"Osman Müftüoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Osman Müftüoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Osman Müftüoğlu

Osman Müftüoğlu

Açlık kürü tehlikeli mi?

14 Ocak 2019

Bedenlerimizin susuzluğa dayanma gücü, gıdasız kalmaya oranla çok daha zayıf. Bunun nedeni bedenimizdeki “yağ rezervi”nin “su rezervi”ne oranla daha güçlü olması. Ayrıca metabolik yapılanmamız yeteri kadar yağ bulunmadığında ihtiyacı olan enerjiyi proteinler, yani kaslardan da karşılayabiliyor. İşte bu nedenle zaman zaman yapılan akılcı planlanmış “kısa aralıklı açlık kürleri” zannedilenin aksine sağlığa zarar vermiyor. Tam da aksine, beden dinlenme, metabolizma mola alma, detoks sistemlerimiz toksinlerinden arınma fırsatı buluyor. “Otofaji”, yani “atıklarını tüketerek beslenme” sistemi devreye giriyor. Neticede, bu kürlerin bilinçli uygulanırsa zarar vermeleri bir yana faydalı neticeleri alınabiliyor. İşte nedeni...

AÇ KALMAKTAN KORKMAYIN

Korkmayın, çünkü ortalama 70 kilo civarında sağlıklı biriyseniz bu sizin en az 150-160 bin kalori civarında yedek enerjinizin olduğunu ifade eder. Sağlıklı bir yetişkine günde en fazla 2 bin kalori gerektiğini düşünürseniz bu yedek de en az 70-80 günlük bir rezervin varlığı anlamına gelir. Dolayısıyla kısa oruçların sağlığınıza ciddi bir zararı olmaz. Yapacağınız şey, yapay gıdalardan, katkı ve kimyasal içeren yiyecek ve içeceklerden, şeker ve un/nişasta deposu, trans yağ zengini besinlerden uzak durup doğal şeylerle beslenmektir. İkinci ayrıntı ise prensip olarak hayvansal değil de “bitkisel bazlı” gıdalar yemektir. Tıbbi oruçlar sindirim sistemi ve genelde de her hücre ve dokunuz için bir çeşit “mola” almanız anlamına geliyor. Siz sınırlı miktarda gıda tüketirken, o sistemleriniz dinlenme, kendilerine bir çekidüzen verme, yapım-onarım faaliyetine girme fırsatı yakalıyor. Bu molalar sayesinde hazım sisteminiz kendini toparlama, tamir sistemleriniz kırığınızı, döküğünüzü onarma fırsatı buluyor. Kan basıncınız düşüyor. İnsülin ve leptin direnciniz azalıyor. Dokularınıza biriken toksik kalıntılardan temizleniyor. Sağlıklı bir kilo verme fırsatı yakalıyorsunuz. Uykunuz düzene giriyor. 

HAFTADA BİR GÜN DAHA AZ YİYİN

Beslenme bir numaralı bir sağlık belirleyicisidir. Bu net ve kesin bir bilgidir. Lokmalarınızın sayısına da yapısına da dikkat etmeniz lazım. Daha önce de yazdım: “Koruyucu sağlık”, yeni bin yılın en çok ilgi çeken sağlık yaklaşımı. Kronik hastalıklarla, örneğin obezite, diyabet, hipertansiyon, bunama, romatizma ile mücadelede önleyici tıbbın değerinin anlaşılması bu trendin en önemli sebebi. Önerim şu: 40’lı yaşlar sonrasında gelin haftada 1 gün “perhiz” yapalım. Yiyip içtiklerimizi azaltıp 700-800 kalori ile yetinmeye çalışalım ve o gün sadece bitkisel gıdalarla karnımızı doyuralım.

İNSÜLİNİ AZALTAN 15 ÖNERİ

Yazının devamı...

Midenin dişi yok

12 Ocak 2019

Hızlı yiyor, gıdaları yeteri kadar çiğnemeden ve büyük lokmalar şeklinde yutuyoruz. İşin kötüsü, bunun da çok mühim bir “beslenme hatası” olduğunun farkında bile değiliz.
Oysa lokmaları iyice ve uzun uzun çiğnememiz hem midemizin işini kolaylaştırıp sindirime yardım edecek, hem de o besinden aldığımız tada, duyduğumuz keyfe takla attıracaktır.
Masada oturarak, küçük lokmaları iyi çiğneyerek, arada çatal ve bıçağı tabağın kenarına bırakarak, yalnız değilseniz sohbet ederek, yeteri kadar yavaşlatıp olabildiğince uzatacağınız bir yemek ritüeli sizi çok daha iyi doyuracaktır.
Yeme süresinin en az 20 dakika olması, beyne doygunluk ile ilgili gerekli uyarıların ulaşması için yeterlidir.
Ayrıca, yemeğin ortalarına doğru kendinizi sorgulayıp, tokluk duyusuna ulaşıp ulaşmadığınızı kontrol etmenizi öneriyoruz.
Eğer yeterince yediğinizi düşünüyorsanız bitirmek için uğraşmayın.

Sabah baş ağrılarının ilk 10 nedeni

◊ Depresyon

Yazının devamı...

Vitaminler kilo aldırır mı?

11 Ocak 2019

Dost sohbetlerinde duyduklarınızın aksine, vitaminler kilo aldırmaz. Nedeni şu: Vitaminler kalori içermeyen “mikro besin unsurları”dır. Görevleri yiyip içerken kazandığınız besinlerin ve bedeninizdeki bazı metabolik süreçlerin daha düzgün, düzenli ve sorunsuz çalışmasını sağlamaktır.
Dengesiz, düzensiz ve yetersiz beslenen kişilerde, sağlık sorunları yaşayanlarda vitamin ve mineraller yeterli düzeylerin altına inebilir. Bu kişiler bozulan metabolizma nedeniyle iştahsızlık hissedebilir, sindirim sorunları yaşayabilir, neticede kilo da kaybedebilir. Sorun yani vitamin eksikliği problemi tanımlanıp eksiklik tedavi edilince iştahları da sindirim sistemlerinin etkinlikleri de düzelir ve yeniden sağlıklı bir kiloya gelirler.
Bu beklenen, istenen, hedeflenen sonuçtur. Vitaminlerin ve minerallerin kilo aldıran bir yan etkisi değildir.

Bitkisel besinlerin “A takımı”

◊ Protein ve kalsiyum zenginliği ile badem
◊ Omega 3 ve folik asit gücü ile ceviz
◊ Sülfür zenginliği ile lahana ve arkadaşları (Karnabahar, turp, roka, tere...)

Yazının devamı...

Sinemaya evet mısıra hayır

10 Ocak 2019

Sinema müthiş bir sanat. Her film bir eğlence, bir dinlence, bir eğitim küpü. Patlamış mısıra gelince... O sadece bir trans yağ, kalori ve nişasta topu. Hayatınıza keyif, kalite, anlam, ayrıcalık ve farkındalık katmak istiyorsanız “Sinemaya evet” deyin. Damarlarınızı pıhtı ve plaklarla tıkayıp, şekere, tansiyona paçanızı kaptırmak, kocaman bir göbek ve yağlı bir karaciğerle ortalarda dolaşıp, erken yaşlarda bunamak istemiyorsanız sinemalardaki “patlamış mısır rezaletine hayır!” deyin. Cem Yılmaz, Şahan Gökbakar ve Yılmaz Erdoğan’a sadece Türk sineması için değil sağlığınız ve çocuklarınız için de destek verin...

O kutunun içinde ne var?

Sinema büfesinde elinize tutuşturulan, içi tıka basa trans yağ, şeker ve nişasta yüklü kalori bombasının enerji değerini merak ediyorsanız buyurun...

* PATLAMIŞ MISIR (50 GR) (KÜÇÜK BOY)
Kalori: 210 kal
Yağ: 8 gr (1 gr doymuş yağ)
Sodyum: 660 mg

Yazının devamı...

Et mi balık mı?

9 Ocak 2019


“Biraz daha fazlası için hangisi?” diyorsanız önceliği balığa verin. Bazı balıklarda protein gücü 25 grama (100 gramında) kadar çıkabiliyor.
Kıyaslama ya da tercih yaparken şunlara da dikkat edin. Balıkta kırmızı etteki kadar demir, kırmızı ette balıktaki kadar omega-3 yok.
Kırmızı etin doymuş yağ içeriği dolayısı ile “kalp hastası yapma” riski daha fazla. Kırmızı etin fazlasının kanser oluşumunu (özellikle prostat ve kalın bağırsak) kolaylaştırdığını gösteren delillerin aksine balık “antikanser” bir besin kabul ediliyor.
Tavsiyem şu: Özellikle “büyüme çağındaki” çocuklarınıza ikisinde de istifade ettirin, haftanın 1-2 günü kırmızı et, en az 2-3 günü balık yedirin. Kırmızı etin işlenmişinden (sucuk, salam, sosis) ve yağda kızartılmışlardan uzak durun. Balığın tazesini tercih edin ama ne dondurulmuşunu ne de konservesini tüketmekten korkun.
Şunu da bilin: Bitkisel besinlerin de bazıları, özellikle de bakliyat grubu, en az balık, et kadar protein zenginidir ve “bitkisel proteinler” de ne az “hayvansal proteinler” kadar değerlidir. Süt ve ürünleri (özellikle yoğurt ve peynir /ama peynir alt tozu değil) ve yumurtanın da harika birer protein kaynağı olduğunu bir kenara not edin. Ve tıpkı bitkisel besinlerde olduğu gibi protein kaynaklarınızı da çeşitlendirin.

Herkes işini yapsın!

Uzmanlık alanımız olmayan konularda “Fetva verme”ye pek meraklıyız. Ne var ki özellikle konu “sağlık” olduğunda bu büyük bir tehlike. Yıllardır “doktorların diyetisyencilik” ve “diyetisyenlerin doktorculuk” merakının ne kadar yanlış olduğunu yazdım. Hele “tıp ve sağlık” konuları ile en ufak bir ilgi, bilgi ve eğitimi olmayan “çakma uzmanların” prostatı brokoli, hepatiti lavanta suyu ile tedavi etmelerine karşı çıktım. Şu anda yeni bir sorunumuz var:

Yazının devamı...

İkiler kuralı ile hayatınıza kalite katın

8 Ocak 2019

İKİ ŞEY

“İKİ ŞEY” YANLIŞ YAPMANIZI ENGELLER:
1- Şahıs ve olayları akıl ve kalp süzgecinden geçirmek
2- Hak yememek
“İKİ ŞEY” KİŞİYİ GÖZDEN DÜŞÜRÜR:
1- Demagoji (Laf kalabalığı)
2- Kendini ağırdan satmak (övmek, vazgeçilmez göstermek)

Yazının devamı...

En ucuz bağışıklık ‘hap’ı hangisi?

7 Ocak 2019

 Bunun birden çok sebebi var. İlki, egzersizin çok etkili bir “stressavar” olması. Biliyorsunuz, stres bağışıklık sistemini baskılayan, başını döndürüp hata yaptıran çok mühim bir zararlı. Egzersiz ise yüklediği pozitif duygular, keyif ve huzur hali ile etkili bir “stres törpüsü”. Egzersiz desteği sayesinde stresin baskısından kurtulan bağışıklık sistemi daha güçlü bir “savunma kalkanı” oluşturuyor. Egzersizin çok mühim bir faydası daha var. Onu da yandaki kutuda özetlemeye gayret ettim.

YÜRÜMEK İMMUNİTEYİ NASIL GÜÇLENDİRİYOR?

Egzersizin bağışıklık yararlarını inceleyen ciddi araştırmalardan birinde, orta yoğunlukta düzenli egzersiz yapanların üst solunum yollarında üretilen IgA (immünglobulin A) seviyelerinin beklenenden çok daha yüksek olduğu saptanmış, 3 ay süreyle haftada 3 defa 30 dakika aerobik egzersiz yapan kişilerin ağız sıvılarındaki IgA seviyesinin neredeyse yüzde 50 arttığı belirlenmiş. İncelemede, bu kişilerde düzenli egzersizin yararının sadece IgA artışı ile sınırlı kalmadığı, üst solunum enfeksiyonlarına yakalanma sıklığının da ciddi ölçüde düştüğü belirlenmiş (Klentrou ve ark/2002). IgA özellikle üst solunum yolunun nemli yüzeyinden bedene girmek isteyen virüsleri etkisiz hale getirmede görevli çok önemli bir fizyolojik engeldir. Bu yüzeylerde IgA salgısı ne kadar yüksekse o dokuların bağışıklık gücü o oranda yüksek ve güçlü demektir. Gelin hepimiz 2019’a “daha çok, sık ve düzenli egzersiz yapma” vaadi ile girelim. Egzersiz alışkanlığının sadece “daha az diyabet, hipertansiyon, inme, kalp krizi, bellek kaybı, kemik erimesi, düşme, uyku bozukluğu, obezite, depresyon riski” değil, aynı zamanda daha güçlü bir bağışıklık savunması anlamına geldiğini de bir kenara not edelim.

BUNAMASAVAR BESİNDE İLK 10

YAĞLI BALIKLAR: Haftada bir balık yemek bile bunama riskinde önemli ölçüde azalma sağlar. Balığın bu gücü ise Omega 3 zenginliğinden gelir.

BAHARATLAR: Birincilik tartışmasız zerdeçal ve onun başasistanı karabiberdedir. Listede tarçın da yer almalı.

-

Yazının devamı...

Bu ikiliye dikkat edin!

5 Ocak 2019

Her hormonun azlığı veya çokluğu önemlidir. Ama bunlardan ikisinin uzun süreli yani “kronik” olarak yüksek olması çok ama çok tehlikelidir. İkisi de, yüksek dozlarda uzun süre kaldığında, bedeni için için kemiriyor. İltihaplanmaya, yıpranmaya, kronik hastalıklara zemin hazırlıyor.
Bu tehlikeli ikiliden biri kortizol. Böbrek üstü bezlerinde yapılıyor. Stresle, depresyonla aşırı yükseliyor.
Diğeri ise pankreasta üretilen insülin.
O da, en az kortizol kadar zarar verebiliyor. İnsülinin neden hem “yaşamsal” hem de “hastalıksal” açıdan önemli olduğu defalarca yazdım. Çokluğunun da azlığı veya yokluğu kadar ciddi bir sağlık tehdidi olduğunu birçok kez açıkladım.
Bu nedenle kandaki insülin seviyesinin çok ama çok ciddi bir “sağlık belirleyicisi” olduğunu sanırım siz de çoktan öğrenmiş olmalısınız.
Şu kesin: Kan tahlil raporunuzdaki insülin değerini 5’in altında tutmak en az vitamin yutmak, iyi uyumak, stresi azaltmak kadar önemli bir sağlık ayrıntısıdır.
“Peki nasıl başarılacak bu iş?” diyorsanız, buyurun...

İnsülin seviyesi nasıl azaltılır?

Yazının devamı...