"Osman Müftüoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Osman Müftüoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Osman Müftüoğlu

Osman Müftüoğlu

Lütfen biraz sakinleşin

29 Haziran 2017

Sakinleşin, zira sakin biri olabilmek en az iyi beslenmek, düzenli egzersiz yapmak, stresi yönetmek ve hemen her gece kaliteli uyku çekmek kadar mühim bir sağlık belirleyicisi.
Şu da doğru:
Sadece ülkemizin değil, dünyanın da sakinleşmemizi zorlaştıran çok özel bir dönemden geçtiği kesin. Bu nedenle hepimizin sakinleşmeyi kolaylaştırıcı basit stratejilerden (gevşeme çalışmalarından) bugünlerde daha sık ve çok faydalanması lazım.
Gevşemeye yönelik çalışmalar denince akla önce “iç yolculuklar, farkındalık egzersizleri, meditasyon ve yoga” çalışmaları geliyor.
Benzer faydaları düzenli egzersiz, özellikle yürümenin de sağlayabileceği biliniyor.
Yapılabilecek başka şeyler de var:
Mesela iş yoğunluğunu azaltmak. Mesela yapılacak işler listesini küçültmek.

Yazının devamı...

Zerdeçalın kendisi mi hapı mı?

28 Haziran 2017

Bir kenara not edin: 2017’nin “yıldızı parlayan baharatlar” listesinin en tepesinde zerdeçal var ve o “üstün yetenekleri” sayesinde bunu kesinlikle hak ediyor. Düzenli tüketimi sizi kanserden, kronik iltihaptan, bellek zayıflamasından, eklem yaşlanmasından, hatta damar sertliğinden koruyabiliyor. Bağışıklığı güçlendirmek gibi yeni marifetleri ortaya çıktıkça da besin desteği üreticilerinin iştahını kabartıyor ve onlar piyasaya her ay yeni bir zerdeçal hapı sürüyor!
Ne var ki zerdeçalı doğal yolla besinlerle birlikte tüketmekle hap haline getirip yutmak aynı yararı sağlayamayabiliyor. Çünkü zerdeçal, daha doğrusu zerdeçalın içindeki “kurkumoid” adı verilen doğal mucize maddeler bağırsaktan kolay kolay emilmiyor.
Gıdalarla birlikte (doğal yolla) alınan zerdeçal, haplarla alınanlara oranla bedene daha kolay giriyor. Kısacası doğal yoldan yemeklerle alınan zerdeçal ile besin desteği olarak yutulan zerdeçal haplarından faydalanma oranı arasında dağlar kadar fark var.
İşte bu nedenle biri size zerdeçal hapı tavsiye ettiğinde biraz düşünün ve onu doğal haliyle tüketmenin daha akılcı olduğunu unutmayın. “Bana hapını kullanmak daha kolay” diyorsanız da o hapın içeriğini, dozajını, etkinliğini, üreticisini ve içindeki aktif maddenin güvenliğini dikkatle araştırın.

Ev işi zerdeçal çözümü

Zerdeçalın aktif/etken maddesi kurkumindir ve toz zerdeçalın kuru ağırlığının küçücük bir kısmını (maksimum yüzde 5’ini) kurkumin oluşturur.
Diğer taraftan zerdeçalın sindirim sisteminden emilimi çok sınırlıdır. Emilimi çoğaltabilmek için bazı gıda eklemelerine ihtiyaç vardır. İlk eklenen besin karabiber olmalıdır. Karabiberde bulunan piperidin/piperine etken maddesi, zerdeçalın emilimini 20-30 kat artırabiliyor.

Yazının devamı...

Eti kemiğinden ayırmayın

27 Haziran 2017

 Hem omega-3 zengini besinlerimizi elimizden alarak, hem de bedenimize bol bol omega-6 bombası bitkisel yağ pompalayarak omega-3/omega-6 dengemizi altüst edip bizi “omega-3 fakiri” yaptı. Bununla da yetinmedi, güneşle temasımızı minimuma indirip hepimizi D vitamini eksikliğine mahkûm etti. Probiyotik zengini besinlerimizi endüstriyelleştirerek probiyotik güçlerini azalttı, neticede probiyotik fakiri insanlar olduk. Yeni hayatın mide asit pompasını felç eden haplar ve daha pek çok nedenle bizi B12 yoksulu yaptığı da kesin. Yeni hayatın bizden çaldığı -ama bizim çok geç farkına vardığımız- mühim bir şey daha var: KOLAJEN! “O nasıl oldu hocam, nerede hata yaptık?” diyorsanız yanıtım tek cümleden ibaret: ETİ KEMİĞİNDEN AYIRDIK!

Kolajeni nasıl kaybettik?

Kolajen eksikliği problemi eti kemiğinden ayırmamızla başladı. Tencere yemeklerini bıraktık. Dolayısıyla iliğiyle kemiğiyle birlikte haşlanmış et yemeklerini neredeyse unuttuk.
Tencerede kemikli sığır/dana eti/kuzu budu-sırtı, hindi, tavuk pişiren mutfakların sayısı parmakla gösterilecek kadar azaldı. Son derece sağlıklı olmalarına rağmen mikrop veya parazit korkusuyla sakatat grubu besinlerden de vazgeçtik.
Netice ortada: Hepimiz kolajene hasret bireyler haline geldik. İşte bu nedenle eklemlerimiz eskisinden daha hızlı yaşlanıp daha erken çürüyor, pörsüyor. Biraz da bu yüzden kemiklerimiz daha kolay kırılıyor, ciltlerimiz daha kolay kırışıyor, sarkıyor, pörsüyor, kaslarımız eriyip gidiyor.

Eksikliği ne yapıyor

◊ Kemikler, kaslar güçsüzleşiyor.

Yazının devamı...

Öğlen 15-20 dakika

26 Haziran 2017

Bağışıklık sistemimiz çöküyor, mikroplara paçamızı kaptırıyoruz. Kaslarımız, kemiklerimiz eriyor, yorgun, bitkin, enerjisiz kalıyoruz. Belleğimiz zayıflıyor, odaklanmamız zorlaşıyor. Duygu durumumuz dengesini kaybediyor, depresyona giriyoruz. Şeker hastalığına, kalp damar hastalığına, kanserlere, alerjilere daha kolay yakalanıyoruz. İşin kötüsü eksiğimizi besinlerimizle yerine koyamıyor, D vitamini zengini gıdalarla (yumurta, balık, süt ürünleri) ihtiyacımızın en fazla % 10’unu karşılayabiliyor, geriye kalan % 90 için güneşe ihtiyaç duyuyoruz. Kısacası D vitaminine çok ihtiyacımız var ve bu ihtiyacı yerine koyabilmek için güneşe muhtacız. Derimizi güneşle buluşturmak, DAHA ÇOK D VİTAMİNİ İÇİN DAHA ÇOK GÜNEŞ TOPLAMAK zorundayız. “Peki, nasıl olacak bu iş? Nedir derimize daha fazla D vitamini ürettirip onu bedende daha bol depolayabilmenin en garantili yolu?” diyorsanız, buyurun…

BİR UYARI

GÜNEŞLENDİKTEN SONRA SICAK SU İLE SABUNLANMAYIN

- Konuyu sadece güneşlenip D vitamini öncü maddesi üretmekle de halledemeyebilirsiniz. Neden mi? Diyelim ki usulünce güneşlenip mor ötesi UVB sayesinde cildinizde bol miktarda kolekalsiferol ürettiniz. Sakın hemen gidip duşa, özellikle de sıcak suyun altına girmeyin. Hele hele şampuanlanıp sabunlanmayı üstüne bir de keselenmeyi asla düşünmeyin. Nedeni şu: Ürettiğiniz kolekalsiferol bir süre sonra (ilk 48 saatte) yağ bezleriyle cildinizin dışına çıkıyor. Daha sonra da cildinizden emilerek kanınıza yeniden karışıyor, karaciğer ve böbreğinizde bazı işlemlerden geçip aktif D vitamini haline geliyor. Eğer siz güneşlendikten hemen sonra gider de bol sabunlu bir sıcak-ılık duş yaparak cildinizi yağlarından arındırır, keseler, ovalarsanız bin bir zahmetle üretilen o D vitamini öncü maddesi duş suyuna karışıp akıp gidiyor.

İYİ SORU

KAÇ DAKİKA GÜNEŞLENELİM?

-

Yazının devamı...

Glutation olmadan olmaz!

24 Haziran 2017

Glutation sadece bir antioksidan da değil. Aynı zamanda güçlü bir bağışıklık desteği. Etkili bir enerji yükleyici. Harika bir toksin temizleyici. Kısacası 10 parmağında 10 farklı marifet olan mükemmel bir molekül.
Ne var ki o da biz yaşlandıkça azalan ve hatalarımızdan fazlaca etkilenen nazlı mı nazlı bir madde. Yapısal olarak “sistein, glisin ve glutamin” adı verilen üç farklı aminoasidin bileşiminden üretiliyor ve bedenimizdeki glutation’un önemli bir kısmı kendi imalatımız.
Onu gıdalarla da kazanabiliyoruz ama bu son derece hassas molekül midenin asit ortamda etkinliğini önemli ölçüde kaybediyor.
Ayrıca pek çok sıradan nedenle de süratle azalabiliyor. Her şeyden önce yaşlanmanın kendisi önemli bir problem. Beden yaşlandıkça glutation üretimimiz azalıyor. Stresin, radyasyonun, ağır metallerin, enfeksiyonların, alkolün, ilaçların (özellikle parasetamol içeren ağrı kesiciler, kinolon içeren antibiyotikler, statin içeren kolesterol hapları) vücuttaki glutation miktarını azalttığı kesin.
Peki, ne yapmalıyız? Glutation rezervlerimizi nasıl yüksek tutmalıyız? Yanıtlar için yandaki kutuya göz atmanız gerekiyor.

ÖNEMLİ

Glutation deposu nasıl dolacak?

* Daha sık ve düzenli egzersiz yapın. Düzenli egzersiz mitokondrial sisteminizi aktive ederek glutation zenginliğinizi güçlendirecektir.

Yazının devamı...

Tembel tiroit kalbi yoruyor

23 Haziran 2017

Ama yine de hepimizin bilmesi gereken bazı mühim ayrıntılar var. Bunlardan biri “tiroit-kalp”, diğeri ise “tiroit-beyin” arasındaki mühim ilişkiler. İsterseniz önce “tiroit-kalp ilişkisi”ne kısa bir el atıp tiroit ile beyin arasındaki yaşamsal bağlantıları başka bir yazıya bırakalım. Buyurun..

 Hipotiroidinin kalbe verdiği zararlar

Tiroit bezimiz yeteri kadar hormon üretemezse ilk ve en mühim sorunları kalbimiz çıkarıyor. Mesela mı?
◊ Kalp yetmezliğe giriyor. Eğer tiroit beziniz yeterince hormon üretemiyorsa kalp kaslarınız zayıflıyor, güçsüz ve halsiz düşüyor. Neticede kalbiniz organ ve sistemlerinize yeterince kan pompalayamıyor.
◊ Damarlar sertleşmeye başlıyor. Tiroit hormonu eksikliğinin kan-yağ dengesini bozduğu, kolesterol ve trigliserit artışına sebep olduğu kesin. Değişen yağ dengesinin zamanla damar sertliğine yol açma ihtimali ise oldukça yüksek.
◊ Tansiyon yükseliyor. Sertleşen damarların değişen koşullara uyum sağlaması zorlaşıyor. Bu da hipertansiyona çıkarılan davet anlamına geliyor.
◊ Kalp yavaşlıyor. Tiroit hormonu seviyeniz düştükçe kalbiniz de yavaşlayacaktır, bu kaçınılmaz. Kalp hızının yavaşlaması ise halsizlik, yorgunluk, bitkinlik ve daha pek çok sorun anlamına geliyor.

Aman dikkat, düşmeyin

Yazının devamı...

Bas ağrıtan sorular

22 Haziran 2017

SORU 1: Ağrı kesiciler bağımlılık yapar mı? 
Morfin türevi olmayan ağrı kesiciler sürekli kullanıldıklarında bile bağımlılık yapmazlar. Ancak ilacın çok fazla kullanılması, daha doğrusu suiistimal edilmesi yüzünden var olan ağrılara yeni bir ağrı türü de eklenebilir. Bu durumda hastanın mutlaka bir hekime başvurması ve ağrı kesiciler dışında bir tedavi için yardım alması gerekir.

SORU 2: İleri yaşlardaki baş ağrılarının nedenleri nelerdir? 
İleri yaşlarda başlayan baş ağrılarında öncelikle altta yatan bir neden olup olmadığı araştırılmalıdır. Migren yaşla birlikte azalma gösteren bir hastalıktır. İleri yaşlarda başlama olasılığı yaklaşık yüzde 2 civarındadır, yani ihtimal son derece düşüktür. Özellikle ileri yaşta başlayan baş ağrılarının ardında genelde iki sağlık problemi yatar: Bu ağrılar ya damar iltihabına bağlı baş ağrılarıdır -ki buna temporal arterit- denir ya da hipnik, yani sadece gece uyurken ortaya çıkan baş ağrılarıdır. Özellikle ileri yaşlarda görülen ve REM uykusu sırasında ortaya çıkan hipnik ağrılara nadiren rastlansa da böyle bir olasılık mutlaka göz önüne alınmalıdır. Bu ağrılar öyle şiddetli olur ki, kişiyi uykusundan uyandırır. Kısacası 50 yaş üstündeki bir hastada yeni ortaya çıkmış baş ağrıları söz konusu ise mutlaka bir doktora danışmak gerekir.

SORU 3: Botoks tedavisi migrende de yararlı mı? 
Son yıllarda baş ağrısı tedavisinde de kullanılmaya başlanan bu enjeksiyonlar, sık ve kronik ağrılarda bir tedavi alternatifidir. Ancak çok pahalı olması nedeniyle pratikte kullanılan ve öncelikli bir tedavi yöntemi değildir.

SORU 4: Hipoglisemi baş ağrısı yapar mı?  

Yazının devamı...

İnsulin direncinin ilk 10 işareti

21 Haziran 2017

◊ Sık acıkmalar, yemekten daha bir saat bile geçmeden yeniden bir şeyler yeme ihtiyacı duymalar.
◊ Sık ve ölçüsüz tatlı krizleri yaşamalar.
◊ Yemek sonrası gelişen yorgunluk, bitkinlik ve uyuklamalar.
◊ Acıkınca öfkeli ve gergin olmalar, açlığa dayanamamalar.
◊ Uyku sorunları yaşamalar, özellikle sebepsiz yere sık sık uyanmalar, daha da mühimi uykudan uyanıp mutfak kaçamakları yapmalar.
◊ Sabahları yorgun ve halsiz uyanmalar, güne mutsuz, keyifsiz, endişeli başlamalar.
◊ İzah edilemeyen gece terlemeleri, vücudun üst kısmı ve boyun bölgesinde tekrarlayan terleme nöbetleri.

Yazının devamı...