"Osman Müftüoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Osman Müftüoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Osman Müftüoğlu

Osman Müftüoğlu

Ne kadar kalsiyuma ihtiyacımız var?

25 Nisan 2017


Diğer taraftan kadınlarla erkeklerin de günlük kalsiyum ihtiyaçları değişir, kadınlar erkeklere oranla biraz daha fazla kalsiyum kazanmak zorundadır.
Bir başka sorun da kalsiyum destek hapları söz konusu olduğunda “Hangi kalsiyum tuzu?” sorusunun yanıtındadır. Çünkü kalsiyum tuzlarının biyo yararlanımları, yani fayda oranları da aynı değildir.
Kısacası başlıktaki soruyu yanıtlamak gerçekten de cesaret işidir. Ama mademki böyle bir soru var, yaklaşık bazı rakamlarla da olsa yanıtlamaya çalışmakta fayda var. Kısacası bugün “kalsiyum” günümüz! Buyurun...

Kalsiyum zengini besinler hangileri?

Birinci dikkat edilmesi gereken nokta şu: Kalsiyumunuzu mümkünse doğal kaynaklardan temin etmeye çalışın. İkinci ayrıntıya gelince: Sadece hayvansal değil, bitkisel kaynaklardan da kalsiyum kazanmanın bir yolunu bulun.Açılımı şöyle: Süt ve süt ürünleri en güçlü kalsiyum kaynakları. Bir bardak süt ya da yoğurtta 300 mg, peynirlerde ise biraz daha fazla kalsiyum var.Peynirlerin kalsiyum içeriği sertlikleri arttıkça yükseliyor. Bu nedenle de kalsiyum şampiyonluğunu bizde kaşar, Avrupa’da parmesan peyniri alıyor.Süt ürünü keçi sütü ile üretilmişse kalsiyum içeriği biraz daha yükseliyor.Kalsiyum kaynağı bitkilerin başındaysa sebzeler ve kuruyemişler var. Sebzelerde liderliği lahana ve saz arkadaşları (!) yani karnabahar, turp vs alıyor. Kuruyemişlerde ise badem ilk sıraya yerleşmiş durumda.Prensip olarak 50 yaş ve altındaki kadınların günde 1000 mg, 50 yaş üstü kadınların ise 1200 mg civarında kalsiyum kazanmaları şart.Rakam 70 yaş ve altı erkeklerde 1000, 70 yaş üstü erkeklerde 1200 mg olarak belirlenmiş. Bununla birlikte rakamları çok fazla abartmamak ve her hâlükârda 1500’lü rakamların üstünü zorlamamak -özel durumlar dışında- tavsiye ediliyor. 

Kalsiyum destekleri nasıl kullanılmalı

Eczanenizden kalsiyum desteklerini alırken de, onları kullanırken de dikkatli olmanız lazım. Bu dikkat hem bazı kalsiyum desteklerinin yeterince faydalı olmaması nedeniyle önemli, hem de bedene girebilecek fazla kalsiyumun damarlarda birikerek kalp riskini artırması ve/veya böbrek taşı problemine yol açabilmesi ile bağlantılı.Tavsiye edilen kalsiyum tuzu kalsiyum sitrat. Bunu kalsiyum glisinat izliyor. Kalsiyum takviyelerinin D vitamini, K2 vitamini takviyeleri ile dengelenerek kullanılması ise vazgeçilmez bir zorunluluk olarak gösteriliyor.Prensip olarak ihtiyacınızın olabildiğince yüksek bir kısmını doğal yiyecek içeceklerle kazanın. Yoğurttan, ayrandan, peynirden, sebzeler, yağlı tohumlar ve bakliyattan faydalanın. Geri kalan kısmı için de doktorunuzun tavsiye edeceği kalsiyum, D ve K2 vitamini ile magnezyum takviyelerinden istifade etmeye çalışın. 

Yazının devamı...

 Akdeniz mutfağı mı? Kolesterol  hapı mı?

24 Nisan 2017

 Temelde 4-5 vazgeçilmezi var: Bu mutfakta, “zeytinyağı” ve “zeytinyağlılar” ağırlıktadır. Katı yağ tüketimi çok az ve sadece tereyağı ile sınırlıdır. Sebzesi bol, yeşillikleri, otları, sebzeleri inanılmaz yoğunluktadır. Bu nedenle de salataları, zeytinyağlı sebze yemekleri saymakla bitmez. Mühim bir avantajı da “bakliyat”ları pas geçmeyip ciddiye almasıdır. Bezelyesiz, baklasız, mercimeksiz, barbunyasız bir Akdeniz mutfağı düşünülemez. Ve tabii ki işin içinde deniz olunca o mutfak balıksız olmaz. Balıkların en lezzetlileri, en sağlıklılarını da Akdeniz mutfağında bulursunuz. Mühim özelliklerinden biri de kırmızı et tüketimini ılımlı tutması, süt ürünlerine de –özellikle yoğurdun, peynirin- sık ve bol yer vermesidir. Bu muhteşem mutfağın daha pek çok detayı var ama şimdilik bu kadar bilgi ve övgü yeterli.

Peki, neden bu mutfak sadece “lezzetli” değil de aynı zamanda çok “sağlıklı?” Sorunun yanıtı net ve açık: İçindeki yağlar, protein ve karbonhidratlar sağlıklı da ondan. Çorbaları da salataları, mezeleri, ana yemekleri, hatta tatlıları da tıka basa posa, vitamin, mineral ve antioksidan dolu da ondan!

Özeti şu: Bellek dostu en iyi mutfak hangisi? Kalp dostu en iyi mutfak nerede? Kansere engel olabilecek en güçlü mutfak hangi bölgede? Bütün bu soruların yanıtı sadece tek bir sözcükte saklı: Akdeniz’de! 2016’da İTALYA’da yapılan ve önemli bir uluslararası kongrede tebliğ edilen mühim bir çalışma ile yeniden ve bir kez daha teyit edildi ki Akdeniz mutfağı dünyanın en sağlıklı mutfağı. O büyük araştırmada “kolesterol hapları mı, Akdeniz mutfağı mı kalbi daha iyi korur?” sorusuna yanıt arandığını ve doğru yanıtın “Akdeniz mutfağı” olarak çıktığını söylersem ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. KOLESTEROL HAPLARINDAN uzak durmak istiyorsanız evinizde Akdeniz mutfağına yer açın.

İKİ SORU/İKİ YANIT

SORU 1: NEDEN DENİZ TUZU

DOKU ve hücrelerde gelişebilecek asit yükünü tampone edebilen alkali elementlerden daha zengin de ondan. Mineral yapısı daha güçlü, “iz element” yoğunluğu diğer tuzlardan çok daha fazla da ondan. Özellikle magnezyum zengini olması çok mühim bir ayrıntı da ondan (Magnezyum sağlığımız için “olmazsa olmaz!” anahtar bir mineral. 300’den fazla enzimin “orkestra şefi”, en azından “baş kemancısı” o! Ve son 50 yılda magnezyum eksikliği –tıpkı omega-3 yağ asidi, probiyotik, D vitamini, potasyum, alkali güç eksikliği- gibi sağlığımızı tehdit eden en önemli “görünmez tehdit”lerden biri oldu).

SORU 2: NEDEN ELMA SİRKESİ

ELMA sirkesi benim gıdasal detoks favorilerimden biri. Nedeni şu: Diğer sirkeler de iyidir, hoştur, sağlıklıdır ama onlar asetik asit içerikleri nedeniyle asit oluşturmaya eğilimlidir. Elma sirkesi ise farklı olarak bol miktarda “alkali yapıcı” bir mucizeyi, “malik asit”i içerir. Bir yerlerden aldığım şu eski bir tarifi kullanıyorum: Bir bardak magnezyum zengini ılık suya bir yemek kaşığı elma sirkesi ve bir çay kaşığı bal ekleyip sabah aç karna içerek güne başlamak! Sanırım doğru yoldayım…

Yazının devamı...

Zeytinyağı mı kolesterol hapı mı?

22 Nisan 2017

 Günün birinde herhangi bir kolesterol hapını yutmak zorunda kalmak istemiyorsanız sofralarınızda zeytinyağına daha sık yer verin. Yeni bir çalışma, bilinen bir gerçeği bir kez daha açık ve net olarak teyit etti: Zeytinyağının güvenli bir kalp dostu olduğu yeniden onaylandı. Araştırmanın sonuçlarına göre “günde iki kaşık zeytinyağı” bile kalbe adeta ilaç gibi geliyor. Üstelik onun kolesterol hapları gibi “yan etki” sorunu da yok. Yani ne kaslarınızı ağrıtıp sizi yorgun düşürüyor, ne de uykunuzu kaçırıyor, belleğinizi zorluyor.
Kısacası zeytinyağında hayat var. Yağ tercihlerimizi imkan ölçüsünde öncelikle ve kesinlikle zeytinyağından yana kullanmamız lazım. Tabii burada da “abartı yok, makul var” yaklaşımı geçerli.
Zira zeytinyağının da içinde yüzde 17 civarında doymuş yağ bulunuyor. Biliyorsunuz kalp doymuş yağın fazlasından da pek hoşlanmıyor. Bu nedenle kaşık kaşık zeytinyağı kullanmak da riskli bir beslenme yaklaşımı.
Özeti şu: Günlük yağ ihtiyacımızın üçte ikisini zeytinyağından, üçte birini tereyağından karşılamak ve toplam kalori ihtiyacının yüzde 30-35’ini yağlardan karşılamak –ama bu miktarı da aşmamak- lazım. 

Meyve mi, bal mı?

İkisi de değerli besinler. İkisinin de ayrı ve mühim sağlık marifetleri var. Ne var ki ikisi de “früktoz” yani meyve şekeri zengini.
Peki ne yapmalı? Makul çözüm şu: Yetişkin biri günde en fazla “1 tatlı kaşığı” bal ile yetinmeli. Meyveye gelince... En çok bir, bilemediniz iki porsiyon meyveden fazlasına yanaşmamalı ve şeker yükü düşük –yani früktozu sınırlı- meyveleri tercih etmelisiniz.

Probiyotik gücün kaybı yorgunluğa yol açıyor

Yazının devamı...

Kalbinize nasıl daha iyi bakabilirsiniz?

21 Nisan 2017

Bu faktörlerin “tek tek” bulunmaları da önemlidir ama riskin fazlaca yükseldiği durum “hepsinin veya birkaçının birlikte olduğu” hallerdir. “Koroner kalp hastalığı ile mücadele” de zaten her bir risk faktörü ile tek tek ilgilenmek demektir. Bugün konumuz HDL kolesterolün, yani “iyi/faydalı” kolesterolün azalması. Buyurun...

İyi kolesterol neden önemli?

İyi kolesterol (HDL kolesterol) adeta bir temizlik işçisi gibi çalışarak okside olmuş zararlı LDL kolesterolün oluşturduğu damarsal hasarları azaltabiliyor.
Ne var ki şans herkese eşit davranmıyor, herkes yeterli miktarda HDL kolesterol üretemiyor. Bunun genetik temelleri de var, kişisel hatalarla ilgili olanları da.
Damarlarda dolaşan kanda temizlik işlerini yapacak yeterli eleman olmayınca da çöpler damar duvarında birikiyor, plaklar oluşup daralma-tıkanma süreçleri başlıyor.
HDL kolesterol için makul seviye 50’nin üzeri. 45’in altı riskli. 30 ve altındaki rakamlarda risk daha da yükseliyor. Hele bir de bu duruma kan şekeri artışı, trigliserid fazlalığı da eklendi ise LDL kolesterolünüz 120’lerin altında olsa bile “plak” üretme riskiniz tavan yapabiliyor.
Peki, nasıl artacak bu azalmış/düşmüş HDL kolesterol seviyeleri? Kısa listeyi yandaki kutuda bulabilirsiniz.

HDL kolesterolü yükseltmenin 8 etkili yolu

Yazının devamı...

K vitamini olmadan D vitamini kullanmak yanlış mı?

20 Nisan 2017

İkisi de yağda çözülen vitaminler ve aralarında bir tür “ortak görev” ilişkisi var. D vitamini ihtiyacımızın yüzde 95’ini cildimizi güneşle buluşturarak bedenimizde üretiriz. Çok az bir bölümünü ise yağlı balıklardan, süt ürünleri, yumurta gibi besinlerden karşılarız. K vitaminine gelince...Yeşil yapraklı bitkilerde, fermente edilmiş baklagiller ve turşularda, yumurta sarısı, peynir gibi bazı hayvansal besinlerde bulunuyor. Nasıl ki D vitamini sadece bir kemik ya da diş vitamini değilse K vitamini de yalnızca bir pıhtılaşma sorumlusu gibi hareket etmez. Ayrıca bu ikili bazı durumlarda aynı takımın oyuncuları gibi çalışır. O takımın görevleri ve çalışma yöntemlerini alttaki kutuda bulacaksınız. 

K vitaminini nereden ve nasıl kazanabiliriz?

K vitamininin birçok farklı formu vardır, ancak geleneksel olarak iki grupta toplanır:
Vitamin K1 (filokuinon): En yaygın vitamin K formudur. Bitkilerde, özellikle maydanoz, ıspanak, brüksel lahanası ve marulda bulunur.
Vitamin K2 (menakuinon): Esasen hayvansal gıdalarda ve bir Japonya’da tüketilen bir yiyecek olan natto gibi fermante besinlerde bulunur. Gouda peyniri K2 vitamininden bilhassa zengin bir peynir çeşididir.
Vitamin K2 aslında menakuinon-4 (MK-4) ve menakuinon-7 (MK-7) içeren daha geniş bir bileşik ailesinin üyesidir. Besin desteği olarak K ve D vitamini kombine formlar bulunmaktadır.
MK-4: Karaciğer, yağ, yumurta sarısı ve peynir gibi hayvansal gıdalarda mevcuttur.

Yazının devamı...

‘Glutation’u takdimimdir

19 Nisan 2017

 Glutation Allah vergisi doğal mucizelerden biri. “Glutamin+sistein+
glisin”in, yani üç aminoasidin birleşiminden oluşan müthiş bir madde.
Pek çok işi, farklı marifetleri var. Birincisi “antioksidan” gücü. Glutation sağlık zararlısı olduklarını iyi bildiğimiz serbest radikallerin (yani zararlı paslandırıcı/oksitleyicilerin) en amansız düşmanı.
Yapısındaki elektronu serbest radikale verip onu “zararsız” hale getiriyor. Bunu yaparken kendini de feda ediyor. Çünkü elektronunu serbest radikale verip sizi oksitlenmeden kurtarırken o bizzat kendisi oksitlenmiş oluyor.
Ama fazla üzülmenize gerek yok. Çünkü pek çok hücresel süreçte olduğu gibi burada da mükemmel bir “ekip çalışması” var. Eğer yeterli miktarda “yardımcınız” varsa olay yerine onlar intikal edip ona elektron vererek adeta yeniden canlandırıyor.
Glutation’un fonksiyonları sadece serbest radikal avcılığı, yani bir anlamda yaşlanma geciktiriciliği ile sınırlı değil. O “detoks” süreçlerinin de baş aktörlerinden.
Ayrıca yaşamsal başka pek çok fonksiyonda görevli. Adeta bir orkestra şefi. 150 yıl kadar önce tarif edilen “biyolojik iç denge”mizin vazgeçilmez ileri uç oyuncularından biri. 

B12, D, C VE K2 VİTAMİNİ: DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR

Yazının devamı...

Depresyona mecbur değiliz

18 Nisan 2017

Bizi gerçekten kaygılı olmaya itebilecek pek çok nedeni kısa bir sürede ve bir arada yaşadık. Ekonomik sorunlar, terör belası, darbe tehdidi, iç göçler, sınırlarımızda devam eden savaş durumu, ülkemize misafir ettiğimiz çok sayıda komşumuzun bizim geleceğimizde yaratabilecekleri sorunlar bunlardan sadece bazıları ve bunlar bile zaten yeterli nedenler.
Ama bunların hiçbiri (hepsi bir arada da olsalar) bizi “depresyon mecburu” yapmamalı, depresif insanlar haline getirmemeli.
Motivasyonumuzu koruyarak ve yenileyerek yani daha çok iyimserlik, olumlu bakış, pozitif yaklaşım geliştirerek de bu kaygı durumuyla mücadele edebiliriz.
Bu bir anlamda kendi Passiflora’mızı üretmemiz, beynimizdeki kaygı düşmanı doğal antidepresanların (serotonin, endorfin, dopamin) miktarının artırılması anlamına geliyor.
Düzenli egzersiz yaparak, sosyal ilişkilerimizi kısıtlamak yerine çoğaltarak ve daha diri tutarak, ailemizle daha sık ve uzun süreli beraberliklerin fırsatlarını yaratarak, çok daha önemlisi duaların gücüne sığınarak ve tabii ki yukarıda da belirttiğim gibi kişisel motivasyonumuzu yüksek tutarak bu işi kendimiz de -ilaçlara muhtaç olmadan- başarabiliriz.

Lazerle yağ aldırdım sorunumu yine de çözemedim, ne yapayım?

Kilo problemi sağlığın suiistimale en müsait alanlarından biri, belki de birincisidir. Böyle olduğu için de her yıl yeni bir zayıflama ilacı, her ay yeni bir zayıflama teknolojisi cihazı “mucize çözüm” tavlamalarıyla piyasaya verilir.

Yazının devamı...

Karaciğer yağlanmasını sakın hafife almayın

17 Nisan 2017

Karacİğer hastalıkları hepimizi çok korkutur. Bunda çocukluğumuz ve ailemizden gelen yansımaların da rolü vardır. Zannederiz ki karaciğerimizde dert varsa eğer o dert amansız ve dermansızdır. Oysa pratikte işin aslı farklıdır. Karaciğer hastalıklarının da önemli bir bölümünün tedavisi vardır. Üstelik bu tedavilerin büyük bir kısmı son derece başarılıdır. Ama bu bilgi “karaciğer”i ve sorunlarını ıskalamamız anlamına gelmez. Zira karaciğerimizin pek çok düşmanı var. Bunların kimi iç, kimi dış düşman. En çok karşılaşılanı –doğal olanı da o zaten- ise dıştan gelenler, yani dış saldırılardır. Bu saldırıların çoğu sinsi ve yavaştır. Çoğunda da bir çeşit “vekâlet savaşı” durumu vardır ve eskiden “alkol” gibi açık ve ciddi bir düşmanın yerini şimdilerde “şeker” gibi, “hareketsizlik” gibi, “ilaçlar” gibi farkına varılması zor “vekil” düşmanlar almıştır.

siroza kadar varabilir

Sözü uzatmaya gerek yok, lafın sonunu başından söylememizde fayda var. Şeker tüketimimiz ciddi ölçüde artmış durumda. Çoluk çocuk, genç yaşlı, zengin fakir hepimiz –ister kabul edelim, ister etmeyelim- şeker bağımlısı olduk. Ve bu bağımlılıktan en çok zarar gören organların en başında da karaciğerimiz var. Bir an önce farkına varıp önlemlerini almazsak eğer alkol tehdidinin yerini şeker tehdidi alıyor. Geriye de önce yorgun, bitkin, işini yapamaz hale gelen, sonra da siroza kadar varabilen bir dizi problemle mücadele etmek zorunda kalan zavallı karaciğerimiz kalıyor.  Peki, şeker ne mi yapıyor? Hikâyesi uzunca biraz ama özetlemeye çalışabiliriz. Buyurun…

BEŞ SORUDA KARACİĞER YAĞLANMASI MESELESİ

SORU 1: NEDEN BU KADAR YAYGINLAŞTI?

Sokaktan geçen her dört yetişkinden en az birinin karaciğeri yağlı desem ne düşünürsünüz? Ya da okul çocukları ve gençlerin neredeyse beşte birinde karaciğer yağlanmasının işaretleri saptanabiliyor diye bir uyarıda bulunsam? Kısacası konu mühim ve sorun sanıldığından da yaygın. Yaygınlaşma nedenlerinden birincisini (ve bence en önemlisi) ise şeker! Buna rafine karbonhidratları, yani un ve nişasta zengini fırın, pastane ürünleriyle paketlenmiş gıdaları (bisküviler,  gofretler vs) da eklemeniz lazım. Hemen arkasından hareketsizlik meselesi geliyor. Adım sayımız azalıp koltuk/sandalye bağımlılığı problemimiz yaygınlaştıkça o problem de büyüyor. İlaçların da mühim rolleri var. Özellikle bazı ağrı kesiciler (parasetamol) ve antibiyotiklerin verdiği zararlar çok önemli. Bu listede alkol de mutlaka bulunmalı. Aşırı gıda tüketimi ve buna eşlik eden kilo kazanımı, insülin direnci, metabolik sendrom, orta yaş diyabeti, gut hastalığı, ürik asit yüksekliği de ilave edilmeli. Çok fazla miktarda meyve tüketmek, meyve sularına (taze sıkılmış olsalar bile) fazlaca yüklenmek de karaciğeri hızla yağlandırabiliyor.

SORU 2: SORUN NİÇİN ÇOK TEHLİKELİ?

Yağlanan

Yazının devamı...