"Osman Müftüoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Osman Müftüoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Osman Müftüoğlu

Osman Müftüoğlu

Lahana mı brokoli mi?

14 Kasım 2018

Yıllar evvel Amerika’da yapılan araştırmalar tomurcuklarının tıka basa sülforafanla dolu olduğunu gösterince son derece lezzetsiz olmasına rağmen brokoli bir anda sağlıklı yaşam düşkünlerinin “diva”sı oluverdi. 
Peki sülforafandan faydalanabilmenin yolu sadece lezzetsiz brokoli tomurcuklarını çiğnemekten ya da brokoli çorbası içmekten mi geçiyor? Hayır! Sülforafan sadece brokolide yok.
Her türlü lahanada (karası, beyazı, yeşili), karnabaharda ve lahanagiller grubundan turp ve benzeri sebzelerde de bol miktarda sülforafan var. Kısacası, “Karnabahar, lahana, turp” takımına daha çok ağırlık vermeniz de yeterli. Ayrıca üçünde de bol miktarda posa/lif var. Üçü de düşük kalorili besinler olduklarından kilo kontrolüne yardımcı. Üçü de folik asit, C vitamini, K vitamini, kalsiyum, selenyum gibi sağlığımızı olumlu etkileyen maddelerden zengin. 
Benim önerim, sofralarınızda lahana ve karnabahara sık yer vermeniz, mümkünse onları pişirmeden, doğal halleriyle -mesela salata şeklinde- tüketmenizdir.
Zira lahana ve karnabahar haşlandıklarında yararlı besin unsurlarının çoğu lavaboya dökülen haşlama suyuna geçiyor. 

Lahana-karnabahar nasıl yenecek?

Sülforafan çok güçlü bir kanser savaşçısı. Sülforafan içeren besinler kömür ateşinde kızartılmış et/kebap gibi besinlerle yendiğinde et/kebapta ateşte yanma nedeniyle oluşabilecek kanserojenlerle bağlantılı bir kanser tipi olan kolon kanserinden korunmanıza destek olabiliyor. 

Yazının devamı...

Bu konuda yapılmış ciddi bir araştırma var.

13 Kasım 2018

Düzenli su içmenin cilde iyi gelen yararlı bir alışkanlık olduğu kesin. Gereğinden çok su içmenin cilde daha fazla nem ve kalite kazandırdığını söylemekse biraz güç!

Bu konuda yapılmış ciddi bir araştırma var.

O araştırma İsrail’de yapılmış. Sonuçlarına bakılırsa aşırıya kaçıldığında su içmenin cildi nemlendirmek bir yana kurutabileceği anlaşılıyor. Benim kanaatime gelince:

Nasıl ki az yemek, yetersiz ve kötü beslenmek sağlığımızı bozarken, aşırı ve sık yemek de bizi daha sağlıklı değil hasta biri yapıyorsa, az su içmek cildin yapısını olumsuz etkilerken, aşırı su içmek de ciltte olumsuz neticelere yol açabiliyor.

Yani fayda yerine, zarar verebiliyor. “Her gün 3-4 litre su içiyorum ama cildim hep kuru!” diye yakınanların sorunu belki de bu...

BİR TEST

HANGİSİ DOĞRU? NEDEN YAŞLANIYORUZ?

Aşağıdaki yanıtlardan biri “neden yaşlanırız?” sorusunun en doğru cevabıdır. Bilin bakalım hangisi?

Yazının devamı...

İnsülin direncinin tek çaresi metformin mi

9 Kasım 2018

Kilo sorunu ve insülin direncine çare arayanların, çözüm olarak her gün metformin içeren bir ilaç yutması şart değil. Kararı doktora bırakmak, ama o önerdiğinde de “Ben bu hapı yutmam arkadaş!” diye inatlaşmamak lazım.
Şu nokta mühim: İnsülin direnci de, bu direncin yarattığı kilo meselesi de çoğu zaman sadece beslenme önlemleri ve düzenli egzersizle ortadan kalkabiliyor. Ama bazen metformini de devreye sokmak gerekebiliyor.
Evet, metformin de bir kimyasal. O da bazı durumlarda yan etkisi hatta toksik zararları olabilen iki ucu keskin bir molekül. Ama ortada bilgili ve ilgili bir hekim ile hasta işbirliği varsa, ciddi bir sorun da çıkarmıyor.
Ayrıca düzenli yutulduğunda başka marifetleri de olabiliyor. Mesela metforminin etkili bir “iltihap baskılayıcı/ antienflamatuar” ve “kanser önleyici” olabileceğini gösteren bulgular var. Tabii bu bulguların henüz yetersiz olduğu da unutulmamalı!

SADECE DİYETLE OLMAZ

Kilo sorununuz varsa ilk işiniz “Diyete hayır!” demek olsun. Yani daha yolun başında “Diyete direnin!” sloganı ile yola çıkın. Neden kilo aldığınız sorusuna yanıt bulmadan, bedeninizin metabolik ayarlarını anlamadan, ruhsal sorunlarınıza çözüm bulmadan, sorgulamadan diyet yapmayın.
Sadece “kalori kısıtlamasının” asla yetmeyeceğini, asla kalıcı bir sonuç vermeyeceğini aklınızdan çıkarmayın. Kalori kısıtlamaları sonucu fazla yağların yanı sıra güzelim kaslarınızın da eriyip kaybolacağını hatırlayın.

Yazının devamı...

Bulgur mu kinoa mı?

8 Kasım 2018

Kinoalı salatalar özellikle üst gelir grubundakilerin vazgeçilmezlerinden biri oldu. Kinoayla biz yeni yeni tanışıyoruz ama oldukça eski bir besin. Üzerine çok fazla “sağlık büyüsü” eklenen bu enteresan gıda gerçekte de yazılıp çizildiği ölçüde “efsane” bir ürün mü?
İsterseniz gelin önce şu bilgiyi bir kenara not edin: Bol proteinli nasıl olsa diyerek kaşık kaşık tükettiğiniz kinoadan da karbonhidrat aldığınızı unutmayın.
Hesap olarak 2 çorba kaşığı pişmiş miktarı 1 ince dilim ekmek yerine geçer. Ayrıca kinoa bulgura göre daha fazla yağ içerir. Sodyum oranı da bulgurdan daha yüksektir.
“Kinoanın daha çok protein içermesi daha tok tutmaz mı?” diye soranlara, bulgurun posa içeriğinin daha yüksek olması içinizi rahatlatsın.
Ayrıca bulgur, kuru fasulye ve bir bardak ayran menüsünün şahane tamamlayıcılığını unutmayalım. Kinoa alamadık, yiyemedik, çok mu kaybettik diye düşünenlere kuru fasulye, yanına bulgur pilavı ve cacık menüsünü öneririm.
Bulgurun “siyez bulguru” veya “frig bulguru” gibi son derece sağlıklı ve hoş lezzetli olan türleri de var, aklınızda olsun. Yanıtım: Bulgur...

İnsüline direnç ne zaman başlıyor?

Siz sandalyeniz ya da koltuğunuzda oturmaya başladıktan ya da televizyon seyrederken kanepenize uzandıktan çok değil, 30 dakika kadar sonra kalça kaslarınız insüline direnç göstermeye başlıyor.

Yazının devamı...

Toksik obeziteye dikkat edin

7 Kasım 2018

Toksinlerin farklı çeşit ve dozları var ve bunların her birinin bize akıl almaz fenalıklar yaptığı kesin. Bu fenalıklardan birinin de kilo sorunu olduğu ise yeni ve mühim bir bilgi. İstisnasız tüm toksinler doğal arınma sistemlerimizi çalışamaz hale getirerek, metabolizmamızı bozabiliyor. Hormonal dengemizi bozup bizi şişmanlatabiliyor.
Hem trans yağ, nişasta bazlı früktoz veya şekerlenmiş ve yanmış maddeler yani AGE’ler gibi kimyasal pislikler, hem de endişe, korku, kıskançlık, pişmanlık ve benzeri ruhsal toksinler bizi zehirliyor.
Obezite salgınının en yaygın görüldüğü ülkeler de zaten, bu ikili toksin kıskacının yoğun olduğu yerler. Muhtemeldir ki bir toksik kilo problemi var ve bizi biraz da toksinler yağlandırıyor.
Pek çok besinin içinde şu veya bu şekilde ağır metal var. Deniz ürünlerinde cıva, kurşun, kadmiyum, sularda arsenik riski pek dikkate alınmıyor.
Ne var ki her gün daha fazla insanda “ağır metal toksisitesi” belirleniyor. Bunların tümü “mitokondri zehri”. Özellikle cıva mitokondrilerin canına okuyor. Sorun sadece ağır metallerle sınırlı kalsa neyse...
Gıdalardaki kimyasal artıklar da (böcek öldürücüler, antibiyotikler, hormonlar) birer mitokondri zehri. Bunların da en azından “fazla kilolu” olmamızda, “kilo direnci” sorununu aşamamamızda payları var.
Peki ya bisfenol ve diğer fitalatlar? Pet şişeler, damacanalar bisfenol içeriyor mu? Bisfenol hormon dengemizi bozup kilo aldırabiliyor mu?

Yazının devamı...

Uykusuzluğun çaresi kabak çekirdeği mi?

6 Kasım 2018

Kabak çekirdeği yüksek kalori içeriği dışında mükemmel bir atıştırmalık. Lezzetli ve besleyici. Aynı zamanda tok da tutuyor.

E ve B vitaminlerinden zengin yapısı ve tıka basa kalsiyum, magnezyum, demir, çinko, selenyum, bakır içermesi onu “ayrıcalıklı” ve “sağlıklı” doğal atıştırmalıklardan biri yapıyor. 

Ama onun pek bilinmeyen mühim bir özelliği daha var: Doğal bir uyku hapı vazifesi de görebiliyor. Bunun nedeni bol miktarda triptofan, magnezyum ve glutamat içermesi.

Triptofan, serotoninin öncü maddesi. Serotoninse mükemmel bir doğal uyku bileşiği. Keza glutamattan üretilen GABA da stresi azaltan, gerginliği gideren ve uykuyu kolaylaştırabilen bir madde.

Magnezyum da etkili bir uyku desteği. Ve yine pek bilinmeyen bir özelliği daha: Afrodizyak etkisi! İçindeki bol arginin, cinsel performansı destekleyen bir madde. Eğer akşam atıştırmalığı arıyorsanız, uyku probleminiz varsa ya da “azıcık da performans” diyorsanız, 25-30 gram (Yarım fincan) kabak çekirdeği size yardımcı olabilir.

Potasyum zengini besinler hangileri?

Potasyum, sağlıklı sinir sistemi ve düzenli kalp ritmi için önemli bir mineral. Sodyumla birlikte vücudun sıvı dengesini kontrol ediyor. Vücuttaki hücreler içi kimyasal reaksiyonlarda, hücreler arası besin iletiminin düzenlenmesinde önemli rolü var.

Bu fonksiyonlar yaşla birlikte azalıyor ve potasyum eksikliğinde; aşırı cilt kuruluğu, akne, ishal, kabızlık, kavrama bozukluğu, vücutta sıvı birikimi, sinirlilik, terlemeler, kalp atımında oynamalar, gelişme bozukluğu, bulantı-kusma, tansiyon düşüklüğü, kolesterol seviyelerinde artış, kaslarda yorgunluk-zayıflık, periyodik baş ağrıları görülüyor.

Yazının devamı...

Oturmak neden en büyük günahtır?

5 Kasım 2018

 

Mükemmel bir organizasyon, olağanüstü bir cihaz, inanılmaz bir adaptasyon sistemidir. Yeter ki kıymetini bilip bakım ve onarımda kusur etmeyin. Yeter ki çalışma prensiplerine azıcık kafa patlatın. “İmalat şartnamesi ne, fabrika ayarları nasıl, neden hoşlanır, nelerden rahatsız olur” azıcık anlamaya çalışın. Yeter ki siz ona saygılı davranın. Vazgeçilmez bazı sorumluluklarınızın, görevlerinizin olduğunun farkına varın. Kısacası, hakkını verin. O hakların başında da onu hareketten, aktiviteden yani egzersizden mahrum etmemek olduğunu bilin. Şu kesin: Hareket berekettir! Ve şu da kesin: Oturmak, tembellik, aylaklık etmek bedene karşı işlenebilecek en büyük ihanettir. İsterseniz gelin Albert Einstein’ın o ünlü cümlesini bir defa daha ve asla unutmamak üzere yeniden hatırlayalım:

“Yaşam bisiklete binmeye benzer. Dengenizi kurmak için hareket ettirmeyi sürdürmek zorundasınız.”

YILDA 1 KEZ 2 KOLDAN ÖLÇTÜRÜN

TANSİYONUMUZU hangi koldan ölçelim, sağ mı, sol mu? Hangisi daha güvenli? İki kol arasında ölçüm farkı ne zaman önemli? Bu ve buna benzeri sorulara en güzel yanıtı ‘Vegan Beslenme’ kitabında Dr. Murat Kınıkoğlu veriyor. Dr. Kınıkoğlu bakın ne diyor:

“En azından yılda bir kez tansiyonunuzu her iki koldan birden ölçün. İki kol arasında 5 mmHg veya daha az bir fark olabilir. Örnek vereyim: Sağ kol 128/72, sol kol 125/70 çıktığında hem değer olarak hem iki kol arası farkı normal kabul ediyoruz. İki kolunuz arasında 5 mm’den büyük bir tansiyon farkı olması gelecekte kalp hastası olma riskinizin iki misli arttığını gösterir. Örnek vereyim: bir kolunuzda 142/70 diğer kolunuzda 149/72 bulunması damarlarda sertleşmenin başladığı ve riskin arttığı anlamına gelir (149-142=fark 7 mmHg). Exeter Üniversitesi Tıp Fakültesi doktorları herhangi bir kalp-damar hastalığı olmayan sağlıklı

Yazının devamı...

iyi yaşlanmak üzerine notlar

3 Kasım 2018

iLK 10

- Çalışmayı, üretmeyi, öğrenmeyi asla bırakmayın.
- Geleneksel ve yerel kalmaya bakın.
- Olumlu olun ve öyle kalmayı inatla sürdürün.
- Stresle daha medeni bir ilişki kurun, ona paçanızı kaptırmayın, sünger değil, teflon olun.
- Iskalamalarınızı azaltmak istiyorsanız azıcık yavaşlayın.
- Hafifleyin, basitleşin ve azalın.

Yazının devamı...