"Gülse Birsel" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Gülse Birsel" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Gülse Birsel

‘Gamsız ve öfkeli!’

Bir senarist olarak insanların sokakta konuştukları, ruh hali, şikâyetleri, duyguları elbette beni çok ilgilendiriyor.

Onun için Spectator Index’in farklı ülkelerle ilgili yaptığı “duygu durumu” anketlerini yudum yudum içiyorum!

Spectator Index’in kriterleri biraz tartışmalı elbette. Her anket kaç kişilik bir denek grubuyla yapılıyor, taraflı mı, veriler manipüle ediliyor mu bilinmez. Ama bu hafta iki istatistik ilgimi çekti.

Birincisi, farklı ülkelerden “Önceki gün öfke hissettim” diyenlerin yüzdesi.

İran yüzde 43’le birinci sırada, Türkiye ikinci, yüzde 40 çıkmış. Birinciliği kaçırmamızı esefle kınıyorum! Sokakta herkes “Sen bana yan mı baktın” şüphesiyle birbirinin boğazına sarılmaya hazırken, İran ne hakla bizden gergin oluyor? Bu ankette altımızda kalan ülkeler yüzde 38’le Pakistan, 30’arla İtalya ve İspanya diye gidiyor. Sonrasında Hindistan, Suudi Arabistan, Nijerya var. Önceki gün öfke hisseden İngilizlerin oranı sadece yüzde 14. Soğukkanlı tiplerdir, olabilir. Fakat Meksikalıların yüzde 8 olması şaşırttı. Arkadaş Trump’a bile mi öfkelenmiyorsunuz? Ben bile kızıyorum duvar muvar işine, bu ne gevşeklik? Ayrıca suç oranı hiç fena olmayan bir ülkedir, öfkelenmeden, kızmadan, can sıkıntısıyla mı işleniyor bu suçlar?

İlgimi çeken ikinci istatistik ise “Önceki gün endişe hissettim” diyenlerin ülkelere göre yüzdesi. En endişeliler yine İranlılar, yüzde 59. Onları 57 ile Brezilyalılar takip ediyor. Bunlar tamam ama tuhaf biçimde İtalyanlar 52 ile üçüncü. Bangladeş onların arkasında. Sonra yine tuhaf biçimde araya İspanyollar giriyor. Hindistan, ABD, Endonezya, Kanada, Pakistan Fransa diye endişe listesi azalarak devam ediyor. Şahane bilgi ise şu: Türkiye, İngiltere’nin, Almanya’nın filan da altında yüzde 31’le oldukça az endişeli, tasasız bir biçimde 16. sırada!

İşte demek ki yılların  “Hayırlısı olsun”u, “Allah sağlık versin”i, “Her şey nasip kısmet”i, “Anda kal”, ne bileyim “Evrenle bir bütün ol”, “Kendini akışa bırak” filanlarla benzer ana fikirde, ama çok daha etkili endişe savıcı kadercilik cümleleri. Bunlara yaslanmışız, kızgınlığa faydaları yok ama strese tasaya birebirler!

Büyük Ev Ablukada’nın bir şarkısında “Mutsuzum ama keyfim yerinde” diye bir laf var. Spectator Index’i ciddiye alırsak, Türk insanının şarkı sözü de “Kızgınım ama içim ferah” veya “Öfkeliyim ama huzurum yerinde”!

Tabii sadece “Her iş olacağına varır, su akar yolunu bulur” felsefemizden değil, stres eşiğimizin yüksekliğinden de nispeten endişesiz olabiliriz.

Biliyorsunuz endişe, gerginlik bir alışma meselesi. Her gün sabahtan akşama evde oturan, 3-5 kibar komşusunu gören, İsviçre’nin sessiz bir dağ köyünde oturan insanı, lüks bir arabayla İstanbul’un işlek bir caddesinde trafiğe sok, eli ayağı titrer. Arabalar korna mı çaldı, egzoz mu patladı, kim bağırdı, camı vurup para isteyen tinerci ne yapar, kavga mı çıktı, niye bu yolda sıkıştık kaldık derken durduk yere çarpıntılara gark olur!

Biz ise hem siyaseten, hem ekonomik olarak, son yıllarda Yeni Delhi’de araba kullanıyoruz, tek lastiğimiz patlak, arabanın üstü açık, üstelik son on beş dakikadır benzin bitik görünüyor! Her şeye idmanlıyız yani! Son yıllarda terördü, darbeydi, bu ülkenin başına gelenlerden sonra bizi ne endişelendirebilir? Ekonomik krizi mi dert edeceğiz? Biraz ediyoruz tabii, kızgınız filan da, aman Allah sağlık versin, her şey olacağına varır!

Peki biz böyleyken bu İtalya’ya, İspanya’ya ne oluyor? Paşamlar Nijeryalılardan, Hintlilerden daha kızgın, Bangladeşlilerden daha endişeli, o ne öyle?

Sadece ekonomileri biraz tökezler gibi oluyor diye bu kadar öfke ve endişeye gark olan, İtalyanlara ve İspanyollara da bir “Kendinize gelin” demek isterim açıkçası. Hayır hiç gidip görmesek orada kıyamet kopuyor herhalde diyeceğiz. Yediğiniz önünüzde yemediğiniz arkanızda, biraz tevekkül, acık zamana bırakma, bir “şükür” heşteg’i, bir “Hamdolsun iyiyiz” tavrı, lütfen ama ya?

Gelsinler 10’ar gün İstanbul’da staj yapıp dönsünler, stres eşiklerini yükseltsinler. Üzerine bir de İtalyanca, İspanyolca “Hayırlısı neyse o olur”u öğretip yayalım.

Öfke kontrolü işinde kendimize hayrımız yok, ama gamsızlık konusunda Akdeniz’in şu keyifçi çocuklarına bir el atalım arkadaş.

 

X