"Osman Müftüoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Osman Müftüoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Osman Müftüoğlu

Osman Müftüoğlu

Antioksidan besinlerde ilk 10

13 Nisan 2018

1- Kuru erik 5500 (Her akşam 2 adet kuru erik tüketin.)
2- Kuru üzüm 2500
(Her sabah 5-6 adet çekirdekli siyah kuru üzüm yiyin.)
3- Yaban mersini 2400
(Biraz pahalı!)
4- Böğürtlen 2000
(Bizde zor bulunuyor.)

Yazının devamı...

Siz hiç şişman çoban gördünüz mü?

12 Nisan 2018

Kilo sorununuz olmasa bile yürümek sağlık ve sağlamlık için vazgeçilmezdir. Beden ve ruhunuz için de yerine getirilmesi zorunlu bir vazifedir.
Yürümeden olmaz! İnsan vücudu yürümek üzere tasarlanmış ve yaratılmış bir cihaz gibidir.
Bitmedi, hareketsizlik, tembellik, hatta gereğinden fazla dinlenmek bile beden ve ruha yapılabilecek en büyük işkencedir. Yürümenin sağlık yararlarını hatırlatmama gerek bile yok.
Daha güzel uykularınız olsun mu istiyorsunuz? Yürüyün! Kilo probleminiz olmasın mı arzu ediyorsunuz? Yürüyün! Sağlam kalp ve damarlara sahip olmayı mı hedefliyorsunuz? Yürüyün!
Arzunuz bağışıklığınızı güçlendirmek, enfeksiyonlardan, kanserlerden korunmak mı? Yürüyün! Belleğinizi sağlamlaştırmak, dengenizi korumak mı? Yürüyün!
Kabızlığın bile çaresi öncelikle her gün düzenli yürümekten geçmiyor mu? Daha da önemlisi şu sorulara verilecek yanıt da gizlidir: Siz hiç şişman çoban ya da postacı gördünüz mü?

Harekette bereket var!

Yazının devamı...

Omega-3 seviyesi ölçülmeli mi?

11 Nisan 2018

Global bir omega-3 açlığı içinde olduğumuzdan hiç şüpheniz olmasın. Bu açlığın devam da edeceği kesin.
Çünkü yiyip içtiklerimizin içinde maalesef ihtiyacımızı karşılayacak miktarda omega-3 yok.
Ne kırmızı veya beyaz ette, ne balıkta, ne bunların süt ve süt ürünlerinde, ne de yumurtalarında kafi miktarda omega-3 yağını arayın ki bulasınız. Nedeni şu: Günümüzde hayvanlar doğal ortamlarında yaşayıp yetişip büyümüyor. Onların da hepsi omega-3 fakiri. Neticede bedenimize giren omega-3 miktarı azalıyor.
Çözüm, ne yapıp edip omega-3 zengini hayvansal ürünler bulup onları daha sık ve bol tüketmek. Olmadı mı? Takviyelerden faydalanmak ama ilki daha etkili ve garantili. Bu kesin.
Bugün özellikle şehirlerde yaşayan birinin “benim omega-3’üm yeterli” diyebilmesi mümkün değil. Böyle olduğu için de kanda ölçümler yapmaya hiç gerek yok. Bir de omega-3/omega-6 oranının bozulması meselesi var ki bu omega-3 indeksi testini iyice gereksiz hale getiriyor. Kısacası omega-3 indeksi testi bana göre gereksizdir, çünkü ayanı beyandan ibarettir.

İnternet doktoru olmayın!

“Google doktorluğu” ya da “internet hekimliği” meselesi önemli. İnternetin bilgi paylaşımında muazzam kolaylıklar sağladığı da kesin. Bilgi erişimini basitleştirdiği ise asla tartışılmaz. Kısaca o bir “bilgi otoyolu” vazifesi de görüyor. Bu sınırsız otoyolda ne bir trafik polisi, ne de güvenlik kontrolü yapan bir radar/kamera sistemi var. O muazzam bilgi otoyoluna isteyen istediği aracı (bilgiyi) koyabiliyor. Arzu ettiği hızda da kullanabiliyor. Araçlar (bilgiler) sağlam mı, değil mi, gerçek mi, manipülatif mi ayrımı yapılamıyor.

Yazının devamı...

Aşıyla güzellik olmaz

10 Nisan 2018

Hyalüronik asit, destek dokumuz ve cildimizin önemli maddelerinden biri. İsmi de Yunanca “cam” anlamına gelen hyalos sözcüğünden üretilmiş.
Sadece ciltte değil bağ dokusunun her yerinde özellikle de eklemlerde mühim görevler üstleniyor, eklemlere kayganlık yani hareket kolaylığı sağlıyor.
Bu nedenle de ilaç firmaları tarafından üretilen hyalüronik asit ürünleri romatizmalılarda eklem içine enjeksiyonla uygulanıyor.
Uygulamaların ağrıları azalttığı, kayganlığı artırıp eklem fonksiyonlarını iyileştirdiği kesin.
Hyalüronik asidin sık kullanıldığı alanlardan birisi de cilt sorunları.
Cildi koruyor. Nemlendirip kadifemsi bir kıvam veriyor.
Hatta biraz da sıkılaştırıyor.

Yazının devamı...

Stres-kilo ilişkisinde yeni şifre

9 Nisan 2018

Stresten bunalanların çoğu kilolu. Bilim insanları da ‘stres kilo ilişkisinin sırrını’ çözme gayretinde. Yakın zamana kadar genel kabul şuydu: Stresin arttırdığı kortizol salgısı insülin direnci üzerinden kilo almamızı kolaylaştırıp kilo kaybını zorlaştırır! Stanford Üniversitesi (ABD) tıp merkezinde yapılan yeni bir araştırma bu bilginin eksik olabileceğini gösterdi. O araştırma güvenilir tıp dergilerinden ‘Cell Metabolism’ dergisinde de yayınlandı. Araştırmada çok daha önemli bir sorunun varlığını teyit eden kanıtlara ulaşıldı. İşte o ‘kilo-stres’ sarmalındaki GİZLİ ŞİFRE! Buyurun...

SÜREKLİ STRES YAĞ HÜCRESİ Mİ ÜRETİYOR?

Sürekli ve net stres hali kanda kortizol seviyesini arttırıyor. Kortizol ise zannettiğimiz gibi sadece insülin direncini tetiklemiyor. Bazı hücrelerin yağ hücrelerine dönüşmesine, neticede de doğrudan yağlanmaya yol açıyor. Dolayısıyla stres sadece iştahı açtığı, fazla yedirdiği, insülin direncini tetiklediği için değil, oluşturduğu yeni yağ hücreleri nedeniyle de kilo aldırabiliyor. Araştırmadaki veriler kortizolün böyle bir etki gösterebilmesi için strese maruz kalma süresinin önemli olduğunun da altını çiziyor. Gün içindeki geçici streslerin değil de, kalıcı uzun süreli (mesela gün boyu devam eden) streslerin etkili olduğu anlaşılıyor. Araştırma laboratuvar ortamında fareler üzerinde yapılmış ama beklenti bu bulguların insanlar üzerinde de geçerli olabileceği yönünde.

UNUTMAYIN: UYKUSUZ OLMAZ

Dilimde tüy bitene kadar tekrarlayacak, “Tamam, derdimi anlattım” diyene kadar yazacağım. Uykusuzluk en az obezite kadar mühim bir sağlık sorunu. Kendisi başlı başına bir hastalık olabildiği gibi pek çok hastalığın da ya hazırlayıcısı, ya hızlandırıcısı. Uykusuzluğun kolaylaştırdığı sağlık sorunları arasında depresyon da var, hipertansiyon da.  Kalp damar hastalığı da var, bellek bozukluğu da. Kanser de var, tükenmişlik sendromu da. Listeye fibromiyaljiyi, rahatsız ayak sendromunu da eklemeniz mümkün. Önemli ve yeni bilgi ise şu: Uykusuz geçen gecelerin size zarar verebilmesi için aylara, yıllara ihtiyaç yok. Sadece birkaç gece uykusuz kalmanız bile beyninize fiziksel ve yapısal zarar verebiliyor. Bu zarar da yeme davranışlarınızı bozuyor, iltihabi süreçleri tetikliyor, stresinizi arttırıyor, depresyona, unutkanlığa zemin hazırlıyor. Özeti şu: Uykusuzluk mühim bir mesele. Ciddiye almanızda fayda var.

 

OMEGA-3/OMEGA-6 ORANI DAHA ÖNEMLİOMEGA-3 ve omega-6 yağlarının ikisine de ihtiyacımız var. Ne var ki bunların belirli bir denge içinde alınması lazım. İkili arasındaki kazanım oranının da en kötü ihtimalle bire bir (1/1) civarında kalması şart. Oran büyüdüğünde, omega-6’nın omega-3’e oranı 4/1’i geçtiğinde bazı sağlık sorunları başlıyor. Omega-3 kazanımımız çok çok azaldı. Omega-6’ların kazanımı ise bitkisel yağların ve margarinlerin kullanımının yaygınlaşması nedeniyle iyice arttı. Neticede “4/1’i geçmesin” dediğimiz ‘omega oranı’ neredeyse 30/1’e ulaştı. Peki sonuç ne? Daha çok cilt hastalığı, daha sık alerji, daha yoğun kronik iltihabi problemler, romatizmal sorunlar, daha yaygın bellek bozukluğu, daha yüksek kalp damar hastalığı riski. Yani omega dengemiz çok bozuk ve durumumuz pek iç açıcı değil.

 

Yazının devamı...

Göz altı morlukları neden olur?

7 Nisan 2018

Yaşınız ilerledikçe göz altındaki deri torbalanmaya, sarkmaya ve koyulaşmaya başlar. “İlaçlar”ın da göz altı morluklarına yol açabildiği aklınızda olsun. Özellikle damar genişlemesine yol açan ilaçlar göz çevrenizin daha mor görünmesine sebep olabilir.
“Beslenme” hatalarını unutmamak lazım. Kötü beslenme özellikle protein eksikliği, vitamin noksanlığı, demir fakirliği, C vitamininden yoksunluk da göz çevrenizin morarmasına sebep olabilir.
“Alerji” sorununu da not alın. Alerjik konjonktivit (bir çeşit göz alerjisi), alerjik rinit (alerjiye bağlı burun iltihaplanması) de göz çevresini olumsuz etkileyen sorunlardır. Bu durumlarda göz altını sık sık ovalamak, kaşımak morluk oluşumunu kolaylaştırabiliyor.
Diğer taraftan bazı kişilerde nedeni bilinmeyen metabolik süreçlerle göz altında aşırı melanin pigmenti birikmesi sonucu koyuluklar ortaya çıkabiliyor. Bunda güneş altında fazla kalmanın da rolü olduğu söyleniyor.
Genel ödem durumu, yani vücudun fazlaca su tutması bir diğer faktör. Böyle durumlarda tuz tüketimini gözden geçirmek ve yeterince su içmek gerekiyor.
Seyrek olarak bazı hanımlarda adet dönemlerinde tekrarlayan göz altı koyulaşmalarına rastlanabiliyor. Ayrıca hamilelik döneminde de bu tür değişimlerin ortaya çıkması mümkün olabiliyor.
Son olarak kötü ve dikkatsiz bir yaşam tarzının, aşırı sigara ve alkol tüketiminin, kısacası kişisel bakımsızlığın bu işte rolü olabileceğini biliyoruz.

Yazının devamı...

Meyve yemenin de bir anayasası var!

6 Nisan 2018

MADDE 1: Meyve olmadan olmaz
Meyvesiz olmaz, çünkü sağlığımıza olağanüstü destekler veren vitamin, mineral, posa, prebiyotik ve antioksidanların en bol bulunduğu gıdaların başında meyveler var. Bu nedenle her meyve sadece bir “lezzet topu” değil, aynı zamanda bir “sağlık koçu” gibi çalışıyor. Elma antioksidan kuvarsetini, prebiyotik inulini, siyah erik, çilek, kiraz, vişne antioksidan antosiyanini, kayısı, şeftali potasyumu, likopeni, greyfurt, portakal, mandalina narengenini, C vitamini, sitrülini ile adeta şifa dağıtıyor. Kısacası her meyvenin ayrı bir “sağlık hikayesi” var...

MADDE 2: Peki neden azı karar çoğu zarar?
Nedeni şu: Meyvelerin çoğu adeta birer früktoz topu. En az früktoz içeren meyvede bile ortalama 100 gramda 4-5 gram früktoz kazanıyorsunuz. Bu bazı meyvelerde (üzüm, incir, karpuz) 8-10 grama bile çıkabiliyor. Ne var ki karaciğerin kısıtlı bir früktoz işleme kapasitesi var. Bu kapasite günde 15-20 gramla adeta sınırlanmış durumda.
Eğer bedeninize daha fazla früktoz girerse işlenmemiş früktoz (yani kullanımın fazlası) trigliseride çevrilip dolaşım sistemine veriliyor.
İşte o trigliserid önce karaciğeri yağlandırıyor, sonra karnınızın içini yağ deposu haline getirebiliyor. Dahası kolesterolün yapısını bozup oksitliyor, damara zararlı bir moleküle dönüştürüyor. Özetle früktozun fazlası bize fayda değil, zarar veriyor.

MADDE 3: Ne zaman yeneceği de mühim bir ayrıntı...

Yazının devamı...

Yaşlanıyor muyum?

5 Nisan 2018

Viraja giriş zamanı ve hızı da herkes için farklı oluyor.
Kimi daha 50 bile demeden viraja çok sert bir giriş yaparken, kimi 60’lı yaşların ortasına geldiği halde bana mısın demiyor, viraj falan dinlemeden hayatına keyifle devam ediyor.
Kısacası herkesin yaşlanma hızı ve kalitesi farklı oluyor. Aradaki farkın birazını genetik miras, çoğunu yaşam tarzı seçimleri belirliyor.
İsterseniz orta yaş virajı ile başlayan o yolculuğun ilk işaretlerini alt alta bir defa daha sıralayalım. Sıralayalım ki hesabımızı ona göre yapalım. Buyurun...

Yaşlanma yolculuğunun 10 mühim işareti

◊ Eskiden 20-30 cm mesafeden okuyabildiğiniz gazetenizi kol mesafesinden bile zor okumaya başladıysanız...◊ Sabahları yorgun kalkıyor, akşam yorgunluğunu çok erken saatlerde hissedip televizyon karşısında uyukluyorsanız...◊ Kolesterolünüzü, tansiyonunuzu, şekerinizi yani sağlığınızı daha çok konuşmaya ve merak etmeye başladıysanız...◊ Dost sohbetlerinde en iyi lokantalar, en güzel oteller yerine en becerikli doktorlar ve en güvenilir hastaneleri konu ediyorsanız...◊ Sözü ikide bir “yaşlanmanın erdemleri ve tecrübenin önemine” getirip duruyorsanız...◊ Daha sık doktora gidiyor, daha çok tahlil yaptırıyor, sağlık konularına daha fazla ilgi duyuyorsanız...◊ Etrafınızdakilerin size “amca, teyze, dede, nine” gibi tanımlamalarla hitap etmelerinden hoşlanmıyorsanız...◊ Sık sık “önemli olan bedensel değil ruhsal yaşlanmadır, benim ruhum çok genç” diyorsanız...◊ Bir sonraki ziyaretinizde doktorunuzdan enerji verici, cinsel güçlendirici takviyeler ya da cilt, saç, tırnak destekleri istemeyi düşünüyorsanız...◊ Giyiminizde kuşamınızda daha genç ve dinç görünmenin yollarını arıyorsanız...

Yazının devamı...