"Osman Müftüoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Osman Müftüoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Osman Müftüoğlu

Osman Müftüoğlu

Yürümek bizi neden gençleştirir

24 Mayıs 2017

Yürüme konusunu çok sık gündeme getirdiğimin ben de farkındayım. Bilerek yapıyorum! Sebebi net ve açık: Kronik hastalıklardan korunmanın da, keyifli bir yaşlılık sürebilmenin de basit iki altın anahtarı var.
Anahtarlardan biri doğru beslenmek. İkincisi ise besinlerle kazandığımız kalorileri -enerji- yağ olarak depolanmalarına fırsat vermeden yakıp yok etmek. Ama biz ısrarla ikinci anahtarı kullanmıyoruz.
Yani Y-Ü-R-Ü-M-Ü-Y-O-R-U-Z! Oysa buna mecburuz!
“Yürümenin ‘genç kalmak’ ve ‘zinde ve formda bir ömür sürmek’ ile ilişkisi ne hocam?” diyorsanız buyurun...

İYİ BİLGİ: Yürümek mitokondrileri nasıl etkiler?

Gıdalarla kazandığımız enerjiyi mitokondrilerimizde yakıp bedensel enerjiye çeviriyoruz. Ne kadar çok mitokondrimiz varsa o kadar çok ham madde (besinler) kullanıyor, o kadar bol enerji üretiyoruz.

Yazının devamı...

Böbrekleriniz sağlam mı?

23 Mayıs 2017

 Sinsi ilerleyen, fark edildiğinde de -maalesef- yapılabilecek şeyler minimuma inen bazı sağlık sorunlarımız var. Bunlardan biri de kronikleşmiş ve ileri dönemlere ulaşmış böbrek yetmezliği.
Böbrekler -nedense- pek popüler organlar değiller. Herkes -yine nedense- kalbine, karaciğerine ya da beynine gösterdiği özenin yarısını bile böbreklerine göstermez.
Tavsiyem şu: Yıllık sağlık kontrollerinizde böbreklerinizin ne durumda olduğunu öğrenmeyi unutmayın.
Aşağıdaki belirtilerin böbreklerinizde bir “süzme ve temizleme” yetersizliğine işaret edebileceği de aklınızda olsun.
◊ İlerleyici yorgunluk
◊ Kaşıntılı ve kuru bir deri
◊ İnatçı iştah kaybı ve bulantı

Yazının devamı...

Hayatı ve ruhu ıskalamanın bedeli büyük

22 Mayıs 2017

Bu olumsuz gelişmenin –bana göre- başlıca iki nedeni var: İlki, modern tıbbın yaşam tarzımız yani hayatımız, hayat tarzımız, hayatımıza ilişkin seçimlerimiz (aktivitemiz, yiyip içtiklerimiz, uyku düzenimiz, stres problemimiz) konusunda gösterdiği duyarsızlıktır. Bu duyarsızlıkta korunmayı unutup tedaviye odaklanmasının da payı vardır.

İkinci ve daha büyük yanlışı ise ruhu ciddiye almaması, hatta ıskalamasıdır. Modern tıp belki de ölçülebilir, laboratuvarda tartılabilir, izlenebilir bulmadığı için ruhun ruhsal/zihinsel durumumuzun sağlığımız üzerindeki etkilerini görmezden geliyor.

CİNCİLER... ÇÖPÇÜLER...

Evet, biraz gecikerek de olsa “stres, endişe ve kaygının” sağlığımızın canına okuyabildiğini kabul edip “psikosomatik tıp” konusunu bünyesine aldı.

Ama nedense hâlâ ve ısrarla ruhsal/duygusal değişimlerin hastalıkların tedavisinde de faydalı olabileceğine inanmıyor. Ruhsal iyileşme konularına gereği kadar kafa patlatmıyor, sağlık problemlerimizin çözümünü hâlâ ilaçlar veya cerrahi girişimlerde arıyor.

Oysa içimizdeki o doğal iyileştirici güç de çok ama çok önemli bir tedavi destek aracı olabilir.

Mühim bir nokta da şu: Modern tıp sağlığın bu alanını boş bırakınca devreye “bilim” değil, “cinci hocalar, otçu-çöpçü uzmanlar” yani “şarlatanlar” giriyor. Neticede ruhu ıskalamanın bedeli büyüdükçe büyüyor.

KÖTÜ HABER

Yazının devamı...

İyi hayatın ıskalanan sırrı hangisi

19 Mayıs 2017

 Size, “İyi hayatın ve uzun bir ömrün sırları neler olabilir?” şeklinde bir soru yöneltsem, yanıtınız muhtemelen şu olur: “Sağlık hizmetlerinin iyi, ekonomik refahın yüksek, hijyenik koşulların mükemmele yakın, eğitimin ‘iyi’yi yakaladığı bir yerde yaşıyorsanız ömrünüz biraz daha uzun olabilir.”
Ne var ki pratikte durum bir hayli farklı. Uzun ömür sürenlerin çoğunun yaşadığı bölgeler Chicago, Paris, Milano, İstanbul değil. Ya sakin ve ıssıza yakın adalar, yüksek dağlar, yaylalar ya da yol geçmez, kervan uğramaz çöller!
Uzun ömür beldesi olarak ünlenen Okinawa’ya 2005’te gittim. Okinawa halkının neden beklenenden daha uzun ömürlü olduklarını anlamaya çalıştım. Sonraları yolum Sardunya’ya da düştü. Orada da uzun ömürlü insanlar beklenenden fazlaydı.
Okinawa ve Sardunya’da neler olup bittiğini, nelerin farklılıklar getirdiğini bugün size bir kez daha hatırlatacağım ama bugünkü konumuz başka.
Sürpriz bir uzun ömür bölgesi daha var. Orası Güney Amerika’nın oldukça fakir bir ülkesinin (Kostarika) “Nicoya” yarımadası ve bu yarımada “uzun ömür araştırmalarının” yeni merkezlerinden biri...

Nicoya’da ne oluyor?

Nicoya’da uzun ömür araştırmalarını yapan ekip oldukça kalabalık. Bu ekip 2013 yılında Nicoya’lıların DNA’larını San Francisco’lu bilim insanı Elizabeth Blackburn’e (Nobel ödülü sahibidir) incelemek üzere gönderdiklerinde Nicoya’lıların telomerlerinin beklenenden uzun olduğunu görmüşler.

Yazının devamı...

Kulan çınlamasının tedavisi var mı?

18 Mayıs 2017

 Birilerinin kulağını çınlatmak iyi ve güzel bir şeydir de çınlayan eğer kendi kulağınız ise işler değişir, konu keyif değil de endişe verir.
Evet, şu kesin ve açık: Uzun süren, şiddeti giderek artan ve tekrarlayan çınlamalar insanı bazen canından bezdirebilir.
Kulak çınlamasının birden çok nedeni var. Sizin sorununuzun hangisi olduğuna karar vermesi gerekenlerse kulak-burun-boğaz (KBB) uzmanları.
Onlar muayene, işitme testleri, ileri görüntüleme yöntemleri vs. ile kulağınızı çınlatan nedeni bulmaya çalışırlar.
Gerekiyorsa nöroloji ve ruh sağlığı uzmanlarıyla da işbirliği içine girerler.
“Kulak çınlatan nedenler”in başlıcalarını ve tedavi için yapılabilecek “sınırlı” seçenekleri bu sayfada bulacaksınız. Buyurun...

Bahar nezlesi sezonu açıldı

Alerjik nedenlerle gelişen burun nezlesi ataklarının tavan yaptığı (!) günlerdeyiz. Bahar müjdesi çiçek polenleri bunun öncelikli nedeni. Bu arada küf, toz, hayvan kepeği gibi alerjenleri de gözden ırak tutmamanız lazım.Özeti şu: Bugünlerde burnunuzun neredeyse “ayarı bozulmuş bir musluk” gibi akıyorsa, hapşırığın, aksırığın kesilmediğini, gözlerinizin kızarma, kaşınma, sulanma nedeniyle feryat ettiğini, genzinizin tıkanıp öksürük atakları ile boğuştuğunuzu görürseniz aklınıza ilk önce “alerjik iç burun iltihabı” yani “bahar nezlesi” sorunu gelsin ve çözüm için hemen bir KBB uzmanından yardım istensin. 

Yazının devamı...

D3 bizi ne zaman zehirler

17 Mayıs 2017

 Şu bilgi kesin: Sağlıklı kalabilmek için D vitamini yaşamsal bir besin unsuru...
Sağlığın pek çok süreci D vitamini eksikliğinde işlemez hale geliyor. Kısacası bedeninizde yeteri kadar D vitamininiz yoksa sağlığınız tehlikeye giriyor.
Şu bilgiden de hiçbirimizin en ufak bir kuşkusu yok: D vitamini noksanlığı evrensel bir problem. Dünyanın hangi ülkesine giderseniz gidin şehirlerde yaşayanların en az üçte birinde D vitamini eksikliği belirleniyor ve zaten bu nedenle de D vitamini takviyeleri çok yaygın bir kullanım alanı buluyor.
Peki “fazla kullanım” yani “bedene aşırı D3 vitamini yüklenmesi” durumunda ne oluyor?
“Doğru kullanım yöntemi” ve “doz”lar ne olmalı? D vitamini fazlası bizi zehirler mi? Fazlalığın belirtileri neler?
Merak ediyorsanız buyurun...

MAKUL MiKTAR NE KADAR?

D vitamini optimum seviyesi için laboratuvar kağıtlarında yazan değerler (benim kanaatime göre de) pek doğru ve geçerli değil. Optimum D vitamini aralığı için de evrensel bir değere sahip değiliz.

Yazının devamı...

Mitokondrilerinize iyi bakın

16 Mayıs 2017

 Mitokondri de neyin nesi hocam diyenlerinizin olacağını biliyorum. Ve sağlığını düşünen herkesin mitokondrileri hakkında fikir sahibi olması gerektiğini size bir kez daha hatırlatmak istiyorum.
Nedeni açık:
Mitokondriler hücrelerimizin enerji üretim merkezleri. Her hücre enerjisini mitokondrilerinden sağlıyor.
Bir hücre ne kadar çok enerji tüketiyorsa o kadar çok mitokondriye yani enerji santraline sahip oluyor.
Zaten böyle olduğu için de kalp kası hücrelerinin neredeyse yarısını mitokondri organcıkları oluşturuyor.
Bu miktar iskelet kası hücrelerinde ve beyin hücrelerinde yüzde 25’lere düşüyor.
Karaciğer ve böbrek hücreleri de müthiş çalışkan hücreler. Öyle oldukları için de onların bol miktarda mitokondri

Yazının devamı...

Güncel sorunumuz medeniyet hastalıkları

15 Mayıs 2017

Birinci grupta birden ortaya çıkan, gürültülü, hızlı seyreden ama kısa süren sağlık problemleri var. Boğaz iltihapları, sinüzitler, bronşitler, ishalle seyreden gastroenteritler gibi mikrobik hastalıkları bu grubun en iyi bilinenleri. İkinci gruptaki hastalıklar ise sinsi, yavaş seyirli, uzun süreli problemler. Doku ve organları ciddi ve endişe verici belirtiler vermeden içten içe tahrip eden sorunlar bunlar.

Bence 21. yüzyılın sağlık gündeminde akut değil, kronik hastalıklar var. Bunun birinci sebebi akut hastalıkların çoğunu aşılama programları, antimikrobik tedaviler, yüksek teknolojili cerrahi uygulamalar, eğitimle artan bilgi düzeyi ve hijyenik tedbirler sayesinde önemli ölçüde azalmasıdır. Günümüzde esas problemi kronik hastalıklarda yaşıyoruz. Üstelik bunların çoğu medeniyetin getirdiği bazı değişimlerle doğrudan bağlantılı.

“Medeniyet sorun yaratır mı hocam?” diyeceğinizi biliyorum. Haklısınız. Medeniyet demek temizlik, hijyen demek. Medeniyet demek eğitim, bilgi birikimi demek. Medeniyet ekonomik refah, iyi beslenme, sağlıklı ve bakımlı olmak demek.

Gelin görün ki medeni yaşamın getirdikleri sadece iyi şeylerle sınırlı değil. Medeniyetin ve iyi hayatın, daha doğrusu yeni hayatın bazı kötü faturaları da var.

“Nedir o faturalar?” diyorsanız buyurun…

KESİP SAKLAYIN

İLK 10 NEDEN

VARAN 1:

Yazının devamı...