"Osman Müftüoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Osman Müftüoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Osman Müftüoğlu

Osman Müftüoğlu

Kalp krizleri önlenebilir mi?

18 Aralık 2017

Ailesi ve sevenlerine baş sağlığı diliyor, bu vesile ile de şu mühim soruyu gündeme getirmek istiyorum: Kalp krizlerinin teşhis ve tedavisi kadar “nasıl önlenebilecekleri” ile de ilgilenmemiz gerekmez mi?  Bu soru birkaç ay önce yaşadığımız bir başka problemin de yanıtını verecek. Hatırlayalım: İki ay kadar önce Sayın Deniz Baykal da yine benzer bir “damar sorunu” nedeniyle kalp değil ama beyin krizi geçirmişti. Çok iyi biliyoruz ki her ikisinin de nedenleri ve önlemleri neredeyse aynı. Her ikisini de önlemenin yolu öncelikle o krizlerin nedenlerini anlamak ve onları ortadan kaldırmaktan geçiyor. Yani sonuca katlanmak yerine sebebe odaklanıp onları ortadan kaldırmak daha akılcı. Bugün HÜRRİYET’te, yarın da KELEBEK’te “kalp krizlerini önlemenin yol haritası”nı özetlemeye çalışacağız. Buyurun...

O KRİZLERİN EN AZ % 90’I ÖNLENEBİLİR

Önce şu bilginin altını bir çizelim: Çok özel birkaç durum dışında kalp krizlerinin her türlüsü önlenebilir. Yeter ki siz risk düzeyinizi bilip önlem almak için erkenden harekete geçin. Yeter ki doktorlarınızın önerilerini dikkatle dinleyin. Bilgili ve kararlı bir hasta olun. Şunu da unutmayın: Kalp krizi sadece erkek ve yaşlıların sorunu değildir. Gençler ve kadınların da kalp krizi geçirme ihtimalleri var. Şunu bile söyleyebiliriz: Erkeklerle kadınların, gençlerle yaşlıların kalp krizi geçirme olasılığı bakımından aralarında ciddi bir fark da söz konusu değil. Şu notu da düşelim: Bazı insanlar kalp krizi geçirmeye diğerlerinden daha fazla meyillidir. Muhtemel bir krize zemin hazırlayan nedenlerinse neredeyse tamamı net ve açık olarak bilinmektedir. İyi haber ise şudur: Kalp krizine götüren risk faktörlerinin çok azı kontrolünüzün dışında, önemli bir kısmı kontrol altına alınabilir şeylerdir.

KALBİNİZ SİZDEN İLGİ VE SAYGI BEKLİYOR

Kalp marifeti büyük, yapısı muhteşem, topu topu 300 gram ağırlığında bir organdır. Dört odacık, çok sayıda kapakçık, muhteşem bir kas, damar ve sinir sistemi organizasyonundan oluşan bu muhteşem pompa inanılmaz işler başarır. Büyüklüğü ise topu topu yumruğunuz kadardır. Bu kendi küçük marifeti büyük organ bedeninizdeki tüm organ, doku ve hücrelerin oksijen ve besin ihtiyaçlarını 24 saat, 7 gün, 365 gün üzerinden bir ömür gık bile demeden karşılar. Peki o hiç yorulmaz mı? Tabii ki onun da yorulmaya hakkı olabilir ama “dinlenme” yani “mola isteme” şansı hiç yok. Eğer iyi bakılırsa size son nefesinize kadar ciddi bir sorun çıkarmadan hizmet eder. Ama bir şartla: Kalbin kendisinin de oksijenli kana gereksinimi var ve o bu gereksinimini “koroner arterler” denilen, onu tepesinden tabanına kadar adeta bir taç gibi sarmalayan damarlar ile karşılar. Yeter ki siz o damarları tıkayabilecek yanlışları yapmayın! Yeter ki siz o yanlışların farkına erkenden varın. Yeter ki siz sonuca katlanmayı beklemeyip erken davranın. Yeter ki kalbinize ilgi ve saygı gösterin. Eğer bunu yaparsanız kalbiniz sizi kolay kolay yolda bırakmaz.

KALP KRİZLERİ NASIL OLUŞUYOR?

Sağlıklı bir kalp kendisinin de diğer organ ve dokuların da kan ihtiyacını gerektiği miktarda karşılamaya uyum gösterebilen bir kalp anlamına gelir. O kalbin koroner arterlerinden geçen kanın miktarı ise bu uyumun gerektirdiği ihtiyaca göre değişir. Kalp egzersiz yaptığınızda dinlenmeye oranla daha fazla oksijene ihtiyaç duyduğu için koroner arterler genişleyerek ihtiyaç duyulan oksijeni ve besin maddelerini kalp kasına ulaştırır. Bu değişim koştuğunuz, korkup heyecanlandığınız ya da strese girdiğinizde de anında devreye girer. Ne var ki doğal yaşlanma ya da başka nedenlere bağlı olarak koroner arterlerin ateroskleroz nedeniyle daralıp kalınlaşması ve bazen de içinin plak adı verilen sert pıhtılarla daralıp tıkanması bu mühim damarların kalp kasının ihtiyaç duyduğu kadar oksijeni ona verme yeteneklerini azaltır. Bu durum “koroner arter hastalığı” olarak tanımlanır. Kalp krizi dediğimiz durum (miyokard enfarktüsü) da bu olumsuz gelişmenin muhtemel ve en kötü sonuçlarındandır.

KRİZİN UYARICI İŞARETLERİ NELER?

Yazının devamı...

Mitokondrilerimiz azaldıkça biz yorgun düşeriz

16 Aralık 2017

Yaşlanınca giderek azalan enerjimizin, belirginleşen yorgunluk halleri ve isteksizliklerimizin mühim bir nedeni de bizimle birlikte yaşlanan ve sayıları azalan mitokondrilerimiz ile mitokondrial gücümüzdür.
Mitokondrilerimizi genç ve güçlü tutmak, düzenli olarak yeni mitokondriler üretmek zorundayız.
Bunun yolu da daha sık, etkili ve düzenli egzersiz yapmak ve bu sayede “kas erimesi” sorununa çare bulmaktan geçiyor.
Hatırlayalım:
Kas erimesi mühim bir sorun, ne var ki çoğumuz bu önemli tehlikenin farkında bile değiliz. Oysa 70 yaşına giren birinin sahip olduğu kas miktarı 40 yaşına oranla yüzde 30 daha az. Yani işi oluruna bırakırsanız kaslarınız göz göre göre eriyip gidiyor.
Erimeyi önlemenin yolu da öncelikle fiziksel aktiviteden ve tabii ki biraz da mitokondri yaşlanmasını azaltan doğal desteklerden geçiyor.
Peki nedir o doğal destekler diyorsanız aşağıdaki kutuyu lütfen biraz daha dikkatli okuyun.

Mitokondriye güç veren destekler neler?

Yazının devamı...

15 kilo ver diyabeti yen!

15 Aralık 2017

Eğer kilo fazlalığı sorunları olan yetişkin bir şeker hastasıysanız lütfen bu yazıyı daha bir dikkatle okuyun. Hele bir de bel çevreniz fazlaca genişlemiş, enseniz azıcık kalınlaşmışsa dikkatinizi daha da yoğunlaştırın.
Zira makul bir kalori kısıtlaması ve düzenli fiziksel aktivite yaparak ortalama 15 kilo civarında kilo kaybeden fazla kilolu veya obez diyabetlilerde kanda şeker, insülin ve HbA1c seviyeleri tamamen normalleşiyor.
Bir başka deyişle diyabet yani şeker hastalığı tümüyle ortadan kalkıyor. Aslında bu yeni bir bilgi de değil. Ciddi bir kilo
kaybının diyabeti önlemede de mevcut bir diyabetten (Tip2 diyabet) kurtulmada da işe yaradığı zaten biliniyordu. Biz de kliniğimizde farklı yaş gruplarındaki çok sayıda
tip2 diyabetlide bu
gelişmeye defalarca şahitlik ettik.
Yeni bir çalışma ise bu bilgiyi bilimsel olarak doğruladı. O çalışmayı yandaki kutuda bulacaksınız...

Susamda neler var?

Yazının devamı...

Bağışıklığa güç veren 10 süper besin

14 Aralık 2017

YOĞURT: Probiyotik bakteriler, proteinler, D ve B vitaminleri, kalsiyum ve diğer vitaminlerden zengin yapısı, içindeki omega-3 gibi süper yağlarla birleşince yoğurt otomatik olarak birinci sıraya yerleşiyor.
KEFİR: Kefir tam bir “probiyotik bombası”. Bilinen en güçlü, en etkili bağışıklık güçlendirici içecek! Tadı başlangıçta güzel gelmese de ısrar edin, tekrar deneyin, alışacaksınız. Meyveli kefir içeceklerinden de faydalanmayı düşünün.
TURŞULAR: Turşuların hepsi güçlü birer bağışıklık dostu.
BALIK: Omega-3 yağlarından zengin yapısı, kaliteli proteinlere sahip oluşu, D vitamini, fosfor ve kalsiyum zenginliği “bağışıklık dostu besinler” sıralamasında balığı üçüncü sıraya yerleştiriyor. Özellikle küçük (bebek değil) ve soğuk sularda yetişen balıkları tercih edin.
SEBZELER: Bağışıklık güçlendirici sebzelerin en önemlileri lahana, karnabahar, turp, sarımsak ve soğandır. Bunları mantar, ıspanak, maydanoz ve kırmızı pancar izler.
MEYVELER: Bağışıklık sistemine güç veren meyvelerin ilk sırasında portakal-limon-greyfurt-mandalina, yani “turunçgiller takımı” var. Bu listenin yeni yıldızı ise “nar”. Bu listede muz da mutlaka olmalı.
KURUYEMİŞLER VE YAĞLI TOHUMLAR: Bağışıklığı güçlendiren kuruyemişlerin birinci sırasında badem var. Listeye fındık ve cevizi de eklemeniz uygun olur. Ancak kalori yüklü olduklarından dikkatli tüketilmelerinde fayda var. Keten tohumu yağlı tohumlar içinde en güçlü olanı. Nedeni de omega-3’ten zengin yapısı. Onu ayçiçeği çekirdeği izliyor. İkisini de salatalarınıza veya yoğurdunuza eklemeyi ihmal etmeyin.

Yazının devamı...

Kolajen gerçekleri: Kime hangi kolajen daha iyi?

13 Aralık 2017

Başta derimiz, bağ dokumuz, tendon, eklem, tırnak, diş, saç ve kemiklerimiz olmak üzere göz dâhil hemen her organın yapısında kolajen hep var. Temel özelliği ise dokulara destek sağlamak, doku ya da organların canlı ve esnek kalmasına yardımcı olmak.
Bu mühim özellikleri yanında yıpranan dokuların onarım ve yenilenmesinde, kemik ve cilt dokusunun şekillenmesinde de önemli görevler üstlenir. Kısacası yeterince kolajeniniz yoksa işiniz zor. Cildiniz erkenden kırışıp buruşuyor.
Eklem kıkırdaklarınız erimeye, tendonlarınız güçsüz kalıp kopmaya meyilli hale geliyor. Dahası? Devamı aşağıdaki kutuda...

 

ÖZET BİLGİ 

Onsuz olmaz!

Peki bütün bunlar bize neyi anlatıyor?

Yazının devamı...

Griple-nezleyle mücadelenin yol haritası

11 Aralık 2017

- BAĞIŞIKLIĞINIZI GÜÇLENDİRİN: Prensip olarak bağışıklık sistemi her daim özellikle de kışa girerken güçlendirilmeli. Bunun için de özellikle “beslenme” meselesine önem verilmeli. C vitamininden zengin sebze ve meyveler (özellikle de turunçgiller) sık ve bol tüketilmeli. İmkânlar ölçüsünde kaliteli ve güçlü proteinlere, özellikle de yumurta ve yoğurt ikilisine ağırlık verilmeli.

- NOKSANLIKLARINIZI TAMAMLAYIN: Daha güçlü bir bağışıklık sisteminin B12, D ve C vitaminlerine, probiyotiklere ve omega-3 yağ asitlerine ihtiyacı var. Bunların eksikliklerinin de yerine konması gerekiyor.

- BAHARATLARI ARTTIRIN: Bağışıklığı güçlendiren pek çok “baharat” var. Kırmızıbiber, karabiber, tarçın, özellikle de zerdeçal bağışıklık dostu baharatlar. Listenizde mutlaka zencefile de yer almalı.

- SÜLFÜR ZENGİNİ GIDALARI ÇOĞALTIN: Güçlü bir bağışıklığın yolu daha fazla glutationa sahip olmakla doğrudan ilişkili. Zira glutation antioksidanların orkestra şefi. O ne kadar fazlaysa bağışıklık da o oranda güçlü. Glutationu arttırmanın doğal ve etkili yollarından biriyse sülfür zengini besinleri daha sık ve bol tüketmek. Yani lahanaya, karnabahara, turpa, sarımsağa, soğana ağırlık vermek.

- SU İÇMEYİ UNUTMAYIN: Unutmayalım ki su da bir besin. Beslenmenin vazgeçilmez unsurlarından biri. Tabii ki susadıkça su içmekte fayda var ama özellikle yaşlı ve çocukların susuzluk duygusu konusunda biraz unutkan ya da bilinçsiz olabilecekleri unutulmamalı, onlara düzenli su içmeleri hatırlatılmalı.

Yazının devamı...

Cildiniz kaç yaşında?

9 Aralık 2017

Cildi içten yaşlandıran faktörlerin en başında aşırı şeker tüketimi geliyor. Şeker tüketimi arttıkça kan şekeri yükseliyor, insülin-şeker ayarı bozuluyor, vücudun diğer dokularında olduğu gibi ciltte de “glikasyon” yani “şekerlenme” adı verilen süreçler devreye giriyor.
Bu süreçler zaman içinde cildi koruyan kolajen desteğinin bozulmasına neticede de hızla yaşlanmasına sebep oluyor.
Tabii ki dış etkenler de önemli. Dış etkenler deyince de aklınıza sadece güneş ışınları gelmemeli. Sigara ve hava kirliliği de mühim birer cilt yaşlandırıcısı.
Dış etkenlere bağlı cilt yaşlanmasını anlamanın en kolay yolu basit bir gözlemden; “bilek testi” yapmaktan geçiyor.
Test dedimse korkmayın, basit, kolay, sıradan bir gözlemden bahsediyorum. Test için bilek bölgesindeki cildinizin iç ve dış yüzüne bakmanız yeterli.
Bileğinizin dış yüzündeki güneş gören ve dış etkenlerden fazlaca zararlanan kuru, pörsümüş, yaşlanmış deri yapılanmasının nedeni dış faktörlere bağlı hızlı cilt yaşlanmasıdır.
Bileğinizin iç kısmında izlediğiniz neredeyse bebeksi manzara ise doğal iç yaşlanmanın neticesidir.

Yazının devamı...

Eti kızartmak bunamayı kolaylaştırıyor

8 Aralık 2017

Bu yeni değil eski bir bilgi ama önemli mi önemli. Dayandığı araştırma ise 3-4 yıl kadar önce yayınlandı.
O araştırmada uzmanlar ızgara ya da tavada fazla kızartılmış etlerin demans (bunama) riskini artırabileceğini saptadı. Nedeni de bu tür pişirme sürecinde oluşan ve “ileri (son) glikasyon (şekerlenme) ürünleri” denilen maddelerin kızartılmış, yanmış, aşırı ısıtılmış et ürünlerinde çok fazla bulunmaları.
Araştırma insanlar değil, hayvanlar üzerinde yapıldı. AGE ve benzeri toksik maddelerin sadece bunamadan değil, damar sertliğinden böbrek yetmezliğine, kalp güçsüzlüğünden cilt kırışıklığına kadar pek çok kronik sorundan da sorumlu olabilecekleri çok iyi biliniyor.
İleri glikasyon son ürünleri (AGE) denilen bu ürünlerin protein ve yağların kandaki şekerle etkileşmeleri neticesinde de oluşabildikleri ise çok iyi bilinen bir konu.
Kızartılmış, yanmış, aşırı ısıda pişmiş gıdaların bedenimize yüklediği AGE miktarlarını da bir başka yazıda paylaşacağım. Şimdilik şunu bilelim yeterli:
Besinleri kızartmak ya da çok yüksek ısıda pişirmek iyi bir seçim değil. Özellikle kuru sıcakta, yani nemsiz ortamda ve çok yüksek ısılarda pişirilen yemeklerin sadece besin değerleri azalmıyor, içlerinde AGE ve benzeri toksik yapılar da oluşmaya başlıyor.

Atkı bazen hayat kurtarabilir mi?

Soğuk kış günlerinde baş-boyun bölgesini aşırı soğuktan korumanın en etkili yollarından biri de boynumuza sardığımız atkılar.

Yazının devamı...