere çare bulmuşsun gibi sevinen hayvan bu yav. Gündemdeki haber temelde Avusturya’nın hıyarlığıdır elbette. Ama hangi ülke olursa olsun, köpeklerin bu işlerde kullanılması öteden beri bana tuhaf gelir.

***

Hele ki bu zamanda. İnsan gibi davranan robot yapılmış, koy o arasın arkadaş! Satranç oynuyor, senin duygularını hissediyor, siyaseten fikri bile olabiliyor, patlayıcı, silah, uyuşturucu mu bulamayacak? Sebep ekonomiktir abicim. Japon robot kim bilir kaç para, köpek sonuçta bir kutu mama ve suyla bütün gün mesai yapıyor.

Ki inanın bu işlerde kediler çalışsa bu kadar garipsemem. Kedi doğuştan güvenlik elemanıdır. Melek gibi görünür, soğukkanlıdır, ama kızınca son sürat koşar, bir saldırır, ne olduğunu şaşırırsın. On numara istihbaratçı potansiyeli vardır. Sinsi sinsi her şeyi izler, fark eder. Sessizdir, burada mı değil mi anlayamazsın. Temkinlidir. Köpeğe krem kutusu verirsin yemeye başlar, kedinin önüne arnavutciğeri koy, üç dakika koklar, evirir çevirir. Köpekten daha dikkatli, daha mesafelidir. Köpek gibi sadece “N’apıyosun oğlum?” dedin diye sana âşık olmuş gibi kucağına atlayıp yalayıp yutmaz kedi. İzler, inceler, tartar, zor güvenir. Köpek ise bu meslekte fazla yükselemez. Herhangi bir gizli görevde hislerini hemen kuyruğu ve diliyle belli edecek, hangi taraf için çalıştığını derhal açık edecektir. Kedi ise bazen sahibini bile öyle bir tanımazdan gelir, arkasını döner oturur ki, insan “Bu benim kedi değil mi yav” diye şüpheye düşer. Kanımca güvenlik ve istihbarat servislerinin bomba uzmanlığı, uyuşturucu bulma gibi işlerde köpekler yerine kedileri istihdam etmesi çok daha yerinde olur.

***

Yazının devamı...

Kendinizi şımartmanın en müthiş yolu!

18 Ekim 2017

Manikür-pediküre ne kadar vakit harcıyorsunuz? Bir ayda kuaförde geçirdiğiniz saati hesapladınız mı? Her gün yüzünüze krem sürmek, makyaj yapmak, saçınızı fönlemek için giden dakikaları bir toplasanıza. Almayacağınız giysiler için vitrinlere bakmak, dizi seyretmek, arkadaşlarınızla dedikodu yapmak... Ne kadar vakit gidiyor bu “kendini iyi hissetme” amaçlı aktivitelere?

Ben kendinizi iyi hissetmek için en kral öneriyle geliyorum şu an! 40 yaşın üzerindeyseniz yılda sadece bir saatinizi vereceğiniz muhteşem bir kendini şımartma yöntemi.

Hayatınızı uzatacak. Güzelliğinizi, gençliğinizi koruyacak. Moralinizi düzeltecek.

Meme kanseri kontrolünüzü yaptırın arkadaş!

Belli yaşa kadar iki senede bir, belli bir yaştan sonra her sene, bir saatinizi veriverin, gidin doktora, kontrolünüzü yaptırın. Kendinizi muayene etmeyi de öğrenin, duşta saç kremi sürmekten daha az vakit alır. 

Türkiye’de her 8 kadından biri bir dönem depresyona giriyor. Her 8 kadından biri migren ağrıları çekiyor. Her 8 kadından biri şiddete uğruyor.

Her 8 kadından biri de meme kanserine yakalanıyor! Yukarıda saydıklarımdan sizin kontrol edebileceğiniz, hayatınıza nasıl bir etkisi olacağı size bağlı olan, hazırlık yapıp hafif atlatabileceğiniz tek şey meme kanseri.

Bundan sonra cilt bakımında, saç kremi kullanırken, manikürde filan bu aklınıza gelsin. Kendini şımartmak isteyen önce meme kontrollerini yaptırır.

Yazının devamı...

Gelecek nesillere tavsiyelerim

15 Ekim 2017

Her hafta birkaç üniversite kulübü, üç-dört lise, bir-iki sivil toplum örgütü, topluluk önünde konuşmam, soru cevaplamam için beni davet eder. Sanıyorum hayatın anlamını, başarının sırrını, mutluluğun anahtarını, güzelliğin püf noktalarını, sağlıklı yaşamın inceliklerini filan, bir şeyleri bildiğimi zannediyorlar!

Esasen hiçbir şey bilmiyorum! Oh, söyledim rahatladım.

Kendine güvenini sürekli beyninde tartışan, sosyalliğin dibine vururmuş gibi yapıp her ortamda yalnız, yalnızken harika hisseden, uyanık kaldığı saatlerin çoğunda hayal kuran, çalışmadığında inceden delirmeye başlayan, sürekli gülüp her durumda hep en kötü ihtimale hazırlanan, öte yandan 25 yaşının olgunluk seviyesinin üzerine de bir taş koyamamış birinden tavsiye almak istediğinizden emin misiniz?

Pekâlâ.

◊ “Nasıl yazıyorsunuz?” Bu soru hep gelir, gelir ve çok gelir. Nereden buluyorsunuz? Nasıl oluyor? Nasıl yazdığımı, büyük sırrımı hemen aktarıyorum: Bilgisayar başında boynum, belim, bıhınım ağrıyana kadar oturarak yazıyorum. Yıllarca ve saatlerce yapsanız, siz de yazarsınız. Çok arzu ediyorsanız derhal masaya oturun ve başlayın.

◊ “Yeteneğinizi ne zaman fark ettiniz?” Hâlâ fark edemedim. Bence yok da öyle bir şey... Yetenek ne Allasen? Son yüzyılın en abartılmış kelimesi. Ne yetenekli insanlar gördüm, piyasada yoktular. Vallahi! Yeteneği olup mutluluk ve başarıdan hiç nasibini almamış çok insan tanıdım ama çok azimli ve çalışkanlar arasında parlamayan yoktu.

◊ “Nereye yatırım yapıyorsunuz?” Evet, bunu da soran var. Hiç anlamam! Ama şu ana kadarki tecrübelerime dayanarak, beden ve ruh sağlığına hizmet edecek yatırımlar yapan insanlar uzun vadede hep kazanır. Evdi, eşyaydı, arabaydı, devremülktü, bankada paraydı, ilişkilerdi; yatırımlarınızı hep böyle seçin... Yazın bunu bir yere, vallahi güzel oldu bu. Başkası olsa uzatır, kişisel gelişim kitabı yapar bunu.

◊ “Bu mesleği nasıl seçtiniz?” Hiç bilmiyorum. Kader... Öyle bir meslek seçeceksin ki uzaklara tatile gittiğinde bile üç gün sonra özleyip ona dair muhabbetlere başlayacaksın. Marangozluk olur, doktorluk olur, ben ona karışmam... Ama galiba hep en kolay ve en çok eğlenerek yaptığın işi seçmelisin.

Yazının devamı...

Yaaz yaz gazetecii yaz!

11 Ekim 2017

Milli Takımımız Avrupa şampiyonu olunca ben de TV karşısında coşup “Helal olsun şampiyonlaraa” diye tweet atanlardanım.

Takipçilerden biri de altına şu yorumu yazmış:

“Yazın. Azmin zaferini yazın, hayata direnmeyi bırakmayanları yazın, inanarak, çalışarak her şeyin başarılacağını yazın, milli ruhu yazın.”

İşte ben de yazıyorum.

Ahlaksızlık, yalan, riya, hile hurda, organize kötülük, adam kayırma, haksızlık, hukuksuzluk diz boyuyken...

Yukarıda, o takipçinin saydığı harika kavramlar da var bu ülkede.

Osman Çakmak gibi yaşayanlar da var. O takımın muhteşem oyuncuları gibi, torpil, kayırılma, nepotizm şöyle dursun, bir adım geride başladıkları yolculuklarda kendi şansını kendi yaratıp, yokluktan başarı çıkaranlar var.

Hatta bu ülkede, ikinci grubun birincilerden kalabalık olduğu kanaatindeyim.

Yazının devamı...

Nobel’i Türk’üm diye bana vermediler

8 Ekim 2017

"Bizler dünyanın devinimine uyum sağlıyormuşuz". Bence bir kere bu açıklamayı sadece ‘devinim’ kelimesini kullanıp havalı görünmek için yaptılar. Yoksa buldukları şeyin ampirik bilgilere dayalı özetini ben yıllardır yazıp çiziyorum.

Neymiş bunların 3.5 milyon lira kazanmasına sebep olan muhteşem buluş?

Bir gen, gece artan, gündüz azalan bir protein üretiyormuş. Ki kusura bakmasınlar et, süt, yumurta dışındaki proteinlere pek prim vermiyoruz. Zira insanoğlunu bu araştırmaya dair ilgilendiren konu, gün içinde vücudumuza ne yapmamız gerektiği. Yani kaçta çalışıp, kaçta uyumalıyız, kaçta eğlenip, kaçta toplantı yapmalıyız? Bilim insanoğlunun pratik ihtiyaçlarına cevap vermiyorsa, o zaman kum tanelerini sayalım, belki ona da Nobel verirler! Değil mi efendim? 

Şimdi, bunların ‘buldukları’ işe yarar sonuçlar şunlar:

1.İnsan vücudu sabah altıda yüksek kortizol, yani stres hormonu salgılıyormuş. Yıllardır dilimde tüy bitti, o saatte kalkılmaz, spor yapılmaz, toplantıya girilmez, çalışılmaz. Niye? E stres! Hık diye gidersiniz, Allah korusun. Sabah altı civarını mışıl mışıl uykuda geçirmek gerektiğini defaatle yazmıyor muyum? Mersi.

2.Sabah altı-dokuz arası tansiyonda artış oluyormuş. Tansiyon yükselince ne yapılır? Hemen uzanılır, derin nefesler alınır, gevşenir. Şimdi siz benim gibi bu saatleri yatakta geçirseniz, sağlık için en güzeli değil mi?

3. Öğlen üç civarı vücutta güçlü bir koordinasyon oluyormuş. Hah işte! Bir yandan mail atar, diğer yandan çalışma arkadaşına şaka yapar, öte yandan iç yazışmayı okursun. Hem senaryo yazar hem rolünü ezberler, hem WhatsApp gruplarına laf yetiştirirsin. İdeal mesai saati öğlen-öğleden sonra başlamalıdır! Üç saat kadar sonra da, yani saat 18.00’de de vücut en yüksek ısıya ulaşıyormuş. Bu ne demek? Bu saatte yürüyüşe çıkarsan, sporunu adam gibi öğleden sonra yaparsan daha çok yağ yakarsın! Yemin ederim muhteşemim.

4. Akşam yedi-sekiz gibi vücut en yüksek tansiyona varıyormuş. İşte o aralar bir tatlişko ara vereceksin. Yemeğini yiyeceksin, muhabbetini edeceksin, istersen rakıya oturacaksın veya bir film atacaksın, vücudu sakinleştireceksin. 21.00 civarı vücut melatonin salgılıyormuş, onu kale alma. Bir Türk kahvesi çak, hayata devam et. Hayır, vücuttaki bütün hormonların sözünü sürekli dinleseydik neler olurdu? Hayvan değiliz yav, biraz kendine hâkim ol.

Yazının devamı...

Velilerin metal yorgunluğunu nasıl yapalım?

4 Ekim 2017

Bu sefer öğrencilerin başarısı, matematik puanı filan değil, eğitim sistemindeki kalite ölçülmüş. Birinci sırada İsviçre var, onu Singapur, Finlandiya ve ABD izliyor. İngiltere 22., Fransa 40., Rusya 64. sırada. Biz 101. olmuşuz. Vaziyet vahim.

Bu esnada TEOG kaldırılıyor, onun yerine geçecek sistemde durum net değil. Hem okul puanları değerlendirmeye alınacak hem açık uçlu soruların olduğu klasik sınav yapılacak. Malum, her okul bazı öğrencilerini iyi okullara sokmak için notlarda şişirme yapabilir. Bu bir şüphedir. Bazı öğretmenler şu veya bu sebepten sübjektif değerlendirmeler yapabilir, bu bir soru işaretidir. Açık uçlu klasik sorulara gelince, öğretmenden öğretmene bile bunların değerlendirilmesi değişebilir. Kimlerin hangi öğrencinin hangi ifadesini nasıl notlayacağı biraz bulanıktır.

Öte yandan yıllardır çalınan sorular skandallarını, son dönemde milli eğitimin sisteminde bazı kadrolaşmaları, mülakatla öğretmen alımları gibi konuları da bu çorbaya katarsak...

Bulanıklık, soru işaretleri, flu durumlar, sübjektiflik ihtimalleri ve ikide bir değişen sistemin yarattığı belirsizlik...

Yazının devamı...

Hollywood şaşırma, sabrımızı taşırma!

1 Ekim 2017

Bu iş böyle olmaz. Yazıp oynadığım ilk sinema filmimin çekimleri devam ediyor ve ben 7. sanattaki trajik resmi yakından gördüm.

Ülkenin en kral prodüksiyon şartlarında bile, sinema sanatında bazı şeyler çok eksik. Dünya çapında eksik, anlatabiliyor muyum? Hollywood filan da sefalet içinde. Ve farkında değilmiş gibi yapıyorlar. O büyük stüdyoların yatacak yerleri yok!

Gözlemlediğim en büyük kanayan yara: Lumiere kardeşlerden beri sinemada ışık bekleniyor! 1895’ten günümüze, aydınlık sahneler için güneş bekleniyor, buluta girince çekim kesiliyor! Hadi bizi bırak. Eyy Hollywood! 122 yılda bir arpa boyu yol gitmemişsin, hiç mi utanmıyorsun? İnsan gibi robot yapıldı, bayağı konuşuyor, farkı zor anlarsın. Sense üç-beş kuruş harcayıp bir güneş makinesi yapamadın. Aç güneşi çek, kapa güneşi yemek arası ver. Bunu beceremiyor musun? Badem ezmesi mi sinema? Lumiere biraderlerin dededen kalma formülüyle mi yapmak lazım? Ayıptır.

Sitcom’u yanaklarından öperim. Aç ışığı gündüz oldu, kapat ışığı gece oldu ooh.



Yazının devamı...