"Osman Müftüoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Osman Müftüoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Osman Müftüoğlu

Osman Müftüoğlu

Elma kanseri yener mi

8 Ekim 2018

Nedeni elmada, özellikle de elmanın kabuğunda bulunan mucize bir doğal madde. Bu mucize madde (ya da maddeler) kısa adı ‘MASPİN’ olan ve meme ya da yumurtalık kanseri hücrelerinin çoğalmasını engelleyen doğal bir antikanser savunma proteinini aktive eden, dolayısıyla bedenin kendi bağışıklık sistemi ile kanseri yenebilen bir yapıyı harekete geçiriyor. Bunlar elmada, en çok da elmanın kabuğunda var.

EN MÜHİM SAVUNMA

Şu kesin: Elmada antioksidan ve antikanser etkili pek çok doğal bileşen var. Kuersetin, kateşin, proantosiyanidin, gallik asid, klorojenik asid bunların en ünlüleri. ‘MASPİN’ ise tümör hücrelerinin çoğalmasını engelleyen en mühim savunma proteinlerinden biri.

KAÇ BEYNİMİZ VAR
ŞU bilgi kesinleşti: Bir değil, iki beynimiz var. İkincisine “yavru” ya da “ek” beyin desek daha doğru. Ama onun da önemli marifetlerinin olduğu net ve açık. İkinci beyin karnımızın içinde, sindirim sistemi ve çevresinde yerleşen kompleks bir yapı. Merkez üssü ‘bağırsaklar’ ve onu sarıp sarmalayan ‘sinir sistemi’. Genel sağlığa destek olan muhteşem bir bağışıklık organizasyonu ile sayıları trilyonları, ağırlıkları kiloları, cinsleri yüzlü rakamları bulan ‘probiyotik bakteri’ ailesi ise yavru beynin en mühim oyuncuları.

SADECE HAZMETMİYOR

Yazının devamı...

Çocuk obezitesinde şampiyonluğa oynuyoruz

6 Ekim 2018

Yaklaşık üç milyon civarında obezimiz var. Bunun iki milyona yakını da maalesef çocuklar ve gençlerimiz.
Bu rakam bize, 20-30 yıl sonraki nüfusumuzda en az bu rakama yakın kalp hastası, hipertansiyonlu, artritli, bellek sorunlu ve hatta kanser hastasının olacağını anlatıyor.
Lütfen duyarlı olalım. Lütfen uyumayalım. Lütfen ilgilileri ısrarla uyaralım. Bu çok mühim tehlikeye lütfen daha dikkat!
Çocuk obezitesi ile mücadelenin öncelikle evlerimiz ve okullarda başlaması gerektiğini unutmayalım. Okul kantinlerinde ne satılıyor, yemeklerde ne veriliyor, sportif anlamda neler yapılıyor takibe alalım.
Eğitim programlarında beslenme ve aktivitede neler öğretiliyor bilgilenelim. Bu süreçlerde müdahil ve yardımcı olalım. Biliniz ki yeni çağın vebası yukarıda saydığım hastalıklardır. Obezite tüm bu hastalıkların anasıdır. Obezitenin orkestra şefi de fruktoz yüklü şeker bombası meşrubatlardır.

Zayıflamak palavra mı?

Bedeninizin orasına burasına biriken vıcık vıcık aşırı yağdan mı şikayetçisiniz? Özellikle karın, göbek bölgeniz yağlı ise hedefiniz daha zayıf olmak değil, daha yağsız olmak!

Yazının devamı...

D vitamini “K”sız olmaz mı?

5 Ekim 2018

Gündemde yeni bir sağlık sorusu var. Soru şu: D vitamini K vitamini olmadan işe yarıyor mu, yaramıyor mu?
Yanıt kısa ve net: Sağlığımızı korumak için D ve K vitaminlerinin ikisine de ihtiyaç var. İkisini de düzenli olarak kazanmak zorundayız. Bunların ikisi de yağda çözülen vitaminler.
Aralarında mükemmel ve vazgeçilmez bir “ortak görev” ilişkisi var. Hatırlayalım: D vitamini ihtiyacımızın yüzde 95’ini cildimizi güneşle buluşturarak bedenimizde üretiriz. Çok az bir bölümünü ise yağlı balıklardan, süt ürünleri, yumurta gibi besinlerden karşılarız.
K vitaminine gelince... Yeşil yapraklı bitkilerde, fermente edilmiş baklagiller ve turşularda, yumurta sarısı, peynir gibi bazı hayvansal besinlerde bulunuyor.
Nasıl ki D vitamini sadece bir kemik ya da diş vitamini değilse K vitamini de yalnızca bir pıhtılaşma sorumlusu gibi hareket etmez. Ayrıca bu ikili bazı durumlarda aynı takımın oyuncuları gibi çalışır. O takımın görevleri ve çalışma yöntemlerini yandaki kutuda bulacaksınız. 

Kemik “K”sız da yapamıyor

Kanınızda dolaşan D vitamini, yediğiniz yemeklerdeki kalsiyumun bağırsaklardan emilimini artırmaktır.

Yazının devamı...

Omega-3 devrimi başlıyor mu?

4 Ekim 2018

İlaçların besin haline getirildiği tıp ya da sağlık anlayışı bitiyor. Onun yerine, besinlerin ve diğer doğal unsurların ilaç olarak tercih edildiği yeni bir sağlık anlayışı devreye giriyor. Bunun bir örneği de omega-3 bazlı yeni bir ilaçta yaşanıyor.
Gelişmelere bakılırsa omega-3 takviyelerinin yerini reçeteli omega-3 hapları alabilecek. Bu yöndeki olumlu bulgulara bir yenisi daha eklendi.
ABD’de Amarin ilaç firması tarafından üretilen omega-3 bazlı bir molekülün kalp damar hastalıkları ile mücadelede ciddi şekilde işe yarayabileceğini gösteren bulgular elde edildi. Aslında bu ilaç en az 5 yıldır gündemde.
Amarin’in Vascepa isimli ürününün başına gelenleri, FDA ile yaşadığı sürtüşmeleri yıllardan beri “omega-3 hayranı” bir hekim olarak ben de dikkatle izledim, izliyorum!
Son durum şu: Balık yağından
elde edilen ve
kanı incelten bir omega-3 asidi olan EPA’nın bir türü olan icosapent ethyl maddesi özellikle yüksek trigliserit seviyelerini azaltıyor ve aspirin benzeri bir kan inceltici etki gösteriyor.

Yazının devamı...

Zeytinyağı mı cinsellik hapı mı?

3 Ekim 2018

Zeytinyağı ilaçtır! söyleminden pek hoşlanmam. Zeytinyağı ilaç değil, yağların kraliçesidir. Zeytin meyvesi ile çok sağlıklı bir gıdadır.
Ne var ki zeytinyağını cinsel destek veren ilaçlarla mukayese etmek isteyen Atina Üniversitesi’nden bir grup uzman, 600’den fazla erkeğin katıldığı güzel bir araştırma yapmış, araştırmaya katılan erkeklere her gün 9 çorba kaşığı saf zeytinyağı içirmişler.
Araştırma bitiminde de bu kişilerde testosteron seviyesinin yüzde 40 daha fazla olduğunu tespit etmişler.
Araştırmanın ön sonuçları 29 Ağustos’da Daily Mail ve Telegraph (İngiltere) gazetelerinde yayınlandı. Araştırmayı yöneten Dr. Christian Chrysochou bu neticenin zeytinyağının ve “Akdeniz tipi beslenmenin” sağladığı “yüksek damar koruması” ile ilgili olduğunu açıkladı.
Araştırmanın detaylı sonuçları Avrupa Kalp Birliği’nin önümüzdeki günlerde Münih’te yapılacak toplantısında açıklanacak.
Tavsiyem şu: Yemeklerde zeytinyağlılar tercih edilecek. Soğuk sıkım zeytinyağı salatalara eklenecek. Kahvaltıda 4-5 değil 10-15 zeytin yenecek, Akdeniz tipi beslenme alışkanlığından da asla vazgeçilmeyecek.

Yemeğin üstüne çay içilmez mi?

Çayın içindeki bir maddenin besinlerle kazanılan demiri bağırsaklarda demiri bağladığı ve yemekten hemen sonra içilen çayın demirin emiliminin bozacağı yönünde yaygın bir kanaat var. Bu teorik olarak doğru bir bilgi ama pratikte zannedildiği kadar anlamlı değil. Yemek sonrası çay yasağı olsa olsa ağır demir eksikliklerinde geçerli olabilir. Sağlıklı birinin beslenmesinde zorunlu bir kural değildir. Bana göre yemeğin üzerine çay, afiyetle içilebilir. Tabii ki abartmamak koşulu ile.

Yazının devamı...

Yumurta bir mucizedir

2 Ekim 2018

Yumurta kolajeninin 5 faydası

EKLEM VE BAĞ DOKUSUNA YARDIMCI OLUR

Yumurta kabuğunun altındaki ince zar yapısı, I ve V tipi kolajen, glukozamin sülfat, kondroitin sülfat ve amino asitlere benzer besin öğeleri bakımından zengindir.
Bunlar eklem ve bağ doku sağlığı için faydalıdır. Yumurta zarlarının yüksek kolajen içeriği, bağ doku hastalıklarının tedavisinde yardımcı olur.

EKLEMLERDEKİ AĞRI VE SERTLİĞİ AZALTIR

En sık görülen artrit şekli osteoartrit, milyonlarca kişiyi etkilemektedir. Osteoartrit, kemiklerin uçlarındaki koruyucu kıkırdak zamanla azaldığında oluşur ve en çok el, diz, kalça ve omurgadaki eklemleri etkiler. Kolajen içeren yumurta kabuğu takviyelerinin artritik ağrı ve diz osteoartritinden kaynaklanan eklem sertliğini azalttığı gösterilmiştir.
Klinik romatolojide yayınlanan bir çift kör, randomize, plasebo kontrollü bir çalışma, günde 500 miligramlık bir dozda deneklere bir yumurta zarı takviyesi verilmiştir.

Yazının devamı...

Şekerin 10 sabıkası

1 Ekim 2018

Bağımlılık yaptığından hiç şüphemiz yok. Obeziteyi tetikleyip şeker hastalığı ve kanseri salgın bir sağlık sorunu haline getirdiğini ise “sağır sultan” bile duydu. Peki, şeker pancarından ya da kamışından elde edilen şekerle mısır nişastası şurubundan elde edilen “çakma früktoz” arasında zarar verme potansiyeli bakımından bir fark var mı? Bir başka deyişle “kötünün iyisi” hangisi? Benim kanaatim şu: Mısır nişastasından elde edilen çakma früktoz toplum sağlığı yönünden en tehlikeli şekerdir. Bu şekerin tüketimi arttıkça obezite, tip 2 diyabet, kanser, Alzheimer ve kalp–damar hastalarının sayısı artmakta; özellikle çocuk obezitesi önlenemez boyutlara ulaşmaktadır. Sadece bu nedenle bile obezite ile mücadelede ilk adım, bu gibi çakma şekerlerin kullanımını sınırlamak olmalıdır. Dünyanın her yerinde şeker tüketimi artıyor. Durum bizde de aynı. Bizdeki rakamlar da yıllık şeker tüketiminde kişi başına 100 kiloyu zorluyor. Şeker tüketimi arttıkça da bakın bize neler oluyor:

1 Çocuk ve yetişkin obezitesi artıyor.

2 Bazı kanserler (meme, kolon, yumurtalık) sıklaşıyor.

3 Karaciğer yağlanması önlenemiyor.

4 Bellek bozuluyor. Beyin küçülüyor. Demans ve Alzheimer hastaları artıyor.

5 Kısırlık problemi yaygınlaşıyor.

6 Hipertansiyon hastaları çoğalıyor.

7 Tip 2 diyabet sıklığı özellikle çocuk ve gençler arasında üçe-beşe katlanıyor.

Yazının devamı...

Tatlı krizlerini önlemenin 10 yolu

29 Eylül 2018

 Yorgunluk nöbetlerini de tetikler, zaten bu nedenle çoğu tatlı krizi az ya da çok mutlaka bir yorgunluk atağı ile biter. Bitmedi; depresyon, stres gibi olumsuz duyguları ön plana çıkarabilir. Aynı krizler, uyku bölünmelerine, öfke ataklarına, ödem ve şişkinliğe sebep olabilir. Bu krizleri önlemek için öncelikle öğün atlamayın, un, şeker ve nişastadan uzak durun. Diğer ayrıntılar şunlar:
1- İşlenmiş karbonhidrat dolu hazır, paketlenmiş atıştırmalıklardan uzak kalın, cipslere, gofretlere dokunmayın.
2- Sadece şeker eklenmiş konsantre meyve sularına değil, gazlı, köpüklü, asidik içeceklerin tamamına mesafeli durun.
3- İhtiyaç olmadıkça ara öğün yemeyin. Yediğinizde de protein ağırlıklı olanları (yoğurt, ayran, peynir) tercih edin.
4- Posadan zengin beslenin. Gıdaların posa içeriği arttıkça şeker oranları düşer, bağırsaktaki mevcut şekerin emilimi azalır ve yavaşlar. Sebzeler, bakliyat grubu en önemli posa kaynaklarımız.
5- Meyvenin suyu yerine püresini, püresi yerine salatasını, salatası yerine kendisini, hatta mümkünse kabuklu doğal halini tercih edin.
6- Sebzeleri az pişirin. Mümkünse pişirmeden yiyin.

Yazının devamı...