"Osman Müftüoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Osman Müftüoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Osman Müftüoğlu

Osman Müftüoğlu

Şeker cildi erken kırıştırıyor!

21 Eylül 2018

BENFOTİAMİN: Pek çok araştırma bu molekülün güçlü bir glikasyon önleyici olduğunu gösteriyor. Her ne kadar birçok insan için yeni bir kelime olsa da, benfotiamin çok tanıdık bir vitamin olan B1 vitaminin farklı bir formudur. Bu yeni ama çok tanıdık molekül, ilk kez bundan 50 yıl kadar önce Japonya’da alkole bağlı sinir hasarını, yani alkolik nöropatiyi tedavi etmek için kullanılmış.
Glikasyona bağlı hasarı önlemek için, son yıllarda yeniden popüler olmaya başlayan benfotiamin takviyelerinden günde 300 miligram civarında almak yeterli.

Cilt kırışıklığı özellikle kadınların hoşlanmadığı bir sorun. Farklı sebepleri var. Bunlardan biri de şeker! Ciltteki kolajen, şekerin fazlasından fena halde etkileniyor. Cildin esneklik ve gücünün esası olan kolajen glikasyona yani “şekerlenmeye” maruz kaldığında o cilt daha hızlı yaşlanıyor. Kırışıklıklar daha hızlı derinleşiyor. Kan şekeri yüksek seyreden diyabetlilerin beklenenden daha hızlı yaşlanmaları da glikasyon sürecine bağlanıyor.
Glikasyonun yaşlanma üstündeki etkisi iyice anlaşıldığından beri, glikasyonu yavaşlatan doğal destekler ve ilaçlara olan ilgi de artıyor. Bu konudaki araştırmalar gün geçtikçe çoğalıyor. Hatta glikasyonu kontrol altına almak, anti-aging üstüne odaklanan çalışmaların en önemli hedeflerinden biri haline geldi.
Bu araştırmalar ışığında keşfedilen moleküller arasında en önemlileri benfotiamin, alfa lipoik asit ve metformindir.
Ben imkânı olanların bir doktor yardımı alıp, bu anti-glikasyon ajanlarından faydalanmalarının doğru olacağı düşüncesindeyim.

Şeker-glikasyon ilişkisine dikkat!

Glikasyon önemli bir yaşlanma tetikleyicisi. Basit anlamıyla da doku ve organların şekerlenmesi, yapısının bozulması ve daha hızlı yaşlanması demek.

Yazının devamı...

Kadınlar için kalp krizi risk testi

20 Eylül 2018

Kalp hastalıkları, özellikle de kalp damar hastalıkları ülkemizde de bir numaralı ölüm nedeni.
Yaşam tarzı değişimleri ile önlenebilen, en azından geciktirilebilen bu mühim problem hakkında detaylı biçimde bilgilenmek çok önemli.
Zira, basit hayat tarzı değişimleri ile bile hastalanma ihtimali ciddi ölçüde azalıyor.
Sadece sigarayı bırakmanın, yalnızca kilo sorununu çözmenin, kanda şekeri, yağı, damarda tansiyon yükselmelerini önlemenin bile bu hastalığa yakalanma olasılığını en az yüzde 50 azaltabileceği biliniyor.
Kısacası “bilgi” ve “ilgi” meselesi burada da çok mühim.
Bir önemli hatırlatmam da şu: Kalp krizi sadece erkeklere özel bir sağlık sorunu değil.
Kadınlar da kalp krizi geçirebiliyor.

Yazının devamı...

Süt mü yoğurt mu?

19 Eylül 2018

Kemiklerin, dişlerin yapılanması, yaşlanınca bütünlüğünü koruması, destek dokusunun gelişip sağlamlaşması ve yüzlerce kimyasal sürecin aksamaması için kalsiyum her yaşın olmazsa olmazı.
Ancak süt bana göre bir yetişkin besini olmaktan daha çok bir çocuk besini. Ayrıca kalsiyum eksikliğinin en ciddi sonuçlarından biri olan osteoporozu önlemede sütün ciddi bir destek sağlamadığını gösteren çok sayıda çalışma da var. Bu nedenle prensip olarak çocukların süt içmesini, ergen ve yetişkinlerin süt ürünleri tüketmesini öneriyorum.
Bir bardak sütte 300 miligram, 30 gram kadar yumuşak peynirde 50-100 miligram, bir su bardağı yoğurtta da ortalama 300-350 miligram kalsiyum var.
Yetişkinler sütü mayalandırmalı, laktozunu azaltmalı, probiyotik güç eklemeli ve sindirimini kolay hale getirmeli.
Yani yoğurt, kefir, ayran ya da peynir olarak tüketmeli.

Tam yağlı süt mü, yarım yağlı süt mü?

Tam yağlı süt veya süt ürünleri yüzde 3.5 gram, yarım yağlılar yüzde 1.5-2 gram kadar yağ ihtiva eder.

Yazının devamı...

Kalıtımsal özelliği olan hangi şeker hastalığı?

18 Eylül 2018

Tip1 şeker hastalığında pankreas insülin üretemez. İnsülini yapan sistem, doğuştan ya da nedeni açıklanamayan bir nedenden bağışıklık sisteminin saldırısına uğrar. Bu saldırı pankreasta insülin üreten sistemi mahveder. Pankreas insülin üretemez duruma gelir. Sonuçta insülin enjeksiyonlar ile karbonhidrat metabolizmasının işlevlerini dışarıdan desteklemenin zorunlu olduğu bir tablo ortaya çıkar.
Tip2 şeker hastalığı ise kalıtımsal özellik taşır. Aile bireyleri arasında şeker hastalığı, glikoz tolerans bozukluğu ya da reaktif hipoglisemi ve /veya insülin direnci tanısı ile izlenenler vardır.
Bir sonraki kuşakta dengesiz ve kötü beslenme, hareketsizlik gibi yanlış seçimler bu sağlık sorunlarının ortaya çıkmasını kolaylaştırır.

BİR TEST
Reflünüz var mı?

Size dört soru soracağım. Sorulardan üçüne “evet” diyorsanız, sizin de reflünüz olabilir, dikkatli olun.
1- Midenizin üstünde bir ağrı, yanma, ekşime, kaynama ya da spazm hissediyor musunuz?

Yazının devamı...

İşaret parmağı perhizi yapın

17 Eylül 2018

İsterseniz gelin önce şu önemli soruya yanıt arayarak yola çıkalım: Sosyal medya bağımlılık yapar mı? Evet, yapar! Neden mi? Beyindeki dopaminerjik sistemle, yani bize keyif veren DOPAMİN bazlı organizasyonla “dalga geçtiği” için! Nedir o sistemin özü, özeti? Ne yapar o dopamin denen muzip madde? Şudur: Dopamin bir çeşit beyinsel hammadde. Üretimindeki artış bizi uyarır, arzularımıza yönelik dürtüleri harekete geçirir. O arzuların en başında da takdir edilmek (like almak), izlenmek (daha çok “retweet” veya “repost edilmek”), daha çok takipçi kazanmak gibi Instagram, Facebook, Twitter, Youtube “gel gelleri(!)” vardır. Sosyal medyanın savurgan kullanımı neticesinde dopamin beyninizi bir kez ele geçirdi mi, yandı gülüm keten helva! Sonrası girişi kolay, çıkışı zor bir yolculuktur... Adı “SOSYAL MEDYA BAĞIMLILIĞI”dır. Kısacası, bu da bir tür psikolojik bağımlılık gibidir. Çaresi de sosyal medya toksinlerinden en azından bir süre uzak kalabilmektir.

İLK ÜÇ: EN AZ 3 HAFTA LAZIM
Önce telefonunuzdaki sosyal medya uygulamalarının tamamını silin. Onu yeniden eskisi gibi pirüpak, eskisi gibi saf ve temiz bir “klasik” telefon haline getirin. WhatsApp gruplarından çıkın. Twitter’ı boş verin. Instagram hesabınıza veda edin. Facebook’a elveda deyin. Olmadı mı? Hiç olmazsa 3 haftalık “sosyal medya boykotu” yapmayı deneyin. Instagram’a, Twitter’a girmeyin. Face’de sohbet etmeyin. Youtube’da video izlemeyin. Bu arada ciddi bir “işaret parmağı perhizine” girin. O parmağın telefonunuzla temasını en aza indirin!

“Peki, ya sonra ne olacak? Bütün hesaplarım silinince ben dımdızlak kalmaz mıyım?” mı diyorsunuz? Korkmayın, kalmazsınız! Sosyal medya hesaplarının hepsinde bir süreliğine “dondurma” özelliği de var. Hesabınızı dondurup korumaya da alabiliyorsunuz. İstediğiniz zaman da yeniden geri dönebiliyorsunuz.
Başarılı bir sonuç için minimum 3 hafta sabretmeniz, sosyal medya orucunuzu en az 3 hafta bozmamanız lazım. Ben 4 hafta, yani yuvarlak rakam 1 aylık bir detoks sürecinin daha etkili olacağını düşünüyorum. Kalıcı bir detoks içinse yaklaşık 3 ay lazım. Eğer orucunuzu 3 ay kadar sürdürebiliyorsanız köklü bir başarı garanti. Bundan sonrasında ipler sizin elinize geçiyor.

Yazının devamı...

Kolajenine sahip cık

15 Eylül 2018

Kolajen zengini besinler neler?

1- JELATiN

Genellikle inek ve tavukların bağ dokularının kaynatılmasıyla elde edilen jelatin, temel olarak pişmiş ve hazmı kolay bir kolajen formudur. Kolajen ısı serbest bırakılır, sudan kurutularak ekstrakt edilir ve daha sonra toz halinde kurutulur.

2- KEMİK SUYU

Kemik suyu, hayvanların kemik ve bağ dokuları birlikte kaynatarak yapılır. Bu dokular kaynatıldığında kolajenini suya bırakırlar. Bu yüzden de kemik suyu soğuyunca jelleşir.

3- YUMURTA BEYAZI

Yumurta akı, kolajenin ana bileşenleri olan glisin ve prolin amino asitleri bakımından çok zengindir. Bu nedenle yumurta akı mükemmel bir kolajen üreticisidir. Yumurta akı ihtiva eden protein barlar bu nedenle kolajen kaynağı olarak da çok değerlidir.

4- ÇEKİRDEKLER

Yazının devamı...

8 soruda kolajen dosyası

14 Eylül 2018

“Tutkal” anlamına gelen “kólla” kelimesinden türetilmiş ismi nedeniyle onu bir çeşit “yapıştırıcı” gibi de düşünebilirsiniz. Başta kemik, deri, kas, tendon ve bağlar olmak üzere göz ve dişler dahil hemen her organın en önemli yapı taşlarından biri.
Doku, organ ve yapılara esneklik, direnç, hareket serbestliği ve dirilik verir, onları bir arada tutar. Kolajen aynı zamanda bağırsakların astarında da (içyüzü) bulunur. Genel sağlık kadar sindirim sağlığında da önemli olduğunu biliyoruz. Son yılların en gözde takviyesi oldu. Bunu da fazlasıyla hak ediyor. Zira cilde, göze, kasa, kemiğe, kirişe, ekleme, kısacası hemen her yere destek oluyor.
Bugün ve yarın “8 soruda kolajen” başlığıyla önemli bilgiler aktaracağız. Umarız faydalanırsınız...

Kolajen ne işe yarar?

Kolajenin bir değil, birçok görevi var. Temel görevi bedene dokusal destek sağlamak, cilde yapısal güç, esneklik ve sağlamlık kazandırmak. Bir diğer görevi ise doku ve organların canlı ve esnek kalmasına yardımcı olmak.
Dokuların onarımında, kemik ve cilt dokusunun şekillenmesinde de önemli görevleri var. Bu özelliklerinden dolayı da son yıllarda besin takviyesi endüstrisinin ve anti-aging pazarının lideri ve gözde ürünü.

Kaç tip kolajen var?

Bir değil, birden çok ve farklı kolajen stoğumuz var. En az 16 tip kolajen söz konusu. Sayıyı 24’e kadar çıkarmak bile mümkün!

Yazının devamı...

Haşimato neden mühim?

13 Eylül 2018


Kısacası bu enteresan hastalığa paçanızı bir defa kaptırdınız mı kolay kolay kurtulamıyorsunuz. Kadını da erkeği de ilgilendiriyor ama nedense hastaların 90’ı kadın. Bunda kadınların strese daha sık maruz kalmalarının ve hassas duygusal yapılanmalarının da payı olmalı...
Hastalık bazen “hipo”, bazen “normo”, bazen de “hipertiroidi” formunda seyrediyor. Ama en çok görüleni “hipotiroidi” yani tiroidi tembel, yetersiz düşüreni oluyor. Peki diğer detaylar neler? Buyurun...

HAŞİMATO’DAN KORKMAYIN

Haşimato’nun tanısı Anti–TPO testi ile konur. Takibi ise T3, T4, TSH ölçümleri ile yapılır. TSH normalse kişi sadece izlemeye alınır. TSH yüksekse takviye hormona başlanır.
Tehlikeli, korkutucu bir hastalık sayılmaz. Yeter ki düzenli izlensin. Yeter ki hastalar verilen takviye tiroid hormonunu usülune uygun kullansın.
Peki beslenme düzeninde bir değişiklik yapmak gerekiyor mu?

Yazının devamı...